Beni çizer yapan babamın aynalı mektupları

Çizimleri Türkiye ve dünyanın önde gelen gazete ve dergilerinde yayınlanmış, çok sayıda kitap ve albüm kapağında imzası bulunan uluslararası üne sahip sanatçımız Selçuk Demirel ile geçmişine yolculuk yaptık. Son kitabı ‘Ağaçname’ye ilham veren çocukluğunun Artvin’ini, babasının ‘Aynalı mektupları’nı, Ankara’daki öğrencilik dönemini ve halen yaşadığı Paris’teki hayatı anlattı.

Haberin Devamı

1- Geçen nisan ayında çıkan son kitabının adı: “Ağaçname- Sen ne güzel bir ağaçsın!” Uluslararası üne sahip çizerimiz Selçuk Demirel, Yapı Kredi Yayınları tarafından yayınlanan kitabının girişinde kitabı şöyle anlatıyor: “Ağaçlara hep büyük bir hayranlık duymuşumdur. Heybetli gövdeleriyle kollarını açmış, bizi kucaklayacakmış gibi bekleyen, gündüz başı bulutlarda, gece olunca da bizim için yıldız toplayan ağaçlar...

Beni çizer yapan babamın aynalı mektupları
Selçuk Demirel’in çocukluğundaki ağaçlardan ilhamla Yapı Kredi Yayınları’ndan çıkan son kitabı; Ağaçname

Çocukluğumun ilk altı yılını geçirdiğim Artvin’deki bahçemizdeki ağaçları tek tek hatırlıyorum. Bu ağaçlar benim düşünce dünyamda yaşamlarını sürdürüyor.” Kitaptan yola çıkarak, Paris’te yaşayan Demirel’den bizi eskilere götürmesi, onu bugünlere getiren yolculuğu anlatması için aradım. Sorularıma cevaben, insana kendini bir Selçuk Demirel çizimine bakmış gibi sıcak hissettiren, el yazısıyla yazılmış 20 sayfalık bir mektup geldi…

Haberin Devamı

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE1955 - “Babam ve ben”

MÜSTAKİL EVDE GENİŞ AİLE

Hikâyesi, kitaba ilham veren Artvin’de başlıyor: “1954 yılında doğdum. Osman Dedem, Melek Babaannem ve iki halamla birlikte yaşıyorduk. Altı dönümlük bahçesiyle bu küçük, iki katlı evi çok genç yaşta evlenince dedem satın almış. Annem ve benden bir buçuk yaş küçük kardeşimle üste katta, diğer aile üyeleri alt katta oturuyorlardı. Babamın muhtelif meslekleri vardı; Artvin’deki ender şoförlük ehliyeti olanlardandı. Güzel yazısı vardı. Tabelacılık da yapıyordu. Altın varaklı tipografiler yazdığını hatırlıyorum. İki elini aynı oranda kullanabiliyordu. Sağ eliyle soldan sağa doğru yazarken sol eliyle de aynı metni sağdan sola doğru tersten yazabiliyordu. Aynaya tutarak okuyabiliyorduk. Bazen mektup olarak da gönderirdi. Bu mektuplara; ‘Aynalı mektuplar’ diyorduk.

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE1965 - “1958-1959 yıllarında Erzurum’da yaşadık. Erzurum denilince evlerin çatılarında koşturduğumuzu, uçurtma uçurduğumuzu, hatta çok büyük uçurtmanın ipini tuttuğum için uçtuğumu hatırlıyorum!”

Haberin Devamı

ŞECEREMİZ 13. YÜZYILA UZANIYOR

Baba tarafımdan Osman Dedem bugünkü Gürcistan’daki Ahıska’dan gelen Misket Türklerindendi. Sanırım 19’uncu yüzyıl sonunda Ahıska’dan gelip Artvin’e yerleşiyorlar. Gelirken ki aile adları Ustaseferoğulları. Babaannemin ailesi Batum’dan geliyor. Batum’daki aile adları Gogitler, daha sonra Gökyiğit oluyor. Anne tarafımda herkes Gürcü. Aile içinde Gürcüce konuşurlardı. Annem iki erkek ve dört kız kardeşi ile Maçahel’deki aile evinde doğuyorlar. Maçahel’deki ahşap camiyi 1850’li yıllarda büyük dedelerim yaptırıyor. Sonradan Müslüman olmuş Gürcülerden… Batum’daki kilise kayıtlarına bakınca aynı ailenin şeceresi 13. yüzyıla kadar gidiyor.”

