GeriDoğan HIZLAN Otuz dört yılda hazırlanan sözlük
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Otuz dört yılda hazırlanan sözlük

Otuzdört yıl önce yapılmasına karar verilen Asırlar boyu tárihi seyri içinde Misalli Büyük Türkçe Sözlük (Kubbealtı Lugatı) tamamlandı. Sözlüğün baskısında ve tanıtımında Vehbi Koç Vakfı’nın da yardımları oldu.

Sözlük için ilk danışma toplantılarına 1971 yılında bilim, düşünce adamları ve dil bilginlerinden oluşan 12 kişilik kurulla başlandı.

Kurul, Sámiha Ayverdi (1905-1993), Dr. Ekrem Hakkı Ayverdi (1899-1984), Nihad Sami Banarlı (1907-1974), Tahsin Banguoğlu (1904-1989), Ömer Lütfi Barkan (1902-1979), Kaya Bilgegil (1921-1987), Abdülkadir İnan (1889-1976), Faruk Kadri Timurtaş (1925-1982), Faruk Nafiz Çamlıbel (1898-1973), Orhan Seyfi Orhon (1890-1972), Fevziye Abdullah Tansel (1912-1988), İlhan Ayverdi’den oluşmaktaydı.

Sözlükte; farklı devirlerindeki yazılı ve sözlü dil örnekleri 3 cilt içinde 3 bin 550 sayfa içinde toplandı.

Sözlük şöyle tanıtılıyor: ‘61 bin ana madde ve ara madde, yaklaşık 35 bin deyim 400 müellifin 1000’e yakın eserinin taranmasıyla elde edilen 100 bin örnekli bir temel başvuru eseri.’

Sözlük’
ün birinci sayfasında yer alan adların sırası şöyle: İlhan Ayverdi, Ahmet Topaloğlu, Hayri Bilecik, Mustafa Tahralı, Fahrünnisa Bilecik, Hülya Uğur.

*

Takdim
yazısında İlhan Ayverdi’nin bir cümlesini, Türk dilinin tarihi seyri içinde, dile yabancı kelimelerin girişi biçiminde de Dil Devrimi içinde yapılanlara birer gönderme olarak da algılayabiliriz:

‘Bu çetinden çetin işe dilimizin máruz kaldığı içler acısı máceráya karşı elini kolunu bağlayarak oturulamayacağı için kalkışmış ve kendimizi birdenbire omuzlarımızı çatırdatacak bir yükün altında buluvermiştik.’

Dilin gelişim sürecini kurallarla, müdahale ile değiştirmek mümkün olmasa da yönlendirebileceğimizi söyleyebilirim.

*

Bu zengin sözlükte gerçekten aradığınız birçok yeni-eski kelimeyi bulabilirsiniz. Ancak birçok kelimede verilen örneklerin dilini, uzmanların ve edebiyatla ilgili olanların anlayacağını belirtmeliyim. Seçilen örneklerin günümüz edebiyatçılarından da olması gerektiğini bir not olarak belirtelim, ileriki baskılarda sanırım bu eksiklik giderilir.

Yalnız bu saptamaya şöyle bir itirazda bulunulabilir. Eski metinlerden alınan bir kelimeyi, bir deyişi bugünün dilinde örneklemenin de imkánı yoktur.

Sözlük’te birçok Osmanlıca kelimeyi de örneklerle bulacaksınız. Böylece Türkçe Sözlük ile Osmanlıca Sözlük’ün özelliklerini bir arada barındıran bir sözlük bu.

Önsöz’deki bir yargının da yukarıdaki saptamamızı, sözlüğün daha çok uzmanlar için yararlı olacağı yargımızı desteklemektedir.

‘Bizi bu yola sevk eden, Türk diline yapılan kasıtlı müdahaleler sonucunda dilimizin gittikçe fakirleşmekte ve ifade yeteneğini kaybetmekte oluşudur. Daha önce kullanılmış olan áşikár, bedihi, dekolte, münhal, müstehcen gibi 12 kelimenin bir tek açık kelimesiyle karşılanması dilde nasıl bir kavram kargaşasına yol açar, nüanslar nasıl kaybolur ve bu müdáhale dili nasıl fakirleştirir, düşünülmeye değer! Bu pek çok misalden bir tanesidir.’

Aşikár, dekolte, müstehcen
kullanılmaktadır. Elbet ben de bir dildeki nüansların kaybolmasından yana değilim, tek kelimeye indirgenmesini de savunmam.

Ancak yukarıdaki gerekçenin çoğu zaman Dil Devrimi’ne karşı kullanıldığını anımsatmak isterim.

*

TDK (Türk Dil Kurumu)
sözlüklerinin başlangıcından bu yana kelime haznesini azalttığını iddia edenler ve buna karşı tez ileri sürenler, sanırım bu sözlük üzerinde epey konuşacaklardır. Ancak, böyle bir sözlüğün de çok gerekli, yararlı olduğunu belirtmek gerek.

Önsöz’ün son cümlesi şöyle:

‘Sözlük genellikle fikir yürütmez, tespit eder, elimizdeki malzemeye göre şekillenir. Tablo bu... Bu tablodan bu sözlük çıkmıştır.’

‘Sözlük genellikle fikir yürütmez’
cümlesiyle acaba bazı kelimelerin karşılığındaki yorumlar çelişmiyor mu? Örnek:

OLANAK i. (ol-mak yardımcı fiilinden - anak ekiyle ol+anak) (Çok eleştirilen kelimelerden olup bázı yayınlarda kullanılmakla birlikte halk arasında tutunmamıştır.) yeni. İmkán.

