Kim kime bulaştırdı

Geçen haftanın magazin gündemi, boşanmak için mahkemeye başvuran evli bir çift arasında yaşanan “HPV enfeksiyonu” tartışmasıydı. Tartışmadan çıkarılacak çok önemli bir ders var: HPV enfeksiyonu bizde de yaygın cinsel hastalıklardan biri. HPV virüsüyle oluşan siğiller bir tür enfeksiyon.

Haberin Devamı

HPV enfeksiyonuna yol açan “İnsan Papilloma (human papilloma virus /HPV) Virüsü”nün yaklaşık yetmiş tipi var. Bu virüsler cinsel organların üzeri ve çevresinde “karnabahar lezyonu” diye tanımlanan deri değişikliklerine (siğiller) yol açıyor. İşin kötüsü enfeksiyon bulunsa bile bazen deride hiçbir işaret bulunmayabiliyor, virüsün varlığı ancak çok özel laboratuar testleriyle belirlenebiliyor. Hastalık cinsel ilişkiyle bulaşıyor. Bulaşıcılığı oldukça yüksek. Virüs vaginal ve anal seks sırasında deriden deriye temasla geçiyor. Genital bölgede yerleşmiş HPV’nin oral seks sırasında ağız içine bulaşması da mümkün. Hastalığı taşıyanların çoğunda kadın ya da erkek fark etmiyor, cinsel organ ve çevresinde kasık ve kalça üzerinde kabarcıklar yumrular karnabahar şeklinde siğiller veya siğil kümeleri oluşuyor. Bazı HPV enfeksiyonlarında deride meydana gelen değişiklikler gözle fark edilemeyebiliyor.
HPV’nin bazı tipleri rahim ağzı kanseri yaptığı için de sorun kadınlar için daha önemli. Özellikle çok eşlilik durumunda, cinsel partnerin çok sık değişmesi halinde bulaşma riski artıyor. Kesin teşhis için güvenilir serolojik yöntemler ve kültür imkânları olmadığından tanı koymakta altın standart HPV/DNA’nın “moleküler biyoloji” tekniklerinden faydalanılarak belirlenmesi.
Tedavide antiviral ilaçlar ve kremlerden faydalanılıyor. Derideki lezyonlar için dondurma yakma veya lazer tedavisi uygulanabiliyor. Lezyonlar genişse cerrahi müdahale de yapılabiliyor. Tedavi sık sık yaşanan nüksler nedeniyle yeteri kadar yüz güldürücü değil. En doğru yol korunmak! Çok eşlilikten kaçınmak ve prezervatif kullanmak en etkili önlemler. Gençlerin bu enfeksiyon konusunda ciddi bir bilgi eksikliğinin olduğunu da hatırlatalım.

Haberin Devamı

Kilo almak şeker hastalığı yapar mı?

İNSÜLİN DİRENCİ

Kilo fazlalığı olan, özellikle obezite sınırına yaklaşanlarda erişkin tipi şeker hastalığına yakalanma riski normal kilolu kişilere oranla en az dört kat daha fazla. Diğer taraftan orta yaşlı şeker hastalarının en az yarısı ya fazla kilolu ya da obez. Bu ilişkiler fazla kiloluluk/obezite ile erişkin tipi şeker hastalığı arasında ciddi bir ilişki olduğunu gösteriyor. Birinc neden insülin hormonunun aşırı salgılanması ama etkisini yeteri kadar gösterememesi ki bu durum “insülin direnci” olarak tanımlanıyor. Diğer taraftan fazla kilolu ve obez kişilerde yağ hücrelerinden şeker hastalığına yol açan bazı hormonların fazla salgılanması, dolaşımdaki yağların özellikle trigliseridin çok artması ve karaciğerde şeker üretiminin çoğalması da önemli etkenler. Araştırmalar kilo sorunu ağırlaştıkça, fazla kilolu olmanın süresi uzadıkça şeker hastalığına yakalanma riskinin belirginleştiğini gösteriyor. Özellikle göbek karın bölgesinde biriken yağların arttığı durumlarda risk artıyor. Önemli bir nokta da vücut ağırlığının artış hızı. Hızla alınan kilolar söz konusu olduğunda şeker hastalığına yakalanma riski pik yapıyor!

Haberin Devamı

İdeal kahvaltı seçenekleri hangileri?

HİPOGLİSEMİ

Kahvaltı alınması gereken bir öğündür, hipoglisemisi olan biriyseniz vazgeçilmez bir zorunluluk haline gelir. Sabah kahvaltısını atlayan hipoglisemikler gün içinde açlık atakları ve tatlı krizleri yaşamaya, yorgunluk, bitkinlik, sinirlilik, ani öfke nöbetleri çekmeye, öğle yemeklerinden sonra uyuklamaya eğilimlidir. Hipoglisemik biriyseniz glisemik yükü düşük yiyeceklerle kahvaltı yapmanızda fayda var. Yağsız beyaz peynir, yumurta, yağı azaltılmış yoğurt, elma, portakal, greyfurt, salatalık, domates, yeşilbiber ve bir ince dilim ekmek en iyi kahvaltı seçenekleri. Tabii, bunların hepsini aynı kahvaltıda yememeniz gerekiyor!

