Dansa çağıran rock vokali

Sena Şener son teklisiyle yeni bir eşikte olduğunu kanıtladı. ‘Affetmem’ gitar ve vokal performansı üzerine ve rock kafasında... Yine de dinleyeni dans pistlerine çağırıyor.

Dansa çağıran rock vokali
Sena Şener’in şarkı yazarı olarak kendini iyi ifade ettiği alanlar, yalnızlık ve düşünce ayağa kalkmayı bilen bir kadının aşkla mesaisi olarak sıralanabilirdi bir süre öncesine kadar. Ancak bu yılın başında öyle bir tekli yayımladı ki, kendi adıma şaşırdığımı itiraf edeyim. ‘Teni Tenime’ nispeten sert gitarlarıyla enerjik ve melodik bir pop rock şarkısı olduğu kadar küçük bir dokunuşla dansa davet etmesi an meselesi olan bir şarkıydı. Eğlencelik değil mutluydu.

‘Teni Tenime’nin ardından gelen ‘Kapkaranlık Her Günüm’ü dinlediğimde Sena Şener’in fabrika ayarlarına döndüğünü anladım. Acaba ‘Teni Tenime’ gibi şarkılarla nadiren mi karşılaşacaktık yoksa şarkı yazarı olarak mutlu bir eşikte miydi? Çünkü iyi şarkı yazarları kendine duygu ısmarlamaz, şarkılar sadece gelir. Şimdi ‘Affetmem’i dinlediğimde gönül rahatlığıyla Sena yeni bir eşikte diyebiliyorum.

‘Affetmem’, ‘Teni Tenime’ gibi gitar ve vokal performansı üzerine kurulu, yine rock kafasında ve dans pistlerine meyilli.

Sena Şener’in söz ve müzik dışında düzenlemesine de imza attığı şarkının videosundaysa samimi olmayan adamı bağışlamayacağını net biçimde ifade eden orman savaşçısı bir kadın olarak görüyoruz kendisini.

EFSANEYE SAYGI DURUŞU

Yıllardan 1971... BBC’nin efsanevi Top Of The Pops programında Marc Bolan adlı bir adam solisti ve lideri olduğu T Rex grubuyla sahnede. Bolan; parıltılı giysileri, makyajı, androjen görüntüsüyle ‘glam rock’ müjdesini veren ilk kişi kabul edilmesini sağlayacak performansını veriyor. ‘Bang A Gong (Get It On)’ adlı şarkıysa dönemin ikonik hitlerinden biri oluyor. Bolan, T-Rex’in her anlamda esas adamı. Sadece albenili bir vitrin, bir öncü değil, disiplini ve vizyonuyla grubu bir arada tutan kişi. Ne yazık ki 30’uncu doğum gününden önce geçirdiği bir trafik kazası sonucu bu dünyadan ayrılıyor.Dansa çağıran rock vokali
‘Mükemmel bir örnek’

U2’nun gitaristi The Edge, The Guardian’a verdiği röportajda aynen şöyle diyor: “Onu programda izledim. Daha önce böyle bir şey görmemiştim ve çok etkilendim. O günden bir yıl sonra ilk gitarımı almamda da etkisi büyüktür...” Elton John ise Marc Bolan’ın yakın dostu. Her fırsatta kendisini rol model olarak gördüğünü; tarzı, yeteneği, görüntüsü, şarkılarıyla mükemmel rock yıldızı örneği olduğunu belirtiyor. Bolan için şarkı yazmışlığı bile var. Geçen günlerde T Rex ile Bolan’a saygı nitelikli ve içinden Nick Cave, Kesha gibi önemli isimlerin geçtiği bir albüm yayımlandı. Bu albümde ‘Bang A Gong (Get It On)’u ‘New York Dolls’tan tanıdığımız David Johansen söylüyor. Ancak aynı şarkının albüme girmeyen bir diğer yorumu da vokalde Bono Vox, piyanoda Elton John olmak üzere kaydedildi ve tekli olarak piyasaya sürüldü. Şarkının doğasına uygun şekilde; Bono ‘seksi’ bir vokali, Elton John ise fevkalade stilize bir piyano üslubunu tercih etmiş. Neresinden baksanız iddialı bir cover. Ancak diğer icraları dinlemek üzere ‘Angelheaded Hipster’ adlı saygı albümünü de listenize alın.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Şarkılara bak, konsepte takılma

Hande Yener’in yeni albümü ‘Carpe Diem’i incelediğinizde iyi şarkılarla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Ama keşke ‘konsept’e fazla takılmak yerine 20 yıllık başarılı kariyerinin gerçek mucizesinin sadece kendisi olduğunu unutmasa ve yeniliği ‘dışarda’ aramasa...


Hande Yener dünya trendlerini yakından takip etti, etkilendi, denedi; kimi zaman başarılı oldu, kimi zamansa umduğunu bulamadı. Ancak kendisini Hande Yener yapan en önemli özelliği cesaretiydi ve sahip olduğu şöhretin hakkını verdi. Yaşadığı kafa karışıklıkları, düzenlemeleri ya da görsel tavrı açısından esinlenme sınırları dışına taşan seçimleri, kendini tekrar etmesi falan çok da önemli değil. Önemli olan kariyerinin 20’nci yılı şerefine ‘Carpe Diem’ gibi bir albüm yapabiliyor ve azımsanmayacak bir beklenti yaratabiliyor olması.

