Çocukluk çağı kanserine dikkat

Sevgili okurlar, Nisan ayının ilk haftası “Kanser Haftası” olarak kabul ediliyor ve bu hafta boyunca sürdürülen bilinçlendirme çalışmaları, kanserle mücadelede oldukça önemli bir yer tutuyor.

Bu hafta konumuz, dünya genelinde artış gösteren, tüm kanserler içinde önemli bir paya sahip olan ve doğumdan ergenliğe kadar her yaşta görülebilen “Çocukluk çağı kanserleri.”
Kanser, hayatımızın en kıymetli varlıkları olan çocuklarımıza asla yakıştıramayacağımız bir hastalık. Fakat ne yazık ki ülkemizde her yıl yaklaşık 3 bin çocuğa kanser tanısı konmaktadır ve her 2 çocuktan biri ya geç teşhis konması ya da tedavi görme şansı bulamaması nedeniyle yaşamını yitirmekte. Erken tanı ve doğru tedavi uygulamaları ile kanserli çocukların yüzde 70’i tam olarak iyileşebilmektedir ancak geleceğimizin güvencesi çocuklarımızın sağlığı konusunda biz büyüklere çok önemli görevler düşer.
Çocuk kanser tiplerinin dağılımları ve tedaviye yanıt oranlarının biz yetişkinlerden farklılık gösterdiği ve konu gözbebeğimiz çocuklarımız olduğunda daha bilinçli ve duyarlı olmamız gerektiği için, bu önemli haftada Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Onkolojisi Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Bilgehan Yalçın ile çocuk kanserlerini konuştuk.

Hocam öncelikle kanserin tanımından başlayalım. Nedir kanser?

Kanser, kontrolsüz ve anormal hücre çoğalması sonucunda ortaya çıkan bir hastalıktır. Vücudumuzda belli bir çoğalma hızı, kapasitesi ve ömrü olan hücrelerin çoğalmaları vücudun çeşitli mekanizmaları ile çok sıkı şekilde kontrol edilir. Bu kontrol mekanizmalarında bir şekilde aksama veya bozulma olursa, vücudumuzun herhangi bir doku veya organındaki hücreler kontrolsüz olarak çoğalmaya başlayarak tümör veya ur oluştururlar. Bütün tümörler veya urlar her zaman kötü huylu değildir. İyi huylu, yani selim tümörler sadece köken aldıkları organ veya dokuda büyüyüp vücudun başka yerlerine sıçrama yapmazlar. İyi huylu tümörler genellikle yavaş büyürler. Kanser tanımı kötü huylu habis tümörleri ifade etmek için kullanılır.

EN SIK GÖRÜLEN TÜR LÖSEMİ

Peki genel olarak toplumda çocukluk kanserlerinin görülme sıklığı nedir?

Çocuklarda kanserler büyüklere göre çok daha nadir olup toplumda yaşayan her bir milyon çocuktan yaklaşık 150 kadarına her yıl kanser teşhisi konulmaktadır. Ülkemizde her yıl yaklaşık 2500-3000 kadar çocukta kanser görülmektedir.

Çocuklarda en çok görülen kanser türlerinden bahseder misiniz?

Çocukluk çağında görülen kanserler erişkinlerde görülenlerden çok farklıdır. Ülkemizde çocukluk çağında en sık görülen kanserlerin başında sırasıyla lösemiler, lenfomalar yani lenf bezesi kanserleri ve beyin tümörleri gelir. Tüm çocukluk çağı kanserlerinin yaklaşık yarıya yakını lösemi ve lenfomalardır. Diğer sık görülen çocukluk çağı kanserleri azalan sıklık sırasına göre beyin tümörleri, nöroblastom, böbrek tümörleri (Wilms tümörü), yumuşak doku tümörleri (rabdomiyosarkom), kemik tümörleri, retinoblastomdur. Bunların dışında kalan kanser türleri daha nadir olarak görülür.

Çocuklarda kanser belirtileri neler olabilir?

Çocuklarda ani gelişen, olağan gelmeyen ve düzelmeyip devam eden bir takım belirti ve bulgular konusunda uyanık ve dikkatli olmak gerekebilir. Bu tür belirtilerin varlığı her zaman kanser tanısının söz konusu olduğu anlamına gelmez. Önemli olan doğru yerde ve doğru uzmanın hastayı değerlendirmesidir. Gözde beyaz parlaklık olması, belirgin derecede solukluk olması, özellikle sabahları belirgin olan baş ağrıları, kilo kaybı ve ateşsiz havale geçirme, diş eti, burun kanamaları, karında veya göğüs duvarında şişlik veya kitle olması, boyundaki lenf bezelerinde önemli derecede büyüme, ciltte yaygın ve önemli derecede morluklar, çürükler gelişmesi, uzun süre devam eden ve açıklanamayan halsizlik, yorgunluk hali, idrarda kanama, dışkılamada zorluk olması, koltuk altları ve kasıklardaki lenf bezelerinde önemli derecede büyüme, kollar ve bacaklarda şişlik, kitle ya da uzun süre devam eden ağrı olması, dengesiz yürüme, kolda bacakta kuvvet azlığı, uzun süre devam eden ya da tekrarlayan yüksek ateş, ani gelişen ve devam eden görme kusurları veya göz kayması, çift görme gibi kusurlar, kollar, bacaklar, sırt, bel veya eklemlerde uzun süre devam eden şişlik ya da ağrılar, uzun süre devam eden bulantı ya da nedensiz ani kusmalar eğer belirli bir nedene bağlanamıyorsa kanser belirtisi olarak görülebilir.