Haberin Devamı

2- RUS SEMAVERİNDE ÇAY KEYFİ

Çocukluk yılları, Artvin’deki geniş aile çevresi içinde büyük ağaçların gölgesinde geçiyor. Kendi anlatımıyla; “Rus semaverlerinde çaylar içerek, fantastik hikâyeler uydurarak, bir tekerlek bulunca araba yapıp binmek için geri kalan üç tekerleği olmadık yerlerde aramakla... Her şeyle dalga geçen Meliha Halam evin neşe kaynağıydı. Osman Dedem tanıdığım ilk sanatçıydı benim için… Ancak gerçek bir sanatçı cesaret edebilirdi möbleli salon radyosuna yeni aldığı günün akşamında yaldız boyası ile boyamaya, nasıl duracak diye merak etmişti! Ağaçların üzerine yerleştirdiği ampulleri uzaktan kumanda ile yakıp söndürmesini, evden bahçenin en uç noktasına döşediği telefon hattı ile evdekilere tek tek telefonda “Üfür, alo de!” diye ‘Alo’ dedirtmesini dün gibi hatırlıyorum. Bütün bu operasyonlarda asistanı olarak hep yanındaydım.”

Haberin Devamı

3- ÇİZGİYLE İLK ‘TENTEN’ TANIŞTIRDI

Gerçek anlamda ilk resimli-çizgili kitabı Artvin Şehir Kütüphanesi’nde gördüğünü anlatıyor: “Halalarımla şehir merkezine gitmiştik. Onlar rahatça alışveriş edebilmeleri için beni şehir kütüphanesine bırakmışlardı. Oyalanayım diye önüme resimli bir kitap koymuşlardı. Henüz okuma yazma bilmiyordum. Kitap üç buçuk maceranın birlikte ciltlendiği bir Tenten kitabıydı. Kitap küçük boy ve resimler siyah-beyazdı. Resimlere bakarak maceraların içerisindeydim. Sinema gibi maceradan maceraya savruluyordum. Benim için sanırım çizgi ile ilk ilişkim bu kitaptaki çizimlerdi. Benim kuşağımdaki herkes gibi Tommiks, Teksas, Zagor vb.  çizgi romanlar okudum, koleksiyon yaptım. 15-16 yaşlarından sonra resimsiz kitaplara ilgim arttı; romanlardaki hikayeleri kendi hayal gücümle canlandırmak heyecan vericiydi; Jack London, Charles Dickens, Jules Vernes.”

Haberin Devamı

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE 2005 - John Berger, Selçuk Demirel, Miguel Barselo ile...

“1989 yılında Alev Ebuzziya’nın evinde John Berger’le tanıştım. Abidin Dino ile birlikte gelmişti. 30 yıl süresince John ve Nella Bielski’nin Antony’deki evlerine gidip geldim. John Berger’le dört kitap projesi gerçekleştirdik. John Berger’le birlikteyken kendimi olduğumdan daha fazla akıllı hissettim hep.”

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE 2008 - Latif Demirci ve İhsan Yılmaz ile...

