Kültür Bakanlığı'nın dış kültür politikası

Doğan HIZLAN

Kültür Bakanı İstemihan Talay ile Kültür Bakanlığı'nın dış kültürel ilişkileri üzerine konuştuk. Zamanlama doğruydu.

Bugün Antalya'da Türki Cumhuriyetler Kültür Bakanları toplanacaklar.

Ben de hem bu ülkelerle hem diğerleriyle kültürel temaslarımızın seyrini merak ettim.

İç atakları, girişimleri izleyebiliyoruz ama bakanlık ve bakan acaba Türk kültürünün dışarda tanınması için neler yapıyor?

Özellikle bu sorunun cevabını öğrenmek istedim İstemihan Talay'dan.

Genellikle Türki Cumhuriyetler'le kültürel bağlantılarımız konusunda, ayrıntılı olmasa da basındaki haberlerden bilgi ediniyoruz. Bunlar rutin bir çalışma düzeni gösteriyor.

Talay'ın söylediğine göre, eski iktidar döneminde bu cumhuriyetlerle olan kültürel bağların dokusu gevşemiş, hatta bazı çalışmalar askıya alınmış.

Hiç kuşkusuz dış kültürel ataklarda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne ayrı bir yer vermeli, payı da büyük olmalı. Bütün yıla yayılan etkinlikler dizisi ile Kıbrıs, müzikten resme kadar değişik alanlardaki çalışmaların sergilendiği yer olacak.

Mısır ziyaretinin, aradaki politik soğukluğun giderilmesinde yararlı olduğunu belirtiyor Talay. Kültürün politikaya yansımasının bir çok sorunun çözümünde etkili olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ben de Kahire'de bir kongreye katılmış, orada yeni dostlar edinmiştim. Mısırlı yazarların kitaplarını okumuş, onları daha yakından tanımıştım.

Bence bu tür temasları genişletmeli, yaymalı, uluslararası kongreler düzenlemeli, resmi temaslar dışına kaydırmalı, sivil toplum kuruluşlarının da bu açıdan kültürel katkıları sağlanmalı.

Mısır, tarihi bağlar içinde kültürü en çok taşıyan ülke.

***

İstemihan Talay'ın bu ülkelere birlikte götürdüğü sanatçıların, toplulukların niteliğini öğrenince, onun renkli, geniş bir mozaik sergilemeyi amaçladığını hemen farkedersiniz.

O,Türkiye'yi tek renk olarak değil, değişik renkleriyle göstermek istiyor. Beraberinde, Türk tasavvuf müziğinden halk müziğine, opera ve bale sanatçılarına kadar geniş bir temsilciler topluluğunu götürüyor. Böylece Türk kültürünün tarih içindeki bütün varlıklarını, gelenekselden moderne kadar bütün gelişim tarihini sunmayı amaçlıyor.

Kültür Bakanı olarak tavrı doğrudur, sanatımızın, kültürümüzün belli bir yanını, yönünü göstererek herhangi bir güdümlülüğe ya da yapılmaması gereken bir seçiciliğe düşmüyor.

Ülkelere göre değişik program hazırlanıyor, bunu da akıllı bir strataeji olarak yorumluyorum.

Mısır'da konser Luxor Tapınağı'nda verilmiş, üstelik bunun katliamdan sonra gerçekleştirilmesi, kamuoyunda daha olumlu yankılar yapmasını sağlamış.

Mısır'daki Türk şehitliğinin onarılması için de bir Türk sponsor bulunmuş.

Bosna-Hersek Kış Festivali'ne söz verildiği halde, geçen iktidar ödenek vermeyerek, bizi mahcup etmişti.

Talay, Cezayir'le temaslarımız konusunda, kültürel boyutla politik boyutu bir sentezde buluşturuyor.

Laik bir düzeni yaşatabilmek için mücadele veren Cezayir'le kültürel bağlantılarımızın güçlendirilmesi düşüncesine ben de katılıyorum.

***

İstemihan Talay'ın verdiği bilgiler, kültürümüzün dışarı açılma çabaları içinde olduğunu belgeliyor. Sınırlarımız içine kapanmıyor, kabuğumuzu kırmayı amaçlıyoruz.

Ne var ki, Avrupa bölümünü de güçlendirmeyi bekliyorum.













