GeriSahrap SOYSAL New York’ta patates kavurması
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

New York’ta patates kavurması

Babamın bir patates uğruna New York’un altını üstüne getirdiğini bugün gibi hatırlıyorum...


Soğanlı, az biraz biber salçalı, mutlaka bol karabiberli patates kavurmasının tadını bilir misiniz?
Haşlanıp ezilmiş patatesle yapılan basit ama sıcak çayın yanında adeta ekose etekli levrek buğulamaya dönüşüveren bu geleneksel yemeği New York’ta, Central Park’ta yediğinizi düşünün!
Ben hastaneye, ikizlerin karnını doyurmaya giderken, babam da Afyon-Şuhut patatesinin benzerini bulmak üzere New York sokaklarını keşfe çıkmıştı.
Kırmızı renkli, tatlı Meksika patatesini ve mor-siyah Peru patateslerini sebzeden bile saymazdı.
Her ne kadar ben “Babacığım, patatesin anavatanı Peru’dur. İnkalar 20-30 çeşit patates yetiştirmiş” desem de sözlerimi babama dinletemezdim. O, illa haşlanınca içi altın yaldız gibi pul pul dağılan Afyon patatesi diye tutturmuştu. Bir patates uğruna New York’un altını üstüne getirdiğini bugün gibi hatırlıyorum. Neyse ki Türk bir bakkal sevebileceği patatesi babam için bulmuştu.
İŞTE KEYİF ALMAK DİYE BUNA DENİR!
Sabahın kör bir vaktinde annem o patatesten bol soğanlı ve karabiberli patates kavurması pişirirken, oturduğumuz binanın teknik görevlileri, komşuların kokudan şikayet ettiklerini söyleyerek kapımıza dayanmıştı.
Kapıda anlamsız gözlerle bana bakan iki adamı, yöresel bir kahvaltı yemeği pişirdiğimizi ve ocağın altını kapatacağımızı söyleyerek başımdan savmıştım. Babamsa mutluluk içinde uyanmış, hemen giyinip Belgrad Ormanları’na pikniğe gider gibi Central Park’a doğru yola çıkmıştı. Biz de yeni demlenmiş çayı termosa doldurup sıcak patates kavurmasını da battaniyeye sararak elimizde kocaman bir sepetle arkasından koşturmuştuk. Babamın bir ağacın altına oturup bir kaşık patates kavurmasını ağzına atmasını, ardından çayını höpürdeterek içmesini görmeniz lazımdı. İşte keyif almak diye buna denirdi.
Babamın hikâyesinin yanı sıra tarihte patatesle ilgili ne ilginç hikâyeler varmış.
Hatta 1845-1849 yılları arasında İrlanda’da yaşanan büyük kıtlık da halkı çok zor durumda bırakmış ve 1 milyon kişinin ölümüne yol açmış. Bu büyük kıtlığın esas nedeni, patatese bulaşan bir hastalıkmış.
Geçenlerde okuduğum bir haberde Fransız tarihçi Madeleine Ferriere, “Patates kızartması sokak yiyeceklerinin yetimidir, nereden geldiğini tespit etmek zordur” deyince Belçikalılar, patates kızartmasının ilk kez 18’inci yüzyılda ülkelerinde yapıldığını iddia etmişler. Fransızlar ise patatesin ilk kez Fransız Devrimi’nden önce Paris’te kızartıldığını söylemiş. Ah şu patates nelere kadirmiş! Halbuki ne kadar masum bir lezzeti vardır. Avrupa’ya ulaştığı 18 ve 19’uncu yüzyıllarda tek amacı vatandaşı doyurmaktı. Yokluğuyla açlıktan binlerce kişinin ölümüne neden olan, varlığında en aristokrat sofralarda bile gururla boy gösteren patatesin başına bakalım daha neler gelecek...

X

Muhteşem Gastromasa Konferansı

Gastromasa Konferansı sayesinde dünyadaki birçok yeniliğe imza atmış şeflerin konuşmalarını dinleyip yemeklerini görme şansına sahip oldum...