OLASI sıf.(ol-mak yardımcı fiilinden işlek olmayan -ası isim-fiil ekinin kalıplaşmasıyla ol-ası) (Olasılık ile birlikte çok eleştirilen kelimelerden olup yayınlarda kullanılmakla birlikte halk arasında tutunmamıştır) yeni. Mümkün, muhtemel.

Uzmanlar, ciddi edebiyat okurları, edebiyat öğretmenleri için gerçekten her zaman başvurabilecekleri, yararlanacakları bir sözlük.

Şimdi masamızda, kitaplığımızda olan sözlüklerin en zengini. Mutlaka alınması gereken bir çalışma.

ONUNCU BASKI TÜRKÇE SÖZLÜK

Türk Dil Kurumu, Türkçe Sözlük’ün 10. baskısını yayımladı.

Sözlük’ün birinci sayfasında Atatürk’ün fotoğrafı, arkada da Gazi M. Kemal’in el yazısıyla dil üzerine ünlü görüşü yer alıyor.

Türkçe Sözlük başlığı altında, güzel bir emeğe vefa tablosu sergileniyor.

Başlangıcından bugüne kadar her baskıyı hazırlayanların, sözlüğe emek verenlerin adları konulmuş.

Sunuş’ta, TDK Başkanı Şükrü Halûk Akalın, Türkçe Sözlük’ün hazırlanışı konusunda okuru bilgilendiriyor.

Ağ ortamında Güncel Türkçe Sözlük, iki ay boyunca, orada bulunan bilgiler 200’ü aşkın uzman, bilim adamı tarafından sınandı.

Böylece sözlük, kullanıcıların da çabasıyla zenginleşti. Dilin bir toplum ürünü olduğu gerçeği göz önünde bulunduruldu. Sözlükte kaç kelime var?

‘Türkçe Sözlük, söz, terim, deyim, ek ve anlamdan oluşan 104 bin 481 söz varlığına sahiptir. 63 bin 818 madde başı, 13 bin 589 da madde içi olmak üzere toplam 77 bin 407 söz bulunmaktadır. Sözlük metni ise 1 milyon 236 bin 484 sözden oluşmaktadır.’

Türkçe Sözlük’
ün yeni baskısı, günlük kullanımda iyi bir sözlük. Örnekler, alıntılar kelimenin yerleşmesini sağlıyor.

DİL DERNEĞİ’NİN TÜRKÇE SÖZLÜK’Ü

Türkçe Sözlük’ün Önsöz’ünde Dil Devrimi’nin izdüşümünde dile bakıldığını görüyoruz. Bu Sözlük’te de Türk edebiyatından, önemli yazarlardan seçmeler var.

Hiç kuşkusuz Dil Derneği, dilimizi hem yabancı kelimelerden korumayı, hem de yeni kelimeler üretmeyi savunuyor ve bu çalışmayı gerçekleştiriyor.

Önsöz’den bazı bölümleri aldım. Hem sözlüğün niteliğini hem de amacını özetleyebilmek için:

‘Bu sözlük üzerinde çalışırken bir kez daha gördük ki yabancı sözcükler akıl almaz bir hızla dilimize yerleşiyor. Bu nedenle yazarlarla bilimciler ‘Türkçesi varken’ yabancı sözcüklere yaslanmamalı, Türkçenin sözcük yapma yolları işletilerek tıpkı 1930’larda olduğu gibi, aynı coşkuyla yeni sözcükler türetilmeli, bir başka deyişle dilseverler Dil Devrimi’nin coşkusunu diriltmelidir.’

Bu düşünceden ve yabancı sözlüklerden referans alınarak sözlük yapılamayacağı fikrinden hareketle, Dil Derneği Türkçe Sözlük’ünü genişleterek ve yenileyerek yayımladı.

DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ

Enis Batur Kütüphane Sel

Bernard Lewis Ortadoğu Arkadaş

Taner Timur Felsefi İzlenimler İmge

Henning Mankell Riga’nın Köpekleri Altın

Rauf Denktaş Karkot Deresi Remzi Kitabevi
X

Her kuşağın Tevfik Fikret’i farklı

Turgut Çeviker’in hazırladığı ‘Tevfik Fikret’ kitabı okura yazarın hayatını ve eserlerini değerlendirme fırsatı sunuyor. Diğer yazarların sanatçıyı ele alış biçimlerini de belgeliyor.

Liseden beri okuduğumuz bir isim: Tevfik Fikret. Yalnız edebiyat dünyasında değil, siyasette de farklı görüşlerin odağı. Karşıtları da, onaylayanları da onu ilgi çekici kılıyor. Peki, eski kuşak onun için neler yazdı, yeni kuşak onun eserlerini nasıl yorumladı?

Turgut Çeviker’in hazırladığı ‘Tevfik Fikret’ kitabı zengin görsel malzeme içeriğiyle onu tanımanızı sağlayacak. Edindiğiniz bilgilerle zor da olsa nesnel bir karara varacağınızı umuyorum. Hayatını ve eserlerini taraf tutmadan değerlendirirseniz bu kitap da amacına ulaşmış demektir.

Tevfik Fikret
Turgut Çeviker
KÜY (Koç Üniversitesi Yayınları)

Kitabın hemen başındaki dörtlüğü onun kişiliği konusunda bir izlenim verecektir:

“Kimseden ümmid-i feyz etmem, dilenmem perr-ü bal

Kendi cevvim, kendi eflâkimde kendim tâ’irim

Yazının Devamını Oku

Tuvallerde İstanbul

İstanbul, yerli ve yabancı ressamların tablolarına nasıl yansıdı?

