GeriDoğan HIZLAN En hesaplı su motoru tamircisi
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

En hesaplı su motoru tamircisi

Tosun Terzioğlu ile Akın Yılmaz’ın hazırladığı "Anlamak" Tutkunu Bir Matematikçi-Cahit Arf kitabı: Arf Halkaları, Arf Kapanışı Hasse-Arf Teoremi buluşu ile dünya matematik tarihinin önemli adları arasında yerini alan bir bilim adamının sadece mesleki başarısını anlatmıyor, Kansu Şarman’ın kitabında verdiği adla Türk Promethe’lerden birinin, cumhuriyet tutkunu, ülkesini seven bir bilim adamının genç kuşaklara örnek olacak yaşamını bütün ayrıntılarıyla bize aktarıyor.

Üniversitede birçok kürsünün, TÜBİTAK’ın kurucularından, ilk başkanı Cahit Arf 1910’da Selánik’te doğdu, 26 Aralık 1997’de İstanbul’da öldü.

İstanbul Üniversitesi Fen Fakültesi’nde, ODTÜ’de hocalık yaptı.

Bugün Türkiye’deki en önemli matematikçileri o yetiştirdi, bir kuşağı o eğitti. Fransa’da okudu, Almanya’da doktora yaptı.

O kuşak, sözlükteki tek kelimeyle özetlenebilir: İdealist. Bu kavramın bütün çeşitlemeleri, tonlamaları onların kişiliğinde anlam bulur.

Maddi durumunu düzeltmesi için, özel ders vermesi tavsiyesinde bulundular:

"Ona öğrenci bir kız bile buldular. Başka bir Fransız lisesinde okuyan, tombulca bir kızcağızdı bu. Israrlara dayanamayan Cahit ders vermek için kızın evine gitti. Aile çok zengindi ve lüks bir yaşamları vardı. Daha o akşam bu işten vazgeçti Cahit, ilk ve son özel hocalık deneyimi oldu bu..."

Cahit Arf,
entelektüel çevreyle de ilişkilerini artırmıştı İstanbul’da, Pertev Naili Boratav, Sabahattin Ali ile buluşup konuşuyordu.

1933 Üniversite Reformu ile o ve genç bilim adamları üniversiteye girdiler.

Her zaman bir hoşgörüyü, ince alayı dilinden bırakmadı. Öğrencilerle yakınlığının ardında bu özelliği vardı. Sözgelimi, Vagon-Li baskınında öğrencilerle birlikte baskına gitti, amacı onlara göz kulak olmaktı. Bir öğrenci avizeyi kırmaya kalkınca, mantıklı bir şekilde yaklaşarak; yapma, karanlıkta kalırız diyerek, önledi.

Askerde topçu olmuştu, matematikçiliği işe yaramıştı. Bir gün, balistik dersi veren topçu subayı, top mermisinin namludan çıktıktan sonraki seyrini uzun uzun anlatırken, Cahit Arf’ın dinlemediğini fark etmiş ve sormuş:

"Anlat bakalım, topu ateşledikten sonra mermi ne yapar?"

Arf’
ın yanıtı kısa:

"Herhalde oturup bir yorgunluk kahvesi içer."

Sonuç: İki gün katıksız hapis cezası almış.

Cahit Arf’ın uluslararası bilim adamı kimliğinin yabancı öğretim üyelerinin buraya gelişini nasıl kolaylaştırdığını, genç kuşak bilim adamlarının da dışarıya gidebilmesini nasıl hızlandırdığını, yaptığı yardımları okuduğunuzda, kıskançlığın olmadığı bir bilim ortamını öğrenirsiniz.

Cahit Arf, Nihal Adsız’ı arkadaşları Pertev Naili Boratav’a, Sabahattin Ali’ye yaptıkları yüzünden sevmiyor. Láleli’deki evde komşu olunca, Adsız’ı kızdırmak için banyoda Enternasyonal’i söylüyor.

1948’de İnönü Ödülü’nü alıyor. Ödüllere tepki her zaman aynı hırçınlıkta, kızgınlıkta seyretmiştir. İş Mecmuası’ndaki A.H. imzalı bir yazıda da, ödül alan Yahya Kemal’i eleştirdikten sonra, bakın ne diyor:

"Prof. Bay C. Arf’ın ’Elástik bir düzlemde sabit gerilmeli serbest sınırları olan denge durumlarının belirtilmesi hakkında’ isimli etüdü! Böyle bir müellif ismi ve böyle bir başlık taşıyan "bilim" mahsulünün ortaya atıldığı memleketin "edebiyat" ve "şiir"inden hayır beklemek, gözü kör edilen insanın görmesini istemek değil midir?"

İyi arkadaşlarından biri de Mustafa İnan’dı. Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı kitabında; yaşamını yazdığı İnan.

Onun gibi, sadece bilim düşünen, özel ders vermeyen birinin elbet maddi sıkıntı çektiğini söylemeye gerek yok. Yurtdışında Fransa’dan Amerika’ya kadar her zaman çalışabileceği bir kürsü bulmasına rağmen, hep ülkesine yararlı olmak istedi.