‘Carpe Diem’ 10 yeni şarkı içeren (son tekli ‘Bela’ dışında) Yener’in uzun süredir üzerinde Misha ve Berksan’la (Mete Özgencil’i de unutmayalım) çalıştığı ve pandemi koşulları nedeniyle ertelenen bir 20’nci yıl kutlaması.

Milano ya da Mahmutpaşa fark etmez

Albümle aynı adı taşıyan ilk video için Milano’ya giden, stilist Gabriele Papi’yle çalışan, Le Corbusier’nin meşhur şezlong sandalyesini kullanan, İtalyan bir model seçen ve sosyal medyada havalı şapkalarıyla konuşulan Hande Yener’e öncelikle söyleyeceğim şu: Bu görsel çağda dijital teknolojiler sayesinde oluşan sınırsız video fikri var. Görsel albüm dediğimiz şey de sadece styling, saç, makyaj ve aksesuarların ‘havalı’ olması anlamına gelmiyor. Milano ya da Mahmutpaşa fark etmez, yönetmen Aytekin Yalçın’ın yaratıcı fikirlerini yansıtabildiği bir videoyu yeğlerdim.

İkinci olarak; Yener bir dönem İngilizce söz kullanmakla kazanabileceğine inandığı yurtdışı başarısının asıl sırrı olacak; ‘bizden’ unsurlar kullanmayı unutuyor. 1980’ler pop sound’uyla ya da çağdaş dans altyapılarıyla bizim ezgileri buluşturarak yeni bir Hande Yener sound’u yaratmak yerine Berksan ya da Mete Özgencil şarkılarına Misha tarafından falanca yabancı şarkıyı anımsatan altyapılar yazılmasına göz yumuyor. Belki bizzat öyle istiyor. Bence onun kıvamında bir müzisyenin aracıya ihtiyacı yok.

Üzüldüğüm nokta şu; tek tek incelediğinizde iyi şarkılarla karşı karşıya olduğunuzu hemen anlıyorsunuz. Ancak Hande Hanım ‘konsept’e gereğinden fazla takılıyor. Ya da 20 yılın gerçek mucizesinin sadece  ‘Hande Yener konsepti’ olduğunun farkında değil ki yeniliği ‘dışarda’ arıyor.

Yazının Devamını Oku

Kendisinin patronu Ben Fero

Yeni EP’siyle acemilik döneminde yaptığı bol hecelemeli stilinden müzikal anlamda daha derli toplu bir yöne evrilmiş. Genç hayranları memnun olmayabilir ancak doğru bir adım bu.


Ben Fero adıyla tanıdığımız Ferhat Yılmaz müzik kariyerinin başında rap stili, vücut geliştirme merakı, fenomen ve ünlü rap’çi arkadaşları hatta ‘Demet Akalın’ isimli şarkısının videosunda Demet Akalın’la birlikte rol almasıyla kazındı aklımıza. Konserleri doldu taştı. Khontkar’la ‘Jenga’sı ilgi gördü. Ezhel, Ceza ve Killa Hakan’la birlikte yazdığı sözlerle kendilerini hedef alan Norm Ender’e karşı saf tuttu. ‘Orman Kanunları’ albümünden sonra ‘Arkadaş’ı yaptı. Demoları, feat’leri hep çok ilgi görü.

Az arabeskli trap

Ben Fero, farklı bir karakter. İzmir-Atlanta usulü, az arabeskli trap yapıyor. Heceleme stili başta garipsenmiş olsa da bu onun alameti farikası. Böylece konserlerde kendisine eşlik etmesi de kolay olmuştu, ki bu da çok sevilme nedenlerinden biri. Hayran kitlesiyle sosyal medyada çok güçlü; röportaj vermiyor, pek ortalarda gözükmüyor. Rap yapma heveslisi gençler için farklı bir yol öneriyor.

Ticari tutumu da net. 2018’den beri tüm çalışmalarını kendi yayımlıyor. Menajerlik müessesesinden uzaklaştı. Yani konserden de dijital dinlemelerden de zorunlu olanlar hariç kesintisiz, komisyonsuz para kazanıyor. Ben Fero şirketinin tek patronu kendisi.

Gelelim geçen günlerde yayımladığı beş şarkılık yeni EP’sine... Acemilik döneminde yaptığı az tekerleme, bol hecelemeli stilinden müzikal anlamda daha derli toplu bir yöne evrildiğini görüyorum. Genç hayranları memnun olmayabilir ancak bu doğru bir adım.

Bu yeni EP’sinde de ‘Ferhat Yılmaz’, ‘Beni Anlasana’ ve Ezhel’in feat yaptığı ‘Kramp’ öne çıkacaktır. ‘Engerek’ ve ‘2020’yi de beğendim. Ben Fero kendisinin patronu bir müzisyen olarak pandemi koşullarına en hazır isimlerden biriydi belki. Konserler durdu ama şarkılarından para kazanmaya devam edecek.

