Ne diyeyim, “Helal dostum sana”

Yalanı, dolanı, usulsüzlüğü...

Haberin Devamı


Yolsuzluğu, hırsızlığı, pişkinliği...
Mahalle ağzıyla siyaseti, cehaletin zaferini, ayarsızlığın memlekete hakimiyetini...
Hepsine, hepsine alıştık. Okuduğumuzda “yine mi” dediğimiz haberlerle toplumsal hayatımızın nasıl derinden çürüdüğünü gördük.
Çürümüşlük de normalleşti. Hatta kendine yeni yeni delikler buldu girecek.
Çürümüş bir adam, aynı zamanda halka hizmet veriyorsa, “tamam” dendi, nasılsa hem çürümemiş hem de iyi çalışan “tür” bulunmaz ya hani... Madem insanlığımızı yitirmek de normalleşti, “çalışıyorken çalıyorsa sorun değil” oldu, ortada konuşulacak bir hesap kalmadı.
Bu coğrafyaya has bir mesele var: Hayat düz bir çizgide ilerlemiyor ne yazık ki.
Düz çizgide ilerlemek, düşmekten beter neredeyse. Hep yükseleceksin, kendine yeni işler, yeni imkanlar, yeni alanlar açacaksın...
Olduğun yer-yaptığın iş karnını doyuruyor, sana değirmeni döndürdüğün koşullar sağlıyorsa “bu işte bir tuhaflık var” diyeceksin. Daha çoğunu isteyeceksin. Daha çok para, daha çok mevki, daha çok imkan isteyeceksin.
“Azla yetinmek”ten bahsetmiyorum bakın. Dünyanın her yerinde insana “hayatım karnımı doyuruyor” dedirten hayatlardan bahsediyorum. Hiçbir koşuldan, hiçbir imkandan memnun olmamaktan bahsediyorum. “Hep daha fazla, daha fazla... Hep bana, hep bana” dan bahsediyorum.
Bu hırs değil mi bizi tüketen? Bu hırs değil mi ağaçları yerlerinden söküp yerine kuru binalar diken? Bu hırs değil mi koltuklarına yapışan adamları motive eden? Peki bu “acıkma” hissi neden parayla ilişkili? Neden kitaba acıkmıyorlar, neden sanata acıkmıyorlar veya ne bileyim neden daha güzel bir şehre acıkmıyorlar?
Neden güzelliğe acıkmıyorlar?
Çünkü bu coğrafyada güzelliğin manası da başka. Onu gördün mü yok edeceksin, hele senin olmuyorsa, acı çektire çektire yok edeceksin.
Para etmiyorsa, hırsını doyurmuyorsa, az gelişmiş dünyanda sana mutluluk vermiyorsa, başkalarına büyük acılar çektirerek tatmin olacaksın.
Güzellik, acı ve intikam birbirlerine yapışmış üç kelime şu zavallı dünyamızda.

* * *

Dedim ya başta, her şey normalleşti. Her gün, her saat, birbirinden çürümüş adamların ağızlarından saçtıkları kelimeleri duymak, dünyanın en sıradan işine dönüştü.

* * *

Fakat bir yere geliyorsunuz ki, orada söylenecek tüm sözler bitiyor.
“Çocuk” dediğinizde akan sular duruyor.
Ne tuhaftır ki, milyonlarca çocuk gelinin bulunduğu, bu yetmiyor gibi ve her gün yeni bir çocuk ölümüne uyandığımız bu memlekette sular akmaya devam ediyor.
Sevgili arkadaşlar, yalan, dolan, kirli siyaset filan demiyorum bakın, bir çocuğu işkence ile öldürmek diyorum...
Bir çocuğu işkence ile öldürebilen adamlarla yan yana benzin alıyoruz, sokakta yürüyoruz, nefes alıyoruz diyorum.
Çocuk gelin meselesi ve çocuk ölüm meselesinde “zirve” yapmışız, bırakın siyaseti miyaseti...
Biz bitmişiz, çürümüş, yok olmuşuz, vicdanı olmayan, rahatça yalan söyleyen, insan öldüren, “kendinden olmayan” veya “onun olmayan”ı öldüren veya ölümüne “evet” diyebilen adamlarla çepeçevre kuşatılmışız.
Bu koşullara rağmen ayakta durabiliyorsun ya...
Helal dostum sana.

Yazarın Tüm Yazıları