Karantinamızı uygulamazsak yeni tedbirler gelecek

OSMAN Müftüoğlu hoca bile son günlerdeki vaka artışından endişeliyse ve “Ben bile kaygılıyım” diyorsa, durup bir kez daha düşünmek gerekir.

Türkiye ilk dalgayı iyi yöneten ülkelerden biri oldu.
Bunda sağlık sistemimizin güçlü oluşu kadar insanların kurallara uyarak kendilerini karantinaya almalarının da etkisi oldu.
Ancak yazla birlikte her şey unutuldu.
İşin kötüsü virüsle ilgili kaygılar da ortadan kalktı.
Ve bugünlere geldik.
Vaka sayısı günlük 3 binin üzerinde...
Test olmayıp dışarıda elini kolunu sallayan insanlarla birlikte bu rakamı en az 8 ile çarpmamız gerektiğini söylüyor uzmanlar...
Bazı insanlar bu artışa rağmen rahat hareket ediyor; bunu vakalara rağmen ölüm oranlarının düşük kalmasına bağlıyorlar. Ölüm oranları düşmüş olabilir. Ama koronavirüse yakalanmanın tek kötü sonucu ölüm değil. Zayıflatıcı semptomlar aylarca sürebiliyor ve bazı doktorlar bunların kalıcı sakatlığa yol açabileceğinden endişe ediyor. Ayrıca daha düşük ölüm oranları, vaka sayıları arttıkça ülke genelinde sürdürülmesi zor olacak yüksek bir bakım standardı da gerektiriyor.
O yüzden durum düşündüğümüzden daha endişe verici bir boyut kazanmış durumda.
Pandemide beni şaşırtan performanslardan birini Yunanistan gösterdi.
Onlar da bizim gibi sokaklarda yaşamayı sever, turizmde iddialıdırlar.
Pandeminin ilk dalgasında bile karantina kurallarını çok sıkı uyguladılar. Sabahın ilk saatlerine kadar eğlenmeyi, gezmeyi, yemek yemeyi seven Yunan halkı bile yaz dönüşü yine çok sıkı önlemler koydular.
Geçen gün de üç haftalık bir OHAL ilan ettiler.
Bunu yapalım demiyorum.
Her fırsatta devlet elinden geleni yaptı, o yüzden kendi karantinamızı kendimiz yapalım diyorum.
Ama dünyadaki örnekleri gördükçe ve biz kurallara uymadığımız sürece yeni tedbirlerin geleceğini de görmemek mümkün değil.
Zor geçecek bir kışa hazırlıklı olalım.

 
Daha güçlü bir demokrasi şart

CUMHURBAŞKANI Erdoğan geçen hafta yaptığı konuşmaların tamamını gelecek dönemde yapılacak reformlara ayırdı. Ve ekonomide, hukukta reform sözü verdi.
Yıllardır şunu yazıyor ve altını çiziyorum.
Türkiye’nin geleceğine inanan biriyim.
Bu ülkenin insan kaynağı da, sanayisi de, girişimcisi de var.
Doğası, iklimi de harika...
Teknolojide harikalar yaratan gençlere de sahibiz.
Eksiklerimiz olsa da çarkları dönen bir demokrasimiz var.
Bize düşen ve yapmamız gereken demokratik, güçlü adımlar atmaktır.
Türkiye’nin daha iyisini yapabileceğini biliyoruz.
Ve yapmalıyız da...
Yapılacak reformlar önce güçlü bir demokrasiden geçiyor.
Bu adımları sadece iktidar yapamaz.
Muhalefetin de, sivil toplum örgütlerinin de sürece katkı koyması şart.

