Ne Türk’üm ne Alman’ım Ben kendimi de tasarladım

Rafine. Sofistike. Ama çocuksu, naif, heyecanlı, meraklı. Ve çok ama çok yaratıcı... Eline kalemi almaya görsün... İmzasını atarken bile hayranlıkla seyrediyorsun, çok estetik. Bir insanın araba tasarımcısı olup, Mazda’ya otomobil çizmesi için bazı sıfatlara sahip olması da gerekiyor herhalde. Karşınızda Hasip Girgin.

Dünya çapında otomobil tasarımcısı bir Türk. Çok alışık olduğumuz bir şey değil...
- Evet ama basbayağı Türk’üm işte. Balıkesir doğumluyum, dört yaşına kadar İzmir’de yaşadım sonra hooop bizimkiler Almanya’ya taşındı...

Neden?
- Sebebi, babamın maceraperestliği. Dünyayı merak ediyor. İyi bir işi de varmış İzmir’de, patronu yalvarmış, “Yapma, etme, gitme, bu iş sana kalacak.” Ama yok dinlememiş, annemi ve beni peşine takıp gitmiş. Sonrası klasik: “Oğlan ilkokula başlamadan döneriz, e bari bitirsin bari ilkokulu öyle dönelim, dur orta okulu bitirince döneriz” derken, ben üniversiteyi de Almanya’da okudum. Bir sene önce babam vefat etti, annem döndü Çeşme’ye yerleşti, ben hâlâ Almanya’dayım...

Şikayetçi misiniz?/images/100/0x0/55eb0b5ff018fbb8f8a76613
- Yoo, hiç değilim.

Nedir sizin durumunuz? ‘Dışı Türk, içi Alman’ mı?
- Milliyetlere çok inanmıyorum. İki kültürden de çok şey var bende. Dünya vatandaşıyım, dünyanın her yerinde yaşayabilirim, çok da mutlu olurum. Bizimkiler Almanya’daki Türk işçilerinden biraz farklıydı. Ben bir gettoda yaşamadım, etrafım sadece Türklerle çevrili değildi. Evde, annemle babamla Türkçe konuştum, o yüzden Türkçem iyidir, dışarıda ise Almanca. Söyleyebileceğim tek şey, ben hep tuhaftım!

Nasıl yani?
- Ne bileyim işte. Garip... Hasip Garip! Yalnız bir çocuktum. Zaten tek çocuğum, kardeşim filan da yok. Oturduğumuz bölgede oynayacak arkadaşım da yoktu. Yalnız büyüdüm. Dezavantajları var ama müthiş avantajları da var. Özgürlük, zamanın efendisi olmak, kendine yeni dünyalar kurabilmek gibi... Evin içindeki her şey benim için malzemeydi, şuna şunu yapıştırsam nasıl bir şeye benzer acaba? Hey acaba bir uçağa benzeyebilir mi? Dur şuraya da bir kanat takalım. Oldum olası çizime de merakım vardı. Çok küçük yaşta kararımı verdim, tasarımcı olacaktım.

Tamam siz karar verdiniz ama nasıl olunuyor tasarımcı?
- Ben kendime yeteneklerim ve içgüdülerimle bir hayat yolu çizdim. Tabii Almanya’da yetişmenin, bu anlamıyla çok faydası oldu. Öğretmenlerim kabiliyetlerimi erken yaşta fark ettiler. Resim yaptığımda, “A çok güzel olmuş” diyenim vardı, yani alkış vardı, onay vardı. Bu, çok önemli. Ve hayatta çeşitli zamanlarda dönüm noktalarıyla karşı karşıya kalıyorsunuz. O anda sizi yönlendiren birileri varsa ne âlâ. Ben mesela 12-13 yaşımda Fransızca’yı seçecektim, “Deli misin, sen teknik oku!” dediler. “İyi peki” dedim, robot filan yapıyorduk derslerde, benim için ders gibi bile değildi, eğlenceydi, hangi projeye el atsam, benim yaptıklarım farklı oluyordu çünkü çok keyif alıyordum. Benim doğru öğretmenlerim ve yol göstericilerim oldu. Türk olduğum için küçümsenmek bir yana, “Hadi Hasip şu Almanlara Almanca öğret” derdi öğretmenlerim bana. Yani klasik bir Alamancı hikâyesi değil benimki.

