Yerinde sayarak ‘ilerleme’

İLERLEME Raporu ve genişleme ile ilgili ‘Strateji Belgesi’ açıklandı. Bir hukukçu siyasetçiden aldığımız yorumu özetliyoruz:

İlerleme olarak rapor; özgür ve adil seçimlerin yapıldığını (sanki daha önceki seçimler özgür ve adil değilmiş gibi!), Kürtçe TV açılmasını (Kürtçe ile ilgili konuşma yasağının kalkmış olması, müzik yayını konusu, özel kurslar çok daha önce halledildi.)


Cumhurbaşkanı’nın kişisel katkılarını övüyor. (Kişisel katkıya övgü yapmanın, kurumsal ilerlemede değerlendirmeye alınması, Olli Rehn ve diğer komiserlerinTürkiye’nin idari ve anayasal rejimi konusunda yeterli bilgiye sahip olup olmadıkları konusunda tereddüt yaratıyor.)


Tam zamanlı başmüzakerecinin atanmasını (Bu hukuki ve siyasi kriterlerin neresine girer?)


Ermenistan
ile normalleşme sürecine girilmesini (hukuki ve siyasi reformlar ile ilgili değil, gayriresmi ticaretin, resmiyet kazanması ile ilgisi daha ağır basıyor. Yenikapı’da Ermeni kardeşlerimiz ticaretlerini sürdürüyorlar, kimse gözünün üzerinde kaşın var demez. Azerbaycan, Rusya ve Ermeni devleti arasındaki oyunların sebep olduğu açmazların, Karabağ, Laçin gibi), Türkiye’nin İlerleme Raporu ile ne ilgisi var?)

ADİL YARGILAMA HAKKI

Ergenekon davasında, eski Genelkurmay Başkanı’nın dahi ifade verdiğini, buna karşı, şüpheli ve sanıkların hukuki garantileri hakkında ciddi kaygılar olduğunu kayda alıyor. (AİHS’nin adil yargılanma hakkı ile ilgili hükmünün ihlali tehlikesinin mevcudiyetine işaret ediyor.)


Dokunulmazlıklar konusunda hiçbir düzenlemenin yapılmadığını not ve ikaz ediyor. (Yargıdan muaf olanların mevcudiyetine işaret ediyor. TBMM’de hiçbir dönemde bu kadar çok sayıda dokunulmazlık dosyası mevcut olmamıştı. DTP ve iktidar partisi başı çekiyor. Ne tesadüftür ki, bu iki parti aynı zamanda, yeni demokratikleşme açılımın da başını çekiyor, dokunulmazlık dosyaları ile demokratikleşme arasında adeta doğru bir orantı mevcut, yeni usul demokratikleşme böyle bir şey herhalde.)


Demokratikleşme açılımı not edilip destekleniyor. (Türkiye’demuhalefetin bilmediği bu açılımı, AB’de ‘ilerlemeden sorumlu’ olanlar biliyor veya bilmeden avans olarak destekliyor.)

DOĞAN GRUBU


Doğan Grubu
’na uygulanan vergi cezalarının, grubun ekonomik gücünü zayıflatabileceğini, dolayısı ile basın özgürlüğünü olumsuz etkileyeceği tehlikesine ve bu nedenle, uygulamanın adil olması gerektiğine dikkat çekiyor. (Fahiş ve keyfi ceza tatbikinin, AİHS’nin basın özgürlüğü ile ilgili maddelerini ihlal etme tehlikesinin mevcudiyetine işaret ediyor.)


Hukuki ve siyasi reformlara hız verilmesi hususunda uyarıyor.

(AB müktesebatındaki hukuki ve siyasi kriterler konusunda ilerleme olmadığını, hatta, basın özgürlüğü, adil yargılanma hakkı gibi konularda ilerleme bir tarafa, sözleşme ihlali tehlikeleri olduğu, dokunulmazlıklar konusunda hiçbir gelişme olmadığı kayda alınıyor.)


Sonuç olarak İlerleme Raporu, hukuki ve siyasi kriterlerde mevcut uygulamanın, AB müktesebatına göre yerinde saydığını ortaya koyuyor.

 

Suriye ile ‘emlak’ sorunları ne olacak

 

(10’u Türk 25 bakanla barış şovu... “Türkiye ile Suriye ‘Ortak tarih, ortak gelecek’ sloganıyla yeni bir döneme imza attı” haberleri üzerine...) SURİYE 1958 yılında toprak reformu kanunu çıkarmış ve bu kanunu 1962 yılında uygulamaya başlamıştır. Bu kanun Suriye’de taşınmaz malları olan T.C. vatandaşlarını mağdur etmiş, ancak o tarihten sonra Türk hükümetleri tarafından yapılan diplomatik girişimler sonuç vermemiştir. Bu durum karşısında Türkiye 1966 yılında Suriye uyrukluların Türkiye’deki taşınmazlarına el koymuştur. Suriye de T.C. vatandaşlarının Suriye’deki taşınmaz mallarına el koyarak misillemede bulunmuştur. Konuyu çözümlemek amacı ile 1968 yılında Türkiye-Suriye arasında görüşmeler başlamış ve 1972 yılında ‘Türkiye ile Suriye arasında Emlak Sorunlarının Çözümlenmesine Dair Sözleşme’ ve bir ‘Ödeme Protokolü’ imzalanmıştır. Buna göre 1972 yılında Suriye’de emlaki bulunan Türk vatandaşlarına birikmiş gelirleri için bir miktar nakdi ödeme yapılmıştır, ancak o tarihten bu yana (37 yıl!) Suriye’de emlaki bulunan Türk vatandaşlarına ödeme yapılmamıştır. Acaba Suriye makamları ile son günlerde gerçekleştirilen temaslar çerçevesinde, Türk vatandaşlarının yukarıda söz konusu edilen taşınmazları konusu ele alındı mı?
Muammer TOPALOĞLU

 

Bizlerin sahibi yok

 

BEN 37 yıldır her gün evine Hürriyet Gazetesi alan, Hürriyet okuru biremekli astsubayım. Biz astsubaylar ve emeklileri uğradığı haksızlıklar, çektikleri sıkıntılar karşısında pek sesini çıkarabilen bir toplum değildir. İmamlara sahip çıkan bir Diyanet İşleri Başkanlığı, polislerin bir İçişleri Bakanlığı vardır ama bizim sahip çıkanımız yoktur. Hep asker emeklisi denilip genellenip geçilir. Adımız zaman zaman basına ya şehit olduğumuzda yansır veya bir meslektaşımız geçim sıkıntısından beynine kurşun sıktığı zaman. Ertesi gün unutulur gideriz.

Aşağıda başlıkları verilenler dertlerimizin, çektiğimiz sıkıntılarımızın ve bize reva görülenlerin bir bölümüdür. Sesimizi gerekli yerlere duyurmak için başka çıkar yol kalmadığından Tuncer Küçük isimli bir meslektaşımız Amasya’dan Anıtkabir’e yürüyüp durumumuzu Ata’ya şikâyet eylemi kararı almış ve aşağıdaki planda belirtildiği gibi eylemini devam ettirmektedir.


Ülkemizin doğusunda 25 yıl önce yine bir astsubay meslektaşımıza sıkılan ilk kurşunla başlayan terör, bugün bu ilk kurşunun yıldönümünü günümüzde törenlerle kutlar hale gelmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yıpratmak üzere psikolojik savaş açan, günümüzde güçleri azımsanamayacak duruma gelmiş bazı iç ve dış çevrelerin, TSK karşıtı yayın organlarının bu hak arama, sesini duyurma eylemini de TSK’yı yıpratmak için kullanabileceği endişesini taşımaktayım. Bir Hürriyet okuru olarak dileğim, her zaman haklıdan, hakkını arayandan yana olan gazetemin, bu olaya sahip çıkması, yandaş, istismarcı basından önce bu olayı doğru bir şekilde kamuoyuna duyurması, olayla ilgili haberin gazetemde doğru bir şekilde işlenmesidir. Saygılarımla...