SİHİRLE DEVAM EDİYOR

Yazının Devamını Oku

Modası geçmeyen bir grup ve onun senfoni formülü

Metallica, ilkinden tam 20 yıl sonra, bu kez hemşerisi San Francisco Senfoni Orkestrası’yla bir konser kaydına imza attı: ‘S&M2’... Tutan bir formülün yeniden yorumu büyük bir heyecan yaratmaz ama hayranları mutlu edeceği kesin.


Metallica için gelmiş geçmiş en büyük heavy metal grubu demek mümkün. Tüm zamanların en iyi gruplarından biri de aynı zamanda. Heavy metal’in tavrını ve sınırlarını yeniden belirlediler, bunu yaparken de özlerini yitirmediler. Billboard satış listelerinde arka arkaya beş albümle bir numara olmaları da, tüm kıtalarda kapalı gişe konser verebilmeleri de bundan.

En ilham verici albümlerden biri

Son 30 yılı ‘süper lig’de olmak üzere yaklaşık 40 yıldır üreten Metallica’nın yetenek ve performans başarısının yanı sıra kendisini bu denli büyük yapan bir özelliği daha var: Konfor alanlarında kazandıkları paraları saymak yerine yeni fikirlerin peşinde koşan, değişen, riske giren, başarısız olduğunda özeleştiri vermeyi de bilen bir grup olmaları. Kâğıt üzerinde harika görünen ancak sonucuyla hayal kırıklığı yaratan Lou Reed’le kaydettikleri ‘Lulu’ buna güzel bir örnek. Ancak sahip oldukları iştah ve cesareti de gösteriyor.

Sonucu güzel ancak doğası gereği riskli bir işe Nisan 1999’da da girişmişlerdi. Metallica’nın ‘S&M’i (Senfoni ve Metallica) benim için son 25 yılda yaptıkları en ilham verici albümlerden biri. Ancak o yıllarda bunu yapacak güçte de olsa bir metal grubunun bir senfoni orkestrasıyla eşleşmesi çok yeni bir fikirdi. Bu nedenle de farklı bir algı yarattı. Metallica’nın da etkilenmiş olduğu Deep Purple’ın ‘Concerto For Group And Symphony’siyle birlikte senfonik rock tarihinin mihenk taşlarından oldular. Ancak geçen yıllar içinde Kiss, Scorpions, Dream Theater gibi gruplar birçok canlı senfonik iş üretti.

Metallica, fikrin miadını doldurduğunu düşünmemiş olacak ki  geçen yıl ‘S&M2’ performansını gerçekleştirdi hemşerileri San Francisco Senfoni Orkestrası’yla. Olumlu taraflarından başlayacak olursak James Hetfield’in canlı kayıtta tabanca gibi şarkı söylediğini görüyoruz.

Şarkı listesinin yarısı ilk konserle aynı

Hatta 1990’lar ve 2000’lerde sahnedeyken zaman zaman aksayan kısık ve hırıltılı vokali bu albümde asgari hata veriyor. Özellikle ‘The Unforgiven 3’ baladında orkestrayla tek başınayken çok iyi. Sözün kısası ilkinin 20’nci yılında gelen kıymetli bir devam konserinin albümü ‘S&M2’. Öte yandan şarkı listesinin yarısı ilkinin aynı ve bu anlamda daha önce senfonik uyarlaması yapılmış şarkılarla tekrar oynamak bana biraz gereksiz geldi. Ayrıca senfonik enstrümanlar, gitar, davul ve vokalin birbirine üstün gelmek için kavga ettikleri intibaına kapılıyorsunuz ve bu miksajla ilgili bir sorun. İlk çalışma gibi bir heyecan yaratacağını düşünmesem de benim gibi Metallica sevenleri mutlu edecektir.

Yazının Devamını Oku

Duygusal, biraz da karanlık bir başyapıt

Taylor Swift’in yeni albümü ‘Folklore’, sanki şarkıları hiçbir konserde, stadyumda söylemeyecekmiş gibi, radyolar hiç çalmayacakmış gibi içten, sade ve çabasız. Yaz mevsiminde yayımlanmasına karşın bir kış albümü.


Konfor alanından ömür boyu çıkmasa bile yaptıklarıyla başarılı kariyer çizgisini ve küresel şöhretini sürdürebilecek müzik markaları var. Bu markaların çoğu, kariyerlerini ‘tekrar’ yoluyla beslemeyi tercih ediyor. Ancak iyi şarkılar ve pırıltılı prodüksiyonlarla da olsa kendini tekrar etmek, tutarlılıkla aynı şey değil ne yazık ki.

Bugün 30 yaşına gelen ve geçen 16 yılda pop, rock, country, elektropop, hangi sound’da karar kılmışsa kendini kanıtlamayı başaran Taylor Swift ise denemekten ve kendini aramaktan çekinmeyen, cesur ama tutarlı olmayı başarmış bir isim. Başta ülkesi ABD olmak üzere dünya genelindeki şöhreti tesadüf değil.

İşte yeni albüm ‘Folklore’ de bunun şahikası. Hatta global müzik endüstrisinin yıldızı olan bir sanatçının ustalıkla anaakım dışına çıktığı, kendi ‘indie/alternatif’ rüyasını gerçekleştirdiği bir çalışma diyebiliriz. Hayranlık uyandıran, duygusal; biraz da karanlık bir Swift başyapıtı.