TEDAVİDEN SONRA YAKINDAN İZLENMELİ

Peki artık günümüzde bir çok kanser türünün tedavisi olduğunu biliyoruz. Çocuklarda tedavi yöntemleri nelerdir?

Tanı konulması amacıyla ameliyatla biyopsi alınması gerekebileceği gibi ameliyat ana tümörün tümünün ya da bir kısmının çıkarılması için de gerekebilir. Ameliyatla tümör alındıktan sonra tanıya göre kemoterapi denilen ilaç tedavileri verilir. Kemoterapi bazı durumlarda ise tanı konulduktan sonra tümörün ameliyatla tam olarak alınabilecek duruma gelmesini sağlamak amacıyla verilir. Üreme potansiyeli az olan düşük dereceli bazı tümörlerde ve ameliyatla tam olarak çıkarılmış bazı kanser türlerinde kemoterapi verilmesi gerekmeyebilir. Lösemiler ve lenfomalar, tanı konulduktan sonra genellikle ameliyat gerekmeden kemoterapi ile tedavi edilirler. Kemoterapi denilen ilaç tedavileri ve ışın tedavisi uygulamaları çocuklarda çok daha dikkatli ve hassas kararlaştırılıp uygulanır. Genel olarak kanserlerin tedavisinde radyoterapi denilen ışın tedavisi de belli durumlarda kullanılır. Bu tedavide özel cihazlar ve özel hazırlanmış odalarda vücudun tümor içeren yerlerine yüksek enerjili ışın parçacıkları veya dalgaları gönderilerek kanser hücreleri öldürülür.

Hocam son olarak, hastalık sonrası süreçte neler yapılmalıdır?

Günümüzde çocukluk çağı kanserlerinde yüksek oranda tam iyileşme sağlanabilmektedir. Hastalarımız tedavi bitiminden sonraki ilk 1-2 yıl daha sık, izleyen yıllarda biraz daha kontrol araları açılarak mutlaka yakın olarak izlenmeye devam edilirler. Kanser tanısı konulup tedavileri tamamlanmış ve iyileşmiş çocuk hastaların, hastalığın tekrarlama olasılığı yanında, büyüme ve gelişme durumları ile uygulanan tedavilerin olası erken veya geç yan etkileri açısından yaşam boyu gözlem altında olmaları önemle önerilmektedir.

OKUYUCUDAN DOKTORA

Çocuğumun sürekli boynunda lenf bezeleri çıkıyor. Doktora gittiğimizde önemli olmadığı söyleniyor ancak ben bir anne olarak yine de endişeleniyorum. Bu bezelerin kansere dönme ihtimali var mı?

Genellikle tüm çocukların boyunlarında mercimek, nohut veya fındık kadar lenf bezeleri her zaman ele gelebilir. Özellikle bebekler ve küçük çocukların sıkça geçirdikleri üst solunum yolu enfeksiyonları çene altı, boyunun özellikle üst ön kesimlerindeki bezelerde büyümeye neden olurlar. Bu lenf bezelerinin boyutları çoğunlukla 1.5-2 cm’yi pek geçmez. Çoğunlukla enfeksiyon iyileşince lenf bezeleri de küçülür, ancak tamamen kaybolmaları beklenmez. Bazen de küçülmeleri birkaç haftayı bulabilir. Boyundaki lenf bezelerinin kansere dönüşmesi genellikle beklenmez. Lenf bezelerinin büyüklükleri, normal ya da önemli hastalık belirtisi olup olmadıkları bulundukları yere, yaşa ve hastanın diğer yakınma ve bulgularına göre değerlendirilir. Boyunun alt kesimlerinde, arka bölgesinde, köprücük kemiklerinin üzerindeki boşlukta yerleşik büyümüş lenf bezelerinin daha fazla önemsenerek bir uzman bir doktor tarafından değerlendirilmesi gerekir.

Kızkardeşimin çocuğunda lenfoma olduğu için kendi çocuklarım açısından her zaman kaygı duyuyorum. Çocuklarımın biri 10, diğeri 5 yaşında. Acaba bu lenfoma genetik olabilir mi?

Kız kardeşinizin çocuğuna lenfoma tanısı konulmuş olması sizin çocuklarınız için genetik olarak risk oluşturmaz. Çocuklarınızı bu gerekçe ile bir çocuk onkolojisi uzmanına göstermeniz gerekmez. Bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının çocuklarınızı genel kontrol için görüp değerlendirmesi yeterli olur.

10 yaşında bir kız çocuğum var ve dönem dönem karın ağrıları oluyor. Başvurduğum çocuk doktorları muayene sonrasında gaz sancısı olduğunu söylüyorlar. Acaba bir kanser uzmanına başvurmalı mıyım?

Bu yakınmalarla kızınız için bir çocuk onkolojisi uzmanına başvurmanız gerekmez. Zaman zaman tekrarlayan karın ağrıları çocuklarda sık görülen bir yakınmadır. Nedenleri arasında kanser olasılığı çok düşüktür. Bir çocuk sağlığı ve hastalıkları uzmanının değerlendirmesi yeterli olur.