 
Kapanma perakendeye
büyük zarar verir

EĞER kurallara uymaz, pandeminin hızı da böyle giderse kapatmalar kaçınılmaz olur. Peki ikinci bir kapanmayı ekonomimiz kaldırır mı?
İlk dalganın etkisinin dünya ekonomilerinde nasıl tahribatlar yarattığı ortada...
Bizde de ihracat yapan şirketler dışında çoğunda sorunlar var.
Bir de üzerine kapanma olursa özellikle perakende sektörü ciddi bir zarara uğrar.
Yeme içme sektörünün içinde bulunduğu durum da mutlaka dikkate alınmalı.
Mülk sahipleri, mal sahipleri ikinci bir kapanma olursa kira erteleme ya da silme dahil birçok alternatifi düşünmeliler.
Yoksa hiçbir sektör bu kadar durmaya, kapanmaya dayanamaz.

 
Fedakarlığı bizim
yapmamız lazım

DİKKATİMİ çeken bir şey daha var.
Birçok ülke karantina, OHAL, kapanma yapsa da okulları açık tutuyorlar.
Özellikle de ilkokulları...
En başından beri yazıyorum.
Fedakarlığı bizlerin yapması lazım.
Gerekirse uzun bir süre kendi karantinamızı yapacağız ama çocuklarımızı okullara yollamaktan çekinmeyeceğiz.
Çünkü eğitimden daha önemli bir şey olamaz.

 
Aman dikkat edin

SİZLER de fark etmişinizdir.
Restoranlar 22.00’den sonra kapanınca ve evlere servis serbest olunca motorlu servis araçlarında artış oldu.
Aman dikkat edin derim.
Çünkü sayıları fazlalaşınca, bazı mekanlar saat, dakika sözü verince servisteki arkadaşlar da bir an önce gitmek istedikleri yere gitmek için çaba gösteriyorlar.
Ben önüme baktığım kadar aynadan da arkama bakar oldum.
Sayıları o kadar çok ve hareketleri o kadar hızlı ki ve maalesef o kadar dikkatsizler ki...
Aman dikkat...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

70 yaşındaki dahi çocuk

İSMET Berkan’ın Tekno Gündem’inde ilginç bir yazı vardı.Oradan aktarıyorum.



70 yaşındaki dahi çocuk Frank Wilczek’i anlatan müthiş bir başarı öyküsü...
Büyük fizikçi Frank Wilczek’in yeni bir kitabı Fundementals: 10 Keys to Reality adlı kitabından özetler yapmıştı Berkan...
Wilczek kimdi?
İkisi de lise bile bitirmemiş, Polonya asıllı bir baba ile İtalya asıllı bir annenin çocuğu olarak New York Queens’te doğmuş. Daha ortaokulda, gittiği devlet okulunda IQ’su ölçülmüş ve çok yüksek çıkmış; o andan itibaren bir çeşit “dahi koridoru”nda yaşamaya başlamış. Liseyi iki sınıfı atlayarak 16 yaşında bitirmiş ve üniversiteye Chicago’ya gitmiş. Burada fizik, biyoloji ve matematik arasında daldan dala atladıktan sonra 4 yerine 3 yılda matematik mezunu olmuş. Ardından yüksek lisans ve doktora için Princeton’a gitmiş. Princeton’da doktora tezini tamamladığında sadece 21 yaşındaymış. Yani liseden çıktıktan sadece 5 yıl sonra doktora tezini tamamlamış. O tezde Wilczek ve tez hocası David Gross, atomun içindeki “kuvvetli güç”ü (strong force) çözdüler ve kanıtladılar. 21 yaşındaki Frank, bu teziyle 2004’te Nobel Fizik Ödülü’nü kazandı. “Kuvvetli güç” atom içindeki parçacıkları bir arada tutan şey; yani aslında atomu atom yapan güç. Bunun bulunması sadece meşhur Standart Model’i tamamlanmaya bir adım daha yaklaştırmadı, aynı zamanda evrenin doğuş anından sonraki ilk dönemleri hakkındaki bilgimizin de patlamasına neden oldu. Fiziğe ikinci büyük katkısı “karanlık madde”yi onun Axiom adını verdiği son derece hafif ve bugüne kadar henüz gözlenmemiş olan bir parçacığın oluşturduğuna ilişkin teorisiydi. Evet bu henüz kanıtlanmış değil ama karanlık maddeyle ilgili geri kalan bütün teoriler çöktü, şimdilik Axiom hala ayakta ve onu saptamak için deney tasarlama çalışmaları da Wilczek’in de katkılarıyla devam ediyor. Üçüncü büyük katkı, “zaman kristalleri” ile ilgiliydi. Dördüncü katkı ise maddenin bilinenden çok farklı bir hali olan anyonlarla ilgiliydi.
İsmet Berkan şöyle diyor;

