GeriSelim Türsen Kaptan, ‘özel tren’ işletecek
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Kaptan, ‘özel tren’ işletecek

Denizcilikte dünyanın en büyüklerinden Arkas, Demiryolu Serbestleşme Kanunu’nun çıkmasıyla sivil havacılıkta olduğu gibi özel tren işletmeciliğine hazırlanıyor. Ama asıl çıkışını boğazın iki yakası Marmaray’la birleşince yapacak.

Kaptan, ‘özel tren’ işletecek

Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Bernard Arcas, İzmir Körfezi’ne kaptan köşkü gibi hakim odasından Alsancak Limanı’nı işaret etti. Aşağıda dev vinçler tonlarca ağırlıkta konteynırları yükleyip boşaltıyor, taşıyıcılar manyetik kollarıyla havaya kaldırdıkları çelik kasaları tren-gemi-TIR’lar arasında karıncalar gibi götürüp getiriyordu. Holdingin genç kuşak patronu 43 yaşındaki Bernard Arcas’la aşağıdaki yoğun trafiği seyrederken grubun gelecekle ilgili heyecan veren projelerini anlattı. Dünyanın en büyük 50 denizcilik grubundan biri olan Arkas, 30 gemilik deniz, 429 TIR’lık kara ve 700 vagonluk demiryolu filosuyla tam bir lojistik devi.


Anadolu’yu kıyıyla buluşturacak

Yurtdışı yapılanma ve acentelik işlerinden sorumlu Arcas, özel havayolu gibi ‘özel tren’ işletmeciliğine de hazırlandıklarını söylüyor. Grubun Türkiye’nin geleceğini Anadolu’da gördüğünü, bunun için de kıyılarla iç kısımları birleştirecek dev bir projeyi adım adım uygulamaya başladıklarını anlatıyor. Anadolu Projesi’nin bütçesi yaklaşık 150 milyon dolar. Ama Arkas, ikinci büyük çıkışını, 2013 sonunda İstanbul Boğazı’nın iki yakasını denizin altından demiryoluyla birleştirecek Marmaray Projesi hayata geçtikten sonra yapacak. İstanbul’un Avrupa ve Asya yakaları arasında ulaşımın kesintisiz olarak demiryoluyla birkaç dakikaya inmesiyle Uzakdoğu’ya kadar uzayacak yeni bir İpekyolu kurulacak ve bugüne kadar geri planda kalan tren taşımacılığı öne çıkacak.


Asıl çıkış Marmaray’la

Bernard Arcas, İstanbul Boğazı’nın iki yakasının demiryoluyla birleşmesini değerlendirirken, “Avrupa, yolcu ve yük taşımacılığında trenle çalışır. Avrupa’dan gelen trenler ülkemize girecek, Marmaray ile Boğaz’dan çıkıp Irak’a kadar gidecek. Bunun için Kocaeli-Kartepe ve Mersin-Yenice’de iki yeni lojistik merkezi kurmak için yerlerimizi satın aldık. Yeni yatırım noktaları içinden demiryolunun geçtiği aktarma yerleri olacak. Avrupa’dan gelen trenler lojistik merkezlerimize gelecek. Biz yükü burada tasnif edip Türkiye içinde dağıtımını yapacağız. Tren, gemi ve kamyonun birbirini tamamladığı bir sistem kuruyoruz. Şimdiden 700’e yakın vagon aldık. Kanun değişip lokomotif alma hakkı verildiğinde özel havayolu gibi özel tren işletmeciliğine başlayacağız” diyor. Arcas, demiryolunun gelişmesiyle nakliyede maliyetlerin düşmesiyle Anadolu’da yeni şehirlerde yeni fabrikalar kurmanın mümkün olacağına dikkat çekiyor. Bu gelişmenin ise hem işsizliğe çare, hem de batıya göçün yön değiştirerek Anadolu’da refahın artmasına katkıda bulunacağına işaret ediyor.


İzmir’de 300 yıl

Bernard Arcas, ailenin 8-9 nesli bulan geçmişini anlatırken, “İzmir’de tarihi 300 yıl öncesine ulaşabilen aile sayısı azdır. Hikaye ilk olarak ailenin Marsilya’da yaşayan bir üyesinin 1711 yılında İzmir’e gelip yerleşmesiyle başlamış. İkinci grubun geliş nedenleri arasında Napolyon’un 1875’te Waterloo’da yenilmesi de bulunuyor. O yıllarda savaş nedeniyle Korfu’da yaşayan aile, adanın İngilizlerin eline geçmesi üzerine Türkiye’ye göç etmiş” diyor. Lucien Arkas’ın dedesi Gabriel Jean Baptiste Arcas, 1902’de iki Fransız ortağıyla Türkiye’de olmayan malları ithal ederek ticarete başlar. Birinci Dünya Savaşı çıkınca diğer ortaklar kaçar ama Baptiste, İzmir’de kalarak bugünkü Arkas’ın tohumlarını atar. Dede 1935’te vefat edince, Marsilya’da yaşayan Lucien Gabriel Arcas, İzmir’e gelip işin başına geçer. Ve aile 1943’te büyük bir armatörlük şirketi olan Fratelli Sperco’nun acenteliğini alarak denizcilikle tanışır. Takvimler 1964’ü gösterirken, üçüncü kuşaktan Lucien Arkas işin başına geçtiğinde diğer işleri bırakarak tamamen denizciliğe yönelir.


Sihirli kutu devrimi

Aile bugünkü başarısını Lucien Arkas’ın denizcilik sektöründe yaşanan konteyner devrimini yakalamasına borçlu. Bernard Arcas bu yükselişi şöyle anlatıyor: “Babamın en büyük özelliği iş dünyasına hızlı adapte olmasıdır. 1970’lerde konteyner devrimi yaşandı ve denizcilik ikiye bölündü. Köklü büyük armatörler kutularla yük taşınamayacağını düşünüp geleneksel yolla dökme yük taşımaya devam etti. Yeniler ise konteynere yöneldi. Klasik taşımacılıkta ısrar eden bir zamanların en büyük armatörlerinden şimdi kimse kalmadı. Bugünün büyükleri ise konteyner devrimini yakalayanlara oldu ve hepsi son 30-40 yıl içinde önemli yerlere geldi.”