Söylediği bir sözü belleğimize kazımalıyız:

"Bilgiyi ve onun ürünü olan teknolojiyi üretmeyen toplumlar, bağımsızlıklarını ve dolayısıyla mutluluklarını yitirirler..."

Cahit Arf,
kitabın adına esin kaynağı olan, anlamak üzerine ne diyor:

"Matematiğe olan ilgimin asıl, bendeki ’anlama’ tutkusundan kaynaklandığını Orta Doğu’daki dönemime kadar pek fark etmemiştim. ANLAMAK, derken kelimeyi büyük harflerle kullanıyorum."

Konu başlıklardan açılmışken, benim yazımın başlığını da bir anekdotla açıklayayım: Tosun Terzioğlu bir gün Cahit Arf’ın Bebek’teki evine gidiyor ve sohbete koyuluyorlar. Konu su sıkıntısına geliyor, ’Hocam siz ne yapıyorsunuz bu konuda?’ diye sorunca, Arf ’Ben onu hallettim’ diyor. ’Eski bir su motorunu tamir ettim, artık kuyudan gürül gürül su geliyor. Bu derdimiz de bu vesileyle su sorunumuz kalmadı’ diyor. Terzioğlu’nun anlattığına göre, motor tamir etmeyi ayrı bir sever, matematikçiler için söylenen ’el becerisi yoktur’ düşüncesinin aksine, oldukça da mahirmiş Cahit Arf.

Fotoğraflar bölümünü, Meslektaşlarının Gözüyle Cahit Arf yazıları izliyor.

Cahit Arf kitabını meslektaşları, yetiştirdiği öğrenciler, elbet yutarcasına okuyacaklardır.

Ama ben, o grubun dışındaki bir okur gözüyle, bu kitabı, cumhuriyetin inançlı kuşağından birinin yaşamını mutlaka okumalarını isterim. Bugün geldiğimiz yerin taşlarını onlar döşediler. Bu kitap anımsamanızı sağlayacak.

OĞUZ ATAY’IN KİTABI

BİR BİLİM ADAMININ ROMANI VE CAHİT ARF


Bir Bilim Adamının Romanı, TÜBİTAK’ın Bilim Adamı Yetiştirme Grubu’na ait bir proje kapsamında yaşama geçirilen ısmarlama bir kitaptır. TÜBİTAK’ın ilgili çalışma grubunun birincil amacı, gençlerin bilimsel araştırmacılığa özendirilmesini sağlamaktır. Bunun için de Türkiye ortamında bir bilim adamının tabandan tepeye nasıl yetiştiğini anlatan bir roman yazılması istenir. Yaşamıyla romana konu olacak bilim adamının seçiminde ise, o sırada TÜBİTAK Bilim Kurulu başkanlığı görevini yürütmekte olan Cahit Arf etkili olur; 1967’de yaşamdan ayrılan çok sevdiği arkadaşı, İ.T.Ü. İnşaat Bölümü öğretim üyelerinden Mustafa İnan’ın bu biyografik roman için en uygun kişi olduğunu düşünmektedir Cahit Arf.

Bu süreçte kitabı yazacak yazar olarak Önce Haldun Taner belirlenir, ancak Taner zamanı olmadığını söyleyerek kabul etmez. TÜBİTAK’ın belirlediği isim ise Orhan Hançerlioğlu’dur. Daha sonra Mustafa İnan’ın oğlu Hüseyin İnan, Oğuz Atay’a karar verir.

Romandaki çerçeve öyküde İnan’ın yaşamını anlatan profesör de özde gerçek yaşamdaki tanıdık bir yüzden yola çıkılarak oluşturulmuş biridir ve bu kitabında Atay’a büyük yardımı dokunmuştur. Atay’ın romanı yazarken kendisine duyduğu hayranlığı çevresindekilere sık sık dile getirdiği, dünya çapında üne sahip bu matematik profesörü, Cahit Arf’tır. O dönem TÜBİTAK’ta görevli olan Namık Aras da, Cahit Arf’ın kendisine, "Bir Bilim Adamının Romanı’ndaki profesör benim" dediğini söylemektedir. Oğuz Atay da bunu doğrular gibi konuşuyordur: "Bu çalışmalarımda özellikle matematik profesörü Cahit Arf bana çok yardımcı oldu (...) Benim kitabı bütün boyutlarıyla düşünmemde Cahit Arf’ın payı büyüktür. Düşüncelerim, Cahit Arf’ı tanıyınca sadece düşünce olarak kalmadı, onun kişiliğinde somutlaştı."

