GeriDoğan HIZLAN Bir soprano nasıl yetişir
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir soprano nasıl yetişir

SES belleği, en unutulmaz ve silinmez izleri taşır.

Özellikle bazı seslerin bir aryası, bir türküsü, bir şarkısı zaman zaman kulağınızda yankılanır.
Remziye Alper de benim için böyle seslerden biridir.
İyi, ünlü bir sopranodur.
Bellini’den Verdi’ye, Donizetti’den Mozart’a kadar birçok aryayı seslendirmiş, Türkiye’de ve dünyada çok dinlenmiş, ödüller kazanmıştır.
Ama benim belleğimdeki Remziye Alper hangisi? Yüksek yüksek tepelere ev kurmasınlar türküsünü, bütün bir Anadolu’yu yüreğinize taşıyarak söyleyen Remziye Alper.
Ben türkülerin ya otantik icrasını ya da çok sesli söylenişini severim, işte onun bu icrası, örnek gösterilecek bir icra.
Bizde müzikçilerin yaşamı üzerine çalışmalar yayınlanıyor. İcracıların yaşamını monografilerden okuyabiliyoruz; ama ses sanatçılarımızın, sopranolarımızın veya diğerlerinin yaşamını bilmiyoruz.
Hayati Asılyazıcı’nın hazırladığı, “Savaşın Küllerinden Doğan Soprano Remziye Alper* (Ünlü Sanatçının Yaşam Öyküsü)” kitabını okurken bunları düşündüm.
Sahnede dinlediğimiz, kayıtlarını çaldığımız sopranonun, yaşam öyküsünü, meslekî başarısının köşe taşlarını bilmiyoruz. Zaten çoğunun, ne yazık ki CD kayıtları bile yok.
* * *
SANATÇI Önsöz’de, kitabın hazırlanışından notlar aktarıyor bize:
“Her sanatçı gibi sanat hayatım boyunca, yaptığım etkinliklerimle ilgili bilgi ve belgelerimi özenle sakladım. Sonra bir gazete ilanında yurtiçi ve yurtdışında başarı kazanmış sanatçılara yarışma açıldığını okudum. Birikimlerimi iki dosyada toplayarak yarışmaya katıldım. Bizler gibi başarılı sanatçılar yetiştirmiş olduğu için kazandığım ödül, mezun olduğum Ankara Cebeci Konservatuvarı’na verildi. Büyük gurur duydum. Bu yarışma beni geleceğe çok iyi hazırladı. 45 yıllık sanat yaşamımı, deneyim ve birikimlerimi kitap haline getirmek istiyordum.”
Alman kâbusunun darmadağın ettiği Kırım’da doğdu, göçmenliğin bütün çilesini çekti, göç fırtınası onu ve ailesini, Avusturya’ya sürükledi, Bregenz’de manastırda rahibelerin şefkatine sığındı, bu göçebelik Bursa, İzmir ve Ankara’da da sürdü.
Müziğe ilgisi Kırım’da başlamıştı. Nasıl başladı müzik yaşamı?
“Ulus ortaokulunu bitirdim. Evimiz Ulus’a yakındı. Okulu bitirince, babamın ve annemin işine yakın oturmak için Cebeci’deki bir eve taşındık. Annem liseye gitmemi istiyordu. Bir gün, annemle Cebeci’deki konservatuvarın önünden geçiyoruz; birden konservatuvar binası ilgimi çekti. Anneme sordum. ‘Konservatuvar’ dedi. Anlamını sorduğumda, çeşitli dallarda sanatçıların yetiştirildiği okul olduğunu söyledi. Burada okumak isterdim, dedim. Ama o kadar içten söyledim ki gözlerimden yaşlar süzülüverdi.”
İlk profesyonel temsili, Ankara Devlet Opera ve Balesi’nde Çaykovski’nin Yevgeni Onegin operasındaki Olga rolüydü. Bir trafik kazasında kaybettiği eşi, orkestra şefi Orhan Tanrıkulu ile 1969 yılında evlendi.
Yurtdışında Santa Cecilia’ya girişini, Verdi Ödülü’nü kazanışını okuyun.
Bir Türk sopranosunun başarı öyküsü hepinizi etkileyecek.
Yurtiçinde ve yurtdışında icralarıyla hep övgü topladı.
Kitabın bir bölümünde, onun için yazılanlardan alıntılar var. Fotoğrafların da yer aldığı yaşam öyküsü kitabının içinde bir de DVD bulunuyor.
* * *
BİR sopranonun başarılarla dolu yaşam öyküsü gerçekten ilgi çekici, güzel hazırlanmış bir kitap.

(*) Savaşın Küllerinden Doğan Soprano Remziye Alper (Ünlü Sanatçının Yaşam Öyküsü), Hayati Asılyazıcı, Kaynak Yayınları.

X

Turgut Kut Özel Sayısı

Yemek ve Kültür dergisi yeni sayısını sevgili dostumuz rahmetli Turgut Kut’a adadı.

