GeriDoğan HIZLAN Türk edebiyatının ilk ‘tutunamayan’ı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Türk edebiyatının ilk ‘tutunamayan’ı

<B>KEMAL BİLBAŞAR'</B>ın <B>Denizin Çağırışı</B> romanı şöyle başlar:<br>

‘‘... Beş saat rötarla İzmir'e gece yarısından sonra varmak, demiryolları idaresi için 'ahvali adiyeden' olabilir, ama benim gibi beş yıl, sapa bir yerde kurulmuş küçük bir kasabada, kabuğuna çekilerek, vesvese ve korkularıyla baş başa yaşamış, bilmediği bir semanın ve tanımadığı bir denizin maviliğinden şifa aramaya çıkmış, karanlıktan korkan bir insan için, ne büyük felaket...’’

Romanın ilk sayfasında Yahya Kemal'in Denizin Türküsü şiirinden dört dize vardır:

‘‘Çıktığın yolda, bugün yelken açıp yapayalnız

Gözlerin arkaya çevrilmeyerek, pervasız

Yürü! Hür maviliğin bittiği son hadde kadar

İnsan álemde hayal ettiği nisbette yaşar.’’

Denizin Çağırışı'
nın yeni basımını okurken, onun edebi değerinden fire vermediğini gördüm.

*

Fethi Naci'
nin 100 Yılın 100 Romanı kitabındaki Denizin Çağırışı eleştirisindeki yargıya katılıyorum, iyi bir eleştirmenin de, iyi bir okurun da bunu benimseyeceğinden şüphem yok:

‘‘Oysa üniversite yıllarında, yani nerdeyse yarım yüzyıl önce, okuduğum Denizin Çağırışı, bende unutulmaz izler bırakmış bir romandır, bence Bilbaşar'ın en iyi romanıdır.’’

Kasabanın kábusundan kaçan anlatıcı İzmir'de yeni bir hayatı arar. Kendini İstanbul'dan gelen bir gazeteci olarak tanıtır. İkiyüzlü insanlardan, kasabanın o göstermelik ahlakından, doktorundan savcısına kadar herkesin marifetlerinden öylesine bunalmıştır ki, burada biraz kendi kasılı benliğinden kurtulacağı umudunu taşır.

Beş yıl öğretmenlik yapmıştır ama doktorunun da, savcısının da, jandarma kumandanının da koşullar, baskılar yüzünden bir şey yapamadıklarını görür.

Öğretmenliğinde de bunu yaşamıştır, kaymakamın da söylediği gibi, ‘‘esas olan çocukların yetişmesi değil sınıf geçmeleridir’’.

Kahramanın babası karanlıktan korkan birisiydi, sonra da intihar etmişti, denize kendini atarak. Bu intihar, herkesin hakkında konuşmaktan kaçındığı bir sırdır. Bilinçaltından bir türlü atamamıştır.

*

Anlatıcı bütün eski kimliğinden sıyrılmak istemektedir, kendini bir başka önemli kişilik olarak tanıtmak ister ama ne yazık ki bu dış çabalar, bize Lucretius'un sözünü anımsatır:

‘‘...ve keder atımızın terkisine biner gelir?’’

Fethi Naci,
daha sonra yayınlanan bununla birlikte okunabilecek başka kitaplara değinir:

‘‘Meraklı okur, Denizin Çağırışı'nın yayımlanmasından on iki yıl sonra yayımlanan Yaşar Kemal'in Teneke'sinde, Reşat Nuri Güntekin'in 1950'de tefrika edilip 1961'de kitap halinde yayımlanan Kavak Yelleri adlı unutulmaz romanında da benzer sorunların işlendiğini görecektir.’’

Benim bu listeye ekleyeceğim iki kitap daha var. 1959 yılında yayımlanan Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ı ile 1973'te yayımlanan Oğuz Atay'ın Tutunamayanlar'ı.

Denizin Çağırışı'nın yayımlandığı yıl 1943.

Bireyin arayışını, zihinsel serüvenini Türk romanında ilk yazanın Kemal Bilbaşar olduğu kanısındayım.

Durulur mu? Hayır.

Zehra ile nişanlanır, sinemada bırakıp gider, Adalet'le yaşar, paralarını yiyen kadın kaçar.

Cinselliği yaşamayışın da izdüşümü kişiliğini belirleyen öğelerden biridir:

‘‘Bağ adı verilen kayısı bahçelerinde, hastalıklı kadınlarla yapılan álemlere katılmayan, hiç kimse tarafından aranıp ziyaret edilmeyen bir insan, kendisinden başkasıyla paylaşamadığı bir yatakta, şüphesiz her akşam bir başka adam olmaya mecburdu.’’

*

Yalnızlığın, Behçet Necatigil'in deyişiyle psikopat bir kimliğe dönüştürdüğü kahramanın olağanüstü bir gözlem gücü vardır.

Kemal Bilbaşar'ın bu romandaki tasvirlerinin ustalığını, tip çizmedeki başarısını özellikle belirtmeliyim.

Bir şehrin uyanışını anlatan satırlar, fotoğrafla pentür arasında görüntüleri canlandırdı gözümde.

