İki kadın, iki albüm

Doksanlı yıllarda Şebnem Ferah ve Sertab Erener, geniş kitlelerle buluşmuş son derece ticari albümlere imza atmışlardır. Her ikisi de taklitlerinin üremesine vesile olacak kadar önemli markalar.

Şebnem’e baktığınızda kendine has bir üslubu vardır. Çok güçlü bir ses, türkü formlarını kullanan doğru şarkılar, klasik bir rock vokal anlayışı ve tabii müzisyen duruşu. Bunların hepsini birden değerlendirdiğinizde göreceksiniz ki Şebnem’i taklit ederseniz büyük olasılıkla komik duruma düşersiniz.

Bir de ilk albümden bugüne, hep içinden geleni yapmıştır. Son albümü ‘Can Kırıkları’nı dinlerken aklımdan şunlar geçti; özellikle Mor ve Ötesi’nin son albümüyle daha iyi tanıdığımız prodüktör Tarkan Gözübüyük’le Şebnem’in enerjisinden ortaya bir ‘köklere dönüş’ sound’u çıkmış. Son derece sert, yenilip yutulması çok kolay olmayan şarkılar... Diğer bir deyişle, içine girilmesi, hazmedilmesi, ezberlenmesi; dolayısıyla kısa yoldan sevilmesi zor olan şarkılar.

ŞEBNEM, KAFASINA GÖRE

Tamam, ne diyorum yani? Şunu diyorum; Şebnem, beş yüz binden fazla satan o ilk albümünü yaparken de kendi dışındaki tüm değişkenlere kayıtsızdı. İnandığı şeyi yaptı, çok sattı. Çok sattığı için mi başarılı? Hayır, doğru olduğuna inandığı şeyi yaptığı için. İnandığı şey doğru olduğu için.

Lafı çokça dolandırmadan söyleyeyim; ben, ‘Can Kırıkları’nın yapımcısının yüzünü güldürecek kadar çok satacağına inanmıyorum. Ama Şebnem’e çok inanıyorum. Bugüne kadar işini yaparken satma kaygısı gütmeden, sadece kendine yakıştırdığı, yüreğinde hissettiği şeyler ürettiği için inanıyorum. Onun zafiyeti, Türk müzik endüstrisinin zafiyetidir. Burada maalesef iyi müzisyenin ruhen taşıyabileceği ticari güzergahı belirleyebilecek profesyoneller yok. Şebnem’in eksiği olsa olsa budur.

SERTAB, SEZEN’İN TEK VARİSİ

Sertab’a gelecek olursak; onun durumu biraz farklı. Sezen Aksu eşrafından olup, kendi çizgisini bulmayı becermiş bir odur öyle değil mi? Suç Sezen’de mi?

Bence, yetenekli bulduğu kişilere dokunup dokunmamak Sezen’in elinde değil. Ama ‘seçildikten’, ‘elin tutulduktan’ sonra kendin olup olamamak tamamen senin meselen. Rüştünü, yediği kaba ederek ispat etmeye çalışan da olmuştur, Sertab’ın yaptığı gibi, işiyle piri Sezen Aksu’nun saygısını kazanarak da...

Sertab’ın problemi nedir? Tepeden bakar biraz. Tevazuyu elden bıraktığı olur. Tamam, özel bir sessin. Tamam, farklısın. Tamam, tuttuğun altın oluyor. Ama bana göre, o Allah vergisi yeteneği, hak edilmiş başarıyı taşıyamamıştır. Benim öyle sesim olsa ‘küçücük’ söylerim örneğin.

Şimdi, son albümü ‘Aşk Ölmez’in ikinci klibi televizyonlarda dönüyor. İnanın satış rakamları ile ilgili en küçük bir bilgim yok ama iyi sattığını sanmıyorum. Ancak bir yandan bu albümün, Sertab’ın içine en çok sinen albüm olduğunu da biliyorum.

Bunca yıl sonra, bunca sınavdan geçen Sertab ve Şebnem kıvamında müzisyenlerin ‘var olmak’ için tek şansları içlerinden geleni yapmak bana kalırsa.

Sertab; basit, samimi, iddiasız, sound odaklı bir şey denemiş. Eğer, işin içinde çıkış şarkısı ‘Aşk Ölmez’ düzeyinde iki üç şarkı daha olsaymış ticari olarak da kopar gidermiş ama yine de albümün cesaretini ve serin duruşunu saygıyla selamlamak lazım.

Bugüne kadar iki sevgilinin birbirini gaza getirişi olarak gördüğüm Sertab Erener-Demir Demirkan müzikal birlikteliğinin iyi bir ürünü ile karşı karşıyayız (tabii ortak kurdukları müzik şirketinin getirdiği rahatlık da var). Sözler öyle, düzenlemeler öyle... Diyorum ya, bir iki sağlam şarkı daha olsaydı; neredeyse tamamen Batı armonileri üzerine kurulu bu albümün satması işten bile değildi.

Kıssadan hisse... İki önemli marka, iki değerli kadın vokal, iki yeni albüm. İkisi de çok satmayacak belki ama Şebnem’in ve Sertab’ın kariyerlerinde müzikal duruşları açısından ziyadesiyle önem arzeden ‘sahibinin sesi’ işler.

Umarım her ikisi de cesur kalır.
X

Kadın ve aşk hikâyelerinin şahidi

Melisa Uzunarslan’ın yeni şarkılarında ne yaptığını bilen, içinden geleni özgürce ifade eden bir müzisyen görüyorum. Bazen ilk ağızdan anlatır gibi, bazen de tanıklık etmişçesine kadın ve aşk hikâyeleri sunuyor.


Keman ve kompozisyon eğitiminde burslar ve birincilikler aldı. Klasik müzik orkestralarının yanı sıra Sezen Aksu, Sertab Erener, mor ve ötesi ile çalıştı. Teoman’ın orkestrasında keman çaldı ve vokalistik yaptı. Tüm bunları sıralayınca Melisa Uzunarslan’dan söz ettiğimi anlayacağınızı düşünüyorum.

Ancak kendisini en mutlu edecek olanın bizzat yazıp söylediği şarkıları dinleyip sahip çıkmanız olduğunu gayet iyi biliyorum. Kendisi solo kariyerine başladığından beri bu amaç için çabalıyor. Bu çabanın hedefinde ‘popüler’ şarkılar kadar, Uzunarslan’ın yeni dalganın doğal bir parçası olarak kendi üslubuyla alternatif işler üretmesi, klasik kemancılığı kadar rock’çılığı da var...

Kafası karışıktı ama...

2017’de yaptığı ‘Bir Aşk Şarkısı’ ve ‘Bu Gece Kaç Kadeh’ adlı şarkılarında doğru yolda olduğunu düşünmüştüm. Ancak albümü ‘Tanıdığım En Güzel Deli’de düzenlemeler açısından bir kafa karışıklığı vardı. Sonra gelen tekli ‘Kendimi Kaybettim’de taşlar yerine oturur gibiydi. Can Algeç’le Yavuz Çetin şarkısı ‘Sadece Senin Olmak’ ve Serkan Ferat’la iki şarkılık ‘Öyle Ya da Böyle’ eşlikleri gitar-vokal ağırlıklı ve akustik kafalı ama dikkat çekiciydi. Şimdi yeni EP, ‘Büyük Buhran’daysa ne yaptığını daha iyi bilen, içinden geleni özgürce ifade eden bir müzisyen görüyorum. Bunda düzenlemelerin ve gözettiği bütünlüğün etkisi büyük.  Gerçek olduklarını düşündürecek güçte kadın ve aşk hikâyeleri üzerine kurduğu, bazen tanıklık etmişçesine, bazen de ilk ağızdan anlatır gibi samimi bulduğum şarkı sözleri de etkiyi arttıracaktır. ‘Öksüz’ ve ‘Süheyla’ ile başlayıp tümünü dinleyin... 

ÖMÜR BOYU TEKLİ Mİ YAPACAK!

Yüzyüzeyken Konuşuruz’un solist ve gitaristi Kaan Boşnak solo albüme doğru hızla koşuyor gibi bir süredir. Anıl Piyancı ile yaptıkları ‘Varsın’ ve ‘Demos’ adlı EP’sini saymayalım; ‘Bırakma Kendini’, ‘Bebeğim’ ve ‘Seni Buldum Ya’ ile birlikte ‘Barbar’, 2020’de yayımladığı dördüncü tekliydi. Ömür boyu tekli yapsa şaşar mıyız? Bence hayır. Ancak müzikte dijital çağın sunduğu avantajlardan biri olarak görünen tekliler ve ‘her şarkıda başka bir sound kafası’ bazı durumlarda çalışmayabilir. Örneğin; ticari başarılardan azade olarak ‘Bırakma Kendini’, Yüzyüzeyken Konuşuruz şarkısından ayırt edilemedi. ‘Bebeğim’se dans altyapısı ve nakaratıyla en ilginç Kaan Boşnak şarkısıydı belki. ‘Seni Buldum Ya’da ikisinin ortası bir yerdeydi. Şimdi ‘Barbar’la iyi şarkıyla kendi sound’unda tertemiz bir noktaya ulaşmış. YYK hayranları ne der bilmem ama müzisyenlik ve solo kariyer düzleminde değerlendirince yorumum bu. Mesele sadece tekli/albüm meselesi değil. ‘Niye Yüzyüzeyken Konuşuruz’a ek olarak Kaan Boşnak da dinliyoruz’ sorusuna bir cevap.

