GeriErtuğrul ÖZKÖK Bir padişah rüya gördü, peygamberin ayak izi Mısır’a gitti
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Bir padişah rüya gördü, peygamberin ayak izi Mısır’a gitti

1927 yılında yaşlı bir adam, elindeki anahtarı tutarken, Kutsal Emanetler Odası’nın tarihinde çok önemli bir an yaşanıyordu. Bu an, belki de Hazreti Muhammed’in bedenine değmiş Kutsal Emanetler’in bugüne gelmesini sağlamıştı. Yaşlı ve yorgun adam, Osmanlı’nın son memurlarından biriydi. Karşısındaki ise, yeni Cumhuriyet’in ilk memurlarından biri.

TOPKAPI Sarayı’nın tarihindeki en kritik an, Osmanlı’nın yıkılıp, yerine Cumhuriyet’in kurulduğu dönemdir. Her devrim, kendinden öncekinin izlerini silmeye,/images/100/0x0/55eb5397f018fbb8f8ba1816 onun sembollerini yok etmeye çalışır. Bolşevik Devrimi, Çarlık Sarayı’nın talanı ile sonuçlanmıştır.
Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyet Bolşevikler gibi barbarlıklara asla tevessül etmedi. Bu geçişin gizli bir kahramanı var. Adı Rasim Efendi.  Bu bölüme onun aziz hikâyesi ile başlamak istiyorum.

Kutsal Emanet Odası’nı kurtaran anahtar

Topkapı Sarayı, Cumhuriyet’in ilanından sonra müze olarak kullanılmaya başladı. Bu geçiş sırasında, emanetlerin muhafazası, sarayın en yaşlı üyelerinden biri olan ve Hırka-i Saadet’te başmüdürlük olarak görev yapmış bir kişideydi. Adı Rasim Efendi’ydi. Padişahlık kaldırıldığı için, artık bir görevi yoktu. Ancak bu aziz insan, Cumhuriyet’in bambaşka gailelerle uğraştığı en kritik 3 yıl boyunca Kutsal Emanetler’in kutsal bekçiliğini yapmaya devam etti.
Üç yıl sonra, Cumhuriyet kurumlarını oluşturunca, kendiliğinden gidip, Topkapı Müzesi’nin Müdürü Tahsin Öz’e verdi.
Bu, bir tür Kutsal Emanet muhafızlığı devir teslim töreniydi. Cumhuriyet devriminin en kritik anında Kutsal Emanetleri; ülkesinin, eskinin, yeninin ve tabii ki inancının namusu olarak koruyan bu insanın adı şimdi Topkapı Müzesi’nin bir yerinde yazılı mıdır bilmiyorum. Ama benim gönlüme
yazıldığı kesin.

Peygamberlerin divanı kuruldu/images/100/0x0/55eb5397f018fbb8f8ba1818

Padişah 1’inci Ahmed, o gece uykusundan büyük bir sıkıntı ile uyanmıştı. Oysa çok güzel yatmıştı. Çünkü, o gün, hayatının en önem verdiği işlerden birini gerçekleştirmişti. Bir süre önce Kahire’de, Hazrei Muhammed’in ayak izlerinden birini buldurmuş ve bir zattan 20 bin dinara satın alarak, İstanbul’a getirmişti.  Peygamber’in ayak izlerine “Kadem-i Şerif” deniyordu. 1’inci Ahmed, getirttiği Kadem-i Şerif’i, Eyüp Sultan türbesine yerleştirmiş ve ondan sonra sırf o ayak izi için bir cami inşa ettirmişti.  O gün, Kadem-i Şerifi, inşası biten Sultanahmed Cami’ne nakletmiş ve huzur içinde uykuya dalmıştı. Ancak o gece gördüğü rüya, Sultanın hayatını altüst edecekti. Rüyasında, bütün peygamberlerin toplandığı bir divanı görmüştü. Hazreti Peygamber (s.a.s), kadılık makamına geçmiştir. Kadem-i Şerif’i kendi adını taşıyan camiiye naklettiği için, 1’inci Ahmed’e çok kızmıştır.
Divan’ın toplantısından sonra, Kadem-i Şerif’in Mısır’daki asli yerine iadesi kararı çıkar. İşte bu rüyanın etkisi ile uyanan padişah, Peygamber’in ayak izini, Mısır’a gönderme kararı alır.
Ama önce, o ayak izi şeklinde kıymetli taşlarla bir sorguç yaptırır ve önemli günlerde onu sarığına takar.
Kutsal Emanetler Odası’nın kapısı, Yavuz Sultan Selim döneminde bir rüya ile açılmıştı. Hikâye şimdi bir başka padişahın rüyasıyla devam ediyordu.