Annesinin hizmetçiliğinden beri ezilmişliğin, komplekslerin biçimlendirdiği bir kişilik, Türk edebiyatında unutulmaması gereken bir kahraman yaratmış Bilbaşar. Psikolojik tahlilleri de romanın eskimezliğini artırıyor.

Baba ile oğulun aynı çağrıya kulak vermesiyle noktalanıyor romanı:

‘‘Baban gibi sen de kollarımda rahat edeceksin. Ne bekliyorsun? Safo'nun altın saçları da bende.

Anlıyorum, şimdi anlıyorum. Deniz Tanrıçası! Beni çağıran sensin.’’

Denizin Çağırışı'
nı eskiden okuyanlar bir daha okusun, eskimediğini fark edeceklerdir, yeni kuşak da iyi bir romancıyı, bazı şeyleri ilk yapmış bir edebiyatçıyı tanıyacaktır.

DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ

Dünyanın Şarkısı Jean Gino Arion

Ege'den Denize Bırakılmış Bir Çiçek Halikarnas Balıkçısı Bilgi

Ortadakiler Erhan Bener Remzi

İmamın Düşüşü Neval El-Saadavi Gendaş

Yedi Tepe İstanbul Deniz Som Günizi
X

Prokofyev ile Ravel’i dinleyeceğiz

Bugün saat 13.30’da TRT2’de Tugan Sokhiev yönetiminde Berlin Filarmoni Orkestrası’ndan ‘Bir Masal Gecesi’ yaşayacağız.

İcra edilecek besteler:

- Rus besteci Sergey Prokofyev’in ‘Romeo Jüliet’i

- Fransız besteci Maurice Ravel’in ‘Şehrazat’ı

‘Bir Masal Gecesi’ konserinin amacı, dinleyenleri içinde bulundukları mekândan ve zamandan koparıp gizemli dünyalara doğru yolculuğa çıkarmak. Konser, özel konser alanlarından Wardbühne’de yapılacak.

Konserin başında şef Antonio Pirolli ile müzik yazarı Vefa Çiftçioğlu orkestra ve besteciler üzerine konuşacaklar.

‘Bir Masal Gecesi’nde Berlin Filarmoni Orkestrası ve şef Tugan Sokhiev, bir müzikal hikâye anlatıcısı kimliğine bürünüyor.

Gece, Sergey Prokofyev’in ‘Teğmen Kije’ süiti ile başlıyor.

Yazının Devamını Oku

Bodrum’u yaratan insan: Halikarnas Balıkçısı

Tanışma şansı bulduğum, çok değerli biridir Cevat Şakir Kabaağaçlı, namı diğer Halikarnas Balıkçısı... Meltem Ulu’nun kitabı ailenin trajik tarihinden başlayarak ünlü yazarın hayatının dönüm noktalarına uzanan kapsamlı bir inceleme...

Başta Halikarnas Balıkçısı olmak üzere Kabaağaçlı ailesinden birçok kişiyi tanıdım. Füreya’yı, Sina Kabaağaçlı’yı, Aliye Berger’i, Cem Kabaağaçlı’yı. Hürriyet Yayınları’nda kitaplarını yayımladığım için de İzmir’de kendisiyle buluştum, konuştum, türkülerini dinledim, zeybek oynayışını seyrettim. Bodrum’daki cenaze törenine gittim. Bodrum’a giden, orada yaşayan herkes onun yapıtlarını okumalı, yaşamını bilmelidir.

Meltem Ulu’nun ‘Halikarnas Balıkçısı’nın Yolculuğu’ kitabı gerçekten onun yaşamının her aşamasını tanıtan, eserlerinin doğuşunu anlatan kapsamlı bir inceleme. ‘Halikarnas Balıkçısı için kısa sözlük’ iyi bir okuma rehberi. Bir başka yorumla, Halikarnas Balıkçısı’nın yaşamının kırılma noktaları. Ulu, ailenin betimlemesiyle başlıyor:

“Tolstoy ‘Anna Karenina’nın girişinde, ‘Bütün mutlu aileler birbirine benzer, her mutsuz ailenin mutsuzluğu kendine göredir’ demişti. Kabaağaçlı ailesinin mutsuzluğu ‘gerçekten’ kendine özgüydü. Neden bilinmez dünya çapında sanatçıların çıktığı Kabaağaçlı ailesinin tarihi trajedilerle doluydu.”

Cevat ve Şakir birer Kabaağaçlı olarak Osmanlı askeri hayatında bir iz bırakacaklardı. Mekteb-i Hayriye’yi önce Cevat, daha sonra da Şakir bitirdi. İki kardeş de Girit’e tayin oldu. Bu tayinin aile tarihini ilelebet etkileyeceğini kimse bilemezdi. Şakir Paşa’nın oğlu Cevat Şakir de böylece Girit’te doğdu.

Ulu, ara metinlerle kitabı belge kuruluğundan kurtarıyor. Cevat Şakir ona sunulan hayatı kabullenecek bir karaktere sahip değildi. Robert Kolej’e, Oxford Üniversitesi’ne gidiş serüveni bunun örneğidir. Balkan savaşları sonrası hayat Osmanlı İmparatorlu için de Kabaağaçlı ailesi için de eskisi gibi olmayacaktı. O günlerde Cevat Şakir de eşi Agnesi’yle birlikte ülkeye döndü, baba Şakir Paşa da razı olmuştu. Daha sonra babasıyla anlaşmazlıklar başladı, tartışmalı bir ölümle noktalandı.

