Şenol Kalyoncu

Şenol Kalyoncu

Tabuları yıkan estetikte dikkat edilmesi gerekenler

16 Mayıs 2026
Sevgili Hürriyet okurları... Son dönemde genital estetik, beyazlatma ve dolgu gibi konularda merak edilen sorular aldığımı belirtmiştim.

Geçen hafta sizlerden gelen soru ve sorular üzerine genital estetik ameliyatı ve genital dolgu işlemine ilişkin merak edilenleri yanıtlamıştım. Bu hafta da genital beyazlatma konusuna değinmek istiyorum...

Kadın sağlığına dair yapılan estetik müdahaleler arasında son yıllarda daha fazla konuşulan, ancak hâlâ bazı yanlış anlamalarla karşılanan konulardan biri de genital bölge beyazlatmadır. Bu işlem, medikal ve estetik açıdan değerlendirildiğinde hem kişisel bakım rutinlerinin bir parçası olabilir hem de bazı cilt durumlarının tedavisine yardımcı olabilir. Genital bölgede zamanla meydana gelen koyulaşmalar, genetik faktörlerin yanı sıra hormon seviyeleri, gebelikler, yaşlanma, sürtünme, epilasyon yöntemleri ve bazı cilt hastalıklarına bağlı olarak gelişebilir. Kimi zaman bu renk değişiklikleri kadınlarda estetik kaygıya, özgüven eksikliğine ve cinsel yaşamda huzursuzluğa yol açabilir.

TIBBİ DEĞERLENDİRME SONRASI YAPILMALI

İşte tam bu noktada, genital beyazlatma işlemleri devreye girer.Bu uygulamalar, lazer tedavileri, kimyasal peeling ajanları, özel aydınlatıcı kremler veya kombine yöntemlerle yapılabilir. Lazer tedavileri, melanin pigmentini hedef alarak koyulaşmış alanların rengini açmayı hedefler. Kimyasal ajanlar ise kontrollü şekilde cilt yüzeyini soyarak daha açık bir cilt tonunun ortaya çıkmasına yardımcı olur. Bu işlemler çoğunlukla ağrısızdır ve hastalar günlük yaşamlarına hızlıca dönebilir. Ancak şunu vurgulamak gerekir; bu işlemler tıbbi bir değerlendirme sonrasında yapılmalıdır. Zira bazı renk değişiklikleri cilt hastalıklarının belirtisi olabilir ve öncelikle doğru tanı konulması gerekir. Ayrıca, sosyal medyada sıkça pompalanan “beyazlık” ideali üzerinden kadınların baskı altına alınması kabul edilemez. Genital bölgedeki renk değişimi çoğu zaman fizyolojik bir durumdur ve her bireyin cilt tonu farklıdır. Bu nedenle uygulama kararının kişinin kendi isteğiyle ve sağlık profesyoneli rehberliğinde verilmesi gerekir. Unutmayalım ki kadın sağlığı; estetik, fonksiyon ve psikolojik iyilik hâlinin bütünüdür. Kimi zaman küçük bir müdahale, bireyin yaşam kalitesini büyük ölçüde iyileştirebilir. Yeter ki bu müdahaleler, doğru bilgiyle, etik sınırlar içerisinde ve bireysel tercihlere saygı duyularak yapılsın.

Yazının Devamını Oku

Sadece estetik değil konfor meselesi

9 Mayıs 2026
Sevgili Hürriyet okurları... Son dönemde genital estetik, beyazlatma ve dolgu gibi konularda merak edilen sorular alıyorum. Geçen hafta sizlerden gelen soru ve sorular üzerine genital estetik ameliyatına ilişkin merak edilenleri yanıtlamıştım. Bu hafta da genital dolgu konusuna değinmek istiyorum...

