"Bükre İkizer" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Bükre İkizer" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Bükre İkizer

Bükre İkizer

Sonbahar Depresyonu

14 Ekim 2019

İnsanın daha çok düşündüğü, daha fazla detaylara odaklandığı, sorgulamalara ağırlık verdiği ve kendine döndüğü zamanlar bu geçiş döneminde fazlalaşıyor. Dolayısı ile çoğunluğun üzerindeki negatif etkiler daha çok ön plana çıkabiliyor. Daha yorgun, motivasyonsuz, isteksiz ve bıkkın hissettiren soğuk kış günlerine girişin habercisi sonbahar aslında pozitif birçok etkisi olduğu halde negatif yönleri ile biraz daha öne çıkabiliyor.

Peki bu depresif etkiye kapılmamak için neler yapmalıyız?

Kendinizi doğaya verin: Daha çok doğa ile iç içe kalabileceğiniz yerlere gitmeye, oralarda zaman geçirmeye çalışın. Doğanın dönüşüm evresinin muhteşemliğini izleyin ve kendinizi rahatlatın.

Hareket edin: Spor yapın. Yürüyüş, yüzme, pilates, tenis, dans her ne olursa olsun vücudunuzu harekete geçiren ve severek yaptığınız fiziksel bir faaliyet sizi çok rahatlatacaktır. Üşenmeyin ve harekete geçmeyi ertelemeyin.

Okuyun: Okumak zihninizi rahatlatacaktır. Sevdiğiniz, merak ettiğiniz, öğrenmek istediğiniz herhangi bir şey okuyun. Düzenli olarak okumak, hikayelerin içinde kaybolmak ruha her zaman iyi gelir. Serüvenlere dalmaktan korkmayın.

Müzik ruhun gıdası: Pozitif ve canlı müzikler dinleyin. Ruhunuz depresyon eğiliminde ise onu yukarıya çekecek müziklerle besleyin. Acı dolu, düşük enerjili müziklerden uzak durun. Mümkün olan her fırsatta enerji veren ve eğlenceli müzikler dinlemek ruh haliniz üzerinde çok ciddi bir pozitif etki yaratacaktır.

Gün ışığından olabildiğince fazla faydalanın: Bütün gün dört duvar arasında çalışıyor olsanız bile mümkün olan her fırsatta gün ışığından faydalanmaya bakın. Öğle tatillerinde dışarı çıkın. Sabah işe giderken, akşam dönerken az da olsa dışarıda yürüyün. Kahve molasını masa başında değil, açık alanlarda geçirmeye çalışın. Ama en önemlisi sabah perdeleri ve pencereleri kısa bir süreliğine olsa bile iyice açın. Derin nefes alın ve gün ışığını izleyin. İçinizin nasıl da aydınlandığına şaşıracaksınız.

Hobilerinize sıkıca tutunun:

Yazının devamı...

Ekim’de Kaş

8 Ekim 2019

Şirin, güzel, temiz ve dingin olmasıyla ün salan bu minik sahil kasabasında yaz en muhteşem haliyle devam ediyor. Plajları ve civarındaki çok sayıda antik kent sebebi ile de büyük bir kitlenin dikkatini çeken bu minik ilçe, ne yazık ki her yıl önceki yıllara oranla daha çok kalabalıklaşıyor ve betonlaşma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. Tatil için bölgeyi ziyaret eden kitlenin değişmesinin olumsuz etkileri yaz kış orada yaşayan ilçe halkının konuştuğu tek konu diyebiliriz. Son dönemlerde artan yoğun talebin sonucunda geçen yıllara oranla daha pahalı, gürültülü, stresli, kalabalık olduğunu eskiden beri oraya gidenler hemen gözlemleyebiliyorlar. Bütün bu negatif etkenlere rağmen hala güzelliğinden bir şey kaybetmeyen Kaş, değerli bir pırlanta gibi ışıldamaya ve tatilcileri kendine mıknatıs gibi çekmeye devam ediyor.

Kaş Merkez, Kaputaş, Büyük Çakıl, Küçük Çakıl, Limanağzı gibi farklı plajları, Xanthos, Antiphellos, Tysse, Apollonia, Kyaenai, İsinda antik kentleri, başta Mavi Mağara olmak üzere çok sayıda mağarası, tabii ki göz nuru Kekova’sı, kırk beş dakika uzaklıktaki Saklıkent’i, hemen yanı başındaki Kalkan’ı, kırk kilometrelik mesafede bulunan Noel Baba’nın doğduğu yer olarak bilinen Demre’si ve sadece iki kilometre mesafedeki Yunan komşusu Meis Adası ile tarihin, denizin, eğlencenin, kültürün ve doğanın kalbi.