Mehmet Ali KILIÇ ANTALYA

 

Mesaj tahtası

 

BÜYÜKŞEHİR Belediyesi’nden bir çalışan uzun bir mektup göndermiş. Özetliyoruz: “Pazar günü Avrasya Maratonu yapılacak. İBB adına bu organizasyonu yapacak olan İBB İştiraki Spor A.Ş.’de ise bu büyük organizasyon yerine yaşanan olaylar konuşuluyor. Hatırlar mısınız, üç yıl önce Kadir Topbaş, gazetelere manşet olan Belbim A.Ş. Genel Müdürü’nü görevden almıştı. Kadir Topbaş bunun gibi ‘gönül’ maceralı bir durumla karşılaşırsa, hiç şaşırmasın.” 

X

Sayıştay iyi ki var

‘Sayıştay’ın 2019 yılı raporundaki verilere göre ‘stoklarda nohut varken, Türkiye’nin neden nohut ithal edildiğini’ sorguladığımız basın açıklamamıza, TMO’dan gelen yanıtta TMO’nun hiçbir zaman nohut ithal etmediği belirtiliyor” diyor Niğde milletvekili Ömer Fethi Gürer...

Kelime oyunu yapan TMO’nun, bir taraftan nohut ithal etmediğini, diğer yandan özel sektörün nohut ithal ettiğini belirtiyor. Burada sorgulanan konunun, nohudun TMO’ya da özel sektör tarafından ithal edilmesi değil, stoklarda çok miktarda nohut varken ithal edilmesi olduğunu belirten Gürer şöyle devam ediyor:

“TMO şayet bir açıklama yapma gereği hissediyorsa bu yıl üreticiden ne kadar buğday alındığını, üreticiden alınan buğdayın kaç liradan alındığını, 2020 yılında ithal edilen buğdayın miktarı ve yapılan ithalat neticesinde yurtdışına ne kadar döviz ödendiğini açıklasın.”

Türkiye’de çok miktarda nohut stoku varken, yurtdışından nohut ithal edilmesinin yarattığı sorunların Sayıştay denetçileri tarafından belirlendiği raporda çok ilginç ‘vakalar’ anlatılıyor.

Türkiye’de yaşanan durumunu önergeleriyle parlamentoya taşıyan Gürer, “Üreticinin mağdur olması ve ürünün değerini bulmaması; ziyan olmaması ve TMO’nun da zarar görmemesi bakımından önem arz etmektedir” dedikten sonra bir öneride bulunuyor:

“Türkiye’nin yıllık ihtiyacının yarısı kadar nohut stoku bulunması, fire ve kısmi bozulmalar bakımından depolama ve muhafazasının da hububata göre daha zor olduğu dikkate alınarak, nohut stoklarının bir an önce satılarak azaltılması ile önümüzdeki dönemde alternatif ürün desteği sağlanması konusunda Tarım ve Orman Bakanlığı nezdinde girişimde bulunulması.”GÜNÜN SÖZÜ

“ÜLKEMİZDE aşılama işlemi kağnı hızı ile devam edemez. İnsanlık olarak ‘Aşı bizim hakkımız’ dememiz gerekiyor.”

Doç. Dr. Emrah ALTINDİŞ

(Mikrobiyoloji uzmanı, İzmir Ege Tıp Mezunu, Amerika’da kendi laboratuvarında çalışıyor. Kendisini FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında dinledik, çok etkin ve yetkin bulduk.)

Yazının Devamını Oku

İki gün dolmadan taburcu olmuşlar

‘Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’ya, Yeşilköy Havalimanı’nda pist yerine yapılan hastanede yatarak tedavi gören hasta sayısını ve yurtdışı kaynaklı hastaları sorduk.

Bakan, cevabında “Bu iki yeni hastanede 235 bin hasta bakıldı” demiş. Yani bakanın açıkladığı sayılar ile İstanbul’a düşen COVID hasta sayısının 3 katını, sadece 7 ayda bu hastane bakmış oluyor.

Bu arada diğer İstanbul hastaneleri de yatmış. Yalan ile bir tarafını örtse, öbür tarafı açık kalıyor.

Cevabında verdiği sayı hasta mı, vaka mı?

Bu hastane açılalı 7 ay oldu. 7 ay 210 gün eder. 1000 yataklı iki hastanede hastalar ikinci günleri dolmadan iyileşip taburcu olmuşlar.

Bu yüzden Sn. Sağlık Bakanı bana laf yetiştireceğine, millete aşı yetiştirsin lütfen!”

Bu sözler Ordu milletvekili Mustafa Adıgüzel’e ait.

Bu işte bir karışıklık var ama doğrular nasıl ortaya çıkacak!

TÜRK HALKBİLİMCİ-PİYANİST HALUK TARCAN’I KAYBETTİK

Yazının Devamını Oku

Bu yağmur da kurtarmaz!

Dünya ve Türkiye çok sıkıntılı, krizli bir süreçten geçiyor. Salgın yetmiyormuş gibi, Türkiye bir kuraklık tehdidi altında, tehlike giderek ciddileşiyor.

Baraj ve göletlerdeki su düzeyleri kritik seviyeyi çoktan aştı. TEM üzerinden geçerken Büyükçekmece ve Küçükçekmece göllerindeki su seviyesinin ne kadar çekildiğini gördüğümüzde ürperiyoruz.

Özellikle, 17 milyonu taşımakta yetersiz kalan İstanbul’un büyük tehlike altında olduğu bilinmeli. Gerçekten işin şakası yok. İstanbul ve Trakya’yı birlikte sayarsanız, 18 milyonu aşkın nüfus özellikle tarım için büyük ‘korku’ da yaratıyor.

ISTRANCA, MADEN, RES

Trakya’nın elindeki Istranca suları bu vatandaşlara sorulmadan İstanbul’a aktarıldı, “Bu sular ‘Kanal İstanbul’ civarında yapılacak rezidansların ihtiyacını karşılamaz” diyor uzmanlar.

Bizler doğayı, çevreyi, ormanları, yeşil alanları yok ettik. 1. sınıf tarım alanlarını rant uğruna bir avuç müteahhide teslim ettik. (Kimlerin tarlaları ele geçirdikleri ayrı bir yazı konusu. Hele Istranca ormanlarına tecavüz edenler, RES tahsislerini ellerinde toplayan ve şimdi de pazarlayanlar başka bir yazının konusu.)

İşin garibi, bunu, doğa ve çevrenin korunması bir Anayasal zorunluluk olduğu halde kamu resmi makamlar yapıyor, sağlıksız kentleşmeye izin veriyor. Şimdi hesapsız-kitapsız, ‘Kanal İstanbul’ gibi düşünceleri bırakın. Su meselesini çözmek için “deniz suyundan tatlı su temin edecek projenin” üzerinde yoğunlaşın.

Bu konuda Allah’ın bir lütfu olarak, dünyanın tuz miktarı en az olan bir Karadenizimiz mevcut... Ben bu projeyi İsrail’de gördüm. Ortadoğu’da Arap ülkeleri su diye inlerken, İsrail denizden elde ettiği içilebilir tatlı su sayesinde, yemyeşil parklar, ormanlar, tarım alanları yaratmış. Hiç sıkıntısı yok.