Kudüs’ten gelen ayak izi kopya mı

Kutsal Emanetler Odası’nda en çok ilgimi çeken kalıntılardan biri, taş üzerindeki bir ayak izi oldu. Ayak izleri, Peygamberliğin açık delilleri olarak kabul edilir. Kâbe’nin önünde, Hazreti İbrahim’e ait bir ayak izi bulunmaktadır. Kuran’ın Al-i İmran Suresinin 97’nci ayetinde o ayak izi hakkında şunlar yazılı:
“(Orada) ahacık alametler ve deliller var. Ayrıca orada İbrahim’in makamı da var.”
İnanışa göre Hazreti Muhammed (s.a.s) taş üzerinde yürürken ayaklarının izi kalırmış. Bunlardan birinin, Kudüs’te Miraç gecesinde bıraktığı iz olduğu söylenir. En kıymetli Kadem-i Şerif’in de bu olduğuna inanılır.
Şimdi, işte bu ayak izinin karşısındayım ve Hazreti Muhammed’in ayak izine, elimle dokunacak kadar yakınım. İçinde okside olduğu izlenimi veren sarı renklerin bulunduğu, siyah, graniti andıran bir kaya üzerinde kalmış.
Bir zamanlar Kâbe’nin önünde de buna benzer bir ayak izi varmış. İçinde hep gülsuyu olurmuş. Evliya Çelebi, hacıların bu gül suyunu yüzlerine sürdüklerini anlatıyor. Önümdeki ayak izi, gerçekten Hazreti Muhammed’e mi ait? “Kutsal Emanetler” kitabının yazarı Hilmi Aydın, bunun Kudüs’teki ayak izinin orijinali değil de bir kopyası olduğu izlenimi verdiğini söylüyor.
Kutsal Emanetler Dairesi’nde Peygamber’e ait 6 ayak izi bulunuyor. Tabii, inançlar için ayak izinin çok sembolik bir anlamı var. Peygamberin ayak izinden yürümeyi anlatan bir emanet bu.

KUTSAL EMANETLER ODASI’NIN SIRLARI

TENEŞİR ÜZERİNDEKİ PADİŞAHIN GÖVDESİNDE TÜY YOKTU

KUTSAL EMANETLER ODASI'NIN SIRLARI-1/ WEB TV

KUTSAL EMANETLER ODASI'NIN SIRLARI-2/ WEB TV

KUTSAL EMANETLER ODASI'NIN SIRLARI-3/ WEB TV

Kayıp Kâbe anahtarı 200 yıl sonra bulundu

1838 YILINDA Edirne’de eski bir konağı onarıma gelen ustalar, odaların birinde bırakılmış bir dolap buldular. Öyle dikkati çekecek bir dolap değildi. Kilidi/images/100/0x0/55eb5397f018fbb8f8ba181a biraz zorlanınca dolap açıldı. Ustalar dolabın içinde, bir sandık buldular. Sandığı açtıklarında, içinden anahtara benzer bir cisim ve bir mektup çıktı.
O anahtarın ve mektubun sırrını çözebilmek için 200 yıl önceye gitmek gerekecekti. 1638 yılı Osmanlı tarihine 4’üncü Murat’ın Bağdat Seferi ile geçecekti. Padişah Bağdat seferini yaparken, Mekke şerifi rüyasında Peygamber Efendimizi görüyor.

Edirne’de eski bir dolaptan çıktı

4’üncü Murat 30 yıl süren İran Savaşı’nı kazanıyor. Efendimiz ondan, Kâbe’ye yeni bir anahtar yaptırıp, var olanı salih bir insanla 4’üncü Murat’a göndermesini ve bu anahtarla katılırsa her savaştan muzaffer çıkacağını bildirmesini söylüyor. Bunu mektuba yazıyor ve anahtarla birlikte İstanbul’a doğru yola çıkıyor. Ancak yerine ulaşmıyor. Kayıp anahtar, 200 yıl sonra Edirne’de yapılan bu onarım esnasında, eski bir dolaptaki sandıktan çıkıyor. Sandığın içinden de mektup ve Kâbe’nin anahtarı çıkıyor. İstanbul’a bildiriliyor ve hemen İstanbul’a getiriliyor. Yola çıktıktan 200 yıl sonra Kâbe anahtarı ve mektup emanetlere katılıyor. Neden ulaşmadığı meçhul. Ama hem Şerif’in mektubu hem de bulanın mektubu arşivlerde mevcut.

