GeriErtuğrul ÖZKÖK Dedenin lakabı ‘Apo’ diye mi Hülya
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Dedenin lakabı ‘Apo’ diye mi Hülya

DÜN sabah ilk işim Hülya Avşar’ı aramak oldu.

Telefon açıp direkt sordum:

“Yani babanın lakabı Apo diye mi bu filme birincilik verdin?”

Önceki akşam Antalya Film Festivali’nde birinci olan “Güzelliğin On Par’ Etmez” filmini seyrettim.

Film, Kürt baba ile Türk anneden doğan bir çocuğu anlatıyor.

Baba siyasal sığınmacı olarak Avusturya’ya yerleşmiş.

Tabii daha ilk sahneden aklıma şu soru takıldı:

Hülya Avşar’ın da annesi Türk, babası Kürt.

Eminim birçok kişi, “Acaba filmi bu yüzden mi çok sevip birinciliği için oy kullanmış” diye düşünmüştür.

“Bir kere filmi ben değil, jüri birinci yaptı. Ayrıca film ön jüriden geçerek önümüze geldi” dedi ve devam etti:

“Kesinlikle kendimle bir ilişki kurduğum için beğenmiş falan değilim. Çok güzel bir filmdi. Beni çok etkiledi. Sevgiyi ve barışı anlatıyordu.”

Konuşmamız şöyle devam etti:

-Sen istemesen de, senin ailene değen bir tarafı var değil mi?

“Var tabii... Filmde yaramı deşen çok şeyler vardı. Ama filmi sevmemin nedeni özel olarak ailemin durumu değil. Türkiye’nin genel durumunu ilgilendiren tarafı.

-Mesela ne gibi?

Kürt meselesine genel bakıyoruz. Sadece Türkler ve Kürtler diye iki ayrı kesim görüyoruz. Oysa bu ülkede Türk-Kürt evliliğinden oluşan yüz binlerce aile var.
Savaş sadece dağda olmuyor. Bazen bu aileler içinde de savaş çıkıyor. Film bunu çok güzel anlatıyor.

-Filmde en çok nerede etkilendin?

Büyük çocuğun sokakta babası ile kavga ettiği sahnede çok ağladım.

-Neden?

Baba Kürt ama çocuk kendini Türk hissediyor. Sokağın ortasında tişörtünü çıkarıp atıyor. Göğsüne Türk bayrağını işletmiş. Babasına olan tepkisini de suratına
karşı avazı çıktığı kadar yüksek sesle İstiklal Marşı’nı söyleyerek veriyor. O sahnede çok ağladım. Arkamda aktörler oturuyordu. Onlar görmesin diye
saklamaya çalıştım.

-Neden bu kadar etkilendin?

Çünkü ben de böyle bir aileden geliyorum. Evet babam Kürt ama ben kendimi Türk hissediyorum. Ben Türk’üm. Bayrak ve İstiklal Marşı beni heyecanlandırıyor. Ama bu babamın Kürtlüğünü inkâr etmemi de gerektirmiyor.

-Sadece bu mu?

Bir başka yanı daha var. Bu sahne alıştığımız modele de uygun değil. Türk-Kürt karışık ailelerde çoğunlukla çocukların Kürt bilincine sahip oluduğunu
düşünüyoruz. Bunun tersi de olabiliyor. Önemi olan, bu karma aileleri birlikte yaşama modelleri haline getirmek. Rol modeli olarak bakmak. Belki de çözümün sırrı bu karma ailelerde saklı.

-Peki senin özel duyguların neydi? Aile içinde durum nasıldı? Annen ne hissediyordu?

Babam evde Kürtçe konuşurdu. Annemi hiç şikâyet etmedi. Onun tek şikâyeti, baba tarafım çok kalabalıktı. Babamlar 14 kardeş. Her birinin en az 5 çocuğu olmuş. Dolayısıyla bizde hep aileden birileri olurdu ve annem durmadan tencere tencere yemek yapmak zorunda kalırdı.

-Baban evde Kürtçülük yapmaz mıydı? Size Kürt bilinci aşılamaya çalışmaz mıydı?

Ben bunu fazla hissetmedim. Ama Kürt oluduğu için babamın başına bazı işler gelirdi. Sürgüne gönderirlerdi. Bir keresinde belediye otobüsünde Kürtçe konuşmuş. Bir kadın müdahale edince aralarında tartışma çıkmış. Babam o nedenle bize sık sık ‘Sakın dışarıda Kürtçe konuşmayın’ diye tembihte bulunurdu.