Bir restorana giderken öncelikli beklentiniz ne olabilir? Cevabını benim vermemi isterseniz şöyle ifade edebilirim:
“Elbette ki hijyenik bir ortamda, lezzeti, tadı, tuzu kıvamında bir yemek yemek isterim.”
Sonrasında da fiyat kalite dengesi, menü, atmosfer, çalınan müzikler, müşteri profili, servis elemanlarının yaklaşımı gibi pek çok özelliklere de dikkat ederiz.
Evet, dünyada gastronomi alanında büyük değişim ve dönüşümler yaşanıyor ki bunlara kayıtsız kalmak mümkün olmuyor.
Adını giderek daha sık duyduğumuz Michelin yıldızlı şefler ve dünyaca ünlü restoranlar ister istemez hepimizin ilgisini çekiyor.
Restoranlarına gidebilmek için aylar öncesinden rezervasyon yaptırılıyor, resim çektirmek için herkes sıraya giriyor. Sosyal medyalarının milyonlarca takipçisi sayesinde bir Hollywood ünlüsünden daha çok izleniyorlar.
Ünlü şeflerin ilham hikayesi 1970’lerde İspanya’nın kuzeyinde Bask Bölgesi’nde başlıyor.

Yazının Devamını Oku

Sinop... Mutlu şehrin zengin tatları

Taze fasulye çorbası, kestane yemeği ve sirkeli pırasasıyla ünlü Sinop’un ‘nokul’u ve ‘banduma’sı da çok özel... Türkiye’nin en mutlu şehirleri listesinde başı çeken Sinop’a özgü bu iki lezzette başrolde ceviz var.

NOKUL

(6-8 kişilik)

NE LAZIM?

125 gr tereyağı

 1/2 çay bardağı sıvıyağ

1 su bardağı yoğurt

4 su bardağı un

Yazının Devamını Oku

Afyon’un meydan sofrası

“Soframızın adı meydan, kuranlara selam olsun,Mercimek ile bükmeyi, dürenlere selam olsun, Ağzı açık hamuraşı, kaymak, güllaç, elebaşı,Sofraya bir de arabaşı, sürenlere selam olsun,Kedi külümbe, höşmerim, keşkek, daha var mı derim, Misafir aldı payını, getirin maden suyunu.”

İbrahim Alimoğlu, şair ve işadamı. Yemek kültürüne ve mutfağına aşık bir Afyonlu. Gastro Afyon 3. Uluslararası Turizm ve Lezzet Festivali’nin açılış töreninde okuduğu bu şiire, hepimiz kalpten alkışlarla karşılık verdik.
Afyon’a bu kez Isparta Havalimanı’ndan karayolu ile gittim. Etrafı seyretmeyi, ağaçları, tarlaları, yetişen ürünleri keşfetmeyi çok severim. Ne zaman ki Afyon il sınırına girdik, yol üstünde meşhur Afyon patates çuvallarını gördüm.
Leblebiciler, lokumcular, sucuk, dürüm ve sucuk dönerciler yan yana sıralanmıştı.
Gastro Afyon, çok geniş bir alanda kurulan çadırları, stantları, etkinlik ve yarışma alanlarıyla çok başarılı bir festivaldi.
Afyon’un ilçelerinin yöresel ve coğrafi işaretli ürünlerini, yemeklerini tanıttıkları çadırlar ise en çok ilgimi çekenler oldu. Bu çadırlarda aynı zamanda kadın kooperatiflerinin el emeği, göz nuru ürünleri de sergileniyordu.
Hocalar İlçesi’nin standında sergilediği darı hamursuzu, salt hamursuz, leblebili baklava, tuzlu höşmerim, guru aş, dağ eriği turşusu ve banban aşı da dedikleri cıbıl topalak yemek kültürümüzün zenginliğini anımsattı.


Yazının Devamını Oku

Tavuk döneri evde yapmak mümkün!