KİTAPTAN

MÜHENDİS OLUP PARA KAZANMAK YERİNE ÖĞRETMEN OLUP PARA KAZANMAMAYI SEÇTİM

Ne var ki babasından gelen bir mektup, Cahit’in mezuniyet sevincini yarım bıraktı. Avundukların şirketi bir süre önce iflas etmişti; Yusuf Bey artık işsizdi ve bu kötü haberi bildirmek için oğlunun sınavlarının bitmesini beklemişti. Elindeki franklar tükenmek üzereydi ve Cahit’in Türkiye’ye dönmekten başka çaresi yoktu... "Türkiye’ye döndüm. Maarif Vekáleti’nin açtığı Avrupa imtihanlarına İzmir Sultanisi beni namzet gösterdi... Hem Ecole Polytechnique’i, hem Ecole Normale Superior’u kazanmıştım. Polytechnique’i bitirirsem mühendis olacağım ve para kazanacağım, öteki tarafa girersem öğretmen olacağım ve para kazanmayacağım. Memleketin öğretmene ihtiyacı var diye düşündüm, o zamanın hacası öyleydi. Ecole Normale’e girdim..."

ARF HALKALARI

VE ARF KAPANIŞI’NIN ÖYKÜSÜ

İstanbul’a geldiğimde, bir yerde yeni yapılacak bir binanın şerefine neşredilecek bir kitap için makale istediler. Acele, determinantlar hakkında bir şeyler yazdım. O önemli bir şey değildi... Harp senelerinde İstanbul’da Patrick Du Val adında bir adam geldi İngiltere’den. Bir cebrik eğrinin bir noktası civarındaki singularitelerin hususiyetlerini belirten bir teori vardı; Du Val ondan bahsetti. Yalnız bu, düzlemde geçerli idi. ’Ah,’ dedim, ’bu iş olur!’ Üç boyutlu uzayda da, "n" boyutlu uzayda da ve analize hiç ihtiyaç yok. Du Val’e konuyu bir seminerde anlattım; ’Sırf cebrik kavramlarla bu işin içinden çıkılır’ diye iddia ettim. ’Eh, yap bakalım öyleyse’ dedi. Bir hafta üniversiteye gitmedim, eve kapandım. Hafta sonunda bir şeyler çıktı ortaya işte; bu da dünyaya yayıldı. Bu işte birtakım halkalar vardı; o halkalara Arf Halkaları, kapanışlarına da Arf Kapanışı deniyordu. Yani bu şekilde, başkasının yüzünden şöhret sahibi oldum. Oysa asıl yapmak istediğim işler, beni hiçbir zaman pek fazla tanıtmadı...

DOĞAN HIZLAN'IN SEÇTİKLERİ

Riner Maria RilkeBütün Öyküleri İthaki

Ali PüsküllüoğluZamansızÖzgür Yayınları

Sevgi ÖzelDilimde Tüy BittiÇınar

Ebüssüreyya SamiAmanvermez Avni’nin SerüvenleriMerkez Kitaplar

G. T. BattenayDünya Dinleri AnsiklopedisiSAY
X

Anıların içinden bir öykünün 50’nci yılı

İyi yazar Füruzan’ın, ‘Parasız Yatılı’ adlı öykü kitabının ilk yayınlanışının üzerinden 50 yıl geçmiş. Yapı Kredi Yayınları tarafından 50’nci yıla özel bir de baskısı yapıldı kitabın.

Bu kitap beni öykünün ilk yayınlandığı zamanlara götürdü.

Cağaloğlu’ndaki eski Hürriyet binasının karşısındaki yolda Vatan gazetesi vardı. Binanın bahçesinde bir havuz bulunuyordu.

Vatan kapandı, orayı Simaviler aldı ve Yeni Gazete aynı yerde yayınlanmaya başladı. Gazetenin birinci sayfası The New York Times’ı andırıyordu.

Nezih Demirkent’in yönettiği gazetenin edebiyat/sanat sayfasını ben yönetiyordum.

Her hafta bir öykü yayınlıyorduk.

İşte Füruzan’ın ‘Parasız Yatılı’ öyküsü ilk kez o sayfada çıktı.

Bu öyküden sonra Füruzan hayranlığım devam etti. Hakkında pek çok kez yazdım, televizyon programları yaptım.

İyi bir yazar zamansızdır. Onu her okuyuşta, yaşadığınız zamandan izler bulursunuz.

Yazının Devamını Oku

'Geceleyin bir ses böler uykumu'

HANDAN KARA’nın ‘Sonbahar Rüzgârları’nı çıkar çıkmaz dinlemeye başladım. Anılarımda yer alan birçok dostumu belleğimde canlandırdım.

Yıllar önce İzmir’de Halikarnas Balıkçısı ile geçirdiğim gün uzayınca Ankara’ya olan uçak biletimi iptal edip gece yarısı otobüse binmiştim.



Otobüs sabaha karşı ihtiyaç molası verdi. Yanlış anımsamıyorsam Afyon’da durmuştuk.