‘MERHABA’NIN ÖYKÜSÜ

Cevat Şakir, Zekeriya Sertel’in çıkardığı Resimli Ay ve Resimli Hafta’da yazmaya başladı. Bu yazılardan başı derde girdi. Ulu’nun yorumu duruma değinirken Halikarnas Balıkçısı’nın kaderini de özetliyor. Üç Aliler Divanı’ndaki yargılanması da o dönemdeki basın özgürlüğünü sergileyen bir olay.

Yazının Devamını Oku

Nerede buluşacaksınız?

Bu başlığı görenlerin şaşırdığını biliyorum, evden dışarı çıkılmayan bir dönemde ne kadar abes bir soru diyenler de çıkacaktır.

Aslında belli mekânlarda buluşanlar, belki pandemi sonrası yine dostlarına kavuşacaklar. Genç kuşak için geçerli bir soru.

Bizim kuşağa yöneltilecek soru ise nerede buluşurdunuz?

Turgay Anar’ın ‘Mekândan Taşan Edebiyat - Yeni Türk Edebiyatında Edebiyat Mahfilleri’ (Ketebe Yayınları) kitabı bu soruların yanıtını veriyor.

Bence tam bayramda okunacak bir çalışma.

Bölüm başlıklarını okuduğunda, edebiyatla/edebiyatçılarla ilgili birçok kişi kitabı merak edecektir.

* Birinci Bölüm

‘Yeni Türk Edebiyatındaki Edebiyat Mahfilleri İçin Bir Çerçeve Denemesi’.

Yazının Devamını Oku

Çizgi roman sevenler

Çizgi roman türünün sadık bir okuyucusu değilim ama zaman zaman kitapları varaklamaktan da vazgeçemiyorum.

Levent Cantek’in ‘Türkiye’de Çizgi Roman’ kitabını da okudum, çok şey öğrendim.

Yabancı gazetelerde çıkan çizgi romana ‘graphic novel’ deniyormuş. Birçok klasik ve modern klasik romanların çizgi romanı ülkemizde de yayımlandı.

Yıllar önce bir yazıma Mehmet Erdil Oral’dan aşağıdaki e-posta gelmişti:

“Çizgi roman ile edebiyat yapılabileceği konusunda kesinlikle size katılıyorum. Size mutlaka Hugo Pratt’ın ve Enki Bilal’in kitaplarını tavsiye etmek isterim.”

Başka bir kitap da ‘Çizgili Hayat Kılavuzu’.

CORTO MALTESE

TAVSİYEYE uyarak Hugo Pratt’ın ‘Corto Maltese-Keltler’ cildini aldım, okudum.

“Özgürlük düşkünü ve serseri ruhlu maceraperest Corto Maltese kayıp hazinelerin, yardıma muhtaç arkadaşların, tuhaf hikâyelerin peşinde dünyayı dolaşıyor. Corto Maltese bir hazine haritasının izinde Venedik’te keşişlerle buluşup Kelt diyarı İrlanda’da Merlin ve Büyücülerine yardım edip, Alman savaş efsanesi Kızıl Baron’la karşılaşıyor!”

Yazının Devamını Oku

Pazar Konseri ve TRT’nin yıldönümü

Bugün saat 13.30’da TRT 2’de iyi bir konser izleyebilirsiniz.

Münih Filarmoni Orkestrası’nı Valery Gergiev yönetiyor. Konserden önce müzik yazarı Vefa Çiftçioğlu ile orkestra şefi Antonio Pirolli, orkestra ve icra edilecek eserler üzerine konuşacaklar. Repertuvar:

- Bach / Suit No.3

- Çaykovski / Kuğu Gölü Balesi

- Strauss / Rosenkavalier Suiti

- Maurice Ravel / Bolero

RADYO YAYINCILIĞININ 94. YILITRT ile bağlantım, İstanbul Radyosu’nda kitap programı yapmakla başladı. Şimdi Türkiye’de radyo yayıncılığının 94. yılı kutlanıyor. Yıllarca kitap–edebiyat programı yaptım. Harbiye’deki radyoevine ilk kez oyun yazarı Oktay Arayıcı çağırmıştı. Alexander Soljenitsin’in Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığı zamandı, ben de onun hakkında konuşacaktım.

İsmail Cem

Yazının Devamını Oku

‘Geçmiş zaman olur ki…’

Zeynep Bilgehan’ın ‘Hey Gidi Yıllar’ kitabı İdil Biret’ten Haldun Dormen’e, Cüneyt Arkın’dan Selda Bağcan’a 28 başarılı ismin kesişen hayatları üzerinden bir ülkenin hikâyesini anlatıyor.

Anılar denizinde kulaç atarken “Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer” sözünü mırıldanırım. İnsan belleğinin ayıklayıcı bir özelliği var, geçmişin iyi günlerini anımsıyorsunuz, üzüntü ve acı veren olaylar tortuda kalıyor. Zeynep Bilgehan’ın ‘Hey Gidi Yıllar’ kitabını okurken hayatım bir sinema şeridi gibi önümden kayıp geçti. O günleri, dostlarımı, aramızdan ayrılanları dünden bugüne taşıyorsunuz. Bu tür kitapları çok severim, kitaplığımın başvuru rafında tutarım.