Zorla liman sahibi oldu

Arkas’ın İtalyan asıllı MSC Denizcilik’le İstanbul’da ortak bir limanı var. “Bizi zorla liman sahibi yaptılar” diyor Bernard Arcas, bu yatırımın hikayesini anlatırken: “80’li yıllarda ihracat ve ithalatta büyük bir patlama yaşanınca limanlar yetersiz kaldı. Haydarpaşa Limanı’na yük boşaltabilmek için en az yedi gün beklemek gerekiyordu. MSC, ‘Çok zarar ediyoruz, İstanbul uğrağını keseceğiz’ deyince kendi limanımızı kurma arayışına girdik. Sonunda İstanbul Ambarlar’da bir kumculuk kooperatifinin limanı bulundu. Önce MSC ile ortak üç vinç alınarak İstanbul’da ilk özel sektör konteyner limanı işletmeciliğine başlandı. Daha sonra 1996’da atılan o adım 2001’de Marport’la devam etti. Marport bugün 2 milyon TEU’luk iş hacmiyle Türkiye’nin en büyük özel sektör limanı.”


Gemi gelmeyince gemiler aldı

Arkas kendi limanını kurunca küçük gemiler, “Biz sizin limanınıza gelmeyiz” der, yeni bir durum oluşur. Arkas bunun üzerine 1996’da iki konteyner gemisi alarak taşımacılık işine de başlar. Bugün filoda 25 konteyner gemisi ve beş yakıt ikmal tankeri var. Gemi taşımacılığı başlayınca karadaki işlere de hakim olmak gerekir. Romanya, Ukrayna, Gürcistan’dan İspanya, İtalya, Cezayir ve Fas’a 16 ülkede 47 acente açılıp ofis kurulur.


Devlerle mücadele riskli ülkelerde

“Uluslararası arenada devler savaşır. Biz çoğunlukla çalışılması zor yerleri tercih ederiz” diyen Bernard Arcas, şöyle konuşuyor: “Biz Türküz. Fas’ta Alman mı daha rahat yoksa ben mi? Aile kimliğimizden dolayı biz hem Avrupa, hem Kuzey Afrika’ya uyum gösterebiliyoruz. Ben iki bölgede de insanlarla arkadaş olmayı başarıyorum. Avrupalılar bunu yapamıyor. Kendi hizmet verdiğimiz bölgelerde Akdeniz ve Karadeniz taşımacılığından çoğunlukla birinciyiz. Global olarak baktığımızda yani Uzakdoğu’dan gelen malları da işe dahil edersek toplamda yine de ilk beşin içinde çıkıyoruz.”


Ailede görev dağılımı

Şirket yönetiminde ailedeki görev dağılımında yatırımların takibi, fiyat politikası, gemilerin hat işletmesi baba Lucien Arkas’ın sorumluluğunda. Bernard Arcas, Türkiye ve yurtdışındaki acentelerden, IT’den, ayrıca Arkas Spor Kulübü’nden sorumlu. Lojistikle kız kardeş Diane Arcas Aktaş ilgileniyor. Aynı zamanda bütçe, satın alma ve denetim konularından da sorumlu. İnsan kaynaklarına birlikte bakıyorlar. Ayrıca, küçük kız kardeşin eşi Horace Dumitrescu finans ve bankalarla ilgileniyor.



Rakamlarla Arkas

55 şirket
Türkiye dahil 16 ülkede 47 ofis
Yurtiçinde 5 bin 600, yurtdışında 700 toplam 6 bin 300 çalışan
Kara filosunda 429 TIR
Demiryolu filosunda 700’e yakın vagon
Deniz ticaret filosunda 25 Türk bayraklı konteyner gemisi, beş Türk bayraklı yakıt ikmal tankeri
2011 cirosu 2 milyar dolar seviyesinde

X

Dijital kültürel miras

GEÇEN hafta İzmir’de yapılan Dünya Belediyeler Birliği Kültür Zirvesi’ne katılan konuşmacılardan biri kültürü şöyle tarif ediyordu:“Kültür uzun vadeli etkileşim demektir. Farklı topluluklar, farklı topraklar arasındaki köklü ilişkiler kültürü oluşturur. İnsanla toprak arasındaki ilişkiler sonucu yerler, binalar meydana gelir. Bunlar elle tutulur kültürel miraslardır. Şenlikler, birlikte olma şekilleri gibi etkileşimler ise elle tutulamayan soyut kültürel miraslardır.”



Hindistan’dan Brezilya’ya, Güney Kore’den Almanya’ya dünyanın dört bir yanından bizzat gelerek ya da internet üzerinden sanal olarak katılan binden fazla konuşmacı ve katılımcı vardı zirvede.
UNESCO’dan, Avrupa Birliği’nden, Birleşmiş Milletler’den uzmanlar, bilim insanları, siyasetçiler, sivil toplum kuruluş temsilcileri, kısacası kültür hakkında söyleyecek çok şeyi olan hemen herkes İzmir’de buluştu.
İklim krizinden kültürün turizme etkisine onlarca konunun tartışıldığı zirvede fikir vermesi için bir Fransız konuşmacının şu sözlerine ve önerisine kulak verelim:

MİLYARLARCA KİŞİDEN VERİ
“Kültürel miras kavramını daha uzağa taşımamız gerekiyor. Dijitalleşmeyi, büyük datayı konuşmalıyız. Dünyanın her yerinden veriler toplanıyor. Bunları kullanarak yeni bir kültürel miras yaratabiliriz. İnternet sayesinde müthiş görüş alışveriş fırsatları doğuyor. Gezegenin her yerinden insanlarla sürekli iletişim içinde olabiliyoruz. 2000’li yılların başında veri akışında ikinci bir aşamaya geçildi. Facebook, Google, Ali Baba gibi şirketler ve sosyal medya dijitalleşmeyi hızlandırıp araştırma, fikir alışverişi ve diğer alışverişler için çok yeni hizmetler sunuyor. Her saniye her birimizden 1.7 mega oktet değerinde veri alınıyor. Dünyada 2020 yılında toplanan veri miktarı 2010’dan 30 kat fazla.

UNESCO İLE FACEBOOK ÖPÜŞSÜN

Yazının Devamını Oku

Eylül bereketi

Sonbahar Ege için bereket demektir.

Salihli’den Nazilli’ye, Bergama’dan Söke’ye, Akhisar’dan Milas’a, Torbalı’dan Karaburun’a her köşede incir, üzüm, pamuk, zeytin, mandalina hasadı sırayla başlar.
Üzüm ve incir öncüdür.
Ağustos ortalarından itibaren bağbozumu şenlikleriyle birlikte ilk üzümler tezgahlarda boy göstermeye başlar.
Ege’de kuru üzüm ve incir üretimi yapan 100 bin üretici ailesi var.
Aileleri, mevsimlik işçileri, tarıma dayalı sanayi firmaları, ihracat, gümrük, lojistik derken; yüzbinlerce Ege insanının yaşamına katkıda bulunuyor incir ve üzüm.
Ege, dünyanın en büyük kuru üzüm ihracatçısı.
Geçen yıl bölgeden toplam 5 milyar dolarlık tarım ürünü ihraç edildi.