Kıymet Giray’ın hazırladığı ‘Tuvallerde İstanbul’ kitabı Artam Antik A.Ş. tarafından yayımlandı.

Nurcan Artam 40. yıl yazısında kitabın özelliğine değiniyor:

“40. yılımızı kutladığımız ‘Tuvallerde İstanbul’ sergimiz, yıllar içinde müzayedelerimizden önemli koleksiyonlara giden yapıtlardan bir seçki sunuyor. 1600’lerden başlayıp 1900’lerin sonlarına değin uzanan ve her biri klasik resmin ihtişamını sunan bu yapıtlar, bugün artık unutulan İstanbul’un tuvallere taşınan güzelliklerini bizlere taşıyor. Bu yayın da referans kitap olarak hazırlandı.”

Başlarken yazısı Kıymet Giray’ın:

“Tuvallerde İstanbul Sergisi, İstanbul tarihinin, 17. yüzyıldan başlayarak üç yüz yıl boyunca yapılmış olan sanat eserleriyle gözler önüne serilmesidir. İstanbul’un üç yüz yıllık tarihi gelişimine tanık olan yabancı ve Türk ressamların tuvallerinde resimledikleri eşsiz manzaralara hayran olmak, aynı zamanda kentin tarihi belleğini ve sanatın tarihinin dönemlerini algılamak ve anlamaktır.”

Albümün başlık sırası:

Oryantalist Ressamların Fırçasından İstanbul

Yazının Devamını Oku

Opera solistlerimizin kayıtları nerede

Yurtiçinde ve dışında başarılarıyla övündüğümüz solistlerimizin kayıtları yok.

Opera temsillerinde söylemişler, onların da çoğu CD veya LP olarak yayınlanmadığından unutuluyorlar. Yaşarken, günlük gazetelerde de başarılarından pek söz edilmezdi. Ancak, aramızdan ayrıldıktan sonra birkaç satırla yer alıyorlardı: “... hayatını kaybetti.”

İnternetteki bilgilerin sağlamasını yazılı kaynaklardan yapıp uyarımın doğruluğunu gördüm.

Attila Manizade adını Atilla Manizade diye yazmışlar. IV. Murat operasındaki bir kayıttan dinleyebilirsiniz.

Attila Manizade

Diskoteğimden çıkarıp dinlediğim CD hangisi:

Bass: Attila Manizade

Sings opera arias and duets by

Wolfgang Amadeus Mozart

Yazının Devamını Oku

Bursa Hapishanesi’nde 11 yıl

Bugün Nâzım Hikmet’in doğumunun 120’nci yılı. Bu vesileyle Güney Özkılınç’ın yıllar süren bir araştırma sonucu yazdığı ‘Nâzım’ın Bursa Yılları’ kitabına göz atalım...

Nâzım Hikmet’in kitaplarını günümüzde rahatça alıp okuyabiliyoruz. Eserlerinin yasak olduğu günleri yaşayanlarsa o günleri belleklerinde saklar. Yön dergisinde çıkan şiirleri ve ardından Nadir Nadi’nin anılarında şairin adının geçmesi eserlerini okumayı özgürleştirdi. O zamana kadar birçok kişinin kitaplığında Bulgaristan’dan gelen Türkçe baskılar vardı.

Güney Özkılınç’ın ‘Nâzım’ın Bursa Yılları’ kitabı şairin Bursa Hapishanesi’ndeki yıllarını anlatıyor. Daha önce de Orhan Kemal’in şairle Bursa Hapishanesi’ndeki dostluğu kitaplaşmıştı. O kitaptan bir bölümü notlarımın arasında buldum.

Orhan Kemal izinli olduğu bir gece Bursa’daki sevgilisine gitmek istiyor. Nâzım bu ilişkiyi biliyor, tehlikesini de tahmin ediyor. Orhan Kemal gitmeye yeltenirken onu önlüyor. Bakın ne diyor? “Lenin, ‘en yetenekli arkadaşlarımız kadın etekleri altında yok oldu’ der.” O da ustasını dinleyip gitmiyor.

Orhan Kemal’in yanı sıra Nâzım’ın Bursa Hapishanesi’nde birlikte yattığı İbrahim Balaban’la tanıştım, Balaban’ın Şile’deki atölyesine de gittim.

Güney Özkılınç’ın daha önce ‘Yüzümde Nâzım İzi Var’ kitabı çıkmıştı. Özkılınç, yeni kitabının başında kitaba katkısı olanlara teşekkür ediyor.

Ataol Behramoğlu ‘Güney Özkılınç’ın Çalışması Üzerine’ yazısında Bursa Cezaevi’ndeki çalışmalarından söz ediyor:

“Nâzım Hikmet’in Bursa Cezaevi’nde geçirdiği toplam olarak yaklaşık 11 yılın, büyük şairimiz ve edebiyatımız bakımından ne kadar önemli olduğunu biliyoruz. İlk kez otuzlu yaşlarında, ikinci kez kırkına yaklaşmışken kapatıldığı Bursa Cezaevi’nden, ellisine merdiven dayamışken ve bozulmuş bir sağlıkla çıkan Nâzım Hikmet, buna karşın bu yıllar içinde, insanüstü bir erdem ve çalışkanlık örneği göstererek başta ‘Memleketimden İnsan Manzaraları’ olmak üzere en seçkin yapıtları arasında yer alan ürünleri verdi.”