EFSANELERDEN TAVSİYELER

Kitapların doğuş öyküsü, okuma nedenimizi güçlendirir, ‘Giriş’ de bu işlevi yerine getiriyor: “Her şey 19 Haziran 2020 tarihinde Vedat Milor’un sosyal medya hesabından 1979’da çekilmiş bir fotoğrafını paylaşmasıyla başladı. Henüz tanınmadığı, hatta bir gün ünlü olacağını aklının ucundan bile geçirmediği döneme ait fotoğrafı büyük ilgi uyandırdı. Buradan da Hürriyet Gazetesi’nde pazar günleri yayınlanan ‘Hey Gidi Yıllar’ köşesi doğdu. Fikir babası Ahmet Hakan, isim babası da Emre Oral oldu.”

Bilgehan’ın bir tespitinin doğruluk payı yüksek: “Kitabı okuduktan sonra bunun aslında 28 farklı kişinin değil, kesişmiş hayatlardan oluşan tek bir hikâye olduğunu göreceksiniz. Bir ülkenin hikâyesi.”

Kitap dört bölümden oluşuyor: ‘Aydınlanma Çağının Gençleri’, ‘Toplumda Arayış. Sanatta Altın Yıllar’, ‘Bilime Adanmış Ömürler’ ve ‘Alanına Sığamayanlar’.

Söyleşilerden bazı sonuçlar çıkarabilirsiniz. Değişik alanlarda emek vererek başarı sağlandığını, her mesleğin fedakârlık istediğini fark ediyoruz. Değişik meslekleri seçecek genç okurlar için de yararlanılacak bilgiler içeriyor. Bazı örnekleri seçtim:

- İdil Biret’in eşi Şefik Büyükyüksel de müzik bilgisi olan biri. 44 yıldır evliler. İkisini de tanıdığım için uyumlarını, düşüncelerini dinledim. İdil Biret’ten hayat dersleri bölümü uygulanabilir önemde. Hocam Nadia Boulanger’in, ‘Kendine karşı dürüst müsün?’ sorusu hep aklımdadır. Ne olursa olsun hep hakikati  aramak bir yaşam şekli olmalıdır. Onurlu bir hayatı gerçekleştirmek için şarttır.

Yazının Devamını Oku

‘Hey Gidi Yıllar’ın hatırlattıkları

Zeynep BİLGEHAN’ın Hey Gidi Yıllar’ını okurken İnönü ailesinin anılarımdaki yeri belleğimde canlandı.

Türk Dil Kurumu’na üye olduğumun ilk kurultayında İsmet İnönü masamıza gelip bana çalışıyor musun sorusunu yöneltti ben de hem de çok cevabını verdim. O zaman epeyce kiloluydum, çalışan insan bu kadar şişman olur mu dedi.

Rahmetli Ülkü Tamer’in dizeleri durumu özetliyordu: “Hem dersini bilmiyor hem de şişman herkesten.”

İnönü’nün bir fotoğrafı dikkatinizi çekti mi?

Koltukta oturmuş, ayaklarını uzatmış, bir kitap okuyor: Edith Hamilton’un Mitoloji kitabını yanılmıyorsam, o kitabı dilimize Ülkü Tamer çevirmişti.

İnönü’nün torunu, Özden Toker’in kızı Gülsün Bilgehan anneannesini yazmıştı “Mevhibe” adıyla.

O kitabın tanıtımını Metin Toker benim yapmamı istemişti.

Pembe Köşk’ün bahçesinde kitabı tanıtan bir konuşma yapmıştım.

Doğrusu bu bahçeye bu kadar çok kişinin geleceğini tahmin etmemiştim.

Yazının Devamını Oku

Sahafların durumuyla ilgilenelim

Sahaflar Birliği Derneği Başkanı Emin Nedret İşli’nin mektubunu okuyalım: “Sahaflar ülkemizde ve tüm dünyada devam etmekte olan COVID-19 pandemisi nedeniyle zor günler geçirdiler, geçiriyorlar.

Geçtiğimiz aylarda dükkânlarımızda yüz yüze satışın çok azalması, hatta tamamen bitmesi sebebiyle internet satışlarına, sosyal medyadaki mecralara yönelen, onlara adapte olmaya çalışan sahaflar bu alandaki artan talebin büyümesi sonucu ayakta durabildiler ve hayatlarını idame ettirdiler.

Elektronik iletişim ağı üzerinde yer alan Kitantik, Nadirkitap gibi eski ve sahafiye kitap satış listelerinde yer alan onlarca sahaf/kitapçı bu sayede ülkenin her yerinde yaşayan kitap düşkünlerine, sahaf dostuna kitap bulmaya devam ettiler. Bu alanda kitap talebinin yayınevleri açısından da artmasıyla oluşan olumlu ve kazançlı durum sahafların da kendini kurtarması ve de bahtiyar hissetmelerine yol açtı.

