Ertuğrul Özkök Yazarın Tüm Yazıları

Nil Karaibrahimgil yarın psikiyatrıyla ne konuşacak

4dk okuma

İtiraf edeyim, Türk medyasında en dikkatle okuduğum gazete Hürriyet Kelebek...

Haberin Devamı

Yazarlarını çok seviyorum. Bana siyasetin dışındaki dünyayı öylesine güzel ve farklı açılarla anlatıyorlar ki...

*

Mesela dün Nil Karaibrahimgil’in yazısı... Güzel ve çok medeni bir şey yapmış.

Yarın (çarşamba), psikiyatrına gidip konuşacağını yazmış. Konuşacağı kişi İstanbul’da iyi tanınan Feriha Dildar...

Nil, onun için “Uzman pedagog” diyor, ama Google’a baktığınızda unvanı hep “Uzman psikolojik danışman” olarak geçiyor.

Ben de konuştuğum insanlardan iyi bir çocuk psikolojisi danışmanı olduğunu işitiyorum. Bu konuda birçok kitabı var.

*

Nil, onunla ilişkisini şöyle anlatıyor.

Çocuğu doğduktan sonra birçok kadın gibi zor bir dönem geçirmiş. Sonra kalkıp Feriha Dildar’a gitmiş.

“Kabuk, kalkan, yaldız ne varsa sehpaya bıraktım. Dedim, ben geldim bir şeyler soracağım...”

Feriha Dildar, o dönemi aşmasında çok yardımcı olmuş. Nil, “Meleğim o benim” diyor.

Haberin Devamı

Ancak bu defaki gidişinin nedeni farklıymış.

Dildar, “En Baştan” isimli bir kitap çıkardı.

Onu konuşacakmış...

Çünkü, Dildar kitabında çocuğu ana karnından alıp 3 yaşına kadar getiren süreci anlatıyormuş.

*

“Hayatın en önemli yıllarıymış” bu 3 yıl... İşte burada kafam biraz karışıyor.

74 yaşında bir baba olarak, epeydir kafamı meşgul eden bir soru var...

Onu ikinci bir yazıda anlatayım.

ÇOCUĞU FAZLA ‘KURCALARSANIZ’ BOZMA İHTİMALİNİZ ARTMAZ MI?

10 yıl önce, özellikle 40 yaş annelerinde bir eğilim çok dikkatimi çekmeye başladı...

Çocuklarınla ilgilenmeyi, onları çok “kurcalama” haline getirdiler.

Aşırı bir ilgi, aşırı bir psikolojisini anlamaya, çözmeye gayret...

Hatta biz 68 kuşağı anne ve babalarında kompleks yaratacak bir noktaya geldi bu ilgi...

*

Şimdi o kuşak 50’li yaşlarına geliyor. Çocuğu yeterince anlayamadıklarını düşünüyorlar, bu onlarda suçluluk yaratıyor ve sonunda o suçluluk duygusuyla çocuğu daha da kurcalıyorlar...

Hâlâ kafamdaki şu sorunun cevabını bulabilmiş değilim: Çocuğu bu kadar kurcalamak iyi bir şey mi?

Çünkü bana küçükken şunu öğrettiler. Fazla kurcalarsan, bozarsın...

Bana şunu söyleyebilirler, “Kurcalamazsan öğrenemezsin...”

Haberin Devamı

İyi de biz çocukta neyi öğrenmeye çalışıyoruz? Niye bizim gibi olmadıklarını mı?

Unutmayın ne çocuğunuz bir oyuncak ne de siz bir oyuncak tamircisisiniz.

Biraz rahat olun...

Bırakın çocuğunuz kendi kendine oynasın...

TAKSİCİ KARDEŞLERİM ARTIK BUNU BİZE ANLATAMAZSINIZ

GEÇEN gün araba için, oturduğum sitenin taksi istasyonunu aradım. 1998’den beri ilk defa bana taksi yok dediler. Bir buçuk saat boyunca taksi bekledim.

Gelen görevli sürücü, “Artık yetişemiyoruz” dedi...

Haberin Devamı

Sonra Hürriyet gazetesinde o haberi okudum:

Dünyaca ünlü Taksi filminin oyuncusu Samy Naceri İstanbul’da 20 dakika taksi beklemiş. İstanbul’un taksi sorununu sadece Türkiye’ye değil, bütün dünyaya anlatacak daha çarpıcı bir sembolik olay olamazdı...

O nedenle bugün İstanbul’un taksicilerine seslenmek istiyorum.

*

Taksici kardeşim...

Önce UBER’e direndin...

Birçok insan için çok iyi ve hayatını kolaylaştırıcı bir çözümdü...

Üstelik taksilerin konfor düzeyini yükseltecek, temizliği konusunda emsal olacak bir çözümdü...

Ona direndiniz...

Haberin Devamı

Hatta dövülen, taciz edilen UBER sürücüleri oldu.

UBER’i kullanan insanların bile üzerine gidildi...

Böylece UBER’i devreden çıkarttınız...

*

Şimdi İstanbul’da taksi sayısını artıracak, insanları rahatlatacak bir model üzerinde çalışılıyor...

Ona da karşı çıkıyorsunuz...

Bakın bunu biz kullanıcılara anlatamazsınız...

Bu ülkede yıllarca taksimetreye direnildi...

Sonra taksimetre açmama direnişiyle karşı karşıya kaldık... Sonra yakın mesafeye yolcu almama direnişi geldi.

Haberin Devamı

Sonra köprüyü geçmem inadını gördük...