Özal

Yazının Devamını Oku

Yerli rakı azalıyor, ithal viski artıyor

Yeni yıla günler kala gazete ve TV’lerde peş peşe kaçak alkol kullanımından ölümler, kaçak içki imalathaneleri ve ele geçirilen kaçak içki haberleri çıkıyor. İdeolojik nedenlerle de sık sık gündeme getiren alkol konusunu 54. Hükümet döneminin Turizm Bakanı Bahattin Yücel başka bir açıdan ele aldı. “Alkol deyip geçmeyelim” diyen Yücel’in turizmgazetesi’ndeki yazısında şöyle deniyor:

“Son yıllarda kamuoyunda tartışılmayan, daha doğrusu iktidar dışındaki siyasal partilerin tabu gibi değerlendirerek, gündemlerine almadıkları bir sorun yaşanıyor. Kaçak içki olayı niye tartışılmıyor. 

2008-2020 yılları arasındaki 12 yılda alkollü içeceklerde vergiler arttırılarak uygulanan, yasakçı yaklaşım ve muhalefet partilerinin bu konuda tavır almayışları, yalnız ölümlerinin nedeni değil. Başka boyutları da var.

İslami duyarlılık üzerinden sürdürülen ideolojik yaklaşım, 2.5 milyar lira tutarında vergi kaybına da neden oluyor. Ayrıca yerli üreticileri zorlayan aşırı vergi yükü, yabancı ürünlerin ithalatında artışlara ve giderek pazarı yabancı üreticilerin ellerine geçirmelerine uygun ortamı hazırlıyor.

ALKOL DEYİP GEÇMEYELİM

Öncelikle ithalatın tırmanışı açısından bakıldığında, sayılar çok çarpıcı görünüyor. İthalat artarken kayıt içi rakı üretimi önemli ölçüde düşüyor. 2008’de 45 milyon litreden, 2019’de 27 milyon litreye inerek, neredeyse yarı yarıya azalıyor. 

İthalat 2008-2019’da 3.5 milyon litreden 9.5 milyon litreye çıkarak, yüzde 300 arttı. Türkiye’de üretimi olmayan viski ithalatı, 2008 yılında 1.6 milyon litreden, 2019 yılında 10 milyon litreye çıkarak yaklaşık 6 kat arttı.

İthal votka 2008’de 1.5 milyon litreden, 2019 yılında 3 milyon litreye çıkarak, 2 kat artıyor. Bu durumda vergi kayıpları yanında, bağcılık ve anason üretimi de düşmekte, yıllarca bu alanda ekim yapılan kırsal kesimin gelirleri de azalıyor.

Özellikle ithal edilen etil alkolün 3 kat artması, merdiven altı üretimde anason esansından yararlanılması gibi etkenler, ulusal ekonomiye zarar veriyor. Bu tablodan ortaya çıkan vergi kaybı yılda 2.5 milyar TL‘ye ulaşmaktadır.

Yazının Devamını Oku

Kolektif suçun bedeli ağır olur

Ne diyelim... Yaşanabilecek bir İstanbul için yapılabilecek tek şey kaldı elimizde!

Anlatalım.

Geçmişte İstanbul’a kar yağmıyor diye şikâyet ediyorduk. Kardan vazgeçtik, artık yağmur bile yağmıyor.

Ne yazık ki görülmemiş, büyük bir kuraklık yaşıyoruz. Gerekli tedbirleri hızla alamazsak korkarım ki yakın bir gelecekte çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalabiliriz.

26 Ocak 2012’de yine sizin köşenizde İstanbul’un sorunlarını ayrıntılarıyla açıklamıştım.

İstanbul’u aşırı beton yığınları ve yoğun insan kalabalıklarıyla büyük bir ısı adasına dönüştürdük.

Ne yazık ki yağmur bulutları İstanbul’a giremiyor artık. Bunu herkesin görmesi lazım.

İstanbul’un bozulan ekosistemini bir nebze de olsa düzeltebilmemiz için yapabilecek tek şey kaldı elimizde.

Su havzalarında bugüne kadar boş kalabilmiş topraklarda yeni ormanlar kurmak.

Yazının Devamını Oku

Veysel Eroğlu anlatıyor: İstanbul’un su sorununu nasıl çözdük!

Su ve kuraklık üzerine görüş belirten uzmanlara yerimizin imkânı ölçüsünde yer vermeye çalışıyoruz. Kuraklık konusunda neredeyse iki yıla yakındır yazılar yazıyor, uyarılar yapıyoruz. Tarlaya, bahçeye, derelere ve Ergene’ye bakınca, Istrancaların suyunun nasıl ‘boca’ edildiğini gördükçe büyük bir felaketle karşılaşacağımızı kestirebiliyorduk. Su, toprak ve ormancı hocalarımızı sık sık dinliyorduk. Bu arada Kenan Mortan gibi iklim dengesizliğine küresel ısınma gözüyle bakan bilim yazarlarına da söz veriyoruz.

Şimdi sırada Prof. Dr. Veysel Eroğlu’nda...

Prof. Dr. Nurettin Sözen’den sonra Tayyip Erdoğan’ın İTÜ ekibinden İSKİ’nin başına gelen Prof. Dr. Veysel Eroğlu, Afyon -bir kez de İzmir- milletvekili olarak geçen döneme kadar sırasıyla eski İSKİ, DSİ ile Orman ve Su İşleri bakanlıklarında bulundu. Bu köşenin tüm hacminin 1.5 misli uzunluğunda ‘cevap’ gönderdi. (Yazının tümü Eroğlu’nun sitesinden okunabilir.)

Köşemizde ‘Ergun Göknel açıklıyor: Kuraklığı karşı acil önlem’ başlıklı yazıda Göknel, Eroğlu’nun İstanbul’un 2071’e kadar su sıkıntısı olmayacağını söylediğini hatırlatıyor. Eroğlu da, Göknel’in tarihindeki en büyük susuzluğu yaşayan İstanbul’u Kerbela’ya döndüren kişi olduğunu iddia ediyor.

Prof. Eroğlu, halkın bidon ve kovalarla tanker yolu gözlediğini, İstanbul’a tankerle su taşındığını, kentin çöp dağlarından geçilmediğini, hava kirliliğinden gözün gözü görmediğini, 1993’te metan gazından Ümraniye Hekimbaşı çöplüğünün patladığını, 40 gecekonduyu yuttuğunu ve 38 kişinin öldüğünü, Haliç’te hiçbir canlının yaşamadığı belirtiliyor.

“O dönem İstanbul’un nüfusu 6.5 milyondu ve İSKİ şehre su veremiyordu. Yalova’dan tankerlerle su taşınıyor, ‘yağmur bombası’ projesi gündeme getiriliyor, gereken verim alınmıyor, bomba İSKİ tarafından deneniyor, Batılı şirketler İSKİ’yi parasal olarak sağıyorlar!

ERDOĞAN’LI YILLAR

İstanbul’un susuzluk, çöp dağları ve hava kirliliği ile mücadele ettiği yıllarda, Tayyip Erdoğan 27 Mart 1994’te İBB Başkanı oluyor; kendisi de İSKİ’nin başına getiriliyor. “Yoğun çalışmalar sonunda, 1 Ocak 1995 saat 08.59’da su kesintisine son verileceğini ilan ettik. İlk olarak şebekeleri yeniledik ve 7 dereden 7 tepeye suyu iletmek için çalışmalara başladık. 1995’te Istranca’nın sularını 7 barajla çözdük, İstanbulluların hizmetine sunduk; yani yıllık 235 milyon metreküp suyu şehre getirdik. İSKİ ayrıca 1996’da Şile Keson kuyularını ve 1998’de de Sazlıdere Barajı’nı hizmete alarak yıllık 85 milyon metreküp suyu daha devreye almıştır. 1994’ten 2019’a kadar 25 yılda İstanbul’a muazzam içme suyu yatırımları yapılmıştır. Bu dönemde İSKİ 600 adet tesisi İstanbul’un hizmetine sunmuştur.”