Yazının Devamını Oku

Atipik bir işbirliği enerjisi

İrem Derici yeni yılın ilk gününde Sagopa Kajmer’in bir şarkısıyla çıktı karşımıza: ‘Vazgeçtim İnan’. Derici, parçayı kendi üslubuyla icra etmeyi başarmış. Demek ki rap’çiler artık şarkı yazarı olarak anaakımın radarına girebiliyor.

İrem Derici, Sinan Akçıl ve Mustafa Ceceli ile birlikte söyledikleri ‘Çok Sevmek Yasaklanmalı’ adlı aşk şarkısını geçen yıl Sevgililer Günü’nden bir gün önce yayımlamıştı. Henüz karantinaya girmemiştik. Derici, bir remiks içeren iki şarkılık (‘Senin Hastan’ ve ‘Güz Dönümü’) solo teklisi için kasıma kadar bekleyecekti. 1 Ocak’taysa ‘Vazgeçtim İnan’ı yayımladı ve büyük ilgi gördü. YouTube’da iki günde 1 milyon izlenmeyi aştı.

‘Vazgeçtim İnan’, söz ve müziği Türkçe rap’in duayen ismi Sagopa Kajmer’e ait ve kendisinin 2019 tarihli ‘Sarkastik’ EP’sinde yer alan bir şarkı. Öte yandan Derici’nin yorumundaki künyede Sagopa Kajmer eşliğiyle ilgili bir bilgi yok. Sebebine gelince, Alper Atakan tarafından ustalıkla yapılmış düzenlemede parçada yer alan kısa rap bölümünün üstesinden de İrem Derici geliyor. Rap matematiği gözetilerek yazılmış sözler içeren şarkıyı kendi üslubuyla icra etmeyi başarmış Derici. Parçanın en önemli mesajı derseniz, ‘birçok rap müzisyeninin artık şarkı yazarı olarak da anaakım şarkıcılarının radarına girmesi gerektiğidir’ derim. İrem Derici’nin şarkı hakkındaki ifadesi aynen şöyle: “İlk dinlediğimden beri ciğerimi söken bir şarkıydı.”

Video, rap’e uygun değil

Sözün kısası, şarkıya damgasını vuran İrem Derici ve eser sahibi Sagopa Kajmer’in bakış açılarından atipik diyebileceğimiz bir işbirliği enerjisi çıkmış ortaya. Yönetmenliğini; klasik simgesel bir anlatımla (Denize girmeli, caddede tek başına koşmalı, sahilde salınmalı, sandalye yakmalı) Murat Joker’in üstlendiği (ki kendisi Türkiye’nin ilk b-boy/break dansçılarından olup hiphop camiasının içindendir) videoda da keşke daha yalın ancak rap ruhuna uygun bir görsel ifade tercih edilseydi. Sonuç daha çarpıcı olabilirdi.

Eğlenceye devam!

Kylie Minogue’un ‘DISCO’ albümü bana kalırsa karantina ruh haliyle mücadele eden şahsiyetli albümlerden biriydi. Lady Gaga, Dua Lipa, Ariana Grande, BLACKPINK, Elton John, Gwen Stefani, Madonna ve Angele gibi isimlerle zenginleşmişti.

Yazının Devamını Oku

Bu yıl müzikseverleri neler bekliyor?

Zor bir yılı geride bıraktık, yenisinden de beklentimiz sınırlı. Sevdiğimiz müzisyenleri ne zaman canlı canlı izleyeceğiz bilmiyoruz ama birçok isim yeni yıla yeni şarkı ve albümleriyle hazır! Kimisi eserlerini yayımlamak için gün sayıyor, kimi son dokunuşları yapıyor.

Pandemi birçok sanat dalını olumsuz etkiledi. Ancak küresel konser ekonomisinin çapını düşününce müzik endüstrisi üzerindeki etkisi daha yıkıcı oldu. Bu, neredeyse tüm geliri canlı performans üzerine kurulu Türk müzisyenlerini açlık sınırına kadar getirdi.

2020’den çıkarılan dersler 2021’e ışık tutacak. Türk müzisyenlerin öncelikle kayıt altında çalışıp proje ve sorunları için ortak dil oluşturmalarını diliyoruz. Şarkı yazarlığı ve yorumculuktan doğan telif haklarına ek olarak yapım hakkından (dijital dinlenme ve izlenme gelirleri) da paylarına düşeni almaları hayati...

Her yerde Kenan Doğulu

2021’de konserlere, turnelere dair beklentimiz sınırlı. Bu nedenle üretken olmak, fark yaratacak şarkı ve projelere imza atmak bir zorunluluk... 

Kenan Doğulu, beş şarkılık bir albüm hazırlığında. Ayrıca eşi Beren Saat’in ilk albümünün prodüktörlüğünü de üstlenecek. Bade Karakoç’unsa ilk albümünü yapacak. Bu yıl çıkacak Ozan Doğulu, Erdem Kınay, İskender Paydaş albümlerinde de birer şarkısı olacak. Doğulu, Yeni Türkü’nün 40’ıncı yılı için hazırlanan albümde ve Şehrazat saygı projesinde yorumlarıyla yer alacak. Sevgililer Günü haftasında da ‘Boğazımdan Geçmiyor’ adlı şarkısının özel bir videosu yayımlanacak.

İki yıllık konsept albüm

Yalın ve Sıla ise cuma günü ortak teklilerini yayımladılar. Yalın’ın ‘Deliler Okulu’ adlı teklisi sırada... Gripin, Alpay’a saygı albümünde yer alıp tekli ve düetlerle ilerleyecek.

Yazının Devamını Oku

Amatör DJ’lere tavsiyeler ve çalma listeleri

Bu kez ünlü DJ’leri ve müzisyenleri dinlemeye gidemeyeceğiz. Ama müziksiz de olmaz. Biri elbet sorumluluğunu yüklenecek. “Ne dinleyeceğiz” sorusundan sonra bakışların yöneldiği ‘arkadaş’ sizseniz dersinizi çalışın, tavsiyelere kulak verin.

DİNLEYİCİNİN NABZINI TUTUN, YUMUŞAK GEÇİŞLER YAPIN

- Eğlence odaklı olmak istiyorsanız orta tempolu parçalardan başlayıp temponuzu kademe kademe yükseltin. En yüksek tempoya yeni yıla geri sayımdan hemen sonra ulaşmanız gerektiğini unutmayın.

- Slow ya da balad türü şarkıların ne zaman devreye gireceğini dinleyicilerin ruh hali ve enerji potansiyeli belirleyecek. Bu seçkiler gecenin bitişe yaklaştığı anlamına geldiği için zamanlamaya dikkat edin.

- Dinleyicinin nabzını tutmaya, istek şarkısı olan birkaç kişinin değil genelin beklentilerini dikkate almaya özen gösterin. Her yeni şarkıda tepkileri ölçün. İstek parçalar akışınıza uygunsa, çalın. Çalmak istemiyorsanız kibar bir bahane üretmeyi unutmayın.

- Hazırladığınız listeleri Spotify, Apple Music, YouTube Music, Fizy, iTunes gibi platformlardan çalacaksanız ‘çapraz geçiş’ ayarını 10-12 saniye seviyesine getirin ki geçişleriniz yumuşak olsun.

BU UYGULAMALAR FAYDALI

- Kendi dijital arşivinizden çalmak istiyorsanız Traktor DJ, Virtual DJ vb. bir uygulamayı edinmeniz faydalı olacaktır.

- Manuel geçişlerde çalacağınız parçayı önceden başlatıp ses kanalını kapalı tutun. Geçiş sırasında çalmakta olan parçayı hafifçe kısarken çalacağınız parçanın ses kanalını yine hafifçe açın.

Yazının Devamını Oku

Kulaklara derin kazınanlar

Sadece albümler değil; tekliler, serilerin devamları, ortak işler ve düetler... 2020 korkulduğu kadar verimsiz bir yıl olarak geçmedi. Bu yıl dinlediklerimizi belli başlıklar altında toplayacak olursak karşımıza aşağı yukarı şöyle bir tablo çıkıyor...