Yazılardan bazı satırları aktaracağım:

İlk yazı eşi Günay Kut’un:

Ahmet Turgut Kut’un ‘Türk Mutfağı’ ile ilgili yazıları:

2 Temmuz 2021 günü 52 yıllık eşim, yol arkadaşım Turgut Kut’u kaybetmemiz ailemizi sarsmıştır. Onun yazmayı planladığı mutfakla ilgili çok konusu vardı. “Son olarak üzerinde çalıştığı ve bir çok malzeme topladığı çocukluğundaki ve gençliğindeki günlerin izinde kaleme alacağı ‘İstanbul’da Sokak Satıcıları’ adlı makalesini bir kitap olarak kayda geçiremeden birdenbire aramızdan ayrıldı.”

Gönül Tekin – Turgut Kut’a dair izlenimler ve hatıralar:

“Turgut’un Türk edebiyatına, Türk yemeklerine ve tarihine, yiyeceklerin tarihi sürecin içindeki gelişmelerine dair ilgisinin ve bilgisinin yabana atılamayacak kadar fazla olduğunu anlamıştım.

Turgut’un kütüphanesinde sonradan Millet Yazma Eser Kütüphanesi’ne bağışladığı çok kıymetli eserlerin yanı sıra tarih, edebiyat, sanat tarihi, lügatler, İstanbul’la ilgili fevkalade çok sayıda kitap bulunmaktadır.”

Yazının Devamını Oku

Ümmü Gülsüm’ü dinlerken

Mega plaktan bir Ümmü Gülsüm paketi geldi.

Bir CD, bir LP, hayatına, sanatına dair bilgiler vardı. Hemen dinlemeye başladım, Mısır’da geçirdiğim günleri hatırladım. Piramit gezisini, Agatha Christie’nin ‘Nil’de Ölüm’ü yazdığı Karaf Oteli’nin lokantasında günlük yazımı yazışımı... Sapsarı Nil’in üzerindeki uçuşumuzu. Bizi oraya dönemin Kültür Bakanı İstemihan Talay götürmüştü, Türk Şehitleri Mezarlığı’nın açılışına katıldık.

Bir zamanların zirvesinde olan bir ses sanatçısıydı Ümmü Gülsüm. Eğer dinlemediyseniz, dünya müziği repertuvarınız için büyük bir eksikliktir.

Önce sunumu okuyalım:

- Arap Müziğinin Primadonna’sı.

- Doğu’nun Yıldızı.

- Mısır’ın 4. Piramidi.

- Nil’in Ölmeyen Sesi.

- Hüzünlerin Anası.

Yazının Devamını Oku

Başyapıtlar kataloğu

İki ciltlik ‘Ankara Resim ve Heykel Müzesi-Başyapıtlar’ kitabı bu iki sanat dalında önemli akımları, sanatçıları ve eserlerini bir arada görmemizi sağlıyor. Oldukça önemli bir koleksiyon kitabı...

Müzelerin katalogları yayımlanmalıdır. Çünkü bir meraklı, ilgili nerede, ne olduğunu bilmeli ki ziyaret isteği uyansın. T.C. Kültür ve Turizm Bakanı’nın yayımladığı iki ciltlik ‘Ankara Resim ve Heykel Müzesi-Başyapıtlar’ kataloğu gerçekten bir eksiğimizi gideriyor. Gitmeyenler, o bilgilerle müzeyi gezmiş gibi olurlar.

İlk cildin başında neler yer alıyor: Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nin kısa tarihçesi, mimarı Arif Hikmet Koyunoğlu ve yapının mimari özellikleri, müzenin koleksiyonunun sanatımızın tarihindeki yeri ve önemi... Ayrıca Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy’un ‘Sunuş’u var.

Prof. Dr. Kıymet Giray, yazarın önsözü ‘Başlarken’de müzenin önemine değiniyor: “Akademik çalışmalarım birbirini izlerken Türk Resim ve Heykel Sanatı Tarihi alanında yapmış olduğum araştırmalar da giderek derinleşti. 1980’li yıllarda bu ölçekte yalnızca üç müze bulunduğunu göz önüne alırsak, Ankara Resim ve Heykel Müzesi mevcut kurumlar içinde kapsamlı düzeniyle ve aydınlatıcı yönüyle öne çıkıyor; bu sayede o yıllarda bu alanlarda akademik çalışma yapan bilim insanları gibi benim de bilgilerimi perçinliyordu.”

İçindekiler listesini okuduğumuzda kısa başlıklarla resim ve heykel sanatının gelişimini, değişimini anlayabiliyoruz. Hayatını okuduğumuz ressamlar ve heykeltıraşlar, bu iki sanat dalındaki ustaları daha iyi tanımamızı sağlarken ‘Batı’nın etkisi’ konusunda da aydınlatıcı fikir veriyor.