BÜYÜK MELEN PROJESİ

Yazının Devamını Oku

En büyük sorun: Küresel ısınma

12 Aralık, Paris İklim Anlaşması’nın imzalanmasının 5. yıldönümüydü. Nobel İktisat Ödülü sahibi Paul Krugman, “Tüm dünya sorunları bir yana, iklim dengesizliği bir yana” diyor son kitabında. Danimarka bu sözlerin yerindeliğini doğrularcasına örnek bir karar alıyor. Buna göre, bu ülke Kuzey Denizi’ndeki tüm petrol ve doğalgaz aramalarını durduruyor. Kısacası, altın yumurtlayan tavuğunu kesmeye karar veriyor. Bununla kalmıyor, aynı hafta yeni bir iklim yasası benimsiyor. ‘2050’de İklim İklim’ hedefiyle bu alanda ‘örnek’ bir dünya lideri olmayı amaçlıyor.

Bütün bu örnek kararlar, kuşkusuz mikro küçük dünyayı ve birey davranışlarını da etkiliyor. Aynı ülkede, Taastrup’ta 7 bin metrekarelik ve 14 katlı dikey tarlalar üstüne kurulu, ülkenin en büyük dikey tarım girişimi için ‘start’ düğmesine basılıyor. Girişimin özelliği şu: Pestisit ve haşere ilacı kullanılmayacak ve yüzde 95 su tasarrufu sağlayacak.

Bu küçücük örnek bile küresel ısınmaya karşı önlem alınabileceğini gösteriyor.

ABD’nin yeni başkanı Biden’ın ‘Yeşil Yeni Düzen’ (Green New Deal) programı bu anlamda çok umut verici. Yaklaşık 1.5 trilyon dolarlık bir harcamayla yenilenebilir enerji için teşvik programı benimseniyor. Etkisi, sanayinin yeşil endüstriye yönelmesi halinde ritmini bozmadan yaşamayı anlaması olacak. Evet, kapitalizm küresel ısınmaya ‘dur’ diyecek yenilenebilir enerjinin öncelikle ‘rüştünü ispatlaması’nı istiyor/bekliyor. Bunu Yeşil Yeni Düzen ile anlaması söz konusu. Bunlar işin umut veren gelişmeleri...

Ama geçen hafta 11 bin bilim insanının imzasını taşıyan yeni bildirgesi yok oluşumuzun hızlandığı sinyalini veren ‘olumsuz’ bir çığlıktı.

BM raporuna göre, küresel ısınma sürüyor ve bunu azaltmak için en zengin yüzde 1’in karbon salınımını azaltması şart. Çünkü onlar sadece dünyanın yüzde 1’i olarak, en yoksul yüzde 50’nin yol açtığı karbon emisyonunun 2 katını harcıyor. BM Genel Sekreteri A. Guterres’in tüm dünya ülkelerine ‘iklim olağanüstü hali ilan etme’ çağrısı yapması çok anlamlı.

Bakınız: Son 6 yılın rekor düzeydeki kış sıcakları, 2020’de yine ‘egale’ edilecek.

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün 2021 ajandasında yer alan 13 fotoğraftan 6’sının doğa ve iklim tahribatını görüntülemesi zaten her şeyi anlatmıyor mu?     

Paris İklim Anlaşması’nı parlamentosunda onaylamayan 7 dünya ülkesinden birinin Türkiye olması insanın içini acıtıyor, söylenecek söz bırakmıyor.         

Yazının Devamını Oku

Anıl Çeçen’den ilginç bir yazı: ‘Nahçıvan koridoru’

Kafkasya haritasına bakalım. Türkiye Akdeniz’e ve Avrupa’ya doğru kurulurken, diğer Türk devleti olarak Azerbaycan da hem Asya kıtasına hem de Hazar Denizi’ne dönük olarak kurulmuş. Böylece Kafkasya haritasında iki Türk devleti ayrı ayrı kurulurken bunların birleşmesini önlemek üzere çeşitli senaryolar öne çıkarılmış. Sırf bu amaçla Azerilerin çoğunlukta bulunduğu bölgelere, Ermeni ve Gürcü asıllı nüfuslar getirilerek doğu ve batı Kafkas Türk devletlerinin birleşmesine set çekilmiş.

Akıl ve sağduyu çizgisinde bir yeni yapılanma her zaman bekleniyor. Bunun için de ilk atılacak adım Nahçıvan koridorunun açılması olacak. Yüz yıl önce harita üzerinde yapılmış olan hatanın düzeltilmesiyle, Nahçıvan’ın Türkiye ve Azerbaycan ile sınır komşusu olması sağlanacak ve Nahçıvan bu hali ile öncelikle Türkiye ile Azerbaycan arasında köprü konumuna gelecek. Nahçıvan köprü konumu ile Türkiye üzerinden Avrupa’ya, Azerbaycan üzerinden de Asya’ya bağlanacaktır.

Nahçıvan koridorunun açılmasıyla birlikte Hazar bölgesi ve Kafkasya ülkeleri yeni İpek Yolu üzerinden doğu-batı trafiğinin tam ortalarında yeniden Hazar’ın merkezi konuma gelmesini sağlayabilecektir. Rusya ve Türkiye’nin bu çizgide ortak hareket etmesi de aynı zamanda İngiltere ve Çin arasında yeni oluşturulan İpek Yolu güzergâhında Hazar bölgesini tekrar öne çıkaracaktır.

Bu doğrultuda günümüzde Kafkasya için ilk atılacak adım olarak Nahçıvan koridorunun İpek Yolu ile birlikte geçişe açılması, dünya barışı açısından son derece acildir.

GÜNÜN SÖZÜ
“BUGÜN Özgür Özel’i (yani beni) bertaraf ederseniz, geriye binlerce Özgür Özel gelmektedir, haberiniz olsun.” Özgür ÖZEL

HAYDİ ‘ASKIDA AŞI’YA

ANKARA’nın ve Hacettepe’nin önemli ve saygın doktorlarından Prof. Dr. Siber Göksel (emekli) aşı konusunda ilginç bir öneride bulunuyor:

“Gücü yeten vatandaşlar ‘gönüllü’ olmak kaydıyla çift kişilik aşı ücreti ödesinler. Aşının biri aşı ücretini ödeyene, diğeri de ücret veremeyen vatandaşa yapılsın. Bu grubun dışında kalanların aşı parasını da devlet üstlensin. Yani ‘askıda aşı’ sistemini geliştirelim. Böylece aşının getirilmesi hızlanmış ve ülkemizde insan ölümleri azaltılmış olur.”

Yazının Devamını Oku

Kuraklığa karşı acil önlem!

Eski İSKİ Genel Müdürü, mühendis Ergun Göknel’in dün yer verdiğimiz, ‘Suda durum gerçekten vahim. Bizi felaket bekliyor’ başlıklı yazısı kuraklık konusunda her şeyi ortaya koyuyordu.

Göknel acil olarak ne gibi önlemler alınması gerektiğini de kaleme almış. Diyor ki:

Hiç gecikmeden, hemen, bir saniye sonra İstanbul’da su kısıntısına gidilmelidir. İlk aşamada günde 3 milyon yerine 1.5 milyon su verilmelidir.