An itibari ile hala denize girebileceğiniz gibi, kafa dinleme, kitap okuma, araba ile değişik yerlere yol alma, yakınlardaki tarihi ya da doğa ile iç içe mekanlara takılma aktivitelerine dalış, tekne turları, paraşüt ve doğa yürüyüşlerini de eklerseniz şahane zamanlarınıza yenilerini eklemeniz an meselesi.

Farklı lezzetlere ulaşabileceğiniz hem eski hem de yeni açılan restoranları, kahve içip etrafı izleyip rahatça zaman geçirebileceğiniz kahvecileri, eğlencenin minik mekanlarındaki güzel müzikleri, el emeği yapılan takı, aksesuar ve kıyafetleri ile ile her yaşa her zevke hitap eden Kaş’ı kışa girmeden bir görün derim.

INSTAGRAM: Bükre İkizer

Yazının devamı...

Ay Yok Artık Türkçe mi Dinliyorsun?

28 Eylül 2019

Peki her alanda karşınızdaki kişinin zevklerine, sevdiklerine, sevmediklerine ya da yaşam şekline saygı gösterdiğinizi ve onları bu özellikleri ile kabul edebilme yeteneğine sahip olduğunuzu düşünüyor musunuz? Yoksa siz de çok büyük bir topluluk gibi kişisel zevkleri kendi doğrularınızı öne sürerek direkt ya da dolaylı yollardan yargılıyor musunuz?

Çok uzun zaman önceden beri hem normal arkadaşlarımla hem de yeni tanıştığım kişilerle geçen ve konu müziğe geldiğinde ‘ne tür müzik dinliyorsun?’ sorusu ile başlayan diyaloglar benim ‘Türkçe pop dinliyorum’ cevabımın üzerine gelen tuhaf bakışlar, dudak bükmeler, şaka yapıyor olduğumu doğrulamak için ‘ya ciddi sordum’ gibi başka bir cevap vermem gerektiğini vurgulayan yorumlarla devam edip, ‘evet ben Türkçe müzik dinlemeyi seviyorum ve Türkçe müzik olmayan hiçbir ortamda eğlenemiyorum’ dememle ve karşımdaki kininin yüzünde oluşan tuhaf bir hayal kırıklığı tablosu ile sonlanıyor. Mesleğim, yaşadığım tarzım, eğitimim ve dış görünüşümün sonucu olarak sanki olmaması gereken, ayıp ya da saçma bir şeymiş gibi dinlediğim müzik türü ile çok uzun yıllardır yargılanıyor olmam beni hiçbir zaman etkilemedi, etkilemiyor da. Ancak dışarıdan başka bir hayat izlenimi vermeye çalışan, başka bir kültürde doğmuş ve yetişmiş gibi yaşayan insanların farklı ortam ve koşullarda bağıra bağıra değişik türlerde Türkçe şarkılar söyleme sahneleri hepimizin hafızasına kazınmaya hızla devam ediyor. Ayrıca özellikle son birkaç yıldır gece hayatının 90’lar Türkçe Pop ağırlıklı bir yolda ilerlediğini de eklemeden geçemeyeceğim ki bu durum gayet normal bir durum. İnsanların kendi dilinde kendi kültüründe olan müziklerde çok daha fazla eğlendiğini de dünyanın birçok yerinde gözlemleyebilirsiniz.

Hepimiz yaşadığımız ülkede ve kültürde birçok değişik türde müziği isteyerek ya da istemeyerek öğrenerek büyüyoruz. Bunların bazılarını ya da tamamını sevmemek tabii ki kişilerin zevklerine kalmış bir durum olmakla birlikte sanki bu müziklerle hayatlarının hiçbir döneminde asla karşılaşmamış ta Fransa’nın Versay sarayında doğmuş gibi davranmaları çok gülünç ve onların düşündüklerinin aksine oldukça itici bir durum. ‘Ben bu müzikleri değil şunları dinliyorum’ ya da ‘dinlediğin müziğe saygım var ama benim tarzım değil’ demekle ‘ay bu da dinlenir mi?’, ‘bunları nasıl dinliyorsunuz anlamıyorum’ arasında dağlar kadar fark var. Kime göre iyi ya da güzel, kime göre kötü ya da çirkin?  