Nâzım’ın Bursa Yılları

Yazının Devamını Oku

Balık üstüne helva yenir

Hemen her televizyon kanalında yemek programı var. İzleyenler orada verilen tarifleri ne kadar uyguluyor, bilemiyorum. Elimde bir istatistik olmadığı için bu sorum havada kalıyor.

Bir yandan da hazır yemek düşkünlüğüne, alışkanlığına bakarak sağlıklı bir değerlendirme yapamıyorum.

Okuduğum dergilerden biri de ‘Yemek ve Kültür’. Dergide yemenin tarihi ve kültürü üzerine iştahımızı arttıracak bilgiler veriliyor.

Son sayıda Muriel Barbery, ‘Balık’ yazısında çocukluk günlerine gidip ailenin yemeklerini anlatıyor.

Yazarın ‘Gurmenin Son Yemeği’ kitabı Türkçe’ye çevrilmişti.

Burada balık çeşitleri üzerine yaptığı yorumları, bence her balık sever için yararlı bilgiler içeriyor.

Benim ailem de yemeğe meraklı

Yazının Devamını Oku

Dostoyevski’yi yeniden okumak

Hece Dergisi’nin iki ciltten oluşan ‘Dostoyevski Özel Sayısı’ ülkemizde de çok okunan yazarlardan birinin yaşamını, sanatını, dönüm noktalarını bize iletiyor.

Bazı yazarların bu tür incelemelerden, özel sayılardan sonra yeniden okunması gerektiğini her zaman söylerim. Yıllar içinde bu incelemelerle, eleştirilerle yeni bakış açıları kazanırız.

Birsen Karaca’nın Sunuş’unda derginin hazırlanış sürecini, çalışmaların niteliğini öğreniyoruz:

“Doğumunun 200. yıldönümü olması nedeniyle 2021 yılı Rusya’da ‘Dostoyevski Yılı’ olarak kabul edildi.

Dostoyevski Özel Sayısı’nı çıkarmayı planlarken belirlediğimiz hedef, Dostoyevski’yi Türk okurlarına olabildiğince farklı yönleriyle tanıtmak, çok boyutlu bir çalışma gerçekleştirmekti.

Dostoyevski Özel Sayısı’na Türkiye dışında Rusya, Ukrayna, Bulgaristan, Azerbaycan, İran gibi ülkelerden farklı uzmanlık alanları olan bilim insanları, araştırmacılar ve yaratıcı yazarlar toplam 83 makaleyle katkıda bulundu.”

Hayatından, yazarlığından önemli kesitler:

Dostoyevski

Yazının Devamını Oku

Cahit Sıtkı Tarancı’dan Feridun Fazıl Tülbentçi’ye Mektuplar

Yazarlar arasındaki mektuplaşmalar sadece edebiyat tarihinin önemli bilgilerini içermez, dönemin insan ilişkilerini, siyası ortamını da yansıtır.

Ali Emre Özyıldırım’ın hazırladığı kitap Turkuvaz Yayınları arasında çıkıyor.

Kitabın sıralaması şöyle:

Emin Nedret İşli – Takdim - Feridun Fazıl Arşivi ve Cahit Sıtkı’nın Mektupları Hakkında

Ali Emre Özyıldırım - 1930’larda Genç Bir Şair Olmak: Cahit Sıtkı’nın Dört Mektubundan Kalanlar

Mektuplar

Mektuplarda Geçen Şiirler

Sahaf Emin Nedret İşli, onun arşivi üzerine de bilgi veriyor:

“Şair, gazeteci, yazar

Yazının Devamını Oku

Atatürk, ünlü Alman piyaniste ne dedi?

Yıl 1927, ünlü Alman Piyanist Wilhelm Kempff, Atatürk’ün önünde bir resital veriyor. Atatürk, piyanisti köşkte yemeğe çağırıyor. Sofrada seçkin davetliler var.

Atatürk o akşam bakın ne diyor ünlü sanatçıya?

“Birçok alanda devrimler yaptım, fakat bunların içinde en önemlisi olan müzik konusunda bir devrimi gerçekleştiremedim.”

Yıl 1982, İdil Biret eşi Şefik B. Yüksel ile birlikte, Kempff’i İtalya Positana’daki villasında ziyarete gidiyorlar.

Buluşmayı anlatıyor sanatçı.

İdil Biret’in 4 CD’den oluşan ‘İdil Biret, Best of Turkish Piano Music’ albümünün başındaki yazı bu.

İdil Biret

Albümün kitapçığında Şefik B. Yüksel’in ‘Türkiye’de Klasik Müzik’ başlıklı yazısını okursanız, Atatürk’ten önce ve sonra klasik müziğin bizdeki tarihinin dönüm noktalarını öğrenirsiniz.

Emre Aracı

Yazının Devamını Oku

Modern Türk resmini ne kadar biliyoruz?

Elif Dastarlı’nın ‘Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk Resminin Analizi’ meraklısına gerekli bir kitap. Bu özenli çalışmaya kütüphanenizde yer ayırın.

Müzeleri, sergileri geziyoruz. Peki, gördüklerimiz hakkında ne kadar bilgi sahibiyiz? Bu açıdan sanat tarihi, resim ve heykel üzerine bizi düşünmeye çağıran kitapları okumalıyız.

Hepimiz evimizde, kütüphanemizde küçük bir rafı bu kitaplara ayırmalıyız.