Osmanlı sultanları neden hacca gitmezdi

Cahilce sorular sormak bazen iyidir. Umre ziyareti sırasında böyle cahilce bir soru sayesinde, Kâbe’nin ihramsız da tavaf edilebileceğini öğrenmiştim. Yazı yayınlandıktan sonra, ne kadar çok insanın bunu bilmediğini görmüş ve şaşırmıştım.
Kutsal Emanetler Dairesi ziyareti sırasında da yine böyle cahil bir soruyu sordun ve şunu öğrendim.
Meğer Osmanlı sultanları hiç hacca gitmezmiş. Nedeni de gelenek vs. değil. Uzun ve riskli olduğu için, gitmezlermiş. Onların yerine bazı valide sultanlar hacca gitmişler.

Sürprizlerden biri kutsal kâse

KUTSAL Emanetler Dairesi’nde benim için en büyük sürprizlerden biri, Hazreti Muhammed’e ait bir “kâseydi”.
Dan Brown “Da Vinci Şifresi” kitabını yazınca, bütün dünya, Hazreti İsa’nın efsanevi “Kutsal Kâsesinin” peşine düşmüştü. Hıristiyan inancına göre bu, Hazreti İsa’nın çarmıha gerilmesinden önceki son yemeğinde, içinden şarap içtiği kaseydi.
Hazreti İsa, efsane ile inancın karıştığı bir kişiliği temsil ediyor. Ona ait somut eşyalar yok. O yüzden Hazreti İsa’ya ait olduğu iddia edilen nesneler, hep peşinde koşulan efsaneler olarak kaldı. Oysa önümde, elimle dokunabileceğim bir mesafede bir başka kutsal kâse, en somut haliyle duruyordu.
Hikâyesini yine Hilmi Aydın’ın kitabından özetliyorum.
Hazreti Peygamber, Medine’de bir yerden dönerken, “Beni Saide Sofrası” denilen bir yerde istirahat etmek için durmuş. Burada kendisine su verilmesini istemiş. Orada bir delikanlı, tahtadan yapılmış bir kase ile su getirmiş. Sonra bu kabı hayatı boyunca saklamış. Bu delikanlı, 96 yaşında vefat ettiğinde, “Medine’de en /images/100/0x0/55eb5397f018fbb8f8ba181cson vefat eden sahabi” olmuş.
O delikanlı, yıllar sonra bir kalabalık içinde Peygamber’e su ikram ettiği bu kabı gösterince, Yedinci Emevi Halifesi Ömer bin Abdülaziz kabı istemiş.
Kadehin bundan sonraki hikâyesi uzun. Bir süre, Kalkaşendiler isimli bir ulema tarafından korunmuş. Hicri 921 yılında Şah emirlerinden Emir Sibay’ın eline geçmiş. Dokuz yüz yıl boyunca iyice yıpranan kase, o sırada muhafaza için gümüşle kaplanmış, yıpranan kısımları siyah bir madde ile doldurulmuş. Ancak Topkapı Sarayı’na nasıl geldiğine dair bir kayıta ben rastlayamadım.

Hz. Muhammed sandalet giyerdi

Hazreti Muhammed’i, Hazreti İsa’dan ayıran en önemli şey, ona ait somut kalıntılara sahip olmamızdır. Bugün Hazreti İsa’nın çarmıha gerilidği haçın bir parçası bile bulunamıyor. Oysa Kutsal Emanetler Dairesi’nde, Hazreti Muhammed’e (s.a.s) ait, dokunabildiğimiz, gördüğümüz somut eşyalar var.
Bunlardan biri de, kullandığı sandalet tipi ayakkabılar. Tabii hâlâ sapasağlam duran o sandaletlere bakınca, insanın aklına, “Acaba bunlar gerçekten Hazreti/images/100/0x0/55eb5397f018fbb8f8ba181e Muhammed’e mi ait” sorusu geliyor.
Hilmi Aydın, sandaletlerin, “Hicaz bölgesinin sıcak iklimine ve kumlu arazisine son derece uygun” olduğunu yazıyor. Tarihçi Murat Bardakçı ise bunların, “Daha çok Bizans dönemi sandaletlerine benzediği” görüşünde.
Hazreti Muhammed’e ait sandaletlerin tekine “Na’l”, çiftine ise “Na’leyn” deniyor. Sandaletlerin en belirgin özelliği ise, başparmakla öteki; orta parmakla yanındaki arasına geçen iki bandın bulunması. Yani bizim bildiğimiz parmak arası terliklerden farklı.