Döner dendi mi bizde akan sular durur! Yapımı emek ve sabır ister, hele bir de güzelce pişirilmişse tadından yenmez. Bu geleneksel lezzeti evde de ekonomik ve pratik şekilde hazırlayabiliriz.

Bu geleneksel lezzeti evde de ekonomik ve pratik şekilde hazırlayabiliriz.

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

3 adet tavuk göğüs eti 

2 yemek kaşığı zeytinyağı

1 büyük boy yeşil dolmalık biber 

Yazının Devamını Oku

Uşak - Ziyafet sofralarına layık!

Ispanaklı, el açması börek; sıcakken üzerine serpilen beyazpeynirle demlenen kuskus pilavı... Uşak mutfağından bu iki tarifi deneyin.

DÖNDÜRME BÖREĞİ

(8-10 kişilik) 

NE LAZIM?

Hamuru için;

* 8 su bardağı un * 1 tatlı kaşığı tuz

* Aldığı kadar su

İç harcı için;

*

Yazının Devamını Oku

Toprağın kadınları

Her kadının bir hayali vardır. Kendinize dokunun, ne istediğinizi bulun ve ısrarla peşinden koşun. Bu özlü sözün sahibi Bedriye Berber Engin, Bilecik’e bağlı Gölpazarı ilçesinin Kurşunlu Köyü’nde doğup, büyümüş.

Yaşadığı köyü bir kitaptan okuyup öğrendiği ‘Eko Turizm’ ile tanıştırıp köydeki kadınlarla beraber çalışıp, köyünü bir ‘eko köy’e dönüştürmeyi başarmış. Hamur açma atöyeleri, meyve toplama etkinlikleri, yürüyüş turları, tarım ürünleri satışı, ev pansiyonculuğu, bağ bozumu, tohum bankacılığı gibi pek çok organizasyona ev sahipliği yapıyor.
Elde edilen kazanç ile köydeki kadınlara da ek gelir sağlamayı başarmış.
İlkokul mezunu ama bugüne kadar binlerce kitap okuyarak 2013 yılında Kültür Bakanlığı tarafından ‘sıradışı okur’ seçilmiş.
Yıllarca çobanlık ve pazarcılık yaptığını gururla anlatan Bedriye Hanım, aynı zamanda 40 yıllık usta bir traktör sürücüsü. Atalık tohumu çok önemsiyor ve onlara gözü gibi bakıyor. Tohumlarını balmumuyla kaplayıp, şişelere koyup toprak ve kerpiçten yapılan duvarların arasına gömüyor, çocuklarına miras olsun diye.
Bedriye Hanım şimdi de kiraz ağacı sahiplendirme projesini başlatarak, 374 kiraz ağacı sahiplendirmiş. Ağaçlar çiçek açınca sahipleri parasını ödüyor, meyve verince gelip topluyor ve arabasına koyup götürüyor.



Yazının Devamını Oku

Konya: Kendinize bir ziyafet çekmek isterseniz...

Etli ekmek ve fırın kebabı gibi klasiklerin yanı sıra bölgenin zengin mutfağından lahana kapaması ve tutmaç çorbası da Konya’da çok seviliyor.

LAHANA KAPAMASI

(8-10 kişilik)

NE LAZIM?

1 adet orta boy lahana (çok sert olmasın)

1/2 su bardağı zeytinyağı (ya da 2 yemek kaşığı tereyağı)

Yeterince sıcak su

Yazının Devamını Oku

Afyon... Hamur işinin çok sevildiği bir mutfak!

Haşhaş ve kimyonlu bir börekle eriştelerini kolay bir hamurla hazırlayabileceğimiz yeşil mercimekli bir çorba... Afyon’a özgü bu iki tarifi mutlaka denemenizi öneriyorum.