Bilin ki taksi sayısının artmasını engelleme girişimi artık bardağı taşırıyor.

*

Olan düzgün çalışan, arabasını temiz tutan, yolcusuna iyi davranan binlerce şoföre de oluyor...

O nedenle bu defa aynı hatayı yapmayın...

İstanbul’un yeni taksilere ihtiyacı var.

Buna direnmeyin...

Biz taksi kullanıcıları sizin dostunuzuz ama artık bizleri de kaybediyorsunuz.

GÜNÜN BANKO FİLMİ
YAŞAYAN ÖLÜ’DE ÇUVALLADI YAŞAYAN SOYGUNCU’DA ŞAHANE

ÖNCEKİ akşam streaming platformlara konan “Hırsızlar Ordusu” (Army of Thieves) filmini seyrettim.

Hemen bugün, bu gece seyredin derim.

Avrupa’nın en emin ve açılamaz denilen 3 kasasının açılma hikâyesi...

Ta Wagner’in müziğine, Das Ring dörtlüsüne, Nietzsche’ye uzanan bir konu...

Kurgusu mükemmel.

Oyunculuk çok iyi...

Dış mekânlar harika...

Bir saniye bile durmadan aynı ilgiyle izliyorsunuz.

*

Filmin konusunu ünlü yönetmen Zack Snyder vermiş.

Yönetmeni Matthias Schweighöfer...

Tam Avrupa işi şahane bir thriller olmuş...

Bu, Zack Snyder’in “Ölüler Ordusu”(Army of Deads) dizisinin ikincisi...

Birincisinde bana göre çuvallamıştı.

Ne komedi olabilmişti ne ciddi bir “Walking Dead” filmi...

Ama bu... İşte bu tam olmuş.

BANA GÖRE EN İYİ 5 ZACK SNYDER FİLMİ

SUCKER PUNCH: Bazı sinema eleştirmenlerine göre onun en kötü filmlerinden biri...

Bana göreyse en iyisi...

WATCHMEN: Sinema eleştirmenlerinin çoğuna göre bu da kötü filmlerinden biri.

Bana göre de en iyilerinden...

JUSTICE LEAGUE: Bu film konusunda sinema eleştirmenlerinle aynı fikirdeyiz. En iyilerinden biri.

MAN OF STEEL: Bu konuda da anlaşıyoruz...

DOWN OF THE DEAD: Birçok sinema yönetmenine göre Zack Snyder’in en iyi filmi...

Yaşayan ölü filmlerini sevmediğim için kararsızım.

54 YIL SONRA BÜYÜK BİR THE BEATLES KLASİĞİ DİNLEMEK

GEÇEN hafta çıkan şarkılardan en ilgi çekenlerden biri Katy Perry’nin yeni şarkısı oldu.

The Beatles’ın “All You Need is Love” şarkısını söylemiş.

Grubun 1967 yılında çıkardığı çok önemli bir şarkı.

Pop müziğin küresel sorunlara dikkat çekme dönemini başlatan şarkılardan biridir.

Our World” yani “Bizim Dünyamız” hareketi için söylenen bir şarkıdır.

EMİ stüdyolarındaki kayıt videosu bizim kuşaklar için bir efsanedir.

*

Nakarat kısmı çok kolay, akılda kalan bir müziktir.

Beatles versiyonu o kadar dominant ki, üzerine yorum getirmek hem basit hem de çok zordur.

Bence, Katy Perry bunu başarmış...

*

Geçen cumadan beri dinlerken hep şunu düşündüm.

Şarkıyı ilk dinlememin üzerinden 54 yıl geçti...

Ne eskidi ne gücünü kaybetti...

Çünkü hepimizin hâlâ ihtiyacı olan ve çok özlediğimiz bir şeyi anlatıyor...

İhtiyacımız olan tek şey sevgidir...

Aşktır...

Onu diyor...

MUZ YEME KAMPANYASINA 7 YIL ÖNCE BEN DE KATILMIŞTIM

GEÇEN cumartesi günü Al Monitor internet sitesinde, Türkiye’de muz yerken çektikleri paylaşımlar nedeniyle sınır dışı edilen Suriyeli gençlerle ilgili bir haber vardı.

Tahmin ediyorum bu haber önümüzdeki günlerde dünyada başka medyalara da yansıyacak.

O haberi okurken, 7 yıl önce paylaştığım bu fotoğrafımı hatırladım.

Altına şunu yazmışım:

“BEYAZ MAYMUN.

Kendini bilmez bir ırkçı, Villarreal-Barcelona maçında Dani Alves’e muz atmış. O da harika bir şey yapıp muzu alıp yemiş.

İtalya Başbakanı da muz yerken çektirdiği fotoğrafı paylaştı.

Biraz önce ben de bahçemde bir fotoğraf çektirdim. Yarınki yazımın başlığı da şu: Ben beyaz bir maymunum. Ama bonobo... İnanmayacaksınız ama gerçekten öyleyim...”

*

Bu kampanyaya katılan Suriyeli çocuklarla ilgili düşüncem de şu:

Bu çocukları sınır dışı etme konusunu bir kere daha düşünelim.

Gerçekçi olalım, Suriyelilerin çoğu artık bu ülkede kalacak.

Diyorum ki, kalacaksa böyle çocuklar kalsın.

Yani kendini maymun yerine koyabilen, fikrini söyleyebilen, mizah duygusu olan, cesur çocuklar...

Emin olun onlardan zarar gelmez...