X

Ara Güler’in İzmir’i

İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde Ara Güler’in İzmir fotoğraflarının yer aldığı ‘Merhaba İzmir’ sergisi açıldı geçen yıl.

O serginin de bir kataloğu yapıldı.

Kataloğun başında ‘Arkas Sanat Merkezi’ binası hakkında bilgi veriliyor.

Lucien Arkas, Önsöz’de hem fotoğraf hem Ara Güler üzerine düşüncelerini yansıtıyor:

“Yaratıcı fotoğrafçılığın uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcilerinden biri olarak kabul edilen Ara Güler genç yaşlarından itibaren, tüm hayatını fotoğraf makinesi kadrajından izlemiş, bizlere de gördüklerini tüm içtenliği ile aktarabilmiş büyük bir sanatçı.

Bugüne kadar 21 sergiye ev sahipliği yapmış olan Arkas Sanat Merkezi’nde, Ara Güler’in fotoğraflarını farklı yaş gruplarından birçok ziyaretçi ile buluşturabilmekten büyük mutluluk duyuyordum.

Ara Güler’in kendisinin de her zaman dediği gibi, ‘İnsanlar bakarak görerek, yaşayarak bir şeyler öğreniyor değil mi?

Ben de baktım, gördüm, yaşadım, öğrendim işte. Bir de çektim... Haydi merhaba!’...”

Yazının Devamını Oku

Okumayı dört gözle beklediklerim

Yeni yılda iki kitabı çıkar çıkmaz okuyacağım: Hilmi Yavuz’un şiirlerini ve Orhan Pamuk’un romanını.

MEHMET AKİF ERSOY İÇİN YENİ KİTAPLAR

Mehmet Akif Ersoy’un yazdığı İstiklal Marşı’nın ulusal marş olarak kabulünün 100’üncü yılı. Yayınevleri, üniversiteler, bu marş ekseninde onun eserlerini, düşüncesini inceleyen toplantılar, sempozyumlar düzenlemeli. Hiç kuşkusuz marşın bestecisi Zeki Üngör’le orkestrasyonunu yapan Edgar Manas da unutulmamalı. Meclis’te şiiri okuyan Hamdullah Suphi Tanrıöver’in de gündeme getirilmesini öneriyorum. Okuma listenizde Beşir Ayvazoğlu’nun Mehmet Akif üzerine yazdığı ‘1924 Bir Fotoğrafın Uzun Hikâyesi’ isimli kitabı mutlaka bulunmalı.

YENİ YILDA İYİ ÇEVİRİLER

İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından düzenlenen Talât Halman Çeviri Ödülü’nün değerlendirmelerinde dört çevirmen finale kaldı. Böylece kısa liste belirlenmiş oldu. Bu liste içinden kazanan kitap bu ay belli olacak:


Yan Lianke, ‘Günler Aylar Yıllar’, çevirmen: Erdem Kurtuldu


Yazının Devamını Oku

Fikret Muallâ: ‘Yalnız ve Yaralı Bir Hayat’

İzmir’de ‘Folkart Gallery’de açılan Fikret Muallâ sergisi, pandemi nedeniyle çok kısa süre açık kaldı.

Ancak sergi için hazırlanan katalog, ressam hakkında bir referans kitap olma özelliğini taşıyor.

İstanbul’da başlayıp Fransa’da sonlanan bir hayatın bütün trajedisi, yaratma sürecindeki ıstırapları, dostları tarafından yazılan mektuplar, belleğimizde silinmeyen izler bırakıyor.

Bir mektubunda ne yazmıştı:

“Acılar sayısız derecededir”.

Devletin, dışişleri bakanlarının sanata ilgi ve saygı göstermelerini her zaman destekledim.

Fikret Muallâ, 1967’de Fransa’da öldü ve gömüldü.

1974 yılında Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Ruhi Su’nun anısına

Geçen hafta türküleri dinlerken Nâzım Hikmet’in bu şiirinden dizeleri mırıldanmaya başladım.

Birkaç dize daha okuyalım:

“İnsanların türküleri kendilerinden güzel,

kendilerinden umutlu,

kendilerinden kederli,

daha uzun ömürlü kendilerinden.

Sevdim insanlardan çok türkülerini.

İnsansız yaşayabildim

türküsüz hiçbir zaman.