Albüm sanki şarkıları hiçbir konserde, stadyumda söylemeyecekmiş gibi, radyolar hiç çalmayacakmış gibi içten, sade ve çabasız. Yaz mevsiminde yayımlanmasına karşın bir kış albümü. Loş bir odada piyano çalıp şarkı söyleyen Taylor Swift’in bu enfes performansını birileri gizlice kaydetmiş gibi.

The Beatles, Elvis Presley, The Rolling Stones...

Taylor Swift ‘Folklore’da söz yazarlığının da şahikasına ulaşmış. Aşk yaşadığı ve mutlu olduğu için hüzünlü sözler yazamayacağını iddia edenleri utandıracak, derin birkaç hikâyenin ayrı ayrı şarkılara bürünmüş sözlerini kaleme almış. İyi bir hikâye anlatıcısı olduğundan görselleşebilen bir duygu yaratmış. ‘Folklore’ adeta filmini arıyor.

Deluxe versiyonda ‘The Lakes’ adlı ekstra şarkı, altı şarkının EP hali de dijitalde ilginizi bekliyor.

Yazının Devamını Oku

‘Türk işi’ dünya albümü

Ezhel ve Murda’nın ortak albümü ‘Made In Turkey’ hem Türkiye hem Avrupa hem de Latin kökenli ülkelerde popüler olan bir sound’u bizden unsurlarla zenginleştiriyor.

'Eh Baba’nın yarattığı ivmeyle hem Türkiye hem de Avrupa’dan dinlenmeye başlayan Murda’nın bu yıl yayımladığı albümü ‘Doğa’da; Ezhel’le ‘Pırlanta’, Zeynep Bastık ve Idaly’yle ‘Güneş’ şarkıları öne çıktı. Dijital dinleme rakamlarında da patlama yaşadı. Ezhel’le ortaklığı geçen yıl ‘Boynumdaki Chain’, ‘Aya’ gibi şarkılarla ses getirmişti.

‘Doğa’ albümü Murda markasını iyice parlattı. Yine Ezhel’le tekli olarak yayımladıkları ‘Bi Sonraki Hayatımda Gel’ ise noktayı koydu. Spotify listelerinin en çok dinlenen ikilisi unvanını sonuna kadar hak ettiler. Spotify rakamlarına göre bu şarkıyla 2020 yazının en çok dinlenen şarkıları arasında 2 numaraya oturan Ezhel ve Murda aynı listenin ilk 20’sinde ‘Aya’ ve ‘Made In Turkey’ adlı teklileriyle de yer aldılar.Ayrıca Murda, SFB eşliğiyle yaptığı ‘Napıyon Lan’ adlı şarkısıyla aynı listedeydi. Diğer bir deyişle Ezhel ve Murda’nın bir araya gelmesi Ezhel’in gücüne güç katarken Murda’ya Ezhel’siz ulaşmakta zorlanabileceği bir şöhretin kapısını araladı.

Bir tarihte, ikamet ettiği Amsterdam’dan Ezhel’e mesaj atan Murda akabinde kendisiyle bir araya geldi ve birlikte çalışmaya başladılar. Yarattıkları farkın temelinde rap’in yükselen bir değer olmasının ötesinde hem Türkiye hem Avrupa hem de Latin kökenli ülkeler bazında popüler olan bir sound’u bizden unsurlarla zenginleştirmeleri yatıyor. Bu sound’a reggaetone ve trap’in Türk ezgileri ve Latin sosuyla yoğrulması diyebiliriz. Bunda Ezhel’in reggae ve Latin beat’lere yakınlığının, albümün prodüktörleri Bugy ve DJ Artz’ın, en önemlisi güçlü Ezhel-Murda etkileşiminin etkisi büyük.

27 dakika bile sürmüyor

Ezhel ve Murda’nın bu sinerjiyi geliştirmek için atmaları gereken bir adım daha kalmıştı... Son tekli ‘Made In Turkey’ ile aynı adını taşıyan ortak albüm sonunda yayımlandı. Ezhel ve Murda dışında sadece bir parçada (Cümle Âlem) Kalibwoy eşliği mevcut.

‘Anadolu Flex’e de dikkat edin. Albüm dört tanesini önceden tekli olarak dinlediğimiz dokuz parçadan oluşuyor ve toplamı 27 dakika bile sürmüyor. Ama bütünü sorarsanız ‘nokta atışı’ derim; Ezhel - Murda kuvvetlerinin dünyaya açılan kapısı bile olabilir ‘Made In Turkey’.

Mr. Besk tarafından yapılan kapak görselinde Türk halısı içinde grafitti ile kaplı bir Türkiye haritası var. Aynen Ezhel ve Murda’nın kesişim kümesi gibi...

Meraklısına Not: Yedi yıl kadar önce Murda (O zamanki adıyla Murda Turk) Ceza ile Hollanda turnesi sırasında bağlantı kurmuş, birlikte bir şarkı yapmışlardı. Trap’siz, Latin sossuz ve yarı Türkçe old school tadında rap olan ‘Be On De Kıjk’ adlı şarkıyı ısrarla tavsiye ederim; YouTube’da bulabilirsiniz.

Yazının Devamını Oku

Siyah tutkunun kutlama töreni

‘Entrepreneur’ün zamanlaması, ‘Black Lives Matter’ hareketiyle ilgiliymiş gibi gözükse de ABD’deki ırksal eşitsizliğin tarihsel boyutu ve geleceğine daha geniş bir perspektiften bakıyor.