KADIN GÜCÜ KAZANDI

Dua Lipa

Dua Lipa’nın Blessed Madonna’lı remiksleri dahil ‘Future Nostalgia’, Lady Gaga’nın ‘Chromatica’, Kylie Minogue’un ‘DISCO’, Miley Cyrus’ın ‘Plastic Hearts’ ve Ariana Grande’nin ‘Positions’, Alicia Keys (Alicia), Selena Gomez (Rare), Katy Perry (Smile) albümleri karantinadayken dansa davet etti dinleyenleri. 2019 albümüyle Grammy’leri silip süpüren ve 2021 adaylarından Billie Eilish ise ‘Therefore I Am’ teklisiyle bu ekibe dahil oldu. Beyoncé ‘Black Parade’le yine ses getirdi. Taylor Swift pırıltılı pop bir çalışma yerine karanlık, piyano odaklı bir albümle geldi. Ancak ‘Folklore’, kariyerinin en iyi siydi. Yılın son günlerinde yayınlanan ‘Evermore’ ise ‘Folklore’un yedekleri değil, devamıydı. İki deneyimli müzisyen kadın, Roisin Murphy (Roisin Machine) ve Fiona Apple (Fetch The Bolt Cutters) yeni albümleriyle çıtayı çok yükselttiler. HAIM’in ‘Women In Music Pt. III’ albümü yılın en iyilerindendi. BLACKPINK, ‘The Album’de K-Pop yaparak dünyanın en ünlü kız grubu oldu.

ROCK'ÇILARIN DÖNÜŞÜ

Deep Purple

Rock/metal dünyasının eskileri Rolling Stones (Living In A Ghost Town), AC/DC (Power Up), Deep Purple (Whoosh!), Pearl Jam (Gigatone), Ozzy Osbourne (Ordinary Man), The Strokes (The New Abnormal), Sepultura (Quadra), Smashing Pumpkins (Cyr), Bush (The Kingdom), Deftones (Ohms), Coldplay (Everyday Life), Green Day (Father of All), Nine Inch Nails (Ghosts 5-6) albümleriyle ses getirdiler.

HIP-HOP CAMİASINDAN...

Yazının Devamını Oku

Bu ‘kardeş’ daha iyi!

Tam 2020’yi temmuzda yayımladığı ‘Folklore’la kapattı derken Taylor Swift doğum gününde yeni bir albüm yayımladı: ‘Evermore’. Bu albümlerin kız kardeş olduğunu söyleyen Swift’in ne demek istediğini dinledikçe anladım. Bence yenisi eskisinden daha iyi.

Taylor Swift, 2020’ye damga vuran albümlerden ‘Folklore’u temmuzda yayımlamıştı. Sade ve içtenlikli, biraz karanlık ama duygusal ve ilginç hikâyeler anlatan, şarkı yazarlığı seviyesi açısından yüksekti.  Küresel anaakımın hedeflerine büyük oranda uygun bir diskografiden sonra Swift’in kendine has ‘alternatif’ bir kulvar yarattığı iş oldu ‘Folklore’... Adı üstünde, Amerikan folkundan yola çıkıyordu ama ‘gotik’ bir tavrı vardı.

Taylor Swift, kariyeri boyunca birçok müzik türünden beslendi. Öte yandan ticari sonuçlar için formüllere başvurarak değil, kendini ararken iyi şarkılar üreterek başarı kazandı. ‘Folklore’u 30’lu yaşlarının başındaki Swift’in başyapıtı olarak görüyordum. Karantina döneminden sanatçı olarak kârlı çıktığını ve yılı böyle kapatacağını düşünüyordum. ‘Folklore’un ‘deluxe’ versiyonunun ardından (‘The Lakes’ adlı ekstra şarkıyla) albümden farklı konseptler üreterek yayımladığı EP’leri ve kasım sonunda kendi yönettiği ‘Folklore: The Long Pond Studio’ belgesel konser filmini paylaştı. Belli ki bu albümle çok sıkı bir bağ kurmuştu ve kopmakta güçlük çekiyordu.

Özen göstererek dinleyin

2020’yi geride bırakmamıza sayılı gün kalmışken Swift büyük bir sürpriz yaparak doğum gününde ‘Evermore’ adlı bir albüm daha yayımladı. Önce ‘Folklore’ albümüne giremeyen, ‘B Yüzü’ diye tabir ettiğimiz ya da yedek şarkılardan oluşan bir albüm olduğunu düşündüm. Ancak dinledikçe ‘Evermore’un ‘Folklore’un kız kardeşi olduğunu söyleyen Swift’in ne kastettiğini anladım. Aynı şemsiyenin altına girebilecek sound ve güçte o kadar çok hikâye ve şarkı biriktirmişti ki...

‘Evermore’un çıkışını 2021’e erteleyebilirdi ancak yapmadı. Çünkü 13 yaşından beri 31’inci yaş günüyle ilgili hayaller kuruyordu. 13; uğurlu sayısı olduğu için tersten uğuruna inandığı 31’inci yaşını 13 Aralık’ta ‘Evermore’la taçlandırmayı uygun gördü. Tahmin edebileceğiniz üzere albüm ‘Folklore’ gibi Swift ile Jack Antonoff ve The National’dan Aaron Dessner ortak imzasını taşıyor. ‘Evermore’u sonradan bir remiksini de yayımladığı ‘Willow’; ‘Gold Rush’; HAIM eşliğiyle ‘No Body, No Crime’; The National eşliğiyle ‘Coney Island’ ve Bon Iver eşliğiyle albüme adını veren şarkıyı ilk sıraya alıp 15 şarkıya ayrı ayrı özen göstererek dinleyin. Bana sorarsanız ‘Folklore’dan da iyi.

ŞARKI YAZARKEN SORUN YAŞAMIYOR

Birden fazla sanat alanında ürün verirken tarzı, müzisyen kimliği, şarkıları, sound’u ve yorumuyla ortağı Can Saban’la oluşturdukları pop-rock kulvarının hakkını veriyor Can Bonomo. ‘Ruhum Bela’ albümü sonrası ilk tekli olan ‘Sen Bunları Duyma’ ile martta başladığı 2020 serisine melodik yanı güçlü şarkılarla devam edeceğini temmuzda yayımladığı ‘Güneş’ teklisiyle belli etmişti. Ve yıl biterken 2020’nin üçüncü ve son teklisi ‘Yine Karşılaşırsak’la karşılaştık. Görüyoruz ki güçlü melodiler ve iyi sözler yazma konusunda büyük sıkıntı yaşamayan müzisyen bu anlamda gönlünden geçen sound’u daha olgun bir bakış açısıyla hayata geçirip tarzının altını çiziyor. Şunu da belirtmek isterim, ‘Yine Karşılaşırsak’ orta tempolu ve etkili bir nakarata sahip ‘Türk pop-rock’ bir şarkı olarak benim gelecek Can Bonomo albümüyle ilgili beklentilerimi ilk iki tekliden daha net simgeliyor.

Yazının Devamını Oku

O artık çok mutlu

Bugüne kadar 150 milyona yakın fiziksel albüm satmayı başarmış, defalarca platin plakla ödüllendirilmiş, Grammy sahibi olma onuruna erişmiş; inişli çıkışlı dönemleri geride bırakmış, önayak olduğu yardım projeleri sayesinde ‘hayırseverler kraliçesi’ olarak anılmaya başlamış, hayatından memnun 39 yaşında bir müzisyen: Britney Spears


Bir süre önce ‘Mood Ring’i (daha önce bir Japonya baskısında yer alan) yayımlayan Britney Spears, 2016 tarihli albümü ‘Glory’ye girmeyen ancak ilgiye değer şarkısı ‘Swimming In The Stars’ı 39’uncu yaş günü olan 2 Aralık’ta hem kendine hem de hayranlarına hediye etti. Şarkının 45’lik plak formatıysa
4 Aralık’ta ve özel bir sunumla ‘Urban Outfits’ mağazalarından hayranlara ulaştı. Spears, doğum günü için sevgilisi Sam Asghari’yle Hawaii’ye uçtu. Kendisi aşk tatilinin tadını çıkarırken sözlerinde ‘Haydi gidelim/Yıldızlar arasında yüzelim bu gece/Dünya bizim’ dediği ‘Swimming In The Stars’a genel olarak pırıltılı bir ‘synth’ atmosferi hâkim. Spears’ın nerede duysanız ayırt edeceğiniz güçlü vokali ve parçanın yumuşak akan düzenlemesini, nakaratını seveceğinizi sanıyorum.

Dün yayımlanan 2020 model ‘Glory’ delüks versiyon albümde yer alan ve Spears’a, çağdaşı ünlü boyband Backstreet Boys’un eşlik ettiği ‘Matches’a da dikkat.

