• GÜNDEM
  • DÜNYA
  • EKONOMİ
  • SPOR ARENA
  • VİDEO
  • SEYAHAT
  • KELEBEK
  • YAZARLAR
  • SON DAKİKA
  • 200 yıl önce altın portresi çizilmiş liderin bugünkü karanlık portresi

    Bu fotoğrafa hep birlikte iyi bakalım.

    Çünkü burada sadece siyasetçiler için değil, her fani için büyük bir ders yatıyor.

    Fotoğraf, Paris’te Eyfel Kulesi’ne yakın bir yerde Les Invalides adı verilen binada çekildi.



    Yukarıda gördüğünüz lahite benzeyen anıt Fransa’nın büyük imparatoru Napolyon’a ait.

    Les Invalides Fransa’nın büyük komutanlarının bulunduğu bir anıt mekân.

    Napolyon işte bu binanın “dome”u yani kubbesinin altında anılıyor.

    *

    Fransa geçtiğimiz çarşamba günü hepimizin tanıdığı bu tarihi şahsiyeti, ölümünün 200’üncü yılında andı. Napolyon 5 Mayıs 1821’de öldü.

    Henüz 51 yaşındaydı ve o kadar süreye koskoca bir Fransa ve Avrupa tarihi sığdırdı.

    *

    Fransa Cumhurbaşkanı Macron, bu anma dolayısıyla yaptığı konuşmada, “Tarihe yüz yüze bakalım” dedi ve onun hakkında iki portre çizdi:

    - Biri “altın” portre...

    Önce “O Fransa’nın bir parçasıdır” dedi ve şöyle devam etti:.

    “Fransa’nın bütünlüğünü koruması, mimari alanda yaptıkları ve başka birçok şey yaptı. Onsuz bir Fransa Fransa olmazdı.”

    *

    Ama aynı konuşmada Napolyon’un bir de “karanlık portresini” çizdi.

    1802 yılında Fransa’da köleliği yeniden yürürlüğe koyan liderdi...

    Macron şöyle dedi:

    “Onun bu hareketi bir hataydı...”

    Tabii ki bugünden geriye bakan bir insan için bu karar hataydı demek çok hafifletici bir sözdür.

    Çünkü aldığı karar tam anlamıyla bir insanlık suçuydu.

    Nitekim Macron da orada kalmadı ve şöyle devam etti:

    “Köleliği geri getirmesi, Aydınlanma ruhuna bir ihanetti...”

    *

    1969’da dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Pompidou ise “Tarihte hiç kimse onun kadar şanlı bir lider değildi” diyerek yüceltmişti.

    Kölelik ve esareti yaşayan Fransız kolonilerinde ve hâlâ Fransa’nın yönetimindeki adalarda 200’üncü yıl için yapılan açıklamada da şu söylendi:

    “Hiçbir kurban celladını kutlamaz...”

    *

    Aradan sadece 52 yıl geçti...

    Ve bugün “o şanlı” insanın adının yanına “ihanet” kelimesi eklendi.

    Bakın tarih “zamanın ruhunu” nasıl değiştiriyor.

    Tarih insanları yaptıkları güzel işlerden çok başka insanlara yaptıkları zulme bakarak yazıyor.

    ‘ZAMANIN RUHU’ VE İSİMSİZ MEZARLIKLAR

    AMA
    şurası da gerçek... Napolyon hâlâ Fransa tarihinin bir parçası...

    Ve kimse onun bu anıtmezarını Paris’in göbeğinden kuytu bir yere taşımayı düşünmüyor.

    Oysa 20’nci yüzyılın zalim liderlerinin akıbeti böyle olmadı:

    - Adolf Hitler’in kemikleri bile yok ortada...

    - Tam adıyla Benito Amilcare Andrea Mussolini ise önce isimsiz bir mezarlığa gömüldü. Oradan ailenin yaptırdığı küçük bir mezarlığa nakledildi.

    - İspanya tarihinin en büyük diktatörü Franco ise öldükten sonra 1975 yılında önce kendisi için “Şehitler Vadisi” denilen yerde yapılan bir mozoleye kondu.

    Ama İspanya demokrasiye geçtikten sonra kemikleri Madrid’e taşınıp bir mezarlıktaki eşinin yanına gömüldü. 