Ankara Resim ve Heykel Müzesi BaşyapıtlarProf. Dr. Kıymet GirayKültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları

Birinci cildin içeriği:

* Resim

* Resim Sanatımızın İlk Ressamları

Yazının Devamını Oku

Bir ödül hikâyesi

İhsan Yılmaz’ın önceki gün Hürriyet’teki ‘İspanya’da Carmen, Türkiye’de Nurten’ yazısını okuyunca, ödülün perde arkasını anlatmaya karar verdim.

‘Haldun Taner Öykü Ödülü’ töreni The Marmara’da yapılmıştı.

Ödül Adnan Özyalçıner ile Nurten Ay arasında bölüştürüldü. Özyalçıner’in kitabının adı ‘Cambazlar Savaşı Yitirdi’, Nurten Ay’ın kitabının adı da ‘Gizli Kalmış Bir İstanbul Masalı’ydı.

Gazetenin sahibi Sedat Simavi, Hürriyet Gösteri’ye ilgi gösterir, önerilerde bulunurdu.

Ona telefonda ödül törenine geldiğimi, kazananla konuşacağımı söyledim. Bilinmeyen, tanımadığımız bir ad kazandı, dedim. Sedat Simavi, “Mademki bir ilk başarı, onun öyküsünü Hürriyet’te yayınlayalım” dedi. Böylece ilk kez günlük bir gazetede ödül kazanan bir edebiyat eseri yayınlanıyordu.

Nurten Ay’a ilk sorum şuydu: Haldun Taner’in öykülerini seviyor musunuz? Kaçamak bir cevap verdi, “Evet, çok severim” gibi, başka tanınmış öykü yazarlarını sordum, doyurucu bir yanıt alamadım.

Birçok edebiyatçı dostum merak ediyordu nasıl biri olduğunu, beklemelerini söyledim.

Sonradan öykünün Ali Teoman’a ait olduğunu kendisi açıkladı.

Öyküyü Hürriyet’te okuyanlar çok beğenmişlerdi. Çünkü en çok satan bir gazetede öykü tefrikası onları şaşırtmıştı.

Yazının Devamını Oku

Sami Kohen’in ardından

Bir gün Sami Kohen’le telefonda kitaplar, anılar üzerine konuşuyoruz. Şöyle bir şey söylemişti:

“Birçok kişi benimle kitap yapmak istedi ama tam karar verip başlayacakken hep bir iş seyahati çıktı.”

Gazetecilik, işine kendini adayanların mesleğidir. Çünkü bir sis çanı gibi, bir haber, bir olay sizi alır, evinizden, yatağınızdan koparıp götürür.

Dış haberler alanındaki gazetecinin işi zordur; hem buraya haber vereceksiniz hem de dünyaya Türkiye hakkında bilgi de vereceksiniz.

Meraklı bir çocuk babasının mesleğine imrenir. Sami Kohen’in babası da gazeteciydi ve bir gazete çıkartıyordu.

Milliyet’e gelinceye kadar birçok gazetede çalıştı. Yıllarını Milliyet’e verdi, 50’nci yıl ödül gecesinde vardım. Onun haberlerini başka yabancı basın organları da iktibas ederlerdi.

İşini severek yapanın yüzü daima aydınlıktır. Sevdiği işin başarısı daima yüzünde ışıldar. Ben ne zaman onunla karşılaştıysam kendisiyle barışık bir çehre görürdüm.

‘Sami Kohen Anlatıyor – Ver Elini Dünya’

Yazının Devamını Oku

Evde kalan çocuklar

Pazar günkü Hürriyet’te Nuran Çakmakçı’nın okula dönen çocukların durumu ile ilgili yazısı zihnimde bazı sorulara yol açtı.

Durumları neydi?

Bencilleşmişler.

Dikkatleri azalmış.

Göz teması kuramıyorlar.

Yazmayı unutmuşlar.

Bilgisayardan ders dinlemeye alışmışlar.

Kalem tutmayı unutmuşlar.

Bazı durumlar pandemiden önce de vardı ama dikkatimizi çekmiyordu.

Yazının Devamını Oku

Bu Toprağın Ezgileri

Kitapların, CD’lerin ithaf satırları benim dikkatimi çeker.

Çimen Yalçın bakın kimlere adamış:

“Bu topraklarda yaşamış kadim halkların aziz hatırasına, zamandan ve mekândan azade kalplere...”

Albümün iç kapağında teşekkürü okuyacaksınız:

“Bu topraklar üzerinde var olmuş bütün halklara ve onların kültürlerine içten saygılarımı sunarım. Dedemden babama, babamdan bana geçen mirasa, yaşadığım coğrafyanın zenginliğini ekleyerek ezgilerin içinde ses olmaya çalıştım. Bu albümde benimle kalben yürüyen ve sesime ses olan herkese minnettarım.”

Sunumda albümün oluşum sürecini aktaralım.