ESKİNİN YENİSİ

‘Yüzünü doğuya çevirmiş psikedelik rock’ın harika çocukları’ diye nitelememize sebep olacak güçte bir grup King Gizzard & The Lizard Wizard. Açıkçası ‘K.G.’nin yerinde sayan bir albüm olduğunu söylemek istemem. Öte yandan pek yeni bir şey söyleyemeyen, Ortadoğu coğrafyasında gereğinden fazla dolaşan ama hayranları mutlu edecek bir albüm bu.

ŞARKININ HAKKINI VERMİŞ

Yazının Devamını Oku

JLO ‘Seni her daim seviyoruz’

‘In The Morning’ teklisi, seksi fotoğraflarıyla bugünlerde yine dünyayı konuşturan Jennifer Lopez’in beklenen albümünün göstergesi gibi... Şarkı, sizi hemen yakalayan bir hit adayı.


Jennifer Lopez, geçen yıl French Montana ile yayımladığı ‘Medicine’ teklisi ve remiksleri sonrası Dayvi ve Victor Cardenas’la ‘Baila Commigo’yu çıkarmıştı. Sanatçı karantina selamınıysa bu yıl haziranda, ’99 tarihli hit şarkısı ‘If You Had My Love’ın remiksiyle verdi.

Ancak Lopez açısından 2020’nin en kayda değer işi kuşkusuz Maluma’yla yaptığı iki şarkı ‘Pa’Ti’ ve ‘Lonely’ oldu. Bu şarkılar salgın koşulları izin verirse 2021’in mayısında vizyona girecek ‘Marry Me’ (Evlen Benimle) filminde paylaşılacak. Bobby Crosby’nin aynı adlı çizgi romanından uyarlanan ve Kat Coiro’nun yönettiği romantik komedide Maluma ve Jennifer Lopez dışında Owen Wilson da rol alıyor. J-Lo, filmden kareleri sosyal medya hesaplarında paylaşmaya başladı. Latin müziğini kitlesel hale getirerek 80’lerin ortasından beri gündemde kalmayı başarmış Lopez, son dönemde üç-dört yıllık aralıklarla albüm yapmaktaydı. Son albümü ‘A.K.A.’in üzerinden altı yıl geçtiğini ve şu sıralar yeni albüm için çalıştığını da söyleyeyim. Geçen günlerde sosyal medyadan ‘pek yakında’ kıvamında bir fotoğraf da paylaştı kendisi. OneRepublic’in Ryan Tedder’ıyla görünen Lopez, ‘Çok az kaldı’ dedi. Ancak prodüktör ve şarkı yazarı Tedder’le bir düetten mi yoksa birlikte çalıştıkları yeni albümden mi söz ettiği anlaşılamadı.

Beklenen albümle ilgili en önemli gösterge olduğunu düşündüğüm yeni tekliyeyse geçen günlerde kavuştuk. ‘In The Morning’ sizi dinler dinlemez yakalayan bir hit adayı. Kapağındaki 51’lik Jennifer Lopez’in estetik ve nü fotoğrafıyla sosyal medyayı konuşturmayı da başardı. Sözün kısası Lopez büyük sürprizlere hazırlanıyor sanki.

‘In The Morning’in çıkışını Maluma ile sergiledikleri sahne şovu sonrası Amerikan Müzik Ödülleri’ni takiben açıklayan Lopez, 10 Aralık’ta da ‘Müzikte Kadınlar’ etkinliğinde ‘İkon Ödülü’nü alacak. Zaten kendisiyle ilgili tartışılmayacak bir gerçek varsa o da ikonluğu kanımca. Meraklısı için not: Şarkının ‘Beni sevdiğini sabahları da söyle, sadece vücudumu istediğin akşam saatlerinde değil’ sözleri, evrensel bir erkek cinsi eleştirisi olabilir.

KENDİ YOLUNDA EMİN ADIMLAR ATIYOR

Gökhan Türkmen’in büyük hit’ler yaratabilmiş bir popüler müzik sanatçısı oluşu bir yana kendisini Gökhan Türkmen yapan bazı kıymetli özellikleri var. Piyasa beklentilerine kulak tıkayıp kendi inandığı müziği yapmak bunlardan en önemlisi. Son albüme de adını veren ‘romantik’ duruşu; yarattığı akustik pop-rock sound’u; cazla flört eden hali, Fransızca şarkı yapmaktan çekinmeyişini de sayabiliriz bu özellikler arasında.

Yazının Devamını Oku

Yeni suç ortakları

Miley Cyrus’ın bir diğer cesur ve yenilikçi kadın Dua Lipa ile bir araya gelişi büyük ikramiye gibi... Aralarındaki enerjinin ‘suç ortaklığı’ enerjisi olduğu ‘Prisoner’ adlı şarkının her halinden belli.


İlk bakışta ‘sabun köpüğü pop’ gibi görünen ancak kadın vokallerinin içindeki rock/metal enerjisiyle şahlanan şarkıların sayısı arttıkça benim umutlarım artıyor. Bu bağlamda, hem tarz hem de sound ve şarkılarıyla bendeki yeri ayrı olan Miley Cyrus’ın bir diğer cesur ve yenilikçi kadın Dua Lipa ile bir araya gelişiyse büyük ikramiye gibi oldu!

Miley Cyrus’ın son albümü ‘Plastic Hearts’ın ilk teklisi ‘Midnight Sky’ için beklediğimize değmişti. 1980’lerin pop-rock şarkılarını disko ortamıyla harmanlayıp özlediğimiz kadın vokallerin nostaljisini yaşatmıştı. Joan Jett, Debbie Harry gibi isimlere selam duruyor, Stevie Nicks’in ‘Edge Of Seventeen’inden alıntı yapıyor, sonra 72’sindeki Nicks’in de eşlik ettiği bir remiks yayımlıyordu.

‘Slide Away’de biten ilişkinin hicranını yaşayıp dövünen kadın ‘Midnight Sky’da özgürlük bayrağını açmıştı. İşte o bayrağı dalgalandırmak üzere Dua Lipa ile ‘Prisoner’ı yaptılar diyebiliriz kısa yoldan.

Bir nevi ‘ısıran’ pop

Şarkının videosunda iki kadın punk-rock solisti rolündeki müzisyenler şarkının punk zeminine oturmuş sert 80’ler diskosu kıvamlı sound’unu destekliyor. Bir nevi ‘ısıran’ pop! Görsel dilde de ‘Thelma ve Louise’ filminin havasını yakalamayı başarmışlar. ‘Plastic Hearts’ın bütününde gözlemlendiği üzere (daha önce konserlerinde icra edip yayımladığı Blondie cover’ı ‘Heart Of Glass’, The Cranberries cover’ı ‘Zombie’ gibi şarkıların varlığıyla) 2020’lerin popüler ve rocker ‘kötü kızı’ olmaya en yakın kadının Miley Cyrus olduğu apaçık. Daha önce Metallica, Nine Inch Nails, Pearl Jam gibi grupların şarkılarını söylediğini, hatta bir Metallica cover albüm hazırlığında olduğunu da unutmayalım tabii.

‘Plastic Hearts’ albümünün alameti farikası diyebileceğimiz ‘Prisoner’ kendi duygularının pususuna düşüp bir ilişkiye hapsolmuş özgür kadınlardan söz ediyor. Videodaysa şarkıyı tüm eski sevgililerine adayıp ufak bir küfür sallamaktan da geri durmuyorlar. Dua Lipa, ‘Future Nostalgia’daki şıkır şıkır vokalini bu şarkıya transfer etmeyi başarmış. Bunu yaparken de Miley Cyrus’tan rol çalmamış. Aralarındaki enerjinin ‘suç ortaklığı’ enerjisi olduğu, şarkının her halinden belli. İkili bu dengeyi gözettiği bir albüm yapsa ayrıca dinlenir ama siz yine de Miley Cyrus’ın ‘Plastic Hearts’ına odaklanıp 15 parçalık bir ziyafet çekin.

Yazının Devamını Oku

Doğduğu ‘bağımsız’ toprağa geri dönüyor

Kalben, ‘Perişahı’nın Kızı’ teklisiyle kadın ruhu, bedeni ve aklı üzerinde kurulan baskıyı bir baba-kız ilişkisi aracılığıyla anlatıyor. Şarkı ticari açıdan kaygısız yani özgürce yapılmış. Kalben’in ‘bağımsızlığının’ ispatı!


Kalben ile yeni teklisi üzerine konuştum ve yeni bir eşiğe geldiğini hemen anladım. Artık kendini daha özgürce ifade etmek istiyor. Dijital dünyanın zaten sunduğu bu olanağın yanı sıra pandeminin sonucu olarak yaşadığımız, en çok da sanatsal üretim yapan insanların ezberini bozan yeni dönem herkes için yeni kararlar anlamına geliyor.