    ‘AVRUPA YAKASI’NI KONUŞA KONUŞA AMELİYAT OLDUM

    “BİR gün her fani, her fani olmasa da çoğu fani katarakt ameliyatını tadacak...”

    Nitekim ben de tattım ve önceki gün gözlerime bir operasyon yapıldı...

    Operasyon tam teşekkülü bir ameliyat salonunda gerçekleşti.

    Her türlü ihtimale karşı damarım açıldı.

    Operasyonu tam kadro bir ameliyat ekibi yaptı.

    *

    Ama bunun için ameliyat kelimesi fazla diye düşünüyorum.

    Dünya Göz Hastanesi’nde geçirdiğim katarakt operasyonu hiç abartmıyorum en fazla 20 dakika sürdü.

    Öyle iğneyle falan anestezi yoktu... Onu bir göz damlasıyla sağladılar.

    Küçük birkaç dokunma duygusu dışında hiçbir şey hissetmedim.

    *

    Operasyonu Doç. Dr. Bozkurt Şener yaptı.

    Doç. Şener, Gülse Birsel’in abisi...

    Operasyona onunla ‘Avrupa Yakası’nı, ‘Yalan Dünya’yı konuşa konuşa hazırlandım.

    Ön tetkikler dahil bir saat sonra hastaneden gözlerim açık şekilde çıktım.

    Rahmetli babam da benimle aynı yaşlarda katarakt ameliyatı geçirmişti.

    İki veya üç gün hastanede kalmıştı.

    Önce bir gözü sonra ikincisi yapılmıştı.

    Gözleri bir süre kapalı kalmıştı.

    *

    Orada öğrendiğimize göre birçok ülkeden 89 bine yakın insan bu ameliyatı olmak için Dünya Göz hastanelerine geliyormuş.

    Ayrıca yurtdışında haftada 40-50 ameliyat yapıyorlarmış.

    HASTANEDEN ÇIKARKEN KİMLERİ HATIRLADIM

    - HASTANEDEN çıkarken Türk sağlık sektörünün yakın tarihi gözümün önünden geçti.

    Cumhuriyet’in kurduğu ilk hastaneler, ilk tıp fakülteleri, İzmir’de doğduğum bedava hizmet veren devlet hastanesi, 1960’larda rahmetli İhsan Doğramacı’nın gayretiyle kurulan Hacettepe Üniversitesi...

    Tabii ki rahmetli Turgut Özal....

    Onun özel hastane devriminin bugün Türkiye’yi tıp alanında nerelere getirdiğini bir kere daha gördüm.

    Tabii ki Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın sağlık alanında yaptıkları da...

    Türk sağlık sektörü bugün dünya standartlarına geldiyse...

    Bu insanların hepsinin büyük payı var...

    BİR FENERBAHÇELİNİN GECİKMİŞ EFES YAZISI

    BU
    yazıyı o gecenin heyecanı ile yazacaktım ama ne yazık ki göz ameliyatım buna engel oldu.

    Anadolu Efes’in Final Four’a kalmasına takımım Fenerbahçe’nin kalması kadar sevindim.

    Karşısındaki takımlara bir bakın... Elediği takım Real Madrid...

    Arkasında dünyanın en büyük kulüplerinden biri var. Karşısına çıkacak olanlar ise Barcelona deseniz öyle...

    CSKA, arkasında Rus oligarkları...



    Barcelona...

    Dünyanın en büyük kulüplerinden biri...

    Armani Milan...

    Bir İtalyan devi...

    Ergin Ataman hocayı ve oyuncularını bütün kalbimle kutluyorum.

    Kaç yıldır Türkiye basketbolunda harikalar yaratıyorlar. Şu pandemi döneminde hepimize müthiş bir gurur ve sevinç verdiler.

    Ona yıllardır destek veren Anadolu Grubu’nu kutluyorum.

    Fenerbahçe ile birlikte Türkiye’yi Avrupa basketbolunun devler hanesine yazdırdılar...

    LOCKDOWN BAYRAM MÖNÜSÜ
    KENDİNİ MICHELIN ŞEFİ SANANLARA EN KÖTÜ VE EN İYİ İTALYAN YEMEKLERİ

    EVE
    kapanma süresi uzun olunca herkes mutfağa daldı ve birer “domestik Michelin yıldız adayı şef” haline geldi....