İsteyen istediğini dinlesin, istediği tabloyu satın alsın, istediği fotoğrafçı ile çalışsın ya da takip etsin ve istediği sanat dalı ile ilgilensin. Bırakın artık insanları yargılamayı da onların tercihlerine saygı duymaya ve insani değerleri ön plana almaya odaklanın. Kendi fikirlerinizi başkalarına kabul ettirmeye çalışacağınıza onların fikirlerine de bir göz atmayı ve tarafsızca değerlendirmeyi deneyin. İsteyen istediği müzikte dans etmeye devam etsin. Size ne? Siz kendi müziğinizle ve dansınızla ilgilenin. Başkaları gibi olmaya çabalamaya değil de gerçekten sevdiğiniz şeyleri cesurca kabul edip bunlardan gururla bahsetmeye başladığınızda samimi ve doğal olabilirsiniz. Sadece dinlediğiniz müzik için kimse sizinle arkadaş olmazken, samimi ve doğal olduğunuz için sizinle arkadaşlık etmek isteyecek birçok kişi olacaktır. Siz kendiniz gibi olduğunuzda karşınızdaki kişi ile müziğin ritmini tutturamamanız mümkün değildir. Bırakın kendiliğinden oluşan müziklerde hep birlikte dans edelim. Birbirimize daha anlayışlı ve saygılı olalım.

 INSTAGRAM: Bükre İkizer

 

Yazının devamı...

Ya Siyah Ya Beyaz

24 Eylül 2019

Durum analizi yapmayı meslekleştiriyor, “Mutlu muyum, mutsuz muyum?... Yapsam mı yapmasam mı?... Gitsem mi gitmesem mi?... Doğru mu yanlış mı?” gibi sorulara verdiğimiz ya da vermek zorunda olduğumuza inandığımız cevaplarla itişip kakışıyoruz. Hep diyorum ya “öğretilmiş gerçekler” işte onların ışığında devamlı kendimizi stres altında tutuyor aslında bize en çok baskı yaptığına inandığımız insanlardan bile fazla baskıyı bizzat kendi üzerimizde kuruyoruz.

Çok severim/Nefret ederim, Bunu yerim/Bunu yemem, Asla yapmam/Kesin yaparım, Bunu isterim/Şunu istemem gibi çok güçlü kelimeleri devamlı sarf edip bu duygular arasında devamlı gel gitlerle boğuşup hayatı kaçırıp dururuz. Ama dönüp şöyle bir baktığımızda çok ekstrem olan bu duyguları pat diye söylediğimiz gibi kolayca yaşamıyor olduğumuzu görürüz. Çünkü duygular zamana, ortama, kişiye ve duruma göre yoğunluk ve değişkenlik gösterirler. Yani aslında “Ya Siyah Ya Beyaz” noktasına bütün ömrümüz boyunca çok sık gelmeyiz. Size bir sır vereyim hayat grilerden oluşur. Farklı tonlarda grilerdir yaşananlar. Yani aslında siyahla beyazın aralığıdır. Bir gün sevmediğiniz bir şeyi, başka bir gün sevebiliyor bulabilirsiniz kendinizi. Ya da öğlen yemek istemediğiniz yemeği akşam da yemek istemeyeceksiniz diye bir kural yoktur. “Asla şunu yapmaktan hoşlanmam” dediğiniz şeyi, çok sevdiğiniz biri ile yapmaktan delicesine zevk alırken kendinizle çeliştiğinizi düşünebilir, “eyvah bana neler oluyor” diye paniğe kapılabilirsiniz.

Paniklemeyin! Size bir şey olmuyor. Siz sadece insansınız ve insani bir durum olarak, yaşam şartları, çevre etkileri, günlük gelişmeler ve ruhsal durumunuza bağlı olarak duygu yoğunluklarınız değişkenlik gösteriyor. Ki aslında buna da hayat deniyor. Devamlı bu ikilemlerle boğuşarak hem kendinize zulüm edip hem de anda kalamayıp anı yaşamayı ıskaladığınızı fark ettiğinizde, hayatı kaçırdığınızı görürsünüz. Hayat herkes için zaman zaman muhteşem, zaman zaman zorlayıcı, zaman zaman da sıradandır. Herkes yaşadıklarının bir tek kendi başına geldiğine inanır ama bu gerçek bir analiz değildir. Yaşadıklarından devamlı şikayet edip, sorumlu arayıp, yanlış tercih yaptığı kanaatine varıp kendine yüklenen insanların yaydıkları bu enerji hem etraflarına hem de dünyaya yansıdığı için bugün dünya bu durumda.

