Hepimizi utandıran olaylar bunlar

Pınar’ın fotoğraflarına baktım.

 

Cıvıl cıvıl, hayat dolu bir genç kız.
Büyük hayaller kurduğundan, gelecek planları yaptığından eminim.
Ve o genç kız, eski erkek arkadaşı tarafından canice öldürülüyor.
Katil zanlısı olarak gözaltına alınan bar işletmecisi eski erkek arkadaşı cinayeti itiraf ediyor.
Genç kızı kıskançlık nedeniyle elleriyle boğup öldürdüğünü, ormanlık alanda cesedini çöp varilinde yakıp üzerine beton döktüğünü söylüyor.
Korkunç bir olay...
Her seferinde “Bu son olsun” diyoruz ama sonu gelmiyor.
Şiddet artıyor, mobbing vakaları patlamış durumda, kadın cinayetlerini engelleyemiyoruz.
Daha da kötüsü toplumsal gerginlikler bazen sokağa, insan ilişkilerine, dostluklara da yansıyor.
Bu konuda sayısız yazı yazmış bir gazeteci olarak bir kez daha söylüyorum.
Bir erkek olarak ben utanıyorum.
Pınar Gültekin cinayetindeki korkunç ayrıntılar hepimizin tüylerini diken diken etti.
Ama benzer hikayeler öylesine çok ki...
Türkiye inandığım, aşık olduğum bir ülke.
Gücünü her seferinde hissettiğim, olağanüstü bir doğaya sahip de bir ülke...
Üstelik devlet geleneği olan, aileyi önemseyen, değer yargıları üzerine toplumsal ilişkilerini geliştiren bir ülke...
Bu şiddet, kadın cinayetleri, böylesine köklü bir geçmişi olan ülkemize yakışmıyor.
Eğer yasalar yetersiz kalıyorsa Meclis gereğini yapmalı.
Yasalar yeterli ama uygulamalar caydırıcı olmaktan uzaksa, yine o zaman başta Meclis ama toplumun geneli bunun önünü almalıdır.
Bu cinayetler, kadına, çocuğa yönelik şiddet olayları hepimizi çok üzüyor.

 

Alkışlar Ekrem Oran’a

En baştan yazayım.
Her yıl yapılan “Çeşme mi, Bodrum mu?” tartışmalarına hiç girmem.
Cevabım net...
Çeşme de, Bodrum da çok güzeldir. Ben ikisinin de kıymetini biliyorum ve çok seviyorum. İsteyen Çeşme’ye, isteyen Bodrum’a gider. Bana göre iki tatil beldesi de Türkiye’nin gözbebeğidir.
İkincisi, yine her sezon yapılan tartışmaları da doğru bulmuyorum.
“Şu kadar liraya lahmacun, şu kadar bin liraya loca” diye...
Ödeyen varsa, buyursun lahmacunu da yesin; o locadan da denize girsin.
Dünyanın her yerinde bu böyledir.
Daha mütevazı bütçelerle tatil yapmak her iki yerde de mümkün...
Şahsen ben öyle yapıyorum.
Hele bu pandemi döneminde bir yerlere hiç gitmiyorum.
Gelelim Ekrem Oran’a...
Geçen gün haberlerimizde verdik.
Bazı bölgelerde locaların yapıldığı, vatandaşın denize girişinin engellendiği yönünde...
İşte buna karşıyız.
Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran da gereğini yapmış ve demiş ki...
“Sahiller halkındır. Buralara kaçak yapılar yapılmasına asla izin vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bunu herkes böyle bilsin...”
Helal başkan.
Ve bu arada Ilıca sahilinde arada yürüyüş yapıyorum.
Sabahları gerçekten tertemiz, ekipler güne plajı hazırlıyor.
Biraz da iş bize düşüyor, yani vatandaşa, buraları kullananlara...
Bulduğumuz gibi bırakmalıyız.

