GeriDoğan HIZLAN Attilá İlhan Yarışması’na katılanlara dair gözlemler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Attilá İlhan Yarışması’na katılanlara dair gözlemler

ATTİLÁ İLHAN BİLİM SANAT KÜLTÜR VAKFI’nın düzenlediği Attilá İlhan Liseli Gençler Kompozisyon Yarışması’nı kazananlar pazartesi günü jüri çalışması sonucunda belirlendi.

Seçiciler kurulu; Adalet Ağaoğlu, Cengiz İlhan, Ahmet Oktay, Mehmet Eroğlu, Halit Refiğ, Selim İleri ve ben’den oluşturulmuştu.

Kompozisyon yarışmasının konusu; hızla değişen dünyamızda Gazi Mustafa Kemal’in, "Hayatta en hakiki mürşit ilimdir" sözünün günümüz gençliği için anlamı, çizdiği perspektifin tartışılması idi.

Finale 14 yazı kaldı ve finale kalanlarla seçiciler kurulu üyeleri yüz yüze görüşerek, yazdıkları konusunda bilgi aldılar, yazının derinliğini ölçtüler.

Salı akşamı Beyoğlu Küçük Sahne - Sadri Alışık Tiyatrosu’ndaki törende de kazananlara ödülleri verildi.

Ödül üzerine bilgiyi Dr. Ferhat İlhan yaptı.

Gecede Tilbe Saran ve Hakan Gerçek, piyano eşliğinde Attilá İlhan’dan şiirler okudular. Gecenin sunuculuğunu, tanınmış oyuncu, sanat gecelerinin, sanat ödüllerinin vazgeçilmez adı Gülsen Tuncer üstlenmişti.

Mansiyonlardan sonra, Timur Selçuk, bestelediği Attilá İlhan şiirlerini seslendirdi.

Daha sonra da birincilik, ikincilik, üçüncülük ödülleri verildi; Çolpan İlhan’ın konuşması, okuduğu bir şiirle gece sonlandı.

Hiç kuşkusuz Attilá İlhan adına düzenlenen bir ödülde, Gazi Mustafa Kemal’in önemli bir sözü üzerine liseli gençleri düşündürmek, isabetli bir seçimdi.

Ülke çapında bütün liselere çeşitli iletişim araçlarıyla ulaşıldı. Yarışmaya toplam 172 eser katıldı. Bütün kentlerin liselerinden öğrenciler yarışmaya katılmış ve kazanmışlardı. Yarışma rumuzluydu.

* * *

BENİM
için yazılı bilgiler, kompozisyonlar dışında gençlerle yüz yüze konuşmak önem taşıyordu.

İlk saptamam, gençlerin kişilik savaşını kazanmış olmalarıydı.

Yazılarını savunurken, okudukları, yazdıkları üzerine soruları yanıtlarken, kendine güvenen, ne yaptığını bilen bir genç kuşakla karşılaştım.

Hepsinin de Türkiye’ye ve dünyaya dair bilgileri vardı. Görüşlerini öğrendik. Meslek seçimlerinde bile sundukları gerekçeler beni etkiledi.

Benim gençliğimde -ben öyle değildim ama- büyüklerin karşısına çıkanlar, bir utangaçlık, bir baş eğmişlik görüntüsü verirlerdi.

Bizim karşımıza şimdi saygılı, sevgili ama eşit bakışla çıktılar.

Bu beni çok mutlu etti.

Doğaldılar, giyimleriyle, davranışlarıyla. Oldukları gibiydiler.

Yalnız yazı ile uğraşmıyorlardı; toplumsal görevleri, sorumlulukları olduğunun da bilincindeydiler. Çevre konusundan ısınmaya kadar her şey ilgi alanları içindeydi.

* * *

BU
yarışmadan hepimiz çok şey öğrendik. İyi bir şairin, romancının adına düzenlenen bir yarışma bence amacına ulaşmıştı.
X

Nerede buluşacaksınız?

Bu başlığı görenlerin şaşırdığını biliyorum, evden dışarı çıkılmayan bir dönemde ne kadar abes bir soru diyenler de çıkacaktır.

Aslında belli mekânlarda buluşanlar, belki pandemi sonrası yine dostlarına kavuşacaklar. Genç kuşak için geçerli bir soru.

Bizim kuşağa yöneltilecek soru ise nerede buluşurdunuz?