Hayatın akışına inanın ve gri dalgaların arasında istediğiniz yöne doğru yüzmeye odaklanın. Artık biliyorsunuz ki hayat aslında ne siyah ne de beyaz.

INSTAGRAM: Bükre İkizer

Yazının devamı...

Sonbaharın Büyüsü

10 Eylül 2019

Yılın gerçek anlamda başlangıcıdır sonbahar. Tatil telaşlarının, taşınmaların, iş değişikliklerinin ve ruhsal gel gitlerin sonlanmasıdır. Sakinliğe, dinginliğe, motivasyona odaklanılan, ikili ilişkilerin en samimi en kaliteli hale büründüğü zamandır. Mevsimin değişmesi ile doğanın mucizelerinin bütün görkemiyle gözler önüne serildiği hem ruhun hem vücudun algısının açıldığı büyülü mevsimdir kısacası.

Yaz kadar yakmaz, kış kadar karartmaz, tam kararında ve dozunda ruhunuza ışık hüzmesinin değdiğini hissettiren bu muhteşem zaman dilimini en iyi şekilde değerlendirmeniz ruhunuza yapacağınız en anlamlı iyiliktir. Neler yapamadığınıza değil neleri başardığınıza, neleri daha iyi yapabileceğinize, ne isteyip ne istemediğinize, hayatınıza neleri katıp neleri katmayacağınıza karar vereceğiniz en değerli zamandır. İçinize bakıp, mutluluğa odaklanıp yeni serüvenlere yelken açacağınız bu süreçte tahmininizden çok daha keyifli ve mutlu anılar biriktirip, yolunuza güvenle devam edebilirsiniz.

İç mekanlara sıkışmadan açık havanın tadını çıkartmaya devam ederken rüzgarı, güneşi ve havayı hissederek sevdiklerinizle keyifli kahvaltılar, kahve molaları ve akşam yemekleri organize edebileceğiniz sonbaharda hem yazdan hem de kıştan çok daha fazla ve çeşitli aktivitede bulunabilirsiniz. Yeme içme aktivitelerinin yanı sıra, günün her saatinde yürüyüşe gidebilir, sokaklarda rahatça gezerek hayatı izleyebilirsiniz. Şöyle ılık bir sahil kasabasında minik bir mola verebilir, ruhunuzu dinlendirebilirsiniz. Sonbaharla ateşlenen şehrin yaşam enerjisine kapılıp, tiyatro, müze, sanat galerisi gibi etkinliklere katılabilir, şehirde henüz görmediğiniz tarihi yerleri huzurla dolaşabilirsiniz. Bir deniz kenarında sevgilinizle piknik yapabilir, üzerinize kalın bir şey almak kaydıyla arkadaşlarınızla mangal başında keyif yapabilirsiniz. Çocuklarınızla parkta oyun oynayıp, doğa sporlarını zevkle gerçekleştirebilirsiniz.

Gün batımında doğanın muhteşem renkleri arasında yanan bir ateşin başında sıcak çikolata ya da kış çayınızla sonbahara merhaba demeye ve kendinizi keşfetmeye hazır mısınız?

Bükre İkizer

INSTAGRAM: Bükre İkizer

Yazının devamı...

Masal Gibi Hayatlar

4 Eylül 2019

İçlerinde bazı negatiflikler, sorunlar ya da sıkıntılar barındırsalar da beynimizi ele geçirip, başka diyarlara götürüp, eğlendirip, heyecanlandırıp, bir yaz akşamında güneş batarken mis kokulu çiçeklerin arasından havada süzülerek yere düşen minik, değerli ve masum bir tüye bakar gibi bir ifadeyi yüzümüze sabitleyip muhteşem bir sonla biterler. En son ne zaman masal okudunuz veya dinlediniz bilmiyorum ama yaş grubu ne olursa olsun herkesin sıkça masal dinlemesi ya da okuması gerektiğini düşünüyorum. Hatta küçüklere anlattığımız gibi birbirimize de yatmadan önce masallar anlatsak ne şahane hayatlarımız olur kim bilir.