Yazının Devamını Oku

İzmir’in yeni nefes boruları

BURSA’dan 2.5 saatte gelip İzmir’in içinde 2 saat trafiğe takılanların şikayetlerini yaz boyunca dinledik.

 

İzmirlilerin kenti boşalttıkları yaz aylarında bile zor ilerleyen trafik, önümüzdeki aylarda iyice çileden çıkartabilir.
İzmir’in aldığı yoğun göç, salgın hastalık nedeniyle toplu ulaşım yerine özel araçların tercih edilmesi trafik sıkışıklığının en önemli nedenleri arasında.
Buna karşın İzmir’in salgını kontrol altına alıp risk haritasında mavi renkle gösterilen en başarılı iki kentten biri olması iyi haber.
Eğer yüzde 70’i geçen aşılanma oranı daha da yükselip hastalık riski azalmaya devam ederse işe geliş gidişlerde yine özel araç yerine metro, tramvay, vapur, otobüs gibi toplu ulaşım araçları tercih edilmeye başlanabilir.
2022, 2023, 2024, 2025’TE
Ancak trafiğe çıkan özel araç sayısının daha da azalması için metro ve tramvayda yeni hatların devreye girmesi, şehir içi trafiği azaltacak projelerin hızlanması gerek.

Yazının Devamını Oku

Deniz 100 metre girdiğinde

KÜRESEL ısınmayla deniz seviyesi 1 metre yükselirse İzmir ve İstanbul gibi kıyı şehirlerinde denizin 100 metre içeri gireceğini söylüyor Boğaziçi Üniversitesi İklim Politikaları Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Levent Kurnaz.

 


Birleşmiş Milletler’in son İklim Raporu’nu değerlendiren Prof. Dr. Kurnaz, “Batı Antartika’nın artık ne zaman eriyeceğini tahmin edemeyebiliriz” cümlesine dikkat çekiyor.
Eğer buzlar erken erir ve deniz seviyesi mesela 2 metre yükselirse, sular kıyıdan 200 metre, 3 metre yükselirse 300 metre, belki daha fazla içeri girebilecek.

KIYI SEMTLER TEHLİKEDE
Bu durumda Güzelyalı’dan Alsancak’a, Karşıyaka’ya Körfez’i çevreleyen kıyı semtlerle Foça, Çeşme, Kuşadası, Karaburun gibi yazlık ilçeler tehlike altında demek.
Bu andan itibaren evlerin, dükkânların, yolların, parkların deniz sularının altında kalacağı senaryolara hazırlıklı olmak gerek.

Yazının Devamını Oku

Ağaçlara kızmayın

ALEVLER Bodrum’u, Milas’ı, Marmaris’i, Köyceğiz’i sardığında sosyal medyada özelikle kızılçam ağaçlarına düşman muamelesi yapılıyordu.Bilen bilmeyen, “Kızılçamın kozalakları el bombası gibi metrelerce öteye fırlamasa yangın bu kadar yayılmazdı. Çam yerine meyve ağacı dikelim” diye yazıyordu.


Hatta, “Türkiye’ye kasıtlı olarak çam tohumları getirildi. Zeytinlikler çam ormanı oldu” gibi komplo teorileri bile vardı.
Neyse ki işin uzmanı bilim insanları Akdeniz Bölgesi’nde milyonlarca yıldan beri doğal bitki örtüsünün maki ve kızılçamlar olduğunu, doğanın bir süre sonra kendini yenileyeceğini, meyve ağacı dikmekle yangınların önlenemeyeceğini söyleyip gerekli cevapları verdi.

KIZILÇAMLA NEFES ALIYORUZ
Ancak bütün bu tartışmalar arasında en büyük gerçek ormanlarımızın en az 30 yıl geriye gittiği...
Yanan her bir çam ağacının yerine dikilecek fidanların ergin bir seviyeye gelmesi için ortalama 20-30 yıl gerekecek.
Şimdi gelelim çam ormanlarının faydalarına....

Yazının Devamını Oku

Yangına, sele hala çare var

ÖNCE Manavgat, sonra Kozan, ardından Marmaris, Didim, Bodrum, Soma derken oradan oraya atlayan alevlerin dehşeti acı gerçeği bir kez daha yüzümüze çarptı. Küresel ısınma büyük bir felaket olarak dünyanın üzerine çöküyor.

 


Türkiye, özellikle de Ege ve Akdeniz kıyıları iklim krizinden en fazla etkilenecek bölgelerin başında geliyor.
İzmir, Muğla ve Antalya ise orman yangınlarının en fazla olduğu ilk üç il.
Geçen haftaki yangınların bazılarında provokasyon, dikkatsizlik ya da araziyi imara açtırmak için kötü niyet olabilir.
Ama hiçbiri küresel ısınma gerçeğini değiştirmez.
Aşırı sıcaklarla nem çok azaldığından ağaçlar bir kibritle çıra gibi yanacak kadar kurumasaydı, iklim değişikliğinin etkisiyle fırtınalar bu kadar çok ve sert olmasaydı felaketler bu kadar büyük olmazdı.

Yazının Devamını Oku

Fırtınalı yaşama hazırlanın

“SANKİ hayalet şehir gibi... Etrafta hiç canlı yok, sadece çöpler, yıkıklar var. Bunların Almanya’da olması inanılmaz.”Yaklaşık 200’e yakın kişinin öldüğü, hala bin kadar kişinin kayıp olduğu Almanya’daki sel felaketinde kurtarma çalışmalarına katılan bir görevli gördüklerini bu sözlerle anlatmış.


Geçen hafta Artvin ve Rize’de yaşanan sel felaketinde ortaya çıkan görüntülerle Almanya ve Belçika’dakiler aynıydı.
Bayramda Türkiye’nin dört bir yanından 1 milyon kişinin akın ettiği Çeşme’yi de iklim krizi birkaç ay önce vurmuştu.
Çeşme tarihinde ilk kez görülen hortum, tekneleri ve otomobilleri metrelerce havalandırıp suya, yere çarpmıştı.
İzmir’de ise birkaç ayda düşen yağmurun birkaç günde yağmasıyla Kemeraltı ve Kordon başta olmak üzere pek çok yer sular altında kalmıştı.
Bodrum’da, Ayvalık’ta fırtınalardan darmadağın olan limanların, batan teknelerin görüntüleri de hala hafızalarımızda çok taze.