Haberin Devamı

Ne sıklıkta yemeli?

KİLO SORUNU

Kilo problemi olanların öğün atlamamaları, “aç kalırsam daha kolay kilo veririm” yanlışına asla düşmemeleri gerekiyor. Bizim önerimiz beslenmelerini “üç ana öğün ve üç ara öğün” şeklinde planlamaları. Kahvaltıyı mümkün olduğu kadar erken yapmalarını öneriyoruz. İdeal zaman 7:00-8:00 dönemi. Sonra 10:30 civarında bir ara öğün almalarını, 12:00-13:00 arasında da öğle yemeği yemelerini tavsiye ediyoruz. Günün ikinci ara öğünü için en uygun zaman aralığı 15:30-16:30 civarı. Akşam yemeğini de erken yemekte fayda var. 18:30-19:00 iyi bir zaman, 20:00’yi geçmemekte fayda var. Günün son ara öğünü ise en geç 22:30 civarında alınmalıdır. Kilo problemi olanlarda ara öğün olarak yağsız yoğurt veya süt, orta boy bir elma, armut veya portakal, 30 gram kadar badem, ceviz ya da fındık veya 5-6 kuru kayısı tavsiye ediyoruz. Bu seçenekleri kendi içinde karıştırmak da mümkün. Mesela yarım su bardağı kadar diyet yoğurt ve yarım elma ya da 2-3 adet ceviz ve 2 kuru kayısı mükemmel kombinasyonlar. Ara öğünlerde pasta, börek, çörek, grissini ve benzeri atıştırmalar gofretler ve bisküviler diyet ürünü olarak imal edilse bile asla tavsiye edilmiyor.

Haberin Devamı

Çarpıntı ne zaman önemli?

KALP HASTALIĞI

Kalp sorunları arasında en sık görülenlerden biri çarpıntı. İlk sırayı aldığı bile söylenebilir. Ne iyi ki çarpıntıların çoğu ciddi bir kalp şikâyetiyle ilişkili değil. Bununla birlikte çarpıntısı olanların süratle doktora gitmelerini gerektiren durumlar var: Eğer ilk kez çarpıntı şikâyetiyle karşılaşmışsanız, birlikte fenalık hissi ya da bayılma nöbeti yaşamışsanız, çarpıntıya eşlik eden bir göğüs ağrısı probleminiz de varsa, bu ağrı özellikle göğüste, sol omuz ve sol kolda hissediliyorsa süratle tıbbi yardım istemelisiniz. Tekrarlayan çarpıntı şikâyeti kilo kaybı, aşırı terleme, çok su içme, iştahsızlık, uyku bozuklukları, ellerde terleme ve/veya titreme gibi sorunlarla beraberse de sorun önemli olabilir. Bu durumlarda hemen bir tıbbi değerlendirmeden geçmek iyi olur. Herhangi bir ek işaret olmadan tekrarlayan çarpıntı ataklarının arkasında çoğu zaman ruhsal problemler, uyku sorunları, aşırı çay kahve tüketimi, alkol kullanımının abartılması ya da sigara gibi kötü alışkanlıklar var. Bu yanlışlardan vazgeçmek çarpıntıyı ortadan kaldırabilir.

Haberin Devamı

Panik atak mı, kalp krizi mi?

PANİK ATAK

Panik atak nöbetleri çoğu zaman göğüs ağrısı, tansiyonda yükselme, baş dönmesi, baygınlık veya fenalık hissi, hatta ölüm korkusuyla beraberdir. Çoğu hastada panik atağa göğüste ve sol kolda uyuşma gibi, kalp krizini düşündüren belirtiler de eşlik eder. Böyle durumlarda sorunun ruhsal mı yoksa kalple mi ilgili olduğunu ayırmak bazen doktorlar için bile içinden çıkılmaz bir sorun. Prensip olarak bu tür atak yaşayan birinin en azından doktora ulaşmanın yaratacağı güven hissi nedeniyle tıbbi bir kontrolden geçirilmesinde yarar var. Burada işin uzmanları önemli bir noktanın altını ısrarla çiziyor: Panik atak nöbetleri genellikle her şey yolunda giderken ortaya çıkıyor. Bir başka ayırıcı nokta da bu hastaların çoğunda görülen “hava açlığı” yakınmasıdır. Hastalar yeteri kadar nefes alamadıklarından, odadaki havanın kendilerine yetmediğinden, pencereyi açıp temiz hava alma ihtiyacı duyduklarından sık sık yakınıyorlar.

Şekerin zararları abartılıyor mu?