Anne-baba?
- Çok özgür bıraktılar beni. Gerçi başta tasarımı biraz riskli gördüler, “Mühendis olsaydın, şunu olsaydın, bunu olsaydın” dediler. Ama ben arsız bir Koç burcuyum, kafamın dikine giderim. Öyle de yaptım.

O dönemlere dair hatırladığınız en önemli şey?
- “Türk müyüm, Alman mıyım, ona mı inanacağım, buna mı, şunu mu dinleyeceğim bunu mu?” gibi meselelerim olmadı. Çünkü kendime bir ‘lego kimlik’ yarattım. Ve bir tarz. Küçüklüğümden beri, tarzımı bir metal gibi gördüm, durmadan eğdim, büktüm. Resmen kimliğim ve tarzım üzerinde çalıştım. İki kültürden, hatta dünyadaki bütün kültürlerden, beğendiğim şeyleri aldım, beğenmediklerimi dışladım. Mesela Almanlar disiplinli, e şimdi bunu almaz mısınız, aldım ekledim kendime. Onların sıkıcı taraflarını Türklerin canlı özellikleriyle değiştirdim. Bir anlamda, ben kendisini tasarlamış biriyim.

Süpermiş! Nerede okudunuz?
- Pforzheim Üniversite’sinde. Tasarım alanında dünyanın en iyilerinden. Ama zorlandım. Ürün tasarımı bölümüne 600 kişiden 11 kişiyi kabul ettiler, araç tasarımı daha da belalıydı, sadece altı kişi girebildik. O zamanki hocam, Profesor Kelly şimdi iş arkadaşım oldu. Aynı üniversitede ders veriyoruz.

Akademik hayatı mı tercih ettiniz?
- Yok, hayır ama o benim entelektüel teneffüsüm. Okulu bitir bitirmez Ford’a girdim. İki yıl sonra da Mazda’ya geçtim, 15 yıldır Mazda’da çalışıyorum.

Otomobil tasarımcısının tek derdi otomobil tasarlamak mıdır?
- Yooooo. Keşke öyle olsa. Ben öyle değilim. Yemek yaparken bile, “Şu tencerenin sapını başka türlü tasarlamak lazımdı” diyorum. Sadece otomobille sınırlamadım kendimi. Oğluma bir uzay gemisi yapacağım şimdi.

Karınız için neler yaptınız?
- Nikâh yüzüklerimizi dizayn ettim. Birbirine geçen iki yüzük, geçince tek yüzük oluyor. İkimiz de aynı metali ve aynı taşı paylaşıyoruz. Sonra ona farklı aşk mektupları yazdım.

Aşkınız hâlâ devam ediyor mu?
- Her evlilikte olduğu gibi inişlerimiz çıkışlarımız oluyor, bizim yedinci yılımız, ne anlama geldiğini biliyorsunuz herhalde.

Başka dizaynınız yok mu?
- Var, saat. Mazda için saat yaptım. Küp şeklinde. Ama elinize aldığınızda okşama isteği uyandırıyor. Bir küp seksi olabilir mi? Oluyor işte.

Ne güzel elinizde müthiş bir yetenek var, sonsuz bir yetenek...
- Yooooo sonsuz değil, sonu var...

Neden?
- Gidiyor, elinden kayıp gidiyor. Saate baktığında görüyorsun, dakika dakika azalıyor. Hiçbir şey sonsuz değil. Annemle rahmetli babam, 45 yıl el ele dolaştılar. Ben, yapamam itiraf ediyorum, 45 yıl aynı insanla beraber olamam...

BİZİ ÜRETKEN KILAN ACI

İnsan âşık olunca yeni şeyler yaratmak, çizmek ister...

- Hayır, tam tersine. Âşık olunca, aşkının keyfini sürmek ister. Yaratmak filan umrumda olmaz. İnsanlar, acı çektiklerinde üretken oluyorlar, o zaman hırs yapıyorlar, bir sıkışma gerekiyor, dert, problem... Mutlu insan, o mutluluğunu sürdürmek ister, yan gelip yatmak ister. İyi bir evlilik sanatçı için en tehlikeli uçurumlardan biri!

Çok fena bu...
- Evet. Çünkü rahatsınız, mutlusunuz, her şey güzel, eeeeee? O zaman niye üreteceksin, yaratacaksın, dünyayı değiştireceksin. Oturuyorsun oturduğun yerde!