Yarı uykulu vaziyette otobüsten indim. Ayın doğduğu ıssız bir gecede, birden bir şarkı kulaklarımda yankılandı:

“Görünce âşık oldum

Yazının Devamını Oku

Kemal Varol’la iyi yolculuklar

‘Âşıklar Bayramı’ kitabını babalar ve oğullar rafımın iyileri arasına koydum. Yerel bütün özellikleri modernize eden bir kitap. Uğranılan, geçilen bütün kentlerin özelliğini, ruhunu etkileyici bir üslupla tasvir ediyor.

Yol, yolculuk ve baba-oğul münasebeti üzerine yazılmış romanları, öyküleri seviyorsanız Kemal Varol’un ‘Âşıklar Bayramı’nı okuyun. Anadolu’da bir yolculuğa çıkan, yıllardır birbirini görmeyen baba ve oğulun trajik serüvenini anlatıyor.

Kitabı da zaten babasına ithaf etmiş.

İki dizeyle başlıyor kitap:

“Tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-yi ah kaldı

Tevessül dilber-i yâre benim arzum nigah kaldı”

25 YIL SONRA GELEN BABA...

“Geceleyin gelen nedir, bilir misiniz?” - Tarık suresi

Kapı çalınıyor, uzun bir tereddütten sonra açıyor ve serüven başlıyor:

Yazının Devamını Oku

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

Salı günü akşamüstü Metin Turan aradı, “İlhan Hoca’yı bir saat önce kaybettik” diye.

Metin Turan’ın İlhan Başgöz’ün Türkiye’ye getirilmesindeki yerini tekrarlamak gerekir. Başgöz’ün Amerika’daki durumundan beni haberdar eden ve Türkiye’ye gelmek istediğini söyleyen oydu.

Sonrasını biliyorsunuz, ben de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı arayarak Hoca’nın isteğini iletmiştim. Başgöz böylece çok sevdiği vatanına kavuşmuş oldu ve son nefesini doğup büyüdüğü, türkülerini derlediği topraklarda verdi.

Bugün onu kitaplarıyla son yolculuğuna uğurlamak istiyorum. Bize bıraktığı gerçek mirası hatırlatarak:

‘Yunus Emre’

Kitabın girişinde Yunus Emre hakkında bildiklerimizin üç kaynaktan geldiği yazıyor.

Bir yargısı,

Yazının Devamını Oku

Yemek tarihi ve tarifi

Ramazanlarda yemek çeşitleri, yalnız aşçıların değil ev kadınlarının da yaratıcılığını körükler.

Eski aşçı düzeni ile bugünün düzeni arasında ne farklar vardı?

Yemek ve Kültür dergisinde bu konuda epey inceleme yer alıyor.

Enis Batur, ‘Mutfakta sınır ihlâlleri’ yazısında iki önemli sergiyi tanıtıyor:

‘Yiyorum, Öyleyse Varım’ ve ‘Haydi Masaya!’.

Masaya çağrı elbette ramazanda daha sık duyulur.

Gökhan Akçura’nın ‘Arşivden Lezzetler’ ana başlıklı yazısını okudum. Onun geçmişi bugüne bağlayan yazılarını severek okurum.

‘Nerede o eski aşçılar!’

Hürriyet’te tanıdığım

Yazının Devamını Oku

Evinize gelen 'Misafir'i dinleyin

Esra Zeynep Yücel adını, benim de yazdığım ve Frank Sinatra’ya adadığı ‘Dear Frank’ albümünden anımsayacaksınız.

Yeni albümü ‘Misafir’de Türk müziğinin en sevilen türküleri ve şarkılarını seslendirdi.

Etnik Türk enstrümanlarının da kullanıldığı evrensel bir albüm niteliği kazandı.

Şarkılara kendi anlayışıyla farklı bir yorum kattı.



Caz müzik sanatçısına hem ülkemizden hem de yurtdışından önemli müzisyenler eşlik etti.

Yazının Devamını Oku

Eski İstanbul’da ne yenir, ne içilirdi?

Yeme-içme konusuna meraklıysanız dergileri, kitapları takip edin. Dünden bugüne lezzet haritasını böyle öğrenebiliriz. Sermet Muhtar Alus’un kitabı da bunlardan biri. Okuyucular kitaptaki lezzetleri kendileri de deneyebilir.

Kimi yazarların kitaplarını okumadan eski İstanbul’un günlük yaşamını, alışkanlıklarını öğrenemezsiniz. O zaman da bugünün İstanbul’unu anlamanıza imkân yoktur.

Yeme-içme konusunda dergiler çıkıyor, kitaplar yayımlanıyor. Dünden bugüne lezzet haritasını böyle kitaplardan öğrenebiliriz.

Bir şehrin tarihinin ışıldakları bugünü aydınlatır. Sermet Muhtar Alus işte o ışıldakları tutanlardan biridir. ‘İstanbul’un Geçmiş Günlerinde Yeme İçme’ kitabını okurken bugünle mukayese yapabildim. Derleyen ve yayına hazırlayan Tuncer Birkan.

NOSTALJİDEN FAZLASI

Birkan, ‘İzler Üzerine’ yazısında dizinin gerekçesini sunuyor: “Yakında 100. yılına girecek Cumhuriyet’in yazılı mirasını yeterince tanımıyoruz.

