GeriAyçe BÜKÜLMEYEN İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Harvard ile eşdeğer
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Harvard ile eşdeğer

TÜRKİYE’nin ilk ve tek uluslararası biyotıp ve genom araştırma kurumu olan İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi, başta metabolik hastalıklar olmak üzere sağlık alanında dünyadaki son teknolojileri kullanan ve bu alanda önemli çalışmalar yapan bir merkez.

 

Danışma kurulu üyelerinden Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Departmanı Başkanı olan dünyaca tanınmış Prof. Gökhan Hotamışlıgil’in söylediğine gore ‘Harvard’daki araştırma merkezlerinden geri kalır yanı yok’. Harvard – MIT Sağlık Bilimleri’nden Prof. Mehmet Toner ise yapılan çalışmaların bu alanda dünya ile eş durumda olduğunu anlatıyor...

 

TÜRKİYE’Yİ BİLİM KURTARACAK

Prof. Mehmet Öztürk
(İBG Direktörü)

İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Harvard ile eşdeğer

- İBG’yi biraz tanıtır mısınız?
- 4 yıl once Bilkent Üniversitesi’nden bu merkezi kurmak için geldim. Hemen Gökhan Hotamışlıgil, Mehmet Toner gibi 20 değerli bilim insanından oluşan bir danışma kurulu kurduk. Uluslararası olması önemliydi, çünkü biz de sağlık alanında uluslararası çalışmalar yapmak istiyorduk. Doğu Akdeniz bölgesinde isim yapacak önemli bir merkez kurmak için yola çıktık. Kalkınma Bakanlığı bize destek oldu, bundan sonra da olacak. Türkiye’de uzun soluklu ve insan sağlığına yönelik buluşlar yapabilecek önemli biz merkeziz. Bize benzer 3 tane merkez daha var ama biz yaşam ve sağlık alanında bu anlamda ilk merkez olduk.
- Tam olarak nasıl çalışmalar yapıyorsunuz?
- Türkiye’yi bilim kurtaracak. Ülkemizde her şeyin bilimle yapılması gerektiğine inanıyoruz. Yaptığımız bilimsel çalışmalarla Türkiye’yi sadece uluslararası alanda saygın bir yere getirmekle kalmayıp çıkan sonuçları faydalı ürünlere dönüştürmek istiyoruz. Halkımıza bu, erken hastalık tanısı, ilaçlar, hücresel tedaviler olarak yansıyacak. Bu şekilde insanlık için ürünler geliştiren bir merkez olacak.

İZMİRLİLER AÇIK GÖRÜŞLÜ

- Danışma kuruluna bakınca uluslararası alanda çalışan çok değerli bilim insanlarımızı görüyoruz. Bir nevi tersine beyin göçü diyebilir miyiz?
- Sadece danışma kurulu değil, çalışan bir çok öğretim üyesi, eğitimlerini ya da ilk işlerini yurt dışında yapmış ve şimdi bu deneyimlerini buradaki merkezde değerlendiren önemli bilim insanları. Bu kişilere huzur içinde, güvenli çalışabilecekleri, yapmak istediklerini yapabilecekleri bir ortam sağladıktan sonra kendi vatanlarında çalışmayı tercih edecekleri aşikar.
- İzmir Silikon Vadisi gibi bir bilim merkezi olabilir mi?
- Yaşam tarzı olarak çok avantajlı bir yer. Fakat bir bilim insanı için gereken bazı şartlar açısından eksikler var. Bu anlamda bağımsız araştırma enstitüleri, etkin bir eğitim kurumları, sektörel endüstrinin gelişmesi gerekli. Silikon Vadisi’nin en büyük avantajı araştırma konusundaki güçlü birimler. Ama İzmir’de henüz bu şartlar sağlanmıyor. Bu olsa İzmir şahane bir yer. İzmir’in kültürel yaklaşımı bir avantaj. Bilimin ihtiyacı olan açıkgörüşlülük ve vizyon İzmir’de mevcut. Bu büyük avantaj.

 

İBG’NİN HARVARD’DAN
AŞAĞI KALIR YANI YOK

İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Harvard ile eşdeğer

Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil
(Harvard Üniversitesi Genetik ve Kompleks Hastalıklar Departmanı Başkanı)

- Siz Harvard’da bilimin merkezinde çalışıyorsunuz. Oradan baktığınızda İBG’yi nasıl görüyorsunuz?
- Bu merkezin kurulması çok iyi bir haber. Devlet politikası olarak da bilime yapılan bir yatırımın öncelikli olması açısından da önemli. İBG Türkiye’de eşsiz bir örnek. Hem kalite, hem skala, hem de uzun süreler faaliyet gösterebilecek bir şekilde yapılandı. Şunu söyleyebilirim ki, birçok laboratuvar altyapısı bizim üniversitemizden daha güzel.
- Bizim üniversite derken?
- Harvard Üniversitesi... Yani oradaki iyi konumda bir laboratuvar ile buradaki genç bir öğretim üyesinin elindeki imkanlar çok benzerlik gösteriyor hatta bazılarının daha iyi olduğunu söyleyebilirim. O nedenle, burada da genç bilim insanlarının şanslı bir şekilde iyi çalışmalar yapabileceklerine inanıyorum. Burada olması büyük bir şans ve ayrıcalık.

UZUN DEĞİL SAĞLIKLI YAŞAM

- Sizin diyabet, obezite gibi bazı hastalıklara çare bulacağınız söyleniyor.
- Evet bu konularda çalışıyoruz ama henüz kullanılacak durumda değil. Antikor tedavisi diyebiliriz. Aslında yapılan, bazı kronik hastalıklar için temelde olan bazı genetik materyali bir nevi düzenleyerek bu hastalıklardan tamamen kurtulmak üzerine bir çalışma diyebiliriz. Fakat bunun insana uygulanması konusunda şu anda daha yolumuz var. Yine de hızlı gelişen teknolojilerle çok da uzak bir gelecek olmayacağını söyleyebilirim. Çalışmanın amacı yaşam süresi ile sağlıklı yaşam süresinin aynı olmasını, bir başka deyişle yaşamı uzatmaktan ziyade tamamen sağlıklı yaşamayı sağlayabilmek.
- İnsan sağlığının geleceğini nasıl görüyorsunuz?
- Bunlar biraz fantazi gibi görünebilir ama yakın gelecekte insanlar değişiklik için milyonlarca yıl beklemeyecek, belki kendi evrimlerini düzenleyecekler. Belki gelecekte genetik çalışanlara biyolojik tasarımcı denebilir. Bugün mühendislik ile teknoloji iç içe giriyor. O durumda yedek parça, yani eskiyen parçaların yenilenmesi söz konusu olabilecek. Son olarak da bence akıl devrimi olacak. Yani farklı düşüneceğiz ve zihinsel faaliyetlerin düzenlenmesi söz konusu olabilecek. Yaşlanma ve yaşlanmayla gelen hastalıklar konusu en önemli konulardan biri olarak karşımıza çıkacak.

