Kuklayı yeniden hatırlatan sanatçı

SANATI, sanatçıyı desteklemek gerekir.

Haberin Devamı

Çünkü, Türkiye’de sanatçı olmak gerçekten de büyük bir özveri istiyor.
Bugün size işte öyle bir öyküyü anlatacağım.
Bıkmadan, usanmadan, doğru bildiği yolda giden bir İzmirli sanatçının neleri başardığını sizlere aktaracağım.
Öykümün kahramanı Selçuk Dinçer...
Dinçer, güzel sanatlar eğitimi aldıktan sonra İzmir’de, Türkiye’de unutulan bir alanı seçerek çalışmaya başladı.
Başlangıçta çok zorlandı, ama o yoluna devam etti.
Dinçer, İzmir’de bir “Kukla Günleri” yapmayı hayal ediyordu, bunu da uluslararası bir festivale dönüştürmek...
Bundan dört yıl önce İzmir’de bir düş gibi başladı Kukla Günleri... Ve giderek bu düş, kentin kültür-sanat yaşamında yerini bir geleneğe bıraktı.
Bu günlerin sevimli dostları kuklalar ve kukla sanatçıları, hem Türkiye’nin değişik yerlerinden hem de dünyanın birçok yerinden gösteriler için gelmeye başladı.
Bu öykü beraberinde bir başka rüzgar de estirdi.
Unutulmaya başlanan kukla sanatı İzmir’de yeniden canlandı ve kukla yapımına hevesli gençler bulundu.
İzmir’de kukla üretim merkezleri oluşmaya başladı.
Bir de kuklaların okullu olma hikayesi var.
Kukla Günleri’nin üçüncü yılında İzmir’in çeşitli ilköğretim okullarının eğitmenleri kukla yapımı eğitimi aldı, bu tecrübelerini de öğrencilere aktardılar.
KUKLA SANATI OKULLARDA
Kursun eğitimlerini Devlet Tiyatroları’nın değerli tasarımcısı Hakan Dündar, eğitmen Ayten Öğütçü, kukla sanatçısı Çağlayan Sevinçer, Bulgaristan’dan Hristina Arsenova ve Fransa’dan Deborah Maurice verdi.
Sonunda, “Çizmeli Kedi” adlı Selçuk Dinçer’in düzenlemesiyle oluşturulan kukla oyununu öğrenciler sundular.
Bu yıl da yine sevgili Selçuk’un düzenlemesiyle “Kurbağa Prens”le seyircinin karşısına çıkacaklar. Sevgi gösterilince hayat bulan Prensin hikâyesiyle...
Bu yıl 11-21 Mart tarihlerinde düzenlenen Kukla Günleri’nde İzmir’in okulları Forum Bornova Kukla Oyunu Yarışması’nda hünerlerini gösterecekler.
Kuklanın Milli Eğitim’de kabul görmesi ve okul öğrencileri arasında bir yarışma yapılması bana çok önemli bir adım gibi geliyor.
Benim de hocam, Prof. Dr. Özdemir Nutku kuklalar için “Bize masumiyetimizi anımsatan ruhlar” demişti.
Ne kadar doğru ve güzel bir anlatım.
İZMİR’DE İLKLER OLACAK
İzmir Uluslararası Kukla Günleri Direktörü Selçuk Dinçer, “Bu yıl festivale 11 ülkeden 20 kukla tiyatrosu grubu, 22 gösteriyle katılacak. Almanya, Avusturya, Bulgaristan, Çek Cumhuriyeti, Fransa, İngiltere, İspanya, İtalya, Macaristan, Tayvan ve Türkiye’den kukla tiyatrosu grupları İzmir geneline yayılmış 25 salonda 94 gösteri gerçekleştirecek. Bu yıl organizasyonumuza 11 günde 30 binin üzerinde seyirci bekliyoruz. Ayrıca, festivalimiz içerisinde iki gün sürecek bir açık hava kukla şenliği, 4 sergi ve iki atölye çalışması düzenliyoruz” diyor.
Bu yılki katılım listesine baktım; gruplar kukla sanatının en yetkin çalışmalarını yapanlardan... Özellikle yurtdışından gelenler dünyanın çeşitli yerlerindeki festivallere katılıp, sayısız gösteriye imza atmış isimlerden oluşuyor. Festivale, Avusturya’dan katılan ve Avrupa’nın en iyi kukla tiyatrolarından biri sayılan Karin Schafer Figuren Theater,  Mussorgsky’nin “Bir Sergiden Tablolar” isimli eseri üzerine oluşturdukları bir gösterisiyle katılacak ve İzmir Devlet Senfoni Orkestrası’yla ortak bir çalışma yapacak. Bir senfoni orkestrasının çalacağı ve bir kukla tiyatrosu grubunun oynayacağı böylesini bir gösteri dünyada ilk kez İzmir’de gerçekleştirilmiş olacak.
Ayrıca Tayvan’dan, Asya’nın en büyük kukla müzelerinden olan Lin Liu-Hsin Puppet Theatre Museum da gelecek ve “Asya Avuçlarınızda” ismiyle İzmir Resim Heykel Müzesi’nde sergi açılacak.
Asya ülkelerinin geleneksel el kuklalarından oluşan sergi ülkemizde böylesi bir temayla açılacak ve ilk olacak. Selçuk Dinçer’in ideallerini gerçekleştirmiş, başarılı bir sanatçı olduğunu düşünüyorum.