 

Karşıyaka, stadını istiyor

Karşıyaka stadıyla ilgili yasal engeller ortadan kalktı. Dilerim bundan sonra bir sorun çıkmaz. İtiraz edenlere bir çift sözüm var. Karşıyaka’nın geleceğine ipotek koydunuz. Göztepe stadı ortada, bana göre çok da güzel oldu. Keşke imkanlar daha iyi olsa da kentin biraz dışında, daha büyük statlarımız da olsa... Ama mevcut yerlerin de değerlendirilmesi gerekir. Ben Karşıyaka’nın rakiplerine göre göreceli olarak çok gerilerde kaldığını söylüyorum. Stadı olmayan bir kulübün başarılı olması, kalıcı gelirlere kavuşması, gelecek planları yapması mümkün değildir. Karşıyaka günlük sorunlarla boğuşurken, bunlara çözüm bulamadı. Ama emin olun, kulübün geleceğine ipotek kondu. Karşıyaka büyük bir camiadır, bulunduğu yerden toparlanıp çıkacaktır. Ama bunun başlangıcı statla olacaktır. Yasal engeller kalktığına göre stadımızı istediğimizi hatırlatmak istiyorum.

 

Eğlenelim ama kimliği bozmayalım

Restoranlarda, eğlence mekanlarında saat sınırlaması kaldırıldı. Yani iyice normalleşiyoruz. Yine de hatırlatma yapmak isterim. Tatil beldelerindeki eğlence mekanlarında sabaha kadar süren ve sürekli aynı desibelde çalan müzikler pandemi öncesinde de tartışma konusuydu. Eğlenelim ama abartmadan, eğlenelim ama dinlenmek isteyenleri de unutmadan, eğlenelim ama bir beldenin kimliğini bozmadan...

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Arda 8’inci vaka herkes destek olsun

YAĞMUR Merve Hızal’ın oğlu Arda için #guzelolanbizibulsun hashtagiyle başlattığı farkındalık kampanyasını destekliyorum.

Beş aylıkken beynindeki tümör teşhisiyle başlanan mücadelenin üzerinden tam 6 ay geçmiş. Sayısız ameliyat, kemoterapi ve hastanelerde geçen o büyük mücadele... Açık beyin ameliyatı sonrasında, patoloji tanısı değişmiş. ‘Pineoblastoma anlage’ tanısı konmuş. Pineoblastoma; epifiz bezinin hücrelerinde başlayan nadir, agresif bir beyin kanseri türü...
Ve, şimdi 11 aylık olan Arda, literatüre göre dünyadaki 8’inci vaka...
Anne Yağmur Merve Hızal, “Benim bebeğim o kadar özel ki, ilk doğduğunda anladım. Hastalığını da onun bir parçası gibi görerek sürece adapte olmaya, farkındalık hareketi yaratmaya çabalıyorum. Arda şu an 11 aylık ve minik savaşçı... Hep birlikte çocuklarımızın sesi olabiliriz. Çocukluk çağı, kanseri paylaştıkça hafifleyecek” diyor.
Günlük hayatımız akıp devam ederken bazen sıkılıyor, üzülüyor, kendimizi iyi hissetmiyoruz.
Ben de diyorum ki...
Sıkılmayın, üzülmeyin...
Aksine böyle hikayelere destek verin, bu mücadelelerin içinde olun ve kendinizi iyi hissedin.

Yazının Devamını Oku

Çoktan hak edilmiş bir ödül

PANDEMİ, sonra İzmir depremi, fırsat bulup yazamadım.

O yüzden bu gecikmiş bir yazı...
Bu yıl 57’ncisi yapılan Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde bir ‘ilk’e imza atılarak, ‘en iyi kadın oyuncu’ ödülü aynı filmde oynayan tüm kadın oyunculara verildi.
Fikret Reyhan’ın senaryosunu yazıp yönettiği Çatlak’ta rol alan İzmir Devlet Tiyatrosu sanatçısı Süreyya Kilimci, Gülçin Kültür Şahin, Tuğçe Yolcu, Canan Atalay ve Elif Ürse en iyi kadın oyuncu seçildi. Film aynı zamanda Dr. Avni Tolunay Özel Jüri Ödülü’ne de layık görüldü.
Ödül alan herkesi tebrik ederim.
Ve özellikle Süreyya’yı...
Süreyya Kilimci’yi çok eskiden beri tanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Pozitifle temaslı birbirine karıştı

İZMİR Valisi Yavuz Selim Köşger’in dünkü açıklaması netti.