Elif Dastarlı’nın ‘Yan Kapıdan Girenler-Modern Türk Resminin Analizi’ kitabının zamanlamasını bugüne uygun buldum.

Kitabın ilk sayfasında ‘Umut Burnundan Dolaşarak’ kitabından bir alıntı var:

“Adnan Benk: Klasik bir resmin yapısı, düzenlemesi neden bize yabancı gelsin?

Ömer Uluç: Çünkü burada yaratılmamış. Bambaşka bir kültürün zincirleri içinde yaratılmış. Onun bir öncesi ve sonrası var. Bizim girişimiz yandan oluyor.”

‘Sunuş ya da Bir Sanat Tarihi Tartışması’ yazısını okuduğunuzda da Türk resminin modernleşmesi üzerine bilgiler ediniyorsunuz.

Yazının ilk cümlesi, kitabın gelişim çizgisini sezdiriyor: “Yıllar önce Nazmi Ziya’nın (Güran) Taksim Meydanı resmini görüp üzerine düşündüğümde, yakın tarihimizdeki paradigma değişikliğini araştırmaya dair bir heyecan duymaya başlamıştım.

Yazının Devamını Oku

Cevdet Kudret Edebiyat Ödülleri açıklandı

Cevdet Kudret’in eser verdiği türlere bağlı olarak beş yılda tamamlanan bir döngüyle Şiir, Roman, Öykü, “Deneme ve Eleştiri” ile “İnceleme ve Araştırma” türlerindeydi.

Seçiciler Kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyordu:

Armağan Ekici

Besim Dellaloğlu

Hatice Aynur

Sevengül Sönmez

Tuncay Birkan

Kurul, Atiye Gülfer Gündoğdu’nun ‘Yazının Önünde’ kitabını ‘İnceleme ve Araştırma’ türünde, Eray Çaylı’nın ‘İklimin Estetiği’ kitabını ‘Deneme ve Eleştiri’ türünde ödüle değer buldu. Her iki ödül, oyçokluğuyla verildi.

Yazının Devamını Oku

Cevat Çapan’a Armağan

Sözcükler Dergisi bu sayısını Cevat Çapan’a ayırdı:

‘90. Yaşına Girerken Cevat Çapan’a Armağan - Özel Sayı’

Giriş’ten bir bölüm:

“Bu sayımız yine Cevat Çapan’ın iki güzel şiiri ve bir çevirisiyle açılıyor.

Ama sonrası alıştığımız sayılardan değil. Çünkü Cevat Çapan, bu yılın 18 Ocak’ında 89. yaşını doldurup 90’a giriyor.

Yazarlarımızdan Cevat Çapan’ın hayatı boyunca uğraş verdiği şiir, çeviri tiyatro, gölge oyunu ve sinema alanlarından birinde yazacakları bir yazısıyla bu armağan sayımıza katılmalarını istedik. Bütün yazılanlardan bir sonuç çıkaracak olursak, Cevat Çapan’ın en büyük hünerinin hayatın her alanını şiire dönüştürebilme olduğunu söyleyebiliriz.”

Özel sayıda kimlerin yazıları var:

Enis Batur

Yazının Devamını Oku

Sığınağımız umuttur

Yeni yıla girişten, o gece yaşananlardan çok, beni yeni yılın ilk günü ilgilendirmiştir hep. Bitişin hüznü ne olursa olsun yeni yıla da yansır. Hafıza, hatırlamakla unutmak kavramları arasında sonsuz bir karmaşa içindedir.

Geçen iki yıl sağlığın insanın yaşamında ne kadar önemli olduğunu yaşayarak öğrendik. Tıp camiasının da iyi bir yıl geçirmesini diliyorum, sağlığımız onların sağlığına bağlı.

Saat 24.00’ü geçer geçmez yaşanan önlenemez coşkuyu olağan karşılarım.

“Niçin?” diye sorarsanız, çünkü o sırada ajandalarıma gelecek yıl yapacaklarımı yazıyorumdur.

Takvimdeki zaman aralıkları insanoğluna bir girişim gücü aşılar.

Elbet geçen bir yılı da gözden geçirin ama yarını da planlayın. Yapamadıklarınızı yapmaya odaklanın, geçmişte geleceği eritenlere hep şunu derim: Direnen, yarının yeni bir zaman olduğunu düşünenler, kendileri için de çevreleri için de mutlulukla ışıldarlar.

Ama edebiyat alanından birkaç örneği anmazsam, yeni yıl yazım eksik kalır.

Tarık Buğra’nın, ustalığının simgelerinden biri olan ‘Yarın Diye Bir Şey Yoktur’u unutamam.

Aşkınızı, düşüncenizi söyleyin, yaşamın cesareti eşlik etsin size her dem.

Yazının Devamını Oku

Elinizden bırakamayacaksınız...

Merakla beklenen bir roman, 100’üncü yılını dolduran bir eser ya da tarihi bir inceleme... 2022’de raflarda göreceğimiz 10 kitabı sıraladık.

- ‘Birdenbire İstanbul’, Selçuk Demirel, YKY

Selçuk Demirel’den bir İstanbul kitabı: Kız Kulesi, Boğaz, Galata Kulesi... Kimi zaman karanlık, kimi zaman huzur verici... Edebiyatçıların İstanbul metinleri eşliğinde...

- ‘The Swimmers’, Julie Otsuka, Domingo

‘Tavan Arasındaki Buda’nın yazarı Julie Otsuka’dan ‘The Swimmers’ mayısta Duygu Akın çevirisiyle raflarda olacak.