Ortada devasa bir arşiv var sahiden ama çok temel eksiklerle malul bir arşiv bu. ‘İzler’ adını verdiğimiz bu dizide yapılacak işin önemli bir boyutunu, işte bu tür eksikleri ‘tamamlama’ya çalışıyoruz.”

Birkan’ın yazısı gerek yazarlara, gerek araştırmacılara, gerek yayınevi yöneticilerine yerine getirilmesi gereken bir hatırlatmadır. Ben de katılıyorum. Erdir Zat, ‘Derya Gibi Bir Adam’da, İstanbul’u yazanlara değindikten sonra Alus üzerine şu yargıya varıyor: “Nostaljiyi daha ışıklı zamanlara saklayalım. Bugün Sermet Muhtar’ı okumak nostaljiden çok daha fazlasını içeriyor.”

Yazının Devamını Oku

25 yıllık tarihin özeti

Uzmanlık kütüphanelerinin önemini sık sık vurguluyorum. Genel kitaplıklar geniş bir kitlenin bilgi ihtiyacını karşılar. Genel kitaplıklarda ayrı raflar da düzenlenmelidir.

Ben hâlâ internet dışında yıllıkların yayınlanmasından yanayım. Çünkü merak ettiğiniz, hemen başvuru gerektiren bir durumda önünüzdeki kitap size yardımcı olur.

Evin Sanat Galerisi’nin hazırladığı ‘25. Yılında’ yalnız resim ve heykel tarihinin değil genel tarihin de bir önemli bilgisini içeriyor.

Daha önceki bir yazımda aramızdan ayrılan Evin İyem’in ve Ümit İyem’in kurduğu galerinin 25’nci yılından söz etmiştim.

Osman Nuri İyem, ‘25. Yılında’ başlıklı bir tür yıllık özelliği taşıyan kitaptaki yazısında galeriyi ve onun yerini, özelliğini saptıyor.

Kitabın niteliği nedir?

1996’da başlıyor 2021’de bitiyor.

Üç bölüm:

Dünya – Türkiye – Evin Sanat Galerisi.

Yazının Devamını Oku

Baksı’dan yeni projeler

Baskı Kültür Sanat Vakfı Mütevelli Heyeti, Zeytinburnu Fişekhane’de toplandı. Heyetteki kadın üye sayısı yediye yükseldi. Yeni yönetim kurulundaki kadın üyelerle birlikte Baksı’daki kadın üye sayısı 13’e yükselmiş oldu.

Toplantının ana gündemini, yeni açılacak ‘Osman Dinç-Gözlemevi’ ve ‘Kıraçta Heykel’ sergileri ile Çocuk Şenliği ve Kadın İstihdam Merkezi oluşturdu.

Ayrıca Anadolu Ödülleri’nin 2021’de yeniden düzenlenmesine ve bu bağlamda, mekân, lezzet ve ses konularına yönelik ‘Anadolu’yu Anlamak’ üst başlıklı araştırma ve uygulama projesinin hayata geçirilmesine karar verildi.

Film festivali ve konserlerin ise pandemi koşullarına bağlı olarak uygulanmaya konması kararlaştırıldı.

BAKSI MARKASININ GELECEĞİNİ İNŞA EDECEK PROJELER

VAKIF Yönetim Kurulu Başkanı Hüsamettin Koçan, çalışmalarının odağında yine kadın ve çocukların olacağını söyledi:

“Baksı’nın etrafındaki sinerjide, masumiyet ve samimiyet var. Bugüne bu sivil kültürle geldik. Gelecekte de sivil bir kuruluş olarak var olmak istiyoruz. Bir yandan çocuklarımızı Yetenek Eğitim Merkezi’yle geleceğe hazırlayıp istihdam sağlarken, Kadın İstihdam Merkezi projesiyle de kadını ekonominin aktif bir parçası haline dönüştüreceğiz. Tabanlıoğlu Mimarlık tarafından projelendirilen bu merkez, Baksı Müzesi’nden sonra Bayburt’a kazandırdığımız ikinci önemli yapı olacak.

Yeniliğe kapımızı açık tutmak istiyoruz. Bunun için Gelecek İçin Öneriler kurulunu oluşturduk. Gençlerimizi ve taze fikirleri olanları faaliyetlerimize katkıda bulunmaya davet ediyoruz.”

Sergiler:

Yazının Devamını Oku

Müzik eşliğinde şiir dinlemek

Müzik eşliğinde şiir okumak, bana yabancı gelmeyen bir çalışma.

Hürriyet Gösteri’nin eski sahibi Sedat Simavi müzik kasetlerinin yaygın olduğu bir dönemde derginin şiir kaseti yayımlanması önerisinde bulunmuştu.

Gerçekten de uygulamaya başladığımda, dergi tiraj aldı.