KISACA PROF. DR. BİLGEHAN YALÇIN

1966’da Erzurum’da doğdu. Uzmanlık eğitimini Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü’nde 1996’da tamamlayarak Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı oldu. Ardından aynı fakültede başladığı Çocuk Onkolojisi yan dal uzmanlık eğitimini tamamladı. Hollanda’da Amsterdam Üniversitesi Tıp Fakültesi’nde davetli olarak çeşitli çalışmalarda bulundu. 2010’da Hacettepe Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı’nda Profesörlük kadrosuna atandı.

SİZ SORUN, UZMANLAR YANITLASIN

Önümüzdeki hafta konumuz bahar aylarının gelmesiyle özellikle kadın okuyucularımızın çok ilgi duyacağı ve pek çok bilinmeyeni olan botoks uygulamaları. Kırışıklıklar nasıl oluşur, kimler botoks ile kırışıklık tedavisi için uygundur, botoks yaptırıldığında yüz ifadesi kaybolur mu gibi cevabını merak ettiğiniz soruları konunun uzmanı Doç. Dr. Lale Dönderici’ye soracağım. Sorularınızı hafta boyunca jineklinik@senolkalyoncu.com adresinden bana ulaştırabilirsiniz.

X

Robot lifting ile gençleşme

Yaşlanmak, yaşamın doğal süreci. Bu süreç içerisinde doğadaki tüm varlıkların temel yapıtaşlarının yavaş yavaş ya sayısı azalıyor ya da işlevleri bozuluyor.

Tüm diğer yapılar gibi cildimiz de yaş alıyor ve her geçen gün yaşlanıyor. Peki cildimizdeki bu değişikliklerin daha az olması için neler yapılabilir? İşte bu soruyu, Mayasante Merkezi Medikal Estetik Uzmani Dr. Serkan Öztürk’e sordum.



* * *
“Yaşlanma ile beraber yapıtaşlarının yavaş yavaş bozulması ve yer çekiminin de etkisi sonucu yüzümüzde sarkmalar, renk-ton değişiklikleri, doku kalitesinde azalmalar, ince kırışıklıklar oluşuyor. Tüm bu değişiklikler içerisinde belki de bizi en çok etkileyen yer çekiminin de katkısı ile oluşan sarkmalar. Daha derin burun dudak arası, oluk çene hattında belirgin sarkma, boynumuzdaki sarkmalar... Tüm bunlar olmasını istemediğimiz ve zamanın bize verdiği çok da hoşumuza gitmeyen hediyeler. Cildin toparlanması ve daha az sarkması için uygulanan tüm medikal estetik yöntemler kollagen sayısını ve kalitesini arttırmayı amaçlıyor. Bu yöntemler içerisinde çok yeni kullandığımız bir uygulama olan robotik liftingden bahsetmek istiyorum. Cerrahi olmayan yüz toparlamada kullandığımız özel bir radyo frekans teknolojisi. Aslında radyo frekans yöntemini medikal estetik uygulamalarında yıllardır kullanıyoruz. Bu yöntemde amaç ısı ile kollagen uyarılmasıyla cildin toparlanmasını sağlamak.
* * *

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs hastalığında genetik faktörler

Koronavirüs, artık hayatımızın bir parçası haline geldi. Ve bu virüs, kimini yataklara düşürüp ateşler içinde yatırırken, kiminde tek bir belirti bile vermeyebiliyor.

Bu sebeple anlaşılması oldukça zor olan virüs, hayatımızda daha duracak gibi duruyor. Bazı insanlarda ağır, bazılarında hafif geçmesi hatta bazılarında belirti vermemesi durumu İngiltere’de yapılan bir çalışmada genetik etkenlere dayandırıldı.

SEMPTOMLARDA YÜZDE 50 ETKİLİ

İngiltere’de King Collage London’daki bilim insanları, koronavirüs kapmış kişiler üzerinde genetikle ilgili çalışmalar başlattı. Ateş, yorgunluk, koku ve tat kaybı gibi önemli koronavirüs semptomlarının, vakaların yüzde 50’sinde genetik olarak belirlendiği düşünülüyor. Özellikle ikizler üzerinde yapılan çalışma genetik faktörlerin semptomlar için etkili olup olmadığında belirleyici oldu. Bilim insanları, kişide sayıklama, ateş, yorgunluk, nefes darlığı, ishal, tat ve koku kaybı semptomlarının gelişmesinden neredeyse yüzde 50 oranında genlerin sorumlu olduğunu fark etti. Ancak kısık ses, öksürük, göğüs ağrısı ve karın ağrısı gibi semptomların etraftaki ortamdan kaynaklanabileceği düşünülüyor. Bazı insanlarda sadece koku ve tat kaybına sebep olan koronavirüsün, ikizlerde yapılan çalışmayla bu etkilerin genetik etkenlere bağlı olduğu ve bunlara göre kişinin koronayı nasıl geçirdiğinin tespit edildiği de belirtiliyor.

YAYILIMI ÖNLEMEDE KARANTİNA ÖNEMLİ

Yazının Devamını Oku

Menopozda yapay hormon tedavisi

Günümüzde tedavilerin büyük bir kısmında kullanılamayan hormonlar yerine bu hormonlar gibi davranan ilaçlarla vücut işlerliğini eski haline getirmek için uğraşılıyor.