Ayak numarası kaçtı/images/100/0x0/55eb5397f018fbb8f8ba1820

Vitrinin arkasından, elimle, taştaki izlerle sandaletlerin boylarını ölçmeye çalıştım. Bende, sanki taştaki ayak izinin daha büyük bir ayağa ait olduğu izlenimi bıraktı. Ayak izi kumda olsa, basınca etrafa yayıldığı için genişlediği duygusunu yaratırdı. Ama taş daha katı bir nesne olduğu için, ölçüyü daha iyi vermesi gerekir diye düşündüm.  Daireyi benimle birlikte gezen Sevgi Ağca’yla bir tahmin yapmaya çalıştık. Tahminimiz Hazreti Muhammed’in ayakkabı numarasının bugünkü ölçülerle 41 veya 42 olacağı şeklindeydi.

Kâbe’nin olukları da Kutsal Emanet

KÂBE, ilk zamanlar dört duvar üzerinde çatısı olmayan ve sel sularından zarar gören, makam yani yeri olarak kutsal olan bir yer. Daha sonra oraya üstündeki suların akıp zarar vermemesi için oluk yaptırılıyor. 1’inci Ahmet döneminde bir taşını altın bir taşını zebercetten yeniden yaptırmak istediği fakat İstanbul alimlerinin “Allah dileseydi onu daha kıymetli taşlardan da yapardı, olduğu gibi devam edilsin” dendiği için bu şekilde tamir ettirdiği kayıtlara geçmiş.
HACERÜ’L ESVED MAHFAZASI: Hacerü’l Esved tavafa başlama noktası olarak kabul edilen siyah bir taş. Peygamber efendimiz bunun hakkında “Atam İbrahim tavafa seninle başladığı için ben bu taştan devam ediyorum” diyor. Onun bir kutsallığının olmadığını vurguluyor ama sonradan kutsal kabul ediliyor. Emeviler döneminde, Mekke bir dönem Zeyd’in eline geçiyor. O sıkıntılar esnasında bir taş isabet ediyor ve Hacerü’l Esved parçalanıyor. Sonra gümüşle tamamlanarak bir mahfaza içine alınıyor. El ve yüz sürmekten aşınıyor. Osmanlı sultanları yenisini yaptırarak, eskisini törenle getirip Hırka-i Saadet Dairesi’nde muhafaza ediyor. Hem gümüş hem de altın mahfazalarımız var.

Hz. Muhammed Orta boylu ve iri kemikliydi

ERTUĞRUL ÖZKÖK: Peygamber efendimizin görüntüsünü çizmek, yayınlamak yasak sayılıyor. Ama anatomik/images/100/0x0/55eb5397f018fbb8f8ba1822 yapısı ile ilgili tarifler yasak değil. Nasıl bir insandı? Boyu ne kadardı?

SEVGİ AĞCA: “Bununla ilgili özel bir alan var ve Ayasofya’da peygamber efendimizin vasıflarını anlatan bir sergi açıldı. Tanımı serbest. Peygamber efendimiz uzun boylu olmayan, orta boylu, iri kemikli, siyah gözlü, kıvırcığa yakın saçlı. Saçlarını kimi zaman kısa kimi zaman uzun bırakıyor. Devamlı bir değişiklik söz konusu. Her zaman uzundur veya kısadır diyemeyiz. Sakalı bir tutamdan fazla değil. Konuştuğu zaman insana tam olarak dönüyor. Döndüğü zaman tüm vücuduyla dönüyor. İnsanların gözlerine bakarak konuşuyor. Konuştuğu zaman karşısındakine ne bağırır gibi ne kısık sesle; orta seste ama karşısındaki etkileyecek tarzda konuşuyor. Sahabilerin ifadelerine göre onun sohbetinde bulunup onun yanından ayrılmak isteyen olmuyor. Ayrıca teninin çok güzel koktuğu söyleniyor. 17’nci yüzyıldan itibaren peygamber efendimizin vasıflarının anlatılması bir sanat kolu haline gelmiş.”

YARIN: KIZILDENİZ’İ YARAN ASANIN HİKÂYESİ

- Hazreti Musa’nın asası Kutsal Emanetler Dairesi’ne nasıl geldi. Tanrı’nın Sina Dağı’nda Hazreti Musa’ya sorduğu ilk soru neydi.
- O asa ile hangi mucizeler gerçekleşti. Cennet’teki bir ağaçtan yapıldığı ve önce Adem’e verilişinin hikâyesi. Samandağı’ndaki bir ağacın bu asa ile ilgisi ne.
- Kuran’da geçen “Ahid Sandığı’nın” sakladığı sır ne. Bu sandıkta neler var. Bu sandığı kim ne zaman bulacak.