FELAKETLER 14 KAT ARTACAK

Yazının Devamını Oku

İzmir’de çifte bayram

YARIN bayram. Geçen yıldan farklı olarak bu sene umut dolu, yüzlerimiz gülerek sevdiklerimizle beraber Kurban Bayramı’nı kutlayacağız. Bir yıl önce bayramı evlere kapanarak geçirmiştik. Çok değil, iki ay önceki bayramda da evlerde kapalıydık. Evlerinde yalnız kalmış büyüklerimizin yanına gidememiş, çocuklarımız-torunlarımız yanımıza gelememiş, şeker gibi bayramı hüzün içerisinde geçirmiştik.


Neyse ki, bilim imdadımıza yetişti. Dünyayı kurtaran aşının iki Türk bilim insanınca bulunması Türkiye’nin en büyük şansı oldu. Hazirandan bu yana Türkiye’de herkes aşı olabilir hale geldi. Aynı önce kendi ülkelerinin vatandaşları için aşı savaşları yapan zengin ülkeler gibi...
Tarih boyunca gelişmenin, zenginliğin anahtarı bilim ve eğitim oldu. Geçen hafta İzmir’in tarihinde yeni bir sayfa açıldı. Bu sayfa, İzmir’i teknoloji üssü yapacak kararın Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanmasıyla açıldı. İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü’nün (İYTE) Urla Yerleşkesi’nde kurulacak Muallimköy Teknoloji Geliştirme Bölgesi’nin İzmir’in kaderini nasıl değiştireceğini, entelektüel ve kültürel kalitesini nasıl yükselteceğini hep birlikte yaşayarak göreceğiz.

DANS SAYESİNDE İŞE GİRDİ
İzmir’i bilişim vadisi yapacak kararın haberini duyunca 20 yıl geriye gittim. Dünyadaki bilgisayarların neredeyse tamamında yazılımları kullanılan Microsoft’un ABD Seattle’daki merkezine gitmiştim. Sanki bir şirket değil, üniversite kampüsü olan tesislerde gördüklerimden müthiş, bir o kadar da orada çalışan Türk mühendislerden etkilenmiştim. Lise ya da üniversite eğitimlerini Türkiye’de aldıktan sonra ABD’ye gelmiş 20 genç mühendis dünyada insanların yaşamını değiştiren programların yapımında çalışıyorlardı. Hiç unutmuyorum ODTÜ mezunu Karslı genç bir mühendis hanım, “Dans kulübü üyesi olmam buraya işe alınmamda çok etkili oldu. Bu şirkette çalışabilmek için sadece bilgi değil, sosyal olmak da gerekiyor” demişti.

10 BİN PIRIL PIRIL BEYİN
Görüp dinlediklerimden sonra Türkiye’de yetişen pırıl pırıl gençlerin kendi ülkelerinde beyinlerini kullanıp, yaratıcılıklarını geliştirecek yeterli altyapı olmadığı için yurtdışına gitmek zorunda kaldıklarını anlamış ve hak vermiştim. İzmir’e kurulacak bilişim vadisi bu ülkenin kaliteli beyinlerine kendi ülkelerinde kullanabilecekleri altyapı ve çalışma ortamı yaratacağı için çok önemli.

Yazının Devamını Oku

Dolup, taşıyor ama...

GEÇEN hafta turizmde sevinç çığlıkları, Çeşme’nin dolup taştığı haberleri vardı. Ege ekonomisinin çarklarında özellikle istihdamda önemli bir yeri olan turizmdeki gelişmelere sevinmemek mümkün değil. Ama ben kendi payıma İstanbul’dan İzmir’e, Çeşme’den Didim’e son bir haftadaki hızlı turumda sevinçten çok endişeye kapıldım.



Yazlıklardan, plajlara, sanayi mahallesinden kahvehane ve AVM’lere girip çıkmadığım yer kalmadı. Ne yazık ki hemen her yerde salgın unutulmuştu. Pamuk tarlaları arasından düz bir çizgide kilometrelerce gidip, bereketine her defasında yeniden hayran olduğum ovayı geçtikten sonra Söke’ye ulaştığımda da aynı kaygıyı duydum. Kırmızı ışıkta durduğumuzda, yol kenarında masaları açık havaya atmış kahvehanelerde boş yer yoktu. Ama maske ve mesafe de yoktu. Bazı masalarda okey çevriliyor, oyuncular burun buruna oturuyordu. Sanki bu ülkede 50 binden fazla insanın hastalıktan öldüğü, birkaç hafta önce her yerin kapalı, sokağa çıkma yasağının olduğu unutulmuş gibiydi.
Plajlar ise bir başka alem. Geçen yıl yaza girerken TV’lerdeki açık oturumlarda “Deniz mi daha güvenli? Havuz mu?” tartışmaları yapılıyordu. Şimdi ikisi de dolup taşıyor. Halbuki bu yıl Hindistan’dan sıçrayıp Türkiye’de de yayılan Delta virüsü çok daha bulaşıcı ve tehlikeli.

TEK MASKELİ BENDİM
1 Temmuz’da kısıtlamalar büyük ölçüde gevşemiş ama maske zorunluluğu kalkmamıştı. Bakan Koca toplumun yüzde 70’i aşılandıktan sonra kalkabileceğini söylemişti. Bir işim düşüp Urla’daki sanayi bölgesine gittiğimde hiç abartmıyorum çırağı, ustası onlarca insan arasında tek maskeli bendim. Bir ara kendimden şüphelenip, ikisi Sinovac, biri Biontech üç aşı yaptırmama rağmen hala yüzümde maskeyle “Acaba çok takıntılı mı oldum?” diye düşünmekten kendimi alamadım.
Ama son haberler endişelerimi doğrular nitelikte. Avrupa’da yeni salgın dalgası korkusundan uykular kaçmaya başladı. Turizmde eski günlerine dönmeye çalışan Yunanistan vaka sayılarının patlamasıyla kısmi karantina kararları alıyor. Avrupa Futbol Şampiyonası 2500 yeni vaka yaratmış. Bir yıl ertelenen Tokyo 2020 Yaz Olimpiyatları 23 Temmuz’da olağanüstü hal ilanıyla başlayıp seyircisiz yapılacak. Halbuki Japonlar geçen yıl 2021 Temmuz ayına kadar salgının biteceğine kesin gözüyle bakıyordu. Hastalık öyle göz korkutuyor ki; ABD borsaları bile geçen hafta yeni tip Kovid 19 virüslerinin dünyada ekonomik büyümeyi geciktireceği endişesiyle hızla düşüşe geçti.

