İyi bir kayınvalide olacağım

Korona kabusunu Bodrum’da yaşayan Seda Sayan, artık İstanbul’a, sahnelere, annesine ve oğluna kavuşmak için gün sayıyor. Haziran sonunda “Nerede kalmıştık” diyerek konser maratonuna start verecek olan Sayan, sahnelerde olacak ama “Yemekteyiz” masasından uzak duracak. Dobralığı dillere destan Sayan ile sosyal mesafesi yüzlerce kilometreyi bulan bir röportaj gerçekleştirdim; kayınvalide Seda’dan, kendisine isyan bayrağı açtıran yeni aşk dedikodusuna her şeyi konuştum.

Pandemi dönemini Bodrum’da geçirdiniz. Nasıl bir süreçti sizin için? Orada İstanbul’dakinden daha mı özgür hissettiniz kendinizi?

- Evet, pandemi dönemini Milas-Ören’de geçirdim, hâlâ da buradayım. Herkes ne kadar sıkıntılı geçirdiyse benim için de o kadar sıkıntılıydı aslında. Çok ciddiye aldım çünkü bu dönemi. Sanki burada daha rahatmışız gibi bir izlenim olabilir ama hayır, kurallara tamamen uydum.

En çok kimi, neyi özlediniz bu süreçte?

- Annemi ve oğlumu... Çünkü onlar İstanbul’da kaldı.

Siz niye Bodrum’dasınız?

- Ablam buraya yerleştiği için... Bir de burada daha güvende hissettim.

Anneniz de yanınızda olsaydı.

- Getiremezdik, çünkü doktor kontrolünde. Birçok operasyon geçirdi ve doktorları İstanbul’da. Çok yakınında hastane olmayan yerlere götüremiyoruz artık.

İyi bir kayınvalide olacağım

GÖKOVA’DA EV ALAN BEN DEĞİLİM ABLAM

Gökova’da ev ve restoran aldığınızı duydum.

- Gökova’da ev ve restoran alan ben değilim, ablam buraya yerleşti. Evi alan o. Eniştem de Ören sahilinde iki katlı bir restoran açtı. Eniştem Coşkun Yıldız, ses sanatçısı, yıllardır benim de vokalistimdi. Şimdi ara sıra kendi restoranında müzik yapacak.

Pandemi sonrası daha küçük bir dünyanın hayalini kurmaya başladınız mı?

“Artık spot ışıklarını özlemiyorum” gibi bir şey de söyleyemem. Ben sahneyi, televizyonu seviyorum. Güzel bir proje olduğunda yine televizyonda olurum. Zaten Allah kısmet ederse haziran sonu itibarıyla, bütün arkadaşlarımın olduğu gibi benim de işlerim, konserlerim başlıyor.

KORKUDAN KİLO ALDIM

Bu süreç sizin hayatınızda bir şeyleri değiştirecek mi?

- Şu dönemde içine kapanan, radikal kararlar alanlar olabilir, evet. Ama benim için öyle bir süreç değildi.

Nasıl bir süreçti peki?

- Çok yoğun bir tempodan çıktım. Hem “O Ses Türkiye”, hem “Yemekteyiz”, hem konserlerim... İnanılmaz bir tempodan çıktığım için de bu dönem bana çok iyi geldi. Radikal kararlar falan almadım, aksine çok iyi dinlendim, yüzüm gözüm kendine geldi. Biraz kilo aldım ama o da korkudan... 

“YEMEKTEYİZ” ASLA BENİM YAPABİLECEĞİM BİR İŞ DEĞİL

“Yemekteyiz”deki bazı yarışmacılar sabrı zorluyordu. Hiç “Benim burada ne işim var?” dediğiniz ya da patladığınız oldu mu?

- “Yemekteyiz” aslında çok keyifli bir format fakat çok yorucu, çok... Evlere gitmek yorucu. Çünkü bir tek ben gitmiyordum; ışıkçılar, kameramanlar, set görevlileri, yönetmenler, koordinatörümüz, yapımcı... Bir dairenin içine hepimiz doluşuyoruz. Yoksa benim yarışmacılarla ilgili hiçbir sıkıntım olmadı. Sonuçta beni tanıyan insanların evlerindeydim.

Tanıyan derken...

- Zaten her sabah evlerine konuk olduğum, beni benden iyi tanıyan insanlar yani. Yorucu kısmı sadece ciddi bir kalabalığın aynı evin içinde olmasıydı.

Yeni sezonda da masanın başında oturmaya devam edecek misiniz?

- “Yemekteyiz” çok eğlenceli bir format ama asla benim yapabileceğim bir iş değil. Bir söz verdim, sözümde de durdum. Pandemiden dolayı biraz erken kestik sadece, Acun sağ olsun (Ilıcalı) buna anlayış gösterdi.

DOLGULAR ERİYİNCE DAHA GÜZEL OLDU

Estetik konusunda en cesur ünlülerden birisiniz. Ne yaptırmaktan ne de bunu açıklamaktan çekiniyorsunuz. Bundan sonrası için bir estetik planlaması yaptınız mı?

- Valla karantinanın bitişini estetikle mestetikle kutlamak gibi bir niyetim yok. Aksine karantina bana çok iyi geldi, çünkü bu sürede ne makyaj yaptım, ne saçım yapıldı. Saçım, yüzüm, tırnaklarım her şey kendine geldi. İrem Sak demiş ya “Benim bu pandemide dolgularım, botokslarım eridi” diye, herkesinki eridi, benimki de... Valla daha güzel oldu. Hiç düşünmüyorum şu an bir şey yaptırmayı. Zaten şu durumda, şu dönemde bir şey yaptırılacak gibi de değil.

Estetik müdahalelerle aranıza mesafe konmuş gibi...

- Yoo ben estetiğe karşı değilim. Kendisini daha iyi hissedecekse herkes yaptırsın. Erkekler de yaptırıyor artık.

“Botokslar gitti, organik olduk. Güzel de oldu, doğallaştık” demişsiniz ama.