X

Tam teşekküllü sokak hayvanı hastanesinde bir ameliyat günü

Biliyorum hepimizin içi yanmış kül olmuş bir ormana döndü...

Korlar hâlâ kızgın...

Bir türlü ruhumuzu soğutma aşamasına geçemiyoruz...

*

Savaş sonrası enkaza dönmüş bu ormanın içinden yine de bana umut veren öyle şeyler geliyor ki...

Kurtuluş Savaşımızda mermi taşıyan kadınlarımız yine cephede...

Bu defa su hortumu taşıyorlar...

Dünyanın en büyük insanlık zinciri kurulmuş...

Göz yaşartıcı bir imece...

Yazının Devamını Oku

3 gün boyunca TT olan bu kare bana çok güzel bir şeyi öğretti

Kruvaze takım elbisesini giymiş, kravatını takmış...

Saçları iyice kırlaşmış, sakalı ise iyice beyazlaşmış...

Bu yüz benim kuşağımın en tanıdık yüzlerinden biri...

*

Gerisinde onca eğlenceli şeyler var ama...

Ne yazık ki artık o insanı işte bu hüzünlü fotoğrafı ile hatırlayacağız...

Bu iki kare ile...

Biri, ülkesinin adaletine hâlâ duyduğu saygı nedeniyle, gardrobunda artık pek giymediği bu eski kruvaze takım elbisesi ile mahkemeye giderken...

Yazının Devamını Oku

Bu karedeki tek farkı bulun çünkü tarihi işte o insan yazdı

Geçen çarşamba Berlin’in Tempelhof Havaalanı’nda açılan olağanüstü bir sergiyi geziyorum...

Ama size önce bu serginin açıldığı mekânı anlatayım.

Tempelhof Havalimanı bugün boş ve neredeyse metruk devasa bir bina...

1923’te inşasına başlanmış ama Hitler döneminde totalitarizmin anıtsal bir binası haline gelmiş. Yani Nazi ruhunun dolaştığı hayalet bir hangar burası...

İşte burada “Diversity United” isimli, Türkçe’ye “Birleşik Farklılık” olarak çevrilebilecek bir sergi açıldı.

Daha doğrusu sınırlı bir bienal diyebilirsiniz.

*

Avrupa’nın 34 ülkesinden 90 sanatçının eseri sergileniyor.

Aralarında

Yazının Devamını Oku

Aziz Nesin’in, Cem Yılmaz’ın ülkesi neden artık gülmüyor

1) Öyle bir çağdayız ki artık duygusal planlama yapmak mümkün değil...

Dün Türkiye, yanan ormanlarına, kaybolan canlarına, çaresiz hayvanlarına...

Ve bir de o ormanlar, oradaki canlılar için hayatını feda eden genç çocuğumuza ağlarken, ben Almanya’nın Bayreuth şehrinde Wagner’in “Die Walküre” (Valküreler) operasını seyrediyordum...

*

Türkiye’den ayrılırken, ülkem tatil yapıyordu...

Ve bir anda o duygusal tatil bitti...

Operanın her arasında insanlar bir önceki sahneyi konuşurken, ben Türkiye ile konuşuyordum...

Dün geceden beri o görüntüler gözümün önünde...

Bir de

Yazının Devamını Oku

Hâlâ rüyamda kendimi o koltukta görüyorum

Almanya’nın en büyük gazetesi Bild’in eski genel yayın yönetmeni ile Gökova’nın Börtübet Koyu’nda yaptığımız sohbet devam ediyor. Bugünkü konumuz “yeni hayat...”

Kai Diekmann ayrıldıktan sonra dijital dünyaya geçti. Artık “Story Machine” adlı, Almanya’nın en büyük sosyal medya içerik yönetim şirketinin hissedarı. Yeni bir hayatı var. Almanya’nın birçok ünlü kişisinin sosyal medya hesaplarına içerik üretiyor. Artık o eski güçlü insan değil, ama dijital alemin krallarından biri...

*

Bugün onunla yeni hayatı üzerine konuşacağız... Eskiden neler kaldı, neler geçip gitti... Özledikleri, özlemedikleri... Hiç pişman olmadıkları, çok pişman oldukları... Altmışlı yaşlarına giderken hayata yeni bir bakış...