Yazının Devamını Oku

Gönüllü olup niye aşı oldum

YİNE hatırlatayım.


Geçen ay Türkiye’deki Faz 3 aşı çalışmalarına gönüllü olarak katıldım ve programa dahil oldum.
Bunu yaparken şunu düşündüm.
Bir yıldır devam eden bir salgınla karşı karşıyaydık. Evlerimize kapanmış, sosyal hayatlarımızı unutmuş, ailelerimizden sevdiklerimizden uzak kalmıştık.
Bu karanlık tünelden çıkışın tek bir yolu vardı; toplumsal bağışıklık...
Herkesin Kovid 19’u geçirmesini bekleyemezdik; vaka sayıları her geçen gün artıyor, ölümler de devam ediyordu.
İki Türk’ün kurduğu BioNTech firmasının Pfizer ile geliştirdiği aşı umut olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Bu devirde kimse kral değil

İKİ milyardan fazla insan WhatsApp kullanıyor. Bu bir marka için müthiş bir erişim demek...

 
Facebook ve İnstagram’ın da gücünü eklediğinizde karşınıza yıkılmayacak bir kale gibi gözüküyor.
O zaman bu markalar kural koyabilecekleri, ezber bozabileceklerini ve her istediklerini yapabileceklerini düşünüyorlar.
Bir açıdan da haklılar...
Çünkü hayatımızı kolaylaştırıyorlar ve her seferinde vazgeçilmez olmayı başarıyorlar.
Tabii algıyı iyi yönettikleri sürece...
WhatsApp’ın sahibi Facebook’un durumu izah etmeye çalışan açıklamalarına rağmen on binlerce kişinin diğer haberleşme platformlarına yönelmesi birkaç gün içinde o kadar hızlandı ki sosyal medya uzmanları bu hareketliliği “dijital medyada kavimler göçü” olarak tanımlıyor.

Yazının Devamını Oku

Önce okulları açmalıyız

VAKA sayısındaki düşüş devam ediyor.


Bu haberlere seviniyoruz tabii...
Yine de vefat sayısı hala çok yüksek ve ağır hasta sayısında düşüş olmasına rağmen rakamlar yüksek...
Ve içimiz acıyor.
Tedbirlerin sonuç verdiğini biliyoruz, keşke rakamlar daha da iyi olsa...
Cumhurbaşkanı Erdoğan, hafta başındaki kabine toplantısından sonra tedbirleri yavaş yavaş gevşeteceklerini söyledi.
Hepimiz sabırsızlıkla bekliyoruz.

Yazının Devamını Oku

İkinci aşımı da oldum

İki hafta önce Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittim. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji-İmmünoloji Uzmanı Prof. Dr. Şükran Köse’nin odasına girdiğimde asistanlarıyla ve doktor arkadaşlarıyla biraz sohbet ettik.


Bu ekibi uzun yıllardır tanıyorum.
Harika işler yapıyorlar.
Sonra aşılanmayla ilgili süreci bana anlattılar.
“Dışlama Kriterleri” adı verilen iki sayfalık formu doldurdum, sorulara cevaplar verdim.
PCR testim yapıldı. Ardından Kovid-19 geçirip geçirmediğimi belirlemek üzere antikor testi için kan örneği alındı.
Bu testler Ankara’ya gönderildi, gerekli incelemeler bittikten sonra Şükran hoca arayıp hastaneye gelmemi istedi.