Her türlü şekilde halkın su tasarrufu yapması sağlanmalı ve bu konuda halk bilgilendirilmelidir. Bu amaçla her türlü yayın organında bilgilendirici ve su tasarrufuna yönlendirici yayın yapılmalıdır, ilanlarla su tasarrufu teşvik edilmelidir. Billboard’lar başta olmak üzere toplu taşıma araçları ilanlarla donatılmalıdır. Hastane, okul gibi tüm kamu kuruluşlarında su kaybına sebep olabilecek arızalar tespit edilerek acilen tamir edilmelidir. Bahçe sulama, araç yıkama, sokak yıkama gibi faaliyetler yasaklanmalı ve yapanlar ağır para cezası ile cezalandırılmalıdır.

YAĞMUR BOMBASI

Su sıkıntısını gidermek için kısa vadede ne yapılabilir?

Çok acil hareket edilirse Şubat ve Mart 2021 aylarında İstanbul’da yağmur bombası (cloud seeding) uygulanabilir. Acilen bir ihale açılıp sonuçlandırılır ve bu işlemi yürütecek ekibin ve uçakların İstanbul’a gelmesi, burada da onlara yardımcı olacak teknik ekibin oluşturulması sağlanabilir.

Bu vesile ile de bir hatırlatma yapmak isterim: Eski Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu 2017 yılı sonlarından itibaren devamlı olarak İstanbul’un 2071 yılına kadar su sıkıntısı olmayacağını söylemiştir. Bu sözlerini de kendisine hatırlatmak gerekir diye düşünüyorum.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Eski İSKİ Genel Müdürü uyarıyor: Suda durum gerçekten vahim

İstanbul’da ve çevresinde hüküm süren kuraklık konusunda sık sık yazdığınız yazıları büyük ilgiyle okumakta ve faydalanmaktayım. Aşağıda yazdıklarımın da faydası olacağını ümit ederim.

Birkaç gün önce de İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu deniz suyundan tatlı su temin etmek için temaslara başlandığını ifade edilmişti. Deniz suyunu tuzdan arındırarak içilebilir su temin etmek İstanbul için yıllardır planlanan fakat gerçekleştirilmeyen bir su temin yöntemidir. Bu yöntem orta vadeli bir önlem olarak düşünülebilir. Bu konuda fazla araştırma yapmaya da gerek yoktur; en etkin şekilde uygulayan İsrail’dir. Vakit kaybetmeden İsrail’deki yetkili kurumlarla temasa geçmek yeterlidir.

Ancak günümüzdeki su sıkıntısı son derece vahimdir ve acil önlemler alınmasını gerektirmektedir. Hayret edilecek olan bugüne kadar, tüm sorumluluğa ve yetkiye sahip olan İBB Başkanı ve İSKİ Genel Müdürü tarafından herhangi bir önlemin alınmamış olmasıdır.

BİZİ FELAKET BEKLİYOR

Durum gerçekten vahim!

Çok kısa vadede İstanbulluları büyük bir felaket bekliyor ve de kimsenin farkında olup önlem aldığı yok.

Nedir bu felaket diyeceksiniz. Çok basit: Su bitiyor. Ve hiçbir önlem emaresi yok.

Şimdi önce İstanbul’un su durumuna bakalım.

17 Aralık 2020 saat 09.44 itibariyle İstanbul’a su veren barajların doluluk oranı yüzde 21.94’dür. Barajlarda 190.59 milyon metreküp su vardır. Son üç gündür serpiştiren yağmur doluluk oranını yüzde 0.29 artırmıştır.

Yazının Devamını Oku

‘Aşımız yerli ve millidir’

Çerkezköy, Tekirdağ’ın bir ilçesi. 1970’lere kadar küçük ilçeydi, ulaşımını da Edirne-İstanbul treni ile sağlıyordu. 1974’lerde CHP’nin iktidara gelmesiyle bölge, kalkınmada öncelikli bölge ilan edildi. Yani kumsal arazileri ile geri kalmış Trakya toprağında ‘kalkınmamışlığın’ adı silinecekti.

Adana’dan İstanbul’a gelmiş, oradan da ürettikleri ilaç hammaddelerinin İstanbul’daki tıkanmışlığını ortadan kaldırmak için Çerkezköy’de yatırım yapmaya karar vermiş Koçak ailesi. Uzun ve zorlu çabaları neredeyse 49 yılı aşmış. Uzun süredir görmediğimiz Çerkezköy, 200 bin nüfusu ile Çorlu’nun ‘kardeşi’ olmuş. Bir başka ilçe Kapaklı ile birlikte bu üçgen, Türkiye’nin en önemli sanayi-üretim merkezi durumunda şu anda.

Koçak Farma Yönetim Kurulu Başkanı Ender Koçak’ı önceki akşam bölgeden gazeteci kardeşimiz Hülya Mert ile birlikte ziyaret ettik. Firmanın CEO’su Dr. Hakan Koçak’ın bir başka randevusu vardı, yeğen Cem Koçak da amcası ile birlikte sorularımızı yanıtladı.

Ender Koçak, “Çerkezköy Organize Sanayi Bölgesi’nde 140 bin metrekare alanda kurulu ve 100 bin metrekare kapalı alana sahip ileri teknoloji donanımlı tesislerimiz Türkiye’nin en büyük ilaç üretim tesisidir” dedi ve noktayı koydu.

Serum üretim tesisleri de İstanbul Ayazağa’da 50 bin metrekare alanda kurulu...

EN ETKİN FİRMA

Koçak Farma, pandemi döneminin en etkin firmalarından bir olmuş: “Sağlık Bakanlığı COVID-19 tedavi algoritmasındaki Favipravir, Hidroksiklorokin Sülfat, Azitromisin, Enoxaparin Sodyum, Dipiridamol, Dekzametazon etken maddeli ürünlerin tamamını yerli olarak üreterek ülkemizin COVID-19 ile mücadelesinde önemli bir destek verdik ve vermeye devam ediyoruz.”

Notlarımızdan özetliyoruz:

Yazının Devamını Oku

‘Çekçiler’ AKP’den müjde bekliyor

Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Yılmaz Tunç ile Çek Yasası Mağdurları Temsilcisi Haydar Zirek’in, Ulusal Kanal’da Şule Perinçek’in sunumuyla canlı yayında yaptıkları oturumda, iktidar ile mağdurlar arasında ortak bir uzlaşı havası vardı sanki. Yayın esnasında dikkat çeken ilk ayrıntı, AKP temsilcisinin ilk defa mağdur olmuş bir kitlenin temsilcisi ile canlı yayında olmasıydı.

İş insanı Haydar Zirek’in konuya hâkimiyeti ve kamuoyunu aydınlatmak için hazırladığı sunum tabloları izleyicilerin dikkatini çekmekle kalmadı, ‘esnaf ahalisi’nin, pandemi dışında neler çektiğini daha iyi anladık. Zirek diyor ki:

“Son dört yılda ödenemeyen çek tutarı 61 milyar 744 milyon TL, ödenmeyen senet tutarı ise 61 milyar 422 milyon TL. Çek borcuna 5 yıl hapis cezası var ama senet borcuna ceza yok. Hapis cezası, Anayasamızın 38. maddesine ve Avrupa İnsan Hakları’nın ek protokolünün 4. maddesine göre aykırıdır”

Tabii ki adalet bekliyorlar:

“Temennimiz, çeke hapis cezasının kalktığı müjdesinin başkanlığımıza gelmesidir.”

“Ne yapalım, bir kazanın içine koyup da yakalım mı hepsini? Aksine, 250 bin esnafı ekonomiye tekrar kazandıralım, istihdam sağlatalım üretelim.”