Kadın sağlığı ve estetik uygulamaları söz konusu olduğunda son yıllarda artan taleplerden biri de genital dolgu işlemleridir. Bu uygulama, yalnızca estetik kaygılarla değil, aynı zamanda fonksiyonel bazı sorunlara çözüm sunmak amacıyla da yapılmaktadır. Kadınlar için hassas ve mahrem bir alan olan genital bölgede yapılan dolgular, hem fiziksel konforu artırabilir hem de kişinin özgüvenine katkı sağlayabilir. Genital dolgu, genellikle hyalüronik asit içerikli maddelerle yapılan bir enjeksiyon işlemidir. Hyalüronik asit, insan vücudunda doğal olarak bulunan ve su tutucu özelliği sayesinde cildi dolgunlaştıran bir bileşiktir. Bu madde sayesinde dış genital bölgedeki hacim kayıpları giderilebilir, asimetriler dengelenebilir ve daha genç bir görünüm elde edilebilir. Ayrıca bazı kadınlarda yaşa, doğumlara veya zayıflamaya bağlı olarak oluşan sarkma ve volüm kaybı gibi durumlarda da çözüm sunabilir. Bu uygulamanın bir diğer önemli kullanım alanı da vajinal kuruluk ve cinsel ilişki sırasında yaşanan rahatsızlık hissini azaltmaya yöneliktir. Hyalüronik asidin nem tutucu etkisi sayesinde bölgedeki dokular daha elastik ve nemli bir hâle gelir. Bazı özel dolgu türleriyle vajinal girişin sıkılığı da artırılabilir, bu da bazı kadınların cinsel yaşamında fark edilir bir konfor sağlayabilir.

MUTLAKA YETKİN BİR HEKİME DANIŞIN

İşlem genellikle lokal anestezi altında, klinik ortamda, oldukça kısa sürede gerçekleştirilir. Hasta uygulamadan sonra günlük yaşamına rahatlıkla dönebilir. Kalıcılığı ortalama 8-12 ay arasında değişmektedir, ancak kişinin yapısına ve kullanılan dolgu tipine göre bu süre farklılık gösterebilir. Elbette ki bu işlemi yaptırmadan önce mutlaka bir kadın doğum uzmanına ya da medikal estetik alanında yetkin bir hekime danışmak gerekir. Zira her bireyin anatomisi ve ihtiyaçları farklıdır; bu yüzden kişiye özel bir değerlendirme yapmak önemlidir. Ayrıca işlemin hijyenik koşullarda, kaliteli ve onaylı ürünlerle yapılması, istenmeyen komplikasyonların önüne geçmek adına kritik bir noktadır. Kadın sağlığında estetik müdahalelerin yeri giderek artarken, bu uygulamaların amacının kadının kendini daha iyi hissetmesi ve yaşam kalitesinin artırılması olduğunu unutmamalıyız. Önemli olan, kişinin bu kararı kendi isteğiyle ve sağlık profesyonellerinin doğru yönlendirmesiyle vermesidir. Sağlıkla, kendinizle barışık bir yaşam dilerim...

Yazının Devamını Oku

‘Mükemmel görünüm’ algısı kaygılara yol açabilir

2 Mayıs 2026
Sevgili Hürriyet okurları... Son dönemde genital estetik, beyazlatma ve dolgu gibi konularda merak edilen sorular alıyorum. Bu hafta sizlerden gelen soru ve sorular üzerine genital estetik ameliyatına ilişkin merak edilenleri yanıtlayacağım...

Kadın sağlığında hem fiziksel hem de psikolojik iyilik hâlini etkileyen pek çok faktör vardır. Bu faktörlerden biri de son yıllarda giderek daha fazla gündeme gelen genital estetik ameliyatlarıdır. Kadınların genital bölgeleriyle ilgili estetik beklentileri, yalnızca dış görünümle ilgili değildir; aynı zamanda fonksiyonel, hijyenik ve cinsel yaşamla ilgili memnuniyet beklentilerini de içermektedir.

Genital estetik uygulamaları, doğum sonrası oluşan deformasyonlardan rahatsızlık duyan, spor ya da günlük yaşamda sürtünme hissi yaşayan, kendine güvenini yitiren veya cinsel ilişkide sorunlar yaşayan kadınlar için bir çözüm alternatifi olabilir. Vajina daraltma (vajinoplasti), iç dudak estetiği (labioplasti), dış dudak dolgusu ve klitoris üzeri cilt katlantılarının düzeltilmesi gibi birçok işlem, modern tekniklerle ve minimal invaziv yöntemlerle yapılabilmektedir. Bu işlemler hem estetik memnuniyet sağlar hem de bazı durumlarda idrar kaçırma gibi fonksiyonel problemlerin de giderilmesine yardımcı olabilir.