Yazının Devamını Oku

Mutluluk tarifini herkes kendisi yapar

İSMET Berkan’ın Tekno Gündem’inde okudum. İtalyan yazar Alberto Moravia’nın (baş rollerinde Marcello Mastroianni ve Sophia Loren’in oynadığı bir filme de çekilen) Konformist adlı romanın kahramanı şöyle diyor;

“Meğer mutluluk; kendi kendine mutlu olduğunun farkında olmamakmış. ”İsmet Berkan da; “Bu güzel bir tanım. Bu kadar güzel bir başka mutluluk tanımı Yahudilerin kutsal bilgelik kitabı Talmud’da geçen ‘Mutluluk, nerede olduğunu bilmek ve orada kalmaktır’ sözü. İnsanlık mutluluk hakkında eski Yunan’daki meşhur Epikür’den beri kafa yoruyor. Ama tabii, Amerikalıların Bağımsızlık Bildirgesi’ne bir temel insan hakkı olarak ‘Mutluluğu arama hakkı’nı yazdığından beri, mutluluk bir çeşit tüketim maddesine de dönüştü. Hatta bilmiyordum, aydınlanma felsefesi ise mutluluk arayışını özdeşleştiren bir de kitap varmış. Berkan; BBC’nin web sitesindeki bir mutluluk yazısına da atıfta bulunuyor. O yazıyı buldum ve okudum. Şöyle bir dipnot vardı: “Modern mutluluk kavramları öncelikle pratiktir ve felsefi değildir, mutluluk teknikleri diyebileceğimiz şeye odaklanır. Sorun mutluluğun ne olduğu değil, nasıl elde edileceğidir. Medikal terimlerle mutluluğu, üzüntü veya depresyonun tersi olarak görme eğilimindeyiz, bu da mutluluğun beyindeki kimyasal reaksiyonlardan ortaya çıktığını ima ediyor. Mutlu olmak, sizi üzen kimyasal reaksiyonlardan daha azına ve sizi mutlu eden reaksiyonlardan daha fazlasına sahip olmak demektir. ”Kitapçılarda vakit geçirmeyi seviyorum. Son yıllarda mutluluk tarifi yapan kitapların sayısında fazlalık görüyorum. Bazılarını alıp okuyorum. Ama şunu biliyorum. Hangi tarifi okursanız okuyun siz yine gece yatağa yattığınızda kendi mutluluk tarifinizi yapmak zorundasınız.

 

Yeni bir kavram zihin değiştiriciler


BİLİYORUM bu pandemi hepimizi çok etkiledi. Biz eskiyi özlediğimiz için yeni normale pek adapta olamayacağız galiba... Şahsen ben o kalabalık sofraları, masaları çok özledim. Kalabalık toplantılarda eski dostlarla karşılaşmayı, yenileriyle tanışmayı da özledim. Sevdiklerime sarılmayı da özledim. Ben her gün işe gidiyorum ama hala büyük çoğunluk evden çalışıyor ya da hibrit bir modelle çalışmaya devam ediyor. Günlere sığmayan randevuları da özledim.Yurtdışı yayınlara, psikolojik tespitleri okurken yeni bir kavramı sık görmeye başladım. O da zihin değiştiriciler...Galiba dünya yeni normalin kalıcı olacağını düşünüyor. Zihniyet devrimine karşı değilim, dolayısıyla zihniyet değiştiricilerine de itirazım yok.Ama isterim ki; yeni normali kurgularken eskinin güzelliklerini, değerlerini, ilkelerini, bizi biz yapan lezzetlerini, ayrıntılarını da unutmasın bu zihin değiştiriciler... 

 

Beynimizin algoritması


Yazının Devamını Oku

Yerel olanı destekleyelim

PANDEMİNİN mağdurları perakende sektörü, esnaf ve özellikle yeme içme sektörü oldu.

