Eski deniz sefaları

İSTANBUL’da şimdi plaj diye tanımlayabileceğimiz ve denize girebileceğimiz kaç sahil var?

Haberin Devamı

Eskiden her yaz belediyeler temiz plajların listesini yayınlardı.

Pera Müzesi’ndeki ‘İstanbul’daki Deniz Sefası’ sergisi, denizle münasebetlerimizi bilgi ve belgelerle gösteriyor.

Eski deniz manzaraları denince genellikle Atatürk’ün Florya Deniz Köşkü’ndeki yüzme fotoğrafları akıllara gelir.

Daha sonra da İsmet İnönü’nün denize çivileme atladığı fotoğrafı....

Deniz ile münasebetimizin ne zaman başladığı, nasıl geliştiği serginin aynı adlı kataloğunda ayrıntılı biçimde yazılmış.

Serginin küratörü Zafer Toprak, siyasal tarih ve denizle ilişki arasındaki bağa değiniyor:

“Cihan Harbi, Osmanlı halkının denizle olan ilişkisini de belirleyecekti. Devlet barış antlaşmaları imzalarken toplum da denizle barışacaktı. Cumhuriyet’le ise laik toplum anlayışı insanı daha görünür kılacak, artık halk savunma özgürlüğüne kavuşacaktı.”

Haberin Devamı

Deniz kıyısı olan çeşitli bölgelerde deniz hamamları açıldı. Denize girmenin sakıncalarına dair hekim görüşleri yayınlandı, denize girmek için tabibin onayı gerekliydi.

Deniz hamamları nasıldı?

Kıyıdan epey uzakta iskeleden ulaşılan, etrafı tahta perdelerle çevrili barakalardan oluşuyordu. Bu yapıların ortasında havuza benzer bir yerden denize giriliyordu.

Deniz hamamından plaja geçişte, Rus göçmenlerin rolü olmuştu.

Toprak’ın belirttiğine göre plajlarda bütün gün geçiriliyordu, denize giriliyor, yemek yeniyor hatta gece eğlencelerine bile kalınıyordu.

Dönemin gazete ilanlarından bu bilgileri ediniyoruz.

Çünkü bu ilanlarda gece eğlencelerindeki orkestraların, solistlerin adları yer alıyordu. Genellikle bunlar Anadolu tarafında olduğu için, Avrupa cihetine geçen vapurların saati de ilana konuluyordu.

Gene o gecelerde dans müsabakaları yapılıyor, deniz giyimleri defileleri de düzenleniyordu.

Köprü yapılmadan önce karşıdaki davetlerden sonra ben de oradaki otellerde kalırdım. Suadiye Oteli en tanınmışıydı.

*

BAZILARINA gittiğim için anımsıyorum.

Büyükdere’deki Beyaz Park’ı benim kuşağımdan birçok kişi bilir. Denize girilir, konserler verilirdi. Orada Münir Nurettin Selçuk’u dinlemiştim.

Haberin Devamı

Plajların yanı sıra gazino kültürü de başlamıştı. Rumeli ve Anadolu kıyılarında, Boğaz sahillerinde, Adalar’da bu kültürün örnekleri yaşanırdı.

Caddebostan’da şöyle bir konser dinlemiştim:

Solist, şampiyon bir yüzücü ve tanınmış bir ses sanatçısı idi. Bir gece denizden denizkızı kıyafetiyle çıkıp mikrofonu eline almış şarkı söylemişti.

Salacak’a o dönemde gitmedim, yıllar sonra oralardaki lokantalara uğrardım.

Florya Plaj Gazinosu’na gittim, beş çayları, komple çay adı altında verilirdi.

Şehrin her yanı değişti, şimdi Anadolu tarafında başka oteller açıldı ama eski plaj otellerinden hiçbiri kalmadı.

Hele karşıda sahil yolu açılınca o plajlar da yok olup gitti.

Haberin Devamı

Safiye Ayla’nın konserinden bir fotoğraf.

Saz sanatçılarından ikisini tanıdım, biri tanburi Selahattin Pınar, diğeri klarnet sanatçısı Şükrü Tunar.

O günün dergilerinde, gazetelerinde plajlardaki sanatçıların fotoğrafları sıkça görülürdü.

Plaj bahsi geçince mayonun kabulünden söz etmeli.

Adı, ilk önceleri ‘deniz donu’ idi.

Yazın Sirkeci’den kalkan trenlerle ya da otomobillerle Florya’ya gidilirdi. Tatil günlerinde buharlı tren vagonlarından insanlar sarkarlardı.

Katalogda Gökhan Akçura’nın ‘İstanbul Plajlarında Yaşam’ yazısını, özellikle deniz konusunda Refik Halit Karay’ın görüşlerini okuyun.

Sonraki yıllarda şehir içinde de havuzlar açılmaya başladı, onlardan en tanınmış olanı Ortaköy’deki Lido idi.

Haberin Devamı

Sergide ve katalogda deniz hamamı, plaj tarihimizden fotoğraflar ve tablolar da göreceksiniz. Özellikle Çallı İbrahim’in Salacak tablosu ile, Ramiz’in karikatürü dikkatimi çekti.

*

SERGİ, yalnız denizle ilişkimizin tarihini anlatmıyor, Cumhuriyet’in yaşama biçimini de örnekliyor.

 

Yazarın Tüm Yazıları