EĞİTİM KURUMLARI DEĞİŞMELİ

- Eğitim sistemi bu teknolojik gelişmeleri yakalayabiliyor mu?
- Üniversite ve eğitim kurumları şekil değişmeli belki de. Ben çocuklarımın gideceği üniversitenin sadece ders yapacakları, ödev hazırlayacakları bir yer olmasını istemiyorum. Benim bile alışmam zor oldu ama artık üniversiteler öğrenciler ile bilim insanlarının birebir vakit geçirecekleri yerler olmalı. O yüzden İBG gibi merkezle geleceğin üniversiteleri, meslekleri ve dünyayı değiştirebilecek insanları yetişecek ve gelecek daha da güzel şekillenecek.
- Son olarak 15 yaşındaki oğlum için geleceğin mesleği olarak ne tavsiye edersiniz?
- Onu ne heyecanlandırıyorsa o konuda çalışsın, o mesleği yapsın

 

KANSERİN YAYILMASINI
ENGELLEYEN ÇİP BULDU

İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Harvard ile eşdeğer

Prof. Dr. Mehmet Toner
(Harvard-MIT Sağlık Bilimleri ve Teknolojileri Medikal Mühendisliği Bölümü)

- İBG’nin burada kurulmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Dünyada bu alandaki büyük trendlere baktığımızda once moleküler biyolojinin, sonra geometric genetiğin ve en sonunda değişik bilimlerin bir araya geldiği bir akım görüyoruz. İBG bu anlamda tüm bunları Türkiye’de İzmir’de bir araya getirebilmiş çok önemli bir kurum.
- İBG Danışma Kurulu’ndasınız. Uluslararası alanda ne gibi işbirlikleri oluyor?
- İBG Direktörü Mehmet Öztürk hocamız Boston’a geliyor. Gökhan Hotamışlıgil hoca onu gençlerle bir araya getirecek. Ben de bizim kanser merkezimizdeki bir çok önemli bilim insanlarıyla buluşturacağım. Zaten İBG ekibi bizlerin tavsiyeleriyle Amerika’dan buraya gelen kişilerden kuruldu. Çok yönlü bir ilişkimiz var.

İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi Harvard ile eşdeğer

KANSER DEĞİL YAYILMASI ÖLDÜRÜYOR

- Kanser konusunda teknolojik anlamda önemli çalışmalarınız var. Biraz bilgi verebilir misiniz?
- Kanser bir yerde başlıyor, akciğer, göğüs gibi.. Ama kanserin daha sonra ölüme götüren özelliği orada kalmaması, vücuda yayılması. Yani bir nevi vücudu ele geçiriyor. Kanserli hücreler kandan giderek başka yerlere yerleşiyor. Aslında kanın içinde bunlar dolaşırken sayıları çok az. 3, 5 ya da 10 milyar kan hücresi içinde belki bir tane tümörlü hücre var. Biz mikroçip teknolojilerini kullanarak, aynı konsepti uygulayarak akışkanları, kanı proses ettik. Etkili bir şekilde saniyede 30 milyon hücreye bakabiliyoruz ve 10 milyar hücrede bir tane olan tömürlü hücreyi tespit edebiliyoruz. Bulunca da bu hücreyi analiz ederek en uygun tedavi ve ilaç tespitlerini yapabiliyoruz.
- Bu buluşunuz ile büyük ödüllerde adınız geçiyor. Nobel alabileceğinizi bile öngörenler var.
- Ben bir şey düşünmüyorum açıkçası. Gençlere de hep söylüyorum, ödül alacağım, direktör olacağım, profesör olacağım amacıyla çalışmasınlar. Amaçları iş yapmak olsun, bilim olsun, yenilikler yaratmak olsun. O yolda gittiklerinde zaten ödüller geliyor.

 

X

İzmirli çiftçi kızı ABD’de senatör adayı

KADINLAR hakkında o kadar farklı hikayeler duymuş, röportajlar yapmış olmama rağmen hayat beni şaşırtmaya devam ediyor. Bu kez, İzmir Zeytinalanı’nda doğup büyüyen ve şu anda ABD Kentcky’den senatör adayı olan avukat Gülgün Helen Bükülmez, farklı hayat hikayesi ve müthiş azmiyle ilham veren kadınlar arasında yerini aldı. Kendi deyimiyle, yaşamını tamamen değiştirip, güçlü, haklarının farkında, ama aynı zamanda nazik, mutevazı ve nereden geldiğini unutmayan bir kadın olmayı ideal edinmiş bu özel kadının hikayesi sizlere de iyi gelecek.

· İzmir Zeytinalanı’nda nasıl bir hayatın vardı? Oradayken neler yaşadın?

- Çok büyük bir Boşnak sülalesinde büyüdüm. Sofralarımız hep uzun uzun masalara kurulurdu dedemin asmalı avlusunda. Babamın annesi ve babası Boşnakça konuşurdu. Kocaman bir tarlanın tepesinde eski Rum evinde büyüdük. Elektrik, su yoktu. Kuyudan su taşır, gaz lambasıyla ders çalışırdık. Mutfağımız, çardağımız ve tuvaletimiz hep dışarıdaydı. Kendimi bildim bileli 3 çocuğun en büyüğü olarak hep sorumluluk, çok çalışma ve disiplinle hareket ettim. Annemle babam evde olmadığında hem bağdan, bahçeden, hayvanlardan, hem de kardeşlerimden ben sorumluydum.

BAMYA İŞİNİ HİÇ SEVMEZDİM · Çiftlikte ne gibi işler yapılıyordu?

- Çiftçiliğin her türlüsü; buğday, saman, meyve, sebze, süt, peynir, tereyağı, salça... Hepsini yaptık. Çiftlikte iş bitmez, babaannem geç kalkanı hiç sevmezdi. “Melekler rızık dağıtır ama güneş doğduktan sonra uyananlara kalmaz” derdi. Sabahın köründen gece karanlığına kadar hiç durmadan çalışırdık. Ben bamya işini sevmezdim. Eldiven de giysen, uzun kolluyla da çalışsan deli gibi kaşındırır insanı. Koyunlar, keçiler, tavuklar, inekler, atlar, toplanması gereken meyve-sebzeler, pazara götürülecek ürün, pazardan toplanacak boş kasalar derken 1 dakika dahi boş duramazsın. Ama yaşamın en sade, en sağlıklı, en güzel, en hasıdır çiftçi olmak. O zamanlarda sürekli iş var diye yakınırken şimdi geriye dönüp baktığımda ne şanslı olduğumu düşünüyorum. İyi ki çiftçiymiş ailem. İyi ki çok çalışmayı erken öğrenmişim.

· Nasıl bir ailede büyüdün?

- Hem annem, hem de babam çok çalışkandır. Onların birbirlerine olan sevgisi ve birbirlerine verdikleri destek herkese örnek olacak bir durumdu. Babam ve annem her zaman çok azimli, vizyonu yüksek ve çocuklarını okutmak için her şeyi yapmış insanlar. Annem ve biz çocuklar her gün hiç durmadan çalışıp babamıza yüzde 100 destek verdik. O da ilerici vizyonuyla ve tutumlu harcamalarıyla birikimlerimizi kereste, odun ve kömür ticaretine dönüştürdü. Hatta siyasete bile girdi. Çok başarılı bir liderdir. Annem ailesine çok bağlı bir aile mühendisi. Zeytinalanı’nda Bükülmezleri bilmeyen yoktur. Her bir amcam ve halam çalışkan, zeki, başarılı insanlardır. Bizim de kömür ve kereste dükkânımız tam da Zeytinalanı yolu üzerindeydi. Babam olmadığı zaman annem ve ben, sonra da kardeşlerim müşterilerimize kömür, odun ve kereste yükler, satardık. Kardeşlerim Gülden, Gündüz ve ben eğitimlerimizi başarıyla tamamladık.