 

Her fırsatta yazıyorum.
Türkiye’nin acil olarak bu sektörlere destek vermesi gerekiyor.
Biliyorum devletler vaka sayılarını yönetirken ekonomileri de ayakta tutmaya çalışıyor.
Bazen dengeler de bozuluyor.
Ancak pandemi sonrasında sevdiğimiz bu mekanlara gidebilmemiz için bu işletmelerin yaşıyor olması gerekir.
İşletmelere HES koduyla girebilmeliyiz.

Yazının Devamını Oku

ABD’de yaşananlar akıl tutulması

AMERİKA’da yaşananları hep birlikte izliyoruz. Bir akıl tutulması yaşanıyor. En gelişmiş demokrasi diye tanımlanan ve gerçekten insanlara sonsuz olanaklar sunan bir ülkenin geldiği nokta düşündürücü...

Sosyal medyada fırtınalar kopuyor.
“Demokrasinin kalesi diye biliyorduk meğerse bir muz cumhuriyetiymiş” diye yorumlar yapılıyor.
Amerikan demokrasisi yerden yere vuruluyor.
Bana göre bu bir akıl tutulması...
En kısa sürede ABD’nin fabrika ayarlarına geri döneceğini düşünüyorum.
Bu yaşananlardan hem Amerikalı siyasetçiler, hem Amerikalı seçmen, hem de sivil toplum örgütleri dersler çıkaracaktır.
Tıpkı 15 Temmuz’da yaşadığımız darbe girişimi gibi...

Yazının Devamını Oku

Pandemi bilimi öne çıkardı

SABAH gazeteleri okuyordum. Televizyonda Fox TV’de İsmail Küçükkaya’nın ABD’den bir konuğu vardı.


“İzmirliyim, Karşıyakalıyım” deyince gazeteleri bırakıp ekrana odaklandım.
İzmir’in yanına Karşıyaka eklenince ben başka olurum.
Emrah Altındiş anlatıyordu.
Altındiş, 2000 yılında Ege Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra çalışmalarını ODTÜ’de devam ettirmiş. Doktorasına başlamak için İtalya’ya yerleşerek eğitimine yurt dışında devam etmiş. Doktorasını Bologna Üniversitesi’nde yapmış.
Boston College Biology Department şirketinde Assistant Professor olarak görev yapıyor. Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde, mikrobiyoloji bölümünde çalışan, kolera hastalığına sebep olan vibrio cholerae bakterisinin virulans faktorleri üzerine araştırmalarını sürdürüyor.
Altındiş, viral hormonların fonksiyonel karakterizasyonu, bağırsak mikrobiyomu, viromun Tip 1 diyabet otoimmünitesinin başlangıcındaki potansiyel rolü üzerine odaklanmış.

Yazının Devamını Oku

Mekanlar insanlarla güzeldir

ALİ ve Hüseyin Albay, Tuncay Reyhan, Hatice Reyhan Kutlu ve Rukiye Tozkoparan kardeşler...


Hepsi yakın dostlarımız...
Birçok İzmirli de bilir, tanır ve severler...
İzmir’in sembol mekanlarından biri Reyhan Pastanesi’nin sahipleridir.
Lezzetlerini size anlatmayayım, zaten herkes biliyor.
Ne yerseniz, ne tadarsanız hepsi çok güzeldir.
Ama daha önemlisi sevdiğiniz lezzetleri değişmeden bulabilmenizdir.

Yazının Devamını Oku

Avrupa Schengen vize sürelerini uzatmalı

BELKİ Dışişleri Bakanlığı’nın bu konuda temasları, görüşmeleri vardır bilemiyorum.


Ama ben hatırlatayım istedim.
Pandemi döneminde değil ülkeler arası şehirler arası yolculuk bile yapamadık.
Birçok program, buluşma ertelendi.
Fuarlar bile sanal ortamda, online yapıldı.
Festivaller, paneller, kongreler de dijital ortama taşındı.
Örneğin ben dört beş ayrı yurtdışı programımı iptal etmek zorunda kaldım.