Pharrell Williams’ın yaptığı bir işi değerlendirirken, daha önce başardıklarına bakarak “Mutlaka altı dolu, hedefi belli, müzikal düzeyi yüksek, her koşulda olumlu mesaj içeren bir iştir” diyebilirsiniz. Jay Z gibi diğer bir devle işbirliği halinde ürettikleri sürpriz tekli de yanıltmıyor.

‘Entrepreneur’ün (Girişimci) zamanlaması, ‘Black Lives Matter’ hareketiyle ilgiliymiş gibi gözükse de ABD’deki ırksal eşitsizliğin tarihsel boyutu ve geleceğine daha geniş bir perspektiften bakıyor. Pharrell Williams ve Jay Z; ‘Entrepreneur’de sosyal girişimler dâhil birçok alanda insanlık yararına önemli adımlar atıp başarı kazanan siyahileri öne çıkarıyor. Şarkıyla aynı anda yayınlanan videoda altyazılı hikâyeleriyle yer alan Issa Rae, Tyler, The Creator, Robert Hartwell ve geçen yıl silahlı saldırı sonucu ölen Nipsey Hussle en dikkat çekici olanları.

Bu bizim birbirimize ve ninelerimize borcumuz

Bu güçlü şarkı için ‘The New American Revolution (Yeni Amerikan Devrimi)’ adlı özel bir sayı hazırlayan Time Dergisi, Williams’tan, Osaka, Kenya Barris, Imara Jones, Tyler, The Creator ve Angela Davis gibi siyahi girişimcilerle özel röportajlar yapmasını istedi. Williams diyor ki: “Bu bizim birbirimize olduğu kadar, ninelerimize de borcumuz. Her siyahi girişim binlerce yeni ilham demek. ‘Renkli’ doğanların girişimci olmalarının önünde sistemsel engeller var. Bunları ancak birbirimizden ilham alarak aşmak mümkün.” Time dergisinin dediği gibi; ‘Entrepreneur’, siyahi tutku ve adanmışlığın kutlama töreni…


Deniz Tekin’in genç yaşında ve evde tek başına çalıp söylediği şarkılarını internet yardımıyla geniş kitlelere ulaştırmayı başarmasının üzerinden epey zaman geçti. Kendisi bu arada büyüdü. Büyürken de onu var eden mayayı beslemeyi, düşse de kalkmayı, kendi yolunu bulmayı ihmal etmedi. İlk günden bugüne Deniz Tekin şarkıları; kurgusu, vokal üslubu ve sahibinin stiliyle ayrıştı.

Üç yıl önceki ‘Kozakuluçka’ albümünden sonra uzun aralarla ‘Hep Oturup Bekledim’, ‘Çözülmez’ ve ‘Yıldızlar’ adlı üç şarkı yayınladı. ‘Yıldızlar’ın üzerinden 10 ay kadar geçmişti ki Deniz Tekin ‘Uyanmalıyım’ ve ‘Güneşe Doğru’ adlı iki yeni şarkıyla çıkageldi.

Yazının Devamını Oku

Özgürlük bildirgesi gibi!

Araya salgın ve karantina girince uzun zamandır beklediğimiz yeni teklisini ancak yayımlayabildi. Ancak beklediğimize değdi! Bir önceki teklisinde biten ilişkisinin acısını yansıtan Miley Cyrus ‘Midnight Sky’la tek başına ayakta olduğunun mesajını veriyor.


Miley Cyrus, geçen yıl ‘She Is Coming’i yayımladığında bunun bir EP üçlemesinin ilk ayağı olduğunu ve bu üçlemenin yeni Cyrus albümü ‘She Is Miley Cyrus’a temel oluşturacağını biliyorduk. Ancak öyle olmadı. Bu EP’nin ardından ‘Mother’s Daughter’ın remiksleri sonrası sadece ‘Slide Away’ teklisi yayımlandı. Tabii ‘Charlie’nin Melekleri’ filmi için Arina Grande ve Lana Del Rey’le bir araya gelerek yayımladığı ‘Don’t Call Me Angel’ı saymazsak...

Bu noktadan sonra araya salgın ve karantina günleri girdi. Cyrus yeni teklisi ‘Midnight Sky’ı da ancak yayımlayabildi, ‘She Is Coming’ EP’sine gönderme yaparak sosyal medyadan “Bu kez gerçekten geliyorum!” demeyi de ihmal etmedi. Öncelikle şunu söylemek gerek: ‘Midnight Sky’ için beklediğimize değdi! Özellikle 1970’ler sonu ve 1980’ler boyunca yapılan pop-rock şarkıların, genel disko ambiyansının, parmak ısırtacak kadın vokallerin nostaljisini sevenlerdenseniz neden böyle söylediğimi daha iyi anlarsınız. Anaakım trendler açısından provokatif işlere imza atan, farklı sound’lar (pop, rock, hiphop, country) arasında gezinmeyi seven Cyrus bu şarkıdaki vokal üslubuyla idolü olduklarını belirttiği Stevie Nicks, Joan Jett, Debbie Harry gibi efsanelere selam çakıyor. Hatta ‘Midnight Sky’da Stevie Nicks’in ‘Edge Of Seventeen’inden bir alıntı da var.