Zor durumda olan pek çok ticari sektöre rağmen sahaflık mesleğini icra edenler bu sıkıntılı günleri daha az zararla atlatıyorlardı ki zorunlu olarak gelen (17 günlük) uzun kapanma bu pozitif durumu negatif hale dönüştürdü.

Devlet katında ‘sahaf’ mesleğinin tanımlı olmayışı, idari kademelerde sahaf ilişkisinin çok zayıf olması dükkânların tamamen mecburen kapanması, iş yapılamaz hale gelmesine neden oldu. Bu sahaflar açısından bir yıkım ve gelir kaybına yol açacak. Meslekteki tüm esnaf adına ricamız şu:

İnternet üzerinde satış yapmakta olan meslek üyelerinin siparişlerini karşılayabilmeleri, gelen talepleri düzgün ve hızlı bir şekilde servis etmeleri, kitap siparişlerini paketleyip kargolayabilmeleri için dükkân ve depolarına ulaşmalarını temin izni verilmesi talebimize ses olmanızdır.

Diğer pek çok alanda paket servislerinin açık olduğu düşünülürse günün belirli saatlerinde mekânlarına ulaşıp kitap dostlarının isteklerini onlara ulaştırmak üzere dükkânlarda bulunabilmelerinin sağlanması gereklidir.

Bu bir anlamda kitap arayan, okuyan, uzun dönem evde kapalı kalacak insanımızın da güzel vakit geçirmesini sağlayacak bir durumdur. Pek çok sahaf dostu istediği kitapların zamanında kendisine ulaşamayacağı kaygısıyla sahaflara sitem etmektedir.

Sahaflar sizden elektronik iletişim ağı üzerinden kendilerine ulaşan kitap siparişlerini servis edebilmek, sahaf dostunun kitaplarına bir an evvel kavuşmasını sağlamak adına mekânlarına kısa bir süre de olsa ulaşmak isteklerine ses olmanızı istirham ediyorlar.

Yazının Devamını Oku

Bilerek dinlemek ya da ‘İzahlı Müzik’

Ben her pazar günü TRT 2’deki klasik müzik konserlerini izliyorum.

Konserden önce müzik yazarı Vefa Çiftçioğlu ile şef Antonio Pirolli’nin eser, şef ve orkestra üzerine konuşmalarını dikkatle dinliyor, kendimi konsere hazırlıyorum.

Bu pazar saat 13.00’teki konserin repertuvarı ne?

Şef Jiri Belohlavek, Çek Filarmoni Orkestrası’nı yönetiyor.

Bedrich Smetana’nın ‘Ma Vlast’ eseri.

Besteci Bohemya topraklarının efsanelerini, Çek kimliğini ve kültürünü müziğe getiriyor.

Pazar Konseri programı ne zaman başlamıştı. Yıllar önce rahmetli Hikmet Şimşek’in sunduğu ve bir gelenek haline gelen ‘Pazar Konseri’nin temel felsefesi baz alınarak TRT televizyonlarının programcılarından Levent Mayda tarafından biçimlendirilmiş.

Bilgilendirme ve sunum görevi, TRT Filarmoni Orkestrası Şefi Antonio Pirolli ile Vefa Çiftçioğlu’na verildi. Daha önce de ikili TRT Radyo 3’te ‘Yorum Analiz’ programında çalışmışlardı.

Konser öncesi programının amacı, eserler ve bestecilerin tanıtılıp, seslendirilecek eserlerle ilgili bilgileri sunmak, yorumcular ve kurumlara ait anekdotları izleyiciye ulaştırmak, konsere olan ilginin artmasını sağlamak.

Yazının Devamını Oku

Bizim için gerçek, sizin için hayalet

Tam bir roman kahramanıydı. Tanısaydınız buna inanırdınız. Ben Hürriyet Yayınları’nı yönetirken bize çeviri yapardı. Yaşamı boyunca 77’si çeviri 117 kitaba imza attı. Hayalet Oğuz’un Kaya Tanış imzalı biyografisi incelikli bir kitap.

Hayalet Oğuz içinde bulunduğum 1950 Kuşağı’nın yakından tanıdığı, dostluk kurduğu adeta bir roman kahramanıydı.

Bir romancı ancak onun gibi bir kahramanı yaratabilir, bütün unsurları özgündür. Tanısaydınız siz de onun bir romandan çıkıp geldiğine inanırdınız.

Hürriyet Yayınları’nın yönetimindeyken bize çeviri yapardı. Adnan Semih Yazıcıoğlu ile ben, Beyoğlu’ndan pek ayrılmadığı için çevirileri semtten bir kafeden veya lokantadan alır, telifini de orada öderdik. Hayatı Beyoğlu’nda geçmişti.

Keskin bir eleştiri sözlüğü vardı. Beğendiğini de beğenmediğini de doğrudan söylerdi.

Onun hakkındaki ilk kitap Sezer Duru-Orhan Duru’nun yazdığı ‘O Pera’daki Hayalet’ti.