Anadolu’nun eşsiz tınılarını sesinde barındıran, dizi müziklerindeki vokalleriyle sesine aşina olduğumuz ‘Türkiye’yi ağlatan ses’ olarak tanınan, Kültür ve Turizm Bakanlığı Ses Sanatçısı Çimen Yalçın’ın ilk solo albümü ‘Kalan Müzik’ etiketiyle müzikseverlerle buluştu.

‘Bu Toprağın Ezgileri’ albümü uzun süren bir çalışmanın sonucunda ortaya çıktı. Çimen Yalçın için ilk solo albüm fikri 2014’te oluşmasına rağmen albüm çalışmasına 2016 yılında sözleri Karacaoğlan, müziği ise Çimen Yalçın’a ait ‘Solduktan Geri’ eserinin aranjesiyle başlandı. Beş yılda tamamlanacak olan albümün repertuvarı defalarca değişti. Repertuvarın büyük bölümü türkülerden oluşurken, albümün yapımcısı Hasan Saltık’ın ‘Başka bir şey denemeliyiz’ düşüncesi ve farklı önerileriyle içerik büyük bir değişikliğe uğradı.

Ezgileri beğenilen ve özenle seçilen farklı dillerdeki halk şarkılarına

Yazının Devamını Oku

Tiyatro tarihimizden önemli bir kesit

Tiyatronun değerli ismi Kâmran Yüce’nin kızı Deniz Yüce Başarır, hazırladığı ‘Perde Kapanmasa Görecektiniz’ adlı kitabıyla okuru zaman tünelinde yolculuğa çıkarıyor. Tiyatro tarihimize ışık tutan çalışma, Kent Oyuncuları’nın kuruluş hikâyesini anlatıyor.

Kent Oyuncuları’nı  birçok kişi seyretmiştir. Yıldız-Müşfik Kenter kardeşlerin yanında Kent Tiyatrosu’nun önemli bir ismi de şair ve tiyatro dünyasının unutulmazı Kâmran Yüce’dir. Üçünü de seyreden biri olarak tiyatro tarihimizdeki vazgeçilmez yerlerini unutmamak gerektiğini düşünüyorum. Hiç kuşkusuz bu isimlere Şükran Güngör’ü de katmak gerekir.

Çevirmen, yayın yönetmeni Kâmran Yüce’nin kızı Deniz Yüce Başarır’ın büyük emekle hazırladığı ‘Perde Kapanmasa Görecektiniz’ kitabı, yalnız Kenterlere değil, tiyatro tarihimize de ışık tutuyor.

Kitabın kapağı şöyle:

“Perde Kapanmasa Görecektiniz

Kâmran Yüce’nin arşivinden Kent Oyuncuları’nın Kuruluş Hikâyesi (1959-1986).”

Kitabın adı Yüce’nin bir dizesinden alınmış.

Kitabın ilk yazısı İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na ait…

Deniz Yüce Başarır ‘Başlarken’ yazısında kitabın oluşumunu kaleme alıyor. Çalışmaların temelini gerçekleştiren Başar Başarır’ı şu cümleyle tanıtıyor: “Değerli eşim Başar Başarır’dan rica ettim: Babamın arşivini benim için tarar mısın, diye. Çünkü tiyatronun belleği, 1986’daki ölümüne kadar oyunculukla birlikte, dergi, afiş, ilan, basınla ilişkiler gibi birçok işi de yürüten babam Kâmran Yüce idi.

Yazının Devamını Oku

Fahrelnissa Zeid kitabı

Sanatçıların, edebiyatçıların biyografileri, onların çalışmalarının kuşaktan kuşağa geçmesini sağlar.

Yahşi Baraz’ın ‘Fahrelnissa Zeid – Fırtınaya Doğru’ kitabı uluslararası önemde bir sanatçımızın hayatını, sanatını ayrıntılı bir çalışmayla bize iletiyor.

Yahşi Baraz, sergileriyle, çalışmalarıyla, kitaplarıyla Türk resmine büyük katkıda bulunmuştur.

Kitaptaki yazıların ana başlıkları:

Sunuş / Yahşi Baraz

Fırtınaya Doğru / Oğuz Erten

Fahrelnissa Zeid’e Yeniden Bakmak: Batılı Görüntünün Doğulu Kökeni / Hasan Bülent Kahraman

Hayatın İlk On Beş Yılı

Yazının Devamını Oku

Afrika edebiyatını ne kadar tanıyoruz?

Ülkelerin siyasal durumları hakkında televizyonlardan ve gazetelerden haberler alabiliyoruz ama edebiyatları konusunda en küçük bilgiden yoksunuz.

Ahmet Sait Akçay’ın ‘Modern Afrika Edebiyatı - Dönemler, Temalar, Yaklaşımlar’ kitabını görünce hemen okumaya başladım.

Akçay daha önce de ‘Hece’ dergisinin ‘Afrika Özel’ sayısının editörlüğünü yaptı.

Afrika’nın edebiyatını, edebiyatçılarını okursak siyasal olayları bir düşünce temeline oturtabiliriz.