Şiir okuma dönemi, edebiyat matinelerinde başladı, çeşitli salonlarda, okullarda gerçekleşiyordu.

İhsan Yılmaz, Kültürazzi’de fakültede öğrenci iken merakla dergiyi beklediğini yazdı.

Kasetleri nasıl gerçekleştirdik?

Önce Türk edebiyatının önemli şairlerini tespit ettik. Yaşayan şairler şiirlerini kendileri okudu, aramızdan ayrılanları da Türk tiyatrosunun önemli adları seslendirdi. Kaybettiğimiz şairlerin de kendi seslerinden zamanında yapılmış kayıtlardan yararlandık.

Yıllar önce ‘Karalama Defteri’nde Bejan Matur’la program yapmıştım.

Bu hafta da hem

Yazının Devamını Oku

Vefatının 30’uncu yılında Orhan Hançerlioğlu

İsmi felsefe çalışmalarıyla özdeşleşmişti ama aynı zamanda iyi bir romancıydı.Meral Demiryürek’in kaleme aldığı kitap Orhan Hançerlioğlu’nun bu yönünü inceliyor...

Radyo Günleri’nde Orhan Hançerlioğlu’nun (1916-1991) hikâye programlarını dinleyenlerden biriyim. Bir öykü yazarını tanıtır, ardından konuşmasını şiir dizeleriyle bitirirdi. Etkileyici, davudi bir ses tonu vardı. Son romanı ve sözlükleri üzerine TRT’deki ‘Karalama Defteri’nde de bir konuşma yapmıştım.

Ölümünün 30’uncu yılında Meral Demiryürek’in yazdığı bir kitabı tanıtacağım: ‘Roman İncelemesinin Teorik Temelleri ve Uygulamaları-Orhan Hançerlioğlu-Hikâyeden Öte Romandan Beri’.

Meral Demiryürek
Orhan Hançerlioğlu Hikâyeden Öte Romandan Beri
Akademik Kitaplar

Roman niçin okunur?

Kitabın yazılış amacını şöyle açıklıyor: “İsmi felsefeye yönelik çalışmalarla özdeşleşen Orhan Hançerlioğlu’nun aynı zamanda iyi bir romancı olduğunu bilenlerin sayısının azlığı ve yazarın bu yönünün daha fazla dikkate alınmayı hak ettiği düşüncesiyle bu kitap yazıldı. Romanlar incelenirken Alfred Adler tarafından geliştirilen bireysel psikolojiyle Carl Gustave Jung’un temellerini attığı analitik psikolojinin verilerinden yararlanıldığı gibi, bunlara ilave olarak, Hançerlioğlu’nun romanlarını yazdığı dönemde yaygın bir şekilde tartışılan varoluşçuluk felsefesinin temel ilkeleri de dikkate alınmıştır.”

Yazının Devamını Oku

Karagöz müsünüz yoksa Hacivat mı?

Karagöz oyununu da seyrettim, metinlerini de zevk duyarak okudum.

Karagöz–Hacivat’ın tarihi, insanın özeleştiri karşısındaki tahammülünü de simgeler.

Karagöz oyunu iki karşıt tipin karşılaşmasıdır ki, bence çoğu zaman Hacivat, Karagöz’den daha komiktir.

Babamın Karagöz takımı vardı. Oynatırdı.

Karagöz, öğretici bir gösteridir.

Yapı Kredi Yayınları Salonu’nda açılan ‘Karagözüm İki Gözüm’ sergisini gezemedim ama çok iyi hazırlanmış kataloğunu okudum, figürleri birkaç kez gözden geçirdim.

Zaman zaman argo yaftasıyla yasaklamalara uğramıştır Karagöz oyunları. İnsanoğlu böyledir, günlük yaşamında kullandığı argoyu bir kitapta, sahnede görünce sahte bir eleştiri krizine tutulur.

Sergiyi gezenler, kataloğu okuyanlar, bu konuya eğilmek isterlerse Pertev Naili Boratav ile Cevdet Kudret’in kitaplarını tavsiye ederim.

Ayrıca ben Karagöz şarkılarını da çok severim. Bazılarının adlarını vereyim:

Yazının Devamını Oku

Kütüphane Haftası’nı Cumhurbaşkanı açacak

57. Kütüphane Haftası açılış ve ödül töreni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından bugün saat 13.30’da Cum-hurbaşkanlığı Millet Kütüphanesi Konferans Salonu’nda gerçekleştirilecek.