BESLENME

Sağlık zararları dikkate alındığında şekere gösterilen tepkinin az olduğunu bile söyleyebiliriz. Özellikle mısır şurubundan elde edilen fruktoz eklenmiş içeceklerdeki şeker sağlık için son derece önemli riskler oluşturabiliyor. Aslında ister glukoz fruktoz olsun, ister bakkal şekeri sakaroz sonuç değişmiyor, yiyecek içeceklere karışan her türlü şeker bağırsaklardan hızla emilerek kana süratle karışıyor. Bu durum özellikle genetik eğilimi olanlarda ciddi insülin yanıtlarına kan şekerinde yükselme ve alçalmalara orta ve uzun vadede ise kanda trigliserid isimli yağın yükselmesine bu yağın “yağ dokusu halinde depo edilmesine”, yani bedenlerimizde karın, göbek, kalça yağları ya da selülit şeklinde birikmesine sebep oluyor. Fazla miktarda şeker tüketenlerde dişler daha erken çürüyor. Diş etleri daha sık iltihaplanıyor. Aşırı şeker tüketen toplumlarda kilo sorunu ve kanser sıklığının önemli bir tehlike haline geldiği de kesin. Aşırı şeker tüketenlerde yaşlılık döneminde unutkanlık ve bunama sorunlarına daha fazla rastlanıyor. Şekerli şeyleri fazla yiyip içen çocuklarda ergenlik sivilceleri-akne problemi artıyor. Yetmedi! Şeker kullanımınız arttıkça bağışıklık sisteminiz zayıflıyor. Büyüme hormonu salgılanması azalıyor. Fazla miktarda şekerin karaciğer yağlanmasına yol açtığı da biliniyor. Son bir nokta daha: Şeker tüketimi arttıkça kalp damar hastalıklarına yakalanma ihtimali de belirginleşiyor. Uzmanlar son yüzyılda yaptığımız en önemli beslenme yanlışının şeker tüketiminizi arttırmak olduğu konusunda fikir birliği içindeler. Özellikle son yirmi yılda mısır nişastasından üretilen fruktoz içeren şekerlerin tüketiminde tehlikeli bir artış var. Bana sorarsanız içinde beyaz şeker olan yiyeceklerden şeker veya mısır şurubundan üretilmiş fruktoz bulunan gazlı ve kolalı içeceklerden kendinizi de çocuklarınızı da uzak tutun. Hatta “esmer şeker” kullanın tavsiyelerine bile inanmayın. Çünkü esmer şekerin de %90’ı beyaz şekerden ibarettir. Şekerle ilişkinizi seviyeli tutmak istiyorsanız tatlandırıcılardan da uzak durmanızda fayda var.

Karaciğer neden yağlanır?

KARACİĞER

Karaciğer yağlanması popüler sağlık problemlerinden biri haline geldi. Bunun nedeni neredeyse her 3-4 yetişkinden birinde ortaya çıkması olmalıdır. Eskiden karaciğer yağlanması denince akla alkol kullanımı ya da şeker hastalığı gelirdi. Son zamanlarda ön plana çıkan yeni bir sebep var: Karın bölgesinde biriken yağlar! Araştırmalar orta yaşlı şişmanların neredeyse yarısından fazlasında karaciğer yağlanması olduğunu gösteriyor. Kilolu veya şişman çocukların bile dörtte birinde karaciğer yağlı bulunuyor. Özellikle insülin direnci ile birlikte olan kilo kazanımlarında karaciğer kısa sürede yağlanıyor. Sorunun özel bir belirtisi veya tipik bir şikâyeti yok. Bazı hastalar halsizlik, yorgunluk, karnın sağ tarafında ağrı ve dolgunluk gibi belirtilerden bahsetseler de genellikle herhangi bir işarete rastlanmıyor, herhangi bir fizik muayenede tesadüfen saptanıyor. Kesin teşhis için karaciğer ultrasonundan faydalanmak en iyi yol. Bazı hastalarda yağlanma ile birlikte ALT (SGPT), AST (SGOT) ve GGT gibi karaciğer fonksiyonlarıyla ilişkili testlerden bazıları yüksek bulunabiliyor ki bu son derece önemlidir. Bu testlerin yüksek çıkması yağlanmanın karaciğerde hasara yol açtığını gösteriyor. Kilo ile ilişkili karaciğer yağlanmaları çoğu zaman fazla kilolar verilince kendiliğinden iyileşiyor. Kilo almaya devam edenlerde özellikle yukarıdaki enzimlerde yükselme de varsa sorun ilerliyor, bazen siroza kadar gidebiliyor. Problemin kesin bir tedavisi belirgin bir çözüm planı da yok. Kilo vermek, düşük glisemik indeksli yiyeceklerle beslenmek (un, şeker nişasta zengini besinlerden ve meşrubatlardan uzak durmak) alkolü bırakmak en etkili yaklaşımlar. Meryem ana dikeni (Milk thistle) adı verilen bitkinin özlerinden (sillymarine) hazırlanan bitkisel desteklerden de faydalanmak mümkün.

Yazarın Tüm Yazıları