Ancak bu ilaçlar yurt dışından geldiği için ülkemizde yüksek fiyatla satılıyor ve çoğu hastanın erişimi sağlanamıyor. Bu konuya eğilen Yeditepe Üniversitesi, özellikle menopoz döneminden sonra kadınlarda kemik erimesi ve kıkırdak aşınmalarında kullanılan paratiroid hormonunun kopyasını geliştirmeyi başardı.

KALSİYUM DENGESİ BOZULUR

Paratiroid, tiroid bezinin arkasında yer alan bezlerdir. Paratiroid bezinin işlevi, kalsiyum dengesinin sağlanması için gerekli olana parathormon salgısının oluşturulmasıdır. Bu salgı, sinirlerin, kasların, böbreklerin, kalbin ve kemiklerin normal işlevlerini görmelerini sağlar. Bezlerde bir hasar oluştuğunda kalsiyum dengesi bozulur ve bu durum vücutta kalıcı hasarların meydana gelmesine neden olabilir. Menopoza giren kadınlarda da bu hormonun işleyişinin bozulmasıyla kemik ve kıkırdak yapısında bozulmalara sebep olduğu ve bu sebeple bu hormon ilaçlarına ihtiyaç duyduğu belirtiliyor. Biyobenzer dediğimiz hormon yapısında ilaçlar bu hormonların eksikliğinde, işlev kaybı gibi durumlarında hormon yerine kullanılabiliyor. Yani vücut işlerliği sürmesi için çalışmayan hormon yerine yapay olanı veriliyor. Çoğu hastanın da fiyatları sebebiyle ulaşamadığı bu ilaçlar için Yeditepe Üniversitesi uzun zamandır sürdürdüğü çalışmalarını tamamladı.

Yazının Devamını Oku

Yeni nesil fonksiyonel MR

Manyetik Rezonans Görüntüleme (MR), dünya üzerinde sıkça kullanılan ve beyin fonksiyonlarının incelenmesinde önemli bir yeri olan bir görüntüleme yöntemi.



MR, isminden de anlaşılacağı gibi, biyolojik dokuları görüntülemek için güçlü manyetik alanlar kullanır. Farklı dokuların güçlü manyetik alanda farklı görünmesi temel alınarak, beyin dokusunun yapısal özellikleri MR yardımıyla incelenebilir. Beyindeki hasar ve kayıplar, gri ve beyaz madde farklılıkları, tümörler bu şekilde belirlenebilir. Yeni MR tekniğiyle ise beyindeki nöral aktiviteler dolaylı olarak ölçülebiliyor. Yani yatağa bağımlı hastaların beyin fonksiyonlarını görmek fonksiyonel MR görüntüleme yöntemi ile artık mümkün. Bu yeni nesil 3 tesla MR yöntemiyle ilgili Ankara Çukurambar Tesla MR Görüntüleme Merkezi doktorlarından Radyolog Uz.Dr. Mahmut Duymuş’dan bilgi aldık.



BEYNİN AKTİVİTESİNİ ÖLÇER

Yazının Devamını Oku

Kronik ağrıda kombine yöntem

Günümüzde çoğu meslek masa başında yapılıyor. Bunlar da zamanla özellikle bel ve boyunda kronikleşmiş ağrılara sebep oluyor.

 

Geçici olarak ilaçlar ve fizik tedaviyle çözüm bulunabilse de büyük ihtimalle ağrılar geri dönebiliyor. Yüksek İhtisas Üniversitesi ve Ortopedi Ankara Kliniği’nden Dr. Öğr. Üyesi Mehmet Murat Seven, kronikleşmiş ve inatçı ağrıların tedavisinde yeni kullanılmaya başlanan ‘kombine ağrı tedavisi’ hakkında bilgiler verdi.
YÖNTEMLER BİRLİKTE UYGULANIYOR


“Bel ve boyun fıtıkları başta olmak üzere diz, omuz, kalça ve diğer kas iskelet sistemi ağrılarının tedavisinde, tek bir tedavi yöntemiyle iyileşmeyen dirençli ağrılarda en az üç ayrı tedavi yönteminin uygun sırayla, uygun doz ve karışımla seçilmiş hastalara uygulanmasına ‘kombine ağrı tedavisi’ deniyor. Bu yöntem, tek tek kendini kanıtlamış tedavi uygulamalarının birlikte kullanılması şeklidir.
HÜCRE OLUŞUMUNA KATKI SAĞLIYOR


Yazının Devamını Oku

Koronavirüste koku ve tat kaybı

Çin’de ortaya çıkan ve tüm dünyayı uzun süredir etkisi altına alan koronavirüsün etkilerine her geçen gün yenileri ekleniyor. Bunlardan biri de: ‘Koku ve tat kaybı.’



Diğer belirtilerle birlikte görülebildiği gibi tek basına da ortaya çıkabilen tat ve koku kaybı, ‘koronavirüs negatife döndükten sonra’ geri gelmeyebiliyor.
* * *
Son zamanlarda bazı hastalarda koku ve tat kaybı oldukça yaygınlaştı. Test negatife döndükten uzun süre sonra da tat ve koku alınamıyordu. Reading Üniversitesi’nden tat kimyası uzmanı Doç. Dr. Jane Parker ile Londra Üniversitesi’nden rinolog Dr. Simon Gane’in ‘The Conversation’da yayımladıkları makalede, solunum yollarında mukoz ve doku şişmesi sonucunda, burnun koku almasını sağlayan olfaktör yarığının tıkandığı belirtiliyor.