Bu konu ‘açlık’ kadar önemlidir.

GÜNÜN SÖZÜ

“YETERİNCE

Yazının Devamını Oku

‘Milli kuraklık merkezi kurulmalı’

Takip edenler bilir: Sıkça yaşadığımız kuraklığa ve bunun sonucu temiz su sıkıntısına dikkat çekiyoruz. Dünyanın üçte ikisi su ama içme, kullanma, tarım ve sanayi için kullanılacak miktar, su varlığının sadece binde 6’sı. Ülkemizde ‘kişi başına düşen 1340 metreküp’ ile su fakiriyiz’. Çorlulu olduğumuz için Trakya’yı çok iyi biliriz. Trakya’da durum daha vahim. Bilim adamları Trakya’nın, suyun ‘mutlak yetersiz’ (absolute scarcity) olduğu bölgeler sınıfına girdiğini söylüyorlar.

Kuraklık yazılarımız üzerine Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Biyosistem Mühendisliği Arazi ve Su kaynakları Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Halim Orta bir yazı göndermiş. Dostumuz Prof. Dr. Orta, aynı zamanda çiftçi. Yani işin hem bilimsel hem de pratik yanından. Prof. Dr. Orta şöyle diyor:

“Son bir yıllık yağışlara baktığımızda, uzun yıllar ortalamasına göre, Edirne yüzde 50, Kırklareli yüzde 40, Tekirdağ yüzde 35 daha az yağış aldı. Diğer bölgelerde de tablo çok farklı değil. Kuraklık 31 doğal afetin içerisinde en sessiz ve sinsi olanıdır, geldiğinde çaresiz bırakır, ne kadar süreceği belli olmaz.”

SU HAVZALARINI KORUMAZSAK

Su sıkıntısına karşı yapılacak çok şey var.  Prof. Dr. Orta’nın önerileri şöyle:

“Milli kuraklık merkezi kurulmalı, kuraklık sigorta kapsamına alınmalı, su havzaları korunmalı, yerüstü su kaynakları geliştirilmeli, yeraltı suyu beslenmesinden daha fazla tüketilmemeli, atık sular arıtılarak tekrar kullanılmalı, kurağa dayanıklı bitki tür ve çeşitleri geliştirilmeli, çok su kullanan ve kirleten sanayi üretimi azaltılmalı, tarımda suyu etkin kullanan sulama yöntemleri desteklenmeli, şehirlerde su kullanım etiği geliştirilmeli, yerel yönetimler su ücretlerini çok dikkatli bir biçimde belirlemelidir.”

Bunlar arasında yerel yönetimlerin tutumuna işaret eden Prof. Orta, “Su ücretleri mutlaka sosyal adalet kavramı da dikkate alınarak ‘trafik lambası metodu’ ile belirlenmelidir” diyor. Tarifede barem uygulanmasını söylüyor ve örnek veriyor: Şehirde yaşayan 4 kişilik bir aile, ortalama olarak ayda 12-15 metreküp su kullanır. Ücreti makul olmalıdır. (Yeşil ışık) Bu miktarın yüzde 20-30 aşılması halinde aşılan miktara yüzde 100 fark uygulanmalı. (Sarı ışık). Bundan sonra artık savurganlıktır. Uygulanacak fark yüzde 300-500 gibi caydırıcı olmalı (Kırmızı ışık). Trafik lambası metoduyla insanları su kullanımında tasarrufa yöneltilmesi gerektiğini savunuyor ve ekliyor.

“Suyun siyasete malzeme yapılmaması gerekir. Çünkü bol olursa hayat bereket getirir, kıt olursa da felaket...”

Prof. Dr.

Yazının Devamını Oku

İşte kuraklığın haritası

Bilim insanları dünyanın sıcaklığının ortalama 0.9-1 derece arttığını söylüyorlar. Bu çok önemli. İklim değişikliği ve bunun sonucu ‘kuraklık’ ve ‘temiz su kıtlığı’ belki de yüzyılın en büyük sorunlarından biri olma yolunda. Belki de oldu. Bakmayın okyanuslara, denizlere, akarsulara, ırmaklara... Temiz su az. Zaten az bulunan tatlı su kaynaklarını da hırslı ve sınırsız tüketim arzumuz ile kurutuyoruz. Diğer yandan da endüstrileşme yolunda kirleterek var olanı iyice azaltıyoruz.

Türkiye’de 2019-2023 arasını kapsayan bir ‘Ulusal Su Planı’ hazırlandı. Plana bakıyoruz. Yıllık su tüketimi ‘54 milyar metreküpe’ çıkmış. Bunun yüzde 74’ü tarımda sulama, yüzde 13’ü içme-kullanma, yüzde 7’si de sanayide kullanılıyor. Bunun yüzde 25’i yeraltı sularından, geri kalanı yerüstü kaynaklarından geliyor. Barajlar, nehirler, göller kuruyor. Dolayısıyla yeraltı sularına yöneliş artıyor. Ama o da azalıyor. Su olmayınca tarımda verimlilik, rekolte azalıyor.

Bu da daha az tarım üretimi, gıda demek. Halbuki çağımızda bir ülkenin kendi kendine yetecek gıda üretmesi stratejik bir mesele oldu artık. Maskede, solunum cihazında, aşıda gördük. Neredeyse dünya savaşı çıkacaktı bir maske yüzünden. Gelecekte de kimse kimseye bir avuç buğday vermez. Almanya’dan gazeteci dostumuzla konuşuyorduk. Meğer o her yeri yemyeşil bildiğimiz Almanya da aynı dertten mustaripmiş. Geçen hafta perşembe günü kanallarda ana haberlerden biri kuraklıkmış. Ocak-Mart ayları son yüzyılın en sıcak çeyreğiymiş Almanya’da. Tuna Nehri son 140 yılın en düşük seviyesine inmiş. Almanya’da nehir mavnaları yarım yükle çalışıyormuş su seviyesi düştüğü için. Navluna zam yapmışlar. Gazeteci dostum hafta sonunda bize iki harita gönderdi. Buna benzer haritalar Türkiye’de DSİ’nin de elinde vardır mutlaka.

Biri ‘yeraltı suları’, diğeri ‘toprak nemi haritası’... NASA’nın ‘Measuring Earth’s Surface Mass and Water Changes’ programı çerçevesinde hazırlanmış. Bu çalışmalara bakmak bile yeterli. ‘Grace-Fo’ uydularından gelen verilerle oluşturulan harita apaçık gösteriyor: Avrupa’nın büyük bölümü ile Türkiye’den ‘Trakya ve Anadolu’nun kuzey yarısı’ tehlike altında... Yeraltı suları ve nem azalmış.

Türkiye’de daha önce de kuraklık yaşadık, daha
önce de dönemsel kurak zamanlar yaşandı. Ancak bu defa farklılık gösteriyor. Dolayısıyla bir an önce önlem almalıyız. Suyu tasarruflu kullanmak için seferber olmalıyız. Çünkü su yokluğunun yaşanacağı günler çok da uzakta değil. Çiftçilere ve şehirlerde, kasabalarda yaşayanlara büyük görev düşüyor. Bunu da bir dahaki yazımızda anlatacağız.

GÜNÜN SÖZÜ

Yazının Devamını Oku

Ulus’taki arsa göz kamaştırıyor

Etiler Ulus’ta son derece değerli bir arsa üzerinden büyük pazarlıklar yapılmış. Bu bakımdan siyasetçiler ve imar rantçılarının özel ilgisini çektiğinden ortalık çalkalanıyor.