HALBUKİ UMUT VAR

Yazının Devamını Oku

Karayı bırak denize bak

GEÇEN hafta Denizcilik ve Kabotaj Bayramı kutlanırken, Körfez’in çevresine yerleşmiş İzmir’in denizden ne kadar yararlanabildiğine bir daha göz attım. Öncelikle bundan birkaç yıl önce vapur saatini kaçırdı diye 45 dakika bekleme yerine Körfez’in etrafını dolaşarak Bostanlı’dan Üçkuyular’a gelenlerin ya da tam aksi istikamette gidenlerin artık yüzlerinin güldüğünü gördüm. Sohbet ettiğim pek çok kişi artık 15 dakikada bir kalkan arabalı feribotları kullanmaya başlamış. Kent merkezinin trafiğine takılmadan Körfez’in tadını çıkararak seyahatten herkes memnun.


Bu memnuniyet istatistiklerde de görülüyor. İZDENİZ’in verilerine göre 2015’te sadece 513 bin otomobil feribotla Körfez’i geçerken, 2019 yılında bu sayı 1 milyonu aşmış. Geçen yıl pandemide gerileme olsa da bu yılın ilk beş ayında 420 bin otomobil Körfez’i yeni arabalı feribotarla geçmiş. Kısıtlamaların kalkması ve yaz hareketliğiyle yıl sonu 1 milyonu geçmesi sürpriz olmayacak.

1 MİLYON ARAÇ ŞEHRE GİRMEDİ

1 milyon aracın Körfez’i denizyoluyla geçmesi, İzmir içi trafiğe 1 milyon daha az otomobil girmesi demek. Bu gelişmenin hava kirliliğinden gürültüye, trafik sıkışıklığının yarattığı zaman kaybı ve stresten daha az yakıt tüketerek küresel ısınmayla mücadeleye kadar pek çok olumlu sonucu var.
Yeni gemiler alarak deniz ulaşımına ağırlık vermek, Büyükşehir Belediyesi’nin çok doğru kararlarından biri oldu. Ve Başkan Tunç Soyer, geçen hafta yeni bir müjde daha vererek deniz ulaşımını artırmak için yeni gemiler kiralanacağını söyledi. Güzel bir haber, deniz şehri İzmir’e bu politikalar yakışır.

 

İzmir turizmi

Yazının Devamını Oku

Zamlı açılma

AYLAR süren hapisten sonra sosyalleşme biraz pahalı başladı.

 

Sadece kafe, restoran gibi kapanılan dönemin hıncını alırcasına fiyatlarını kabartan yerlerden bahsetmiyorum. İzmir’de semt pazarlarında bile domatesten bibere, kirazdan şeftaliye tüm sebze meyve fiyatları yüksekten uçuyor. Kilosu 10 liradan aşağı olan ürün sayısı parmakla gösterilecek kadar az. Bunun yanında yan yana iki tezgahta kilosu 10 liraya olan kiraz da var, 35 liraya olan da. Biraz daha iri pahalı kirazın organik filan olmamasına rağmen neye göre 3.5 kat pahalı olduğunu anlamak mümkün değil. Ama alıcısı var ki o etiketler konuyor.
Çeşme gibi tatil yerlerinde bir zamanların mütevazı plajlarında bile kişi başı 80 TL alınması, Aya Yorgi gibi fiyatların zaten lüks olduğu yerlere girişte kişi başı 300 TL alınıp içeride arka sıralardaki şezlonglardan 500, ön sıra deniz kenarı localar için 1500 TL istenmesi ise zaten başka bir konu. İsteyen gider parasını istediği gibi harcar.

ETİKETLER ORTADAN KAYBOLDU
Ama son haftalarda İzmir’de benim en fazla dikkatimi çeken konu etiketlerin ortadan kaybolmaya başlaması. Özellikle boya vb. inşaat malzemeleri satan yerlerde bu görülüyor. Öyle ki bazı büyük mağazalarda bile ürünlerin fiyatını gösterir etiketler yok. Bir malın fiyatını öğrenebilmek için satıcı peşinde koşmak ya da kasaya gitmek gerekiyor. Sanki her gün fiyatlar değiştiriliyor gibi bir görünüm var.
Bu görüntüler bana yıllık enflasyonun yüzde 60-70, hatta yüzde 100’leri bulduğu, fiyatların uçtuğu yılları hatırlattı. O zamanların yüksek enflasyonlu Türkiye’sinde fiyatlar sürekli değiştiğinden malların üzerinde etiket olmazdı. Türkiye 70, 80, 90’lı yıllarda enflasyondan çok çekti. Bugün öyle bir dönemin çok uzağındayız ama fiyatlara etiket konmaması gibi geçmişi hatırlatan uygulamaları görünce insan ister istemez tedirgin oluyor.


Yazının Devamını Oku

Komşunu da aşılat

SON birkaç haftadır İzmir’den, Ankara’dan bazı tanıdıkların ailecek Kovid’e yakalandıkları haberleri aldım. Maalesef aralarından ikisi yaşamını kaybetti. Benim yaş grubumdan, 60 yaş ve üzeriydi virüse yenilenler. Ortak özellikleri ise aşı yaptırmamış olmalarıydı. Biri aşıya karşı olduğu için, diğeri ise sırası geldiği halde Biontech beklediği için yaptırmadığını söyledi yakınları.

 

Dünyada Kovid-19’dan ölen insan sayısı geçtiğimiz perşembe günü 4 milyonu geçti. Buna rağmen aşı karşıtı açıklamalar maalesef hala toplumun bir bölümünü etkiliyor. Sonuç ise tartışılmayacak kadar net. Aşı olanlar hayata devam ediyor, yaptırmayanlar çok zamansız veda ediyor.
Aşıya ulaşmak kolaylaştı. Apartmanlarda, mahallelerde, semtlerde komşular, arkadaşlar aşı olmak için birbirlerini teşvik etmeli. İzmir’de vaka sayısının 100 binde 32’ye kadar düştüğü iyi bir dönem başladı. Aşı yaptırarak bu sayıyı sıfırlamak mümkün. Güzel bir yaz, korkusuz bir sonbahar için aşı olmak, aşılanmayı teşvik etmek gerek.

