12 Aralık pazartesi: Beginning

ASLINDA her şey 12 Aralık pazartesi günü başladı.

O gün ağır bir öfke krizi geçirmişim.

Haberin Devamı

Sansürsüz biçimde anlatacağım, ama önce temel ilkemizi hatırlatayım.

“2 Ocak sabahına kadar ciddiyet yok” ve bugün yapacağımız iş basit.

İskender Paydaş’ın yeni çıkan harika CD’si “Zamansız Şarkılar”ı en az 5 kere dinleyeceğiz.

Tabii avaz avaz, hoparlörler, kulaklıklar, yüksek volümde olacak.

Özellikle de “Kar Beyaz” ve “Batsın Bu Dünya...”

Orhan Gencebay’ın “Arkadaşlar hazır mıyız” cümlesi, acayip iyi geliyor.

“Hazırız usta... Her şeyin keyfini çıkarmaya cümleten hazırız...”

* * *

Hollywood, son yıllarda “Beginning” formülünü keşfetti.

Mesela “Maymunlar Cehennemi” filmi 4’cüsüne gelip, artık gidecek yer kalmadıysa, dönüp, olayın “başlangıcına” bakılıyor.

Yani hafızamızda, her şeyin başladığı o ilk anın da gerisine...

Bunu aynı film içinde yapmadığı için, klasik bir “flashback” de olmuyor.

Benim başlangıcım, 12 Aralık Pazartesi’ydi.

Aslında günüme çok iyi başlamıştım. Her şey harikaydı.

Sonra birden bamtelime basıldı.

Arkadaşlarım “öfkelendiğimi” söylediler.

Bense katiyen böyle bir şey hissetmedim.

Ama kendimin de fark ettiği bir şey vardı.

Kötü, hatta çok kötü bir enerji yayıyordum.

Yani hayatta en istemediğim şey başıma gelmişti.

* * *

O gece sabaha kadar bir dakika uyuyamadım.

Ne arkadaşlarıma ne de kendime böyle bir şey yapmaya hakkım vardı.

İşte o gecenin sabahında, “kopmaya” karar verdim.

2 Ocak 2012 sabahına kadar “Ben yokum arkadaş” dedim.

Üç gündür uyguluyorum ve acayip mutluyum.

İnanın içkiyi, sigarayı, her türlü kötü alışkanlığı bırakmaktan çok daha kolay.

Rölanti hayat...

O negatif enerjiyi attınız mı... Her şeye daha güzel, daha pozitif bakıyorsunuz.

Ve anlıyorsunuz ki, duygusallık ille de mantıksızlık değildir...

Sakın öyle ağlak bir “çiçek-böcek” edebiyatı, bir “Gel, ne olursan gel” muhabbeti yaptığımı sanmayın.

Ne mi demek istiyorum? Buyrun yan odaya geçelim...

Haberin Devamı

Üçüncü göz açılınca neler görünüyor

“Rölanti hayat”, yani ağırdan almak, insanın üçüncü gözünü de açıyor.

Olup bitene oradan da baktığınız zaman, öfkelerinizin arkasında kaybolup giden bazı şeyleri daha açık görüyorsunuz.

Neler mi?

* * *

- Mesela Bülent Arınç...

Onda hep, benimkine çok benzeyen bir samimiyet, bir naiflik görmüştüm.

Kolayca özür dileyebilen, hem de öyle kıvırtarak falan değil, bodoslama özür dileyen en insani hal...

Bir kere daha yanılmadım...

Türkiye’nin iki yakasını işte bu naif duygusallık bir araya getirebilecektir.

- Mesela Türkiye’ye bakıyorum.

Ülkem, rahmetli Özal’dan beri ilk defa göğsümü kabartan bir performans sergiliyor.

Şu büyüme hızına bakın. Baş döndürücü.

Ya etrafta yazılanlar, yıldız gibi parlayan bir ülke imajı.

Neredeye gitsem dinlediğim olağanüstü övgüler.

Özal zamanında övünürdüm.

Şimdi de göğsüm kabarıyor.

* * *

- Mesela Başbakan Tayyip Erdoğan...

Ameliyatından beri dikkatle izliyorum.

Bir lider... Gerçek bir lider...

Cesur, ne istediğini ortaya koyuyor, ortaya koyduğunun arkasında duruyor.

Arkadaş satmıyor...

Hasta olduğundan beri yüzüne sanki bir tevekkül gelmiş gibi bir şeyler hissediyorum.

Belki de öyle görmek istiyorum.

“İnşallah” diyorum.

- Gayrisafi öfkeden arındırılmış duygularımla baktığım zaman, içimi, umutla karışık şu düşünceler kaplıyor.

Böylesine bir liderlik, müthiş bir karizma; bu karizmanın içini fazlasıyla dolduran bir siyasi performans, onu sağlam bir omurga üzerinde taşıyan ekonomik
başarılar...

* * *

Bütün bunlar birer hakikat olarak önümüzdeyken, bunca öfke, bunca hançere kavgasına ne ihtiyaç var...

Özel yetkili mahkemelerle, uydurma delillerle, insafsız tutukluluk halleriyle, herkesi, her yerde dinleyerek, hayatları karartmalarla oramızı buramızı hacamat etmenin ne manası var...

O nedenle bu harika “rölanti günlerinde” öfkeden arındırılmış bir vahaya iltica etmek insana çok iyi geliyor.

İnşallah bu nekahet döneminde, Başbakan’ın yüzünde okuduğum bu öfkeden arındırılmış haller bir “beginning”in ifadesidir.

Çünkü üçüncü gözüm bana, böyle bir halin, hem Başbakan’a, hem Türkiye’ye, hem hepimize çok, çok iyi geleceğini fısıldıyor.

* * *

Haydi şimdi yine “Zamansız Şarkılar”a...

“Arkadaşlar hazır mıyız...”

Yaşasın rölanti hayat...

Yazarın Tüm Yazıları