Yazının Devamını Oku

Rafların yıldızları

Belki çoktan hatmettiniz, belki de aklınızda ama bir türlü okumaya fırsat bulamadınız. Her beğeninin zirvesinden önerilerim var: İster roman, ister inceleme, belki isterseniz tadı hiç eskimeyen, daha ‘zamansız’ bir kitap...

AYFER TUNÇ - OSMAN

Mirasyedilerin umutları, hayalleri, gerçeklerle karşılaştıklarında davranışları. Dışardan görünenle içerde yaşananların trajik dünyaları. Cilanın döküldüğü o anların başarılı tasviri...

JOHN LE CARRÉ - SOĞUKTAN GELEN CASUS

Kısa süre önce kaybettiğimiz yazarın en çok beğenilen, en çok okunan kitabı. Yılın listesine bu yüzden girdi. Soğuk Savaş’ın soluk soluğa günlerinde casusların mücadelesi. Bu alanın kitaplarını inceleyenlerin yargısı şu: “Tüm zamanların en iyisi.”

AYDIN BÜKE - BEETHOVEN

Yazının Devamını Oku

Sadberk Hanım Müzesi’nden seçkiler Meşher’de

‘Maziyi korumak’ başlığı altında Sadberk Hanım Müzesi’nden 200’ü aşkın eser ‘Meşher’de sergileniyor. Sergilenen eserler, müzenin Arkeoloji ve Türk–İslam Sanatı koleksiyonlarından seçildi. Etkinlikler müzenin kuruluşunun 40’ıncı yılı dolayısıyla gerçekleştiriliyor.

İstiklal Caddesi’ndeki Meşher’de sergilenen eserler, MÖ 6. bin yıldan 20. yüzyıla uzanan bir zaman dilimini kapsıyor.

Sergi için hazırlanan ‘Maziyi Korumak’ başlıklı kataloğun ilk sayfasında, Boğaz’daki müzenin fotoğrafı yer alıyor.

Ömer M. Koç, kataloğun Önsöz’ünde müzenin özelliğini, içindeki eserleri anlatıyor:

“Sadberk Hanım Müzesi’nin 14 Ekim 1980’de kurulduğu günden itibaren büyük bir heyecanla üstlenmiş olduğu ana hedefi, kültürel mirasımızın birer parçası olan eserlerin muhafaza edilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılmasıdır.

Müzemizin Arkeoloji Bölümü’nden seçilen eserler Anadolu uygarlıklarını kesintisiz bir kronolojiyle ve çarpıcı örneklerle ziyaretçiye gösteriyor.”

Katalogda, Sadberk Koç’un bir fotoğrafı var.

Giriş’i ‘Bir Zaman Yolculuğu’ başlığıyla Hülya Bilgi yazmış. Sonraki sayfalarda açılışlardan, müze ziyaretlerinden fotoğrafları görebiliyoruz.

Sadberk Hanım Müzesi Müdürü, serginin küratörlüğünü yapan

Yazının Devamını Oku

Armağan haftası

Armağanların belli zaman dilimine sıkıştırılmasından yana değilim. Ama genel anlayışa uyarak gene de ara sıra hatırlatma yazılarını ihmal etmiyorum.

Elbette benim için birinci armağan kitaplardan seçilmeli. Seçerken ödül kazanan kitapların listesini gözden geçirin. Bir yılın öne çıkan kitaplarını okursanız, Türk ve dünya edebiyatının seyrini öğrenmiş olursunuz.

Yıllar önce, kitap dergilerinin olmadığı dönemlerde, yeni yayınları izleme olanağı yoktu. Ayrıca bugünkü gibi büyük kitabevleri de yoktu, seçimde hepimiz zorlanırdık. Şimdi büyük kitapçılarda konu sınıflaması yapıldığı için çocuğunuzla birlikte gidebilirsiniz.

Aslında birçok tanıdığım, uzun tatil günlerinde ve evde geçirecekleri geniş zamanlarda kendilerini yormayacak, dikkat yoğunluğu istemeyen kitap adları vermemi istiyorlar.

Okur profili değişti, şimdi yerli ve yabancı polisiye kitaplara ilgi çoğaldı. Düzenlediğim istek listelerinde ağırlık bu tür kitaplarda.

Eski yıllarda hafif aşk romanları revaçtaydı. Beyaz diziler, Barbara Cartland romanları şaşırtıcı sayıda baskı yapardı. O roman anlayışındaki Türk yazarlarının kitapları da çok satıldı. Aşk romanları sinemaya da aktarıldı.