- Gerçekten iyi oldu. Ama yine de bu, artık böyle küçük müdahaleler yaptırmayacağım anlamına gelmiyor. Bırak göz önünde olan insanları, evde oturan hanımlar bile gerek duyduğunda böyle şeyler yaptırıyor, yaptırmalı da. Eğer insana kendini iyi hissettiriyorsa yaptırmalı.

KİLO TAKINTIM VAR

Safiye Soyman’dan sizin kilo konusunda çok takıntılı olduğunuzu duymuştum. Ama pandemi döneminde yasaklar kalkmış, kilo almışsınız. Şimdi ne olacak?

- Safiye o kadar güzel yemekler yapıyor ki... Çoğu zaman onları bana yediremese bile bazen de tencerenin içine giriyor, çıkamıyorum. Dediği doğru, kilo takıntım var, normalde çok dikkat ediyorum. Ama pandemi döneminde bağışıklık sistemimi güçlendirmek için biraz fazla yedim, kilo da aldım. Olsun, çabuk kilo veririm ben. Şimdiden biraz biraz başladım bile dikkat etmeye.

Var mı bir menünüz?

- Sabahları muz ve kahve. Biraz geç yerim muzu, sonra bir de kahve içerim. Öğleden sonra hafif, yoğurtlu bal gibi bir şey. Ya da bir avuç ceviz, fındık, badem. Akşam bir balık, bir salata, bitti gitti. Bak nasıl zayıflarım şimdi ben.

70 KERE FLÖRT EDENİ YAZMIYORLAR

Evlilik konusunda da gözü karasınız sanki. Özel hayatınızda mutluluğu bulduğunuzda, hemen resmiyet kazandırmak istiyorsunuz.

- Evlilik konusunda gözü karalık demeyelim de ben flört etmeyi bilmiyorum, bunu daha önce de söyledim. Ben evleniyorum, düzgün olsun, her şey doğru gitsin istiyorum. Olmuyor. Bir de millet flört edip edip ayrılıyor ama evlenince niyeyse illa sayılıyor, “Aaaa altı kere evlendi” deniyor. Ben altı kere evlendim. 70 kere flört edeni yazmıyorlar da “Altı kere evlenip ayrıldı” diyorlar. Hep bu konuşuluyor. Ortada bir tuhaflık var, bende mi yoksa onlarda mı çözemedim. Bence ben doğruyum. Düzgün yaşadığıma inanıyorum. Evlilik kutsal, evlenmek güzel şey.

Âşık olsanız elinden tutup objektiflerin karısına çıkar mısınız?

- Artık âşık olsam bile elinden tutup ortaya çıkamam, dikkat etmek zorundayım.

Oğulcan vetosu mu?

- Bunu oğlum mu talep ediyor, hayır, kendim dikkat ediyorum. Artık olacaksa da gizli olmalı. Bu saatten sonra ortalıklara çıkıp abuk sabuk işler yapmak bana yakışmaz.

PANDEMİ DÖNEMİNİ YALNIZ GEÇİRDİM

Yalnız mısınız şu an?

- Pandemi dönemini de yalnız geçirdim Allah kahretmesin (kahkaha atıyor). Şaka bir yana ama, böyle günlerde anlıyorsun ki insanın yanında biri olmalı. Sohbet edeceğin, birlikte oturup film izleyeceğin, birlikte kitap okuyacağın bir hayat, yol arkadaşı şart.

Âşık olsanız ve Oğulcan bu beraberliğe karşı çıksa, ne yapardınız?

- Oğulcan’la sevdiğim adam arasında kalacak bir durumum olmaz, öyle bir şey yaşamam. Oğulcan’ın kendi hayatı, benim kendi hayatım. O duruma getirmem olayı.

YAŞ TAKINTIM YOK AMA ALKAN YAŞINDA ÇOCUKLA DA OLMAZ

Son dönemde adınız Alkan Dalgakıran ile anıldı ve siz aradaki yaş farkından dolayı “O benim ancak evladım olabilir” diyerek isyan ettiniz. Aşk, yaş ve yasak tanır mı?

- Tabii ki adımı Alkan Dalgakıran’la çıkardıklarında tepkim çok sert oldu, olmalıydı da. Gerçekten o benim oğlumdan küçük çünkü. Bu demek değil ki yaş takıntım var ama Alkan yaşında bir çocukla da değil yani. Hiç böyle bir şey yapmadım. Olmaz.

Yaş sınırlamanız var yani...

- Ben resme bakarım öncelikle, resim çok önemli. Bir erkek senin yanında seni taşıyor gibi duruyor mu, seni taşıyabiliyor mu, görüntüsü nasıl, siz yan yana nasıl görünüyorsunuz...

HANİ YAŞIMI  GÖSTERMİYORDUM

Diyelim ki resim güzel...

- Şimdi ne oluyor biliyor musun; bana diyorlar ki “Aaa siz ne kadar genç, ne kadar fitsiniz” ya da “Kendine ne kadar iyi bakıyor, kadına bak ne güzel...”

Ama sonra kendinden 15 yaş küçük biriyle yan yana gördüklerinde “Bu ne şimdi, oldu mu? Kaç yaşında bu Seda Sayan?”

Eee ne oldu, hani hiç yaşımı göstermiyordum, öyle diyordunuz, bu ne ikiyüzlülük... Yani bunlara karşıyım ama dediğim gibi Alkan yaşındaki bir delikanlıyla da değil, asla değil, asla. O gerçekten benim çocuğumdan da küçük. Olmaz. Ayıp.

Geçtiğimiz günlerde TC kimlik numaralarını kontrol ettiğiniz iki sevgili adayınızın evli çıktığını açıkladınız.

- Doğru. Bana “TC kimlik no’su istiyor musunuz gerçekten?” diye sordular, “İstiyorum” dedim. Hatta hızımı alamıyorum, GBT’sine bile baktırıyorum, inan bana... Sonra dediler ki “Peki baktırdığınızda hiç evli çıkan falan oldu mu?” Gerçekten oldu.

Gerçek ortaya çıkınca ne yaptınız?

- “Defol git” dedim ve engeli bastım. Bitti gittiler. Bu kadar kolay. Evli insanlarla işim olmaz benim. Hayatım boyunca olmadı, olamaz da.

İyi bir kayınvalide olacağım

 OĞULCAN’LA EZGİ BİRBİRİNE ÇOK YAKIŞTI

Oğlunuz Oğulcan Engin ile Ezgi Eyüboğlu birlikte. Beraberliklerini ilk duyduğunuzda ne düşündünüz? İçten içe bir kıskançlık oldu mu?

- Arkadaşlıklarını duyduğumda “Ne güzel, çok yakışıyorlar” dedim. Birbirlerine gerçekten yakışıyorlar... Kıskançlık meselesine gelince, ben oğlumu hayatta kıskanmam. Onun mutlu olmasını isterim. Dolayısıyla da oğlumu kıskanıp abuk sabuk şeyler yapacak bir kayınvalide olmam. 

Ünlü bir gelin adayı gözünüzü korkutuyor mu? Şöhretin sıkıntı yaratacağını düşünüyor musunuz?

- Bunları ben konuşursam, bu soruya ben cevap verirsem Oğulcan ile aramda sıkıntı çıkabilir. O yüzden en iyisi bunu Oğulcan’a sorun, o cevap versin.

Seda Sayan nasıl bir kayınvalide olur? 

- Kayınvalide Seda Sayan bence çok iyi olur. Benim bir tane evladım var o mutlu olsun, gelinim oğlumu çok sevsin isterim. O zaman ben de onu çok severim.

SINGLE İŞİNİ BANA AJDA ÖĞRETTİ

  Birçok dizi ve filmde rol aldınız, sonra birden kesildi. Oyunculuk yapmak istemiyor musunuz?

- Dizi ve sinema sektöründe çalışmak çok zor. Ama belki bir komedi dizisi olursa düşünebilirim. Gerçi öyle her gün de gidemem sete. “Haftada üç gün gel” derlerse... Evet, komedi dizisinde oynayabilirim.

Şarkıcı, oyuncu, sunucu, jüri üyesi... En başarılı olduğunuzu düşündüğünüz dal hangisi?

- Valla televizyon beni seviyor. Sahneyi de ben seviyorum. Ama arada bir ihmal ettiğim albümlerim oluyor. Şimdi biraz da ona ağırlık vermeye başladım.

Albüm mü var yolda?

- Yok, artık single olarak çıkarıyorum. Bunu da Ajda (Pekkan) öğretti bana. “Sedacım üç-dört ayda bir, bir tane şarkı yap, at YouTube’a” dedi. Ben de Süperstar’ın izinden gidiyorum.

KADIN KUŞAĞININ MUCİDİ BENİM

 ◊ Hangi alan için “Keşke hiç girmeseydim” dediniz?

- Ben hayatımın hiçbir döneminde “Keşke bunu yapmasaydım” demedim. Pişmanlıklarım olmadı hiç, hamdolsun her şey de yolunda gitti. Bana verilen görevin fevkalade üstesinden geldim ki bunca zaman televizyonda kalabildim. Kadın kuşağının mucidi benim. Kadın kuşağı Türkiye’de ilk benimle başladı. Yıllarca yaptım. Ben çok çalışkanım, çok disiplinliyim, çok başka türlüyüm çalışırken. Hakikaten her şeye çok dikkat ederim, çok ince eleyip sık dokurum. Bu yüzden de hâlâ teklif alıyorum, hâlâ yerimi koruyorum.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Bu yasaklar yetse ne âlâ...

Çoğumuz aylardır had safhada tedirgin, hatta paranoyak hallerdeyiz. Biri burnuna karabiber kaçıp da hapşırsa değil mekan semt değiştiresimiz var.

Kendimiz kadar sevdiklerimiz için de korkuyoruz.
Amma velakin korkunun ecele faydası yok.
Önlem konusundaki küçücük bir açık, bulaş zincirini hızlandırıyor, Covid-19’a kapıları ardına kadar açıyor.
Tablo sadece Türkiye değil tüm dünya için karanlık. Kimi ülkeyi ikinci, kimini üçüncü dalga vurdu.
Tsunaminin etkileri hastane önlerinde uzayıp giden kuyruklardan, kırmızı alarm veren yoğun bakımlardan da belli.
Önceki gün, günlük vefat sayısı üç haneli rakamlara tırmandı.
Ve sonuç, beklenen yasaklar geldi.

Yazının Devamını Oku

Ekranda fazla güldüm diye iki kere maaşımı kestiler

Tek kanallı dönemin en önemli yüzüydü Ayşe Egesoy... 30 yıllık kariyerinde yüzlerce konser sundu, çok önemli röportajlar yaptı ama kamera karşısında bir kez olsun kahkaha atmadı. Çünkü TRT’de olmak sorgusuz sualsiz ciddiyet gerektiriyordu. Şimdi o günleri anarken gülümsüyor, “Zamanında fazla güldüm diye iki maaşım, yırtmacım var diye de ikramiyem kesildi benim” diyor... Hemen arkasından ekliyor: “Olması gereken de oydu ama... Kanallar artınca sokaktan geçeni çevirip ‘Gel sen bunu sun’ demeye başladılar!”

Herhangi bir yerde sadece sesinizi duysam, o sırada sizi görmemiş bile olsam direkt “Ayşe Egesoy” derim. Bu nasıl bir imzadır?

- Bunu duymak ömre bedel işte, çok şükür.

Bunu sadece ben söylüyor olamam. Sokakta, alışveriş yaptığınız mekanlarda da benzer durumlarla karşılaşıyorsunuzdur.

- Aynen öyle. Sesimi hemen tanıyorlar. Bana mesleğimin en önemli geri dönüşü de budur. Yani sonuçta TRT’de devlet memuruyduk biz. Aldığımız maaş belliydi. Özel televizyonlardan da TRT maaşımızdan azıcık fazla kazanırdık. Yani çok büyük paralarımız, evlerimiz, arabalarımız olmadı. Ama bugün hâlâ bu markanın yaşıyor olması, insanların bana bu kadar sıcak yaklaşması öyle büyük bir kazanç ki... Tarifi yok.

SOKAKTAN GEÇENİ ÇEVİRİP SUNUCU YAPTILAR

Bu unutulmaz ses ekranlardan bize kaç yıl boyunca ulaştı?

- 20 sene TRT’de çalıştım. 5-6 sene de sonrası... Yaklaşık 30...

Yazının Devamını Oku

Babam nezle olduğunu söylediğinde içimden ‘onu kaybedeceğiz’ demiştim

Aslı Hünel, geçen ay büyük bir acıyla sarsıldı. “Hiçbir kronik hastalığı yoktu” dediği babası Mehmet Fevzi Hünel, korona yüzünden birkaç gün içinde hayatını kaybetti. Ünlü şarkıcıyı başsağlığı için aradığımda anlattıklarından öylesine etkilendim ki, yaşadıklarını herkes bilsin, “Bana bir şey olmaz demeyin” feryadını herkes duysun istedim: “Sadece 10 gün... Her şey o 10 gün içinde olup bitti. Öncesinde dağ gibi adamdı. Ne olur bu hastalığa yakalanmamaya çalışın. Virüs sapasağlam babamı 10 günde aldıysa, kronik hastalığı olanlar ne yapsın?”

Aslıcım acın çok taze, başın sağ olsun...

- Çok teşekkür ederim Tülay... Allah kimseye bu acıları yaşatmasın. Ölümün bile hayırlısı dilenir ya, doğru. Öyle ani oldu ki... O yüzden kabullenemiyor insan.

Annenle baban olabildiğince izole yaşıyorlardı diye biliyorum.

-  Öyleydi zaten. Abim (Saruhan Hünel) ve ben bile “taşıyıcı olabiliriz” korkusuyla onları çok sık ziyaret etmiyorduk. Deniz kenarında bir yazlık evleri vardı, orada kalıyorlardı. Ekim ayına kadar da her şey yolundaydı.

İşler ne zaman kontrolden çıktı?

- Bir gün babam aradı, nezle olduğunu söyledi. Market alışverişine çıkmış, dönüşte yağmura yakalanmış. “Herhalde o gün üşüttüm biraz, hastayım” dedi.

Nezle olduğunu söylediğinde hiç aklına korona olabileceği gelmedi mi?

- Düşmez olur mu? “Baba emin misin? Bir test yaptır” dedim. “Yok, ilaç aldım” diye diretti.

Yazının Devamını Oku

İstanbul’dan çıktım yola...

Evet, ben de “Mecbur kalmadıkça seyahat edilmemeli, hayat eve sığar” diyenlerdenim. Amma velakin hem işim hem de ailemin Hollanda’da olmasından dolayı pek çok kişiden daha fazla seyahat etmek durumundayım. Çocuklarım, anne-baba özlemim ağır bastı, işten güçten de fırsat bulup geçen hafta sonu yine Hollanda’ya uçtum.

Dünya pandemide ikinci dalga kaosu yaşarken havalimanlarında neler olup bitiyor, Avrupa’da durum ne, yeni önlemler var mı diye de meraktaydım açıkçası...

YOLCU AZLIĞI YÜZÜNDEN UÇUŞLAR BİRLEŞTİRİLİYOR

Amsterdam’a ulaşım için her zamanki gibi yine Türk Hava Yolları’nı tercih ettim.

Uçaklarda yoğunluk devam ediyor ama sebep eski hareketliliğe dönülmüş olması değil. Seyahat edenlerin sayısı ciddi biçimde azaldığından uçuşlar birleştiriliyor.

Mesela ben bilet alırken, o gün için 2 ayrı sefer vardı ama sonrasında yolcu azlığından dolayı iki uçuş birleştirildi.

Hâl böyle olunca da çoğu zaman uçak saatiniz değişiyor, planlanan saatte uçamayabiliyorsunuz.

Yola çıkma hazırlığı yapanların bunu göz önüne almasında fayda var.

UÇAKTA VARDİYALİ YEMEK DÖNEMİ

Yazının Devamını Oku

Şehir sadece yaparak değil yıkarak da güzelleşir

Yeşil Bursa tarih oldu olacak, gri binalar yeşil doğayı yutacak derken... Belediye bu süreci tersine çevirmek üzere atağa kalktı. Yapılan çalışmalara dair haberler gelmeye başlayınca gidip sormak farz oldu. Geçen hafta Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş’ı ziyaret ettim. Ben “Yeşil nereye gitti” diye sordum, o anlatmaya başladı... Aktaş toprağın altında kalmış gizli hazinelerin açığa çıkarılması, tarihe gölge düşüren çirkin binaların imhası konusunda kararlı görünüyor. Zira yeni motto şu: “Şehir sadece yaparak değil yıkarak da güzelleşir!”

Bursa’da yeşilinden kültürüne, binalarından hanlarına büyük bir dönüşüm başlamış. Böyle geniş çaplı bir projeler zincirine neden gerek duyuldu?

- Şöyle bir girizgah yapayım. Türkiye’nin 81 ili, 925 ilçesi ve hepsinin de çok ciddi özellikleri var. Ama Bursa gerçekten farklı, gerçekten çok özel bir şehir.

Nedir onu diğer şehirlerden farklı kılan? Sonuçta sizin de dediğiniz gibi Türkiye’nin her köşesi ayrı bir değer...

- Bursa, Osmanlı’yı kuran, Osmanlı’ya dair ciddi izler taşıyan bir şehir. Ama hepsi bu değil tabii... Şehir, Osmanlı’dan önce de farklı medeniyetlere ev sahipliği yapmış. İznik’i gördünüz, tam anlamıyla bir açıkhava müzesi hüviyetinde. Ama şu ana kadar ciddi mesafe alamamış, hak ettiği ilgiyi görmemiş.

Dünya Göçebe Oyunları gibi organizasyonlarla, orada yaptığımız bazı restorasyonlar ve sahil düzenleme çalışmalarıyla kendini toparlamaya başladı gerçi... Restore etmek falan güzel ama yine de bunları dünyaya tanıtmadan olmaz.

Yani diyorsunuz ki şehir genelinde başlatılan dönüşüm yeterli değil. Ne yapacaksınız o halde?

- Onun için de bazı girişimlerimiz var. Güney Kore, Japonya, Malezya ve Endonezya’da fuarlara katıldık, görüşmeler yaptık, büyükelçiler aracılığıyla çeşitli firmalarla bir araya geldik. Güney Kore’de bir ajansla anlaşıp tanıtım faaliyetini başlattık. Oradan turizm acenteleri, hatta YouTuber’lar bile getirdik.

Yazının Devamını Oku

“İstiklal”de bayram

Beyoğlu Belediyesi, Cumhuriyetin 97. yıldönümü kutlamaları kapsamında iki anlamlı projeyi hayata geçirdi. Bunlardan ilki “Cumhuriyet’in İstiklal Yolculuğu” sergisi...

Cumhuriyete uzanan destansı yolculuğun birbirinden özel kareleri, 29 Ekim kutlamaları kapsamında İstiklal Caddesi ve Galata Köprüsü’nde sergilenmeye başlandı.
Beyoğlu Belediye Başkanı Haydar Ali Yıldız, serginin açılışında yaptığı konuşmada, İstiklal Caddesi’nin önemini de vurguladı. Yıldız, “Caddeye ‘İstiklal’ adı Kurtuluş Savaşı’nın sonunda verildi. Biz de belediye olarak Kurtuluş Savaşı’nı anlatan sergimizi vatandaşımızla burada buluşturduk” dedi. İkinci sürpriz ise 29 Ekim’e özel çıkarılan Beyoğlu Gazetesi’ydi.
Kapağında Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün fotoğrafı ile onun unutulmaz “Efendiler! Yarın Cumhuriyeti ilan edeceğiz” sözünün yer aldığı gazetenin kendisi kadar dağıtım şekli de etkiledi beni... Vatandaşların önceki gün Taksim Meydanı’nda “Yazıyor yazıyor, yarın Cumhuriyet’in ilan edileceği yazıyor” diye bağırarak koşan çocukları gördüklerinde şaşkına dönmüş olduklarına şüphem yok. Kendilerine uzatılan gazeteye baktıklarında da birçoğunun duygulandığından adım kadar eminim.
Şahsen o çocukların fotoğraflarına bakmak bile benim gözlerimi yaşarttı.

Dünya pandemiye rağmen Sakarya’da buluştu

İki teker tutkunları geçen hafta sonu Sakarya’da bir araya geldi. Ama bu kez ortalık sessiz sedasızdı. Çünkü yarışanlar egzoz sesleriyle kulakları sağır eden motorcular değil dünyanın dört bir yanından gelen bisiklet sevdalıları oldu.

Şehir, üç gün boyunca

Yazının Devamını Oku

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak

Ferhat Göçer, pandemi yüzünden hayatının projesi “Aldırma Gönül”ü askıya aldı, evine kapandı ama bu inziva dönemini verimli hale getirmeyi başardı. Kendiyle yüzleştiğini, tevekkülü öğrendiğini ve sakinleştiğini söyleyen ünlü sanatçı, 30 Ekim’de yeni albümü “Anadolu Aryaları” ile müzikseverlerin karşısına çıkacak. Bir yandan da pop albümü üzerinde çalışmaya devam eden Göçer’i evinde ziyaret ettim. Hem bir doktor gözüyle pandemi sürecini değerlendirmesini istedim, hem krizdeki müzik sektörünün nasıl toparlanabileceğini konuştum.

Birçok müzisyen gibi sizin de aylardır sesiniz sedanız çıkmıyor. Nasıl geçiyor pandemi günleri?

- Mart sonu, nisan başı gibiydi. Sabahattin Ali’nin “Aldırma Gönül” oyununun Türkiye turnesindeydik. En son Samsun’da sahneye çıkmıştık. İstanbul’a döndükten sonra pandemi nedeniyle iki ay hiçbir şey yapamadım. Aslında bu süreç, benim için bir eğitim ve bilinçlenme süreci oldu diyebilirim.

Ne tür bir bilinçlenmeden bahsediyorsunuz?

- Malum 3 ay eve kapandık. Başlarda neler olup bittiğini idrak etmeye çalıştık, sonra karamsarlık dönemi ve arkasından kabulleniş geldi. Ben ondan sonra da süreci nasıl verimli hale getiririm diye düşünmeye başladım.

Bu yol mutfaktan da geçti mi? Malum, o dönemde mutfağa girip ekmek, börek yapmayana uzaylı gözüyle bakılıyordu.

- Tabii ki... İdrak sürecinde herkes gibi ekmek yapma, yemek pişirme çabaları falan bende de oldu. Ama şöyle bir avantajım vardı, müzik stüdyom yan tarafta. Aynı zamanda küçük bir televizyon stüdyomuz var. Yukarısı yaşam, aşağısı çalışma alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Sümela’dan Uzungöl’e bir Trabzon rüyası

Trabzon, doğasından mutfağına, tarihinden insanına her bir özelliğiyle ziyaretçilerini bağlıyor.

Bu da turizmin gelişmesini, turist sayısının günden güne artmasını sağlıyor.
Şehirde 2000’li yılların başında 2000 olan yatak kapasitesi bugün itibarıyla 40 bini geçmiş.
Bu rakamda Sümela Manastırı’nın payı büyük.


Geçen yıl göreve başlayan Trabzon Büyükşehir Belediye Başkanı Murat Zorluoğlu, “Avrupalı turistleri Trabzon’a çekecek altyapıları oluşturmamız lazım” diyor ve ekliyor:
“Sümela Manastırı’mız Trabzon’un batıda da en çok bilinen mekanı. Orada ciddi bir restorasyon yapılıyor. Yeni düzenlemeler de söz konusu... İsteyen herkes aracıyla yukarı kadar çıkabildiği için orada acayip bir trafik oluşuyordu mesela... Yolun iki tarafına park edilmesi kaos yaratıyordu. Bu sene aşağıda büyük otoparklar yaptık. Önümüzdeki yıldan itibaren Büyükşehir olarak insanları ringlerle taşıyacağız.”

Yazının Devamını Oku

Benim de çok hatam oldu

Kimi alkışlıyor, kimi topa tutuyor. Kimi vatan, bayrak sevdalısı görüyor kimiyse fazla politize buluyor. Hakan Ural’la Kanal D’de yayınlanan “Neler Oluyor Hayatta” programının yayını sonrasında buluştum. Eleştirileri sordum, “Kötü insanların yarattığı sinerji, üzerinde durmuyorum” dedi. Politize olduğu konusuna “Hayatta hiçbir şeyi politize etmem” sözüyle nokta koydu. Oradan buradan, dereden tepeden keyifli bir sohbetin ardından da kanal binasından ayrılıp her zamanki gibi “En iyi arkadaşım” dediği eşinin yanına koştu.

“Neler Oluyor Hayatta” yayınından az önce çıktın. Program takip ettiğim kadarıyla gayet güzel gidiyor, kutlarım.

- Teşekkür ederim. Evet, çok iyi gidiyor. Sağ olsun izleyicimiz bizi hiç yalnız bırakmıyor.

Korona tüm dünyanın rutinini bozsa da sizin ekibi yolundan alıkoyamadı. Kısıtlama sürecinde bile ara vermediniz.

- Yok, hiç ara vermedik.

Kimi korkudan kimi de yasaklardan dolayı evine kapanmışken, sen virüsten ötürü hiç tedirginlik duymadın mı peki?

- Kanal yönetimi bize müthiş sağlıklı bir ortam sağladı. Yapımcımız Hülya Sepken’den teknik ekibimize kadar herkes çok değerli, hepsi de gerçekten işini layığıyla yapan insanlar. Ve hepsi de bu konuda çok hassas davrandı. Çok şükür en ufak bir sağlık sorunu yaşamadık. En azından şu ana kadar. İnşallah bundan sonra da aynı şekilde devam eder.

Hakan Ural, sokaktaki insanın Hakan Abi’si mi oldu? Kime senden bahsetsem “abi” diyor.

- Estağfurullah...

Yazının Devamını Oku

Konsey 1 yaşında

Genel başkan yardımcılığını yürüttüğüm, gazetecilik meslek örgütlenmesine yeni bir soluk getiren Küresel Gazeteciler Konseyi (KGK), kuruluşunun birinci yılını kutluyor.

Genel Başkan Mehmet Ali Dim’in çabalarıyla 14 Ekim 2019’da kurulan KGK, hem Türkiye özelinde hem de dünya genelinde kısa sürede başarılı çalışmalara imza attı.

Ankara’da genel merkez binası ve İstanbul’da bir çalışma ofisi bulunan konsey, 79 ilimize de temsilci atadı.

Yanı sıra 34 ülkede temsilcisi bulunan KGK, yaygın, yerel ve dış medyayı bünyesinde barındıran ilk ve tek basın meslek örgütlenmesi olarak yoluna devam             ediyor.

Küresel Gazeteciler Konseyi’nin bir önemli misyonu da Türkiye aleyhindeki olumsuz propaganda ve algı faaliyetlerine karşı tepki ve eylem ortaya koyabilmek amacıyla, her türlü medya aracını da kullanarak ülkemizin kamu diplomasisi faaliyetlerine destek vermek...

Böyle bir oluşumda görev almaktan gurur duyuyor, bu vesileyle hem yönetimimizin hem de üyelerimizin birinci yıl dönümünü kutluyorum.

Emeği geçen herkese sonsuz teşekkürler.

Veliler servisten kaçıyor

Okullar açıldı ve yeniden yüz yüze eğitime başlandı. Gerçi Milli Eğitim Bakanlığı pandemiden dolayı okula gitmeyi zorunlu tutmuyor, kararı ebeveynlere bırakmış durumda.

Yazının Devamını Oku

Gülmeyi çocuklar icat etti biz tüketiyoruz

Efsanelerin çocuğu olarak doğdu ama hayatı kolay değildi. Hem 7 yaşındayken onların özlemini çekmek zorunda kaldı, hem onların gölgesinden sıyrılmak... Vazgeçmedi, “Pes edince tükenir insan” mottosuyla yürüdü. Annesi Çolpan İlhan’ı ve babası Sadri Alışık’ı utandırmadı. Sadri Alışık Çolpan İlhan Tiyatrosu’nu hem oyunculuğu hem genel sanat yönetmenliği ile zirveye taşıdı. Üç senedir oynadığı ‘Fekeli’ karakteriyle fenomen haline geldi. Kerem Alışık’la geçen hafta bir araya geldik. Tüm sorulara şiir tadında yanıtlar verdi.



Bu yıl Altın Kelebek Ödülleri’nde Başarı Ödülü’ne layık görüldünüz. Geçen yılı da 10’un üzerinde ödülle kapatmıştınız. Rol aldığınız yapımlar ve kazandığınız ödüller bir yana, size göre hayattaki en büyük başarınız ne?

- Hayattaki en büyük başarı, yapmak istediğiniz işi yaparak yaşamaktır. Hayatı, istediğiniz gibi yaşamayı elde etmektir. İnsan, hayatı boyunca bunu sağlamak için çalışır, didinir ve yorulur. Albert Camus der ki; “Başarı elde edilebilir bir şey. Önemli olan başarıyı hak etmek”... İşte bütün uğraş bunun için olmalı.

“En büyük başarım, sevdiğim işi yapmak” mı diyorsunuz? Bu mudur?

- En büyük başarıdan öte, başarılarımız vardır. Başarıyı en büyük ya da büyük diye kategorize edemeyiz. Hepsi birbirinden farklı ve bakış açınıza göre değişir. Başarıyı yaptığın işi içine sindirmek diye algılıyorum ben. Çünkü sen içine sindiriyorsan ve yaptığın işten memnunsan, o iş başarılı oluyor. Belki de ben bu şekilde yaşıyorum.

Mesela tiyatroda çok istediğim bir roldü “Esaretin Bedeli”ndeki Red karakteri. “Esaretin Bedeli”ndeki Red ve “Bir Zamanlar Çukurova”daki Fekeli karakterlerini çok severek oynadım, çok içselleştirdim, onları kendime yakın buldum. Belki yorumlarımla biraz onları da kendime yakınlaştırdım. Sonuç olarak içime sinince galiba o iş başarılı oluyor diye düşünüyorum.

Yazının Devamını Oku

Rakamlar umut veriyor

“Algı değişmeli” diyorum. Çünkü kadına şiddetin önüne geçilmesi konusunda, bunun caydırıcı ağır cezalar kadar önemli olduğunu düşünüyorum. Algının değişmesi için kamu spotu gibi özel çalışmaların devamı gelmeli, konunun gündemden düşmemesi sağlanmalı.

Diğer yandan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu da kadına şiddet konusuna ciddi biçimde eğilmeye devam ediyor. Sayın Bakan’ın geçtiğimiz gün sosyal medyada paylaştığı veriler, bir umut ışığı yaktı.
Bakan Soylu, alınan tedbirler sayesinde kadın cinayetleri oranının, yılbaşından bugüne yüzde 29 düştüğünü açıkladı.
Türkiye’nin kadın cinayetleri konusunda başı çektiğini düşünenlere de rakamlarla yanıt verdi: “Dünyada (milyon kişi başına) kadın cinayet oranı 13 iken Türkiye’de 3,8...”
İçişleri Bakanı Soylu, “Mücadelemiz, kadına karşı tek bir şiddet olmayana dek devam edecek. Aile içi şiddetle mücadeleyi hep birlikte başaracağız” diyor.
Veriler elbet umut veriyor ama daha alacak çok yolumuz var.
Bir gün “Kadın çiçek değildir, kadın kadındır, insandır. Erkeğe hak olan her şey ona da haktır”ı öyle ya da böyle herkes kabullenecek...

Bıktık bu

Yazının Devamını Oku

Yıldız Tilbe ve Beren Saat beden diline dikkat etmeli

Şiddet vakaları azalsa da bitecek gibi gözükmüyor. Farklı sorunlar gencecik insanları çok etkiliyor. Evliliklerde tehlike çanları çalıyor. Evet, pandemiyle birlikte ayarlarımız iyice bozuldu, psikolojimiz yerle bir... Bu hafta, kendisi de bir şiddet mağduru olan kişisel gelişim ve beden dili uzmanı Aşkım Kapışmak’la Sakarya Atlı Spor Köyü’nde buluşup gündemdeki konuları masaya yatırmak istedim. Söze çocukluğundan başlayıp gençliğin en temel sorunlarına kadar uzandık ama susmadık... Daldığımız derinliklerden çıkıp renkli konulara da kulaç attık...

Aşkım Kapışmak bugün gülüyor, geziyor, öğretiyor, yol gösteriyor. Ama aslında zor bir çocukluk geçirmişsin. Aile içi şiddetin yaralarını nasıl sarabildin?

- Çocukken şiddete tanık olmak, gözlem becerinizi artırıyor. Çünkü şiddetin kendisi değil “tekrar olur mu” endişesi, zayıf olan çocuğun güçlü olan yetişkini sürekli analiz etmesini sağlar. Ben de hem insanları analiz etmeyi öğrendim hem de erken yaşta yetişkin olmak zorunda kaldım.

Nasıl dayandın yaşadığın travmalara?

- 18 yaşıma kadar yaşadıklarımı yok saydım. Ve babamdan uzak kalmak için evden kaçmaya başladım. Otogara gider, kura çeker, hangi şehir çıkarsa atlayıp otobüse giderdim. Yaptığım şey, gittiğim yerde insanları tanımak ve kendimi çocukluğun acısından uzak tutmaktı.

BEYİN KANAMASI GEÇİRİNCE BİR KARAR VERMEM GEREKTİ

Dönüm noktan ne oldu?

- 20 yaşında beyin kanaması geçirdim. Ölümün eşiğine yaklaşınca bir karar vermem gerekti. Ya baba şiddeti yüzünden bende oluşan öfke, değersizlik ve sevgisizlik şemalarıyla yaşayacak, babam gibi zarar veren biri olacaktım... Ya da babamın bende yarattığı kişiliği yok ederek kendi arzu ettiğim kişiliği ortaya koyacaktım.

22 yaşında, üniversite okurken babamın vicdan ve merhamet duygularının eksik olduğunu fark ettim. Kendi vicdanımı ve merhametimi sorgulamaya başladım. Uzun yıllar gönüllü olarak engellilerle, kimsesizlerle çalıştım. Bu arada kimsesiz çocuklarda kendi çocukluğumu gördüm. İlginç olan şuydu; kendinize benzeyen insanlar gördüğünüzde ilk yaptığınız şey onlara sarılmak...

Yazının Devamını Oku

Parti kuşları kural tanımıyor

Sağlık çalışanları aylardır canları pahasına, ecel terleri dökerek, sevdiklerine hasret kalarak çalışıyor.

Yaşlılar aylarca evlerine kapanıp kaldı, gidişat böyle devam ederse yeniden dört duvar arasına sıkışmaları da kuvvetle muhtemel...
Çocuklar okullarına, tiyatrocular seyircilerine hasret.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca her gün maske ve sosyal mesafenin öneminden bahsediyor, rica ediyor, “duyarsız davranmayın” diyor. Kendiniz için değilse bile sevdikleriniz için, onları önemseyin...
Amma velakin bazı şımarıklar sınır tanımıyor, vicdan nedir bilmiyor.
1 ay önce Yiğit Marcus Aral ve sevgilisi Şevval Şahin, Aral’ın villasında bir doğum günü kutlaması düzenledi. Organizasyon daha çok korona partisine dönüştü.
Davetliler arasında koronaya yakalananlar olduğu haberleri yayılsa da çift bunu inkar etti.
Ta ki o partiye katılan model Daria Kyryliuk, korona pozitif olduğunu sosyal medya hesabında paylaşana kadar...

Yazının Devamını Oku

Yuvaya dönüşte gözlerim doldu

Özlem Yıldız, 17 yaşında kapısından içeri adım attığı Kanal D’ye yıllar sonra yeniden döndü. “Yuvaya dönüş” heyecanı yaşayan ünlü sunucu, bundan böyle hafta sonları “Konuştukça...” adlı programıyla ekranda olacak. Yıldız ile Kanal D binasında buluştum. Yeni programından özel hayatına, oğlu Demir’le ilişkisinden “Şimdi en yakın arkadaşım” dediği eski eşi Sinan Serter’e her şeyi konuştum. Her daim yüzü gülen, neşeli, görünürde gamsız Özlem Yıldız’ın göstermediği yüzünü de işte bu söyleşide keşfettim.



Uzun bir aradan sonra yeniden ekranlardasın Özlem... Hayırlı olsun...

- Çok teşekkür ederim.

Adı “Konuştukça...” değil mi? Biraz programın içeriğinden söz eder misin?

- Evet, “Konuştukça...” oldu adı. Konuştukça konuşacağız, konuştukça öğreneceğiz, birlikte eğleneceğiz. Hayatı paylaşacağımız, yaşamın içinden her şeyin olduğu bir program.

Hafta sonları ailece oturduğumuz ve keyifli sohbetlerin olduğu kahvaltı sofraları için farklı, pratik ve ekonomik tarifler de vereceğiz; sağlıktan doğal yaşama, güzellikten kişisel bakıma, eğitimden psikolojiye kadar her konuyu akılda kalıcı içerikler ve renkli anlatımlarla, uzman konukların görüşlerini aktararak izleyiciye sunacağız. Müzik ve televizyon dünyasının sevilen yüzlerini samimi sohbetler, hayatlarına dair en özel kesitler ve sürprizlerle evlerinize konuk edeceğiz.

Ayrıca programımızda izleyicilerimize yepyeni bir hayatın kapılarını aralayacak değişim bölümümüz de olacak; küçük dokunuşlarla yaşanan büyük farklara birlikte şahit olacağız, onların hayatına dokunacağız. Yani hafta sonu ailece ekran karşısına geçip keyifli zaman geçirecekleri bir sabah programı “Konuştukça”...

Yazının Devamını Oku

Fantastik yalnızlık

Will Smith’in, izlerken hepimizi geren ve daraltan “Ben Efsaneyim” filmini hatırlar mısınız?

Koskoca şehirde sadece bir adam ile köpeğinin kaldığı fantastik korku filmi...
Miami uluslararası havalimanında dönüşte aynen o hissiyata kapıldım. Sanki dünyalar savaşı olmuş, insanlığın sonu gelmiş gibi...
Pandemi öyle böyle vurmamış anlayacağınız, takım topla çift kale maç yap, o kadar boş yani...
Koca alanda bizim beklediğimiz THY uçağının yolcuları dışında neredeyse kimse yoktu.
Dükkanlar kepenk indirmiş... Yurtdışı uçuşlarda illaki içinde bir tur atılan free shop’lar bile kapalı...
Öyle bir yalnızlık, öyle bir dünyanın sonu hissi...
Nihayet İstanbul’a vardığımda eğilip toprağı öpmediğim kaldı o yüzden...

Yazının Devamını Oku

Hedefim şampiyonluktu ama yol kısa sürdü

Daha 13’ünde, akranlarının çoğu doktorluk, öğretmenlik, pilotluk hayali kurarken onun gözü mutfaktaydı. Adımlarını buna göre attı. Michelin yıldızlı restoranlarda staj yapmaya başladığında henüz 16’sındaydı. Türkiye’ye dönüşünde açtığı YouTube kanalıyla adını duyurdu ama asıl çıkışını “MasterChef” ile yaptı. Favorilerden de biriydi. İşte o yüzden ikinci haftasında elenmesi takipçilerini şoke etti. Yarışmanın “efendi çocuğu” Berk İlter, “Şampiyonluk hedefiyle çıkmıştım yola ama yol biraz kısa sürdü” derken gülümsüyor. Aldığı sonucu hüsran olarak kabullenmektense de “Her işte bir hayır vardır” diyor. Ya bundan sonrası? Ben sordum, o anlattı.

“MasterChef”e bu kadar erken veda etmeyi bekliyor muydun?

- Kesinlikle hayır.  İlk gün de dediğim gibi şampiyonluk hedefiyle çıkmıştım yola ama yol biraz kısa sürdü. Yine de buraya kadar geldiğim için çok mutluyum. “Her işte bir hayır vardır” mottosuyla hayatıma devam ediyorum.

Bu işin eğitimini almış, yurtdışında Michelin yıldızlı restoranlarda çalışmış biri olarak, böyle bir hüsrana uğramanın sebebi ne sence?

- Bu her şeyden önce bir yarışma. Haliyle şans da büyük bir etken. Ben bilgi birikimimin yarışmada devam eden arkadaşlarımdan yetersiz olduğunu düşünmüyorum. 100 bin kişi arasından ilk 16’ya kaldım ve alnımın akıyla çıktım.

Seni eleyen yarışmacı aslında bir at eğitmeni, mutfak konusunda da sana göre hayli acemi. Büyük finalde “nasılsa onu geçerim” gibi bir düşünceye kapılıp rahat davranmış olabilir misin? 

- Kendime güvenim var mıydı? Evet, vardı. Ama arkadaşlarımı güçsüz görmüyordum. Ben o gün inanılmaz el lezzeti olan biriyle son 2’ye kaldım ve giden ben oldum. 

PARA TALEP ETMEDİM YATACAK YER YETERDİ

Yazının Devamını Oku

Pandemi günlerinde Miami

Pandemi nedeniyle kısıtlanan uçak seferlerinin normale dönüşünden bu yana en uzun uçuşumu geçen hafta sonu yaptım. 13 Eylül Pazar günü Türk Hava Yolları ile Miami’ye uçtum.

Vaka sayıları giderek artarken bunca saat uçmak başta gözümü korkutmadı değil.
İstanbul Havalimanı’na bu endişelerle geldim. Pasaport kontrolünden geçtikten sonra THY Business Lounge’a yöneldim.
Kapalıydı...
Bunun üzerine şansımı diğer taraftaki Elite ve Elite Plus yolcuların kullandığı lounge’da denemeye karar verdim, açıktı...
Bir tarafta çoğu yolcunun favorisi olan pide yapılıyor, diğer tarafta köfte tavuk pilav üçlüsü servis ediliyordu.
Biraz atıştırdıktan sonra uçağa binmek için kapıya yöneldim.
Yine temkinli, yine hafif tedirgin...

Yazının Devamını Oku