“Depremin olduğu güünlerde pozitifi, temaslısı tüm vatandaşlar sokağa çıktı ve hepsi birbirine karıştı. Biz bunu tahmin edebiliyorduk. İzmir Türkiye’deki en iyi ilk 10 il arasındaydı depremden önce. Ancak depremle vaka sayısında bir patlama oldu. Şimdi hemşehrilerimizden depremde gösterdikleri metaneti, sükuneti ve vakarlı duruşu burada da göstermelerini ve depremde nasıl tek yürek olmuşlarsa burada da tek yürek olarak koronavirüsü tekrar eski rakamların da altına çekecek şekilde kurallara riayet etmelerini istiyoruz.”
Biliyorum; deprem gibi bir felaketten sonra soğukkanlı kalmak kolay değildi.
Herkes sokaklarda vakit geçirdi ve büyük kalabalıklar oldu.
Ama o günleri ve yetkililerin açıklamalarını çok iyi hatırlıyorum.
Bizler de uyardık.
Normal bir dönemde olsaydık işimiz daha kolaydı ama pandemi her şeyi değiştirdi.

Yazının Devamını Oku

Kendi karantinamızı uygulamalıyız

VE beklediğimiz oldu.


Yasak alanları genişletildi, belirli saatler de olsa evden çıkma yasağı geldi.
Böyle olacağı belliydi.
Bana göre çok başarılı bir ilk dönemden sonra yaz dönemini çok kötü geçirdik.
Zannettik ki, havanın etkisiyle virüs ortadan kaybolacak.
Mış gibi yapıp, tedbirleri boşverdik.
Kalabalık ortamlarda virüsün gezinmesine, çoğalmasına izin verdik.

Yazının Devamını Oku

Hürriyet maceramı başlatan o telefon

1999’un ekim ayıydı.


Telefonum çaldı; arayan Nedim Demirağ’ydı.
Gazete Ege maceramız bitmiş, Ankara için gelen önemli bir teklife evet demek üzereydim.
“Buluşalım” dedi; buluştuk, konuştuk, hem de uzunca konuştuk.
Sonra Ertuğrul Özkök’e telefonu verdi.
Ertesi gün İstanbul’daydık.
Üç gün içinde İzmir, Ankara, İstanbul üçgeninde hızlı bir trafik yaşamıştım.

Yazının Devamını Oku

Karantinamızı uygulamazsak yeni tedbirler gelecek

OSMAN Müftüoğlu hoca bile son günlerdeki vaka artışından endişeliyse ve “Ben bile kaygılıyım” diyorsa, durup bir kez daha düşünmek gerekir.

Türkiye ilk dalgayı iyi yöneten ülkelerden biri oldu.
Bunda sağlık sistemimizin güçlü oluşu kadar insanların kurallara uyarak kendilerini karantinaya almalarının da etkisi oldu.
Ancak yazla birlikte her şey unutuldu.
İşin kötüsü virüsle ilgili kaygılar da ortadan kalktı.
Ve bugünlere geldik.
Vaka sayısı günlük 3 binin üzerinde...
Test olmayıp dışarıda elini kolunu sallayan insanlarla birlikte bu rakamı en az 8 ile çarpmamız gerektiğini söylüyor uzmanlar...

Yazının Devamını Oku

İnsanlığa adanmış bir hayat

DÜNYA medyası koronavirüs aşısını geliştiren Türk doktorlar Prof. Uğur Şahin ve eşi Özlem Türeci’yi yazıyor.


Bizler de gururlanıyoruz elbette...
Çünkü değişen hayatımızı yeniden normale döndürecek aşının formülünü bulduklarını ve yüzde 90’nın üzerinde başarı yakaladıklarını söylüyorlar.
Bu müthiş bir hikaye...
Şahin ve eşi ve elbette şirketleri BioNTech; Nobel dahil birçok ödülün sahibi olabilirler.
Medya günlerdir bunu konuşmasına rağmen, Şahin son derece mütevazi açıklamalar yapıyor.
Belli ki insanlığa adanmış bir hayat sözkonusu...