- ‘Shylock Operasyonu’, Philip Roth, Monokl

- ’The Hollow Ones’, Guillermo del Toro-Chuck Hogan, Remzi

Ünlü yönetmenin ortak yazarı olduğu fantastik dedektif romanı… Ümran Özbalcı çevirisiyle…

Yazının Devamını Oku

Yeniden anımsatmalı

Yılbaşı armağanları için televizyonlardaki reklamlara bakıyorum da ağırlıklı olarak elektronik eşyaya yer veriliyor.

Oysa benim için en iyi hediye kitaptır.

Gazetelerin sanat ekleri yılın en çok beğenilenlerini, okunanlarını bir liste halinde sunuyorlar. Hiç kuşkusuz başı en çok satanlar çekiyor.

Kitapların yanına dergilerin özel sayıları da konulmalı bu listelere, onlar da saklanması gereken çalışmalar.

Edebiyat dışında çeşitlenme yapılmasını öneriyorum.

Yeterince müzik kitapları yayınlanıyor. Müzikseverlerin bunları öğrenmeleri de bir gereksinim. Halk müziğinden operaya kadar konserlerin, festivallerin yapıldığı ülkemizde bu kitapların da adı verilmeli.

Teknoloji, CD’leri vitrinlerden çekti ama LP’ler ilgi görüyor. Pikaplar satılıyor. İnternette müzik üzerine bilgiler yüzeysel, özellikle operalar hakkında yetersiz.

Ne yazık ki artık abonelik dışında yabancı klasik müzik dergileri gelmiyor.

Sesli kitaplar son günlerde revaçta.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’un zengin tarihi

İstanbul’un her dönemi her açıdan zenginliklerle doludur. Yapılan çalışmalar yalnız bu şehir için değil dünya tarihi için de önem taşır.

İstanbul’dan Bizans’a - 1800-1955’ sergisinin kataloğunu okuyunca, dünden bugüne birçok konuyu derinlemesine öğreniyoruz.

Türk ve yabancı uzmanlar, bu aralıktaki tarihte neler olduğunu mimari ve siyasal açıdan incelerken, bir imparatorluğun uluslararası ilişkilerine de ışık tutuyorlar.

Brigitte Pitarakis, ‘İstanbul’dan Bizans’a Yeniden Keşfin Yolları – 1800–1955’ yazısında şehrin önemini özetler:

“Postmodern bir metropol olan İstanbul, zengin kültürel miras katmanlarının üstünde yer alır ve Boğaz’dan durmaksızın geçen gemiler Doğu ve Batı’nın kesişim noktasındaki bu şehrin asırlar boyunca taşıdığı ekonomik ve jeopolitik öneme işaret eder. Şehrin modern taşımacılık ağının temelleri Berlin-Bağdat Demiryolu’nun inşası ve Süveyş Kanalı’nın açılmasıyla on dokuzuncu yüzyılın sonlarında atılmaya başlanmış, aynı dönemde coğrafi ufukların genişlemesi, bilimsel araştırmalarda ve teknolojideki yaşanan gelişmelerle birlikte geçmiş uygarlıklara ve bugün ‘öteki’ olarak adlandırılan insanlara yönelik yeni bir merak ortaya çıkmıştır.

Pera Palas Oteli (1895) Konstantinopolis’i ve Şark’ı keşfetmeye hevesli ilk konuklarını ağırlamadan birkaç yıl önce, otelin mimarı Alexandre Vallaury, Gülhane Parkı ve Topkapı Sarayı’nın arasındaki alana İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nin (1891) neoklasik üsluptaki binasını inşa etmişti.”

Ayasofya: Bir İmparatorluğun Vitrini

İmparatorluğun Görkemi ve Eklektik Zevki

Ayasofya: Bir İmparatorluğun Vitrini

Yazının Devamını Oku

Yıldırım Gürses Ayla Gürses ile

Özel kayıtlardan iki ses: Solist ve besteci: Yıldırım Gürses - Sinema oyuncularının sesi: Belkıs Özener

Tanıtım notu: “Yıldırım Gürses, uzun bir aradan sonra sesiyle, yorumuyla yeniden sevenleriyle. 1965-1988 yılları arasındaki daha önce hiç yayınlanmamış Necip Sarıcıoğlu arşiv kayıtlarından oluşan bu albümde eşi Ayla Gürses de iki şarkısıyla yer alıyor.”

Ali Can Sekmeç’in LP’nin içinde yer alan ‘Hoş Sada...’ yazısından bir bölüm:

“1960’lı yıllarda yükselen güçlü bir ses, önce radyo mikrofonlarında sonra da gazino sahnelerinde alışılagelen solist geleneğini sarsmayı başardı. Batı müziği tarzı güçlü bir sesti ondaki... Bu güçlü sesin sahibi Yıldırım Gürses adlı genç bir solistti...

Yıldırım, lise döneminde Bursa Türk Musikisi Cemiyeti’nin değişmez elemanlarından biriydi. Öğrencisi olduğu Bursa Ticaret Lisesi’nde küçük konserler de veriyordu. 18 yaşında Bursa’nın ses kralı oldu. Ankara Radyosu’nun açtığı yetiştirilmek üzere sanatçı sınavını da yine birincilikle kazandı. Radyoda Ayla ile tanıştı, 1962’de evlendiler.