Kendi babası ve tüm babalara...

Kalben artık şarkılarını bir müzik yapım şirketiyle değil bizzat yayımlama kararı almış. Şirketinin adı: Hoş Bir Seda. Hoş olan Seda Hanım, Kalben’in rahmetli anneciği. Şarkının kapak fotoğrafında Seda Hanım’ın çektiği bir ‘baba-kız’ fotoğrafı var. Kalben, ‘bu kubbede baki kalacak hoş sada’ya da böylece selam duruyor. “Annemin adı Seda olduğu için, onunla hatıra üretmeye devam etmenin bir yolu olarak bağımsızlığa dair adımlarımda sesinin olmasını istedim” diyor.

‘Perişahı’nın Kızı’ formu ve düzenlemesiyle farklı. Kalben’in ‘ozan kadın’ özelliğini öne çıkararak türküye yakın bir üslupla okunmuş, ticari açıdan kaygısız yani özgürce yapılmış. Yapılırken de hissedilmiş... Şarkıda Kalben’e divanıyla İsmail Elgün eşlik ediyor.

Türkiye’nin kadın meselelerine ilişkin hassasiyetini gerektiğinde aktivist bir tavırla ifade eden Kalben, şarkısında bir ‘baba/otorite’ figürü olarak üstün konumlanmış kişi ve kurumların açtığı yaralar ve kadın cinayetleri gerçeğiyle baş etme halinden ilham alıyor. Erkek egemen bir toplumda kadın ruhu, bedeni ve aklı üzerinde kurulan baskıları bir baba-kız ilişkisi üzerinden anlatıyor. Başta kendi babası, tüm babalara mektup yazıyor.

Özgürlükten söz etmişken Kalben’in bundan sonra kaydedeceği teklisi, sözleri tamamen İngilizce yazılmış ‘Hey Stella’ olacak. Parçanın düzenlemesi henüz bitmemiş  ama geçen günlerde Youtube’daki İpek Atcan’ın sunduğu ‘Sesini Aç’ programında ilk kez canlı olarak okudu şarkıyı. ‘Hey Stella’nın Kalben’in ağzından hikâyesiyse şöyle: “Şarkı aynı ağaçtan yapılmış bir gitar ve tekneden söz ediyor. Gitar tekneye âşık oluyor ama birlikte olmaları imkânsız. Satılabilir herhangi bir değere; maddeye, eşyaya, başarıya bağımlı olan birine âşık olmanın imkânsızlığını anlatmaya çalıştım.”

Dilerim bir sürü dilde şarkı söyleriz

Yazının Devamını Oku

Hazinesi disko topu

Efsane döndü, Kylie Minogue yeniden aramızda... ‘Disco’ adlı yeni albümü birlikte dans edebileceğimiz gelecek günlere atfen yazılmış. Albümdeki şarkılar size dünya dertlerini kısa süreli de olsa unutturacak.



Nick Cave; nasıl sadece Avustralya’ya değil yerküreye ait bir kültürel hazineyse Kylie Minogue da aynen öyle. Ancak hazine olma durumunu sürdürülebilir kılma açısından Minogue’un işi biraz daha zor. Cave için, müzik endüstrisi trendleri zerre kadar önemli değil mesela. Hatta kendisinin hazine olma nedeni bu trendlerden uzak durmasıyla ilgili. Kylie ise yaşı ilerlerken o denli özgür değil. Beni etkileyen en son albümü ‘Aphrodite’ın üzerinden 10 yıl kadar geçmişken arada yaptığı country gezmesi ‘Golden’ gibi işleri görmezden geliyordum.

Onun da hazineye sahip çıkmak için yapması gerekenin, özündeki disko divasına dönerek yeni nesil şarkılar üretmesi olacağına inanıyordum.  Geçen günlerde ‘Disco’ albümünün ilk iki teklisi olma özelliğini taşıyan ‘Say Something’ ve ‘Magic’ sonrası Kylie’nin kayıt sürecinde olduğu karantina günlerinde iç dünyasına daldığı ve oradaki cevheri çıkardığını hemen anladım. Bu cevher; dünyanın içinden geçtiği karanlık dönemle Kylie usulü baş ederken diğer yandan sanatçının kariyerine yeni bir ivme kazandırabilirdi. Ticari sonuçlarını bilemem ancak ‘Disco’ albümünün bu ihtiyaca net bir yanıt verdiğini sevinerek görüyorum.

Bu disko modern ve olgun

Birlikte dans edebileceğimiz gelecek günlere atfen yazılmış şarkıları; temeli 70 ve 80’lere dayalı; ‘modern ve olgun disko’ diyebileceğimiz sound’uyla derin bir nefes aldırıp dünya dertlerini kısa süreli de olsa unutmamızı sağlayacak bir albüm olmuş.

Kylie’nin pozitif dalgalar yayan samimi ve ölçülü ‘Disco’su hem disko kraliçeliğini sürdürmesine hem de kariyerinin bu döneminde haklı bir başarı kazanmasına vesile olacak gibi.

Yazının Devamını Oku

Özgüveni yüksek, tek bir şarkı gibi

Ariana Grande’nin son albümü ‘Positions’, melodik anlamda güçlü bir R&B-pop örneği. Bu albümde sanatçı, son 10 yılının özetini yapmış gibi. İçinde hem sanatçıyı bugünlere taşıyan müzikal unsurlar hem de geleceğin Grande’sinin ne yöne evrileceğine dair tüyolar var.


Karantinanın ilk döneminde müzisyenlerin uzaktan eşliklerle cover’lar kaydetmek ya da sosyal medyadan ev tipi performanslarla öne çıkmak gibi seçimleri oldu. Ancak Grande, Justin Bieber’la mayısta yayımlanan teklileri ‘Stuck With U’da yepyeni bir şarkıya imza atıp 10 günde 40 milyon civarı izlenmeye ulaştı YouTube’da. ‘Kapıyı kilitle ve anahtarı dışarı fırlat; sadece ikimiz kalalım!’ diyen bu aşk şarkısı zamanın ruhunu yakalamıştı.

Aynı dönemde Lady Gaga’nın ‘Chromatica’ adlı enfes geri dönüş albümünde ‘Rain On Me’ adlı lokomotif şarkıya eşlik eden Grande; dört yıl önce Manchester konserindeki bombalı saldırıda hayranlarının ölümüne tanık olmuş; bir yıl sonrasında eski eşi ve ortağını kaybetmişti. Bu nedenle Lady Gaga’nın travmatik hayatıyla bu ortaklık üzerinden kurduğu duygusal bağ iyi sonuç verdi. Birlikte ‘Hayat karanlıktan doğar’ dediler. Şarkı yazın kendinden söz ettiren işlerinden biri oldu.

Grande’nin yeni albümünün çıkış şarkısı ‘Positions’ ise seçim iklimindeki ABD’de, sanatçının Donald Trump’a karşı duruşunu da netleştirdi. Sadece kadın olmanın bile Trump’a karşı durmak için yeterli olduğunu söylüyor gibiydi Ariana Grande. Herhangi bir kadının mevcut yönetimden çok daha başarılı olacağını vurguluyordu albümde.

Sound olaraksa Lady Gaga’yla yaptıkları ‘Rain On Me’den daha sade, melodik anlamda güçlü bir R&B-pop örneği olan ‘Positions’, bir diğer ‘kadın muhalif’ şarkıcı olan Demi Lovato’ya ait ‘Commender In Chief’le birlikte Beyaz Saray’ın tozunu attırdı.

Grande’nin üç yıl içindeki üçüncü, toplamda altıncı stüdyo kaydı olma özelliğine sahip ve ilk teklisiyle aynı adı taşıyan albümünün geneline baktığımızda ne görüyoruz? En genel tanımıyla son 10 yılının özetini yapmış Grande. İçinde onu hem bugünlere taşıyarak var eden müzikal unsurlar mevcut hem de geleceğin Grande’sinin ne yöne evrileceğine dair tüyolar... Hafiften ‘funky’ bir albüm olan ‘Sweetener’dan daha tutarlı, ‘Thank You, Next’ten ise daha az dağınık bir albüm. Ariana Grande’nin kendini ispatlamasını gereksiz kılan şöhretinden bekleneceği üzere her yönüyle profesyonel bir pop-R&B yapıtı. Bütünü dinlediğinizde belirli bölümlerinde ilginizi yükseltip belirli bölümlerde sizi dingin bırakan; başka bir işle meşgulken de ilginizi yüksek tutacak tek bir şarkı gibi.

İç huzurunu arıyor

Yazının Devamını Oku

Kutlama mı erken final mi?