Mercimekli börek (8-10 kişilik)

NE LAZIM?
* 2 su bardağı yeşil mercimek
* 3 iri soğan
* 3 yemek kaşığı sıvıyağ
* 1 çay kaşığı tuz, karabiber, kimyon, pulbiber
* 4 adet hazır yufka

Yazının Devamını Oku

Adana’ya gelin ciğerimizi yiyin

“Coğrafya lezzettir” temasıyla yapılan 5. Uluslararası Adana Lezzet Festivali’nin bu yıl en ilgi çekici gündemi “Atıksız Festival” olma iddiasıydı. Adana mutfağı ise yine çok lezzetliydi.

5. Uluslararası Adana Lezzet Festivali boyunca meydana gelen atıkların geri dönüşümüyle ilgili, Büyükşehir ve ilçe belediyeleri ortaklaşa çalıştı.
Sevgili Ebru Baybara Demir’in önayak olduğu “atık yönetimi” projesi başarıyla tamamlandı. Böylece çöpe atılan gıdaların fazlalığına, gıdanın geleceğine, toprağın iyileştirilmesi konularında farkındalık yaratmaya çalışıldı.
Adana’ya her gidişimde, uçaktan inerken yüzüme çarpan kavurucu sıcak hava bana hep, gecesi serin Adana yaylalarını anımsatır.
Toros Dağları eteklerindeki Pozantı yaylaları, Adanalıların vazgeçilmezidir. Ancak bu kavurucu sıcaklık, aynı zamanda Çukurova’nın bereketli topraklarında yetişen binlerce bitki çeşitliliği için büyük önem taşır.
Bitkiler güneşin ışıklarıyla enerjilerini alıp, Seyhan ve Ceyhan Nehirleri’nin sularıyla da gelişir, büyür ve hayat bulur. Çukurova, kavun, karpuz, üzüm, her türlü narenciye, şeftali, salatalık, ıspanak, domates, bezelye, patlıcan, nohut, susam, pamuk, zeytin, nar gibi yüzlerce sebze, meyve ve tahıl üretimiyle Türkiye’nin en verimli ovalarından biridir.
İşte bu muhteşem sebze, meyve çeşitliliği tencerelerde buluşup yemeklere dönüşür ve Adana mutfağını bir şölen sofrasına çevirir.
Bu zenginliğin kaynağında, Çukurova coğrafyasının yanı sıra, tarihi 9 bin yıl öncesine giden onlarca medeniyetin, göçlerle gelen farklı etnik kökenli toplulukların da izlerini görmek mümkün.

Yazının Devamını Oku

EDİRNE - Badem ezmesi evde de yapılır

Edirne’nin papaz yahnisi, mamzanası, ve ekşi köftesine de bayılırım ama asıl favorim, soğan yahnili börek... Bu böreği ve kente özgü ezmeyi evde kolaylıkla hazırlayabilirsiniz.

SOĞANLI KENAR BÖREĞİ

(6-8 kişilik)

NE LAZIM?

Soğan yahnisi için;

* 6-7 orta boy kuru soğan
* 1 çay bardağı sıvıyağ veya zeytinyağı

Yazının Devamını Oku

Konya'da yıldızların seyrettiği yemek

Türk mutfağının en romantik yemeğini Konya’da yedim. Bu yüzden ülkemizin yemek kültürüne yepyeni bir kategori eklemenin gururu ve mutluluğu içindeyim.

Evet, yanlış okumadınız. Yıldızların gece boyunca seyrettiği bu romantik yemeğin adı “Ekşili Kabak”. Konyalılar armut şeklindeki uzun et kabağını pişirdikten sonra gece boyunca toprak damda, yıldızların altında demlenmeye bırakıyorlar. Çünkü bu yemek dinlendikçe lezzetine lezzet katıyor. Ertesi gün üzeri, kadife çiçeklerin yapraklarıyla süslenip, servise sunuluyor.
Anadolu’nun pek çok yöresinde su kabağı, uzun kabak olarak da bilinen bu lezzetli kabak, et, nohut ve koruk ekşisiyle pişirilir. Yiyenler, “bu muhteşem yemeğin lezzetini anlatmaya gökteki yıldızlar bile yetmez” diyorlar. Ancak bu yemeği layıkıyla hazırlamak için en iyi malzemeleri bulup, mutlaka kalaylı bir bakır kapta pişirmek gerekiyor. Bu şahane bilgileri, Konya şehrinin yemek kültür elçisi olarak gördüğüm Harun Reşit Dönmez Bey anlattı. Sahibi olduğu Lokmahane Restoran, tarih ve kültür kokan geleneksel yemekleri yiyebileceğiniz en doğru adres.