4- COĞRAFYA KİTABINDAKİ RESİMLER

1961 yılında Ankara’ya taşınıyorlar. Demirel devam ediyor: “Babam artık burada bir otomobil galerisinde ikinci el Amerikan arabalarını sergileyip satıyordu. 1950’li yılların bütün Amerikan arabalarını yıllar ile adlarıyla biliyordum. Otomobil ailemizin vazgeçilmez konusuydu. Bugün bile araba kullanmasını bilmiyorum. Bu yıllarda defter, kitap kenarlarına anlamlı anlamsız figürler karalıyordum. Etrafımdakiler bende bir ‘sanatçı’ görüyorlardı. Bense çizdiklerimi çok fazla ciddiye almıyordum. Lisede edebiyat ve şiire olan ilgim fazlaydı. 1970’li yıllarda Ankara’daki kitapçılarda resimli kitaplar ve desen albümleri yok denecek kadar azdı; Fransız ‘Pilot’ ve Amerikan ‘Mad’ dergilerini ayaküstü karıştırabiliyordum. Lisede biyoloji ve coğrafya kitaplarını çok seviyordum. Haritalar ve kitaplardaki illüstrasyonlar çok ilginçti! Mahalledeki arkadaşlarla birlikte ilk ve tek sayısını çıkardığımız “‘Amatör Sanatçılar dergisi” benim ilk desenlerimin de yayınlandığı dergi oldu. Sene 1973.”

NASIL ÇİZİYORUM

“Bir şeyler çizerken çizdiğimin anlaşılır olup olmadığını düşünmüyorum. İyi bir desen kendi içinde tutarlı olmalı, inandırıcılığı olmalı. Işık, gölge ve hacime önemle dikkat ederim. Çizmek istediğim konu kendi biçimi ve rengiyle birlikte gelir gözümün önüne; fotoğrafın birinci banyosundan sonra yavaş yavaş görünmesi gibi oluşurlar. Çizgilerimdeki anlam ve ifade de ona bakanın o günkü, o andaki ruh hali ile ilgili olarak anlam değiştirebilir. Aynı resme değişik zamanlarda tekrar baktığınızda başka anlamlar taşıdığını göreceksiniz. Anlam çok önemli! Anlamsız şeylerde de bir anlam bulmak mümkün.”

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE1983 - Paris

5- ‘DELİ VELİ’ BENİ FOTOKOPİCİ YAPTI

Lise yılları hareketli olmuş: “Atatürk Erkek Lisesi’nin müdürü ‘Deli Veli’ lakaplı aşırı sağcı, çok otoriter biriydi. Sınıfları basar, hepimizi tek tek arardı. Acaba ‘sakıncalı’ kitap, bildiri vs. taşıyor muyuz diye… 12 Mart1971’de fasist askeri darbe olmuştu hapishaneler yazar, gazeteci ve akademisyenlerle doldurulmuştu. Lise ikide belge aldım. Ankara Barosu’nun adliyedeki vestiyerinde fotokopi memuru oldum. Avukatların duruşma belgelerini çoğaltırken karaladığım desenlerin de fotokopilerini çekiyordum. Bir yıl aradan sonra okula döndüm.”      

İLK ÇİZİM DERGİYE KALANI ÇÖPE GİTTİ

“Ankara Sümer Sokak’taki bir kahveye sık sık gelip giderdik. Bir gün kahvede çizdiğim 9-10 deseni karşıdaki haftalık 7 Gün Dergisi’ne arkadaşım Raşit Eserol’un ısrarıyla götürdüm. Yazıişleri müdürü Atilla Bartınlıoğlu çizdiklerimden birini aldı ve “Bunu bu hafta giriyorum” dedi. Diğerlerini çöp sepetine attı. Her hafta yeni desenler, karikatürler götürmeye başladım. Bartınlıoğlu da beni birçok gazeteci yazarla tanıştırdı. Çizdiklerimi ilerletmem için beni çok destekledi.”

6- BARIŞ-SAVAŞ ÜZERİNE SERGİ

Sene 1974 ilk sergi açılışı: “Mahalle komşum Seyidali Gönel ‘Toplum’ dergisinde politik desenler çiziyordu. Çizdikleri benim için çok ilginçti. Çizginin (karikatürün) komik eğlenceli yanından çok politik anlatım aracı olması beni daha fazla ilgilendiriyordu. Lise son sınıftayken Seyidali beni mimar Mükremin Mungan’la tanıştırdı. Turgay Karadağ’ı da alarak Kare Grubu’nu kurduk. İlk sergimizi Ankara’da bir parkta açtık. Sergimizin mesajı düşünce özgürlüğüydü. Çizdiklerimizle barışı ve insan haklarını savunuyorduk. Üniversite sınavında Mimarlık Akademisi’ni kazandım. Aynı yıl Mimarlar Odası’nın   dergisi ‘Mimarlık’ta desenlerim yayınlamaya başladı. İlk kişisel sergimi 1975’te Ankara’da Akla Kara adı altında sergiledim. Sergideki resimler antiemperyalist antifaşist barış-savaş temaları çerçevesindeki çalışmalardı. Başka meslek odalarının dergilerine de çiziyordum.”