Yazının Devamını Oku

Koronavirüste sindirim sistemi belirtileri

Aylardır dünyayı etkisi altına alan koronavirüs, yakın zamanda tekrar değişime uğradı. Belirtileri de, devamlı değişen virüsü fark edebilmek için vücudu iyi dinlemek gerekiyor. Her ağrı ya da rahatsızlığı buna yormak yanlış olsa da yeni koronavirüs özellikle mide ve bağırsakları hedef alıyor.



Yorgunluğa ek olarak mide ağrılarınız ve ishaliniz varsa dikkatli olmakta fayda var.
Sindirim sistemi; ağızdan anüse kadar uzanan, besinlerin vücutta yapı taşlarına parçalanması ve kullanılmayan kısımlarının dışkıya dönüştürülerek atılması sürecindeki tüm işlevlerin yerine getirilmesinden sorumlu organların oluşturduğu topluluktur. Ağız, yutak, yemek borusu, mide, ince bağırsak, kalın bağırsak ve anüs sindirim sistemi organlarıdır ve bu organlara ilişkin hastalıklar, sindirim sistemi hastalıkları grubuna girer.



Yazının Devamını Oku

Koronavirus ve kalp hastalıkları

Günümüzde dünyada en sık ölüm sebebi, kalp ve damar hastalıklarıdır.

Bunu sırayla kanser vakaları ve solunum yolu hastalıkları takip etmektedir. Dünya üzerinde her yıl yaklaşık 18 milyon kişinin hayatını kaybettiği kalp ve damar hastalıkları, genetik ve çevresel faktörlerle sıkça karşımıza çıkıyor. Koronavirüsün kalp ve damarı nasıl etkilediğiyle ilgili Kalp ve Damar Cerrahı Prof. Dr. Haşmet Bardakçı, şu bilgileri paylaştı:



KALP-DAMAR SİSTEMİNİ HEDEF ALIYOR

“Koronavirüs, temelde akciğerleri hedef alıyor gibi görünse de yapısı gereği kalp damar sistemini de hedef almaktadır. Çünkü virüsün yaşayabilmesi için akciğer, kalp, damar, bağırsaklar gibi vücutta organların hücrelerine girip yaşamını sürdürmesi ve çoğalması gerekmektedir. Bu organların hücre zarlarında doğal olarak bulunan bir yapı olan Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim 2 reseptörleri virüsün hücre içine girmesine izin vermektedir. Bu reseptörler aslında vücutta kan basıncının düzenlenmesi görevini yapmaktadırlar. Dolayısı ile hipertansiyon dediğimiz vücutta kan basıncı yüksekliği durumunda kullandığımız bazı tansiyon ilaçları da bu reseptörler üzerinden etkili olmaktadır. Korona pandemisinin erken dönemlerinde ACE 2 reseptörü üzerinden etki eden tansiyon ilaçlarının kullanılmasının hastalığı arttıracağı yönünde bazı şüpheler olmuşsa da bu ilaçların kullanılmadığı durumlarda ortaya çıkan sağlık problemlerinin çok daha fazla olduğu saptanmış ve dünya sağlık örgütü ve ilgili kuruluşlarca kullanımına devam edilmesi kararına varılmıştır.

Yazının Devamını Oku

Pandemide zihnimizi kaygılı düşüncelere teslim etmeyelim

Hepimiz son aylarda günlük yaşantımızda pek de alışık olmadığımız bir durum yaşıyoruz. Dünyada milyarlarca insanı risk altında bırakan bir salgın artık hayatımızın tam orta yerinde duruyor. Bu süreçte her insanın hayatında az ya da çok değişiklikler oluyor ve bu değişikliklerin psikolojik durumumuzu etkilemesi kaçınılmaz. Dolayısıyla salgın sürecinde ve sonrasında en temel sorunları yaşayacağımız tıbbi alanlardan biri elbette psikiyatri.



Peki pandemi sürecinde ve sonrasında ne gibi psikiyatrik sorunlar ortaya çıkabilir? Psikiyatri Uzmanı Dr. Merve Cingi Yirün, ortaya çıkan sorunlar ve baş etme yollarını şöyle sıraladı:

İÇSEL HUZURSUZLUĞU ARTTIRABİLİR

-Bireylerin hasta olmak ile ilgili endişeleri doğal olarak artabilir. Endişenin günlük işlevlerimizi bozacak seviyelere ulaşması yaşantımızı olumsuz etkileyecektir. Hâlihazırda kaygı bozukluğu yaşayan ya da bu tanı ile ilgili tedavi alan bireylerin kaygı seviyeleri yükselebilir, hastalık seyrinde değişiklikler yaşanabilir.

Yazının Devamını Oku

Yüz güldüren enjeksiyon yöntemi

Yaşlanma, stresli yaşam koşulları, çevresel faktörler, bazı hastalıklar yüz ve vücutta sarkıklıklara, kırışıklıklara, dokularda ise hacim kaybına yol açabiliyor.