Yazının Devamını Oku

Şehirden köye başarı hikayesi

GİZEM ve Cahit Uslu, uzun yıllar İzmir’de özel sektörde çalıştıktan sonra bir gün doğdukları, büyüdükleri memleketlerine dönmeye ve her şeye sıfırdan başlamaya karar vermişler.

Gizem’in anlatımıyla, “Kurumsal bir firmaya girip çalışmalıydık diye kodlanmıştık adeta. Çünkü sistem bizi buna mecbur bırakmıştı... Her şey sistemin tam istediği gibi ilerliyordu. Çıkalım diye gayret ettikçe bu çemberden, merkeze daha çok yaklaşıyorduk aslında. Bir yandan borç ödüyor, diğer yandan daha çok borçlanıyorduk... Derken oğlumuzun doğumuna tam bir hafta kala kurumsal hayat ile bağlarımız kopartıldı. İşte tam o gün biz kenara çekildik ve gerçekleşen hayallerimizi izlemeye koyulduk. O gün farkında değildik ama çark bizden yana dönmeye başlamıştı artık. Hep bebeğimizi alışveriş merkezlerinin lunaparklarında büyütmekten korkmuş, memleketimizin toprağına dokunarak büyüsün istemiştik. Hayallerimiz gerçek oluyordu; memleketimize dönüyorduk.”
Memleketleri olan Kırkağaç, Öveçli Köyü’ne dönerek Karşı Köyden isimli bir gıda firması kuran çift önce çevrelerindekilerin tepkisi ile karşılaşmış.
Yapamazsınız diyen mi arasınız, gülüp geçen mi? Ama onlar kendilerine inanarak daha da çok çalışmışlar ve Cahit’in gıda mühendisi olmasının da verdiği tecrübeyle zeytin ve zeytinyağının yanında erişte, reçel, pekmez, marmelat, salça ve sirke üretimlerine yoğunlaşmışlar. Bugün 200’den fazla ürün ile özellikle fermente ürünlerde çok iddialılar. Coğrafi işaretli Kırkağaç kavunundan pekmez, reçel ve marmelat ya da kombu çayı gibi arge denemeleri de mevcut.
Bugün binlerce insan Karşı Köyden’e güveniyor ve gönül rahatlığıyla onların ürünlerini tercih ediyor. Onlar da bu güveni boşa çıkarmamak adına var güçleriyle çalışıyorlar. Hatta şimdi tüm ürünlerin yanısıra çok hassas bir alan olan bebek gıdası sektörüne de girmeye hazırlanıyorlar.
Karşı Köyden’in ürünlerini tüm satış sitelerinde ya da web sayfalarında bulabilirsiniz. Ama Gizem ve Cahit’in samimi, sıcacık sohbetleri ve genç yaşlarına ragmen sahip oldukları bilgelikleriyle tanışmak isterseniz İzmir-İstanbul Kırkağaç çıkışına birkaç kilometre olan Karşı Köyden’e çay içmeye uğrayın derim.

Yazının Devamını Oku

Çamların gölgesinde yöresel lezzetler

YURTDIŞINDA yaşayan insanların aklının bir köşesi her zaman memleketlerinde olur. Onlar için bir şeyler yapmak, doğup büyüdükleri yere faydalı olmak vardır hep akıllarının bir yerinde. Eşim Amerika’daki George Mason Üniversitesi’nde dekan olarak çalışmaya başladığından beri biz de Manisa Kırkağaç için bir grup kurarak, yöresel ve kültürel zenginliklerini tanıtalım istedik. Önceleri sosyal medyada oluşan Kırkağaç Tarihi Gurme Şehri grubu, şimdilerde somut adımlarla ilerlemeye başladı.


Biliyorsunuz, bu tip gruplar için en zor olan halkın yararına olacak somut adımların atılması olur. İşte bu nedenle grubun bugün geldiği noktayı çok önemsiyorum. Kurulan dört ayrı çalışma grubundan biri olan Kadın ve Genç Girişimcileri Destekleme Grubu yöresel lezzetleri ve el emeği ürünleri sunacakları bir Pazar hazırlamaya başladı.
19 Haziran Cumartesi günü Kırkağaç Belediyesi’nin desteğiyle tahsis edilen Küçük Çam Şehitler Parkı’nda kurulacak Yöresel Yemekler Pazarı’nda, Kırkağaç’tan geçen, yolu Kırkağaç’a düşen, en önemlisi bu güzel lezzetleri tatmaya giden herkes sağlıklı bir şekilde yapılmış, temiz ve başka yerlerde bulunmayan lezzetlerle tanışacak. Bu güzel girişimin, her Salı ve Cumartesi günü tekrar edilerek daha geniş kitlelere yayılması sağlanacak.
Kırkağaç’a adını veren o güzelim çam ağaçlarından oksijen depolamak ve tadına doyulmaz yöresel lezzetler eşliğinde bir gün geçirmek için bu Cumartesi mutlaka Kırkağaç’a uğrayın derim…
Hem şirin bir Ege ilçesinde tamamen halk insiyatifi ile başlayan bu anlamlı girişime destek olun hem de kendinize doğa içerisinde güzel bir gün hediye edin.

Yazının Devamını Oku

ABD’den Egeli hasta çocuklara

ROTARY toplumsal anlamda yaşanan her türlü soruna çözüm bulmak için çalışanları bir araya getiren bir sivil toplum kuruluşu. Diğerlerinden ayrılan en büyük özelliği uluslararası bir ağa sahip olması ve bu nedenle de kaynaklarının son derece zengin ve geniş olabilmesi. Bunun en güzel örneği, Ege Üniversitesi Hastanesi Çocuk Gastroentrolojisi Bölümü’ne yapılacak önemli bir cihaz yardımı ile yaşandı. Ege Bölgesi’nde bulunmayan, Türkiye’de ise sadece bir hastanede bulunan Pediatrik Endoskopi Cihazı ile binlerce çocuğun yaşadığı önemli bir sağlık sorununa müdahale edilebilecek.


Amerika’ya geldiğimde bana samimiyetle kucak açan Arlington Rotary Kulübü ve yine Türklerin üyesi olduğu Metro Bethesda Kulübü’nün çalışması ile birçok Amerikalı kulüp destek verdi ve toplamda 50 bin dolar olan cihazın alınması için gereken süreç tamamlandı.
Projenin sahibi olan İzmir Kordon Rotary Kulübü öncülüğündeki Türk kulüpleri ve Amerika’nın yanısıra, İtalya, Hindistan’dan da destek bulan bu proje ile alınacak cihaz önümüzdeki günlerde Ege Üniversitesi Hastanesi’ne teslim edilerek hasta çocukların tedavisinde kullanılmaya başlanacak.