Lokmahane restoranının sahibi Harun Reşit Dönmez ile hatıra fotoğrafı çektirdik.

Özellikle Anadolu Selçuklularının yemek kültüründen kalan, yerli kayısıyla yapılan etli kayısı yahnisi ve Konya ev mutfağının vazgeçilmezi olan terhun çorbasının lezzeti mükemmeldi. Benim tatlı tercihim ise ballı, cevizli höşmerim oldu.

GEÇMİŞİ 8 BİN YIL ÖNCESİNE DAYANIYOR

Türkiye’nin en büyük yüzölçümüne sahip, tahıl ambarımız olarak da bilinen Konya’nın geçmişi 8 bin yıl öncesine kadar uzanıyor.

Yazının Devamını Oku

Kütahya - Denemeniz gereken iki tat

“Hayatta karnımı kandırmam, her gün ne yiyeyim diye plan yaparım” diyen insanların memleketi Kütahya’dan iki tarif paylaşıyorum. İnce bulgur ve tarhanayla hazırlanan sıkıcık çorbası ve kuru köfte... Bu köftenin alameti farikasıysa kurutulmuş yufka...

SIKICIK ÇORBASI

(4-6 kişilik)

NE LAZIM?

* 2 su bardağı ince bulgur * 1 su bardağı toz tarhana * 2 su bardağı sıcak su

* 1 adet büyük boy kuru soğan

* 1/2 su bardağı un * 1 yemek kaşığı kuru nane * 1 çay kaşığı tuz, karabiber

Çorba sosu için;

Yazının Devamını Oku

İç Ege’ye farklı bir yolculuk

Arabayla giderken gözün alabildiğine uzanan bağlar karşısında insan şaşkınlığını ve hayranlığını gizleyemiyor. Manisa’ya çok gittiğim halde bir üzüm cenneti olan Alaşehir’e hiç yolum düşmemişti.



Bölgede Sultaniye başta olmak üzere yetişen üzümlerin büyük bir bölümü en çok yenilerek tüketiliyor, sirke, pekmez ve suma yapılıyormuş. Ancak İç Ege ya da Batı Anadolu aynı zamanda anasonun da yetiştiği yer. Bu ikili bir araya gelince tabii ki ilk akla gelenlerden biri de rakı oluyor.
Kısacası Alaşehir, rakı üretimi için de hammadde açısından çok önemli bir coğrafyada konumlanıyor. Tekel’in özelleşmesinden sonra Mey, 1995’te Alaşehir fabrikasını kurmuş.
Fabrika içinde, İnhisarlar İdaresi’nden günümüze uzanan 150 yıllık köklü bir geçmişin, deneyimlerin sonucunda ortaya çıkan ‘Yenilikhane’ adını verdikleri inovasyon merkezi de bulunuyor.
Üniversitelerle ortak projeler yürütüyorlar.

Yazının Devamını Oku

Hava, su ve toprak kirlendi

Annem, “Niye yemeklerimiz çocukluğumuzdaki gibi lezzetli değil, sebzeler artık çok tatsız” deyince hemen sözünü yapıştırırdı: “Evladım artık toprak, su, hava çok kirlendi. Hiçbir şey bizim zamanımızın tadında değil. Yine sizi doğal besledik ama Allah torunlarımın yardımcısı olsun...”

Annem, büyük bir felaket olarak depremi çok iyi bildirdi de gitgide artan sel felaketlerine, kasırgalara, büyük yangınlara bir türlü akıl erdiremezdi. Hele biz “Annecim küresel ısınma, iklim değişiklikleri, kuraklık” dedikçe şaşkınlıkla yüzümüze bakardı. “Yoksa kızım kıyamet mi yaklaşıyor” derdi.