Dikkatimizi çekti, en az dört CHP’liden dosyayı görmemiz için belgeler gönderildi veya yollandı. Bu değerli arsayı kapmak için ‘siyasiler’ arasında ilginç pazarlıklar yürütülüyormuş. 10 yıllık geçmişi olan arsanın 4 dönüm olduğunu da belirtelim. Beşiktaş Ulus Mahallesi, 1687 ada 193 parselin piyasaya düşmesi, ünlü bir ‘arsa tüccarı’ndan TMSF’ye geçmesi ile olmuş. TMSF de doğallıkla arsayı satmış. Böyle ballı börek arsalara ‘kupon arazi’ deniliyor; Beşiktaş ilçe sınırlarında bu tür arazi pek kalmadı. Bu nedenle ‘yeni gelin’ diyorlar bunlara. ‘Değer’ katılması için imar değişikliği gerekiyor tabii. Proje İBB/İmar’dan kolaylıkla geçmiş; sıra Beşiktaş Meclisi’nde.

Deniliyor ki “Beşiktaş Belediye Başkanı Rıza Akpolat’ın belirlediği 11 no’lu gündem ile arazi ‘mutlu sona’ ulaşması için sırasını bekliyor.”

Plan değişiklikleri ile ne gibi ‘kolaylıklar’ sağlandığı, dosya görüşüldüğünde anlaşılacak. Esas teknik kişiler anlar bu gibi projelerin neler getirdiğini.

Elimizdeki belgelerde arsa sahipleri olarak T.A., D.A.Ç., Y.E.Ç. gözüküyor. Onlar da Sebahattin Öztürk’e vekâlet veriyorlar işlemlerin yürütülmesi için. Pek görülmüş iş değil, o yüzden eleştiri okları CHP’yi gündeme getiriyor. Çünkü Öztürk CHP Beşiktaş ve İBB İmar Komisyonları üyesi. Eski ilçe başkanlığı da var. Verilen vekâlet ilginç: “İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ulaşım, planlama, park bahçeler, deprem, kamulaştırma, İSKİ, İGDAŞ Müdürlükleri, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu nezdinde Nazım İmar ve Uygulama İmar Planları ve her ölçekte imar planı değişikliği yapmaya, tüm resmi kurumlarda her türlü işlemi yapmaya imzalamaya vekille aramızda vekâlet sözleşmesi kurulduğundan örnek talep etmeye, teslim almaya imzalamaya münferiden yetkili olmak üzere Sebahattin Öztürk’ü tarafımdan vekil tayin ettim. 17.06.2020.” Yani her ortak vekâlet veriyor.

Bu belgeler ortaya saçılınca Canan Kaftancıoğlu, Ekrem İmamoğlu ve Kemal Kılıçdaroğlu’nun nasıl bir tutum içine girecekleri, ‘açıkgöz’ partililer ve müteahhitler tarafından dikkatle izleniyor.

HAK ARARSAN ‘KAPALIYA’ SÜRÜLÜRSÜN

MALTEPE Açık Cezaevi’nde kalan mahkûmlarız. 280 kişiden yaklaşık 180’i salgınla boğuşuyor. Sağlık güvenliğimiz yok, herkes birbirinden çekiniyor. 5 kişilik odada kalanların 3’ü COVID dersem, inanır mısınız? Lütfen inanın, cezaevi bizlere acımıyor, ilgilenmiyor. Ben size ismini söylesem, nereye gideceğimi bilsem... İnsanlar hakkını arayamıyor. Biz de aşıyı bekliyoruz.

SU TASARRUFU YAPILMAZSA KURAKLIKTAN KURTULAMAYIZ

Yazının Devamını Oku

CHP’yi karıştıran ‘sürgün’

Koronavirüse yakalanan Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Muhittin Böcek, 108 günlük tedavinin ardından koltuğuna oturur oturmaz ortalığı karıştıran 3 karara imza attı.

Böcek, göreve döndüğünün ilk günü (önceki gün) 20 dakika süreyle oturduğu koltuğunda hemen vekâlet verdiği, ‘hakiki CHP’li’ Mehmet Hacıarifoğlu’ndan vekâleti geri aldı, kendisi hastanedeyken yetkileri tırpanlanan genel sekreter avukat Cansel Çevikol Tuncer’e (Böcek’in Konyaaltı Belediyesi’nde siyaset yaptığı arkadaşı, kendisinden sonra Konyaaltı’na aday yapılmak istendi ancak Kılıçdaroğlu kabul etmedi) yetkilerini iade etti ve son olarak da Kemal Kılıçdaroğlu’na bir darbe indirdi.

Kendisi hastayken, büyükşehiri toparlasın diye Kılıçdaroğlu’nun talimatıyla Ankara’dan Antalya’ya gönderilen eğitimci Hüseyin Karakuş’u genel sekreter yardımcılığından alan Böcek, böylece genel başkana karşı da kılıçları çekmiş oldu.

Aslında Böcek ile Kılıçdaroğlu arasındaki ilk gerginlik seçimin hemen arkasından yaşanmıştı.

TAMİNCE’NİN AVUKATI

Kılıçdaroğlu, danışmanlığını da yapan ve CHP’de ‘belediyeciliğin kitabını yazan adam’ olarak bilenen Hüseyin Karakuş’u büyükşehire genel sekreter yapmak istedi. Böcek bu teklifi reddetti ve bir dönem işinsanı Fettah Tamince’nin de avukatlığını yapan avukat Cansel Çevikol Tuncer’i genel sekreter olarak atayacağını söyledi.

Tuncer’in memuriyetteki süresi bu görev için yetmeyince, Böcek hem Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan, hem de ‘ata dostum’ dediği Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’ndan yardım istedi. Bu iki desteği yanına alan Böcek’in isteği 6 ay sonra gerçekleşti.

Uzun süredir Antalya Büyükşehir’in mevcut bir bakanın adamları tarafından yönetildiğine dair söylentiler dolaşıyordu. Genel sekreter Tuncer’in de bu kadroya destek olduğu dillerden düşmüyordu. İşte Böcek hastalanınca CHP Genel Merkezi’nin de eline fırsat geçmiş oldu ve Tuncer’in yetkileri tırpanlandı.

Ancak bu durum

Yazının Devamını Oku

Su uzmanı Dursun Yıldız diyor ki: Tehlike ve risk büyük

‘Suda kırmızı alarm’ yazısına devam ediyoruz. Dileğimiz yerine geldi, yurdun bazı bölgelerine yağış düştü ama yetmez, aylarca yağsa yeraltı suları eski seviyesine gelmez. En önemlisi de kar yağmazsa, tehlike sürüyor demek.

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, “Havalar böyle giderse tehlike ve risk büyük kentlerden Anadolu kentlerine de yayılır, sonra ne mi olur? Tarımsal kuraklık başlar” dedikten sonra şu bilgileri aktardı:

“İstanbul’da Avrupa yakasındaki barajlar Terkos hariç boşaldı.

Avrupa yakasında kullanılan suyun yarısından fazlası Asya’dan basılıyor.

Bakanlık ve İSKİ böyle bir dönemde su sıkıntısını halka yansıtmamak için çok çalışıyor. Ancak stoklardaki suyun miktarı belli. Talep kısılmazsa kısa sürede onlar da biter. İşimiz kış ve ilkbaharda düşecek yağışa kalır.

Ancak onlar geldiğinde baraj depoları boş olacağı için belli bir seviyeye kadar doldurur. Bu durumda 2021 yılı su yönetimi açısından çok zor geçer. Tabii ilave tedbirler alınır ama maliyeti yüksek olur.”