İYİ DEĞERLENDİRİLMELİ DOĞRU BİLGİLENDİRİLMELİ

Ancak her cerrahi işlem gibi genital estetik de iyi değerlendirme ve doğru bilgilendirme gerektirir. Sosyal medyada sıkça karşılaşılan “mükemmel görünüm” algısı, bazı kadınlarda gereksiz kaygılara yol açabilir. Oysaki kadın anatomisi kişiseldir ve her bireyin kendine has bir yapısı vardır. Önemli olan, estetik beklentilerin kişinin beden algısıyla ve yaşam kalitesiyle gerçekten uyumlu olup olmadığının değerlendirilmesidir. Genital estetik konusunda başvuran kadınların önemli bir kısmı aslında kendi bedenlerini daha iyi tanımak, kendiyle daha barışık olmak ve hayat kalitesini artırmak istemektedir. Bu noktada, hekim olarak bizlerin görevi hem medikal hem de etik yönden doğru yönlendirme yaparak kadınların kendilerini iyi hissetmelerine katkıda bulunmaktır. Unutulmamalıdır ki kadın sağlığı, yalnızca fizyolojik durumların değil, aynı zamanda bireyin ruhsal ve sosyal iyilik hâlinin de bir bütünüdür. Genital estetik ameliyatları da bu bütünün, bireysel ihtiyaç ve kararlar doğrultusunda şekillenen bir parçasıdır.

Yazının Devamını Oku

Doğum lekelerinin tedavisi

25 Nisan 2026
Sevgili Hürriyet okurları... Bebeğiniz doğdu... İlk kez kucağınıza aldınız. İncelerken cildinde pembe-kırmızı bir leke fark ettiniz. Ve aklınızdan geçen ilk soru, “Ya şimdi ne olacak” oldu.

Öncelikle şunu bilmek önemli; doğumdan itibaren fark edilen bu tür cilt görünümlerinin bir kısmı, bebekliğin ilk aylarında kendiliğinden kaybolabilir. Bu nedenle ayırıcı tanının bir dermatoloji uzmanı tarafından yapılması ve doğru tanının netleştirilmesi, büyük önem taşır. Bu hafta köşe konuğum Dermatolog Dr. Sevil Özdöl ile bebeklerin cildindeki lekelerle ilgili merak edilenleri konuştuk.

* Bebeklerde ilk fark edilen leke doğumsal şarap lekesi olabilir mi? Aileler bu durumda ne yapmalı?

Evet, olabilir. Doğumsal şarap lekesi; yenidoğanlarda yaklaşık yüzde 0.3 oranında görülen, damarların doğumsal olarak bölgesel genişlemesiyle karakterize bir doğum lekesidir. Tıpta nevus flammeus olarak da bilinir. Yenidoğan döneminde genellikle açık pembe ya da kırmızı tonlardadır. En sık yüz bölgesinde görülür; özellikle alın, göz çevresi ve yanaklarda yerleşim gösterebilir. Ancak vücudun her bölgesinde ortaya çıkabilir. Bebeğinizde bu tür bir cilt görünümü fark ettiğinizde ilk adım, doğru tanının konulmasıdır. Benzer görünüme sahip farklı cilt durumları ile karışabileceği için değerlendirme bir dermatoloji uzmanı tarafından yapılmalıdır. Oysa bazı cilt görünümleri zamanla kaybolabilirken, bazıları kalıcıdır ve erken dönemde değerlendirilmesi gerekir. Doğru tanı konulduktan sonra; lekenin yerleşimi, yaygınlığı ve eşlik edebilecek durumlar göz önünde bulundurularak kişiye özel bir takip ya da tedavi planı oluşturulur.

Sevil Özdöl

* Neden ortaya çıkar? Sadece ciltle mi sınırlıdır, başka organlar etkilenir mi?

Yazının Devamını Oku

Çocuk sağlığında yapay zekâ dönemi: ‘Dr. robot’a güvenebilir miyiz

18 Nisan 2026
Sevgili Hürriyet okurları... Son zamanlarda kahvehane sohbetlerinden üniversite koridorlarına kadar her yerde yapay zekâ konuşuluyor.

Özellikle ChatGPT gibi araçların hayatımıza girmesiyle birlikte, artık bir çoğumuz sağlığımızla ilgili soruları önce bu dijital asistanlara sormaya başladık. Yemek tarifinden tatil planlarımıza, düğünde seçeceğimiz çiçeğe kadar yapay zekâ karar veriyor. Peki, konu çocuklarımız, en kıymetlilerimiz olunca bu yapay zekâlar bir tuş uzağımızdaki bir doktor mu? Yoksa daha önceden 3 çocuk büyütmüş karşı komşu abla kadar mı biliyor? Ne kadar güvenmeliyiz veya daha güzel soru nereye kadar güvenmeliyiz?