Turgay Anar’ın ‘Mekândan Taşan Edebiyat - Yeni Türk Edebiyatında Edebiyat Mahfilleri’ (Ketebe Yayınları) kitabı bu soruların yanıtını veriyor.

Bence tam bayramda okunacak bir çalışma.

Bölüm başlıklarını okuduğunda, edebiyatla/edebiyatçılarla ilgili birçok kişi kitabı merak edecektir.

* Birinci Bölüm

‘Yeni Türk Edebiyatındaki Edebiyat Mahfilleri İçin Bir Çerçeve Denemesi’.

Yazının Devamını Oku

Çizgi roman sevenler

Çizgi roman türünün sadık bir okuyucusu değilim ama zaman zaman kitapları varaklamaktan da vazgeçemiyorum.

Levent Cantek’in ‘Türkiye’de Çizgi Roman’ kitabını da okudum, çok şey öğrendim.

Yabancı gazetelerde çıkan çizgi romana ‘graphic novel’ deniyormuş. Birçok klasik ve modern klasik romanların çizgi romanı ülkemizde de yayımlandı.

Yıllar önce bir yazıma Mehmet Erdil Oral’dan aşağıdaki e-posta gelmişti:

“Çizgi roman ile edebiyat yapılabileceği konusunda kesinlikle size katılıyorum. Size mutlaka Hugo Pratt’ın ve Enki Bilal’in kitaplarını tavsiye etmek isterim.”

Başka bir kitap da ‘Çizgili Hayat Kılavuzu’.

CORTO MALTESE

TAVSİYEYE uyarak Hugo Pratt’ın ‘Corto Maltese-Keltler’ cildini aldım, okudum.

“Özgürlük düşkünü ve serseri ruhlu maceraperest Corto Maltese kayıp hazinelerin, yardıma muhtaç arkadaşların, tuhaf hikâyelerin peşinde dünyayı dolaşıyor. Corto Maltese bir hazine haritasının izinde Venedik’te keşişlerle buluşup Kelt diyarı İrlanda’da Merlin ve Büyücülerine yardım edip, Alman savaş efsanesi Kızıl Baron’la karşılaşıyor!”

Yazının Devamını Oku

Pazar Konseri ve TRT’nin yıldönümü

Bugün saat 13.30’da TRT 2’de iyi bir konser izleyebilirsiniz.

Münih Filarmoni Orkestrası’nı Valery Gergiev yönetiyor. Konserden önce müzik yazarı Vefa Çiftçioğlu ile orkestra şefi Antonio Pirolli, orkestra ve icra edilecek eserler üzerine konuşacaklar. Repertuvar:

- Bach / Suit No.3

- Çaykovski / Kuğu Gölü Balesi

- Strauss / Rosenkavalier Suiti

- Maurice Ravel / Bolero

RADYO YAYINCILIĞININ 94. YILITRT ile bağlantım, İstanbul Radyosu’nda kitap programı yapmakla başladı. Şimdi Türkiye’de radyo yayıncılığının 94. yılı kutlanıyor. Yıllarca kitap–edebiyat programı yaptım. Harbiye’deki radyoevine ilk kez oyun yazarı Oktay Arayıcı çağırmıştı. Alexander Soljenitsin’in Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazandığı zamandı, ben de onun hakkında konuşacaktım.

İsmail Cem

Yazının Devamını Oku

‘Geçmiş zaman olur ki…’

Zeynep Bilgehan’ın ‘Hey Gidi Yıllar’ kitabı İdil Biret’ten Haldun Dormen’e, Cüneyt Arkın’dan Selda Bağcan’a 28 başarılı ismin kesişen hayatları üzerinden bir ülkenin hikâyesini anlatıyor.

Anılar denizinde kulaç atarken “Geçmiş zaman olur ki, hayali cihan değer” sözünü mırıldanırım. İnsan belleğinin ayıklayıcı bir özelliği var, geçmişin iyi günlerini anımsıyorsunuz, üzüntü ve acı veren olaylar tortuda kalıyor. Zeynep Bilgehan’ın ‘Hey Gidi Yıllar’ kitabını okurken hayatım bir sinema şeridi gibi önümden kayıp geçti. O günleri, dostlarımı, aramızdan ayrılanları dünden bugüne taşıyorsunuz. Bu tür kitapları çok severim, kitaplığımın başvuru rafında tutarım.