Yazar kitabı kime adamış:

“Dost, mentor ve kardeş olarak gördüğüm Sevgili Harry Gruba’ya, -hiç eskimeyecek- anısına.”

Kitap 24 bölümden oluşuyor.

Giriş’te Afrika edebiyatının çeşitliliğini tanıtıyor.

“Ex Africa semper aluquid novi, ‘Afrika’dan her zaman yeni bir şeyler çıkar’”

Yazının Devamını Oku

Contemporary İstanbul’u bugün gezebilirsiniz

16 yıldır Türk ve dünya sanatının seçkin örneklerini sunan Contemporary İstanbul sanatseverlerin yoğun ilgisini çekiyor.

436 sanatçının 1240 eserine ev sahipliği yapan Contemporary İstanbul; koleksiyonerleri, uluslararası basını ve de sanatseverleri yeni adresi Tersane İstanbul’da ağırlıyor.

Fuar, bu akşam sona erecek. Uluslararası bu tür fuarların, sergilerin en önemli yanı, dünyadaki eğilimleri, yenilikleri, girişimleri yaşadığımız ülkede görebilmek.

Bu yıl CI’nın sergisini basından izledim. Yeni ve açık mekânda açılmasını gerek ziyaretçiler gerek sanatçılar açısından çok yerinde buldum.

Tatil günleri pandeminin yasakladığı dönemlerde birçok kişinin nasıl sıkıldığını bilirim. Hele hafa sonu tatillerini sanatsal etkinliklere adamış insanların sıkıntısının derecesini tahmin edemezsiniz.

Koleksiyoncuların da bu sergiyi beklediklerini hepimiz biliyoruz, çünkü tek tek galerileri gezmenin yoruculuğu düşünüldüğünde Türk resminin önemli adlarını bir arada görebilmek sanırım alıcılar için de bir fırsattır. CI’nın bir başka yanı da sanatseverlerin sanatçılarla buluşabilmeleri, konuşabilmeleridir. Ayrıca onların kitaplarının da bu konuda meraklıların kitaplıklarını zenginleştireceklerini umuyorum.

Akbank’ın ana sponsorluğundaki 16. Contemporary İstanbul ön izlemenin ilk günü, Türkiye Turizm ve Tanıtım Geliştirme Ajansı-TGA’nın desteği ile uluslararası basın için yapılan basın toplantısıyla başladı. İngiltere, Rusya, ABD, İsviçre, Hollanda ve Almanya’dan fuar için TGA ve CI davetiyle İstanbul’a gelen 30 basın mensubunun katıldığı basın toplantısında CI Yönetim Kurulu Başkanı Ali Güreli, uluslararası basına, CI ve İstanbul’un geleceğini anlatan kısa bir sunum ve konuşma yaptı. Prof. Hasan Bülent Kahraman’ın konuşması ile devam eden program, Prof. Marcus Graf’ın rehberliğinde yapılan fuar gezisiyle devam etti. 16. edisyon için İstanbul’a gelen gazeteciler, üç günlük program dahilinde Atatürk Kültür Merkezi, İstanbul Resim ve Heykel Müzesi, Arter, Meşher ve Contemporary İstanbul Vakfı’nın Fişekhane’de bulunan sanat alanı Cocoon’u ziyaret ettiler. Gazeteciler bunların yanı sıra İstanbul’un tarihi yapıtlarını da gezdiler.

16. CONTEMPORARY İSTANBUL’DA SANATSEVERLER NELER GÖRECEK?

Yazının Devamını Oku

Şairler ve yazarlar üzerine tespitler, yorumlar

Türk edebiyatının önemli adlarını geniş bir kitle okumuştur. Acaba kaçı onlar üzerine yazılmış kitapları okudu? Yazarlarımızı bütünüyle kavramak için yeni kuşakların bu kitaplara gereksinimi var. İnternetten elde edilen bilgilerin yüzeyselliğini düşününce bu kitapların önemi ortaya çıkar. Bence kitaplığınızın bir rafına okuduğunuz yazarlar, şairler hakkında yazılmış kitapları da koyunuz.

Metin Turan’ın ‘Beyaz Güzel Bir Boşluk-Edebiyat Yazıları’ kitabını beğendim. Kitap dergileri, edebiyat dergileri hiç kuşkusuz bu anlayışı benimsemelidir. Dergilerde fiction (kurgu) ve non fiction (kurgu dışı) başlıklı bölümlerde satışlara göre listeler yapılıyor. Oysa Batı dergilerinde okuduğum bölüm ‘Eleştirmenlerin Seçtikleri’dir. İşte inceleme kitaplarını, popüler olmayan kitapları ancak bu bölümden öğreniriz.