‘ESPRİ YAPMAK İÇİN YAŞIYOR GİBİ’

Kaya Tanış’ın yazdığı ‘Burası Orası Değil (Hayalet Oğuz Kitabı): Oğuz Halûk Alplaçin Yaşamı ve Eserleri’ çok emek verilmiş, bilgi ve belgelerle övgüyü hak eden bir kitap. Kitabın başındaki ithaf, Tanış’ın duyarlılığının örneği:

“Hayalet Oğuz bir şiirini dostu Demir Özlü’ye ithaf ederek yayımlamıştı. Buna sığınarak da olsa, eğer varsa böyle bir hakkım, bu kitabı bu yıl içlere çekilen büyük yazar Demir Özlü’ye adıyorum.

Yazının Devamını Oku

Ara Güler ve Turgay Anar eşliğinde ‘Huzur’u okumak ‘Huzur’la dolaşmak

Her şehir edebiyatta yer alır, almalıdır da. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’u için, bu romanın başkahramanı İstanbul diyenler vardır.

Rahmetli Ali Sinan Özüstün’ün hazırladığı, ‘Aynı Rüyanın İçinde Ara Güler Ahmet Hamdi Tanpınar’ kitabına daha önce bir yazımda değinmiştim.

Turgay Anar’ın çalışmasının adı ise ‘Huzur Atlası’.

‘Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur Romanını Okuma Kılavuzu’nu okumaya başlayınca, yeniden fotoğraflara dönme gereği duydum.

Yazımın adı neydi?

‘İşte İstanbul: Tanpınar yazdı, Ara Güler çekti’.

Albüm/kitaptaki ‘Huzur’a dair bölümlerdeki ‘Huzur’dan alıntıları, fotoğrafları gözden geçirdim.

Okurlarıma o sayfaları hatırlatacağım, metinlerle fotoğrafları eleştirirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Dergiler arasında

VİRÜS

Yeni sayının ‘Fırçasından...’ bölümünün ressamı Cuma Ocaklı.

‘Elinden’ bölümünde İlhan Berkin el yazısı şiir ve mektupları yer alıyor.

Ozan Öztepe, Evliya Çelebi ve İlhan Berk’in metinlerinde insan ve mekân ilişkileri bağlamında üç yüz yıllık köprü kuruyor.

Şiir sayfalarının arasında 2020 Nobel Edebiyat Ödüllü Amerikalı şair Louise Glück’ın Türkçede ilk kez yayımlanan dört şiirini bulacaksınız. Çeviriler Güven Turan ve Sinan Fişek’e ait.

Oğuz Demiralp, ‘Tersine mi, Mersin’e mi?’ yazısında; Heinrich von Kleist’in ‘Kukla Tiyatrosu Üzerine’sini ve Halide Edip Adıvar’ın ‘Maske ve Ruh’unu irdeliyor.

Barış Önder’in söyleşi bölümündeki yazısı: ‘Müzikle geçmiş yarım asır: Bülent Ortaçgil’.

Ali Cengizkan’ın şiiri: ‘Çiğ Gibi Bir Çığ’.

A. Ömer Türkeş’in önemli bir incelemesi: ‘Romanların Merceğinden Türk–İslam Sentezi’. 

Yazının Devamını Oku

Kahramanmaraş Tasavvuf Musikisi

Değişik icralar, kuşaktan kuşağa geçerken, o eserin gerçek kimliği değişir, çoğu zaman da bozulur.

Dünyada olduğu gibi bizde de müzik türlerinin, bestecilerin uzmanlarına ihtiyacımız var. Onların araştırmaları sonunda hem bir kitap hazırlanır hem de kayıtları yayınlanır. Nota yayınlarının da bu açıdan önemini vurgulamalıyım. Yıllar önce Milli Eğitim Bakanlığı bestecilerin eserlerini yayınlamaktaydı. Daha sonra da bu yayını Dr. Nevzat Atlığ sürdürdü. Ankara Caddesi’nde Milli Eğitim Bakanlığı’nın satış bürosu vardı, birçok besteyi ben oradan almıştım.

Belediyelerin kültürel alanda çalışmalarını her zaman destekledim.

Kahramanmaraş Belediyesi’nin hazırladığı CD’de bu alandaki çalışmalar kapakta yazılmış: “Sanatsal değerleri korunarak kayıt altına alınmış ve icra kolaylığı sağlanmıştır. Ne yazık ki tasavvuf müziği kültürümüz ise kulaktan kulağa okunarak bir kısmı kaybolsa da bir kısmı bugüne kadar bir şekilde gelebilmiştir.

Günümüze kadar anonim olarak adlandırdığımız sahibi belli olmayan, halka mal olmuş eserler ise sahipsiz kalmıştır. Hiçbir şehrimizde tasavvuf müziği kültürüne sahip çıkma adına yapılan bir çalışmaya rastlayamıyoruz. Kahramanmaraş bu alanda da bir ilk olma özelliği taşımaktadır.

Bazı eserler kulaktan kulağa  günümüze kadar farklılaşarak da olsa ulaşabilmişse de, daha niceleri zaman değirmeninde öğütülüp kaybolmuştur. İşte bu kaygı ile çıktığımız yolda, bugüne kadar ulaşabilmiş eserleri güfte, makam yapısı, usûl, prozodi, icra şekli gibi konularda ele alarak aslına da fazla müdahaleden kaçınarak ciddi bir çalışma ile yazılı ve sesli kayıt altına aldık.”