Kısa bir süre önce eski dönemin ünlü yazarlarının yeni baskıları yapıldı ama okurun ilgisini çekmedi.

Onların yerini yeniden yayın dünyasına sunulan, Türk edebiyatının kurucu yazarlarının kitapları ilgi gördü. Çoğu bugünün Türkçesine aktarıldı.

Telifleri düşen birçok yazarın kitapları farklı yayınevleri tarafından değişik baskılarla okura ulaştırıldı. Bu adların başında

Yazının Devamını Oku

Saat beş buçuk fasıl saatiydi

İÜ OMAR TÜRK MÜZİĞİ bölümü, klasik Türk müziğine ait çalışmalarıyla hem bizi bilgilendiriyor hem de CD’lerle bunları seslendiriyor.

İÜ OMAR Müdürü bu alanda yoğun çalışmalarıyla dikkati çekiyor.

Yeni çalışma ‘Serhanende Nurettin Çelik ve OMAR Türk Müziği İcra Heyeti tarafından Suzidil Faslı’.

Fasıl müziğini çok severim, Aras plaklarının tamamını edinmiştim, diğer fasıl kayıtlarını da topladım.



Radyolu günlerde saat 17.30’da İstanbul Radyosu’nda fasıl saatiydi. Fasıl seven bir başka dostum da

Yazının Devamını Oku

Tarık Buğra: İyi bir yazarı tanımak...

Asım Öz’ün hazırladığı ‘Tarık Buğra Kitabı’ edebiyatımızın öncülerinden birini tanımak için mutlaka okunmalı. Birçok yazarın, eleştirmenin Buğra’nın yapıtlarını değerlendirmesi ayrıca önemli.

Türk edebiyatının önemli yazarlarını mutlaka okumak gerekir. Onlar edebiyatın öncü takımındandır. ‘Tarık Buğra Kitabı’ onu bütün yönleriyle tanımanızı sağlayacak bir çalışma. Böyle kitapları benim tercih etme gerekçem; birçok yazarın, eleştirmenin onun çeşitli türlerdeki yapıtlarını değerlendirmesidir.

Onu okumaya başladığınızda hem daha yakından, derinlemesine tanırsınız hem de Türk edebiyat tarihindeki yerini tespit etmiş olursunuz.

Asım Öz’ün hazırladığı kitabın altbaşlığı: ‘Hatırlayıp Yeniden Bulmak’.

Ömer Arısoy, ‘Kıymetli Okurlar’ başlıklı yazısında, yazarın doğumunun 100’üncü yılı olan 2018’de düzenlenen sempozyumun kitap haline getirildiğini belirtiyor.

Asım Öz, ‘Bu Kitap Hakkında’ yazısında Tarık Buğra’nın (1918–1994) etkili dönemini özetliyor: “Asıl şöhretine 1960’lardan itibaren yayımladığı, Osmanlı’dan Cumhuriyet devrine Türk tarihinin ve toplumunun önemli aşamalarıyla kırılma süreçlerini mesele edinen, bireysel dramlar içinde toplumsal dramları anlatan romanlarıyla kavuşur.

Tarık Buğra, özellikle 1950 sonrası kültür, sanat ve matbuat dünyamızda kalıcı izler bırakmış isimlerdendir. Hikâyelerinden edebiyat zevkine, sanat yorumlarından eleştirmenliğe, tiyatro oyunlarından romanlarına kadar uzanan büyük bir yazar.”

Tarık Buğra Kitabı

Yazının Devamını Oku

John le Carre’nin oğluyla buluşma

Değerli dostum Selçuk Altun’dan bir e-posta aldım. İlgimi çeken bir yazı, okumanızı istedim:

“2013 yazıydı, gezi arkadaşımız Aygül Karagöz telefon etti ve Kuzguncuk’taki evine akşam yemeğine davet etti. Yeni komşusu İngiliz gazeteci okurumdu ve benimle tanışmak istiyordu. Eşim Nur’la birlikte gittiğimiz yemekte, serbest gazeteci Tim Cornwell ile karısı, Amerikalı romancı Alice Greenway’i hemen benimsedik. Birikimli ve kibardılar, İstanbul ve Kuzguncuk dostuydular. Tim, ‘Bizans Sultanı’ romanımın İngilizcesini okumuştu, uzmanlık alanı sanat ve tarihti. Adını gözde dergim Cornucopia’daki yazılarından anımsadım.