Gelelim sözlere... Bir yıl önceki teklisi ‘Slide Away’de bitirdiği uzun süreli ilişkinin acısını yaşayan, adeta ağıt yakan bir genç kadın vardı. ‘Midnight Sky’daysa her şeyin üstesinden gelmiş; tek başına ayakta olduğunun, kendisini kimselere ait hissetmediğinin mesajını veren bir Miley Cyrus var. Şarkı sözleri özgürlük bildirgesi gibi...

Miley Cyrus’ın ilk yönetmenlik deneyimini yaşadığı videodaysa sözlerin ana fikri ve sound 1970’li yılların sonunda moda olan isyankâr cazibe mevcut. Bu durum Cyrus’ın yeni bir estetik tutumun işaretlerini verdiğini de düşündürebilir yeni albüm öncesinde.

Diğer bir deyişle, ‘Midnight Sky’da 1980’lerden etkilenen disco synth pop ve rock’n roll bir vokal üslubu karması yakalamayı başarmış Cyrus. Yazarlarından biri olduğu şarkı pırıl pırıl prodüksiyonuyla 2020’lerin beklentisini de karşılayacak sanki... Şarkının başarısından da anlayacağımız gibi Miley Cyrus bir yandan öngörülmezlik özelliğini korurken diğer yandan müzikal anlamda çok hayırlı bir yöne doğru evriliyor, çıtasını yükseltiyor. Albüm için beklentiyi arttırıyor.

YİĞİDE HAKKINI VERMEK İSTERİM

Murat Boz, bu yıl önce ‘Can Kenarım’ adında ve eski normale ait bir aşk baladı yayımladı. Parçası hayranları ve radyolarca sevildi, desteklendi. Ardından gelen teklisi ‘Kalben’ yaz ayları için düşünülmüş ve bana göre hem Murat Boz diskografisi hem de anaakım açısından taş üstüne taş koymayan bir şarkıydı ne yazık ki.

Yazının Devamını Oku

Gelecek günlerle aşk yaşıyor

Henüz çok genç. Ancak kazandığı Grammy’ler kucağına sığmayacak kadar çok. Karantinada pek ortalarda yoktu ama yeni teklisiyle karşımızda. Billie Eilish’in ‘My Future’ı kaygılı bir ruh haliyle yazılmış olsa da gelecek günlerin umudunu barındırıyor.


Grammy ödül töreninden dört büyük kategoride ödül almış genç bir kadın olarak dönmüştü evine. Büyük bir başarı... İçinde en büyük arenaların olduğu turne anlaşmalarını çoktan imzalamıştı. Yetmedi, bir James Bond filmi için tema müziği kaydeden en genç müzisyen oldu. Bu yıl ve sonrakilerin ‘Billie Eilish yılları’ olacağına kesin gözüyle bakabiliriz.

Eilish’in karantinada pek sesi soluğu çıkmadı. Sadece Global One World-Together At Home etkinliğinde çevrimiçi olarak gördük kendisini. Ancak yeni teklisini dinlediğimizde karantinayı boş geçirmediğini anlıyoruz.

Mutluluk ve huzur peşinde

‘My Future’ dünyanın eve kapandığı dönemde yazılmış şarkılarından biri ve gerisi gelecek. Sound olarak ‘Every-thing I Wanted’ ve James Bond teması ‘No Time To Die’ın devamı niteliğinde... Depresif baladlardan değil, umutlu. Bir aşk şarkısı değil; düşünceli, kaygılı bir ruh haliyle yazılsa da gelecek günlerle şimdiden yaşanan bir aşktan söz ediyor. Belki nereye gittiğimizi bilmeden yürüdüğümüz o yolda, mutluluk ve huzur peşinde Eilish. Ayrıca bir müzisyen olarak sesi için farklı vokal olasılıkları deniyor. Bu da bizi çok mutlu edip yeni albüm heyecanımızı arttırıyor.

‘My Future’ın Avustralyalı animasyon sanatçısı Andrew Onorato tarafından kotarılan videosu da aynı ruhu yansıtıyor. Kızımız ormanda yağmur altında, üzgün ve kaygılıyken; ay ışığına, bir örümcek ağına, ağaç yapraklarından süzülen su damlacıklarına bakıp içlenirken yeni ve güzel bir gün doğuyor ve uyanan doğa kendisini sarıp sarmalıyor. Hatta göklere çıkarıyor. Parçanın temposunun arttığı bölüm animasyondaki gündoğumuyla simgeleniyor. ‘My Future’ın yayımlandığı gün MTV Video Müzik Ödülleri’nde altı dalda aday gösterildi Billie Eilish. Daha fazlasını söylemeye gerek var mı?

DÜETLERLE YENİ BİR YOLA GİRDİCeyl’an Ertem, 2015’ten beri ‘Duyuyor musun?’ adlı bir YouTube programı yapıyor ve müzisyen dostlarını ağırlıyor.

Bugüne dek Nükhet Duru, Cihan Mürtezaoğlu, Sena Şener, Lara Di Lara, Jehan Barbur gibi isimler konuk oldu programa. Ertem son dönemde Melike Şahin’le enfes yorumladıkları Sertab Erener’in Sezen Aksu’ya ait ‘Seyrüsefer’ şarkısından sonra Duygu Soylu’yla yine programda birlikte söyledikleri ‘Orman’ı da tekli olarak yayımladı.