ÇOCUKLAR ‘KÜÇÜK YETİŞKİNLER’ DEĞİLDİR

Tıpta çok temel bir kural vardır; çocuklar sadece yetişkinlerin küçük birer kopyası değildir. Çocukların fizyolojisi, büyüme süreçleri ve hastalık belirtileri sürekli bir değişim ve gelişim halindedir. Bugün kullandığımız yapay zekâ modellerinin çoğu yetişkin verileriyle eğitildiği için bu sistemlerin çocuklar için her zaman doğru sonuçlar üretmesi zordur. Aynı zamanda yapay zekâlara soru soran ebeveynler bebeğinin yaşını, geçmiş hastalıklarını, hastalık bulgularının ortaya çıkış zamanını, daha önceden kullandığı ilaçlar gibi anahtar bilgileri yapay zekâya sunmaz ise yapay zekâlar kolaylıkla hata yapabilir ve yanıltıcı olabilmektedir.

DİJİTAL BİR ASİSTAN MI YOKSA BİR DOKTOR MU?

Yeni nesil yapay zekâ araçları (örneğin ChatGPT Health), tıbbi terimleri açıklamak veya doktor randevusuna hazırlanırken soru listesi oluşturmak gibi konularda harika birer “sekreter” gibi çalışabilir. Ancak bu sistemlerin birer “doktor” olmadığını unutmamak hayati önem taşıyor. Yapılan araştırmalar, bu araçların bazen acil durumları (triyaj) doğru şekilde önceliklendiremediğini ve hayati tehlikesi olan vakaları gözden kaçırabildiğini gösteriyor. Bu yüzden en azından 2026 yılında yapay zekâya danışarak acile gidip/gitmemeye karar vermemeli, doktorunuza danışmadan ilaç kesmemelisiniz. Kim bilir belki 5-10 veya 15 yıl sonra her şey değişebilir ancak bugünün şartlarında en kıymetlimiz olan çocukların sorumluluğu yapay zekâya devredilmemeli. Tabii bu uygulamalarla her bilgi paylaşımımız aynı zamanda dijital ayak izi bırakmakta. Bu araçlara çocuğunuzun özel sağlık bilgilerini yüklerken iki kez düşünmelisiniz; çünkü yapay zekâların çoğu henüz tıbbi gizlilik standartlarına tam uyumlu değil ve verilerinizin güvenliği konusunda da riskler barındırıyor.

YİNE DE GELECEK UMUT VERİCİ

Yazının Devamını Oku

Retina hastalıklarında vitreoretinal cerrahi (vitrektomi)

11 Nisan 2026
Sevgili Hürriyet okurları... Bugünkü köşe konuğum Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı’ndan Prof. Dr. Murat Küçükevcilioğlu.

Kendisiyle retina hastalıklarında vitreorentinal cerrahi (vitrektomi) konusunu konuştuk. İşte verdiği önemli bilgiler...

ÇOĞU ZAMAN DİKİŞ GEREKTİRMİYOR

Vitreoretinal cerrahi (vitrektomi), gözün arka kısmını dolduran vitreus jelinin çıkarılması veya değiştirilmesiyle retina hastalıklarını tedavi eden ileri düzey mikrocerrahi yöntemidir. En sık vitreoretinal cerrahi gerektiren durumları retina dekolmanı (görme tabakasının yerinden ayrılması), göz içi kanamalar (sıklıkla şeker hastalığına bağlı), maküla olarak isimlendirilen merkezi retinadaki delikler ve maküladaki epiretinal membranlar (zar oluşumları) olarak sıralayabiliriz. Eskiden göze daha geniş kesilerden girilerek gerçekleştirilen bu ameliyatı artık daha küçük girişlerle ve çoğu zaman dikiş gerektirmeden gerçekleştirebiliyoruz. Fotoğrafta da görüldüğü üzere gözün renkli kısmı ile beyaz kısmın birleşim yerinden 3-4 mm geriden gözün içine girdiğimiz trokarları kullanarak 0.9 mm gibi çok küçük kesilerden bu ameliyatı gerçekleştirmemiz mümkün olabiliyor. 