EFSANELERDEN TAVSİYELER

Kitapların doğuş öyküsü, okuma nedenimizi güçlendirir, ‘Giriş’ de bu işlevi yerine getiriyor: “Her şey 19 Haziran 2020 tarihinde Vedat Milor’un sosyal medya hesabından 1979’da çekilmiş bir fotoğrafını paylaşmasıyla başladı. Henüz tanınmadığı, hatta bir gün ünlü olacağını aklının ucundan bile geçirmediği döneme ait fotoğrafı büyük ilgi uyandırdı. Buradan da Hürriyet Gazetesi’nde pazar günleri yayınlanan ‘Hey Gidi Yıllar’ köşesi doğdu. Fikir babası Ahmet Hakan, isim babası da Emre Oral oldu.”

Bilgehan’ın bir tespitinin doğruluk payı yüksek: “Kitabı okuduktan sonra bunun aslında 28 farklı kişinin değil, kesişmiş hayatlardan oluşan tek bir hikâye olduğunu göreceksiniz. Bir ülkenin hikâyesi.”

Kitap dört bölümden oluşuyor: ‘Aydınlanma Çağının Gençleri’, ‘Toplumda Arayış. Sanatta Altın Yıllar’, ‘Bilime Adanmış Ömürler’ ve ‘Alanına Sığamayanlar’.

Söyleşilerden bazı sonuçlar çıkarabilirsiniz. Değişik alanlarda emek vererek başarı sağlandığını, her mesleğin fedakârlık istediğini fark ediyoruz. Değişik meslekleri seçecek genç okurlar için de yararlanılacak bilgiler içeriyor. Bazı örnekleri seçtim:

- İdil Biret’in eşi Şefik Büyükyüksel de müzik bilgisi olan biri. 44 yıldır evliler. İkisini de tanıdığım için uyumlarını, düşüncelerini dinledim. İdil Biret’ten hayat dersleri bölümü uygulanabilir önemde. Hocam Nadia Boulanger’in, ‘Kendine karşı dürüst müsün?’ sorusu hep aklımdadır. Ne olursa olsun hep hakikati  aramak bir yaşam şekli olmalıdır. Onurlu bir hayatı gerçekleştirmek için şarttır.

Yazının Devamını Oku

Sahafların durumuyla ilgilenelim

Sahaflar Birliği Derneği Başkanı Emin Nedret İşli’nin mektubunu okuyalım: “Sahaflar ülkemizde ve tüm dünyada devam etmekte olan COVID-19 pandemisi nedeniyle zor günler geçirdiler, geçiriyorlar.

Geçtiğimiz aylarda dükkânlarımızda yüz yüze satışın çok azalması, hatta tamamen bitmesi sebebiyle internet satışlarına, sosyal medyadaki mecralara yönelen, onlara adapte olmaya çalışan sahaflar bu alandaki artan talebin büyümesi sonucu ayakta durabildiler ve hayatlarını idame ettirdiler.

Elektronik iletişim ağı üzerinde yer alan Kitantik, Nadirkitap gibi eski ve sahafiye kitap satış listelerinde yer alan onlarca sahaf/kitapçı bu sayede ülkenin her yerinde yaşayan kitap düşkünlerine, sahaf dostuna kitap bulmaya devam ettiler. Bu alanda kitap talebinin yayınevleri açısından da artmasıyla oluşan olumlu ve kazançlı durum sahafların da kendini kurtarması ve de bahtiyar hissetmelerine yol açtı.

Zor durumda olan pek çok ticari sektöre rağmen sahaflık mesleğini icra edenler bu sıkıntılı günleri daha az zararla atlatıyorlardı ki zorunlu olarak gelen (17 günlük) uzun kapanma bu pozitif durumu negatif hale dönüştürdü.

Devlet katında ‘sahaf’ mesleğinin tanımlı olmayışı, idari kademelerde sahaf ilişkisinin çok zayıf olması dükkânların tamamen mecburen kapanması, iş yapılamaz hale gelmesine neden oldu. Bu sahaflar açısından bir yıkım ve gelir kaybına yol açacak. Meslekteki tüm esnaf adına ricamız şu:

İnternet üzerinde satış yapmakta olan meslek üyelerinin siparişlerini karşılayabilmeleri, gelen talepleri düzgün ve hızlı bir şekilde servis etmeleri, kitap siparişlerini paketleyip kargolayabilmeleri için dükkân ve depolarına ulaşmalarını temin izni verilmesi talebimize ses olmanızdır.