Yazının Devamını Oku

Bildiğiniz ‘yaz şarkıları’ndan değil

Ece Seçkin’in başarısında aranjörü Ozan Doğulu’nun büyük payı var. Dünya trendlerini takip ederek anaakımın dışına çıkmaya cesaret ediyorlar. ‘Acayip İyi’nin düzenlemesi de yaz şarkısı şablonundan taşıyor.


Ece Seçkin, 20’li yaşlarının başından itibaren anaakım pop için 15’i aşkın hit üretti. Kendisiyle birlikte enerjisini de büyütmeyi başardı. Şimdi Türk pop müzik piyasasında önemli başarı ve deneyim sahibi bir genç kadın ve artık farklı sound’larla anılmaya cesaret ediyor.

Başarısında büyük pay sahibi aranjörü Ozan Doğulu ile dünya pop trendlerini takip ederek Türk anaakım çerçevesinin dışına çıkıyorlar. Gayet de iyi yapıyorlar.

Seçkin’in geçen yıl Rozz Kalliope ile yaptığı ‘Benjamins 3’ adlı teklisi Türkçe rap ortamlarına bomba gibi düştüğü gibi yaklaşık 15 milyonluk dinlemeye ulaşarak kendisinin Spotify’daki ‘Adeyyo’, ‘Dibi Dibine’, ‘Geçmiş Zaman’ gibi şarkılarını geride bıraktı. Bilmiyorum, Ece Hanım buradan ne gibi bir mesaj çıkarıyor kendine...

‘Acayip İyi’ ise hem şarkı hem de Murad Küçük tarafından çekilen videosuyla dikkat çekici. Ece Seçkin bu şarkının çıkışını videoyu hak ettiği gibi çekebilmek adına normalleşme sonrasına bırakmıştı, doğru bir karar. 13 Haziran’dan itibaren Instagram ve TikTok üzerinden şarkı adını etiket yaparak gerçekleştirilen ‘dans challenge’ının da ilgi uyandırdığını eklemem gerek.

‘Acayip İyi’nin düzenleme matematiği bizim hareketli yaz şarkısı şablonundan bir miktar taşıyor. Ancak dinledikçe zihne yerleşip tekrar dinleme isteği yaratıyor.

Spotify verilerine göre Maroon 5’ın haftalık 46 milyon dinlemesi var. 2014 tarihli ‘V’ albümünden ‘Sugar’ın dinleme sayısı 1 milyarı aşmış durumda. 2019’da yaptıkları ‘Memories’ teklisiyse 850 milyona yaklaştı.

2002 tarihli başyapıt albümleri ‘Songs About Jane’deki özgün sound ve ‘She Will Be Loved’, ‘Harder To Breathe’, ‘This Love’ gibi çok güçlü şarkılar Maroon 5’a hızlı bir şöhret, radyo ve listelerde büyük bir rotasyon başarısı getirmişti. ‘Nobody’s Love’a kadar yaptığı ‘Memories’, ‘Girls Like You’ ve ‘What Lovers Do’ gibi hitlerde bu başarıyı tekrarladığını net biçimde görüyoruz. Hatta ‘Nobody’s Love’ da bu başarıyı sürdüreceğini kısa sürede ulaştığı yaklaşık 14 milyonluk dinleme rakamıyla kanıtlıyor.

Yazının Devamını Oku

Salgının ta kendisi

Onlar, K-Pop yani Kore popunun yıldızları. Ünleri Batı’ya dek uzandı. Şarkıları, dansları, karakterleri dünya üzerindeki her ergeni etkiliyor. Yeni şarkılarını dinleyicilerin beğenisine sunan, İngilizce albüm hazırlığındaki ekip bana sorarsanız başlı başına bir salgın...


Artık K-Pop’a bir alttür gibi davranmak haksızlık. Sadece Asya ve Ortadoğu’da değil, ABD ve Avrupa’da da ticari olmayı başarıp müzik listelerinin ilk 10’unda yer bulan, rekor satış rakamlarına ulaşan, önemli ödüller ve adaylıklar alan K-Pop grupları var. K-Pop’a dünya popunun ‘yeni normali’ demek, hatta başındaki ‘K’ harfini kaldırmak da mümkün. Zira odasının kapısına ‘Yetişkinler Giremez’ tabelası asan ergenleri derinden etkiliyorlar.

Kuşkusuz K-Pop’un bu kadar popüler olmasında BTS’in payı büyük. BLACKPINK, EXO gibi daha birçok popüler gruptan söz edilebilse de BTS’in başarıları ve öncülüğü olmasa K-Pop’un dünya pop trendlerine damga vurması söz konusu olmayabilirdi.

İki yeni şarkı

BTS dünya çapındaki büyük başarısını rap, R&B, trap hatta zaman zaman Latin ve rock esintilerini harmanlayarak oluşturduğu düzenlemeleri, dans koreografileri ve ihtişamlı videoları hatta sınırları ustalıkla belirlenmiş bir popülerlik formülüyle kazansa da sözlerde ağırlıklı olarak Korece ve Japoncayı kullanıyor oluşu onları benzersiz kılıyor.