EMEK VERENLER

Kahramanmaraş Tasavvuf Musikisi’nde 22 beste seslendirilmiş.

Ahmet Uncu – Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu

Yazının Devamını Oku

Hayata nasıl bakarsınız?

M. Fatih Andı’nın ‘Roman ve Hayat’ kitabını birkaç açıdan önemli buluyorum. Romanın izinde hem bir türün doğuş, yükseliş çizgisini öğreniyoruz hem de romanla Batılılaşma arasındaki bağlantıyı izliyoruz.

İnsanın zaman zaman kendine sorduğu ya da başkalarının size yönelttiği bir sorudur, hayata nasıl baktığınız. Benim yanıtım “Hayata sanattan bakıyorum” şeklinde. Öyle bir hayat objektifim var, asal tür de edebiyat. M. Fatih Andı’nın ‘Hayata Edebiyatla Bakmak’ kitabı bu açıdan ilgimi çekti. Andı’nın diğer kitabı da ‘Roman ve Hayat’ adını taşıyor.

Sık sık “Hayatım roman” sözünü duyarız. Herkes kendine özgülüğün peşindedir. İddiamı güçlendirmek için birkaç örnek vereyim. Charlie Chaplin ve Gertrude Stein yemek yerken Chaplin, “Gertrude çimlerin güzelliğine bakar mısın” diyor. Gertrude da “Ben yeşili Turner’ın resimlerinde severim” yanıtını veriyor. Ben de çıplak doğayı değil, Yaşar Kemal’in romanlarındaki doğa tasvirlerini severim.

Yazarın ‘Roman ve Hayat’ kitabındaki ‘Hayatımız Roman mı?’ başlıklı yazı, romanın bizdeki serüvenini özetliyor: “Romanın bizim edebiyatımızdaki macerası söz konusu edildiğinde, bu edebi türün uzun bir tanışma ve alışma devresi içerisinde ilk önce tercüme örneklerle göründüğü, çok daha sonraları telif örneklerin devrin edebiyatında kendisine yer aradığı söylenegelir.”

19’uncu yüzyıldan sonra roman, mutluluktan uzak, sıkıntılı hayatların destanı olarak okunmuştur: “Arabesk bir yaklaşım ve argo bir dille de olsa sık sık ‘Hayatım roman abi!’ şikâyeti duyulur olmuştur.”

‘Hayata Edebiyatla Bakmak’ (2019), ‘Roman ve Hayat’ (2020) Ketebe Yayınları
‘ELVEDA TÜRK SAKİNLİĞİ VE HUZURU’

Roman okumanın muzır sayıldığı dönemler yaşanmıştır. Hâlâ “Roman okuyacağına dersine çalış!” sözünü söyleyen aile büyükleri vardır.

Yazının Devamını Oku

Bir doktorun karikatürleri

Karikatürist ve adli tıp uzmanı, akademisyen Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün karikatür sergisi, İstanbul Schneidertempel Sanat Merkezi’nde açıldı.

Karikatüre 1985 yılında başlayan Dokgöz’ün ilk karikatürü Kılçık dergisinde yayınlandı. Daha sonra karikatürleri Gırgır, Limon, Çarşaf, ArteFacto, Buduar, Cumhuriyet, Bizim Gazete, Hürriyet, Milliyet, BirGün, Radikal ve Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yayınlandı. Düzenli olarak Kılçık, Tıp Dünyası, Sendrom, Hiç, Fesat, Homur ve Hekim Forumu dergilerine çizdi. 2016-2018 yılları arasında Hürriyet Gazetesi Çukurova’da Metafor köşesinde günlük olarak karikatürleri yayınlandı. Karikatürleri Türkiye dışında Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Belçika, Yunanistan, Romanya, Polonya, İran, Kıbrıs, Portekiz, Kırgızistan, Rusya, Azerbaycan, Hindistan, Güney Kore, Sırbistan ve Çin gibi ülkelerde yayınlandı. Katıldığı ulusal ve uluslararası yarışmalardan çeşitli ödüller aldı.

1989’da Güneşin Girmediği Yere, 2010’da Çizgisel, 2019’da Metafor ve 2020’de Karikatürlerle Çocuk Hakları Sözleşmesi adlı kitapları yayınlandı.

Sergiyi pandemi kurallarına uygun olarak pazartesi hariç diğer günlerde 11.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Adres: Bankalar Cad. Felek Sok. No:1 Karaköy, Beyoğlu, İstanbul.

SAĞLIK çalışanları arasında karikatür çizen pek çok isim var. Halis Dokgöz’ün sergisi vesilesiyle onları da bir hatırlatmak istedim:

Doç. Dr. Kadir Doğruer, yoğun bakım ünitesi doktoru. ‘Yoğun Bakım Karikatürleri - GEÇ’ adlı bir karikatür albümü yayınladı. Çok sayıda sergi açtı.

Yazının Devamını Oku

23 Nisan’ı kitapla kutlayın

23 Nisan Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü için Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk bir açıklama yayımladı:

“Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü, kitaplardan ve okumadan keyif almayı teşvik eden bir kutlama çağrısıdır.