‘Acı’ ile başlayan dört EP’lik serisinin son halkasını bekliyorduk ama Sıla’dan bir tekli geldi. Kariyerinin 13’üncü yılında yayımlanan ‘İnandım’ bağımsız bir Sıla teklisi olarak düzeyli bir kutlama. Eğer serinin acele edilmiş bir finaliyse üzücü.

Sıla geçen yıl martta yayımladığı ‘Acı’ gibi üç EP daha yayımlayacaktı. Bu hareketi, dijital racona uygun ve akıllıca bulmuştum. Çünkü albüm bütünlüğünü dört bölüm halinde ve en güzeli, dört ayrı gündem yaratarak sağlayacaktı. Her bir EP’nin adı birleştiğinde ortaya bir cümle çıkacaktı. Ben kendisinin ‘Acı’yla başladığı bu cümleyi iyileşmeyle bitireceğine inanıyordum. Zor günlerin üstesinden gelmek için zamana güvenmek gerekiyordu.

Mümkünse açıklasın

‘Acı’nın devamı nitelikli ikinci EP’si ‘Meşk’te müziğin terapi etkisinin o müziği üreten ya da ileten kişi için de geçerli olduğunu gördüm. Diğer bir deyişle Sıla kötü günleri bir nebze geride bırakıp meşk etmeye başlamıştı. EP’den ‘Karanfil’ yaz şarkısı gibi görünse de akustik ruha ve güçlü bir nakarata sahipti, ticari başarı yakalamakta zorlanmadı.

Sıla’nın yeni çalışmasının 23 Ekim’de yayımlanacağını biliyorduk. Zira bu tarih kariyerinin 13’üncü yılını kutlayacağı tarihti. Öte yandan serinin üçüncü EP’sini bekliyorduk ancak öyle olmadı. Sıla, ‘İnandım’ adlı tekliyle geldi. Öncelikle cümle tamamlayan dört EP’lik seri havlu mu attı, ‘İnandım’ bir erken final mi onu öğrenmek isteriz kendisinden. Mümkünse sosyal medyasından bir açıklık getirsin.

13 yıl önce ilk albümünün ‘selam’ yazısına “İçinde inandığın yola varacağına dair bir güç varsa sakın vazgeçme, çünkü bundan vazgeçmek kendinden vazgeçmek demektir” yazan Sıla ‘İnandım’ın sözlerindeyse “Bugün iyi bi’ yerindeyim hayatın / Kırılmış olabilirim/ Dökülmüş olabilirim / Mevsimlerden kış öncesi bi’ baharın... / Durulmuş olabilirim / Üzülmüş olabilirim / Toplarım.../ İnandım sonuna kadar...” diyor.

Müziğinde Efe Bahadır, düzenlemesinde Ozan Bayraşa imzası olan ‘İnandım’ın videosuysa Bodrum’dan ve Bedran Güzel’in gözünü Sıla’dan almadan çektiği bir iş yine... Bağımsız bir Sıla teklisi olarak baktığımda düzeyli bir kutlama. Eğer acele etmiş bir finalse üzücü.

YILLARA MEYDAN OKUYAN ENERJİ

Yazının Devamını Oku

Yeni nesil bir popülerlik

Mabel Matiz’in yeni teklisi ‘Toy’ sanatçının ‘pişme’ yolunda olduğunu anlatıyor. Bana göreyse Matiz; şarkıları, albümleri, videolarının hikâyesiyle kalite çıtası yüksek yeni nesil bir popülerlik tanımlıyor.

Bir gerçek varsa o da Mabel Matiz’in kariyer çizgisi boyunca hep daha cesur ve iddialı işlere imza attığı. Bunu sansasyon peşinde koşmadan, derinleşip kendini arayarak, bulduğunu anlatarak yapıyor. Şarkıları, konsept albümleri, özen gösterdiği videolarının hikâyesi ve görsel dili, kalite çıtası yüksek yeni nesil bir popülerlik tanımlıyor.

‘Toy’un bizzat yazdığı sözlerinde Sufi mutasavvıfların izini süren bir ‘ham’lığa gönderme yapıyor. ‘Hallarım toy ama/Sevdadır çiçeğim/Açmadım ki daha/Kendimden geçeyim/… Yol benim yüreğim/ Yol verin gideyim’ dediğinde ‘pişme’ yolunda olduğunu anlıyoruz. İnsanın kendini bulması için gereken kuvvetin özde olduğunu bir kez daha söylüyor Mabel Matiz. Şarkının bestesine Mabel Matiz’le birlikte imza atıp aynı zamanda müzik prodüktörlüğünü üstlenen DJ Artz’a da dikkatinizi çekmek isterim. Çok başarılı olmuş parçalarının gizli kahramanı... Sadece beat’ler yazan bir hiphop DJ’i olmadığını ‘Toy’da daha net görüyoruz. Hem Mabel’i hem de DJ Artz’ı bu sinerjiye inandıkları için tebrik ederim. Sonuç başarılı.

‘Toy’un mesajıyla bütünleşip güçlü bir görsel hikâye anlatan yönetmen Osman Özel’in katkılarını unutmamak gerek. Elektronik altyapıya sahip ilahi duygusu yaratan bir şarkıya modern zikir imgeleri katmış, etnik unsurları beslemiş. ‘Yücelik’ vurgusunu detaylar, geniş alanlar ve drone kamerası yardımıyla gerçekleştirmiş. Sözün kısası ‘Toy’, olgun bir ekip çalışması, söyleyecek sözü olan bir şarkı.

SİHİRLİ BİR ŞARKI

Lana Del Rey hem sofistike hem gerçek, hem samimi hem derin şarkılar yazıyor. Albümleri bir bağlam üzerine gelişiyor. Son albümü ‘Norman Fu….g Rockwell’ bana göre bir başyapıttı ve Del Rey’in Amerika’nın en iyi çağdaş kadın şarkı yazarlarından olduğunu kanıtladı. ‘NFR’nin nostaljik radyolardan çalıyor gibi duyulan ve kederli olduğu kadar pozitif hisler geçiren şarkıları insan gibi yaşamaya çalışırken aldığımız yaralardan ve özgürlük arayışımızdan söz ediyordu. Kendine has vokaliyle caz, psikedelik rock, trip hop gezmeleri yapıyordu. Duygusaldı ve dinleyeni buna inandırıyordu.

Şimdi bir sonraki albümü ‘Chemtrails Over The Country Club’ın tadım gününü yaparak ilk tekli ‘Let Me Love You Like A Woman’ı yayımladı. Sevinerek görüyorum ki Lana Del Rey artık ‘NFR’deki çizgisinde yürüyecek. Yine Kaliforniya hikâyeleri dinleyeceğiz ve Del Rey kamyonetiyle tepelerden, vadilerden geçip gördüklerini anlatacak. Yeni tekli bu anlamda ‘NFR’ye girecekken dışında kalmış bir yedek gibi görünüyor sanmayın. Zaten Lana Del Rey de bu parçanın kendisine heyecan verdiğini ve albümle ilgili bir sihir yarattığını belirtiyor.  Jack Antonoff’un piyano ve gitar tınıları, fısıldayan geri vokaller, davuldaki fırça baget dokunuşları ve Del Rey’in hüzünlü sesi güçlü bir şarkıda birleşmiş.

Yazının Devamını Oku

Dünyaya heveslenme biçimi yeni nesle ilham veriyor

Ceyl’an Ertem’in iki yeni şarkıdan oluşan ‘Dünya Heveslisi’ kaydının tadı damakta kalıyor. İlki, düzenlemesi güçlü, 1990’ları sahiplenen bir şarkı. İkincisiyse içe dokunan bir balad. Dinledikçe rüştünü ispat ediyor.

Ceyl’an Ertem’in iki yeni şarkısı damakta kalan tadıyla ‘Keşke albüm olsaymış’ dedirtiyor. Bu dijital racona uygun işlerden geri kalmadan ‘albüm insanı’ olma tavrını koruyabilen müzisyenlerde ve ne yazık ki artık nadiren rastlanır bir durum.

‘Dünya Heveslisi’ndeki iki parçadan ‘Datlım Gıymatlım’, Ceyl’an Ertem’in hem cover’larını söyleyerek hem de bir mentor olarak beslendiği Sezen Aksu’ya ait. Ceyl’an’ı Sezen Aksu’nun vârisleri sıralamasında kendine haslığı ve çizgisiyle en tepeye koyuyorum. Aksu’nun da buna bir itirazı olacağını sanmıyorum.

Düzenlemeyle kotarılmış...