İYİLEŞME SÜRESİ 5-7 GÜN ARASINDA

Hastanın yaşına ve genç olsa bile katarakt mevcudiyetine göre katarakt ameliyatını aynı seansta rahatlıkla gerçekleştirebiliyoruz. Gözün çevresinin uyuşturulması şeklinde genel anestezi gerektirmeden lokal anestezi ile işlemi yapabiliyoruz. Hastalarımızı çoğunlukla aynı gün evine taburcu ediyoruz. Nedene bağlı olarak göz içi tamponad gerektiren durumlarda örneğin retina dekolmanı cerrahisinde gaz veya silikon, maküla deliğinde ise yine gaz tamponadlar kullanabiliyoruz. Hastanın ameliyat sonrası iyileşme süresi genelde katarakt ameliyatından farklı olmayacak şekilde 5-7 gün sürebiliyor. Cerrahi sistemlerdeki ciddi gelişmeler sayesinde artık çok daha küçük kesilerden dikiş gerektirmeden birçok retina patolojisini hastanın konforunu etkilemeden ve yatış gerektirmeden gerçekleştirebiliyoruz.

Yazının Devamını Oku

Ultrasonik rinoplastiye dair merak edilenler

4 Nisan 2026
Sevgili Hürriyet okurları… Bu hafta köşe konuğum Prof. Dr. Burak Kaya. Kendisiyle son yıllarda sıkça duyduğumuz “ultrasonik rinoplasti” konusunu konuştuk. İşte verdiği önemli bilgiler…

Burun estetiği ameliyatı (rinoplasti), en sık yapılan estetik operasyonlardan biridir. Son yıllarda ise bu ameliyatla ilgili en çok duyulan kavramlardan biri “ultrasonik rinoplasti” ya da diğer adıyla piezo tekniği. Bu yöntemde burun kemikleri klasik yöntemlerde olduğu gibi kırılarak değil, yüksek frekanslı ses dalgalarıyla çalışan özel bir cihazla çok daha kontrollü şekilde şekillendirilir. Geleneksel rinoplastide kemiklere şekil vermek için cerrahi keski ve çekiçler kullanılır. Bu yöntem güvenlidir ve yıllardır başarıyla uygulanmaktadır. Ancak kemiklere müdahale sırasında çevredeki yumuşak dokular da bir miktar etkilenebilir. Bu nedenle ameliyat sonrası göz çevresinde morluk, şişlik ve hassasiyet görülmesi normaldir.

Burak Kaya

AMELİYAT SONRASI DÖNEM DAHA KONFORLU

Ultrasonik teknikte ise cihaz yalnızca kemik dokuyu hedef alır; damarlar ve yumuşak dokular büyük ölçüde korunur. Bu da ameliyat sonrası dönemin genellikle daha konforlu geçmesini sağlar. Birçok hastada morlukların daha az olduğu, şişliğin daha hızlı gerilediği ve günlük hayata dönüşün daha rahat olduğu gözlenir. Özellikle “gözlerim mosmor olur mu?” endişesi yaşayan hastalar için bu önemli bir avantajdır. Bu yöntem aynı zamanda cerraha çok daha hassas çalışma imkânı verir. Burun kemikleri milimetrik olarak şekillendirilebilir, kesiler daha düzgün yapılır. Özellikle kemik yapısı geniş olan kişilerde veya daha önce ameliyat olmuş hastalarda bu hassasiyet estetik sonucu olumlu etkileyebilir. Elbette ultrasonik rinoplasti her hasta için şart değildir.

TEKNOLOJİ SONUCU TEK BAŞINA BELİRLEMEZ

Klasik yöntemlerle de çok başarılı sonuçlar elde edilebilir. Burun estetiğinde asıl önemli olan kullanılan cihazdan çok ameliyatı yapan cerrahın deneyimi ve estetik anlayışıdır. Teknoloji işi kolaylaştırabilir ama sonucu tek başına belirlemez. Sonuç olarak ultrasonik rinoplasti, özellikle ameliyat sonrası morluk ve şişliğin daha az olmasını isteyen, iyileşme sürecini daha rahat geçirmek isteyen hastalar için önemli bir seçenek sunar. Günümüzde burun estetiği yalnızca güzel bir görünüm elde etmek değil, aynı zamanda ameliyat sonrası süreci de mümkün olduğunca konforlu hale getirmek anlamına geliyor. Ultrasonik teknik de bu hedefe ulaşmada modern cerrahinin sunduğu etkili araçlardan biridir.