    Tabii en kolay mönü de İtalyan yemekleri... WebMD sağlık sitesi ev şefleri için “en kötü ve en iyi İtalyan yemekleri” listesi hazırlamış.

    Sağlıklı İtalyanlar hangileridir, sizi obezliğe götürecekler hangisi...

    Buyurun doktor nezaretinde hazırlanan bir “lockdown”, yani evde hapis mönüsü...

    *

    - EN KÖTÜ PİZZA:  “Derin Etsever Pizzası”: Çok kalın bir hamur. Bol et, kıyma, peynir ve ne bulursanız. Obeziteye ekspres yol.



    - EN İYİ PİZZA:  En ince hamur çıtır “Veggie Pizza”: Az hamurlu, az karbonhidratlı, ince çıtır, bol sebzeli, az peynirli pizza.

    *

    - EN KÖTÜ MAKARNA:  “Karbonara Spagetti”: Karbonhidrat bakımından en zengin makarna. Bol yumurtalı ve peynirli. İntihar etmek isteyen krema da ilave edebilir.



    - EN İYİ MAKARNA:  “Spagetti Marinara”: Tercihen kepekli makarna kullanın. Biraz zeytinyağı, biraz marinara sos. Tamamdır. İçiniz rahat olsun, yemek sonrası vicdan yapmaya gerek yok.

    *

    - EN KÖTÜ RİSOTTO:  “Parmesan peynirli Risotto”: Tercihen geleneksel İtalyan pirinci ile yapılan bu risotto, her bakımdan ağır... Gece çarpıntısı için kestirme yol. Uzak durun.



    - EN İYİSİ MİNESTRONE:  Biraz karışık sebze, biraz fasulye sosu, buyurun size az karbonhidratlı, az kalorili bir akşam yemeği. Gece buzdolabından gizlice çikolata araklamamak şartıyla harika...

    *

    - EN KÖTÜ BAŞLANGIÇ:  “Parmesan peynirli patlıcan”: Fena... Çok fena... Sorun tabii ki patlıcan değil, onun etrafına sardığınız o unlu şey. Karbonhidrat bombası. Üzerine bir de eritilmiş parmesan eklenince, sindirim sisteminizde patlayacak bombayı kendiniz üretip belinize taktınız demektir. Gece yarısı canlı bomba haline gelmek istemiyorsanız kaçın oradan.

    - EN İYİ BAŞLANGIÇ:  “Izgara sebze”... İçişleri genelge yayınladı. Pazarlar haftada bir gün açık. Hemen koşun. Kırmızı biber, patlıcan, kabak ne bulursanız alın. Güzelce ızgara...
    Biraz zeytinyağı harika.

    *

    - EN KÖTÜ DENİZ ÜRÜNÜ:  “Kalamar tava”... Un, yani tepeleme karbonhidrat... Kızgın yağ, yani mide matkabı ve kalori deposu... Artı kalamar, yani kolesterol ve ürik asit... İsterseniz biraz da arsenik katın, tam olsun. Uzak durun... Çok uzak...



    - EN İYİ DENİZ ÜRÜNÜ:  “Napoli usulü midye”: Maydanoz, sarmısak, soğan ve buharda... Tabii Boğaz’dan toplanmış midye almamak kaydıyla. Hafif sirke. Çok az da ramazandan sonra yazacağım o şey.

    Diğer Yeni Yazılar

    BUNLARI DA BEĞENEBİLİRSİNİZ

    Sevdiğiniz bir meyve karakteriniz hakkında size neler söyler?
    Konforlu bir uyku için yatak seçiminde dikkat edilmesi gerekenler
    Çengelköy’de mahalle kültürünü yaşatan yepyeni bir proje
    Ve o an geldi! Dünyayı kasıp kavuran lezzet İstanbul’da!
    Kitaplığınız her an yanınızda: 4 adımda sesli kitap dünyasını keşfedin!

    Yazarın Diğer Yazıları

    1. Sağlıkçılar 3. doz bekletisinde
    2. Karar sizin ya aşı ya Covid
    3. Güzel günler yakındır
    4. Hedef her gün en az 500 bin aşı
    5. İçimizdeki müsilaja dikkat
    6. Alzheimer'ın sonu geldi mi
    7. Virüs laboratuvarda mı üretildi
    8. İpin ucunu bırakmayalım
    9. 3 iyi haber
    10. Bekle bizi sonbahar