Kitabın önsözünde edebiyat/toplum bağına değiniliyor:

“Edebiyatımızın yaşamımızdaki işlevini sadece okuma merakıyla ölçülendiremeyiz. Başka sanatsal üretim ve etkinlikler gibi edebiyatı hayatımızdaki kabalıkları, kalınlıkları ayıklama olarak da düşünmek gerekir. Buysa öğrenmekle olasıdır. Türk edebiyatını kavrama çabam, bu edebiyatı var eden şahsiyetleri öğrenme çalışmalarımdır. Türk edebiyatçısının ‘toplumsal olanla’ bu denli ilişkisi, bizlere onlar ve yapıtları üzerinden belli dönemlerin sosyal ve siyasal kesitlerini, eğitim ve sanat politikalarını öğrenme olanağı sağlamaktadır.”

İçerik listesi şöyle:

-Romantik Tarihçilikten Halkçı Folklorculuğa Bir Mecbur Anlatıcı: Yaşar Kemal.

“Yaşar Kemal, sıklıkla kendisinin ‘angaje’ bir yazar olduğunu vurgular ve bu angajeliğini barıştan yana olmak, savaş karşıtı olmak, sömürünün, haksızlığın karşısında durmak, hakkı olanla hakça bölüşmek olarak ifadelendirir. Anlatıcı olarak mecburluğu burada yatar.”

-Yazınsal Gelişim ve Toplumsal Değişim Bağlamında Adalet Ağaoğlu Öykücülüğü.

“1970’ler sonrası Türk edebiyatının önemli temsilcilerinden ve roman, deneme, tiyatro yapıtları yanı sıra, hikâyeleriyle de yazınımızda kendi özgün varlığını kanıtlayan bir yazardır Adalet Ağaoğlu.”

Yazının Devamını Oku

Göçün 60. yılı

Almanya'ya göçün 60. yılında, Almanya’da Türk edebiyatı, Türk kültürü konusu üzerine eğilmek gerekiyor.

Şimdiye kadar orada Türkçe yazan ya da Almanca yazanlar konusunu işledim.

Elbette kültür ve edebiyat söz konusu olunca, yabancı ülkede bunları kuşatan kültüre değinmek şart.

60. yılda bu konuda araştırmaların yapılması gerekiyor.

Nuran Özyer’in ‘Dün Yabancı Bugün Arkadaş (?), 60 Yıldır Almanya’da Öykülerde Göç Edenler’ kitabı bize edebiyat yoluyla, göç olgusunun haritasını çıkarıyor:

“İç ve dışgöç olarak ikiye ayrılan göç olgusu, beraberinde birçok sorunu da getirir. Ülkemizde, özellikle tarım alanında hızlı makineleşme sonucu kırsal kesimlerden kente yönelen iş göçü, daha sonraları çok sayıda Türk vatandaşının ülkesinde yaşanan işsizlik nedeniyle göçmen işçi olarak başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine dışgöçler izlemiştir.

Toplumumuzda yaşanan bu hızlı değişim sürecinin sonucu olarak ortaya çıkan içgöç olgusu ve beraberinde getirdiği bireysel ve toplumsal sonuçların 1950’li yıllardan itibaren ciddi bir biçimde önem kazandığı görülmektedir.”

Özyer, inceleme kitaplarından ve günlük olaylardan yola çıkarak Türklerin, özellikle çocukların uyum sorunlarını inceliyor. Almanca konuşmamaları yüzünden, Türkiye’de başarılı olan çocuklar burada başarısız olmaktadır.

Başka açıdan da bakmak gerekir. Çünkü çoğu aileler buraya çalışmaya gelip para kazanıp ülkelerine dönmeyi planlamışlardır. Oysa çocukların düşünceleri farklıdır.

Yazının Devamını Oku

Şarkıların hüzünlü öyküleri

Sevdiğiniz, unutamadığınız şarkıların bestecileri söylenir de nedense güfteleri yazanların adı anılmaz genelde. Ben ayrıca bu bestecilerin esin kaynağını merak ederim, güfte yazanları da mutlaka öğrenmek isterim.

Bu merakınızı giderecek bir çalışma, Ömür Ceylan’ın ‘Ömürlük Şarkılar–Şarkılaşan Ömürler’ kitabı.

Türk müziğinin ölümsüz bestelerinin öyküsünü okuyacaksınız burada.

Yazar kitabı kime adamış?

“Adıyla ömrümü, varlığıyla gönlümü dolduran kızım Şiir’e...”

Şarkıların öyküsünün ardında derin aşklar vardır, kavuşamayanlar, yıllar sonra muradına erenler, beni etkiler.

Aragon’u da her dinleyişte anarım:

“Mutlu aşk yoktur.”

‘Ömürlük Şarkılar–Şarkılaşan Ömürler’

Yazının Devamını Oku

Şair, şiir üstüne yazarsa…

Orhan Veli’nin düzyazılarını okuyanlar, Garip Üçlüsü’nün Türk şiirine getirdiği yenilikleri daha iyi anlıyor. Şairin, Can Yayınları’ndan çıkan ‘Bütün Yazıları’ dönemin edebiyat tartışmalarına da yer veriyor.