Çünkü masallar bize hayal kurdurur ve hayal kurmak hayatı inşa etmek demek. İnanmak demek. Olasılık demek. Umut demek. Gelecek demek. Bugün yaşadıklarımız aslında inandıklarımız, inanmadıklarımız, korku ve endişelerimiz, mutlu anılarımız ve bilinçli ve bilinçsiz tüm düşündüklerimizin ve beklentilerimizin somut sonucu. Yani bilerek ya da bilmeyerek düşlediklerimiz. Bu hayatları kendimizin istediğini ve bu hale gelmesinin sadece bizlere bağlı olduğunu anlamak ve seçimlerimizin sorumluluğunu almak eminim birçok kişinin kabullenmeyeceği bir nokta olsa da herkesin bir gün anlayacağı tek gerçeklik. Dolayısı ile kendi seçtiğimiz hayatlarımızı hayallerimizle şekillendirdiğimizi anladığımız an yine aynı şekilde geleceği de hayallerimizle değiştirebilme gücüne sahip olduğumuzu anlamış olacağız.

Masalları hatırlayın. Nasıl da masalların büyüsüne kapıldığınızı anımsayın. Hem kendinize hem de başkalarına masal kitapları alın. Öyle durduk yere sevdiklerinize bir masal kitabı hediye etmeyi alışkanlık haline getirin. Birbirinize kendi yazdığınız masalları anlatmaya başlayın. Hem de hemen. Hayal edin, gözünüzün önüne getirin ve sonra da kalemi kağıdı elinize alıp kendi masallarınızı yazmaya başlayın. Hayatın büyüsüne, evrenin ışıltısına, olmakta olanın büyüsüne kapılıp hayallerinizi yaşamaya başlayın. Anne babalarınızın düşlerini yaşamaya son verip kendi düşlerinizi yaşamaya başladığınızda hayatınızın nasıl da değiştiğine tanık olmaya hazır olun.

Çocuklarınıza hayal kurmayı öğretin. İnandıkları her şeyin mümkün olduğunu söyleyin. Onların kurduğu masalları dikkatle dinleyin ve hikayelerine ortak olun. Geleceği onlarla düzeltebilirsiniz. Sizin kurduğunuz hayalleri ya da sizin anlattığınız masalları gelecekleri yapmalarına mani olun ve kendi masallarını yazmayı öğretin. Hem bugünü hem de geleceği kurtarın.

Bükre İkizer

INSTAGRAM: Bükre İkizer

Yazının devamı...

Yaz Biterken Bozcaada

2 Eylül 2019

6-7-8 Eylül tarihlerinde başlayacak olan Bağ Bozumu Festivali için hazırlanan ada halkı, yoğun geçen yaz sezonunun son günlerinde büyük bir kalabalığı karşılamaya hazırlanıyor. Bağ Bozumu için adaya gelmek isteyenlerin çoktan rezervasyonlarını yaptırdığı bu etkinliğe katılmak için hala şansınızı deneyebilirsiniz.

Dolu dolu üç ay yaz sezonu olan adaya Çanakkale Geyikli Feribot İskelesi’nden sıkça yapılan seferlerle ulaşım sağlanıyor. Adanın hemen merkezine yaklaşan feribottan iner inmez Bozcaada Kalesinin etrafında yer alan birçok restoran ve cafe sizleri şirin atmosferleri ile karşılıyor.

Gelirken yanınıza alınacaklar listesine, akşamları üşümemek için kalın bir hırka, gün batımını istediğiniz yerden izlemek için portatif sandalye, yine gün batımını izlerken müziğinizi keyifle dinlemek için hoparlör ve yürüyüş ayakkabılarınızı eklemeyi unutmayın.

Hepinizin bildiği gibi üzüm bağlarıyla uzun zamandır adından sıkça söz ettiren ve her yıl daha iyiye giden şarap üretimi ve gündemden düşmeyen markaları ile karşımıza çıkan Bozcaada şarap konusunda yurt dışında da tanınmaya başlandı. Adaya gelmişken bu farklı lezzetlerin tadına bakmak isterseniz Corvus, Çamlıbağ, Talay ve Amadeus şarap üretim noktalarına uğrayabilir şarap konusunda değişik bilgilere ulaşabilirsiniz.