Yazının Devamını Oku

Kırkağaç gurme kent olma yolunda

DOĞMA büyüme İzmirliyim, ama evlendikten sonra kaydım eşimin memleketi Kırkağaç’a geçti. Kırkağaç Manisa’ya bağlı, arkasında ihtişamlı Yunt Dağı, ufkunda ise Bakırçay ile bereketlenmiş Kırkağaç Ovası bulunan tarihi bir ilçe. Osmanlı döneminde şehzadeler yetiştirilen bir yer olduğundan Medreseler Şehri de deniyor.


Ben Kırkağaç ile yakınlaşmaya başlayınca, bir yemek düşkünü olarak en çok dikkatimi çeken kendine has mutfağı oldu. İzmir’e sadece 1,5 saat uzakta olmasına rağmen hiç duymadığım yemeklerle tanıştım. Şimdi bunları daha fazla tanıtmak ve geleneksel tatları yaşatmak adına Kırkağaç Tarihi Gurme Şehri Grubu ile birlikte çabalıyoruz. Eşim Alp Özerdem’in kurduğu bu grubun üye sayısı iki ayda 6 bin kişiye yaklaştı. Grubun amacı Ege’nin bu güzel ilçesini bir çekim merkezi haline getirmek. Bunu da Kırkağaç yemekleri, tarihi binaları yoluyla yapmak.

MAHREÇ’LERİNİ İSTİYOR
Aslında Kırkağaç denilince akıllara hemen kavun gelir. Şimdi tıpkı Kırkağaç kavununun aldığı coğrafi işaret gibi öne çıkan farklı lezzetleri hem ‘Kırkağaç Çakal Pideli Paça’, hem de ‘Çakal Pidesi’ için Mahreç adı verilen coğrafi işareti almak için çalışılıyor. Böylelikle Kırkağaç’a gelecek insan sayısını artırmak ve restoran, lokanta ve esnafın da bundan faydalanmasını sağlamak planlanıyor. Kırkağaç’ın tarihi binaları restore edilerek kadınların ev yemekleri servis edebileceği, gençlere de iş imkanı olabilecek bir gastronomi merkezi yaratmak için çalışan grubun girişimi birçok ilçe için örnek olacak nitelikte. Tamamen sivil insiyatif ile başlayan ve yerel yöneticilerin de gereken yerlerde desteğini alan bu girişim Ege’nin bu güzel ilçesini hakettiği yere getirme yolunda oldukça önemli bir adım atıyor.

Yazının Devamını Oku

Doktorlara ne kadar şükretsek az

UZAKTA yaşayanların en büyük korkusu ve hayali sevdiklerine kavuşma ya da kavuşamama halidir.

O nedenle Türkiye’den gelen her telefon, her haber sevinç ile aynı anda hafif bir ürpertiye de neden olur. Geçen hafta ben bunun ne demek olduğunu yakından deneyimledim. Babamın kalp krizi geçirerek hastaneye kaldırıldığı haberini aldığım gece yarısı ve takip eden günler yaşadıklarım kolay olmadı. Belki eskiden olsa ilk uçakla gelme hali, pandemi nedeniyle 72 saatlik test yaptırma ve Türkiye’de karantinaya girme haline dönüşmüş olunca ben gelene kadar tüm operasyonlar yapılıp babamın eve çıkmasıyla sonuçlandı. Hayatı boyunca sigara içmeyen, günde 10 bin adım atan ve kendisine iyi bakan babamın bu yaşam anlayışı sayesinde iyileşme süreci hızlandı. Bundan sonrası yine kendisine ve bedenine iyi bakmakla daha da iyiye gidecek.

İYİ Kİ VARSINIZ
Yaşanan ilk büyük krizi atlatmada ailemin çabuk müdahalesi ve ambulansın 7 dakikada gelip babamı Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne yetiştirmesi büyük önem taşıyor. Ya hastanedeki doktorlar ve tüm sağlık çalışanları... Babamın başından ayrılmayan kardeşlerimin ifadesine göre tüm doktor ve sağlık personelinin sadece babama değil (benim gazeteci olduğumu bilen yoktu), tüm hastalara gösterdiği ilgi ve özene ne kadar teşekkür etsek az. İzninizle ben, benim gibi onlara minnet borçlu tüm hasta yakınları adına köşemden teşekkür etmek istiyorum. Dr. Cenk Ekmekçi, Dr. Selim Ekinci, Dr. Kaan Eroğul, Dr. Kultuhan Eren Hazır, Gamze Topçuoğlu, Ümit Yanıçun, Hakan Sakarya, Burcu Tüfekçi ve tüm kardiyoloji servisine minnetle teşekkür ediyorum. Bu kişiler adını öğrenebildiğimiz doktor ve sağlık personeli. Onlar gibi yüzlercesi, tüm hastalar için gece gündüz çalışıyor. Bu derece stresli işlerine rağmen güleryüz ve müthiş bir sabır ve anlayışla hasta yakınlarını da teselli ediyor ve her soruyu yanıtlıyorlar. Onların bu mütevazi ve olumlu halleri ‘dünyada iyi şeyler de oluyor’ düşüncesini ve umutları yeşertiyor. İyi ki varsınız ve inanın çok değerlisiniz...

UMUT DEMİŞKEN
Babam hayat boyu, bedenini zararlı olan şeylerden koruduysa da ruhunu ve kalbini zararlı ve olumsuz düşüncelerden aynı başarıyla korudu mu emin değilim... Her akşam seyredilen olumsuz haberler, yaşanan olayların olumsuz yanlarını gözden kaçırmayayım derken fazla büyütme, çözümün kendisinde olmadığı sorunlarla uykularını kaçırma, geçmişi tekrar tekrar düşünme gibi aslında birçoğumuzun normal yaşam rutini haline getirdiği alışkanlıklar, kimbilir bizlerde nasıl bir etki yaratıyor... Bunlar benim yorumlarım çünkü bu tip rahatsızlıkların sadece bedensel değil, stres ve sıkıntı kaynaklı da olabileceğini düşünüyorum ki aslında bu yönde bilimsel açıklamalar da var. Zaten babam da hastane yatağında sürekli kendisinden bir yaş büyük biri Amerika’ya başkan olabiliyorsa, kendisinin de iyi olabileceğini düşündüğünü söyledi. Olumlu örneklere bakmanın faydası bu olsa gerek... Her zaman kolay olmasa da iyiyi, umudu ve hayatı seçmek...
Not: Son teşekkürüm bana destek veren ve kaygılarımı azaltan sevgili Deniz Sipahi ve tüm gazete ekibimize...

Yazının Devamını Oku

Depremde hasar gören sadece binalar değil

İZMİR çok büyük bir deprem yaşadı, tarihinde ender olan bir felaket geçirdi.

 

Yaşadığımız binalarda hasar olsa da olmasa da ruhlarımız, psikolojimiz hasarlı. Bunun bilincinde olan Türkiye Psikiyatri Derneği Ruhsal Travma ve Afet Psikiyatrisi Çalışma Birimi Halka Yönelik bir bilgilendirme hazırlamış. Doktor arkadaşım sevgili Işınay Ünal’ın paylaşımıyla haberdar olduğum bilgilendirmeden sizler ve özellikle çocuklar için seçtiğim bazı bölümleri aktarıyorum.