SU YÖNETİMİ OLMAZSA

Dursun Yıldız, uzun süredir sözünü ettiği ‘İstanbul’da katılımcı su talep yönetimi’nin hemen başlatılmasını, ‘kuraklık eylem planları’nın raftan indirilmesi gerektiğini söyledi.

“Orta ve uzun dönemli tedbirlerde eksiklik çok ama onlar sonraki iş. Bu dönemi en az hasarla atlatmaya çalışmalıyız.

Yazının Devamını Oku

Suda kırmızı alarm!

Bundan tam 3 ay önce yazmışız, kuraklık hepimizi kavuracak diye...

Yağışlar yetersiz, Türkiye büyük bir kuraklığa doğru gidiyor.

Yeni su/tarım yılı 1 Ekim’de başladı. Yağışlarda bir önceki yıla göre tüm bölgelerde ortalama yüzde 20 azalma var. Son 2.5 aylık durum ise hiç iç açıcı değil.

Bu yılın ekim, kasım ve aralık ayındaki yağışlar, geçen yıla göre ortalama yüzde 50 daha az. Bu oran Edirne’de yüzde 90.

Bazı bölgelerde toprak tavını bulmadığı için ekim yapılamıyor.

İklimbilimciler, yapılan gözlemler ve analizlere dayanarak geçen sene bu kuraklığın gelebileceğini söylemişti.

2021 ZOR GEÇECEK

Kuraklık kapıyı çalmıyor, artık kapıyı kırıyor.

Su her zaman çok önemli ama bugünlerde daha çok önemli. Barajlarımızın ancak üçte biri dolu, yeraltı suyu seviyeleri düşük.

Yazının Devamını Oku

Aşılar kapışılıyor 

COVID-19 salgının başında nasıl maske, solunum cihazı, eldiven gibi malzemelerin tedarikinde kavgalar yaşandıysa, aşı konusunda da açıkça olmasa bile benzer şekilde alttan alta kavga yaşandığı anlaşılıyor... Zengin ülkeler salgına son vereceği umuduyla bakılan aşı adaylarını daha Faz-3 safhasında iken ön sipariş verip almış. İngilizce bilenler bu konuda ‘Nature’ dergisinin en son sayısındaki ‘How COVID vaccines are being divided up around the world’ (COVID aşıları dünya çapında nasıl paylaşılıyor) adlı yazıyı okumalı...

COVID-19’a karşı aşı geliştiricilerinin, 2021’in sonuna kadar dünya nüfusunun üçte biri için yetecek doz yapabileceklerini tahmin ediliyor. Yazıda şöyle deniyor:

“Kuzey Carolina, Durham’daki Duke Küresel Sağlık İnovasyon Merkezi’nin tahminlerine göre, düşük gelirli ülkelerdeki insanlar aşılama için 2023 veya 2024’e kadar beklemek zorunda.”

Londra’daki yaşam bilimleri pazar analitiği şirketi Airfinity’nin CEO’su Rasmus Bech Hansen, üreticilerin kısa vadeli üretim tahminlerini zaman içinde azalttığını da söylüyor. Ancak yaygın dağıtıma en yakın görünen üç aşının üreticileri -AstraZeneca, Pfizer ve Moderna- 2021 için 2.6 milyar ila 3.1 milyar insanı kapsayabilecek 5.3 milyar doz üretim kapasitesi açıklıyor. Buna Rus ve Çin aşıları da ilave edilirse ne kadar olur bilmiyoruz...

Avrupa Birliği’nin 27 üye devleti, diğer beş zengin ülke ile birlikte, bu kapasitenin yaklaşık yarısını ön sipariş vermiş. Bu ülkeler, küresel nüfusun yalnızca yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturmakta. Artık gerisini yorumlamak size ait... Türkiye’nin artık bu yüzden, rakamlar azdı çoktu, maskem gelmedi gibi kısır çekişmeleri bırakıp bir an önce aşı geliştirip üreten ülkeler arasına girmesi gerektiğini defalarca bu sütunlarda yazdık. Dün de yazmıştık. Türkiye, Erciyes Üniversitesi ve Koçak Farma ile birlikte bir aşıyı geliştirmeye çalışıyor. İnsan denemeleri başladı. Umarız bu çalışma Türkiye’de beşeri aşı konusunda bir çığır açar...

PETROLDE GERİ ADIM ATMAYIZ

TÜRKİYE, Akdeniz’de petrol aramayı durduruyor mu? Arkasında bir yaptırım olabilir mi?

Araştırmacı Ferruh Değirmen diyor ki:

Yazının Devamını Oku

Aşı olur muyum?

Tartışmaya hiç gerek yok. Sayıları toplayıp çıkarmaya, halkın kafasını daha fazla karıştırmaya da hiç gerek yok. Farz edelim vaka sayısı daha fazla veya daha az. Bu hastalara şifa mı olacak, ölümleri önleyecek mi? Şeffafmış, değilmiş, herkes yaşayıp bizzat görüyor. Dünya COVID-19 salgınına yol açan SARS-COV-19 virüsünün pençesinde. İşini kaybedenlerin, elinde avucundaki birikimi eriyip gidenlerin sayısı az değil. Esnaf, hizmet sektörü zor günler yaşıyor. Günlük yevmiyeyle geçinenler de zor durumda ister istemez. Bugüne kadar 10 bini aşkın kişi de bu virüs yüzünden hayatını kaybetti. Bu toplamalar, çıkarmalar, grafikler derde deva olmaz. Bunun çaresi ‘aşı’. Asıl soru, biz aşıyı niye yapamıyoruz veya niye geç başladık? Umarız yavaş da olsa bu alanda bir ilk olur. Hayırlı olsun diyoruz.

Bu konudaki gelişmeleri yakından takip eden Almanya’daki gazeteci dostumu aradım. Almanya’da 400 aşı merkezi kuruluyormuş. Ordudan yardım da istenmiş. Tabii onlar BionTech/Pzifer aşıyla başlayacaklar. Aralık ortasında aşı başlıyormuş. Onların da ilk hedefi öncelikle sağlık personeli, risk grupları, yaşlılar vs...  

SORUNLAR BİTMEYECEK

Dostlar soruyor... “Yalçın Bey, aşı olacak mısınız?” Hemen peşinen söyleyeyim. Ben ve eşim aşı olacağız. Bu kadar net. Türkiye’ye önce aralık-ocak-şubat ayında Çinli Sinovac şirketinden 50 milyon doz inaktif virüs temelli CoronaVac isimli klasik bir aşı gelecek açıklandığına göre. Bu inaktif virüs temelli klasik bir aşı. Türkiye, Endonezya ve Brezilya’da denendi. Ciddi yan etkisi görülmedi. Uğur Dündar önceki akşam Halk TV’de ilk aşıyı olmak üzere başvurduğunu açıkladı.

Ayrıca bu virüse karşı tek çare aşı. Ancak aşı bulundu ama tehlike henüz geçmedi... Her şey normal seyrederse aşılamaya 14 Aralık’ta başlanacak. Bu aşının iki doz halinde yapılması, kanda antikor oluşturması birkaç hafta sürecek. Bu yüzden ‘maske, mesafe ve hijyen’ kuralına devam edeceğiz. “Aşı geldi, dertler bitti” yok, bunu da peşinen söyleyelim. Aşı rahatlatacak ama her şey değil. Bunu da bilelim.

GÜNÜN SÖZÜ
“BAZEN sadakat, yapmak istediklerinin önüne geçer. Bazen anlatacağın şey senin sırrın değildir.” Stephenie Meyer

YAZ SAATİ HESABI

Yazının Devamını Oku