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE 1995 - “Torunlarım Emile ve Justin ile  Normandiya”

7- ABİDİN DİNO’NUN TURŞULARI

Demirel, 45 yıldır Paris’te yaşıyor. Oraya yolunun nasıl düştüğünü şöyle anlatıyor: “Üniversite yılları birçoğumuz için zordu. Okulların büyük kısmı ya kapalıydı ya da    sağcı-ülkücü öğrencilerin işgalinde ya da boykot altındaydı. Can güvenliği yoktu. O dönemki eşim Semra, ODTÜ’den yeni mezun olmuş mimardı ve Paris’te yaşamak istiyordu. 1978’de Paris’e geldik. Valizimin yarısı desenlerim ve afişlerimden oluşan rulolardı. Gelirken bir de Yaşar Kemal’e oğlu Raşit Gökçeli tarafından verilmiş bir paket getirmiştim. Kendisini aradığımda randevu yeri olarak Abidin Dino’ların adresini verdi. Pakette Dinoların özlediği dut reçeli, patlıcan turşusu gibi yiyecekler vardı. Böylece Abidin ve Güzin Dino ile tanıştım. Abidin Dino ile olan dostluğumuz ölümüne kadar sürdü. Arada Paris kafelerinde buluşur, miting ve yürüyüşlere katıldık.”

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE1993 - Abidin ve Güzin Dino ile Paris’te

PARİS YILLARI

“Paris Türkiye’den gelen birçok yazar, çizer ve sanatçının da uğrak yeriydi. 1980’li yıllar; Hıfzı Topuz, Melih Cevdet Anday, Çetin Altan, Oğuz Aral, Suat Yalaz, İsmail Cem... Zülfü Livaneli ile sık görüştük. Roland Tapor, Komet, Yüksel Arslan, Alev Ebuzziya, Ömer Uluç, Vivet Kanetti... Karım Lyliane ile de 1986 yilinda Café Palette’de tanıştık.”

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE 1999 - Paris

8- TURİST DEMİREL NASIL SANATÇI DEMİREL OLD

Turist vizesiyle geldiği Paris’ten bugünün Selçuk Demirel’i nasıl çıkmış? Yanıtı: “Paris Ecole des Beaux Arts’ın sınavlarını kazandım. 1981’de La Maison des Artistes tarafından ‘sanatçı’ statüsü edindim. Aynı yıl iki çocuk kitabım yayınlandı. Le Monde Gazetesi’nde ilk desenlerim yayınlanmaya başladı. 1988’den 2010 yılına kadar Le Nouvel Observateur dergisine, 1992’den itibaren, bugün halen Le Monde Gazetesi’ne çizmeye başladım. 1998’den itibaren Amerika’da çizimlerim yayınlandı”

Beni çizer yapan babamın aynalı mektuplarıSENE 2022 - Eşi Lyliane ve oğlu Regis’le

SANAT TARİHİ, İNSANLIK TARİHİ

“Paris’te her şeye yeniden başlamalıydım. Bildiklerimi unutup, başka türlü düşünmeye başlamam gerekiyordu; özgürleşmek, her türlü özgürleşmek… Fransız çizerleri özgürce çizebiliyorlardı. Her şeyi eleştirebiliyorlardı. Kendileriyle dalga geçebiliyorlardı. Hiçbir ‘kutsal’ları yoktu. İlk keşfettiğim çizerlerden biri, sonradan dostum olan Roland Tapor’du. Diğeri Reiser idi. Steinbeg ile yaptığımız işin sanat olduğuna inandım. Paris’te ve yolculuklarımda gezdiğim müzeler ve galerilerde gördüğüm resimler ve tabloların sanatsal gelişimimde çok önemli rol oynadığını söyleyebilirim. Sanat tarihi, biraz da insanlığın tarihi…

Yazarın Tüm Yazıları