Tüm bilgilendirmeye BURADAN ulaşabilirsiniz.

DEPREMDEN SONRA RUHSAL AÇIDAN KENDİNİZİ NASIL HİSSEDİYORSUNUZ?
Depremin olumsuz etkilerini yaşadınız. Şimdi bir yandan yaşam normale dönmeye başlarken sizin de ruhsal açıdan bunlardan az ya da çok etkilenmeniz doğal. Bunları yalnızca siz değil deprem bölgesindeki herkes yaşadı. Herkes korktu. Sıradan bir korkudan çok bir dehşet duygusuydu yaşanılan. Çoğu insan sizin gibi çaresiz hissetti.

KENDİNİZİ DAHA İYİ HİSSETMEK İÇİN NELER YAPABİLİRSİNİZ

Yazının Devamını Oku

Washington nere Kayseri nere?

DAHA önce anlatmıştım.

Haziran sonunda oğlumun üniversite sınavında İzmir’de olabilmek için eşimle yaşadığım Amerika’dan tek gidebildiğim yer olan İngiltere’ye geçtim. Bir şekilde Türkiye’ye gelebilirim diye umuyordum. Ama gidince gördüm ki bu o kadar da kolay değil. Bir kere Avrupa Birliği hava sahasını üçüncü ülkelere açma işini elinden geldiğince geciktireceğe benziyor. Ayrıca İngiltere ile diğer ülkeler arasında da gerek Brexit’in etkileri, gerekse İngiltere’nin sayıları nedeniyle sıkıntılar yaşanıyor.
Anladım ki, bu pandemi sırasında İngiltere’de de geçirilecek günlerim varmış. Ben vardığımda İngiltere henüz karantina kuralını başlatmamıştı ama ben yine de kendimi evde karantinaya aldım. Bu arada, bazı acentelerin Türkiye’deki çeşitli yerlere kiralık uçaklarla uçuş gerçekleştirdiğini öğrendim. Bunlardan birini aradığımda geçen hafta Adana’ya bir uçuş olduğunu, birkaç gün sonra ise Kayseri’ye olacağını ve sadece ona yer olduğunu söylediler. Hiç düşünmeden bileti aldım.
Sonuçta, İngiltere’de tek başıma 14 gün geçirdikten sonra Londra’dan Kayseri’ye uçtum. Uçaktan inmeden astronot gibi giyinmiş sağlık görevlileri tarafından tüm bilgilerimiz alındı, ateşlerimiz ölçüldü, termal kameralardan geçerek ve ev karantinasında kalacağımıza dair yasal belge imzalayarak çıktık.
Ülkeye gelmek için Washington DC’den yola çıkıp ve Kayseri üstünden gireceğim hiç aklıma gelmezdi. Ama işte böyle ilginç bir dönemde yaşıyoruz.
Üç ayrı ülkede bu dönemi geçirmiş olmam farklı gözlemler yapmamı sağladı açıkçası. Ama bu başka bir yazının konusu olsun. Ben esas İngiltere’de yalnız geçirdiğim dönemden bahsetmek istiyorum;
Bir kere tüm bu dönemi sevdiklerinden uzakta, yalnız başına geçirenlere karşı şu anda büyük sempati duyuyorum. Hiç kolay değil.
Sadece beden sağlığı değil, böyle belirsiz bir dönemde uzun zaman yalnız kalanların mental sağlığı için de bir şeyler yapılmalı ve isteyenlere psikolojik destek verilmeli.

Yazının Devamını Oku

Korona döneminde uçak yolculuğum

 KORONA salgın dönemine eşimin işi nedeniyle bulunduğum Amerika’da yakalandım. Haberlerde yayınlanan fecaat haberlerini ben de gördüm ama bu süreci olabilecek en rahat ve huzurlu şekilde geçirdiğimi söyleyebilirim. Haberler ayrı bir yazı konusu...


Neyse, bu süreç içerisinde 3 kez Türk Hava Yolları ile Türkiye’ye gelmek üzere bilet aldım. THY her seferinde yolculuğa 1 hafta – 10 gün kala biletlerimi iptal etti ama her seferinde de kuruşuna kadar iade etti. En son artık Amerika uçuşlarının çok geç açılacağı haberleri dolaşmaya başlayınca Türkiye’ye ulaşmanın farklı yollarını aramaya başladım. Bu sırada İngiltere’de yaşayan bir arkadaşım kısa süre önce oğlunun New York üzerinden Londra’ya İngiliz Havayolu British Airways ile rahat bir şekilde geldiğini söyledi. Hemen kontrol ettim ve Washington DC’den Londra’ya her akşam bir uçuş olduğunu gördüm. Açıkçası ben de şaşırdım ama araştırınca anladım ki ne Alman Havayolu Lufthansa ne de British Airways Amerika uçuşlarını kesmemiş. Sadece azaltmış.
Böylelikle İngiltere’ye geçebileceğimi, Avrupa’dan ülkeme ve üniversite sınava girecek olan oğluma daha kolay ulaşabileceğimi düşünerek yola çıktım.

BİLET FİYATLARI DEĞİŞMEMİŞ
Washington’da havalimanı oldukça boştu. Ama yine de farklı yönlere giden yolcular vardı. Hatta Amerikalı bir öğrenci grubu aynı tip kıyafetleriyle sanırım bir kampa vs gidiyorlardı. Londra uçağının olduğu yere geldiğimde bekleyen 40 civarı insan vardı. 400 kişilik uçakta 40 kişi. Bu bilet fiyatlarını şimdilik etkilememişti. Her şeye rağmen her gün sadece 40 kadar yolcu ile okyanus aşırı uçan bir havayolunun aynı hatta daha ucuza bilet satmasına şaşırdım. Fakat şunu da eklemeliyim şu anda bilet fiyatları gittikçe artmaya başladı.

ÖKSÜRÜK VARSA GELME

Yazının Devamını Oku

Korona sonrası dünya nasıl olacak

EN çok merak edilen soruyu afet yönetimi konusunda kitapları bulunan bir uzman olan Prof. Alpaslan Özerdem’e sordum. Bakın neler söyledi;

 


Korona sonrasında dünyanın nasıl değişeceğine dair pek çok tahmin var. Çoğuna göre ‘Salgın sonrası dünya’ siyasi ve ekonomik düzende derin sarsıntılar geçirecek kasvetli bir yer. Hatta korku, belirsizlik, otoriter yönetişim ve sosyo-ekonomik felaketler dünyası.
Bunun yanı sıra, insanlığın bu krizi, yaşama, tüketme ve toplumlarımızı yönetme alışkanlıklarımız gibi ‘eski normalden’ çıkarılan derslerle, daha iyi bir dünya inşa etmek için bir fırsat olarak kullanabileceğine dair güçlü bir inanç ve umut da var. ‘Daha iyi dünya’ gündemi için üç ana risk ve bunların nasıl önlenebileceğine gelince...