‘Datlım Gıymatlım’ın en önemli özelliği dinler dinlemez 1990’ların Sezen Aksu’sunu anımsatması. Esas kıymetiyse o yıllardan medet ummak yerine döneminin ruhunu sahiplenip çıtası yüksek ve güçlü bir düzenlemeyle kotarılmış olmasında. Tam bu noktada düzenleme ve miksin altına imzasını atan Serhat Şensesli’ye hakkını teslim etmek gerek. Müzisyen bir aileden gelen, özellikle de babası Ruhat Şensesli’nin (Yıldız Tilbe’nin sözlerini yazdığı ve bana göre en iyi Tarkan şarkısı olan ‘Kış Güneşi’nin bestecisi, Laço Tayfa ve İBB Kent Orkestrası’ndan bildiğimiz basgitarist) genetik mirasına layık bir prodüktör/müzisyen olduğunu gösteriyor.

İkinci parçanın düzenleme ve miksiyse Yelda Karataş’ın şairane sözleriyle ve Ertem’le birlikte besteyi yapmış Cenk Erdoğan’a ait. İçe dokunur bir balad ve Alanson’un ‘Yalnızlık Ömür Boyu’suna selam çakarak ‘Yalnızlık Ölüm Boyu’ adıyla hemen merak uyandırıyor. Dinledikçe de rüştünü ispat ediyor. En güzeli, iki ayrı telden çalsa da ‘Datlım Gıymatlım’la oluşturduğu bütünlük. İki şarkılık tekli de yapsa bu bütünlüğe dikkat eden de kalmadı. Sözün kısası, Ceyl’an Ertem’in dünyaya heveslenme biçimini yeni nesil için ilham verici buluyorum.

ANADOLU RAP’E DOĞRU...

Eypio, diğer adıyla Apo, Burak King’le yaptıkları ‘Günah Benim’le iddialı bir başlangıca imza atmıştı. Başlangıç dediğime bakmayın, kendisi hiphop âlemimizin bildiği, tanıdığı ‘ağabey’lerden biridir aslında. Diğer bir deyişle ‘Günah Benim’ onu yeraltından çıkarıp popüler isimlerin şarkılarına eşlik etmesi için peşinde koştukları bir konuma taşıdı. Bu durumun müzisyenliği ve kariyeri açısından olumlu etkileri olduğu gibi sırtına yükledikleri de oldu. Ancak Eypio dünkü çocuk değil. Onun için en riskli alanın ‘arabesk rap’in melez olamayan ‘piyasa’ tavrı yerine arabeskten beslenen özgün bir Anadolu rap sound’u yaratmak olduğunu düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Şarkılara bak, konsepte takılma

Hande Yener’in yeni albümü ‘Carpe Diem’i incelediğinizde iyi şarkılarla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Ama keşke ‘konsept’e fazla takılmak yerine 20 yıllık başarılı kariyerinin gerçek mucizesinin sadece kendisi olduğunu unutmasa ve yeniliği ‘dışarda’ aramasa...


Hande Yener dünya trendlerini yakından takip etti, etkilendi, denedi; kimi zaman başarılı oldu, kimi zamansa umduğunu bulamadı. Ancak kendisini Hande Yener yapan en önemli özelliği cesaretiydi ve sahip olduğu şöhretin hakkını verdi. Yaşadığı kafa karışıklıkları, düzenlemeleri ya da görsel tavrı açısından esinlenme sınırları dışına taşan seçimleri, kendini tekrar etmesi falan çok da önemli değil. Önemli olan kariyerinin 20’nci yılı şerefine ‘Carpe Diem’ gibi bir albüm yapabiliyor ve azımsanmayacak bir beklenti yaratabiliyor olması.

‘Carpe Diem’ 10 yeni şarkı içeren (son tekli ‘Bela’ dışında) Yener’in uzun süredir üzerinde Misha ve Berksan’la (Mete Özgencil’i de unutmayalım) çalıştığı ve pandemi koşulları nedeniyle ertelenen bir 20’nci yıl kutlaması.

Milano ya da Mahmutpaşa fark etmez

Albümle aynı adı taşıyan ilk video için Milano’ya giden, stilist Gabriele Papi’yle çalışan, Le Corbusier’nin meşhur şezlong sandalyesini kullanan, İtalyan bir model seçen ve sosyal medyada havalı şapkalarıyla konuşulan Hande Yener’e öncelikle söyleyeceğim şu: Bu görsel çağda dijital teknolojiler sayesinde oluşan sınırsız video fikri var. Görsel albüm dediğimiz şey de sadece styling, saç, makyaj ve aksesuarların ‘havalı’ olması anlamına gelmiyor. Milano ya da Mahmutpaşa fark etmez, yönetmen Aytekin Yalçın’ın yaratıcı fikirlerini yansıtabildiği bir videoyu yeğlerdim.

İkinci olarak; Yener bir dönem İngilizce söz kullanmakla kazanabileceğine inandığı yurtdışı başarısının asıl sırrı olacak; ‘bizden’ unsurlar kullanmayı unutuyor. 1980’ler pop sound’uyla ya da çağdaş dans altyapılarıyla bizim ezgileri buluşturarak yeni bir Hande Yener sound’u yaratmak yerine Berksan ya da Mete Özgencil şarkılarına Misha tarafından falanca yabancı şarkıyı anımsatan altyapılar yazılmasına göz yumuyor. Belki bizzat öyle istiyor. Bence onun kıvamında bir müzisyenin aracıya ihtiyacı yok.

Üzüldüğüm nokta şu; tek tek incelediğinizde iyi şarkılarla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Ancak Hande Hanım ‘konsept’e gereğinden fazla takılıyor. Ya da 20 yılın gerçek mucizesinin sadece  ‘Hande Yener konsepti’ olduğunun farkında değil ki yeniliği ‘dışarda’ arıyor.

Yazının Devamını Oku

Kendisinin patronu Ben Fero

Yeni EP’siyle acemilik döneminde yaptığı bol hecelemeli stilinden müzikal anlamda daha derli toplu bir yöne evrilmiş. Genç hayranları memnun olmayabilir ancak doğru bir adım bu.


Ben Fero adıyla tanıdığımız Ferhat Yılmaz müzik kariyerinin başında rap stili, vücut geliştirme merakı, fenomen ve ünlü rap’çi arkadaşları hatta ‘Demet Akalın’ isimli şarkısının videosunda Demet Akalın’la birlikte rol almasıyla kazındı aklımıza. Konserleri doldu taştı. Khontkar’la ‘Jenga’sı ilgi gördü. Ezhel, Ceza ve Killa Hakan’la birlikte yazdığı sözlerle kendilerini hedef alan Norm Ender’e karşı saf tuttu. ‘Orman Kanunları’ albümünden sonra ‘Arkadaş’ı yaptı. Demoları, feat’leri hep çok ilgi görü.

Az arabeskli trap

Ben Fero, farklı bir karakter. İzmir-Atlanta usulü, az arabeskli trap yapıyor. Heceleme stili başta garipsenmiş olsa da bu onun alameti farikası. Böylece konserlerde kendisine eşlik etmesi de kolay olmuştu, ki bu da çok sevilme nedenlerinden biri. Hayran kitlesiyle sosyal medyada çok güçlü; röportaj vermiyor, pek ortalarda gözükmüyor. Rap yapma heveslisi gençler için farklı bir yol öneriyor.

Ticari tutumu da net. 2018’den beri tüm çalışmalarını kendi yayımlıyor. Menajerlik müessesesinden uzaklaştı. Yani konserden de dijital dinlemelerden de zorunlu olanlar hariç kesintisiz, komisyonsuz para kazanıyor. Ben Fero şirketinin tek patronu kendisi.

Gelelim geçen günlerde yayımladığı beş şarkılık yeni EP’sine... Acemilik döneminde yaptığı az tekerleme, bol hecelemeli stilinden müzikal anlamda daha derli toplu bir yöne evrildiğini görüyorum. Genç hayranları memnun olmayabilir ancak bu doğru bir adım.

Bu yeni EP’sinde de ‘Ferhat Yılmaz’, ‘Beni Anlasana’ ve Ezhel’in feat yaptığı ‘Kramp’ öne çıkacaktır. ‘Engerek’ ve ‘2020’yi de beğendim. Ben Fero kendisinin patronu bir müzisyen olarak pandemi koşullarına en hazır isimlerden biriydi belki. Konserler durdu ama şarkılarından para kazanmaya devam edecek.

SİHİRLE DEVAM EDİYOR

Yazının Devamını Oku

Dansa çağıran rock vokali

Sena Şener son teklisiyle yeni bir eşikte olduğunu kanıtladı. ‘Affetmem’ gitar ve vokal performansı üzerine ve rock kafasında... Yine de dinleyeni dans pistlerine çağırıyor.


