Allah beni koruyor

GEÇTİĞİMİZ günlerde, eski bir askeri istihbarat elemanı benimle özel konuşmak istediğini bildirdi.

"Elimde çok önemli bazı bilgiler var" dedi.

Elinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde iktidar milletvekillerinin yaptıkları özel harcamalarla ilgili belgeler vardı.

Bazı milletvekilleri yaptıkları özel harcamaları Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne ödetmişler.

Bütün belgeler sağlam.

Eski istihbaratçı bu bilgileri size satmak istiyor.

* * *

Şimdi kendinizi benim yerime koyun.

Hürriyet’in genel yayın yönetmenisiniz.

Bu bilgiler önünüze gelmiş.

Parayı verip alır mısınız?

Yoksa, "Şimdi başıma iş açmayayım" diye mi düşünürsünüz?

Para verip bilgi almak ilkelerimize uygun değil.

Ama önümdeki olay da gazetecilik açısından çok büyük.

Bir yanda ilkeler, bir yanda büyük bir gazetecilik olayı ve kamu menfaati.

Galiba, şöyle yapardım.

Önce bu bilgileri parasız almaya çalışırdım.

Olmazsa, pazarlığa girişirdim.

Peki, bunu yayınlayabilir miydim?

Yani iktidar partisini ve onun çok sayıda milletvekilini karşıma alabilir miydim?

Hiç şüphesiz yapardım.

* * *

Şimdi şifreleri bir yana bırakıp, gerçekleri konuşalım.

AKP’li milletvekilleri rahat etsin. Önüme böyle bir dosya gelmedi.

Ama geçtiğimiz haftalarda İngiltere’de Daily Telegraph gazetesinin genel yayın yönetmeninin önüne geldi.

Ne yaptı?

Benim yaparım dediğimi, yani yayınlamaya başladı.

O günden beri gazetesi günde 60 bin fazla satıyor.

Sonunda iktidara yakın gazeteler bile olaya girmek zorunda kaldı.

14 milletvekili ve 4 bakan istifa etti. Parlamentodaki çoğunluk grubunun başkanı görevinden ayrıldı.

Bütün bunlar üç hafta içinde oldu.

* * *

Küçük bir karşılaştırma yapalım.

Daily Telegraph’ın genel yayın yönetmeni bunları yayınladığı için ne oldu?

Büyük gazeteci oldu.

Hükümet vergi müfettişlerini üzerine gönderip 1 milyar sterlin ceza yazdı mı?

Çoğulcu demokratik bir ülkede hiçbir siyasetçi bunu aklından bile geçiremez.

Gelelim bize.

Deniz Feneri skandalının Almanya’daki mahkeme safahatını yayınladık.

Bir yardımlaşma kurumunun, dini duyguları istismar ederek para hortumlaması, şahsi harcamaları Meclis’e ödetmekten daha küçük bir günah veya suç mudur?

Bizde ne oldu?

Bırakın siyasetçiyi, bu işle birinci dereceden ilgili bir bürokrat bile istifa etmemekte direniyor.

Bizim başımıza ise ne geldi?

Aynı gün aynı saatte 40 maliye müfettişi 7 şirketimize girdi.

Sonucu artık bütün dünya biliyor.

Öyleyse, gelin iki ülke arasındaki tek farkı bulalım.

Demokrasi adabı ve kültürü farkı...

* * *

Sonuç;

Demek ki Allah beni koruyor ve önüme milletvekilleri ve bakanlarla ilgili böyle belgeler gelmiyor.

Gelse, elimden bir kaza çıkacak ve yayınlayacağım.

Sonra, fatura Aydın Bey’e ve şirketlerimize kesilecek.

Bir Deniz Feneri yazdık, hayatımız karartıldı.

Maazallah Deniz Feneri bazı iktidar milletvekillerine, siyasetçilere uzanıp, biz de yazmak zorunda kalırsak.

Allah yazdıysa bozsun...
Yazarın Tüm Yazıları