İlk olarak; salgının etkisi azaldığında ve bir alışkanlık haline dönüştüğünde, ‘öğrenilecek dersler’ gündeminin çekiciliğini kaybetme riski var. ‘Eski normal’e dönmek ve bu rahatlatıcı eğilimle günah keçisi bulmaya çalışmak daha cazip hale gelebilir. Buna engel olmak için önce, ‘eski normal’ hakkındaki ‘gerçeği’ bulmalıyız. Bu da mutlaka insanlığın açgözlülüğü, kibri, acımasızlığı ve cehaletinin etkisini yansıtmalı. İkincisi, ‘eski normal’den yararlanan siyasi ve sosyo-ekonomik çıkar grupları, ülkeler ve şirketler böyle bir değişikliğe direnebilir. Bunun için de ekonomik zorlukları bahane edebilirler. Başka bir deyişle, salgın sonrası politika oluşturma tamamen ekonomik bir bakış açısıyla yönlendirilebilir. Bu da gereken sosyo-politik reformların gerçekleştirilmesini zorlaştırır. Buna karşı yapılabilecek en önemli aksiyon, salgın sonrası dünyada aşamalı bir değişiklik isteyen tüm paydaşların, bu tek gündem maddesine odaklanması ve kaynaklarını koordine edebilmesi. Bu felaketin yarattığı fırsat penceresinin sonsuza dek orada olmayacağını unutmayalım.


Yazının Devamını Oku

Amerika’dan korona günlüğü

KORONAVİRÜSÜN yeni yayılım merkezi olarak gösterilen Amerika ile ilgili haberler çoğunlukla endişe verici fakat doğruyu söylemek gerekirse dünyanın birçok yerinden çok da farklı bir durum yok.

Virüsün en büyük yayılma yeri New York şehri. Neredeyse 19 milyonluk nüfusuyla dünyanın en büyük metropollerinden olan şehrin merkezinin son derece sıkışık ve kalabalık bir yaşam şeklini benimsediği düşünülürse buna şaşırmamak gerekli. Müze, sanat merkezi, kütüphane gibi büyük kalabalıkların ve turistlerin ziyaret ettiği merkezler; her daim çok kalabalık caddeler, metro ve otobüsler, restoran ve kafeler bu virüsün birçok kişiye kolayca bulaşmasını sağlamış olmalı. İtalya ve İspanya’daki yoğun vaka sayısı için de bu etkenler sözkonusu olabilir.
Şu anda New York’taki vakalar hastanelerin kapasitesini çoktan aşmış görünüyor. Tüm ülkedeki vaka sayısına göre ölüm oranı yüzde 5’lerde. Bu oran İspanya’da yüzde 10, İtalya’da ise yüzde 15 civarında.

AFRİKA KÖKENLİLER
Amerika’daki bir başka ilginç gelişme ise ölümlerin Afrika- Amerikalılar arasında fazlalaşmış olması. Bazı eyaletlerde bu oran yüzde 70’leri bulmuş durumda. Bunun nedeni ise bu kişilerin çoğunlukla daha kötü sosyal koşullarda yaşıyor olması nedeniyle daha çok kronik hastalıklarının bulunması ve sağlık sistemine ulaşmalarının zorluğu olarak gösteriliyor.
Benim bulunduğum Washington DC ve Virginia’da ise durum orta seviyede görünüyor. Market, eczaneler ve eve teslim restoranlar dışında her yer kapalı. Okullar bu yılı kapatarak tamamen elektronik eğitime geçti. Sokağa çıkma yasağı yok fakat yoğun tavsiye var. Geniş caddelerin ve büyük parkların olduğu bir yerde yaşadığımdan insanlar sokaklarda birbirlerine yaklaşmadan spor, yürüyüş ve koşu yapabiliyor. İnsanlar sakin görünmekle birlikte yarının getireceği belirsizliğin endişesinden ancak böyle uzaklaşıyorlar.

Yazının Devamını Oku

Benim koronodan anladıklarım

* AKLIMIZI öyle tembelleştirip kısa yoldan yargılamaya öyle alışmışız ki, hayatımız söz konusu olduğunda bile düşünüp tahlil etmektense tanıdık gelen alışkanlıklarla devam etmeye, bildiğimiz gibi yaşamaya çalışıyoruz. Değişimin en büyük düşmanı da bu zaten...

 

* Magazin ve eğlence hayatın tadıymış ama tüm hayatımızı öyle kaplayıp bizi sersemletmiş ki, şimdi önümüze çıkan hayata dair bilimsel içerikli programlar ilaç gibi geliyor.
* İçi boş siyaset yapan ve dini manipülasyon için kullanan kişilerin konuşmaları, hatta bağrışmalarına o denli alışmışız ki, tartışma programlarında şimdi mantıkla konuşan, birbirinin sözünü kesmeyen ve kibarca söz alan bilim adamlarının aklı başında konuşmalarıyla ruhumuz da temizleniyor...
* Teknolojilerimiz gelişmiş olsa da, uzaya gitsek de, nükleer silahlar üretsek de asla atalarımızdan daha akıllı değiliz. Eve gelen misafiri kibarca dezenfekte eden kolonya ikramı, sirkeli sularla temizlikleri geçtim, mevsimine göre tarım yaparak bitkilerden güç verici besinler üreten, ayın ve güneşin hareketlerini çıplak gözle uzun uzun inceleyip doğal takvimler yapan ve yaşam döngüsünü buna göre belirleyen antik dönem insanından bile akıllı değiliz... (Merak edenler Hürriyet’te yayınlanan ‘Yazılıkaya’nın 3200 Yıllık Sırrı’ yazısına bakabilir.)
Ve bana göre en önemlisi:
* Doğanın bizlerin korumasına, merhametine ihtiyacı yok, hatta hiç olmadı. Doğa kendisini korumayı biliyor. Bunu da öyle fırtınalara ve tsunamilere bile gerek olmadan gözümüzle göremeyeceğimiz kadar küçücük bir varlıkla yapabiliyor. Bizim, sadece doğaya saygı göstermemize ve doğa ile nasıl uyumlu yaşayabileceğimizi anlamaya ihtiyacımız var.
O da kendi iyiliğimiz için...

Yazının Devamını Oku

Keten Tarımı Ege’de

 KADINLAR bir araya gelince hem de bilinçli, farkındalığı yüksek kadınlar buluşunca gerçekten güzel şeyler oluyor. Tıpkı Döngü Tarım Koopeartifi’nde olduğu gibi...


Kadınların kurduğu Döngü Kooperatifi, 2019 yılında Bartin ve Kastamonu’da keten ekimi yaptıktan sonra hasatı tamamlayarak ilk ürünlerini elde etti. Amaç, tarımı desteklemek ve ileri AR-GE yöntemleriyle birçok alanda kullanılabilecek farklı ürünler elde etmek olduğundan, bu kez Ege Bölgesi’nde keten ekimine başlandı. Tire Belediye Başkanı Salih Atakan Duran ile yapılan görüşme sonrasında 5 dönümlük bir arazide keten yetiştirilmek üzere iş birliğine karar verildi. Bu ekim neticesinde keten tarımının bölge iklim koşullarındaki verimi, toprak analizleri, hasat teknikleri ve avantajları ölçülebilecek. Böylelikle, mayıs ve haziran aylarında yapılacak hasat sonrasında çiftçileri bilgilendirebilecek bir rapor hazırlamak mümkün olacak.