*

Almanya’da iki güçlü insanın dönemi kapanıyor... Kai Diekmann Bild’in başından ayrıldı... Merkel de ayrılmaya hazırlanıyor... Karşınızda Türkiye’nin büyük dostu yeni Kai Diekmann...

1) SONUNDA DYLAN’IN ŞARKISINDAKİ GİBİ OLDUM, MASAM YOK, KENDİ KAHVEMİ YAPMAYI BİLE ÖĞRENDİM

ERTUĞRUL ÖZKÖK:

Yazının Devamını Oku

Genel yayın yönetmenliğimin bittiğini bir soruyla anladım

Kai Deikmann...

Bundan 4 yıl öncesine kadar Merkel’den sonra belki Almanya’nın en kudretli insanıydı...

16 yıl boyunca genel yayın yönetmenliğini yaptığı “Bild” gazetesi, 5 milyon tirajı ile Avrupa’nın en büyük gazetesiydi...

Dijital yayını ile her gün 22 milyon Alman vatandaşına ulaşıyordu.

Attığı bir manşet Almanya Cumhurbaşkanı’nın istifasına yol açmıştı...

*

Dünyanın belki en güçlü genel yayın yönetmeni Diekmann 2017 yılında o koltuktan kalktı...

Bugün 57 yaşında...

Uzun yıllar Hürriyet’in de yönetim kurulu üyeliğini yaptı...

Yazının Devamını Oku

‘Düşman’ gazeteciyle 18’inci delikte çok gizli bir buluşma

1)“18’inci delik” bir golf deyimi...Golf sahalarında ya 9 ya 18 delik bulunuyor. Bugünkü hikâyemiz işte orada, 18’inci deliğin başında geçiyor...

Önce olay yeri keşfi yapalım... Dünyanın en meşhur golf kulübü, herhalde, Amerika’nın Florida eyaletindeki Mar-a-Lago Golf Kulübü’dür... Çünkü burası ABD’nin eski başkanı Donald Trump’ın sahibi olduğu bir yer... Daha önemlisi Trump başkanlığı boyunca orasını “Kışlık Beyaz Saray” olarak tanımlıyor...

Kulübün 500’e yakın üyesi var...

Trump burayı kendine merkez olarak seçtikten sonra giriş aidatı 150 bin dolardan 250 bin dolara çıktı...

Bu golf kulübünün çok özel ve öteki alanlarından ayrılmış bir bölgesinde Trump’ın malikânesi var.

Bu yapı, Florida’nın en büyük üçüncü, bütün Amerika’nın ise 20’nci en büyük malikânesi olarak biliniyor. Ancak kulübün yakın geçmişinde kötü bir olay var.

Çocuk tacizi ve tecavüzü nedeniyle girdiği cezaevinde intihar eden Epstein de bu kulübün üyesiymiş.

Kulüp üyelerinden birinin kız çocuğunu taciz edince üyelikten çıkarılmış.

Yazının Devamını Oku

Neden herkes bir zamanların en kötü adamına konuşuyor

CHP Genel Başkanı’nın eşi Selvi Kılıçdaroğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalının konuğu olmuş.

Oradan öğrendim...

Selvi Hanım’ın hayalindeki meslek gazetecilikmiş...

Çubuk’ta eşine yapılan linç girişiminin onu çok üzdüğünü söylüyor.

Kemal Kılıçdaroğlu’na “Eve yemeğe gelmeyeceğini” söylemediği zaman kızıyormuş.

Çok insani bir sohbetti ve baştan sona keyifle izledim.

*

Bu yayını izlerken, Armağan Çağlayan’ın programına kimlerin çıktığını bir düşündüm...

Hiçbir yerlere çıkmayan

Yazının Devamını Oku

Bir düğün gecesinden kaç COVID-19 pozitif çıkar ‘Dört Nikâh Bir Cenaze’ mi

Amerika Birleşik Devletleri’nin Oklahoma eyaletinde bir düğünden sonra 18 kişide COVID-19 Delta varyantı görülmüş. Peki Türkiye’de bir düğünden kaç COVID-19 pozitif çıkar?

Google’da bir arama yaparsanız karşınıza 24 Ağustos 2020 tarihli bir haber çıkıyor:

Bursa’da bir düğüne katılanlar arasında 42 kişide COVID-19 vakası saptandı...

Bu soruyu sormamın nedeni şu. Türkiye’de düğün mevsimi açıldı... Geçen yıldan ertelenen 300 bin düğünle birlikte bu yıl 900 bin düğün bekleniyor... Yeni vaka sayısı önceki gün itibarıyla 10 bine yaklaştı.