Ama bu düşünceler, insanın mutlu giden evliliğinin de içine eder!
- Doğrudur. Benim ilk aşkım, sanat. Karımdan hiç gizlemedim bunu. Ama o da hep beni idare edecek kadar zekiydi.

KOMPLEKSLİLER HANGİ ARACI ALIR

İnsanlar köpek aldıkları zaman, farkında olmadan kendilerine benzeyen köpekler alıyormuş. Yani köpekleriyle kendileri arasında bir karakter ilişkisi kuruyorlar. Peki arabalarla insanlar arasında kurmak mümkün mü?
- Valla, bazı arabalar sahibinden çok onu yapan tasarımcıya benziyor! Köpek alırken, insan kendine benzeyeni seçiyor belki ama araç alırken, kendinde eksik olan şeyi arabayla tamamlamaya çalışıyor. Kompleksli biri, çok gösterişli olan bir aracı almayı tercih eder mesela...

Bir otomobil olsaydınız ne olurdunuz?
- Aslında her erkek gibi ben de eşek arabası olabilirdim! Sanırım ben bir araba olsaydım, “Al beni, al beni” diye bağırmazdım. Alçak gönüllü ve karakter sahibi olurdum.

SEVİŞMEK İÇİN İDEAL OTOMOBİL

Bir erkeğin bir kadını tavlamak için kullanacağı en iyi otomobil? İlk date’e çıkıyorlar mesela...

- Ciddi bir ilişkiyse sağlam, kaliteli bir araba, güven verici... Eğer ‘One night stand’ veya geçici bir flörtse, söylememe gerek yok: Hızlı ve pahalı!

İçinde en rahat sevişilebilecek otomobil?
- Arka koltukları tamamen yatar pozisyona gelen, ısıtmalı, güzel bir müzik sistemi olan ve mini bara sahip olan bir araba sanırım sevişmek için her türlü konforu sunar. İlle de model diyorsanız, Mazda CX 9’u tavsiye edebilirim. Geniş yer sunuyor.

Son zamanlarda kafanızı en çok ne meşgul ediyor?
- Türkiye’de yapmak istediğim resim sergisi.

Başucunuzda ne duruyor?
- Dergilerim, cep telefonum ve bir de çizim defteri. Ani fikirler için...

GELECEKTE NELER OLACAK

Tasarımcılar nelerle kafayı yiyor? Otomobiller gelecekte uçacak mı?

- 1950’lerde 2010’da uçan otomobiller olacak dendi ama gördüğümüz gibi olmadı. Bence gelecekte başka şeyler olacak...

Ne gibi?
- Akaryakıtımız gitgide azalacak. Biz yırttık ama çocuklarımız iyice fark edecekler. Bu yüzden büyük sorunlar yaşanacak, anlaşmazlıklar çıkacak. Hayatın değişmesi gerekecek. İnsan, yapı olarak tembel ve alışkanlıklarına bağlı. Lükse de çabuk alışıyor ve vazgeçmek istemiyor. Ama bence sonunda konforundan olacak.

E ne olacak peki? Gelecek elektrikli arabaların mı?
- Belli değil. Tamam, o arabaları şarj edebileceksiniz ama o elektrik, nerede üretilecek? Bütün toplumun ihtiyacını karşılamak için atom reaktörleri kurulursa çocuklarımıza o kadar büyük bir pislik bırakmış olacağız ki?

KADIN TASARLAMAK İSTER MİYDİM
/images/100/0x0/55eb0b5ff018fbb8f8a76615
Bir kadın tasarlamak ister miydiniz? Memeleri, kalçası, yüzü, saçları nasıl olurdu?

- Bu çok zor... Çünkü ‘mükemmel’ de zamanla can sıkabilir. Hem o güzellik de kalıcı değil. Ama güzel bir kadına, karakteristik bir katkıda bulunmak isterdim. Bir ben, ya da çil gibi... En önemlisi, doğal olması ve tabii ki bunun yanında sadece dış değil iç güzellik de önemli. Sadece ruhundan söz etmiyorum! Ses tonu, cilt kokusu vesaire. Yine de en iyisi, bu konuyu tabiata bırakmak...