Tarıma yüzde 50 daha az su

SAVAŞLAR bölgeseldir. Belli bir coğrafyayı etkiler, dünyanın geri kalanını ilgilendirmez. Geçen hafta gündemi değiştirme amaçlı yapılan prvokasyon da önce İzmir’i ilgilendirir, sonra Türkiye’yi. Ama sınırları aşmaz.
Buna karşılık Kovid-19 küresel bir salgın olduğu için bütün insanlığı etkiliyor. İklim krizinin yarattığı felaketler ise üzerinde yaşayan canlılarla birlikte tüm gezegeni tehdit ediyor. Cenneti gökyüzünde aramaya gerek yok. Dünyamız, karanlık, soğuk uzayda milyarlarca yıldız arasında ağaçları, çiçekleri, böcekleriyle gerçek bir cennet. Uzayda keşfedilebilen başka bir böyle gezegen yok. Hızla yok olan gezegeni korumak, birbirimizle kavga etmekten çok daha önemli. Çünkü fazla zaman kalmadı.

CAYIR CAYIR GELİYOR

Yazının Devamını Oku

Bu defa Nejat haber oldu

NEJAT’la ilk kez İstanbul’da tanıştım. 30 yıl kadar önce kısa bir süre İstanbul’da yayımlanan Yeni Asır İstanbul gazetesi için İzmir ekibiyle birlikte gelmişti.

Yıllar sonra yolumuz yine kesişti. Ama bu kez bizi yetiştiren topraklarda, İzmir’de buluştuk. Nejat’ın yüzünden hiç eksik olmayan tebessümüyle her gün seçtiği haberlerin, yaptığı sayfaların sayısı kim bilir kaç bin olmuştur? Her sabah İzmirlilerin ellerine aldıkları Hürriyet Ege’nin sayfalarını yapan Nejat’ın kendisinin de gazetesine haber olacağı kimin aklına gelirdi? Ama oldu. Bugüne kadar Türkiye’de 50 bine yakın aileyi yasa boğan, dünyada 3.5 milyondan fazla insanın canına kıyan virüs, Nejat’ı da aramızdan aldı. Güle güle sevgili Nejat. Yıllardır olduğu gibi artık her hafta yazılarımı sana gönderemeyeceğim. Yokluğuna alışmak çok zor olacak.


 

Aşı olmak zorundayız

VİRÜSÜN dehşetine salgının başlangıcında tanık olanlardan biriyim. Aşının bulunup bulunmayacağının belli olmadığı, el yordamıyla bazı ilaçların verildiği günlerde çok yakınlarım İstanbul’da hastalığa yakalandı. Ailemizden birinin aramızdan ayrılmasının üzerinden bir yıl geçti. Sadece karşılıklı konuşurken bile bulaşıp hayatları söndüren katil virüsün çok ciddiye alınması, gevşememek gerektiğini sürekli yazıyorum. Ama ateş düştüğü yeri yakar. İnsanlar başlarına gelmedikçe olayın dehşetini kavrayamıyor. Halbuki gittiğimiz her ortamda havada dolaşan gözle görülmeyen milyonlarca katil virüs olabilir. Bunların ağızımızdan, burnumuzdan girip ciğerlerimize yerleşme olasılığı çok yüksek. Onun için sürekli maske, mesafe, hijyen diyoruz. Böyle bir ortamda yaşamak istiyorsak hiç tereddüt etmeden aşı olmalıyız. Eğer kendimizi düşünmüyorsak çoluğumuz, çocuğumuz, ailemiz için bunu yapmamız gerek.

 

Dünya 50 milyar

Yazının Devamını Oku

İzmir için de uyarı var

GEÇEN hafta karayoluyla İstanbul’a gittim. Yalova Limanı’nda feribot beklerken denizde gördüklerimden korktum. İstanbul kıyılarını saran deniz salyaları (müsilaj) Marmara’nın öbür kıyısını da sarmıştı. Gemlik’te ve Erdek’te durum daha da kötüymüş.İzmir deniz kirliliğinden çok çekti. Birkaç on yıl önce Altınyol’dan Körfez’i burnumuzu tıkayarak dolaşırdık. Sonra başkanlar, ‘Yüzülebilir Körfez’ sözü verdi. Henüz yüzemesek de artık burnumuzu tutmadan Körfez’i dolaşabiliyoruz.


Ama şu habere dikkat! Marmara’daki tehlike İzmir için de var. Uyarıyı Dokuz Eylül Üniversitesi Deniz Bilimleri ve Teknolojisi Deniz Bilimleri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Doğan Yaşar yaptı. Marmara Denizi’ndeki benzer durumun İzmir Körfezi’nde de görüldüğüne dikkat çekti Prof. Dr. Yaşar, Oksijen gazetesindeki açıklamasında... Bakın, bilim insanı İzmir Körfezi için neler söylemiş:

SULARINI ARITMIYORLAR
“Marmara’daki kirlilik damlaya damlaya deniz oldu. Marmara’daki durumun benzeri bu sene İzmir Körfezi’nde yaşandı. İzmir Körfezi’nin sığ bölgelerinde kasımda ve mayısta deniz marulu sayısında artış görüldü. Müsilaj, deniz marulu ve alg patlamasının nedeni denizdeki atık miktarının fazla olması. İzmir’de ilk su arıtma tesisi 2002’de kuruldu. Ancak İzmir Körfezi hala kötü kokuyor. Sebebi ise bazı fabrika ve otellerin su arıtma işlemi yapmaması. Çünkü su arıtma için yüksek miktarda elektrik gerekiyor. Marmara’da da aynı durum geçerli. Nüfus fazla olunca arıtma yetersiz oluyor.”
Prof. Dr. Doğan Yaşar’ın dikkat çektiği, elektrik faturası yüksek gelecek diye bazı fabrika ve otellerin suyu arıtmadığı bilgisi çok vahim. Denizlerin kirlenmesinde nehirlerle gelen arındırılmamış fabrika ve otel atıklarının rolü büyük. Erdek ve Bandırma körfezlerini Susurluk’un atıklarının kirlettiği belirtiliyor. Aynı tehlike İzmir için de geçerli. İlgili kuruluşlar, sorumsuz fabrika ve otellere ağır cezai yaptırım uygulamalı. Yeni nefes almaya başlayan İzmir Körfezi sorumsuz kuruluşların elektrik faturalarına kurban edilemez.


Hocayı dinleyin, aşı olun

TÜRKİYE, ABD’deki Harward Üniversitesi’nde Nobel ödülüne aday gösterilebilecek bilimsel çalışmalara imza atan Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’i İzmir’in EXPO 2015 sunumunda daha yakından tanıdı. Şişmanlığa neden olan genleri bularak çağın hastalığı obezite, karaciğer ve pek çok alanda çığır açtı.