Yıldırım, 1965’te Muhayyerkürdi makamında bestelediği ‘Gençliğe Veda’ adlı şarkısıyla adını geniş kitlelere duyurmayı başardı.

Aynı yıl Hürriyet gazetesinin açtığı ‘Altın Mikrofon’ yarışmasında, 297 Batı müziği yarışmacısı arasında tek Türk müziği sesi olarak 24 kişilik Türk ve Batı müziğinden oluşan çok sesli orkestrasıyla birinciliği kazandı.

Yıldırım Gürses

Yazının Devamını Oku

Patlıcan yiyen karasevdaya mı düşer?

Artun Ünsal yeni kitabında bizi yiyecekler ve sofra kültürü hakkında bir yolculuğa çıkarıyor. ‘Nadide Bir Goncadır Enginar’ eğlendirici, öğretici bir kitap...

Artun Ünsal’ın ‘Nadide Bir Goncadır Enginar’ kitabında başlıktaki iddia var. “Patlıcanının kabuğu ya da içindeki maddelerin insanlarda depresyonu tetiklediği iddiasında gerçek payı var mıdır, bilemem. Gerçekten, patlıcan yiyen ‘sevdavi mizaçlı’ kişilerin karasevdaya, günümüz diliyle melankoliye tutulma riski var mıydı?”

İstanbul’un patlıcan yangınları meşhurdur. Çünkü mutfaklarda patlıcan kızartırken yangınların çıktığı çok yazılmıştır.

Önsöz’de şöyle diyor yazar: “Sofralar kurulup kaldırılmaya devam ediyor. Ne hazin ki, bazılarımızın masadaki yeri artık boş. Korona felaketinde yitirdiğimiz on binlerce insanımızın ve sağlık çalışanlarımızın anısı böğrümüzde, çünkü onlarla artık yiyeceklerimizi değil sadece kederlerimizi paylaşıyoruz. Tıpkı son dönemlerde milletçe hepimizi üzen orman yangınları ve sel felaketlerinde bir daha dönmemek üzere giden güzel insanlarımızla olduğu gibi... Elimden gelen tek şey, yitirilen canları saygıyla anarak bu kitabımı onlara ithaf etmek.”

Domates yemeklerin yüzüne bir nevi makyaj yapar; yaz sebzelerinin ruju, allığıdır. Domatesi Avrupa’ya İspanyollar taşıdı. Refik Halit Karay domatesi şöyle anlatıyor: “İster meyve ister sebze sayınız, en göz alıcılardan biridir. Yeşilden kızıla geçişiyle elmayı andırır. Başka meyveler ve sebzeler de kızarır, fakat bu kızarışlar tam değildir. Mesela karpuz yalnız iç, turp ise dış taraflarından al renk bağlarlar. Domatesin kızıllığı ise iliğine işlemiştir, kabuğu da kırmızıdır, içi de... Sırık domateslerinin ala bakan canlı penbeliği. Hele onun derisini soyduğunuz zaman iç tenindeki o buzlu uçuk penbe, taklidi imkânsız bir renk güzelliğidir.”

İki yazı hepimizin yediği zeytin ve zeytinyağı üzerine: ‘Anadolu’da Zeytinin Geçmişi Uzun Ama...’ ve ‘Bizans ve Osmanlılardan Günümüze Zeytinyağı’... “Yöresel zeytin ve zeytinyağı müzelerinin sayısı artmalı” diyen Ünsal: “Eski yağhaneler, fabrikalar ve depolar kültür turizmine kazandırılabilir.”

Yiyecekler arasında bir gezintinin rehberi Artun Ünsal. Eğlendirici, öğretici bir kitap.

Nadide Bir Goncadır Enginar

Yazının Devamını Oku

İyi bir besteci iyi bir icracı iyi bir hoca: Alâeddin Yavaşça

Alâeddin Yavaşça’yla yakından Cumhurbaşkanlığı Büyük Sanat Ödülü’nü aldıktan sonra tanıştım. Anılarından bir bölümünü dinledim. Parlak bir doktorluk hayatı vardı. Yanlış anımsamıyorsam bazı akşamüstleri Dr. Nevzat Atlığ’la müzik üzerine buluşup konuşmalar yaparlarmış.

Türk müziğinde iyi bir sanatçının, hocanın bilgisini başkalarına aktarmasının, bu müziğin doğru icrası, genç kuşaklara sevdirilmesi açısından önemini söylemeye gerek yok.

Onu dinleyerek de birçok bilgiyi edinebilirsiniz.

Ben Alâeddin Yavaşça’nın bestelerinden oluşan ‘Vefa!’yı dinledim. Aygün Şengün Taşlı ,onun 13 bestesini seslendirdi.

Sanatçı, onu Türk müziğine sevkeden iki kişinin adını veriyor: Necdet Yaşar ve Alâeddin Yavaşça. Yavaşçı’nın önünde bir besteyi seslendiriyor ve onayını alıyor.

Gerek LP’lerde gerek CD’lerde bir dinleyici olarak benim aradığım, sanatçının biyografisinin yer alması. O LP’de de Hasan Oral Şen’in ‘Yavaşça Biyografisi ve Yavaşça Anlatıyor’u dinlerken okumanızı tavsiye ederim.

Türk müziğine verdiği emeklerin başında kurduğu koro gelir.

Abdülkadir Meragi’

Yazının Devamını Oku

Semtleri edebiyatçılar yaşatır

Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, Karaköy’deki genelevlerin bulunduğu bölgenin kültür sanata kazandırılacağını açıkladı. Basından arkadaşlarım da başkanın davetine katılıp semti gezdiler.