Sena Şener’in şarkı yazarı olarak kendini iyi ifade ettiği alanlar, yalnızlık ve düşünce ayağa kalkmayı bilen bir kadının aşkla mesaisi olarak sıralanabilirdi bir süre öncesine kadar. Ancak bu yılın başında öyle bir tekli yayımladı ki, kendi adıma şaşırdığımı itiraf edeyim. ‘Teni Tenime’ nispeten sert gitarlarıyla enerjik ve melodik bir pop rock şarkısı olduğu kadar küçük bir dokunuşla dansa davet etmesi an meselesi olan bir şarkıydı. Eğlencelik değil mutluydu.

‘Teni Tenime’nin ardından gelen ‘Kapkaranlık Her Günüm’ü dinlediğimde Sena Şener’in fabrika ayarlarına döndüğünü anladım. Acaba ‘Teni Tenime’ gibi şarkılarla nadiren mi karşılaşacaktık yoksa şarkı yazarı olarak mutlu bir eşikte miydi? Çünkü iyi şarkı yazarları kendine duygu ısmarlamaz, şarkılar sadece gelir. Şimdi ‘Affetmem’i dinlediğimde gönül rahatlığıyla Sena yeni bir eşikte diyebiliyorum.

‘Affetmem’, ‘Teni Tenime’ gibi gitar ve vokal performansı üzerine kurulu, yine rock kafasında ve dans pistlerine meyilli.

Sena Şener’in söz ve müzik dışında düzenlemesine de imza attığı şarkının videosundaysa samimi olmayan adamı bağışlamayacağını net biçimde ifade eden orman savaşçısı bir kadın olarak görüyoruz kendisini.

EFSANEYE SAYGI DURUŞU

Yıllardan 1971... BBC’nin efsanevi Top Of The Pops programında Marc Bolan adlı bir adam solisti ve lideri olduğu T Rex grubuyla sahnede. Bolan; parıltılı giysileri, makyajı, androjen görüntüsüyle ‘glam rock’ müjdesini veren ilk kişi kabul edilmesini sağlayacak performansını veriyor. ‘Bang A Gong (Get It On)’ adlı şarkıysa dönemin ikonik hitlerinden biri oluyor. Bolan, T-Rex’in her anlamda esas adamı. Sadece albenili bir vitrin, bir öncü değil, disiplini ve vizyonuyla grubu bir arada tutan kişi. Ne yazık ki 30’uncu doğum gününden önce geçirdiği bir trafik kazası sonucu bu dünyadan ayrılıyor.

Yazının Devamını Oku

Modası geçmeyen bir grup ve onun senfoni formülü

Metallica, ilkinden tam 20 yıl sonra, bu kez hemşerisi San Francisco Senfoni Orkestrası’yla bir konser kaydına imza attı: ‘S&M2’... Tutan bir formülün yeniden yorumu büyük bir heyecan yaratmaz ama hayranları mutlu edeceği kesin.


Metallica için gelmiş geçmiş en büyük heavy metal grubu demek mümkün. Tüm zamanların en iyi gruplarından biri de aynı zamanda. Heavy metal’in tavrını ve sınırlarını yeniden belirlediler, bunu yaparken de özlerini yitirmediler. Billboard satış listelerinde arka arkaya beş albümle bir numara olmaları da, tüm kıtalarda kapalı gişe konser verebilmeleri de bundan.

En ilham verici albümlerden biri

Son 30 yılı ‘süper lig’de olmak üzere yaklaşık 40 yıldır üreten Metallica’nın yetenek ve performans başarısının yanı sıra kendisini bu denli büyük yapan bir özelliği daha var: Konfor alanlarında kazandıkları paraları saymak yerine yeni fikirlerin peşinde koşan, değişen, riske giren, başarısız olduğunda özeleştiri vermeyi de bilen bir grup olmaları. Kâğıt üzerinde harika görünen ancak sonucuyla hayal kırıklığı yaratan Lou Reed’le kaydettikleri ‘Lulu’ buna güzel bir örnek. Ancak sahip oldukları iştah ve cesareti de gösteriyor.

Sonucu güzel ancak doğası gereği riskli bir işe Nisan 1999’da da girişmişlerdi. Metallica’nın ‘S&M’i (Senfoni ve Metallica) benim için son 25 yılda yaptıkları en ilham verici albümlerden biri. Ancak o yıllarda bunu yapacak güçte de olsa bir metal grubunun bir senfoni orkestrasıyla eşleşmesi çok yeni bir fikirdi. Bu nedenle de farklı bir algı yarattı. Metallica’nın da etkilenmiş olduğu Deep Purple’ın ‘Concerto For Group And Symphony’siyle birlikte senfonik rock tarihinin mihenk taşlarından oldular. Ancak geçen yıllar içinde Kiss, Scorpions, Dream Theater gibi gruplar birçok canlı senfonik iş üretti.

Metallica, fikrin miadını doldurduğunu düşünmemiş olacak ki  geçen yıl ‘S&M2’ performansını gerçekleştirdi hemşerileri San Francisco Senfoni Orkestrası’yla. Olumlu taraflarından başlayacak olursak James Hetfield’in canlı kayıtta tabanca gibi şarkı söylediğini görüyoruz.

Şarkı listesinin yarısı ilk konserle aynı

Hatta 1990’lar ve 2000’lerde sahnedeyken zaman zaman aksayan kısık ve hırıltılı vokali bu albümde asgari hata veriyor. Özellikle ‘The Unforgiven 3’ baladında orkestrayla tek başınayken çok iyi. Sözün kısası ilkinin 20’nci yılında gelen kıymetli bir devam konserinin albümü ‘S&M2’. Öte yandan şarkı listesinin yarısı ilkinin aynı ve bu anlamda daha önce senfonik uyarlaması yapılmış şarkılarla tekrar oynamak bana biraz gereksiz geldi. Ayrıca senfonik enstrümanlar, gitar, davul ve vokalin birbirine üstün gelmek için kavga ettikleri intibaına kapılıyorsunuz ve bu miksajla ilgili bir sorun. İlk çalışma gibi bir heyecan yaratacağını düşünmesem de benim gibi Metallica sevenleri mutlu edecektir.

Yazının Devamını Oku

Duygusal, biraz da karanlık bir başyapıt

Taylor Swift’in yeni albümü ‘Folklore’, sanki şarkıları hiçbir konserde, stadyumda söylemeyecekmiş gibi, radyolar hiç çalmayacakmış gibi içten, sade ve çabasız. Yaz mevsiminde yayımlanmasına karşın bir kış albümü.


Konfor alanından ömür boyu çıkmasa bile yaptıklarıyla başarılı kariyer çizgisini ve küresel şöhretini sürdürebilecek müzik markaları var. Bu markaların çoğu, kariyerlerini ‘tekrar’ yoluyla beslemeyi tercih ediyor. Ancak iyi şarkılar ve pırıltılı prodüksiyonlarla da olsa kendini tekrar etmek, tutarlılıkla aynı şey değil ne yazık ki.

Bugün 30 yaşına gelen ve geçen 16 yılda pop, rock, country, elektropop, hangi sound’da karar kılmışsa kendini kanıtlamayı başaran Taylor Swift ise denemekten ve kendini aramaktan çekinmeyen, cesur ama tutarlı olmayı başarmış bir isim. Başta ülkesi ABD olmak üzere dünya genelindeki şöhreti tesadüf değil.

İşte yeni albüm ‘Folklore’ de bunun şahikası. Hatta global müzik endüstrisinin yıldızı olan bir sanatçının ustalıkla anaakım dışına çıktığı, kendi ‘indie/alternatif’ rüyasını gerçekleştirdiği bir çalışma diyebiliriz. Hayranlık uyandıran, duygusal; biraz da karanlık bir Swift başyapıtı.

Albüm sanki şarkıları hiçbir konserde, stadyumda söylemeyecekmiş gibi, radyolar hiç çalmayacakmış gibi içten, sade ve çabasız. Yaz mevsiminde yayımlanmasına karşın bir kış albümü. Loş bir odada piyano çalıp şarkı söyleyen Taylor Swift’in bu enfes performansını birileri gizlice kaydetmiş gibi.

The Beatles, Elvis Presley, The Rolling Stones...

Taylor Swift ‘Folklore’da söz yazarlığının da şahikasına ulaşmış. Aşk yaşadığı ve mutlu olduğu için hüzünlü sözler yazamayacağını iddia edenleri utandıracak, derin birkaç hikâyenin ayrı ayrı şarkılara bürünmüş sözlerini kaleme almış. İyi bir hikâye anlatıcısı olduğundan görselleşebilen bir duygu yaratmış. ‘Folklore’ adeta filmini arıyor.

Deluxe versiyonda ‘The Lakes’ adlı ekstra şarkı, altı şarkının EP hali de dijitalde ilginizi bekliyor.

Yazının Devamını Oku