Yazının Devamını Oku

Süper İzmir

SÜPER Lig’de artık iki İzmir takımı var.


Önce Göztepe’yle biten Süper Lig hasreti 18 yıl sonra Altay’ın da süperler arasına girmesiyle İzmir’i parlak günlerine döndürdü.
Gelecek yıl Altınordu, daha sonra da Buca, Karşıyaka derken; Süper Lig’de 5 takımı olan bir İzmir hayali bile kurulabilir.
120 milyon aşının gelmesiyle sonbahara kadar salgının dehşetinden kurtulma olasılığı yüksek.
Gelecek sezon maçlar seyircili oynanmaya başlanırsa hem de yeni statlarda, İzmir’in keyfine diyecek yok gibi görülüyor.
Süper Lig’in süper takımları, Göztepe ve Altay için sık sık İzmir’e konuk olacak.
Bu karşılaşmalar kente yeni bir heyecan, dinamizm getirecek.

Yazının Devamını Oku

Hepimiz aynı kovandayız

EGE’nin dört bir yanında bahar aylarında kekik, mandalina, limon, badem, karabaş otlarının açmasıyla faaliyete geçip mis kokulu çiçek ballarının üretimine başlayan arılar, sohbaharda çam balıyla sezonu kapatır.



Muğla ise çam balı üretiminin dünya merkezidir.
Biz arıyı saniyede 230 kez çırptığı kanatlarının çıkardığı vızıltıyla bal üreten bir canlı olarak biliriz.
Ama bal üretimi, arının üstlendiği dünyayı kurtarma görevi yanında çok küçük bir detay.
Geçen hafta 20 Mayıs’ta Dünya Arı Günü kutlandı.
Altı yıldır hobi amaçlı birkaç arı kovanına bakıyorum.

Yazının Devamını Oku

Yeni yaşama yeni fiyat

BAYRAMIN birinci günü en dikkat çekici mesajlardan biri İzmir Müteahhitler Federasyonu Başkanı’ndan geldi. Ziya Dağlıer inşaat demiri fiyatlarının son iki haftada yüzde 18 artmasına isyan ediyordu. Nisan ayının son haftasında 6 bin liradan satılan inşaat demiri 11 Mayıs’ta 7 bin 90 liraya kadar fırlamış. Son bir yıldaki artış ise yüzde 100’ü geçmiş. Üstüne üstlük bu kadar zamma rağmen piyasada demir bulmak zormuş.


Müteahhitler deprem nedeniyle İzmir’de acilen yenilenmesi gereken binalara dikkat çekiyor. İnşaatların aksamaması için yurtdışına demir satışına kısıtlama ve fırsatçı karlara karşı Rekabet Kurumu’ndan müdahale istiyor.
Aslında pandemiden bu yana bütün dünyada demir, çelik, bakır gibi emtia fiyatları alt üst olmuş durumda. Salgın nedeniyle üretimin aksaması mal kıtlığına, bu da fiyatların artmasına yol açtı. Son dönemlerde Çin gibi bazı ülkelerin ekonomilerindeki canlanmaya bağlı olarak demir, çelik gibi ürünlere olan talebin artması da fiyatları yükseliyor.

EV ALMA PANİĞİ
Ama hepsinden öte, salgınla birlikte yeni bir yaşam biçimi başladı. Bu yaşam biçiminin yarattığı yeni ihtiyaçlar fiyat artışlarında önemli rol oynuyor. Bunların başında ofis yerine evden çalışma ve uzaktan eğitim geliyor. Evlerini ofis gibi kullanmaya başlayan çalışanların, okul gibi kullanan öğrencilerin yeni odalara ve yeni mobilyalara ihtiyacı oluyor. Bu da gayrimenkul başta olmak üzere pek çok yeni talep yaratıyor.
Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD) 36 ülkede yaptığı bir araştırmaya göre bir yılda ev fiyatlarındaki artış son 20 yılın en yüksek hızına ulaşmış. Yeni Zelanda’dan Almanya’ya, ABD’den Fransa’ya dünyanın dört bir yanında ev talebi roket hızıyla artmış. Gayrimenkul uzmanları insanların adeta panik halinde ev aldığını söylüyor. Tabii bu evlerin şehir dışında, daha çok odalı ve aynı zamanda işyeri olarak da kullanılma amacıyla alındığını söylemeye gerek yok.
Uluslararası emlak şirketlerine göre gayrimenkul fiyatlarında şişen balon yakın gelecekte patlamaz. Uzaktan eğitim ve çalışmayla dünyada yeni bir yaşam biçimi başladığından yeni ev taleplerinin uzunca bir süre devam etmesi bekleniyor.

İZMİR DE UÇTU

Yazının Devamını Oku

Tatsız bayramda tatlı umut

ÖNÜMÜZDEKİ perşembe salgının gölgesinde geçecek üçüncü bayrama gireceğiz. Bu bayram da geçen yıl olduğu gibi evlerde kapalı olacağız. Bu bayram da kutlamaları cep telefonları, bilgisayarlarla sanal ortamlarda yapacağız. Geçen bayram çoğu aramızda olup bu yıl bizimle olamayan 43 bin yakınımızın hüznünü yaşayacağız.


Ama öncekilerden farklı olarak bu bayrama umutla giriyoruz. Geçen yıl önümüz karanlık ne olacağını bilmiyorduk. Bu bayrama ise 10 milyonumuz iki defa, 15 milyonumuz birincisi yapılmış olmak üzere toplam 25 milyon kişi aşılı olarak giriyoruz. Sağlık Bakan Koca’nın, nüfusun üç katı kadar 240 milyon aşı için anlaşma yapıldığı müjdesi ise her eve bayram şekeri gibi geldi.
BU YAZ EVE KAPANMAMAK İÇİN
Geçen hafta İzmir vaka sayısını en hızlı düşen 5 ilden biri olarak ilan edildi. Bu sonuç İzmirlilerin işi sıkı tuttukları zaman başarabildiklerini gösteriyor. İzmir’de, Muğla’da, Aydın’da, Denizli’de, Manisa’da, Çanakkale’de, Balıkesir’de, tüm Ege ve çevresindeki illerde vaka sayısındaki her düşüş 1 yıldır süren kısıtlı yaşamdan özgürlüğe atılan yeni bir adım olacak. İzmirliler önümüzdeki yaz aylarını eve kapalı geçirmemek için vaka sayısındaki azalmayı kalıcı hale getirmeli. Bunun da yolu önlemlerden taviz vermemekten, aşı sırası gelince hemen kolu uzatmaktan geçiyor.