Programda önce ödüller var. Bu yıl şu dallarda ödül verilecek:

Yılın Okuru Ödülü

Yılın Kütüphanesi Ödülü

İsmail Sacib Sencer Yılın Kütüphanecisi Ödülü

Yılın İşbirliği Ödülü (Kütüphanecilik ve yayıncılık alanlarında)

Yılın Yenilikçi Girişimi Ödülü (Kütüphanecilik ve yayıncılık alanlarında)

Ali Emiri Efendi Onur Ödülü

Kamuoyunda kitap, kütüphane ve okuma kültürü konularında bilinç uyandırmak, dünya kütüphaneciliğindeki ve kütüphanecilik hizmetlerindeki önemli değişim ve gelişmeleri kütüphaneciler, kütüphanecilik alanında faaliyet gösteren kişiler ve kurumlarla paylaşmak amaçlarıyla, 1964 yılından bu yana her yıl mart ayının son haftası yurt çapında Kütüphane Haftası olarak kutlanmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Gezerken müziği anımsamak

Güncel bir ödülle başlamalıyım yazıma. Basınımız, her yıl yaptığı gibi bu yıl da Grammy Ödülleri’ni kazananların klasik müzikle ilgili bölümlerini yayımlamadı.

Birkaç hafta önce yazdığım Lintu’nun Sibelius icraları ödül kazandı.

Yurtiçinde ve dışında gezerken, orayla ilgili müzikler belleğinizde canlanır mı?

Benim çok sık başıma gelir, yürürken müziği mırıldanmaya başlarım.

O yerin edebiyatı ve müziği birleşince, yürümek bana bütünsel bir zevk verir.

Bach’ın Brandenburg Konçertoları’nı dinledim.

Six ‘Brandenburg’ Concertos

ARS REDIVIVA ENSEMBLE

Soloists anda Chamber Orchestra

Yazının Devamını Oku

Her yazarın bir şehri vardır

Orhan Kemal’in şehri de Adana’dır. M. Nevzat Hız’ın hazırladığı ‘Bir Şehir Sözlüğü-Orhan Kemal’in Adana’sı’ kitabı bir şehrin edebiyata geçişinin grafiğini gösteriyor.

Orhan Kemal’i tanısaydınız, o şehirli zarif bıçkınlığına bayılırdınız. Her zaman, her koşulda yüzü gülen, insanları seven, en kızdığını bile sevecen bir üslupla eleştiren bir büyük yazardı. Adana, onun ve edebiyatının vatanıdır.

Fikret Otyam’ın mektuplarında, Ara Güler’in fotoğraflarında, onun yaşamının bazı ipuçlarını bulursunuz.

Toplumcu Gerçekçilik bazı yazarların genel şemsiyesidir ama Orhan Kemal için ‘aydınlık gerçekçi’ tanımı eleştiri tarihinde yer etmiştir.

Çünkü o, eleştirdiği, kapitalizmin acımasız temsilcilerinin bile insan yanına bir edebi çentik atar.

Bu anlayış sayesinde roman kahramanları inandırıcıdır. İyi ve kötünün aynı insanda birleştiğini gösterir. ‘Sadık gerçekçilik’ de budur.

Her yazarın bir kahvehanesi, lokantası vardır. Orhan Kemal de Nuruosmaniye’nin girişindeki Meserret’te otururdu. Nurer Uğurlu orayı da anlatmıştır kitabında.

Bir Şehir Sözlüğü

Yazının Devamını Oku

Dünya Tiyatro Günü kutlu olsun

27 Mart Dünya Tiyatro Günü. Bu vesileyle her yıl yerli ve yabancı sanatçılar bildiriler hazırlar. Zor bir dönemden geçiyor tiyatrolar pandemi nedeniyle. Önce sorunlara değinmek gerekiyor o yüzden.

Yazımdaki önemli bilgileri, saptamaları, tiyatronun pandemideki durumunu Hürriyet Kitap Sanat editörü ve tiyatro yazarı Bahar Çuhadar’ın hazırladığı dosyadan aldım.

Devlet yardımı için bazı koşullar yüzünden, vergi ve stopaj borcu olan tiyatrolar yararlanamadı.

Yaşayanlar da perdelerini gişe geliriyle açabildi.

Binlerce tiyatro emekçisi (oyuncu, teknik çalışan, yönetmen, yazar) bir yıldır gelir elde edemedi, buna rağmen kira, fatura, vergilerini kredi çekerek ödeyebildiler.

Toy İstanbul, Öykü Sahne, Küçük Salon, Galata Perform adlı dört bağımsız tiyatro mekânı kapandı.

Kadıköy’ün ve İstanbul’un son yedi yıldır en bilindik tiyatro mekânlarından Moda Sahnesi kapanmanın eşiğinden ‘Sahneden naklen’ uygulamasını başlatarak döndü. Oyunları canlı oynayıp, bilet satıp dijitalden seyirciyle buluşturuyor.

Tiyatro dünyasından birçok kişi, devlet ya da yerel yönetimlerin İngiltere ve Almanya’daki uygulamaları benimsemelerini öneriyorlar.

Bizde tiyatroya en güçlü destek tiyatrocuların tek tek ya da kolektif olarak başlattıkları dayanışma kampanyalarına katılan seyirciden geldi. Bağımsız sahnelerin kimisi imzalı afiş satarak, kimisi ileride oynayacakları oyunlar için önden bilet satarak, kimisi boş koltuk satarak, kimisi de internette dayanışma kampanyası başlatarak seyirciden destek aldı.