Her yıl 23 Nisan’da kitapları tanımak ve tanıtmak için dünyanın her yerinde kutlamalar yapılıyor. Bu özel günde geçmiş, gelecek, nesiller ve kültürler arasında bir köprü kurulması hedefleniyor.

23 Nisan dünya edebiyatında sembolik bir tarih. Ünlü yazarlar William Shakespeare, Miguel de Cervantes ve Inca de la Vega’nın hayata veda ettikleri gün.

1995 yılında Paris’te düzenlenen UNESCO Genel Konferansı’nda 23 Nisan, Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olarak belirlenirken, kitaplara ve yazarlara dünya çapında bir saygı duruşunda bulunmak ve herkesi kitaplara erişmeye teşvik etmek amacıyla seçilmişti.

Türkiye Yayıncılar Birliği de Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin üyesi.

Bugün birçok ülkede sevenlerin birbirlerine kitap hediye ettiği gün olarak yaşanıyor.”

NEDEN DEVAM ETMEDİ

HERKESE

Yazının Devamını Oku

Anıların içinden bir öykünün 50’nci yılı

İyi yazar Füruzan’ın, ‘Parasız Yatılı’ adlı öykü kitabının ilk yayınlanışının üzerinden 50 yıl geçmiş. Yapı Kredi Yayınları tarafından 50’nci yıla özel bir de baskısı yapıldı kitabın.

Bu kitap beni öykünün ilk yayınlandığı zamanlara götürdü.

Cağaloğlu’ndaki eski Hürriyet binasının karşısındaki yolda Vatan gazetesi vardı. Binanın bahçesinde bir havuz bulunuyordu.

Vatan kapandı, orayı Simaviler aldı ve Yeni Gazete aynı yerde yayınlanmaya başladı. Gazetenin birinci sayfası The New York Times’ı andırıyordu.

Nezih Demirkent’in yönettiği gazetenin edebiyat/sanat sayfasını ben yönetiyordum.

Her hafta bir öykü yayınlıyorduk.

İşte Füruzan’ın ‘Parasız Yatılı’ öyküsü ilk kez o sayfada çıktı.

Bu öyküden sonra Füruzan hayranlığım devam etti. Hakkında pek çok kez yazdım, televizyon programları yaptım.

İyi bir yazar zamansızdır. Onu her okuyuşta, yaşadığınız zamandan izler bulursunuz.

Yazının Devamını Oku

'Geceleyin bir ses böler uykumu'

HANDAN KARA’nın ‘Sonbahar Rüzgârları’nı çıkar çıkmaz dinlemeye başladım. Anılarımda yer alan birçok dostumu belleğimde canlandırdım.

Yıllar önce İzmir’de Halikarnas Balıkçısı ile geçirdiğim gün uzayınca Ankara’ya olan uçak biletimi iptal edip gece yarısı otobüse binmiştim.



Otobüs sabaha karşı ihtiyaç molası verdi. Yanlış anımsamıyorsam Afyon’da durmuştuk.

Yarı uykulu vaziyette otobüsten indim. Ayın doğduğu ıssız bir gecede, birden bir şarkı kulaklarımda yankılandı:

“Görünce âşık oldum

Yazının Devamını Oku

Kemal Varol’la iyi yolculuklar

‘Âşıklar Bayramı’ kitabını babalar ve oğullar rafımın iyileri arasına koydum. Yerel bütün özellikleri modernize eden bir kitap. Uğranılan, geçilen bütün kentlerin özelliğini, ruhunu etkileyici bir üslupla tasvir ediyor.

Yol, yolculuk ve baba-oğul münasebeti üzerine yazılmış romanları, öyküleri seviyorsanız Kemal Varol’un ‘Âşıklar Bayramı’nı okuyun. Anadolu’da bir yolculuğa çıkan, yıllardır birbirini görmeyen baba ve oğulun trajik serüvenini anlatıyor.

Kitabı da zaten babasına ithaf etmiş.

İki dizeyle başlıyor kitap:

“Tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-yi ah kaldı

Tevessül dilber-i yâre benim arzum nigah kaldı”

25 YIL SONRA GELEN BABA...

“Geceleyin gelen nedir, bilir misiniz?” - Tarık suresi

Kapı çalınıyor, uzun bir tereddütten sonra açıyor ve serüven başlıyor:

Yazının Devamını Oku

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

Salı günü akşamüstü Metin Turan aradı, “İlhan Hoca’yı bir saat önce kaybettik” diye.

Metin Turan’ın İlhan Başgöz’ün Türkiye’ye getirilmesindeki yerini tekrarlamak gerekir. Başgöz’ün Amerika’daki durumundan beni haberdar eden ve Türkiye’ye gelmek istediğini söyleyen oydu.

Sonrasını biliyorsunuz, ben de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı arayarak Hoca’nın isteğini iletmiştim. Başgöz böylece çok sevdiği vatanına kavuşmuş oldu ve son nefesini doğup büyüdüğü, türkülerini derlediği topraklarda verdi.

Bugün onu kitaplarıyla son yolculuğuna uğurlamak istiyorum. Bize bıraktığı gerçek mirası hatırlatarak:

‘Yunus Emre’

Kitabın girişinde Yunus Emre hakkında bildiklerimizin üç kaynaktan geldiği yazıyor.

Bir yargısı,

Yazının Devamını Oku