Bu durumda şu soruları sormamız da normal:

- Bir düğünden...

- Bir siyasi parti toplantısından

- Bir bar gecesinden

- Bir toplu yemekten

Yazının Devamını Oku

Pandemi, 60 üstü bir Beyaz Türk’ün ömrünü kaç yıl daha kısalttı

Biliyorum, şu güzel bayram gününde böyle bir sorunun ne manası var diyeceksiniz...

Çok haklısınız...

Hele hele benim gibi “Hayat varsa ölüm yoktur” diye düşünen bir insanın durup dururken bu soruyu sorması ve keyfimizi kaçırması çok manasız. Ama kızmayın. Ben sadece piyanistim...

Soruyu ben sormuyorum, o nedenle bana ateş etmeyin...

Dün New York Times’ta okudum.

Pandemi bir buçuk yıl içinde Amerikan halkının ortalama ömrünü 1.5 yıl kısaltmış...

2019’da yeni doğan bir çocuğun ortalama ömür beklentisi 78.8 iken, 2020 sonunda bu rakam 77.3’e inmiş...

*

Yazının Devamını Oku

Rumeli sahilinde ceketli bir heykel ve onun ceketsiz ölen büyük şairi

Şu günlerde “memleket meselesi” yazmamanın kıymetini daha iyi anladım.

Hatta “siyaset” yazmamanın Allah’ın bana bahşettiği bir güzellik ve fırsat olduğunu düşünmeye başladım.

*

Türk dilinin en büyük şairlerinden Orhan Veli 14 Kasım 1950 günü İstanbul’da öldü...

Bugün Aşiyan Mezarlığı’nda yatıyor.

Onun Rumelihisarı sahilinde bir heykeli var...

Üzerinde ceketle otururken temsil edilmiş...

Oysa dün öğrendim ki, Orhan Veli ceketsiz ölmüş...

Bunu da dün

Yazının Devamını Oku

15’inde dünyanın en güzel çocuğu 66’sında Gandalf

Dünya sinemasının en önemli eserlerinden biri İtalyan yönetmen Visconti’nin “Venedik’te Ölüm” filmiydi...

Thomas Mann’ın çok sevdiğim aynı isimdeki novellasından çekilen film, hayatım boyunca beni en çok etkileyen sanat eserlerinden biriydi...

*

Nasıl olmasın ki...

- Yazarı Thomas Mann...

- Yönetmeni Luchino Visconti... “Leopar”ı da çeken insan...

- Baş oyuncu Dirk Bogarde...

İngiliz sinemasının büyük oyuncusu...

- Kadın oyuncu

Yazının Devamını Oku

First class koltuğunda, havyarlı, şampanyalı, bir kavanoz yolcu

Geçen hafta cuma günü Los Angeles’tan kalkan bir uçağın first class mevkisindeki bir koltuğa Louis Vuitton bir çanta kondu.

Pilot anons yapınca, çantanın kemerleri bağlandı.

Sivil havacılık tarihinin belki de en tuhaf yolculuğu işte böyle başladı.

Kavanozun içinde ise Türkiye’de de iyi tanınan, dünya starı bir yolcu...

Zsa Zsa Gábor...

*

Gábor, 18 Aralık 2016 günü Los Angeles’taki Ronald Reagan UCLA Medical Center Hastanesi’nde öldü.

Öldüğünde 99 yaşındaydı... Vasiyeti üzerine yakılarak külleri bir kavanoz içinde Los Angeles’taki Westwood Mezarlığı’na kondu.

Ancak

Yazının Devamını Oku

Yani erkek dediğin: Zampara ve iyi sevişen bir makarnacı mıdır

Şurası kesin...

Pandemi sırasında Marcello Mastroianni’yi yeniden keşfettik.

Bu yıl Türkiye’de ve dünyada 1960’lı yılların İtalyan filmlerini seyretme modası var...



Dino Risi, Ettore Scola, Fellini, Vittorio de Sica gibi popüler yönetmenlerin anlattığı o İtalya hepimize çok tanıdık geliyor... Seviyoruz o İtalya’yı...

*

Yazının Devamını Oku

Ben barın bu tarafında kaldım, barmenim 3 milyarlık patron oldu

Evet ben hâlâ barların bu tarafındayım, barmenim ise 3 milyarlık patron oldu.

TL değil, 3 milyar dolarlık patron...

Yanda gördüğünüz fotoğraf 3 yıl önce İstanbul Tünel’de “Soho House”da çekildi.