Haberin Devamı

Türkiye’nin sorunları nasıl çözülür?

Haberin Devamı

İZMİR’de önemli bir panel gerçekleşti geçen hafta... Elif Demirci’nin Hürriyet’teki haberine göre Demokrat Parti Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk ile Prof. Dr. Süheyl Batum, Hilton Oteli’nde “Nasıl ve Neden Yeni Bir Anayasa” konulu panelde konuştu. Bir partilinin “DP’nin genç genel başkana ihtiyacı var. Partimize ne zaman katılacaksınız?” sorusunu Batum “... Ben sağ bir partide değil demokratik, laik, sosyal cumhuriyeti savunan bir parti olduğu taktirde bu partinin içinde yer alabileceğimi söylüyorum. Yakın tarihte beraber olacağız” diye yanıtladı. Sayın Cindoruk ise Prof. Batum’un babası Sadık Batum için “Ben AP il başkanı iken, o benim senatörümdü. Büyük emekleri geçti. Biz baştan beri DP’nin bir merkez partisi olduğunu savunuyoruz” dedi.
Geçtiğimiz ay “Türkiye’nin sorunları nasıl çözülür?” başlığı altında şöyle yazmıştım:
“Bakarsınız Sayın Cindoruk koltuğunu Atatürkçü, kültürlü, genç, dinamik, önceden politikaya bulaşmamış birine (Böyle birini tanıyorum) devreder ve bunu başarılar izler.”
Hemen söyleyeyim; bu kişi Prof. Dr. Süheyl Batum’du. Ardından düzelteyim; “tanıyorum” yerine “biliyorum” yazsaydım, daha doğru olurdu; çünkü Sayın Batum’la belki Üniversitelerarası Kurul’da birkaç kez bir araya gelmişizdir, ama tanışma fırsatımız olmadı.
Biraz daha müneccimlik yapayım. Prof. Dr. Süheyl Batum’un genel başkanlığında, siyasi yelpazenin merkezindeki bir Demokrat Parti’nin kökleşmiş DP-AP-DYP ve ANAP oylarının yanında AKP’den, MHP’den (ödünç oylar) ve CHP’den alacağı oylarla yüzde 10’luk barajı rahatlıkla aşabileceğini düşünüyorum. Türkiye’nin siyasal tarihinde kurulduktan kısa süre sonra iktidar olan veya iktidarken hızla eriyen birçok parti olduğunu anımsamakta da yarar var.
Süreç gerçekleştiği taktirde, oluşacak rekabetten CHP’nin de olumlu yönde etkileneceğini düşünüyorum.
(Prof. Dr. Ülgen Zeki Ok’un kaleminden, okulgen@superonline.com)

Yazarın Tüm Yazıları