Ertesi hafta onları Çengelköy’deki bir balıkçı restoranında ağırladık. Tim ile Alice, Edinburgh’da yaşıyorlardı ve Samuel Beckett’in yayıncısı John Calder’ın komşusuydular, bana efsanevi Calder’dan imzalı bir kitap getirmelerinden de etkilenmiştim. Tim yemek boyunca İstanbul’da bazı mekânlar ve camilerle ilgili sorular sordu, sanırım oraları birlikte gezmemiz için nabız yokluyordu. O yaz sıcağında içimden gelmedi, yol göstermekle yetindim.

1985’te Adam Sisman’ın ‘John le Carre-The Biography’ adlı yaşamöyküsü kitabını hemen getirttim, usta yazarın tüm kitaplarını da çıkar çıkmaz alır okurdum. Kitabın fotoğraflar kısmında bir aile portresi dikkatimi çekti, ailenin üçüncü ve en küçük bireyi Tim, John le Carre’nin kucağında, merakla kameraya odaklanmıştı. Birden aklıma geldi, John le Carre’nin gerçek adı David Cornwell’di. Aygül Hanım’ı arayıp sordum, hayır o da Tim’in babasının John le Carre olduğunu bilmiyordu. ‘Hatta baban ne iş yapıyor diye sordum’ demişti. Yazar diye kestirip atınca, ne tip kitaplar yazdığını sormuş, ‘John le Carre tipi’ yanıtını alınca gülerek susmuştu.

Tim Cornwell’e bir e-posta attığımı, beş yıldır bir yanıt alamadığımı anımsıyorum.”

John le Carre, benim severek okuduğum bir yazardı, romanlarından çekilen filmleri de seyrettim.

Bizde böyle şöhretli casuslar var mıydı?

Evet, adı Ahmet Esat Tomruk.

Yazının Devamını Oku

Sakıp Sabancı Müzesi’ndeki armağanlar

Sakıp Sabancı Müzesi’nde birçok tasarımcının ve markanın özenle seçilmiş ürünleri sergileniyor. Uluslararası sergilerdeki eserlerden ilhamla hazırlanmış kitaptan kırtasiyeye, takıdan seramiğe, çantadan şemsiyeye uzanan ürünler ziyaretçilerini bekliyor.

Hem müzede hem çevrimiçi yoluyla satışlar yapılabiliyor.

Her çarşamba, tasarımcılar yarattıkları konusunda konuşuyorlar.

16 Aralık saat 16.00’da Aral Ağış, “Tasarımın Geleceği: Pandemi ve Sonrası”, mağaza yöneticisi ve tasarımcı Bilge Ökten’in moderatörlüğünde gerçekleşecek.

23 Aralık saat 16.00’da moda tasarımcısı Hatice Gökçe ve Birleşmiş Milletler Kadın Birimi’nden Gönül Sulargil’in ‘Kadın İstihdamının Desteklenmesinde Tasarımcıların Rolü’ konuşması SSM’nin YouTube kanalından canlı izlenebilecek.

Tasarımlar 10.00–17.00 arasında müze giriş bölümünde görülebilir.

Kalıcı armağanları çok severim, özellikle müzelerin eserlerini sergiledikleri sanatçının yapıtlarından üretilen armağan malzemesine yabancı ülkelerdeki müzeleri ziyaret ettiğimde imrenirdim.

Ayrıca SSM’de Osmanlı hat ekolünün ustası Şeyh Hamdullah ölümünün 500’üncü yılında özel sergiyle anılıyor.

Sergi, 15. yüzyılın ikinci yarısı ve 16. yüzyılın ilk yarısında üretilmiş nadir elyazması, kitaplar, Kuran-ı Kerim nüshaları, kıtalar ve albümlerden oluşuyor.

Yazının Devamını Oku

‘Ah bu şarkıların gözü kör olsun’

Ferdi Özbeğen’in şarkılarını dinlerken Avni Anıl’ın bu bestesi beni aldı, anılar okyanusunun ortasına bıraktı.

İki LP’den oluşan albümün adı:

‘Ferdi Özbeğen – Yirminci Sanat Yılı Şan Konseri’.

Şan Sineması’nda ne kadar çok konser dinledim, Türk ve Batı müziğinin seçkin eserlerini ve solistlerini.