-Sen okulda veya sokakta sıkıntı çektin mi?

Hayır, hiç öyle bir sorunum olmadı. Yani Kürt olmamla ilgili bir sıkıntım olmadı. Kürt meselesine ilgim de Kürt açılımından sonra başladı.

-Aileden hiç Kürtlük hassasiyeti yükselmiş biri çıkmadı mı?

Çıktı. Hala kızım Yüksel Avşar, Talabani’yi karşılayan heyet içindeydi. Halen de BDP’li.

-Jüri başkanlığında zorlandın mı?

İnan çok yoruldum. Çok zorlandım. Dudaklarımda uçuklar çıktı. Geceleri tavana bakarak düşündüm. Geçmişte bana çok haksızlık yapıldı. Başkalarının filmine de yapılsın istemedim. Çok inceledim. Bazı yazıları okuyorum. Herhalde filmi seyretmeden yazıyorlar diye düşünüyorum. Bu film sevgiyi ve barışı anlatıyor. Karma ailelerin sorununu anlatıyor. Sadece bununla da kalmıyor. Bunun sebeplerini de anlatıyor.

Avşar Ailesi’nde kime hangi Kürtçe lakap takılmış

HÜLYA Avşar’a “Dedenin lakabı Apo olduğu için mi o filme birincilik oyu verdin” diye espri yapmamın nedenini anlatayım.

Çok az insan bilir. Hülya Avşar’ın ailesinin bütün bireylerinin bir lakabı vardır.

-Onunki “Malakan Curi”dir.

-Kız kardeşi Leyla’nınki “Muşki”dir.

-Helin zaten Kürtçe bir isimdir, “kuş yuvası” anlamına gelir.

-Babasınınki “Ello”, babaannesininki ise “Duduk”.

-Gelelim dedesinin lakabına... Aile içinde ona “Apo” derlermiş.

-Kürt açılımından sonra Ardahan’a olan ilgisi artmış.

“Ardahanlılar Derneği”ne üye olmuş.

Biraz araştırdım. Dernek son yıllarda hızla büyümüş.

Bunda CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin’in büyük payı varmış.

Derneği o örgütlüyormuş.

Kürt sorununu çözmek için “akil insanlar” aranıyor.

İşte size Hülya Avşar. Bir de Mustafa Denizli’yi öneririm. Geçen akşam Enver Aysever’in programında harika şeyler söyledi.

Dün orospu dediğiniz bugün yine sevgili

DİKKATLE seyrettiğiniz zaman ezberimizi bozacak çok ayrıntı var.

-DAĞDAKİ GENÇ İMAJI Kafamızda genellikle geçmişte devletle uyumlu babalar ve onların dağa çıkan oğulları, kızları imajı var.

Film bu fotoğrafı bozuyor. Bize açıkça söylenmiyor ama bu defa baba dağa gitmiş.

Oğlu ise babaya isyanını, İstiklal Marşı söyleyerek verecek kadar Türkçü olmuş.

OTUZ YIL OLDU Tabii şunu hatırladım, ilk PKK baskınının üzerinden 30 yıl geçti. O gün dağa çıkan gençler bugün artık 50’lerinde... Yani 20-25 yaşında çocukların babası olacak yaşa geldiler.

SINIFIN EN SEMPATİK ÇOCUĞU Filmde bir Avusturya okulunun, daha çok göçmen çocuklarının okuduğu sınıf var.

Sınıfın en sempatik çocuğu türbanlı bir kız.

Herkesle çok iyi ilişkisi var, hep gülümsüyor.

MAHALLENİN ÇAPKIN AĞABEYİ Filmin en güzel tiplerinden biri, apartmanda yalnız başına yaşayan Türk genci.

Sevdiği Avusturyalı kız onu terk etmiş.

‘Kürt Romeo” dediği küçük Veysel’le aralarında şöyle bir sohbet geçiyor:

Dün benim kızı aradım...”

“Daha dün ona orospu diyordun.”

“O dündü. Bugün yine başka.”

Aşkın  öfkeye dönüşüp, tekrar eski haline gelmesini daha güzel nasıl anlatabilirsiniz ki...

ŞEREFSİZ KELİMESİNİN MANASI Apartmandakı ağabey, çok sevdiği Veysel’e “Lan şerefsiz” diye sesleniyor.

“Şerefsiz” kelimesinin bu kadar sempatik bir manaya dönüşmesi de güzel.