Barın müşteri tarafında ben varım.

Karşımdaki barmenin adı ise Nick Jones...

Gördüğünüz gibi gayet mütevazı ve sempatik bir ifadeyle bana içki servisi yapıyor.

Kendisi, Pink Floyd hayranı, rock’çı bir arkadaşımızdır.

Yazının Devamını Oku

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı 19 Temmuz Cinderella Bayramı

Bu şahane fotoğraf Andrew Lloyd Webber’in son müzikal oyunu “Cinderella”dan bir sahne...

Lloyd Webber, 20’nci yüzyılın en büyük müzikal bestecilerinden biri...

*

18-19’uncu yüzyıl ve 20’nci yüzyılın ilk çeyreği opera dönemiydi...

Yirminci yüzyıl ise müzikaller çağı oldu...

Webber geçen yüzyıla damgasını vuran “Cats” ve “Phantom of the Opera” müzikallerinin yazarı...

Şimdi de onun yeni eseri “Cinderella” sahneleniyor... Fotoğrafını gördüğünüz bu oyunun, İngiltere’nin COVID-19 tarihinde çok önemli bir yeri olacak.

İngiltere 19 Temmuz yani bu pazartesi günü normal hayata geçişini ilan edecek.

Yazının Devamını Oku

Bu duvara iyi bakın: yıkılışı Berlin Duvarı kadar önemli

Manchester şehrinin güneyindeki Withington bölgesi polisi geçen pazartesi sabahı çok sayıda vatandaştan şikâyet telefonu aldı...

Vatandaşlar, şehrin bir binasının duvarına çizilen graffitiyi şikâyet ediyordu.

Çünkü o duvar graffitisinde üç isim hakkında ırkçı ifadeler ve çizimler vardı.

Hedefteki üç isim şunlardı:

Marcus Rashford, Jadon Sancho ve Bukayo Saka...

Bu üç kişi İngiliz milli takımının beş siyah oyuncusundan üçüydü... Üçü de bir gece önce oynanan İngiltere-İtalya maçında penaltı kaçırarak, takımlarının şampiyonluğu kaçırmasına neden olmuşlardı.

O gece İngiltere’nin ırkçı trolleri bu insanların hayatını cehenneme çevirdi.

Ve sonunda iş

Yazının Devamını Oku

Otuz yaş altı dünyanın en önemli 30 müzisyeninden biri

“OHHH Zoom konserler bitti...”

Önceki akşam Bodrum Zai’de, pandeminin başından beri fiziksel ortamda ilk konseri izledim.

Böylece sadece “dinleme” kodundan “izleme” moduna geçtim.

Özlemişim...

*

Konseri ÇEV Sanat’ın genç müzisyenleri verdi.

Solistler kemancı Bade Daştan ile çellist Jamal Aliyev’di...

Bodrum’un klasik müzikteki açılış konserini Fazıl Say şu cümleyle yaptı:

“Türkiye öyle az buz bir yer değil...”

Yazının Devamını Oku

Shakespeare penaltı kaçırınca Dante ve Caravaggio mu kazandı

Önceki gece ne seyrettiğimizi düşündünüz mü...

Evet çok güzel bir futbol seyrettik...

Maç öncesi iki takım da diz çökerek ırkçılığa karşı çok güzel bir dayanışma fotoğrafı verdiler...

İnsanlar iki yıldan beri ilk defa yan yana, omuz omuza maç seyrettiler.

Ama sahada sadece bu mu vardı?

Sahada, dünyanın en demokratik ülkelerinden ikisinin milli takımları vardı...

Biri İngiltere...

Shakespeare

Yazının Devamını Oku

Çingenepalamutu ve 'Lymantria Dispar'ın hayatında özel bir gün

“Entomological Society of America...”

Yani Türkçe deyişle “Amerikan Böcekbilimi Cemiyeti” geçen salı günü bizim bildiğimiz çingenepalamutunu da ilgilendiren bir karar aldı.

Bundan böyle “Lymantria Dispar”ın adı değişecek...

Daha doğrusu bilimsel adı “Lymantria Dispar” olan böceğin halk arasındaki adı artık başka olacak...

Bu tırtıl böceğin halk arasındaki adı “Gypsy Moth”du...

Yani “Çingene güvesi...”

Dernek geçen yıl bu isme gelen bir itirazı incelemeye aldı ve sonunda geçen salı günü bu ismin “halk dili sözlüğünden” çıkarılmasına karar verdi.

Nedeni de şu:

Yazının Devamını Oku