Orhan Veli’nin şiirlerini çoğumuz okuduk. Türk şiirine getirdiği yenilikleri tam anlamıyla fark edebildik mi? Evet, diyemeyeceğim. Çünkü Garip Üçlüsü şiirin tarihi üzerine düşünerek bir yenilik yaptı. Şairi anlayabilmek için onun düzyazılarını okumanın şart olduğu kanısındayım.

Orhan Veli’nin şiirlerini bilenler, yazılarını okuduktan sonra, yeniliğin köşetaşlarını daha iyi anlayacaklar. Bu bilgi, onun şiirini yorumlamakta yardımcı olacağı gibi başka şairler de şiir üzerine genel düşünce için bundan yararlanabilir.

Orhan Veli’nin ‘Bütün Yazıları’nı okurken birkaç cepheye açılım olanağı buldum.: Garip Üçlüsü şiire ne getirdi? Şiiri şairanelikten kurtarırken nasıl bir anlatım biçimi oluşturdular?

‘Garip’in ilk basımının önsözü... Şiir tarihinin bu önemli belgesi, Garip’in üç şairinin; Orhan Veli, Oktay Rifat ve Melih Cevdet Anday’ın sonraki şiirleri üzerine izler içeriyor.

‘Garip’ yalnız Türk şiiri verileriyle kaleme alınmış bir yazı değil, şiirin dünyadaki serüvenini de değerlendiriyor: “Edebiyat tarihindeki her yeni cereyan şiire yeni bir hudut getirdi. Bu hududu azamî derecede genişletmek daha doğrusu, şiiri huduttan kurtarmak bize nasip oldu.

Şiire yeni bir dil getirme cehdi işte böyle bir kurtulma arzusundan doğuyor. ‘Nasır’ ve ‘Süleyman Efendi’ kelimelerinin şiire sokulmasını hazmedemeyenlerse şairaneye tahammül edebilenler, hatta onu arayanlar, hem de bilhassa arayanlardır.

Halbuki eskiye ait olan her şeyin, her şeyden evvel de şairanenin aleyhinde bulunmak lâzım.”

Orhan Veli, halkın içinden çıkan şiiriyse, edalarının güzelliği için zikrediyor:

Yazının Devamını Oku

Otelde yaşayanlar

Nejat İşler’in, ‘Hayatım Bir Sırt Çantasına Sığdı’ yazısını okuyunca otelde yaşayanları hatırladım.

Necip Fazıl’ın ‘Otel Odalarında’ şiirinin dizeleri birden bir sızı gibi içime düştü:

“Ağlayın, âşinasız, sessiz can verenlere

Otel odalarında, otel odalarında!

Gerçekten de evler bizi ne kadar çok meşgul eder. Eşya ve gündelik ihtiyaçlar, yaratıcılığın kaçta kaçını alır, hiç hesap etmedik?

Yahya Kemal Beyatlı, Park Otel’de yaşıyordu.

Ünlü şair Fernando Pessoa da bir motelde yaşarmış, iki büyük bavul içinde de kitapları ve yazdıkları varmış.

Gazeteci İhsan Ada da anımsadığım kadarıyla ömrünü otelde geçirdi.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri

Yazının Devamını Oku

Selim İleri’yi kutluyorum

Erdal Öz Ödülü, bu yıl Türk edebiyatının büyük ustası Selim İleri’ye verildi.

Roman, öykü, deneme, inceleme dallarında verdiği ürünler, iyi bir yazarın edebiyatı bir bütün olarak değerlendirmesinin seçkin örnekleridir.

Birçok yazar kendi eseri, kendi yaratıcılık ekseni çevresinde döner.

Selim İleri, Türk edebiyatının birçok ustası üzerine yazılar yazmıştır, edebiyatın unutulma tehlikesiyle karşı karşıya kalmış yazarlarını, kitaplarını incelemiş, onların yeniden okunmasını sağlamıştır.

Türk romanları üzerine yazdığı kitap, her roman okurunun başvuru kitaplar listesindedir.

Ayşe Sarısayın’ın hazırladığı söyleşi kitabı, onun edebiyat kavramından neyi anladığını, geniş açıdan edebiyata ve eserlere bakışını yansıtır.

Tüyap Onur Ödülü’nü aldığı yıl Faruk Şüyün’ün hazırladığı ‘Arkadaşım Selim’ kitabında, onun nice edebiyatçının adını andığını görürsünüz.

Hürriyet Yayınları’ndan çıkan kitabına son sözü yazmıştım.

Yazının Devamını Oku

Mebus ve şair Mehmet Âkif Ersoy

Gaziantep Büyükşehir Belediyesi bir kitap-albüm yayımladı: ‘Mebus ve Şair Mehmet Âkif Ersoy’ İlk sayfada şairin bir fotoğrafı, onu takip eden sayfada da ‘İstiklâl Marşı’nın metni yer alıyor.