SAĞLIK İÇİN ÖNEMLİ
Her ne kadar yapılan çalışmaların sonucunda somut ürünler elde edilmiş olsa da bu tip çalışmaların gerçek değeri, bu yöndeki çalışmalara ilham vermesi. Özellikle tarıma yönelme ve bilimsel tekniklerle ürün yetiştirme konusunda örnek oluşturan bu çalışmalarını, ‘Yaşamın Döngüsüne Katkı Ver’ adında bir pojeye dönüştüren Döngü Kooperatifi, daha geniş kesimlere ulaşmayı hedefliyor. Kitlesel fonlama sitesi Fongogo’daki projeye destek verenler hem bu çalışmanın tanıtımı için yapılacak belgesele katkı veriyor hem de ilk hasat sonucu elde edilen sağlık açısından değeri tartışılmaz olan keten ürünlerine sahip olabiliyor. Hem çevre korumasına, hem ülke tarımına, hem de kadın dayanışmasına örnek oluşturan bunun gibi projelere çok ihtiyacımız var...

Yazının Devamını Oku

Somalı kadınların el emeği ABD’de

 WASHINGTON DC’de sivil toplum kuruluşu Anatolian Artisan, 20 yıldır Türkiye’de üretilen el emeği kültürel eserleri hem tanıtmak hem de düşük gelirli kadınlara maddi destek olmak için çalışıyor.

Trabzon, Samsun, Kars gibi sehirlerde benzer faaliyetler uzerinde çalışan Anadolu Artisan son projesiyle Somalı kadınlara destek veriyor. 2014’teki Soma kömür madenlerindeki patlama sonucu hayatlarını kaybeden ya da işsiz kalan madenci ailelerini desteklemek amacıyla başlatılan proje kapsamında, uluslararası tasarımcıların verdiği eğitim sonucu geleneksel becerilerini kullanan kadınlar, çağdaş ürünler oluşturuyor. Kooperatifleşen Somalı kadınların ürettiği ürünler dernek aracılığı ile hem ABD hem de Turkiye’de satışa sunuluyor.
7 Aralık’ta gerçekleştirilen kermeste, Soma’daki Rota Anadolu El Sanatları Kooperatifi’ndeki kadınların atık plastiklerden yaptığı fonksiyonel dekoratif ürünler ve Ağlasunlu kadınların yaptığı seramikler satıldı. Suriyeli mülteci kadınlarla da proje geliştirerek destek veren Anadolu Artisan, Anadolu halk sanatlarının en güzel örneklerini Amerika’ya tanıtıyor.

Yazının Devamını Oku

Müştemilat Kumpanya ile köylere iyi müzik

 İZMİR, Seferihisar’da 6 yıl önce başlayan ‘Müştemilat Kumpanya’ adlı oluşum ile farklı müzikler sadece şehir merkezinde değil, kasaba ve köylerde de dinlenir hale geliyor.

Veysel Eryürek öncülüğünde başlayan projenin en büyük destekçisi Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer. Daha önce sadece Seferihisar’da düzenlenen konserler Büyükşehir’in desteğiyle şimdi İzmir’in birçok köyüne gidiyor. Piyanist – Şef Cemile Cabbar yönetimindeki Müştemilat Mandolin Orkestrası’na müthiş yetenekli sanatçı Serap Tamay eşlik ediyor. Bir süredir İzmir’de yaşayan dünyaca tanınmış Arp Sanatçımız Şirin Pancaroğlu da dünya müziklerinden örnekler sunuyor. Dinleyicilerle sohbet edip, bilgilendiren Pancaroğlu belki de hayatlarında ilk kez Arp gören çocuklara unutulmaz bir deneyim yaşatıyor. Müştemilat Konserlerine katılmaktan büyük memnuniyet duyan Şirin Pancaroğlu anlatıyor...


- Sizin bu projeye katılımınız nasıl gerçekleşti?
- Bu projenin temeli Seferihisar ilçesinde 6 yıl önce atılmıştı. Ben de İstanbul’dan takip ediyordum, ne güzel ve özel işler yapıyorlar diye. Sonra 2017’de ben buralara yakın, Urla’ya taşınca araştırdım. Veysel Eryürek adında bir kültür insanı gönül vermişti Seferihisar’a kaliteli müzik götürmeye ve herkesi ikna etmiş, Belediye Başkanı Tunç Soyer de desteklemişti. Seferihisar’daki yerel kültür ateşi çok etkileyiciydi bu çalışmaların sonucunda. Sonra Veysel Eryürek projeyi genişletirken ben de dahil oldum. Tunç Soyer’in desteğiyle ekim ayından bu yana köylerde konser yapıyoruz, Büyükşehir Belediyesi’nin desteğiyle dışarıdan yaptığımız bir kumpanya projesi bu. Veysel Eryürek yerelde çok sıkı çalışıyor; konserler köylüler ve çocuklarla dolup taşıyor.

- Nerelerde konser verdiniz?

Yazının Devamını Oku

Kırkağaç’tan Washington’a

MANİSA Kırkağaç’ta yetişen Prof. Alp Özerdem, uzun yıllar İngiltere’de akademisyenlik yapmasının ardından Amerika’nın en önemli eğitim kurumlarından George Mason Üniversitesi’ndeki ilk Türk dekan oldu.

 ‘Anlaşmazlık Çözümü ve Barış İnşası’ konularında yıllardır çalışan Prof. Özerdem’e eşim olması nedeniyle bu sayfada yer vermemek, onun hikayesinden ilham alabilecek gençlere haksızlık olacaktı.


- Seni Amerika’nın en önemli üniversitelerinden birine dekan olmaya götüren eğitim hayatından bahseder misin?
- İlk ve orta öğrenimimi doğup büyüdüğüm Manisa’nin Kırkağaç ilçesinde yaptım. Sonrasında İzmir Atatürk Lisesi var ki, benim hayata hazırlanmamda, hep faydasını gördüğüm iş etiği ve disiplin kurallarını anlamamda bambaşka yeri oldu. Üniversite konusunda da şanslıydım, çünkü İstanbul Teknik Üniversitesi gibi köklü bir üniversiteye, İnşaat Mühendisliği’ne gittim. Ancak topluma sosyal anlamda entegre bir alanda çalışmak istiyordum. Bu nedenle İngiltere’de yükseklisans ve doktora öğrenimimi Anlaşmazlık Çözümü ve Barış İnşası olarak seçtim. York Üniversitesi’ndeki doktoramı Bosna-Hersek’in savaş sonrası yapılanması üzerine yaptım ve daha sonra 20’ye yakın çatışmalardan etkilenen ülkede araştırma yaptım. George Mason Üniversitesi’ne dekan olarak gelmeden önceki 10 yılda İngiltere’deki Coventry Üniversitesi’nde büyük bir Barış Çalışmaları Merkezi’nin kuruculuğu, yöneticiliği ve üniversitenin rektör yardımcılığı görevlerinde bulundum.