İstanbul’da her semtin edebiyatta yeri vardır, oranın dünü, bugünü arasında bağı o metinler kurar. Bugün yapılacaklara da bir yol haritası sunar.

Haberi okur okumaz sevgili Deniz Kavukçuoğlu’nun ‘Alageyik Sokağı Bir Liman mıydı?’ kitabının önsözünü anımsadım.

Onu alacağım:

“1970-1992 yılları arasında kalan uzun yıllarda dönemediğim ama hep dönmek istediğim İstanbul’da, 1993 baharında dostum Demir Özlü’yle o Beyoğlu turunu yaparken, eğer yolumuz Alageyik Sokağı’na düşmeseydi, belki de bu kitabı yazmazdım... Ama yıllar sonra o sokağa girince, belleğim kıpır kıpır olmuş, anılarım canlanmış, çok gerilerde kalmış çocukluk yıllarıma gitmiştim... Daha sonra bu kitabı yazarken birkaç kez daha Alageyik Sokağı’na gidip o eski kahvehanede oturdum... Galip Dede’nin marangozlarına, doğramacılarına, çevre sokaktaki avizecilere, eskicilere, beyaz eşya onarımcılarına, Zürafa Sokak’taki genelevlere, mamalara, ‘hayat kadınları’na, abazan varoş gençlerine, gezgin piyango bileti satıcılarına, günlük yaşamımda bir araya hiç gelmediğim, başka insanlara hizmet veren, o başka insanlar tarafından hiç yadırganmayan bu yerde ne arıyordum gerçekten? Her gittiğimde, her uğradığımda demek belki daha doğru olur, kendimi ‘Niçin buradayım?’ diye sorguluyor, fakat her seferinde de belleğimde yeni bir damar yakalıyordum... Bu damarlar beni farklı yerlere, farklı tarihlere götürüyordu... Alageyik Sokağı bir limandı sanki?”

Deniz Kavukçuoğlu’nun bu kitabı, bir semtin ustaca tarifinden, tanımından öte bir duyarlılığı yansıtır.

Bazı semtler vardır ki, o havalinin bütün özelliklerini toplar.

Biri gezse o karmaşanın edebiyata yansıyan yüzünü fark eder.

Yazının Devamını Oku

AKM’de Türk opera bestecilerinin eserleri sahnelenmeli

AKM’de ünlü yabancı operaların yanı sıra Türk operacılarının eserlerini sahneye koymalıyız. Onları izlediğimizde, bu türde ülkemiz bestecilerinin geldiği noktayı da görmüş oluruz.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’la AKM’yi gezerken, yeni AKM binasında son teknolojide kurulmuş bir kayıt odasından söz etti. O zaman temsil edilen operaların kayıtları yapılabilir, hatta gerek CD’leri gerek LP’leri de satılabilir. Müzik dinleme teknolojisi ne kadar ilerlerse ilerlesin, CD dinleyicisi, opera meraklısı bunlardan alabilir. Temsiller kaydedilirse bestecilerimizi özellikle genç kuşağa tanıtmış oluruz. Ayrıca icracılarımızı da unutmayıp hatırlatırız.

Sahneye konulacak eserlerden biri A. Adnan Saygun’un Özsoy’ operası, diğeri de librettosu A. Turan Oflazoğlu’na ait olan Okan Demiriş’in bestesi ‘IV. Murat’ operasıdır. AKM’nin açılışı konusunda müzikolog/piyanist Gülper Refiğ’in yazısından bir bölümü yazıma aldım.

Gülper Refiğ hem Adnan Saygun’u anıyor hem de açılış gecesindeki operayı anlatıyor:

SİNAN OPERASI VE AKM AÇILIŞI

Atatürk 1934 yılında İran Şahı Rıza Pehlevi’nin Türkiye ziyaretinde, kurduğu yeni ulusun kültür politikasının ve ortak manevi değerlerinin somut örneği olarak, konusunu bizzat verdiği Özsoy’ operasının bestelenmesi görevini, Fransa’da eğitimini tamamlayarak Türkiye’ye yeni dönmüş, Musiki Muallim Mektebi hocası 27 yaşındaki A. Adnan Saygun’a verir.

Bu opera, hem yeni topluma milli kültüre sahip çıkacak bir milli şuur kazandıracak hem de Türk Milleti’nin doğuşunu, İran ve Türk milletlerinin kökeni uzak tarihe dayanan kardeşliğini ifade edecekti. Atatürk büyük önderlere özgü önsezisi ile müziğin etkileyici büyük gücünden yararlanıyordu. Saygun, benim özel konuşmalarımızdan derleyerek hazırladığım ‘Atatürk ve Adnan Saygun – Özsoy Operası’ kitabımda o günleri şöyle anlatıyor: ‘...... Ama içimiz coşkun. Yalnız benim değil, bütün görev almış arkadaşların içi şevkle kaynamaktadır. Ben artık yaşlandığım için bilmiyorum, acaba bizim o atılım üstüne atılım yıllarında, içimizde dinmek bilmez heyecanı, sönmek bilmez ateşi şimdiki kuşaklar nasıl duyuyorlar? Gönül ister ki o heyecan hiç sönmesin, Ata’nın deyimiyle ‘çağdaş uygarlık düzeyinin üstüne çıkmak’ yolunda çağa ve koşullara uygun atılımlar birbirini kovalasın.’

‘Atatürk ve Adnan Saygun-Özsoy Operası’

Yazının Devamını Oku