Başkan Fatma Şahin, ‘Sunuş’ta marşın kabulünü anlatıyor:

“Meclis’in 1 Mart 1921 günü Mustafa Kemal Paşa başkanlığında yapılan oturumunda Hamdullah Suphi, Mehmet Âkif’in gönderdiği şiiri okur. Her kıta ayrı ayrı alkışlanır. Şiir, 12 Mart 1921 günkü oturumda milli marş olarak kabul edilir.”

2021 İstiklâl Marşı Yılı’ olarak kabul edildi.

Kitap-albümün içeriği:

Mebus ve Şair-Ömer Faruk Şerifoğlu

Şerifoğlu’nun yazısında ’Neden Mehmet Âkif?‘in seçildiği irdeleniyor.

Mehmet Âkif Ersoy

Yazının Devamını Oku

Yunus okuyalım, Yunus ilahileri dinleyelim

Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu’nun icra ettiği ‘Yunus İlahileri’ni dinledim.

Topluluk, 1990 yılında Kültür Bakanlığı’nca açılan sınav neticesinde oluşturulmuş ve 1991 yılı nisan ayında Konya’da çalışmalarına başlamış.

Kurucusu Sanat Yönetmeni Tevfik Soyata. Daha sonra sırasıyla Ahmet Çalışır ve Ahmet Yılmaz bu görevi üstlenmişler.

Benim dinlediğim kayıtların sanat yönetmeni Yusuf Kayya.

Topluluk Türk Tasavvuf Müziği alanında ülkemizde kurulan ilk ve tek resmi sanat kurumu. Çalışmalarına başladığı günden itibaren başta Mevlevi müziği ve sema olmak üzere tasavvuf Müziğinin bütün formlarından, geçmişten intikal etmiş eserlerle birlikte günümüzde bestelenen eserler de geleneksel icra tarzına sadık kalarak icra edilmekte.

Konya’da gerçekleştirdiği periyodik programlarda, “Mevlevi ayini, Tevşih, Naat, Durak, İlahi, Nefes” gibi dini müzik formları ile birlikte, Türk müziğinin dini olmayan formlarından oluşturduğu programlarıyla da konserler vermekte.

Bu çalışma, Türk tasavvuf edebiyatı ve düşünce âleminin değerli kilometre taşlarından, Anadolu kültürünü oluşturan ve mayalayan tasavvufi tekâmül mefkûresinin ‘katredeki ummân’ temsilcisi, gönül insanı Yunus Emre’nin güftelerinden oluşturulan, Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu’nun arşiv değeri taşıyan icralarından bir seçkiyi kapsamakta.

Albümde Yunus Emre üzerine bilgi de verilmekte.

İki CD’den oluşan albümün içindeki parçalar:

Yazının Devamını Oku

Elinizi uzatacağınız bir yere koyun!

İyi bir yazarın iyi yazarlar üzerine yazması kendisi için risklidir. Çünkü hem öznel yargılarını yazacak hem edebiyat tarihindeki yerini es geçmeyecektir. İşte Hans Magnus Enzensberger’in ‘Hayatta Kalma Sanatçıları-20. Yüzyıldan 99 Edebi Vinyet’i böyle bir kitap.

İyi bir okursanız, yazarın biyografisini, hakkında yazılanları da merak edersiniz... İyi bir yazarın iyi yazarlar üzerine yazması kendisi için riskli bir çabadır. Çünkü hem öznel yargılarını, değerlendirmelerini yazacak hem de edebiyat tarihindeki yerini es geçmeyecektir. İşte Hans Magnus Enzensberger’in ‘Hayatta Kalma Sanatçıları-20. Yüzyıldan 99 Edebi Vinyet’i bu saydığım özellikleri ihtiva ediyor. Çeviren, Tanıl Bora.

Sunumdan bir bölüm şöyle: “Aralarında Hamsun, Gorki, Colette, Jaroslav Hasek, Ezra Pound, Ivo Andriç, Celine, Breton, Brecht, Neruda, Baldwin, İsmail Kadare... gibi meşhurlar var - o kadar fazla bilinmeyenler de. Bu arada Orhan Veli Kanık da var. Kadri bilinmeyenler de var, şöhretle şişirilmiş olanlar da. Komünistler, faşistler ve ‘renksizler’ var. Hırs küpleri de var, inzivasına çekilmiş olanlar da. Fikri bir yana zikri bir yana saçılanlar da var, sağlam tutarlılar da.”

Christian Thomas ne diyor? “Kitap büyüklük hummasına kapılan, gümbürtülü başarılar kazanan, sonradan görmeler gibi böbürlenen ve gıcırtılı bir yoksulluk içinde batıp giden yazarları bir araya getiriyor.”

Yazarın sorulara verdiği yanıtlar, kitabın hangi anlayışa göre oluştuğunu gösteriyor.

Hayatta Kalma Sanatçıları
20. Yüzyıldan

Yazının Devamını Oku