Yaşlanmayı geciktirmek, daha genç, sağlıklı ve güzel görünmek isteyen kişiler, birçok estetik yöntemi deniyor. Yağ enjeksiyon yöntemi de son yıllarda sıkça tercih edilen, yaşlanma etkisini azaltmak, cilde canlılık sağlamak amacıyla, yüz bölgesinde oluşan çökme ve hacim kaybı için yapılan bir işlemdir. Pandemi süresince stresten yorulan ve yaşlanan ciltler için bu yöntemi Plastik Cerrah Doç. Dr. Zühtü Demir’e sorduk.



DERİ ALTINDA CANLANMA SAĞLIYOR

“Bunun gibi durumlarda biz estetik cerrahların yıllardır uyguladığı ve son zamanlarda da çok gündemde olan uygulama yağ enjeksiyonlarıdır. Kişinin vücudunda fazla olan yerden alınan yağ dokusu, ihtiyaca göre yüzün belirli bölgelerine enjekte ediliyor. Bu sırada hem fazla yağlardan kurtuluyoruz, hem de yüzümüzde gençleşme ve canlanma sağlıyoruz. Aynı zamanda yağ dokusu kök hücre açısından çok zengin olduğundan buraya kök hücre nakli de yapılmış oluyor. Bu da deri ve deri altı dokularda bir canlanmaya neden oluyor. Nereye enjekte ediyorsak o bölgede bir yenilenme, parlaklık, canlılık ve nemlenme oluşturur. Bunun faydasını fazlasıyla görmekteyiz. Bebek cildi dediğimiz bir görüntü oluşuyor. Yaz döneminde oluşan lekelerimizde gözle görülecek oranda azalma sağlar.

Yazının Devamını Oku

Pandemi sürecinde saç ekim cerrahisi

Estetik bir görünüm için önem taşıyan saçlar, çevresel ve kalıtsal faktörlere bağlı olarak zamanla dökülebiliyor.



Saç ekim cerrahisi ile kişinin kendisinden alınan saç kökü ya da kıllarla saçları eski haline getirebilmek ise mümkün. Uzmanlar, saç ekiminin özgüveni de arttırdığını vurguluyor. Bu arada tüm dünyayı etkisi altına alan ve insanlara korku salan COVID-19 pandemisi sebebiyle ertelenen saç ekimi operasyonları da yeni normalleşmeyle birlikte tekrar uygulanmaya başladı. ‘Saç ekimi nedir?’, ‘Salgınla ilgili ne gibi önlemler alındı?’ tüm bu soruları Medikal Estetik Hekimi Dr. Muhammet Özgehan’e sorduk. Kliniklerin, gerekli önlemleri aldığını belirten Özgehan, saç ekimi kliniklerinin normal şartlarda da belli standartlara uymak zorunda olduğunu vurgulayarak şu bilgileri verdi:



ODALARDA UVC LAMBALAR VAR

“Bizde tüm odalarda virüse karşı etkili UVC lambalar var. Bu yönetmelik gereği zorunlu. Yani aslında virüsten en izole ortamlardan biri saç ekimi ameliyathaneleri ancak yine kişisel teması azaltmak için mesafe koşuluna uymaya, el dezenfektanlarını sık kullanmaya, maske önlemlerini almaya bizler de dikkat ediyoruz. Eskisi kadar sık randevular vermiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs salgını sonrası estetik diş hekimliği

Normalleşme sürecinin ikinci adımı haziran ayında atıldı. Koronavirüs salgını nedeniyle sadece acil hizmet veren diş hastanelerinin ve diş polikliniklerinin birçoğu hasta kabulüne başladı.

Bilindiği üzere salgın süresince toplumumuzu salgından korumak amacıyla diş hekimleri, sadece ağrılı ve acil hastalara tedavi hizmeti verdi. Ancak ertelenen implant, dolgu, kanal tedavileri ve gülüş tasarımı uygulamaları artık kademeli olarak başladı. Konuyla ilgili Dent-Oran Diş Kliniği’nden Diş Hekimi Abdullah Zülfikar ve Diş Hekimi Emre Bal’dan bilgi aldık.


* * *
“Normalleşme sürecine girdiğimiz bugünlerde, Sağlık Bakanlığı’mızın kuralları doğrultusunda randevular arasındaki süreyi arttırarak, klinik sterilizasyon ve dezenfeksiyon tedbirlerimizi maksimum seviyede tutarak, hayatımızın önemli gereksinimleri olan ortodonti, implant cerrahisi ve estetik diş tedavisi uygulamalarımızı da kademeli olarak açmaya başladık” bilgilerini veren her iki diş hekimine de özellikle son yıllarda merak edilen bir konuyu sordum.
* * *

Yazının Devamını Oku

Koronavirüs sürecinde göz hekimliği

Yakın fiziksel teması önlemek, koronavirüsün yayılmasını azaltmanın en önemli kilit noktadır.



Ateş, öksürük ve nefes darlığı gibi koronavirüs semptomları, bir kişinin virüse maruz kalmasından iki ila 14 gün içinde ortaya çıkabilir. Bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde zatürre gelişebilir ve akciğerlerde geriye dönüşümü olmayan hasarlara yol açabilir. Normalleşme süreciyle birlikte hastane ihtiyacı olan ve bu ihtiyacı öteleyen insanlarımız yavaş yavaş polikliniklere gitmeye başladılar. Muayene açısından da risk taşıyan dallardan biri olan göz hastalıkları klinikleri artık çalışmaya başladılar. TOBB ETÜ Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği doktorlarından Uz. Dr. Kemal Özülken’den pandemi günlerinde nelere dikkat edilmesi gerektiğini sorduk.