Yazının Devamını Oku

Bilkent'in Diagnovir'i 10 saniyede çözüm yüzde 99 başarı

ÖYLE anlaşılıyor ki; bu salgın kolay bitmeyecek. Altı ayda bir aşı olmak zorundayız, toplumsal bağışıklığın kazanılabilmesi için uzun yıllara ihtiyaç olacak. Virüs her mutasyona uğradığında nasıl davranmamız gerektiğini bilim insanları söyleyecek.


Bu arada umut veren gelişmeler de oluyor.
Örneğin Bilkent Üniversitesi’nde geliştirilen yüksek teknoloji ürünü “Diagnovir” beni çok heyecanlandırdı.
Diagnovir’in PCR testlerinin yerini alması hedefleniyor.
Ve bilinen testlerden çok daha pratik; 10 saniyede yüzde 99’luk bir sonuç alıyorsunuz.
Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Abdullah Atalar ile konuştum. “Koronavirüs 150 nanometre boyutunda bir parçacık. Araştırmacılarımız yıllarca nano boyuttaki parçacıklarla uğraştılar. Sadece ağızdan alınan sürüntü için hızlı bir kit ve optik düzenekle hızlı tanı yapabiliyor. Pozitif olması halinde 5-10 saniye içinde sonuç veriyor, negatiflik olması halinde ise 20-30 saniye içinde sonuçlanıyor. Yapılan kontrollerde bu yöntemle pozitif bulduklarımızın PCR’ı negatif çıksa bile birkaç gün sonra PCR’larının pozitife döndüğünü gördük” dedi.
Harika bir çözüm ve geliştirilebilir özellikleri çok fazla...

Yazının Devamını Oku

Volkswagen haberini duyunca içim burkuldu

2020 biterken Türkiye yatırımından vazgeçen Alman otomotiv devi Volkswagen, Manisa’da kurduğu şirketi tasfiye etme kararı aldı. Tasfiye ilanı da Manisa Sicil Gazetesi’nde yayımlandı.

 

İçim burkulmadı değil.
Çünkü bu yatırımın otomotiv sektöründe nasıl bir heyecan yarattığını çok iyi biliyordum.
Bazı markalar sektörleri için sembolik bir değer taşır.
Volkswagen de o isimlerden biri bence...
Bana göre çok doğru bir karar almışlardı.
Türkiye’ye yapacakları yatırım için yıllarca çalıştılar, araştırdılar, raporladılar ve sektörün temsilcileriyle yoğun temaslarda oldular.

Yazının Devamını Oku

HES koduyla birlikte restoranları açalım

İLGİNÇ bir yıl oldu. Kimse böyle bir 2020 yılı hayal etmemişti.

 

Bu salgın birçok şeyi değiştirdi. Alışkanlıklarımızı, eğilimlerimizi, ihtiyaçlarımızı, beklentilerimizi...
Aşılarla birlikte tünelin ucu gözüktü ama zorlu bir kış daha bizi bekliyor.
Bu arada gerçekten zor durumda olan sektörler var.
Hizmet sektöründe çalışan 2 milyondan fazla kişi, aileleriyle birlikte 10 milyon kişi mağdur oldu.
Ekonomiler küçüldü ama fabrikalar açıktı.
Kapasiteler belki düştü ama birçok sektörün alternatifleri vardı.

Yazının Devamını Oku

Akıllı ilaçların başında bir Türk

2020 bana göre bilimin öne çıktığı, bilim insanlarının çok konuşulduğu bir yıl oldu.

 

Zor ve belirsizlikler dolu bir süreç yaşadık.
Ama yeni isimler ve kavramlar hayatımıza girdi.
Örneğin Amerikan Pfizer firmasıyla koronavirüs aşısını geliştiren Alman BioNTech firmasının kurucuları Dr. Özlem Türeci ve Prof. Dr. Uğur Şahin’den çoğumuz haberdar değildik.
İnsanlık adına umut oldular.
Eğer tünelin ucunda bir ışık göründüyse Türeci ve Şahin’in önemli rolleri oldu.
Çünkü pandemiyi bitirecek ilk ateşi onlar yaktı.

Yazının Devamını Oku

Eski normali çok özledik

ŞU net...Nüfusun yüzde 60 – 70’i bağışıklık kazanmadan bu virüsten kurtulamayacağız.

 

O yüzden aşıları önemsiyorum.
Ve bunun için gönüllü oldum ve faz 3 çalışmalarına katıldım.
Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne gittim ve aşımı oldum.
En baştan söyleyeyim.
Bugüne kadar hiç grip aşısı olmadım, zatürre aşısı da vurdurmadım.
Ama bu sefer sürecin farklı olduğunu düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Gönüllü oldum aşım yapıldı

İLGİNÇ ve zor bir yıl oldu. Bu yılın başında hiçbirimiz bir virüsle dünyanın kapanacağını, evlere zorunlu gireceğimizi, iş yapma alışkanlıklarımızın değişeceğini düşünememiştik.


Belki ilk dönem çok yakınlarımızda değildi bu virüs belası ama yazdan sonra herşey değişti, vaka sayılarında müthiş bir artış oldu, kayıplar da artmaya başlayınca herkes daha da endişelendi.
Bazıları ayakta, hiç anlamadan geçirdi; bazılarını ise hastalık adeta yatağa çiviledi.
Kovid 19’u geçirenlerin anlattıklarını dinleyince, okuyunca hastalığın hiç hafife alınmaması gerektiğini daha iyi anladık.
Ve kasımda beklenen tedbirler geldi.
Avrupa aslında kısıtlamaları bir ay öncesinden almıştı.
Aralık ayını hafta sonları evlerde, hafta içi de saat 9’dan sonra eve dönerek geçirdik.

Yazının Devamını Oku

Saniye Gülser Corat teknolojide 10 kadın liderlerden biri oldu

HAYRANLIKLA izlediğim kadınlardan biri Saniye Gülser Corat...

 

Boğaziçi Üniversitesi Siyaset Bölümü’nden mezun olan Dr. Corat, 2004 yılında UNESCO Cinsiyet Eşitliği Bölümü’nün direktörü oldu.
Gülser Corat, merkezi Barcelona’da olan Digital Future Society tarafından 2020 yılının teknolojideki 10 kadın liderinden biri seçildi.
Corat; yapay zekada cinsiyet eşitsizliğine dikkat çekmek için özel çalışmalarıyla tanınıyor.
İlginç konulara dikkat çekerek toplumda kadın erkek eşitliği konusundaki farkındalığın artmasını sağladı.
Örnek mi?
Teknoloji çalışanlarının erkek ağırlıklı olması nedeniyle dijital asistanların neredeyse tamamının aşırı saygılı ve itaatkar kadın kimliğinde olduğunu söylüyordu.

Yazının Devamını Oku

Türkiye için bu ilk aynı anda 4 AB projesi

BENİM için güçlü demokrasilerin olmazsa olmazı sivil toplum örgütleridir. Ülkeleri için, yaşadıkları kentler için, insanlık için hizmet eden kurumlara ve buralarda görev yapan herkese sonsuz saygı duyuyorum.


Fırsat buldukça bu derneklere, vakıflara, kurumlara köşemde yer vermeye çalışıyorum.
Çok güzel projelere imza atıyorlar ve bunlardan herkesin haberi olmalı.
Örnek mi?
İzmir Kent Değerlerini Koruma ve Geliştirme Derneği kısacası Kentimiz İzmir; müthiş bir başarıya imza attı.
Derneğin aynı zamanda yürüttüğü dördüncü Avrupa Birliği projesi de onaylandı.
Araştırdım bu Türkiye için de bir ilk...

Yazının Devamını Oku