Karşının şarkıcısı Harun Kolçak

Vakt-i zamanın Harun Kolçak-Aşkın Nur Yengi düeti Bile Bile, abartısız, hayatımda en sevdiğim şarkılardan biridir. Ki bunu, düetlerden pek hazzetmeyen bir insan olarak söylüyorum.

Muhtemelen bu durumun, mevzuun içinden Sezen Aksu’nun geçmesiyle alákası vardır. Zira albümde ilk olarak Sertab Erener’in seslendirdiği Yalnızlık Senfonisi’ni ilk kez sahnede, Sezen Aksu-Uğur Yücel düetiyle dinlemiştim. Belleğimin mücevherat kasasında muhafaza ettiğim üç-beş dakikadır... Bugün bile zihnimde canlandırdığımda, tüylerim diken diken oluyor.

Neyse... İlk albümlerinden sonra Aşkın Nur Yengi’nin de, Harun Kolçak’ın da hiç mi hiç hazzetmediğim sürü sepet şarkısı, albümü, hatta Kolçak’ın Ünlüler Çiftliği’ne bile girdiğini düşününce, icraatı olmuştur. Yine de sırf o şarkının hatırına bile olsa, her ikisinin de nezdimde bir ömürlük kredisi olduğunu söyleyebilirim.

Geçenlerde bir dost muhabbetinde bahsi döndü: "Sezen Aksu da akıllı kadın valla; gençlere eski şarkılarını veriyor olması ticari açıdan çok başarılı bir kurnazlık. Hem şarkının popülaritesi cilalanıyor hem yeni beste yapmasına gerek kalmıyor hem de paraya para demiyor" dedi biri...

Anında bunun "ticari zeká"yla alákalı olmadığı şeklinde itiraz eden bir uğultu tufanına kestik. Birimiz "Eh, olsun o kadar, kadın nesiller boyu dinlenecek evladiyelik şarkı yapıyor; biz nasıl Dün Bir Tepeden Baktım Sana Aziz İstanbul’u dinliyorsak, bizim torunlarımız da Yarim İstanbul ya da İstanbul İstanbul Olalı’yı, çeşit çeşit ayrı yorumcudan dinleyecek elbet" dedi.

Birimiz "Piyasada en iyisinden en paçozuna kim varsa, beste versin diye kadının kapısında yatıyor; Gülşen mülşen, eski şarkılarını seslendirmesine izin verdiğine dua etsin" dedi.

Birimiz "Yeni bestelerini verirken de o kadar adam kayıracak tabii; vefakár kadın; hakkını yemeyelim lütfen; pekálá kendisine saklayabileceği bir içim su şarkılarını, hálá eski göz ağrılarına ve gözüne kestirdiği, güvendiği yeniyetmelere veriyor ya işte" dedi.

Atatürk büstüne yumurta atıp da halk tarafından linç edilme tehlikesiyle yüz yüze gelmiş gibi pıstı kaldı bizimki.

KONU NEYDİ?

Yine neyse, diyelim... Bir konunun içinden Sezen Aksu geçmesin, lafa doyamıyor çalçene gönül. Oysa bu yazının esas oğlanı Harun Kolçak; Harun Kolçak’a gelelim...

Kolçak’ın beş yıl aradan sonra, albüm bültenine göre "müzisyenliğini konuşturduğu" ve Onno Tunç’a ithaf ettiği yedinci albümü Müzisyen’in çıkış şarkısı, sözüyle müziğiyle yeni bir Sezen Aksu eseri bildiğiniz gibi: Karşıyım...

Klip, eski Kanal 6 stüdyolarında, 16 mm.’lik filme, Tamer Aydoğdu yönetiminde çekilmiş. Kolçak’ın uzun süredir albüm piyasasından uzak olmasından dolayı, klipte dikkati onun üzerine yoğunlaştırmaya çalışmışlar; dolayısıyla konunun içinden konu mankeni filan geçmiyor. İsabetli bir yaklaşımdır naçizane fikrimce. Böylesi tavır koyan, kişisel bir şarkının üzerine bir de görsel hikáye yazmak, fuzuli bir hamle olurdu.

Son derece civelek bir müziği olan Karşıyım’ın klibinde Harun Kolçak, haberi de yapıldığı üzre hakikaten CMYLMZ’ın posterini andıran bir gardırop politikası gütmüş. Siyahları çekmiş, şarkısını söylüyor:

"Karşıyım, her şeye karşıyım, var mı? / Rabbim adaletin bu kadar mı? / Karşıyım, alayına karşıyım, var mı? / Rabbim adaletin bu kadar mı?"

KATEGORİZE ETMEYELİM

Hikmetinden sual olunmaz ya, insan isyanlara gelmeden de yapamıyor sık sık. Harun Kolçak da şarkı gıdıkladığından mıdır, promosyon icabı mıdır, albüm çıktığından beri verdiği hemen her röportajda, karşı olduğu şeyleri sayıyor bir bir: Alkol, esrar, kokain gibi bağımlılıklar bir yana, insana bağımlılığa bile karşı... Deri giymeyecek kadar katı bir vejetaryen olmasına rağmen, canı isterse et yiyebilir; eskiden çok içki içtiği ve uzun bir süredir ağzına içki sürmediği hálde, canı isterse her an bir kadeh şarap içebilir; çünkü niye; çünkü her türlü kısıtlamaya karşı... Genelleştirmelerin topuna karşı...

İçinde bulunduğu ortamın ilişkilerine, sigara dumanlı yerlere, ellerinde kadehlerle hava basan zengin erkeklere, mutsuz kadınlara karşı...

Mansur Ark, Kubat ve Ayşen hoşuna gidiyor, onların dışındaki müzisyenleri dinleyemiyor; tahammülü yok; piyasa popçularına karşı...

Anlayacağınız Harun Kolçak, bu aralar "karşının taksisi" nev’i "karşının şarkıcısı..."

Ben ki en çok kendime karşı bir insanım, Harun Kolçak’ın benim kadar kendi bokuyla kavga etmediğini temenni edebilirim bir tek. İnsan kendine giriştiğinde, kan çıktı mı, çıkan kan yakınındakilere sıçrıyor zira. Ne kadar yakın, o kadar kanlı...

Üzülmesine üzülüyorsun ya, insan bir kez kendisiyle kapışmayagörsün, o savaş yüzyıl savaşları boyutlarında uzuyor da uzuyor, hatta gittikçe daha hunhar bir hál alıyor; bitmeler bitmeler bitmeler bilmiyor. Ve maalesef tütmeyen sigara olmadığı gibi, çevrene yansımayan bir içsavaş da yürütülemiyor. İnsan, başkalarını, kendine verdiği zarardan ancak bir yere kadar sakınabiliyor. Yapacak bir şey yok; elden bir şey gelmiyor.

Savaşa da karşıyız ama neylersiniz ki barış da bize karşı. Hey güzel Rabbim, adaletin bu kadar mı?
Yazarın Tüm Yazıları