MÜZİĞİ ÇOK SEVDİM Filmin Jüdit Varga tarafından hazırlanan müziği harikulade. Özellikle tramvay ve bitiş sahnesindeki bölümleri çok etkileyiciydi. Bir Hollywood filmi kalitesindeydi.

X

'Punk Pamuk Prenses' bu elbiseyi ne karşılığında giydi

New York Metropolitan Müzesi’nin geçen yıl ertelenen MET Balosu bu yıl yapıldı...

Her MET Balosu gibi kırmızı halısı rengârenkti...

Ama bu defaki kırmızı halı aynı zamanda “Post Covid-19” döneminin yeni normalinin çizgilerini de verdi.

Bununla ilgili haberleri televizyonlarda ve gazetelerde izlediniz...

Ben size oralarda görmediğim önemli bir ayrıntıyı aktaracağım.

Benim için gecenin en şaşırtan kişiliği genç şarkıcı Billie Eilish’ti ve ötekilerden farklı bir yazıyı hak ediyordu.

MET’in bütün merdivenlerini kaplayan bir Oscar de la Renta ile gelmişti...

Bol pantolonlar, ondan bol tişörtler, yeşil-mavi saçları ile “yeni sallapatiliğin” simgesi olan Billie Eilish adeta Pamuk Prenses kılığında bir Marilyn Monroe’ya dönüşmüştü.

Yazının Devamını Oku

‘Milli ve yerli çapkınımız’ ahiretten tekzip gönderdi

Fransa Cumhurbaşkanı Macron, önceki hafta hayatını kaybeden ünlü oyuncu Jean Paul Belmondo için “milli çapkın” demişti ya...

O gün, ben de bizim tarihimizin en ünlü “milli ve yerli çapkını” Süha Özgermi’yi tanıtmıştım...

1980’li yıllarda Türk magazin medyasının en önemli ve en renkli figürlerinden biriydi...

Yazının çıktığı gün Habertürk yazarı Murat Bardakçı aradı...

Süha Bey’i yazmışsın... Onu bir de ben yazayım. Bakın, çoğu insanın ‘Ha, milli çapkın mı?’ diye dudak büktüğü o karakterin arkasında nasıl bir insan var...”

Murat, bunu 22 Eylül 2013 günü, onun ölümünden sonra Habertürk’te yazmış.

Yazının başlığı şu:

“‘Milli çapkın’ Süha Özgermi’nin Abdülhamid’e uzanan aile öyküsü”

Yazının Devamını Oku

‘Higgs Bozonu’ binince ‘çakar’ arabadan iniyor

Hafta sonu çok ilginç bir belediye başkanı ile tanıştım.

İşinsanı Sadettin Saran’la birlikte Hırvatistan’ın Split şehrine gittik.

Saran grubunun orada çok güzel bir oteli var.

Adı “Le Méridien Lav”...

*

İlk akşam Split’in yeni seçilen Belediye Başkanı Ivica Puljak ve eşi Marjiana Puljak’la yemek yedik...

Hırvat sisteminde “seçimle gelen” belediye başkanı şehrin en üst yöneticisi oluyor.

Yani merkezi hükümetin atadığı bir vali yok ve yetkiler seçimle gelen belediye başkanı ile Belediye Meclisi’nde...

Yazının Devamını Oku

Türkiye bağlarının gelmiş geçmiş en iyi yılı hangisi

Ben her sonbaharı iki şarkı ile açarım...

Alpay’ın “Eylül’de Gel”i...

Ve Natalie Imbruglia’nın “Come September”ı..

Bu sonbaharı da geçen perşembe Şarköy’e giderken bu şarkıları dinleyerek açtım...

*

Tabii benim için sonbahar açılışı çocukluğumdan beri bağbozumlarıdır...

Bu yılki Baküs mevsimimi de Kayra’nın Şarköy Dedeçeşme Bağları’nda yaptım...

Son yıllarda daha çok Denizli Güney ve Urla bağlarında dolaşıyor, Trakya bağlarına gidemiyordum...

Oysa Trakya Türkiye’nin en önemli üç bağ bölgesinden biri...

Yazının Devamını Oku

Savunma Bakanlığı sitesinde gördüğüm güzel bir ayrıntı

Bu fotoğrafı dün Milli Savunma Bakanlığı internet sitesinden aldım.

Çünkü bir İzmirli olarak çok dikkatimi çekti.



*

Sitenin birinci sayfasında Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın İzmir’e yaptığı ziyaretle ilgili bir haber vardı.