Bayramlık da alamadık

GELENEKLERİMİZDE bayrama yeni giysilerle girmek vardır. Şimdilerde ihtiyaç olduğu anda gömlek, ayakkabı ne gerekiyorsa hemen alınabiliyor. Bundan 30–40 yıl öncesine kadar hazır giyim sektörü gelişmediğinden evin çocuğunun ayakkabı, hanımın elbise ihtiyacını karşılamak için bayram bahane olurdu. Bayramlıkları yetiştirmek için terziler sabahlara kadar çalışır, ayakkabıcılar en büyük cirolarını bayram öncesi satışlarında yaparlardı. Bugün de kısmen de olsa gelenekler sürüyor. Bayram ziyaretleri mümkün olduğunca yeni giysilerle yapılmaya çalışılıyor.

Yazının Devamını Oku

Temmuzda gülebilir miyiz?

EVE kapanmanın 4’üncü günündeyiz.

 

17 günlük tam kapanma kararı alındığında işin doğrusu epey umutlanmıştım. Hele bu kapanma bir de hızlı aşılanmayla desteklenirse “Temmuzda gülmeye başlayabiliriz” diye düşünmüştüm. Hatta salgını büyük ölçüde kontrol altına almaya başaran İngiltere’den, Seyahat Acenteleri Birliği Başkanı Mark Tanzer’in, “Türkiye’ye 2.5 milyon İngiliz turist akışı var. Ülkeniz hala gözde bir destinasyon. Aşılanma ile Türkiye’ye ilk üst yaş grubu seyahat edecek. Sağlık alanındaki çalışmalara aşırı dikkat edip kendinizi hazırlamanız gerek” şeklindeki açıklamasını okuyunca, “Ege İngilizlerin gözdesi. Muğla’dan başlayarak bölgede turizm toparlanmaya başlayabilir” dedim.
Ama olmadı. Kapanma kararının tatil fırsatı olarak algılanması hayal kırıklığı yarattı. Şu anda virüs Türkiye’nin dört yanında cirit atıp insanların ağzından burnundan girip ciğerlerine yerleşiyor. Nüfusu 500 bine ulaşan Bodrum’a, 200 bine ulaşan Seferihisar’a, 100 bin kişinin akın ettiği Karaburun’a gidenler arasında mutlaka uçakta, otobüste, benzinlikte, lokantada bir yerlerde virüs kapmış olanlar vardır. Ne yazık ki, salgın göçü Ege kıyılarını kötü etkileyecek. Tam kapanma öncesi Bodrum’da, Çeşme’de yolların halini gördük. Ben Urla’da bir ucu neredeyse otoyola dayanacak uzunlukta araç kuyruklarıyla karşılaşınca yapacağım işlerden vazgeçip eve döndüm.
Yollarda virüs kapanlar farkında olmadan bakkala, markete girip çıktıkça, evde beraber yaşadıklarıyla sohbet ederken havada uçuşan binlerce virüs ağızlarından, burunlarından karşılarındaki insanlara atlayacak. O insanlardan da başkalarının üzerine...

KİM GİDER HİNDİSTAN’A
Umarız korkulan senaryo olmaz, kapanma sonrası dördüncü dalgayla karşılaşmayız. Eğer bu olursa temmuzda gülmek bir yana başta turizm olmak üzere sıkıntılar katlanarak artacak. Salgının patladığı günlerde kimse İngiltere’ye gitmeyi düşünmedi. Bugünlerde Hindistan’a uçmak akılların kıyısından bile geçmez. Aynı duruma düşmemek için kapanmada gereğini yapıp vaka sayısı hızla düşürülmeli.
Kapanmada kimseyle görüşmeyip, eve dönüşte aynı anda yollara dökülmezsek salgının kontrol edilebileceğini söylüyor uzmanlar. Bir de bunun üzerine açıklandığı gibi haziranda 30 milyon doz aşı, ayrıca Rus aşıları gelirse umutlanmak için temel şartlar oluşmuş olacak.

TURİZM İŞ, AŞ DEMEK

Yazının Devamını Oku

Sokaklar çıkılamayacak kadar tehlikeli

GEÇEN hafta İzmir’de çok yakın bir doktor arkadaşım sosyal medyadaki grubumuza, “Aşı oldunuz diye otellerde filan toplanmayın. Durum çok ciddi” diye bir uyarı mesajı gönderdi. Yasakları delmek için otellerde güle eğlene yemek yedikten sonra, oda paralarını ödedikleri halde kalmayan arkadaş grupları olduğunu duyuyoruz. Bizim grupta da, “Otelde buluşalım” teklifi gelmeye başlayınca doktor arkadaş uyarma ihtiyacını hissetti.


Prof. Dr. Esin Şenol, bir TV programında, “Sokaklar çıkılamayacak kadar tehlikeli hale geldi” alarmı verdi. Hala işin ciddiyetini anlayamayanlar için de, “Her 4.5 dakikada bir kişi koronavirüsten ölüyor” dedi. Prof. Dr. Osman Müftüoğlu ise her şeyin devletten beklenmemesini isteyip, “Yalvarıyorum bir şeyler yapın” diyerek, TOBB ve TÜSİAD gibi kuruluşlarla işçi sendikalarına salgının durdurulması için işbirliği yapmaları çağrısında bulundu.

TAM KAPANANLAR ŞİMDİ ÖZGÜR
Salgın İngiltere’de 3 ay tam kapanma ve toplumun büyük bölümü aşılandıktan sonra kontrol altına alınabildi. Bugün İngilizler eski hayatlarına döndü. Türkiye’de de doktorlar çok kritik sektörler dışında üretimin durdurulması çağırısı yapıyor. Toplu ulaşımla iş-ev arasında gidip gelenlerin, fabrikalarda kapalı ortamlarda aynı havayı soluyup virüsü kapmaması mümkün değil.
Belki devletin kaynakları üretim durduğunda doğacak açığı kapatamayabilir. O zaman işverenler başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin elini taşın altına sokması gerekecek. Eğer bu yapılmazsa salgın ekonominin tamamını tehdit eder boyutlara ulaşabilecek. Tarih, veba salgınlarında kırılan toplumlarda tarlalarda çalışacak işçi bulunamadığı için yaşanan açlık krizleri örnekleriyle dolu.
Bugünkü bilimsel çalışmalar da ekonomi açık olduğu zamanki günlük kazançların salgın önlenemezse orta vadede daha büyük zarara dönüştüğünü gösteriyor Bütün mesele birkaç ay dişi sıkmaktan geçiyor.


Yazının Devamını Oku
YAZARIN DİĞER YAZILARI