Diğer pek çok alanda paket servislerinin açık olduğu düşünülürse günün belirli saatlerinde mekânlarına ulaşıp kitap dostlarının isteklerini onlara ulaştırmak üzere dükkânlarda bulunabilmelerinin sağlanması gereklidir.

Bu bir anlamda kitap arayan, okuyan, uzun dönem evde kapalı kalacak insanımızın da güzel vakit geçirmesini sağlayacak bir durumdur. Pek çok sahaf dostu istediği kitapların zamanında kendisine ulaşamayacağı kaygısıyla sahaflara sitem etmektedir.

Sahaflar sizden elektronik iletişim ağı üzerinden kendilerine ulaşan kitap siparişlerini servis edebilmek, sahaf dostunun kitaplarına bir an evvel kavuşmasını sağlamak adına mekânlarına kısa bir süre de olsa ulaşmak isteklerine ses olmanızı istirham ediyorlar.

Yazının Devamını Oku

Bilerek dinlemek ya da ‘İzahlı Müzik’

Ben her pazar günü TRT 2’deki klasik müzik konserlerini izliyorum.

Konserden önce müzik yazarı Vefa Çiftçioğlu ile şef Antonio Pirolli’nin eser, şef ve orkestra üzerine konuşmalarını dikkatle dinliyor, kendimi konsere hazırlıyorum.

Bu pazar saat 13.00’teki konserin repertuvarı ne?

Şef Jiri Belohlavek, Çek Filarmoni Orkestrası’nı yönetiyor.

Bedrich Smetana’nın ‘Ma Vlast’ eseri.

Besteci Bohemya topraklarının efsanelerini, Çek kimliğini ve kültürünü müziğe getiriyor.

Pazar Konseri programı ne zaman başlamıştı. Yıllar önce rahmetli Hikmet Şimşek’in sunduğu ve bir gelenek haline gelen ‘Pazar Konseri’nin temel felsefesi baz alınarak TRT televizyonlarının programcılarından Levent Mayda tarafından biçimlendirilmiş.

Bilgilendirme ve sunum görevi, TRT Filarmoni Orkestrası Şefi Antonio Pirolli ile Vefa Çiftçioğlu’na verildi. Daha önce de ikili TRT Radyo 3’te ‘Yorum Analiz’ programında çalışmışlardı.

Konser öncesi programının amacı, eserler ve bestecilerin tanıtılıp, seslendirilecek eserlerle ilgili bilgileri sunmak, yorumcular ve kurumlara ait anekdotları izleyiciye ulaştırmak, konsere olan ilginin artmasını sağlamak.

Yazının Devamını Oku

Bizim için gerçek, sizin için hayalet

Tam bir roman kahramanıydı. Tanısaydınız buna inanırdınız. Ben Hürriyet Yayınları’nı yönetirken bize çeviri yapardı. Yaşamı boyunca 77’si çeviri 117 kitaba imza attı. Hayalet Oğuz’un Kaya Tanış imzalı biyografisi incelikli bir kitap.

Hayalet Oğuz içinde bulunduğum 1950 Kuşağı’nın yakından tanıdığı, dostluk kurduğu adeta bir roman kahramanıydı.

Bir romancı ancak onun gibi bir kahramanı yaratabilir, bütün unsurları özgündür. Tanısaydınız siz de onun bir romandan çıkıp geldiğine inanırdınız.

Hürriyet Yayınları’nın yönetimindeyken bize çeviri yapardı. Adnan Semih Yazıcıoğlu ile ben, Beyoğlu’ndan pek ayrılmadığı için çevirileri semtten bir kafeden veya lokantadan alır, telifini de orada öderdik. Hayatı Beyoğlu’nda geçmişti.

Keskin bir eleştiri sözlüğü vardı. Beğendiğini de beğenmediğini de doğrudan söylerdi.

Onun hakkındaki ilk kitap Sezer Duru-Orhan Duru’nun yazdığı ‘O Pera’daki Hayalet’ti.

‘ESPRİ YAPMAK İÇİN YAŞIYOR GİBİ’

Kaya Tanış’ın yazdığı ‘Burası Orası Değil (Hayalet Oğuz Kitabı): Oğuz Halûk Alplaçin Yaşamı ve Eserleri’ çok emek verilmiş, bilgi ve belgelerle övgüyü hak eden bir kitap. Kitabın başındaki ithaf, Tanış’ın duyarlılığının örneği:

“Hayalet Oğuz bir şiirini dostu Demir Özlü’ye ithaf ederek yayımlamıştı. Buna sığınarak da olsa, eğer varsa böyle bir hakkım, bu kitabı bu yıl içlere çekilen büyük yazar Demir Özlü’ye adıyorum.