GÖZLERDEN DE BULAŞABİLİR

Yazının Devamını Oku

Normalleşme sürecinde anestezi hekimliği

Poliklinik hizmetleri ve ameliyatların planlamasında her kurum fiziki şartları, çalışan sayısı, hasta çeşitliliği, malzeme temini açısından kendi yol haritasını oluşturmalıdır.




Bu geçiş sürecindeki ameliyatlar için ise Bilimsel Danışma Kurulu önerileri doğrultusunda bir politika belirlenmektedir. Bu süreçte ertelenen elektif ameliyatlar artık yapılmaya başlandı. Ancak hastalar ameliyat öncesi ‘anestezi ve COVID-19 hastalığı önlemi açısından nasıl değerlendirilir’ ve ‘ne gibi önlemler alınır’. Tüm bu merak edilenleri TOBB ETÜ Hastanesi anestezi bölümü doktorlarından Uz. Dr. Merve Bayraktaroğlu’nun görüşlerini aldık.



Yazının Devamını Oku

Salgın günlerinde diş hekimliği uygulamaları

Koronavirüs (COVID-19) salgını nedeniyle yaşantımız büyük bir değişikliğe uğradı. Normal şartlarda yapmamız gereken birçok işimizi ertelemek zorunda kaldık. Sosyal faaliyetlerimizi, işimizi ve en önemlisi de hayatımızı evlerimize sığdırdık.



Evde yapmamız gereken önemli faaliyetlerin bir tanesi de hiç şüphesiz “ağız ve diş sağlığımızı korumak” olmalı.
Tabii salgın döneminde çoğu hastane ve klinik, önlem amaçlı olarak acil hasta dışında hasta kabulünü durdurdu. Ancak unutulmamalı ki olası bir acil diş problemi çıktığında mutlaka diş hekimine başvurmak gerekir.
* * *
Bu hafta siz okurlarımız için ağız ve diş sağlığı konusunda merak edilenleri, Çene Cerrahisi Dr. Dt. Kıvanç Karadayı’ya sordum.
Sorularım şunları oldu:

Yazının Devamını Oku

Pandemi döneminde yaz gebeleri için 10 altın öneri

Dünyayı saran ve çok sayıda ölüme neden olan koronavirüs, herkesi olduğu gibi anne adaylarını da tedirgin ediyor.



Hamileler koronavirüsün hem kendilerinin hem de bebeklerinin sağlığına etkileri konusundaki sorulara yanıt arıyor. Gebelikte koronavirüs enfeksiyonu ve etkileriyle ilgili bilgi çok azdır. Henüz anne karnında veya gebelik sonrasındaki dönemde enfeksiyon bildirilmedi. Bununla birlikte bağışıklık sistemi zayıf olan riskli grupların başında yaşlılar, çocuklar, kronik hastalıkları olanlar ve gebeler yer alıyor. Enfeksiyonlar hepimiz açısından son derece önemli ancak konu gebelik olunca anne adayının ve karnındaki bebeğinin daha güvenli koşullarda olması büyük önem taşıyor. Özellikle pandemi günlerinde gebeler nasıl beslenmeli, nelere dikkat etmeli? Tüm bu soruların yanıtını Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Sibel Orçan 10 başlık altında şöyle sıraladı.



D-VİTAMİNİ TAKVİYESİ ALIN

Yazının Devamını Oku

  Koronavirüsün çocuk psikolojisine etkileri

Aylardır tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de etkisini gösteren koronavirüs pandemisi, erişkinleri olduğu kadar çocuk ve ergenleri de etkiledi.


Çocuklar hiç alışkın olmadıkları biçimde yalnızca okullarından değil geniş aile ve diğer sosyal ortamlarından hatta oyun parkına gitmekten bile mahrum kaldılar. Diğer taraftan hiç alışık olmadıkları şekilde dışarı çıkmaksızın evde vakit geçirmek durumunda kaldılar ve hatta okul öncesi yaş grubundaki çocuklar bu süreci kendilerine verilmiş bir ceza gibi de gördüler. Çocuklarımızın bu süreçte neler yaşadığını ve ailelerin çocuklara nasıl davranması gerektiğini, Gazi Universitesi Çocuk Psikiyatrisi Bölümü’nden Prof. Dr. Yasemen Işık’tan dinledik.

ÇEŞİTLİ KAYGILAR ORTAYA ÇIKMAKTADIR

“Süreç çocuğa felaketleştirilerek aktarıldığı takdirde ya da çocuk ve ergenin bireysel kaygı yatkınlığı olduğu durumlarda ortaya çeşitli psikolojik ve psikiyatrik belirti veya durumlar ortaya çıkabilmektedir. Bunlar; yoğun korkular, yalnız yatamama, ebeveynlerine ya da kendisine bir şey olacak veyahut ölecekler korkuları, uykusuzluk, iştahsızlık veya aşırı yeme, karın ağrısı, mide bulantısı, baş ağrısı gibi bedensel belirtiler, gelecek endişesi, akademik performanslarıyla ilgili kaygılar, takıntılar (aşırı titizlik, temizlik) ve daha küçük yaş grubu çocuklar için parmak emme, altına kaçırma, daha bebeksi davranışlar ve hırçınlık şeklinde görülebilir.