Bakan, KKTC Cumhurbaşkanı

Yazının Devamını Oku

Şenol Güneş çok ilginç şeyler anlattı: Bu kafayla teknik direktör değil ancak üçkağıtçı bulunabilir

Önceki gece Şenol Güneş’le telefonda konuştum. Uzun süre sohbet ettik. Çok ilginç şeyler anlattı...

1- Bu takımın hâlâ şansı var. O şansı da ben yarattım. Hollanda’yı, Norveç’i bu takımla yenip 11 puan aldım.

2- Şimdi burada 3 ay kalsam ne olacak? Önemli olan şu; Türkiye Dünya Kupası’na gittiği zaman bir vizyon çizmeli.

3- Yeni gelecek kişi mutlaka şunu yapmalı; futbolun kalkınması için bir danışma kurulu kurup bunları konuşmalıyız.

Önceki gün telefonla Şenol Güneş hocayı aradım. Ama gazeteci olarak değil, onu seven takdir eden bir dostu olarak aradım. Amacım sadece “Üzülme hocam” demekti.

Uzun bir sohbet yaptık. Çok ilginç şeyler anlattı.

Konuştuğumda henüz Futbol Federasyonu Başkanı Nihat Özdemir’le görüşmüş değildi.

Tabi gazetecilik yanım da heyecana geldi.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’da gizli bir sarayda 3 gün boyunca kıpkırmızı bir rüya

Hayır hayal değil, gerçekten söz ediyorum.

Bu sonbaharda İstanbul Beyoğlu’nda Tünel’e yakın bir binada “kırmızı bir rüya” yaşanacak...

İsterseniz siz de bu rüyayı görebilirsiniz.

O nedenle ayrıntılarını anlatayım.

Bu bina 3 gün boyunca kırmızı ışıkla aydınlatılacak ve aynı zamanda bir “Sound and Light” gösterisi yapacak.

Yani “Ses ve Işık” şovu olacak...

Burası İsveç’in, İstanbul Osmanlı’nın payitahtı iken açılan sefaret binası...

Cumhuriyet’in ilanından sonra

Yazının Devamını Oku

Madem düz krampon olmuyor, topuklu kramponlar sahaya

Erkek sporcularımız daha mı az yetenekli? Geriye gidişimizin bir sebebi olmalı.

Salı gece yarısı maç bittiğinde kafamda durmadan çınlayan soru şuydu: Kadın voleybolcularımız olimpiyatlarda ve Avrupa’da harikalar yarattı. Kadın boksörlerimiz, cimnastikçilerimiz, güreşçilerimiz müthiş sonuçlar aldı.

Aklınıza gelebilecek bütün branşlarda kadınlarımız harikalar yaratıyor.

İyi de arkadaş Hollanda’daki bu 6-1 ne?

Sizin de aklınıza aynı şeytani soru gelmiyor mu?

Bu ülkenin erkek sporcuları, kadınlarından daha mı az yetenekli?

Yoksa futbol sadece erkek sporu ve biz orada kabiliyetsiz miyiz?

O zaman da insana “İlkay Gündoğan neden Almanya Milli Takımı’nda banko oynuyor?” diye sorarlar.

ŞENOL GÜNEŞ'İ DE AŞAN VE YÜRÜMEYEN BİR ŞEYLER VAR

Yazının Devamını Oku

İlk Glock’lu yerli ve milli Mehdi acaba bizi kimden kurtaracak

Yıllar önce bir sabah Ankara Sheraton Oteli’nin lobisinde “Kurtlar Vadisi” ekibine rastlamıştım.

Biraz sonra Necati Şaşmaz, sırtına atılmış paltosu ve iki elinin parmakları arasına sıkıştırdığı tesbihle yanlarına geldiğinde, hepsinin yerlerinden kalkıp onun önünde öğle bir eğilişleri vardı ki kendi kendime şunu demiştim:

“Yahu bunlar Kurtlar Vadisi’ni oynamıyor, resmen yaşıyorlar...”

O tablonun asıl nedenini geçen hafta anladık...

Meğer mesele daha derinmiş...

*

Geçen gün “Vadi”den gelen ilahi bir sesle uyandık ve Polat Alemdar’ın etrafındaki o kutsal haleyi hep birlikte gördük...

Meğer Necati Şaşmaz kendini “Mehdi” ilan etmiş...

“Maalesef seçilmiş biriyim”

Yazının Devamını Oku

48 saat ara ile Dubai’den bir ve İspanya’dan gelen iki haber

Son 4 gün içinde bana göre Türkiye’yi ilgilendiren önemli üç gelişme oldu.

Biri kötü, öteki ikisi çok iyi haberlerdi.

Önce kötü haberden başlayayım...

*

Dünyanın en önemli haber ajansı Associated Press geçen cuma günü abonelerine bir haber geçti.

Dubai kaynaklı haberin başlığı şöyleydi: “Afgan Özel Televizyonları kendilerini Taliban yönetimine hazırlıyor...”

Habere göre, Afganistan’ın en büyük özel haber kanalı gönüllü olarak bazı programlarını yayından kaldırmıştı.

Yayından ilk kaldırılanlar da Türk dizileri ve müzik şovları olmuştu.

Yazının Devamını Oku

Yeni anayasanın başlangıç bölümünü kaptan yazdı

Hiç şüphesiz yangınlar, sel felaketleri, CovId-19 kâbusları ile geçen bu yazın belki de tek umut verici haberi sporcularımızdan geldi.

Hepsini gururla, göğsüm kabararak izledim.

Özellikle de kadın voleybolcularımızınkini...

A Milli Kadın Voleybol Takımı 124 gün süren yaz serüvenini iki bronz madalya ile noktaladı ve Türkiye’ye döndü.

Milli takımımızın uluslararası yaz performansı şöyleydi:

Milletler Ligi’nde 12 galibiyet, 5 yenilgi ile üçüncülük...

Olimpiyatlarda 3 galibiyet, 3 yenilgi ile beşincilik...

Avrupa Şampiyonası’nda 8 galibiyet, 1 yenilgi ile üçüncülük...

Yazının Devamını Oku

'B. j.' sorusu sadece kadınlara mı sorulur

Önce bir ricada bulunacağım...

Lütfen anlatacaklarımı “cinsel içerikli” bir yazı olarak okumayın.

Çünkü şimdi yazacağım soru, hemen akla öyle bir şey getiriyor.

Ama aslı çok başka...

*

Bundan tam 20 yıl önce genç bir öğrenci, çok tanınmış bir kadına şu soruyu sordu:

“Bütün Amerika’nın Blow Job kraliçesi olmak nasıl bir duygudur?”

“Blow Job” Amerikan argosunda “Oral seks yapmak” anlamına geliyor...

Bu olay 2001 yılının ilk aylarında

Yazının Devamını Oku

Devletin istihbarat örgütü bir insana nelere mal olabilir

27 Temmuz 1996 günü, Amerika’nın Atlanta şehrinde bir bomba patladı...

Bir teröristin koyduğu bomba çok büyük bir insan kıyımına yol açabilirdi ama ucuz atlatıldı...

Ucuz atlatılmasının nedeni, dikkatli bir güvenlik görevlisiydi....

Olay aynen şöyle gelişti...

O yıl Yaz Olimpiyatları Atlanta şehrinde yapılıyordu.

Olimpiyatlar dolayısıyla şehrin “Centennial Park” adı verilen yerinde çeşitli eğlenceler düzenlenmişti...

Mesela bir gece önce bir Kenny Rogers konseri vardı...

*

Yazının Devamını Oku

Otel odasında geçen 11 saatten sonra patlayan en büyük skandal

Bundan 23 yıl önce...

Tam günüyle 16 Ocak 1998 günü Washington’daki Pentagon City Mall adlı alışveriş merkezinde, bütün dünyayı sarsacak bir olay yaşandı...

O gün orayı basan FBI ajanları, genç bir kızı alıp bir otel odasına götürdü.

*

Genç kız 11 saat boyunca o otel odasında FBI ajanları tarafından sorgulandı.

Ajanlar çok önemli bir siyasetçinin adını vererek, onunla ilişkisini sordular.

Önce ajanların söylediği şeyleri inkâr etti.

Ancak önüne 20 saatlik gizlice kaydedilmiş bir konuşması konunca olayın rengi değişti...

Yazının Devamını Oku

13 Mayıs 2013 günü çekilen bu fotoğraf bize ne diyor

Bu fotoğraf 13 Mayıs 2013 günü Kabil’e bakan sırtlardan birinde çekildi. AP Ajansı’nın muhabirinin çektiği bu fotoğraf ne yazık ki artık tarih oldu.

Çünkü ülkeyi ele geçiren Taliban, çocukların uçurtma uçurmasını yasaklıyor.

Uçurtmayı vuruyorlar...

Yani her çocuğun küçüklüğünde yaşadığı en güzel duygulardan birini...

Biz İzmir’de ona uçurtma değil, bayrak deriz.

“Bayrak uçurtmadır” o yaptığımız...

Rengârenk krapon kâğıtlarıyla yapılmış, altıgen veya armudiye bayraklar gökyüzünde süzülürken içimizdeki tek yarış duygusu, o bayrağı hangimizin en yüksek göndere çekeceğidir...

O nedenle bayraklarımız çoğunlukla kırmızı beyazdır...

Yazının Devamını Oku

Dahi bir komedyeni kaybedince niye bu kadar tutuklaşıyoruz

Dün Ferhan Şensoy’un ölüm haberini aldığımda çok üzüldüm...

O anki duygumu hemen Instagram’da paylaşmak istedim ve şunları yazdım:

“Sevgili Ferhan en umutsuz, en karanlık günlerimizde bizi çok güldürdün, çok şaşırttın, çok düşündürdün. Şimdi de çok üzdün. Sana milyonlarca umut kahkahası borcumuz var. Onu ödeyebilmek için yeterince gözyaşı biriktirdik mi bilemiyorum. İnşallah Allah kahkaha borcumuzu orada sana mekân bir cennet olarak öder sevgili kardeşimiz. Nur içinde yat...”

Oysa Ferhan’ın arkasından çok muzip ve çok yaratıcı bir şey yazmak isterdim.

Onun böyle hoşuna gitmek gelirdi içimden...

*

Böyle anlarda Fransa’da Andre Gide’in ölümünden sonra muhalif bir gazetede atılan şu başlık bana hep çok çarpıcı gelmişti:

“Ande Gide’in ölümü iyi karşılandı...”

Bizde Yeni Akit gibi bir gazetenin atabileceği cinsten acımasız bir başlıktı ama nedense o günden beri bana bir mizah şaheseri gibi görünür.

Yazının Devamını Oku

Emel bebekler kimden kaçıp kimlere sığınıyor

Siz de izlemişsinizdir... Suriye sınırını geçen bir kız çocuğu, 27 Temmuz günü Gaziantep’ten uzun bir yürüyüşe başladı.

Adı “Küçük Emel”...

Ama 3 metre 66 santim boyunda dev bir kız çocuğu...

Suriyeli..

*

Arapça adı “Amal”... “Umut” anlamına geliyor...

Türkiye’yi baştan sona geçti ve şu sıralar Yunanistan’a girdi ve orada da yürümeye devam ediyor.

8 bin kilometre yol yürüyecek.

Amacı İngiltere’de Manchester’a gitmek...

Yazının Devamını Oku

Harari’ye göre ayrılık yası tutanlar için en iyi 5 Türk şarkısı buymuş

Doğrusu “Homo Deus” bana yetti...

Yuval Noah Harari’nin yeni kitabı “21’inci Yüzyıl İçin 21 Ders” kitabını okumadım...

Geçen gün tesadüfen, vallahi tamamen tesadüfen ‘Storytel’deki sesli halinden bir bölümü dinledim.



Konu “Sevgilisinden ayrılanların yası”ydı...

*

Yazının Devamını Oku

Aman Allahım bu heyet bu insanı mı başkan seçti

Doğu Perinçek’in “Amerika Taliban’ı eşek gibi tanıyacak” dediği gün Amerika’da çok ilginç bir şey oldu.

Harvard Üniversitesi’nde bütün din toplumlarının başına tarihinde ilk defa bir ateist getirildi.

Olayın ne olduğunu anlatmadan önce size Harvard Üniversitesi hakkında kısa bir bilgi vereyim.

*

Hikâye 1630 yılında başlıyor.



Yazının Devamını Oku

‘Talibancı cumhuriyetçi’ kadınlar, kulaklığı atın yoksa ikna odasına

New York Times’a konuşan Taliban yöneticisinin adı Mücahid...

“İslam uğruna savaşan” anlamına geliyor...

Bu arkadaşın ileride Taliban Devleti’nin İletişim Başkanı olması bekleniyormuş.

*

Diyor ki:

“İslam’da müzik yasak. O nedenle halka açık yerlerde müzik çalmak yok...”

Ama Allah için öyle zorlayıcı falan olmayacaklarmış....

Yani insanları zorla müzik dinlemekten vazgeçirmeyeceklermiş...

Ya nasıl önleyeceklermiş...

Yazının Devamını Oku