Yazının Devamını Oku

Ara Güler ve Turgay Anar eşliğinde ‘Huzur’u okumak ‘Huzur’la dolaşmak

Her şehir edebiyatta yer alır, almalıdır da. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın ‘Huzur’u için, bu romanın başkahramanı İstanbul diyenler vardır.

Rahmetli Ali Sinan Özüstün’ün hazırladığı, ‘Aynı Rüyanın İçinde Ara Güler Ahmet Hamdi Tanpınar’ kitabına daha önce bir yazımda değinmiştim.

Turgay Anar’ın çalışmasının adı ise ‘Huzur Atlası’.

‘Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Huzur Romanını Okuma Kılavuzu’nu okumaya başlayınca, yeniden fotoğraflara dönme gereği duydum.

Yazımın adı neydi?

‘İşte İstanbul: Tanpınar yazdı, Ara Güler çekti’.

Albüm/kitaptaki ‘Huzur’a dair bölümlerdeki ‘Huzur’dan alıntıları, fotoğrafları gözden geçirdim.

Okurlarıma o sayfaları hatırlatacağım, metinlerle fotoğrafları eleştirirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Dergiler arasında

VİRÜS

Yeni sayının ‘Fırçasından...’ bölümünün ressamı Cuma Ocaklı.

‘Elinden’ bölümünde İlhan Berkin el yazısı şiir ve mektupları yer alıyor.

Ozan Öztepe, Evliya Çelebi ve İlhan Berk’in metinlerinde insan ve mekân ilişkileri bağlamında üç yüz yıllık köprü kuruyor.

Şiir sayfalarının arasında 2020 Nobel Edebiyat Ödüllü Amerikalı şair Louise Glück’ın Türkçede ilk kez yayımlanan dört şiirini bulacaksınız. Çeviriler Güven Turan ve Sinan Fişek’e ait.

Oğuz Demiralp, ‘Tersine mi, Mersin’e mi?’ yazısında; Heinrich von Kleist’in ‘Kukla Tiyatrosu Üzerine’sini ve Halide Edip Adıvar’ın ‘Maske ve Ruh’unu irdeliyor.

Barış Önder’in söyleşi bölümündeki yazısı: ‘Müzikle geçmiş yarım asır: Bülent Ortaçgil’.

Ali Cengizkan’ın şiiri: ‘Çiğ Gibi Bir Çığ’.

A. Ömer Türkeş’in önemli bir incelemesi: ‘Romanların Merceğinden Türk–İslam Sentezi’. 

Yazının Devamını Oku

Kahramanmaraş Tasavvuf Musikisi

Değişik icralar, kuşaktan kuşağa geçerken, o eserin gerçek kimliği değişir, çoğu zaman da bozulur.

Dünyada olduğu gibi bizde de müzik türlerinin, bestecilerin uzmanlarına ihtiyacımız var. Onların araştırmaları sonunda hem bir kitap hazırlanır hem de kayıtları yayınlanır. Nota yayınlarının da bu açıdan önemini vurgulamalıyım. Yıllar önce Milli Eğitim Bakanlığı bestecilerin eserlerini yayınlamaktaydı. Daha sonra da bu yayını Dr. Nevzat Atlığ sürdürdü. Ankara Caddesi’nde Milli Eğitim Bakanlığı’nın satış bürosu vardı, birçok besteyi ben oradan almıştım.

Belediyelerin kültürel alanda çalışmalarını her zaman destekledim.

Kahramanmaraş Belediyesi’nin hazırladığı CD’de bu alandaki çalışmalar kapakta yazılmış: “Sanatsal değerleri korunarak kayıt altına alınmış ve icra kolaylığı sağlanmıştır. Ne yazık ki tasavvuf müziği kültürümüz ise kulaktan kulağa okunarak bir kısmı kaybolsa da bir kısmı bugüne kadar bir şekilde gelebilmiştir.

Günümüze kadar anonim olarak adlandırdığımız sahibi belli olmayan, halka mal olmuş eserler ise sahipsiz kalmıştır. Hiçbir şehrimizde tasavvuf müziği kültürüne sahip çıkma adına yapılan bir çalışmaya rastlayamıyoruz. Kahramanmaraş bu alanda da bir ilk olma özelliği taşımaktadır.

Bazı eserler kulaktan kulağa  günümüze kadar farklılaşarak da olsa ulaşabilmişse de, daha niceleri zaman değirmeninde öğütülüp kaybolmuştur. İşte bu kaygı ile çıktığımız yolda, bugüne kadar ulaşabilmiş eserleri güfte, makam yapısı, usûl, prozodi, icra şekli gibi konularda ele alarak aslına da fazla müdahaleden kaçınarak ciddi bir çalışma ile yazılı ve sesli kayıt altına aldık.”

EMEK VERENLER

Kahramanmaraş Tasavvuf Musikisi’nde 22 beste seslendirilmiş.

Ahmet Uncu – Konya Türk Tasavvuf Müziği Topluluğu

Yazının Devamını Oku

Hayata nasıl bakarsınız?

M. Fatih Andı’nın ‘Roman ve Hayat’ kitabını birkaç açıdan önemli buluyorum. Romanın izinde hem bir türün doğuş, yükseliş çizgisini öğreniyoruz hem de romanla Batılılaşma arasındaki bağlantıyı izliyoruz.

İnsanın zaman zaman kendine sorduğu ya da başkalarının size yönelttiği bir sorudur, hayata nasıl baktığınız. Benim yanıtım “Hayata sanattan bakıyorum” şeklinde. Öyle bir hayat objektifim var, asal tür de edebiyat. M. Fatih Andı’nın ‘Hayata Edebiyatla Bakmak’ kitabı bu açıdan ilgimi çekti. Andı’nın diğer kitabı da ‘Roman ve Hayat’ adını taşıyor.

Sık sık “Hayatım roman” sözünü duyarız. Herkes kendine özgülüğün peşindedir. İddiamı güçlendirmek için birkaç örnek vereyim. Charlie Chaplin ve Gertrude Stein yemek yerken Chaplin, “Gertrude çimlerin güzelliğine bakar mısın” diyor. Gertrude da “Ben yeşili Turner’ın resimlerinde severim” yanıtını veriyor. Ben de çıplak doğayı değil, Yaşar Kemal’in romanlarındaki doğa tasvirlerini severim.

Yazarın ‘Roman ve Hayat’ kitabındaki ‘Hayatımız Roman mı?’ başlıklı yazı, romanın bizdeki serüvenini özetliyor: “Romanın bizim edebiyatımızdaki macerası söz konusu edildiğinde, bu edebi türün uzun bir tanışma ve alışma devresi içerisinde ilk önce tercüme örneklerle göründüğü, çok daha sonraları telif örneklerin devrin edebiyatında kendisine yer aradığı söylenegelir.”

19’uncu yüzyıldan sonra roman, mutluluktan uzak, sıkıntılı hayatların destanı olarak okunmuştur: “Arabesk bir yaklaşım ve argo bir dille de olsa sık sık ‘Hayatım roman abi!’ şikâyeti duyulur olmuştur.”

‘Hayata Edebiyatla Bakmak’ (2019), ‘Roman ve Hayat’ (2020) Ketebe Yayınları
‘ELVEDA TÜRK SAKİNLİĞİ VE HUZURU’

Roman okumanın muzır sayıldığı dönemler yaşanmıştır. Hâlâ “Roman okuyacağına dersine çalış!” sözünü söyleyen aile büyükleri vardır.

Yazının Devamını Oku

Bir doktorun karikatürleri

Karikatürist ve adli tıp uzmanı, akademisyen Prof. Dr. Halis Dokgöz’ün karikatür sergisi, İstanbul Schneidertempel Sanat Merkezi’nde açıldı.

Karikatüre 1985 yılında başlayan Dokgöz’ün ilk karikatürü Kılçık dergisinde yayınlandı. Daha sonra karikatürleri Gırgır, Limon, Çarşaf, ArteFacto, Buduar, Cumhuriyet, Bizim Gazete, Hürriyet, Milliyet, BirGün, Radikal ve Sabah gibi pek çok gazete ve dergide yayınlandı. Düzenli olarak Kılçık, Tıp Dünyası, Sendrom, Hiç, Fesat, Homur ve Hekim Forumu dergilerine çizdi. 2016-2018 yılları arasında Hürriyet Gazetesi Çukurova’da Metafor köşesinde günlük olarak karikatürleri yayınlandı. Karikatürleri Türkiye dışında Almanya, Fransa, İspanya, İtalya, Belçika, Yunanistan, Romanya, Polonya, İran, Kıbrıs, Portekiz, Kırgızistan, Rusya, Azerbaycan, Hindistan, Güney Kore, Sırbistan ve Çin gibi ülkelerde yayınlandı. Katıldığı ulusal ve uluslararası yarışmalardan çeşitli ödüller aldı.

1989’da Güneşin Girmediği Yere, 2010’da Çizgisel, 2019’da Metafor ve 2020’de Karikatürlerle Çocuk Hakları Sözleşmesi adlı kitapları yayınlandı.

Sergiyi pandemi kurallarına uygun olarak pazartesi hariç diğer günlerde 11.00-18.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

Adres: Bankalar Cad. Felek Sok. No:1 Karaköy, Beyoğlu, İstanbul.

SAĞLIK çalışanları arasında karikatür çizen pek çok isim var. Halis Dokgöz’ün sergisi vesilesiyle onları da bir hatırlatmak istedim:

Doç. Dr. Kadir Doğruer, yoğun bakım ünitesi doktoru. ‘Yoğun Bakım Karikatürleri - GEÇ’ adlı bir karikatür albümü yayınladı. Çok sayıda sergi açtı.

Yazının Devamını Oku

23 Nisan’ı kitapla kutlayın

23 Nisan Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü için Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk bir açıklama yayımladı:

“Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü, kitaplardan ve okumadan keyif almayı teşvik eden bir kutlama çağrısıdır.

Her yıl 23 Nisan’da kitapları tanımak ve tanıtmak için dünyanın her yerinde kutlamalar yapılıyor. Bu özel günde geçmiş, gelecek, nesiller ve kültürler arasında bir köprü kurulması hedefleniyor.

23 Nisan dünya edebiyatında sembolik bir tarih. Ünlü yazarlar William Shakespeare, Miguel de Cervantes ve Inca de la Vega’nın hayata veda ettikleri gün.

1995 yılında Paris’te düzenlenen UNESCO Genel Konferansı’nda 23 Nisan, Dünya Kitap ve Telif Hakkı Günü olarak belirlenirken, kitaplara ve yazarlara dünya çapında bir saygı duruşunda bulunmak ve herkesi kitaplara erişmeye teşvik etmek amacıyla seçilmişti.

Türkiye Yayıncılar Birliği de Uluslararası Yayıncılar Birliği’nin üyesi.

Bugün birçok ülkede sevenlerin birbirlerine kitap hediye ettiği gün olarak yaşanıyor.”

NEDEN DEVAM ETMEDİ

HERKESE

Yazının Devamını Oku

Anıların içinden bir öykünün 50’nci yılı

İyi yazar Füruzan’ın, ‘Parasız Yatılı’ adlı öykü kitabının ilk yayınlanışının üzerinden 50 yıl geçmiş. Yapı Kredi Yayınları tarafından 50’nci yıla özel bir de baskısı yapıldı kitabın.

Bu kitap beni öykünün ilk yayınlandığı zamanlara götürdü.

Cağaloğlu’ndaki eski Hürriyet binasının karşısındaki yolda Vatan gazetesi vardı. Binanın bahçesinde bir havuz bulunuyordu.

Vatan kapandı, orayı Simaviler aldı ve Yeni Gazete aynı yerde yayınlanmaya başladı. Gazetenin birinci sayfası The New York Times’ı andırıyordu.

Nezih Demirkent’in yönettiği gazetenin edebiyat/sanat sayfasını ben yönetiyordum.

Her hafta bir öykü yayınlıyorduk.

İşte Füruzan’ın ‘Parasız Yatılı’ öyküsü ilk kez o sayfada çıktı.

Bu öyküden sonra Füruzan hayranlığım devam etti. Hakkında pek çok kez yazdım, televizyon programları yaptım.

İyi bir yazar zamansızdır. Onu her okuyuşta, yaşadığınız zamandan izler bulursunuz.

Yazının Devamını Oku

'Geceleyin bir ses böler uykumu'

HANDAN KARA’nın ‘Sonbahar Rüzgârları’nı çıkar çıkmaz dinlemeye başladım. Anılarımda yer alan birçok dostumu belleğimde canlandırdım.

Yıllar önce İzmir’de Halikarnas Balıkçısı ile geçirdiğim gün uzayınca Ankara’ya olan uçak biletimi iptal edip gece yarısı otobüse binmiştim.



Otobüs sabaha karşı ihtiyaç molası verdi. Yanlış anımsamıyorsam Afyon’da durmuştuk.

Yarı uykulu vaziyette otobüsten indim. Ayın doğduğu ıssız bir gecede, birden bir şarkı kulaklarımda yankılandı:

“Görünce âşık oldum

Yazının Devamını Oku

Kemal Varol’la iyi yolculuklar

‘Âşıklar Bayramı’ kitabını babalar ve oğullar rafımın iyileri arasına koydum. Yerel bütün özellikleri modernize eden bir kitap. Uğranılan, geçilen bütün kentlerin özelliğini, ruhunu etkileyici bir üslupla tasvir ediyor.

Yol, yolculuk ve baba-oğul münasebeti üzerine yazılmış romanları, öyküleri seviyorsanız Kemal Varol’un ‘Âşıklar Bayramı’nı okuyun. Anadolu’da bir yolculuğa çıkan, yıllardır birbirini görmeyen baba ve oğulun trajik serüvenini anlatıyor.

Kitabı da zaten babasına ithaf etmiş.

İki dizeyle başlıyor kitap:

“Tükendi nakd-i ömrüm dilde bir sevda-yi ah kaldı

Tevessül dilber-i yâre benim arzum nigah kaldı”

25 YIL SONRA GELEN BABA...

“Geceleyin gelen nedir, bilir misiniz?” - Tarık suresi

Kapı çalınıyor, uzun bir tereddütten sonra açıyor ve serüven başlıyor:

Yazının Devamını Oku

İlhan Başgöz’ü sonsuza uğurlarken

Salı günü akşamüstü Metin Turan aradı, “İlhan Hoca’yı bir saat önce kaybettik” diye.

Metin Turan’ın İlhan Başgöz’ün Türkiye’ye getirilmesindeki yerini tekrarlamak gerekir. Başgöz’ün Amerika’daki durumundan beni haberdar eden ve Türkiye’ye gelmek istediğini söyleyen oydu.

Sonrasını biliyorsunuz, ben de Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’yı arayarak Hoca’nın isteğini iletmiştim. Başgöz böylece çok sevdiği vatanına kavuşmuş oldu ve son nefesini doğup büyüdüğü, türkülerini derlediği topraklarda verdi.

Bugün onu kitaplarıyla son yolculuğuna uğurlamak istiyorum. Bize bıraktığı gerçek mirası hatırlatarak:

‘Yunus Emre’

Kitabın girişinde Yunus Emre hakkında bildiklerimizin üç kaynaktan geldiği yazıyor.

Bir yargısı,

Yazının Devamını Oku

Yemek tarihi ve tarifi

Ramazanlarda yemek çeşitleri, yalnız aşçıların değil ev kadınlarının da yaratıcılığını körükler.

Eski aşçı düzeni ile bugünün düzeni arasında ne farklar vardı?

Yemek ve Kültür dergisinde bu konuda epey inceleme yer alıyor.

Enis Batur, ‘Mutfakta sınır ihlâlleri’ yazısında iki önemli sergiyi tanıtıyor:

‘Yiyorum, Öyleyse Varım’ ve ‘Haydi Masaya!’.

Masaya çağrı elbette ramazanda daha sık duyulur.

Gökhan Akçura’nın ‘Arşivden Lezzetler’ ana başlıklı yazısını okudum. Onun geçmişi bugüne bağlayan yazılarını severek okurum.

‘Nerede o eski aşçılar!’

Hürriyet’te tanıdığım

Yazının Devamını Oku

Evinize gelen 'Misafir'i dinleyin

Esra Zeynep Yücel adını, benim de yazdığım ve Frank Sinatra’ya adadığı ‘Dear Frank’ albümünden anımsayacaksınız.

Yeni albümü ‘Misafir’de Türk müziğinin en sevilen türküleri ve şarkılarını seslendirdi.

Etnik Türk enstrümanlarının da kullanıldığı evrensel bir albüm niteliği kazandı.

Şarkılara kendi anlayışıyla farklı bir yorum kattı.



Caz müzik sanatçısına hem ülkemizden hem de yurtdışından önemli müzisyenler eşlik etti.

Yazının Devamını Oku