DURUM UYGUN BİR ŞEKİLDE ANLATILMALI

Devamlı hastalık ve hatta ölümden konuşulan bir ortamda çocuk ve ergenlerde en belirgin korku, hastalık kapma ve ölüm korkusudur. Bu tür durumlarda birçok çocuk kendisinden çok özellikle anne babasına bir şey olacağı endişesi taşımaktadır. Karanlık korkusu, evde yalnız kalma korkusu, kirlenme korkusu gibi korkular da yoğun olarak saptanmaktadır. Aileler olumsuz yaşam olayları söz konusu olduğunda çocuğun yaşına göre abartısız ve net açıklamalar yapmalıdır. Örneğin çok küçük bir çocuğa bu durumun kendi hatası olmadığı, mikroplar denen bizi hasta eden ve gözümüzle göremediğimiz canlıların bizi hasta etmemesi için evde kalmamız gerektiği uygun bir açıklamadır. Yine aile içinde tek konunun koronavirüs olması engellenmeli, ailecek çocuğun da içinde yer aldığı ve hoşlanacağı aktivitelerde bulunulmalıdır. ‘Çocuk anlamaz’ diye düşünüp felaket senaryoları yazmaktan uzak durulmalıdır. Çocukların sıkıntılarının, duygu ve düşüncelerinin önemsendiği gösterilmeli ve çocuğun kaygısını anlatmasına fırsat verilmelidir.

GÜNLÜK RUTİNLER DEVAM ETTİRİLMELİ

Yazının Devamını Oku

Kulak zarı delinmeleri ve tedavisi...

Daha önce de yazmıştım... Tüm dünyayı etkileyen COVID-19 salgını nedeniyle insanlarda neredeyse “hastaneye gitme korkusu” başladı.



Acil Servis’e başvuranların sayısı da ciddi oranda azaldı.
Yani bu dönemde insanlar, birçok sağlık problemini gözardı ediyor. Ancak dikkat! Bu korku ya da kaçış, daha sonrasında geri dönülmez hasarlara yol açabilir.
* * *
Özellikle salgın başladıktan sonra kulak-burun-boğaz hekimleri en riskli grup olduğu için birçok hastanede ayaktan muayene poliklinikleri de kapandı. Salgının bir nebze kontrol alınmasıyla birlikte bazı hastanelerde normal akış başladı.
* * *

Yazının Devamını Oku

Primer İmmün Yetmezlik ve COVID-19

Bağışıklık sistemimizi oluşturan elemanlardan herhangi birinin yokluğu ya da fonksiyon bozukluğu immün yetmezlik hastalıkları olarak adlandırılır. Bu hastalıklar kalıtsal ya da genetik nedenlere bağlı geliştiğinde primer immün yetmezlik (bağışıklık sistemi yetmezliği) olarak adlandırılır.



Ülkemizi de etkileyen COVID-19 salgınında primer immun yetmezliği olan hastalar için çok daha önem arzeder. Çünkü virüslerle savaşta bağışıklık sistemimiz çok önemlidir ancak doğuştan immun yetmezliği olan hastalarda bu sistem yetersiz işlev gördüğü için bu tür hastalarda çok daha ciddi sonuçlar ortaya çıkar. ‘Primer İmmün Yetmezlik nedir’ ve ‘bu rahatsızlığı olan hastalar pandemi sırasında nasıl hareket etmelidir’ sorularını konunun uzmanı Marmara Üniversitesi Pendik Eğitim Araştırma Hastanesi Pediatrik İmmünoloji ve Alerji Bilim Dalı doktorlarından Prof. Dr. Elif Karakoç Aydıner’le konuştuk.



400 FARKLI ÇEŞİDİ VARDIR

Yazının Devamını Oku

Koronavirüse karşı tıbbi uygulamalar

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve yaklaşık 3 milyondan fazla kişiye bulaşan koronavirüs ile ilgili gelişmeler devam ediyor. İlk kez bir salgın bu kadar hızlı yayıldı ve yeryüzünde her noktaya ulaştı. Tüm sistemler çöküyor ve tedavi konusunda belirsizlikler mevcut. “Aşı bulunacak mı? Yetişecek mi?” gibi pek çok soru mevcut.

Karamsar bir tablo gibi gözüküyor ancak, bizler virüslere karşı savunmasız değiliz. İki nokta önemli. Bulaştan kaçınmak, bağışıklık sistemini güçlü tutmak. Bulaştan kaçmak kişisel hijyen kurallarıyla mümkün ve en önemli nokta, bulaşı engellemek artık devlet politikası oldu ve Sağlık Bakanlığı’mızın uygulamaları ve ‘Evde kal’ sloganıyla çok güzel sonuçlar alınıyor. Öte yandan “Bağışıklık sistemimizi nasıl güçlü kılarız? Ne tür tıbbi uygulamalar var?” tüm bu soruları Urofiz Fizik Tedavi Merkezi doktorlarından Uz. Dr. Metin Özdemir’le konuştuk.



HİJYEN KURALLARI VE SAĞLIKLI BESLENME

Koronavirüs profilaksisinde önce Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu önerileri ve genel hijyen kuralları, ikinci olarak sağlıklı beslenme, yeterli uyku, stres yönetimi gibi sağlık yaşam desteklerine dikkat etmeliyiz.

Yazının Devamını Oku