Yazının Devamını Oku

Konutta fiyat arttı kontrol şart oldu

İZMİR depremi kentin ruh halini de değiştirdi. Körfez depreminden sonra İstanbullular ne hissediyorsa, İzmirliler de şimdi aynı durumda.

 

Örneğin evleri az hasarlı bile olsa herkes yeni bir adres arayışında...
Orta hasarlı olanlar zaten taşınmaya başladılar bile...
İyi de konut stokları yeterli mi, bu kadar kiralık ya da satılık ev var mı?
Varsa bile herkesin imkanı buna uygun mu?
İşte herkes bu soruların cevaplarını arıyor bugünlerde...
Bir de yükselen emlak fiyatları ve kiralar var.

Yazının Devamını Oku

Lütfen aradan çık sosyal medya canavarı

HEP yazıyorum.


Sosyal medyayı kullanıyorum, seviyorum, çok şey de öğreniyorum, hatta eğleniyorum da...
Ama bazen gerçekten de iş çığrından çıkıyor.
Deprem gibi çok önemli ve içimizi acıtan bir olayı bile farklı noktalara çekiyoruz.
Rızabey Apartmanı İzmir depreminin sembolüydü.
O apartmandan 91 saat sonra çıkarılan Ayda Gezgin de sembol isimlerden biriydi.
İyileşen Ayda’yı babası kucaklayıp hastaneden çıkarırken görüntülendi.

Yazının Devamını Oku

Kentsel dönüşüm siyaset üstü mesele

DEPREM olduğundan bu yana İzmir’den bakanlar kurulu haricinde hiç ayrılmayan Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli’ye önce bir teşekkür edelim.

 

Böyle durumlar insanüstü çalışmayı, özveriyi istiyor.
Çevre ve Şehircilik Bakanı Kurum önemli bir açıklama yaptı.
Ve dedi ki;
“Orta hasarlı binalarımıza güçlendirme yapılarak girilebilir...”
Ve ilave etti.
“Hasar tespitleri yapılmış, hafif, az hasarlı ve hasarsız evlere vatandaşlarımız girebilirler. Sadece ağır hasarlı binalara ilişkin zaten girme durumumuz yok. Orta hasarlı binalarımıza güçlendirme yapılarak girilebilir, burada altını çizerek ifade edelim. Ağır hasarlı binalarımızdaki eşya boşaltma sürecini de muhtarlarımız aracılığıyla vatandaşlarımıza bilgilendirme yapıyoruz.”

Yazının Devamını Oku

Daha iyi bir koordinasyon şart

DÜNKÜ yazımda Hilton İzmir’in depremzeler için kullanılabileceğini yazmıştım.

Hürriyet Ege’nin baskısı biraz daha erken olduğu için baskıdan hemen sonra İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, otelin bu kış boyunca İzmir depreminde mağdur olanlar için kullanılacağını açıkladı. Aklın yolu bir...
Çok doğru bir karar ve hamle...
“Bir kira bir yuva” kampanyasını da doğru buluyorum.
Ve bütün Türkiye’nin bu kampanyaya destek vereceğini düşünüyorum.
Bu arada bana bile çok sayıda kişi nasıl yardım edebileceğini, neler yapabileceğini soruyor.
Türkiye’nin her yerinden ve çok önemli şirketlerinden bu talepler geliyor.
Çok da mutlu oluyorum.

Yazının Devamını Oku

Mucizeler her gün olmaz

ELİF’in itfaiye erinin parmağını tutan eli bir mucizenin habercisiydi. O kadar çok sevindik, o kadar mutlu olduk ki...

 

Fotoğrafa durup durup bakmaktan kendimi alamadım.
Tabii gözyaşlarımı da herkes gibi tutamadım.
Bir mucize gerçekleşmişti.
Dün de öyle oldu.
Ayda, sanki hiçbir şey olmamış gibi bulunduğu yerden çıkarıldı.
En ufak bir çizik yoktu vücudunda...

Yazının Devamını Oku

İzmir’in sadece Kordon’u yok bunu bir kez daha hatırladık

Benim gibi doğma büyüme İzmirli olanların deprem korkuları pek yoktur.