Kalacak yer konusunda sayısız tecrübelerimin sonucunda otel arayışında olanlar için evcil hayvan kabul eden Aral Tatil Çiftliği ve Kaikias’ı görmeden karar vermemenizi tavsiye ederim. Pansiyonda kalmak gibi bir tercihiniz varsa Bozcaada Pansiyon ve Melek Pansiyonun yanında yine hayvan sever Ada Nil Konukevi’ni tercih edebilirsiniz.

Tertemiz denizi ile tatilcilere kucak açan adanın hemen hemen her yerinden denize girmeniz mümkün olduğu gibi, en popüler plajı Ayazma Halk Plajı’nın yanı sıra Akvaryum, Habbele, Tuzburnu ve Sulubahçe’yi görmeden geçmeyin derim.

Balık yemek için Asma 6, Yakamoz, Ali Baba taze mezeleri, lezzetli salataları ve iyi servisleri ile keyifli tercihler arasında yer alırken, günlük balıklar konusunda bilgi almadan siparişinizi vermeyin. Çünkü genellikle taze çiftlik balığı bulunan balık restoranlarında mevsime ve güne göre değişik balık türlerine de rastlamak mümkün.

Yazının devamı...

Berbat Bir Hayatım Var

30 Ağustos 2019

İnsanların çok büyük bir bölümü şikayet etmeyi yaşam şekli haline getirdikleri gibi bilinç dışlarında yaşamın bundan ibaret olduğuna inanırlar. Hatta ve hatta bunun bir tercih olduğunu, böyle yaşamayı sevdiklerini ve yaşam şekli olarak kendilerinin seçtiklerini bile bilmeden yaşarlar. Bunlar aslında bizlere öğretilmiş ancak gerçek olmayan davranış şekilleridir. Farkındalık seviyeniz yükseldikçe aslında ne kadar ufak ve saçma şeylerle hayatınızı inatla negatifte tutmaya çalıştığınızı fark edebilirsiniz.

Yaşadığınız şehir ve o şehirde yaşayan topluluk kendi içinizde yaşadıklarınızdan bağımsız kendi halinde hareket eden bir bütündür. Sizin başınıza gelenlerden bu bütün sorumlu değildir. Dolayısı ile bundan şikayet etmek kendi hayatınızı devamlı olumsuzlukta ve mutsuzlukta tutmaktan başka bir şey olmadığı gibi anlamsızdır da. Aslında hayatta her istediğinizi yapabilirsiniz. Evet doğru duydunuz her istediğinizi dedim. Tercihlerinizi istediğiniz yönde yapma özgürlüğünüz her konuda var. Sadece böyle bir güce sahip olduğunuzu ya fark edemiyorsunuz ya da bu gücünüzün varlığını unuttunuz. Yaşadığınız şehri, görüştüğünüz insanları, oturmak istediğiniz evi ve hatta iş yerinizi kendiniz tercih ettiğiniz halde sanki başınıza sizden habersiz gelmiş olaylar ya da durumlar gibi algıladığınız için böyle bir çıkmazdasınız.

Durmadan hayatınızdan, trafikten, insanlardan, hayvanlardan, komşulardan, çalışma arkadaşlarınızdan, evinizden, çocuklarınızdan, şikayet etmek bu güne kadar bir işe yaradı mı? Herhangi bir sorununuza çözüm oldu mu? Ben söyleyeyim maalesef olmadı. E o zaman bu gereksiz davranışlarınıza bir son verin ve yeni tercihler yaparak hayatınızı değiştirin. Madem bu denli mutsuz ve kötü şartlarda yaşadığınıza inanıyorsunuz, söylenmeyi bırakın ve öncelikle bu şartları kendi tercihlerinizin oluşturduğunu fark edip değiştirmek için harekete geçin. Yeni planlar yapın. Öğretilmiş gerçeklerden uzaklaşın ve kendi gerçeklerinizi belirleyin. Yani kendi serüveninizi kendiniz yazın. Bir şeyi içten ve kesin değiştirmeye karar verdiğinizde onun gerçekleşmesi için her şeyin kendiliğinden şekillendiğini ve şartların değiştiğini göreceksiniz. Değişimin mümkün olduğuna inanın. Kendinize inanın.

Bükre İkizer

INSTAGRAM: Bükre İkizer

Yazının devamı...