2019 yılı insanlık tarihinde yaşanmış olan en sıcak ikinci seneymiş. Şimdi ise daha da sıcak günler bizi bekliyor.
Dünya gitgide ısınıyor. Felaket habercisi gibi oldum ama bir diğer sorunumuz da her geçen gün artan dünya nüfusu.
Eh nüfus arttıkça gıdaya olan talep de yoğun bir biçimde artıyor.
Buna bir de, tarım alanlarının azalması, verimsizleşen toprak, her geçen gün artan su ihtiyacımızı katarsak, çözüm bekleyen problemlerimiz çoğalarak karşımıza çıkıyor.

Anadolu kadını atalık tohum yetiştiriyor

Peki, çözüm var mı ve geç kalmadan neler yapabiliriz?

Yazının Devamını Oku

Kuzu etine çok yakışır!

Anadolu coğrafyasına en uyumlu meyvelerden biri armut! Türkiye’nin çoğu bölgesinde rahatça yetişir. Bugün genellikle tatlılarda kullanılsa da Osmanlı döneminde, yemeklerde de çokça yer aldığı bilinir...

ARMUTLU KUZU ETİ

(2-4 kişilik)

NE LAZIM?

* 500 gr kuşbaşı kuzu eti * 4 orta boy kuru soğan * 6 küçük ya da 3 büyük boy sert armut

* 2 yemek kaşığı tereyağı * 6 su bardağı ılık su

* 1 yemek kaşığı bal * 2 yemek kaşığı nar ekşisi * 2 çay kaşığı tuz, karabiber

NASIL YAPARIM?

Yazının Devamını Oku

Gıdanı koru, sofrana sahip çık

“Gıdanı koru, sofrana sahip çık”, “İsraf etme”, “Atıksız mutfak” gibi birçok kampanya tüketicide farkındalık yaratmaya çalışılıyor. Uzmanların ifadesine göre tarladan toplanıp satış ve tüketim aşamasına gelen gıdalarımızın üçte biri israf olup çöpe atılıyor...

Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütü (FAO) desteği ile hayata geçirilen “Gıdanı koru sofrana sahip çık” projesi kapsamında İzmir’e gittik. Gıdada kayıp ve israfla mücadele yapılmasını, toplumsal bilinç ve farkındalığın attırılmasını amaçlayan bu sosyal sorumluluk projesini Türkiye’de Tarım ve Orman Bakanlığı yürütüyor.
Bu arada çok beğendiğim bir sloganları da var: “İhtiyacın kadar al, geleceğe çöp atma.” Uzmanların ifadesine göre tarladan toplanıp satış ve tüketim aşamasına gelen gıdalarımızın üçte biri israf olup çöpe atılıyor.
Sonuçta bu hem ekonomik bir kayba yol açmakta hem de çevre üzerinden olumsuz etkilere sebep olmakta. Neyse ki ülkemizde gıda israfı dünya ile kıyasladığımızda daha alt seviyelerde.
Ne mutlu ki Türk mutfağı atıksız kategorisinde çok iyi bir noktada. Çünkü bizim kültürümüzde arta kalan her yiyecek başka bir ürüne dönüşebiliyor. Kurutulur, konserve yapılıp kışa saklanır ya da her şey bir tencere yemeğinde buluşabilir.
Bu etkinlik kapsamında Gümüldür mandalinasıyla lokum, kolonya, reçel, komposto, tatlı ve mandalinalı erişte yapan kadın üreticilerle tanıştım. GÜMÖZ Kadın Kooperatifi’nin kadınlarının emeği, gücü ve motivasyonu beni çok duygulandırdı.

Her şeyi sapına kadar değerlendirmeliyiz

Hafif ezik, büzük, buruşmuş diye bir tek domatesi çöpe attığınızda, onu yetiştirmek için harcanan emek, su, gübre ve toprağı da çöpe atmış oluyorsunuz. Bir de üstüne ekonomik kayıp. Halbuki onu robotta çekip sos yapabilir, çorbaya katabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Denizli: Yemekleriyle büyüleyen bir şehir...