Çocukluğumdan bu yana kafamda hep bir deprem planı vardır.

İzmir’de son yaşadığımız gibi değil ama yıl içinde bazen 5’lerde, bazen 6’ları geçen çok sayıda deprem olur.

Biz her seferinde “İyi oldu, enerji boşaldı” der günlük hayatımıza devam ederdik. Bu seferki farklıydı, hem uzun sürmüş, hem de şiddeti 7’ye dayanmıştı. Yıkıcı olduğu belliydi; Hürriyet İzmir’deki ofisimde masamın üzerindeki her şey yere düşmüş, bazıları da kırılmıştı.

O dakikadan bu yana da depremin en fazla etkisini gösterdiği İzmir’in Bayraklı bölgesinden çıkmadım.

O telaşı, insan üstü çabayı gözlerimle gördüm.

Bir kere şunun altını çizmek isterim. Bizim insanımız zor günlerde bir vücut olmayı her zaman başarıyor. Depremin hemen ardından bölgeye gittim. Devlet oradaydı, yerel yönetimler oradaydı, sivil toplum oradaydı. Bakanlar Kurulu’nun neredeyse tamamının İzmir’e süratle gelmesi moral açısından büyük etki yarattı. Kenti çok iyi tanıyan ve İzmir milletvekili de olan son Başbakan Binali Yıldırım’ın Afyon’dan İzmir’e gelişi ve koordinasyonu sağlaması sürecin hızlanmasını sağladı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın olay sıcakken yaptığı açıklamalar ve İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer ile yaptığı telefon konuşması da önemliydi.

CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’in İzmir’e gelişi de fotoğrafı tamamladı.

Yazının Devamını Oku

Deprem gerçeğini bir kez daha hatırladık

UZMANLARIN ilk yorumlarını dinleyince insan ürperiyor.

 

Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan diyor ki;
“Herkes 17 binaya odaklandı ama İzmir ve çevresinde 5-6 bin bina veya bina türü yapının ağır hasar görmüş olduğunu tahmin ediyoruz, ki bu da 25-30 bin konut eder. Yani bu depremde 25-30 bin konut ağır hasar görmüş olabilir. Vatandaş teknik ekipler inceleme yapmadan asla bu binalara girmemeli.”
25, 30 bin konut; belki de daha fazla...
Daha seri ve dikkatli bir inceleme yapılsa fatura daha da ağır çıkabilir.
Türkiye’nin deprem gerçeği yaşadığımız terör sorunu kadar önemlidir ve üzerine gidilmelidir.
Uzun yıllardır yazdığım bir konu...

Yazının Devamını Oku

Geçmiş olsun İzmir

BENDE deprem korkusu neredeyse yoktur.


Galiba bu biraz da İzmirli olmaktan, İzmir’de oturmaktan kaynaklanıyor.
Çünkü çocukluğumdan bu yana kafamda hep bir deprem planı vardır.
İzmir’de son yaşadığımız gibi değil ama yıl içinde bazen 5’lerde, bazen 6’ları geçen çok sayıda deprem olurdu.
Ve biz her seferinde “İyi oldu, enerji boşaldı” der, günlük hayatımıza devam ederdik.
Cuma günü gazeteden çıkmış, bir toplantıya gidiyordum.
Bir şey almak için bir yere girdim; sallanmaya başladık.

Yazının Devamını Oku

Haberi alınca çok eskilere gittim

ESKİ başbakanlardan Mesut Yılmaz’ın vefat haberini alınca eskilere gittim.

 

Gazetecilikte 30 yılı çoktan geçtim.
Düşündüm de; ne kadar çok insanla tanışmışım, ne kadar çok olaya tanıklık etmişim.
Gitmediğim şehir kalmamış.
Türkiye’nin çok hareketli, ilginç ve çok farklı geçen 80’li, 90’lı ve elbette 2000’li yıllarına tanıklık etmişim.
Bazı olayların da içinde yaşayarak görmüşüm.
Gazetecilik yapınca, üstüne yönetici kimliği de giyince ister istemez siyasetten kaçamıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku