Gastronomi trendleri üzerine...

1dk okuma

Herkesin hobisi yeme-içme olayı. Yine kendimi dışarıda kalmış hissettiğim bir konuyla karşı karşıyayım. İçine girmeye çalışıyorum...

Haberin Devamı

Gastronomi trendlerini takip ediyor musunuz? Yani ekonomik olarak şu ortamda biraz zor takip edersiniz tabii, o ayrı da felsefe olarak takip ediyor musunuz, onu soruyorum.
Ben edemiyorum. Geçen denemeye kalktım, tam da trend takip etmelik bir mekânda tadım menüsünün fiyatını gördüm, dedim ‘Bu takibin sürdüğü yolun sonu yol olmaz’.
Böyle anlarda trendler konusunda benim kadar başarısız başka bir arkadaşımı hatırlarım. Bir restoranda sipariş verdiği imambayıldının fiyatını adisyonda görünce aklı uçmuştu. İtirazı üzerine “Burası tarihi bir lokanta efendim” diyen garsona “Tarihi olunca n’oluyor kardeşim, patlıcanı Hürrem Sultan mı közlüyor” diye çemkirmişti.




Asıl konu Instagram!

Ekonomik sebeplerin dışında biraz da sıkıldığım için moda giremiyorum. Kentli insan dediğin zaten oradan oraya koşturan, kendine sınırlı vakti kalan birey. Sen bir de bu insana günde minimum üç kere yemek işi kilitliyorsun. Ne yiyeceğini düşün, bul, pişir veya git, bul, ye. Oldu mu öğün başına minimum
1 -1.5 saat!
Ben artık teknolojinin bu konuya bir çözüm getirecek seviyeye gelmesini istiyorum. Yemek konusu bir sosyalleşme faaliyetine dönüşsün. Eşle, dostla bir aktivite olarak sofrada uzun uzadıya yenecekse yensin. Haftada bir-iki bu yapılır. Onun dışında başımız kalabalıkken -zevkten değil, ihtiyaçtan yiyeceğimizde- bunun bir hapı olsun. Vitamin, mineral, protein, ne lazımsa basalım içine. Atalım geçelim.
Bu harika teorimi geçen gün gastronomi meraklısı bir arkadaşımla paylaştım. İnanılmaz kızdı. “Yemekle ilgili hiçbir şey gereksiz değildir, dünyadaki en önemli şey budur, asıl diğer konular vaktimizi almasın, yemeğe daha fazla kaliteli zaman ayıralım” dedi. “İyi o zaman, ben bir süre senin ayak izlerini takip edeyim, neyi yanlış görüyormuşum öğreneyim” dedim.
Bana bazı yerler önerdi. Sıradan denemeye başladım. İşte bazı etleri, bilmem kaç saat, bir yerlerde bekletip sandviç yapıyorlar. İkinci önerdiğine baktım. Bunlar da eti daha fazla saat daha derinde bekletip bir şey yapıyorlar. Baktım ki arkadaşımın önerdiği gastronomi trendlerinin ezici çoğunluğu eti uzun uzadıya bekletip yemeye dayanıyor.
Anthony Bourdain 18 yıl önce yazdığı kitabı ‘Mutfak Sırları’nda ‘Vejetaryenler ve onların Hizbullah misali bir fraksiyonu olan veganlar’ diye bir tanım kullanmıştı. Sonra zaman değişse de rahmetlinin bu konudaki görüşleri değişmemişti. TV programı ‘No Reservations’ta fırsat buldukça vegan ve vejetaryenlere saydırmaya devam etmişti. Şimdi kalkıp gelse Türkiye’nin yemek ortamından çok mutlu olurdu herhalde...
Bütün bu düşünceler üzerine gittim ilgili arkadaştan başka bir liste aldım. Orada da yemekler farklıydı tamam ama (fiyat konusunu yine açmamak için kendini zor tutar) et bekletme kadar beni rahatsız eden başka bir konu daha olduğunu fark ettim. İnsanların yemekleri çok uzun sürüyor çünkü esas deneyim yemeğin kendisi değil. Asıl tabağın fotoğrafını çekip Instagram’a koymanın peşindeler. Boomer’lıksa boomer’lık kardeşim, benim gözüm takılıyor. Birileri sürekli elde telefon, masanın fotoğrafını çekmenin derdinde.
Vazgeçtim ben bu sevdadan. Döndüm geldim arkadaşıma “Ben haklıyım, sen haksızsın. Altı üstü et dinlendirip yiyorsunuz, kaybedilen zamana değmiyor” dedim. Kızdı biraz. “Git bir 72 saat dinlendir kendini, fazla sinirli, fazla sertsin” dedim. Biraz güldürmeyi başardım.