Ekşi tatları sevenler için limon çorbası... Karamelize soğan sosuyla servis edilen taze fasulye yoğurtlaması... Denizli’ye özgü bu iki yemeği mutlaka denemelisiniz.

ŞEHRİYELİ LİMON ÇORBASI (4-6 kişilik)

NE LAZIM?

- 2 iri boy limon (Bodrum veya Çeşme limonunu öneririm)
- 2 su bardağı arpa şehriye
- 2 litre su (10 su bardağı kadar)
- 2 çay kaşığı tuz

Kestirme için;

- 2 yumurtanın sarısı

Yazının Devamını Oku

Coğrafi işaretli mor soğan

Kapıdağ yarımadasında yetişen mor soğanlar coğrafi işaret alarak tescillendi. Soğan kısmının rengi kıpkırmızı ve oldukça sulu bir lezzete sahip bu soğanın tadına doyulmaz.

Kapıdağ yarımadası, Balıkesir ilinin Erdek ilçesinin kurulduğu bir kara parçası. Benim içinse 1970 ve 1980’lerde Ankara’dan yaz kamplarına gittiğimiz bir tatil beldesidir.
Canlı müzik gruplarının çaldığı, en lezzetli mısırları yediğimiz bu eğlenceli çay bahçelerini çok severdim. Yıllar sonra bir manavdan mor renkli soğan alırken, yanındaki tabela dikkatimi çekmişti.
“Kapıdağ-Erdek soğanı” yazdığını görünce merak edip manava sormuştum. O da “Abla dünyanın en lezzetli balık salatası bu mor soğanla yapılır” demişti.
O gün bugündür, kabuğu koyu mor renkli olan Kapıdağ soğanını görünce hemen alırım. Kabuğu 6, 7, 8 katmanlı, soğan kısmının rengi kıpkırmızı ve sulu bir lezzete sahip bu soğanın tadına doyulmaz.
Yöresel ürünler ve coğrafi işaretler araştırma derneği YÜCİDER ve Prof. Dr. Orhan Tekelioğlu’nun yayınladığı ansiklopedik bir dergide mor soğanın öyküsüne rastladım.
Çok sevdiğim bu soğanın coğrafi işaret almasını yani tescillenmesi ve markalaşmasını heyecanla okudum.
Erdek Ticaret Odası Başkanı Özlem Sarı’nın 2014 yılında, yol arkadaşım dediği 9 kadınla birlikte kurduğu Bereketli Eller Kooperatifi de mor soğanın ilham veren yolculuğunu başlatmış.

Yazının Devamını Oku

Sarması da tatması da mutluluk

Sarma; Osmanlı’dan dünyaya yayılmış, Akdeniz ülkelerinde de sevilerek yenen özel bir lezzet. İstanbul mutfağından Anadolu’ya, en sevdiklerimden iki tanesini seçtim.

ETLİ MARUL SARMASI (4 kişilik)

NE LAZIM?

- 250-300 gr orta yağlı kıyma
- 25-30 marul yaprağı
- 1/2 demet maydanoz
- 2 orta boy kuru soğan
- 1 çay bardağı pirinç

Yazının Devamını Oku

İstanbul: Herkesin gözü onun üstünde

Tüm yurdun en özel tatlarını İstanbul’da bulmak mümkün. Nasıl olmasın; birçoğu sentezlenerek zamanla kente özgü birer lezzete dönüşmüş... Kentin mutfağı, kültürü kadar zengin.

ANUŞABUR (8-10 kişilik)

NE LAZIM?

- 2 su bardağı aşurelik buğday
- 12 su bardağı içme suyu
- 1 su bardağı çekirdeksiz kuru üzüm
- 20-22 kuru kayısı 
- 2 su bardağı tozşeker

Üzeri için:

Yazının Devamını Oku