Yazının Devamını Oku

Erol Toy’un ardından

Türk edebiyatının toplumsal gerçekçi yazarlarından Erol Toy (1936–2021) aramızdan ayrıldı.

Kızı Ayşe Toy, babasının ölümünün ardından düşüncesini okurlarıyla paylaştı:

“Canım babam, yazar Erol Toy, uzun bir hastalığın sonunda yanımızdan ayrıldı, acımız tarifsiz. Babacım, merak etme, ömrün boyunca kaleminle anlatmak ve korumak için mücadele ettiğin laik Cumhuriyet bize emanet artık. Fikirlerin ölümsüz, huzur içinde uyu.”

Yapıtları dışında, toplumsal hareketlerin, siyasal girişimlerin içinde olan bir yazardı. Kendi kitapları dışında uzun süre Yazko Edebiyat’ın da yöneticiliğini yaptı.

Yazko Edebiyat’ı yönetirken sık sık Cumhuriyet gazetesine uğrar, konuşurduk. Her zaman günün siyasal gündemine kafa yorardı.

Siyaset mağdurlarının da her zaman yanındaydı.

Osmanlı’dan Türkiye Cumhuriyeti’ne kadar çizilen tarihi romanlarında yansıttı.

İmparator romanıyla okurların ilgisini çekti.

Yazının Devamını Oku

Kırtasiyecilerle kırtasiye severler buluşuyor

Eve kapanmanın zorluklarını en çok tutku derecesinde bağlı olduğu hobilerinden uzak kalanlar yaşıyor.

Herkese göre değişse de benim için kitapçıdan ve kırtasiyeciden uzak kalmak onlara duyduğum özlemi arttırır.

Kırtasiye sektörünün 2021’deki beklenen buluşması, 22–27 Mart tarihleri arasında TÜYAP Fuar ve Kongre Merkezi’nde gerçekleşiyor.

Fuar, TÜYAP Tüm Fuarcılık Yapım A.Ş. ile Tüm Kırtasiyeciler Derneği (TÜKİD) işbirliği ile yapılıyor. Fuarın tam adı şöyle: “Uluslararası Okul, Kırtasiye, Kâğıt, Ofis Malzemeleri ve Oyuncak Fuarı”.

Hobi malzemeleri, hediyelik eşyayı da bu fuarda bulabileceksiniz.

Fuarın açılış programı:

- Burç Tuncer

Yazının Devamını Oku

Enver Gökçe’ye bir armağan...

Ali Ekber Ataş’ın derlediği kitapta Enver Gökçe’nin şiiri şöyle anlatılmış: “Yüksek ruhludur. Memleket kokusunu, özgürlük hissini duyumsatması bu çoğalan özelliğiyle sağlar.” Şairi bütün yönleriyle birçok yazarın görüşünden okuyacaksınız.

Toplumcu gerçekçi şiirin ustalarından Enver Gökçe’ye bir armağan kitabı yayımlandı: ‘Doğumunun 100. Yılında Enver Gökçe’ye Armağan.’ Derleyense Ali Ekber Ataş...

Anımsayacaksınız, uzun yıllar ABD’de yaşayan İlhan Başgöz uçaktan Ankara’ya inince Enver Gökçe’den dizeler okumuştu.

Armağan kitabın başında Can Yücel’in ‘Enver Gökçe’ye’ şiiriyle benim ‘Enver Gökçe’nin Türk Şiirindeki Yeri’ yazım yer alıyor.

Teşekkür yazısında Ali Ekber Ataş armağana emek verenlerin adını anıyor.

‘Doğumunun 100. Yılında Enver Gökçe’ye Armağan’ 
Derleyen: Ali Ekber Ataş

Yazının Devamını Oku

Seçkin Türesay’ın ardından

Yılların arkadaşı, iyi gazeteci Seçkin Türesay da aramızdan ayrıldı.

Seçkin’le dostluğum Yeni Gazete’de başladı. Ben sanat edebiyat sayfasını yönetiyordum, o da yazıişleri müdürüydü. Bazı akşamlar orada sohbet ederdik.

Basın dünyasındaki dostluklar, ayrı gazetelerde olsanız bile devam eder. Bir aralık Günaydın’a gitmiş, sonra yeniden Hürriyet’e dönmüştü.

Alçakgönüllü kuşaktandı, çalışanların hepsiyle dostluk kurmuştu, yöneticiliğin ceberutluğundan eser yoktu.

Haberin ardındaki gerçeği sezer ona göre değerlendirirdi.

Gazete içi ve gazete dışı birçok toplantıda buluştuk, sevgili eşi Nazan Türesay da bu dostluk halesi içindeydi.

Gazete günübirlik bir çalışmadır ama her sayı tarihe kalır, yıllar sonra kaynak olarak kullanılır.

Seçkin Türesay da gazeteciliğin bu yanını bilir, haberi de buna göre değerlendirirdi.

İşinde titiz, ilişkilerinde kibardı.

Yazının Devamını Oku