Bir sanatçının yaşamında unutulmaz icra zirveleri vardır. Dinlediğimiz müzik, ses definesinin derinliğinde kalır, bir gün bir notasıyla, bir hatırlatmasıyla kulağınıza ulaşır.

Yazının Devamını Oku

Atatürk’ün bilinmeyen dünyası

Zafer Toprak’ın ‘Atatürk-Kurucu Felsefenin Evrimi’ kitabı Mustafa Kemal ekseninde Cumhuriyet’in kültür haritasını çıkarıyor. Belgeler eşliğinde yazılan bu tür kitaplar dayanaksız yorumlar yerine nesnel yargıların anlaşılması için çok önemli.

Atatürk üzerine birçok kitap yazıldı. Askeri zaferlerinden siyasal, toplumsal devrimlerine kadar... Peki Atatürk’ün entelektüel birikiminin kaynakları, ana hatları nelerdi?

Zafer Toprak’ın ‘Atatürk-Kurucu Felsefenin Evrimi’ kitabı onun bu yönünü inceliyor. Kitabın ilk yazısı Atatürk’ün Tevfik Paşa ile konuşması... 1921’de yapılan bu konuşma durumun siyasal bir özeti, ayrıca emperyalist kuvvetlerin bakış açısından da söz ediyor.

Giriş’te 29 Ekim 1923’te Fransız muharriri Maurice Pernot’ya verdiği demeç...

İlk sözü şöyle: “Memleketler muhteliftir fakat medeniyetler birdir ve bir milletin terakkisi için de bu yegâne medeniyete iştirak etmesi lâzımdır.”

Toprak, müzik tarihinin değişimiyle 20’nci yüzyılın ilk habercisinin Paris’te icra edilen Stravinski’nin ‘Bahar Ayini’ni beğenmeyenlerin bir yeniliğin habercisini fark etmediklerinden söz ediyor, sanatta sonraki yenilikleri de sıralıyor.

Bu icranın izini sürerek Türkiye’de edebiyattan mimariye, resme kadar değişimin her sanat dalındaki örneklerini veriyor. Hiç kuşkusuz bu, Batılılaşma serüveninin de tarihi.

Toprak, şimdiye kadar yapılanların yanı sıra yapılmayanları özetliyor: “Bugüne kadar Atatürk’ün entelektüel kişiliği üzerinde çok az duruldu. Oysa O’nun düşünce yapısındaki evreler günlük siyasi ve askeri olayların ötesinde, günümüz Türkiye’sinin toplumsal ve kültürel yapılanmasında derin izler bıraktı.

Çankaya Kitaplığı’ndaki eserler dikkatle taranırken bir bibliyofil olan yazar bir sürprizle karşılaştı.

Yazının Devamını Oku

Bir kültür adamının fotoğrafları

Sanat dünyasının tanınmış adı Şakir Eczacıbaşı’nın fotoğrafları İstanbul Modern’de ‘Seçilmiş Anlar’ başlığı altında sergileniyor.

Onu yakından tanıdığım için fotoğrafların arkasındaki birikimi her karede hissettim.

Önce sanat açısından bir biyografi yazacağım:

Londra’dan yurda döner dönmez Vatan gazetesinin ünlü ‘Sanat Yaprağı’nı çıkaranlar arasında yer aldı.

Bilim, kültür, sanat çevrelerinin geniş ilgisini çeken ‘Tıpta Yenilikler’ dergisini yayımladı.

Sabahattin Eyuboğlu, Pierre Biro ile birlikte hazırladıkları ‘Renk Duvarları’ 1964 yılında Avrupa Konseyi’nin ‘Kültür Filmleri Ödülü’nü kazandı.

1965’te ‘Türk Sinematek Derneği’nin kuruluşuna öncülük etti. On yıl süreyle başkanlığını yaptı.

1968’den itibaren ‘Eczacıbaşı Renkli Fotoğraf Yıllıkları’nı çıkardı.

Yazının Devamını Oku

Necip Fazıl Ödülleri belli oldu

2020 Necip Fazıl Ödülleri’ni kazananlar açıklandı. Seçiciler Kurulu aşağıdaki adlardan oluşuyordu:

M. Fatih Andı

Hicabi Kırlangıç

Turan Karataş

Ahmet Murat Özel

Necip Tosun.

Ödül kazananlar:

Şiir: İhsan Deniz

Hikâye – Roman: Sevinç Çokum

Yazının Devamını Oku