Otomobil alırken nelere dikkat etmeli? Sürücülerin bilmediği ama tasarımcıların bildiği nasıl tüyolar verirsiniz?
- Sadece tasarıma aldanmayın! Geçici trendlere kapılmayın. Ben mesela, anında ‘in’ olan bir otomobili alırken, iki defa düşünürüm. Bir de otomobil dediğin bir ihtiyacı karşılamalı, yalnız ego tatmini için almayın. Çevre dostu ve bilinçli tüketime yönelmek önemli. Yani ekolojik. Bu demek değildir ki, ürün sıkıcı olacak. İyi bir tasarım zaten buradan belli olur. Fonksiyonel ama aynı zamanda göze ve hislere hitap eden ve akıllı.

Mazda 3 ve Mazda MX-5 Superlight benim bebeğim

15 yılınız geçti, hâlâ da orada çalışıyorsunuz, Mazda sizin için nasıl bir tecrübe?

- Girdiğimde, tasarımcılar özgür değildi, ben ‘taze kan’ olarak geldim ve farklı bir enerji kattım. Bir otomobil tasarımcısının ulaşabileceği en büyük başarılara imza attım. Mazda 3 ve Mazda MX-5 Superlight benim bebeğim. Yapıyorsun, dolaşıma giriyor. Trafik ışıklarında bakıyorsun, senin çizdiğin araba vücut bulmuş duruyor.

Yarattığınız ürüne bakıp bakıp, “Şunun şurasını da keşke şöyle çizseydim” dediğiniz olmuyor mu?
- Olmaz mı? İyi bir tasarımcı durur mu! O imkânı verseler, kaç kere tekrar çizerim biliyor musunuz? O yüzden süre sınırı koyuyorlar, yoksa tasarımcı bebeğiyle vedalaşamaz. Bir de tabii bu bir ekip işi, ben tasarladım derken, ben ve ekibim demek istiyorum.

En iyi fikirler aklınıza ne zaman geliyor?
- Duşta geliyor. Sıcak su, beni yaratıcı kılıyor. Bir de araba kullanırken. Frankfurt yakınında oturuyorum, dağın tepesindeyiz, evimin arkası orman, müthiş bir vadiye bakıyor. Sabaha karşı bazen dışarı çıkıyorum, bir keyif sigarası yakıyorum, tilkileri, geyikleri görüyorum, işte o zaman, doğa da beni yaratıcı kılıyor. Evimin, hayata beş kilometre uzakta, doğada olması hoşuma gidiyor, 20 dakika içinde bütün ürünlerin, heyecanın, stresin olduğu işyerimdeyim. Ama yine 20 dakika içinde, kendi sakinliğime kaçabiliyorum.

RÜYA MODELLER

Rüya otomobilleriniz?

- Porsche Carrera, Lamborghini Miura, Jaguar E Type, Volkswagen Beetle yani kaplumbağa. Bunlar, otomobil tarihindeki önemli ürünler. Ama Lamborghini Miura’yi bunların arasında tek geçerim çünkü tasarımını çok seksi buluyorum. Bir de Lancia Stratos, mükemmel bir yarış otomobili.

Sizin büyüleyen tasarımcılar kimler?
- Giorgio Armani, Karl Lagerfeld, Bertone, Pininfarina, Zaha Hadid, Philippe Starck.

Otomobil tasarlamakla başka bir şey tasarlamak arasında ne fark var?
- Otomobil tasarımı, zaman alan uzun bir süreç. En az beş-altı yıl. Aerodinamiğini düşüneceksin, mühendisliği var, pazarlaması var. Bir de bu süreçte işine burnunu sokan bir sürü kişi var! Başka ürünlerde yapılabilecek daha çok yenilik var.

HER ŞEY GEÇİCİ

Bir süredir yağlı boya resim yapıyorum. Hani eski kameralarla, aynı film karesine üst üste iki görüntü çekebilirsin. İşte benim resimlerim de böyle. Bir tarafı çok yakın, dokunabileceğiniz kadar. Ama öbür tarafı uzak, bulutların arasında ya da karanlıkta kaybolup, gidiyor. Hayattaki her şeyin geçiciliğini anlatmaya çalışıyor. Her şey kaybolup gidecek. Resimlerimde kadın silueti, erotizm ve tasarım dünyasından ürünler var. Parfüm şişeleri. Çünkü koku da güzellik gibi, bir an var ve bir anda uçup gidiyor. Sergilemek istiyorum ama sadece görsel olarak değil, her resmin içeriğindeki parfümün kokusunu da duysun istiyorum izleyici...
Yazarın Tüm Yazıları