TOPLUMSAL GELİŞME İÇİN ÖĞRETMENLERE YATIRIM YAPILMALI

- Kırkağaç’ta bir öğrenciyken ya da sonrasında bir gün bu noktada olabileceğini hayal etmiş miydin?

Yazının Devamını Oku

Çeşme’de çocuklar Astronomi Okulu’na

NEDENSE bilimi hayatımızdan soyutlayarak sadece okullar ve biliminsanlarına bırakmışız.

Çeşme Jump Start’da, Astronomi Okulu açan Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölüm Başkanı Prof. Dr. Serdar Evren ve Jump Start kurucuları Yonca Temizocak O’Mahony ile eşi Ryan O’Mahony’in dediği gibi, bilim hayatımızın her alanında olduğundan herkes, hele ki çocuklar rahatça öğrenebilir.

- Astronomi Okulu projesi nasıl ortaya çıktı?
Serdar Evren: Uzun yıllardır çocuklar için astronomi etkinliği yapıyorum. Geçen sene Jump Start ile Çeşme’de düzenlediğimiz etkinliğimiz çok ilgi görünce bu yaz astronomi okulu açalım istedik. Bu birliktelik kışın da devam edebilir.
Yonca Temizocak O’Mahony: Serdar Hoca gibi çok değerli bir bilim insanı ile onun da hep istediği astronomi okulunu düzenlerken amacımız, çocukların yazı eğlenceli, aktif geçirmeleri için, onları bir adım ileriye götürebileceğine inandığımız etkinlik ve atölyeler yapmak. Serdar Hoca’nın anlatımı ile astronomiyi anlamamak ve sevmemek mümkün değil.

PROF. SERDAR EVREN
ASTRONOMİ HAYATIN HER ALANINDA VAR

Yazının Devamını Oku

Uzaktan bakınca seçim

KUŞKUSUZ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimleri hepimizi etkiledi. Uzaktan bakınca ülkede birçok şeyin değiştiğini söylemek mümkün. Bakın neler değişti:


İNANÇ: Birçok insana göre bu seçimde sadece belediye başkanları değişmedi. Siyasette yeni bir anlayış, umut, bir şeylerin değişeceğine olan inanç belirdi.
GENÇLER: Seçimin esas değişimi gençlerle oldu. Belki aynı yaşta bir oğlum olduğundan, Berkay beni çok ama çok etkiledi. Onun o naif, sevecen, umut dolu bakışları ve heyecanını her gördüğümde gözlerim doluyor. Bu gençleri yeniden bu ülkeye inandıran ve heveslendiren bir değişim başladı.
ANLAYIŞ: Bu seçim hem AKP, hem de CHP’deki köhnemiş anlayışları yıkması bakımından da bir mihenk taşı oldu. İzmir, Ankara, İstanbul başta olmak üzere birçok yerde özellikle CHP’nin gösterdiği adaylar daha önceleri kıdem, ahbaplık ya da yumuşak üslupları nedeniyle öne çıkarılmazlarken bu seçimde Kemal Kılıçdaroğlu’nun da desteğiyle aday oldular ve kazandılar. Bu anlamda Kılıçdaroğlu’nun dirayetli duruşu da bu sonuçları getirdi denebilir.
SAĞDUYU VE DURUGÖRÜ: Kendisini bilgi, mütevazılık, mağduriyet, cömertlik gibi binbir kisvenin ardına saklayabilen ve bizim toplumun baş derdi olan kibire karşı dayanıklılığımız arttı.
Değişim güzel ve herkes için yararlı, hele ki dönüşüme el verirse...

Yazının Devamını Oku

Gelin, bu perşembe tanışalım

HADİ bu perşembe tanışalım... Alsancak’ta, kitap imza günümde. ‘Gizemli Işığın İzinde’ kitabını sizlere anlatmak istediklerim için yazdım...

Ne mi anlatıyorum? Bizlere kim olduğumuzla ilgili anlatılmayanlardan bahsediyorum.

Nereden geldiğimizle ilgili, kimlere ait olduğumuzla ilgili gizlenenlerden bahsediyorum.
Orta Asya diye tutturulsa da bizim aslında bu topraklara ait olduğumuzun, Anadolulu olduğumuzun kanıtlarından bahsediyorum...
Ege’nin gerçek tarihinden bahsediyorum.
Neredeyse hiç bilmediğimiz gizemli uygarlık Luvi’lerden, Atalarımızdan bahsediyorum.
İçlerindeki ışığı bulmak için cesaretle yeni bir hayata atılan bir kadın ile bir erkeğin hem Luvileri hem de birbirlerini ve aşkı bulma hikayelerini anlatıyorum. Selimiye’de başlayan öykü İstanbul ve İngiltere’nin ardından İzmir’de son buluyor. Kimbilir, belki İzmir’de daha yeni başlıyor, İzmir’den devam edecek.
Hadi gelin, 30 Mayıs Perşembe günü saat 17.00 - 19.00 arası Alsancak D&R’da buluşalım, konuşalım...

Yazının Devamını Oku

Yılın Tiyatro Ödülü Ürkmezli kadınların

Tunç Soyer önderliğinde kurulan Ürkmez Kadın Tiyatrosu, kadınların sorunlarına sahneden ses vererek çok başarılı oyunlar sahneliyor.

3 ayrı yerde 11 farklı tiyatro ekibi ve 200’ü aşkın oyuncusuyla bir sezonda 8 farklı tarzda oyun sergileyebilen İzmir’in tek tiyatrosu olan Seferihisar Belediye Tiyatrosu’na bağlı Ürkmez Kadın Tiyatrosu, Bedia Muvahhit Tiyatro Ödülleri’nde ‘Yılın Anadolu Tiyatrosu’ seçildi. ‘Göksel Kortay Özel Ödülü’nü yönetmen Vedat Murat Güzel’in aldığı törende, Seferihisar’daki çalışmaları dolayısıyla sanata destek veren ‘Yerel Yönetici Ödülü’ de Tunç Soyer’in oldu.

HER YIL YENİ BİR OYUN HAZIRLIYORUZ
VEDAT MURAT GÜZEL (YÖNETMEN)
O dönem Seferihisar Belediye Başkanı olan Tunç Soyer, ‘Ürkmez bize bağlandı, orada da kültür sanat etkinliği yapalım’ deyince, gittim ve kadın katılımcılar olduğunu gördüm. Böylece Kadın Tiyatrosu’nu kurduk. Şu an 3 erkek katılımcımız da var. Her yıl bir kadın oyunu seçerek çalışıyoruz. Tiyatroyu araç olarak kullanarak kadınlarımızın hayatında fark yaratmaya çalışıyoruz. Annem adına yazdığım ‘Kız Çocuğu’ oyunumuzla aldığımız ödülü ise Anneler Günü ertesi almam çok anlamlı oldu. ODTÜ Tiyatro Şenliği, İzmir Uluslararası Tiyatro Festivali’ne katıldık, Avrupa turnesine çıktık.

TORUNUM ‘ARTİST ANNEANNEM GELDİ’ DİYOR
MÜJGAN HASDEMİR (79)

Yazının Devamını Oku