Yazının Devamını Oku

İdrar kaçırmada pelvik taban fizyoterapisi

28 Mart 2026
Sevgili Hürriyet okurları… Bugünkü köşe konuğum Pelvik Taban Fizyoterapisti Öykü Eylem Fendal. Kendisiyle idrar kaçırmada pelvik taban fizyoterapisi konusunu konuştum. İşte verdiği önemli bilgiler…

İdrar kaçırma (üriner inkontinans), birçok kişinin yaşadığı ancak çoğu zaman dile getirmekten çekindiği bir sağlık sorunudur. Günlük hayatında kahkaha atarken, merdiven çıkarken ya da ani bir hareket sırasında “acaba kaçırır mıyım?” kaygısı yaşayan kişiler, zamanla sosyal hayattan uzaklaşmaya kadar giden bir süreç yaşayabilir. Özellikle kadınlarda daha sık görülen üriner inkontinans, sanıldığından çok daha yaygındır. ABD merkezli saygın bir tıp kurumu olan Mayo Clinic verilerine göre, kadınların yaklaşık yüzde 50’si hayatlarının bir döneminde bu problemle karşılaşmaktadır. İdrar kaçırmanın birçok nedeni olmakla birlikte, en sık karşılaşılan durumlardan biri pelvik taban kaslarının işlev bozukluğudur.

PELVİK TABAN KASLARI NEDİR?

Pelvik taban kasları; leğen kemiğinin tabanında yer alan ve mesane ile bağırsakları, kadınlarda rahim ve erkeklerde prostatı adeta bir hamak gibi destekleyen kas grubudur. Bu kaslar yalnızca idrar kontrolünde değil, aynı zamanda dışkılama ve cinsel sağlık açısından da önemli rol oynar. Gebelik, doğum, menopoz, fazla kilo, ağır kaldırma, duruş bozuklukları, yaşlanma, cerrahi müdahaleler ve aşırı ıkınma gibi nedenlerle bu kasların çalışma dengesi zamanla bozulabilir. Bunun sonucunda idrar kaçırma problemi ortaya çıkabilir. Günümüzde idrar kaçırma tedavisinde birçok yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemler arasında pelvik taban fizyoterapisi, giderek daha fazla tercih edilen, etkili ve bilimsel bir yaklaşım olarak öne çıkmaktadır. Birçok vakada cerrahi müdahaleye gerek kalmadan önemli iyileşmeler sağlanabilmektedir. Gerekli durumlarda ise ameliyat öncesi ve sonrası dönemde destekleyici tedavi olarak uygulanması önerilmektedir.

Öykü Eylem Fendal

DOĞRU EGZERSİZ SEÇİMİ ÖNEMLİ

Pelvik taban fizyoterapisi, bu kasların yeniden doğru şekilde çalışmasını hedefler. Fizyoterapistler tarafından uygulanan bu süreç, detaylı bir değerlendirme ve kişiye özel planlama gerektirir. Fark edilmesi zor bu kas grubunun doğru çalışmasını sağlamak için biofeedback, elektromüsküler stimülasyon (EMS), egzersiz programları, manuel uygulamalar ve günlük yaşam düzenlemeleri gibi çeşitli yöntemlerden yararlanılır. Pelvik taban egzersizleri denildiğinde en çok bilinen uygulamalardan biri Kegel egzersizidir. Ancak Kegel egzersizi her birey için uygun olmayabilir. Bu nedenle kişiye özel değerlendirme yapılarak egzersiz planlanması tedavinin etkinliğini artırır. Ayrıca Kegel egzersizinin doğru şekilde uygulanması büyük önem taşır. Özellikle sosyal medyada yaygın olarak önerilen, tuvalette idrarı tutup bırakma şeklindeki uygulamalar yanlıştır ve farklı sağlık sorunlarına yol açabilir. Aynı şekilde plansız ve gelişigüzel yapılan egzersizlerden de beklenen fayda sağlanamaz. Egzersizlerin, diğer fizyoterapi yöntemleriyle birlikte bütüncül bir yaklaşımla uygulanması daha kalıcı ve etkili sonuçlar sağlar. Unutulmamalıdır ki idrar kaçırma kader değildir. Bir damla bile idrar kaçırma, idrar kaçırma olarak kabul edilir ve ertelenmemesi gereken bir durumdur. Bu sorunu yaşayan kişilerin vakit kaybetmeden bir fizyoterapiste veya ilgili sağlık profesyoneline başvurmaları, doğru tedaviye ulaşmaları açısından atılacak en önemli adımdır.

Yazının Devamını Oku