‘Map Of The Soul 7’ albümünü şubatta Korece sözlerle yayımlayan grup geçen günlerde, iki yıllık ara sonrasında, tamamı Japonca bir albüm daha yayımladı. Albümün adı ‘Map Of The Soul 7: The Journey’...  BTS’in eski hitlerinden seçme şarkılar ve daha önemlisi Japonca iki adet sıfır şarkı içeriyor: ‘Stay Gold’ ve ‘Your Eyes Can Tell’.Yüksek tempolu albüm geliyor

 Öte yandan BTS, az sayıda şarkıda, genel olarak şarkı isimlerinde ve birkaç şarkı sözünde kullandığı İngilizceye daha fazla göz kırpıyor. 21 Ağustos’ta yüksek tempolu ve İngilizce bir tekli yayımlayacaklar. Bu tekli sonrasıysa yeni albüm gelecek. Grup ‘Bulletproof Boy Scouts’un (Kurşun Geçirmez İzciler) kısaltması olarak kullanılan BTS’e bir açılım daha getirdi: ‘Beyond The Scene (Sahnenin Ötesinde). Yani küresel mesaj vermeye devam ediyorlar.

Bakalım İngilizce sözlü şarkıların devamı (ya da albümler) gelecek mi? BTS’in belki de pandemi koşullarından en az etkilenen grup olduğunu söylemek mümkün. Hatta kendisinin bir çeşit pandemi olduğunu da...

Yazının Devamını Oku

Bu ortak imza yeni dönemin habercisi

‘Bu Sen Değilsin’ Sagopa Kajmer gibi 20 küsur yıllık kariyeri olan bir rap müzisyeninin farklı stillere yelken açmasına ve Faruk Sabancı’nın iç pazara dönük prodüksiyonlarının artmasına vesile olabilir.

Faruk Sabancı’yla bundan üç yıl önce Sabrina Signs’la yaptığı ‘Home’ teklisi yayımlandığında tanıştım. Sabancı soyadını gururla taşıdığını, iş hayatını sevdiğini ancak müzikten vazgeçmeyeceğini söyledi. Bir DJ/prodüktör olarak yaptığı işleri dinlediğimde bunun sıradan bir heves olmadığını anlayıp daha fazlasını yapacağına inandım. O günlerde sadece uluslararası işler yapmak vardı hedefinde. Armin Van Buuren, Tiesto, David Guetta gibi dans camiasının önemli isimleriyle bağlantı kurmuştu bile. Tarkan ve Ajda Pekkan’ı kıramadığı için yaptığı remiksleriyse istisna olarak görüyordu.Sagopa Kajmer (solda) ve Faruk Sabancı.

Zaman içinde Türkçe rap’e yaklaşmaya başladı. Geçen yıl ağustosta ‘Mekânın Sahibi’ adlı şarkısıyla olay yaratan Norm Ender’e çok güzel bir dans remiksi yaptı. Şimdi de rap camiasının kıdemli ismi Sagopa Kajmer’le yaptığı ortak çalışmayla çıkageldi. Ancak bu, bir rap şarkısını remikslemekten çok daha büyük bir adım. Sagopa Kajmer, geçen yıl ‘Avutsun Bahaneler’, ‘Toz Taneleri’ ve ‘Neyse’ ile ilgi görmüştü. Bu yıl Patron’la yaptıkları ‘Siyah’ da gördüğü ilgiyi hak etti. Ancak Faruk Sabancı’nın altyapılarıyla (bir anlamda düzenlemesiyle) Sagopa’nın sözlerinin buluşması ve besteye attıkları ortak imza ikisi için de ayrı ayrı yeni bir dönemin habercisi. ‘Bu Sen Değilsin’ belirgin bir sinerji yaratmış ve iyi sonuç vermiş.
Bu olumlu sonuç hem Sagopa Kajmer gibi 20 küsur yıllık kariyeri olan bir rap müzisyenin farklı stillere yelken açmasına hem de Faruk Sabancı’nın iç pazara dönük prodüksiyonlarının artmasına vesile olabilir. 

Zeynep Bastık şahane cover’ların kadını olmayı başarıp AçıkHava Tiyatrosu’nu da doldurduktan sonra kendi şarkılarıyla gümbür gümbür geliyor. Daha önemlisi, 2019’da yayımladığı teklisi ‘Her Yerde Sen’de işaretlerini verdiği ‘Zeynep Bastık sound’unun da altını çiziyor. Belki bu yılın şarkılarından ‘Çukur’a fazla ısınamadım ancak Sezen Aksu’nun söylenmemiş bir eseri olarak Bastık çerçevesine cuk oturan ‘Uslanmıyor Bu’ ve bir önceki şarkı ‘Her Mevsim Yazım’ gibi bu etkiyi güçlendiren bir şarkı olmuş diyebilirim ‘Bir Daha’ için. ‘Her Mevsim Yazım’la birlikte düşe kalka geçirdiğimiz yaz aylarındaki sosyal mesafe efkârımızı dağıtacak sıcak, samimi ve güçlü bir şarkı.

Büyük Ev Ablukada proje olarak samimiyet ve kendiliğindenlik üzerine kurulu başladı ve öyle devam etti. Grubun bir diğer önemli başarısı da ilk dönem hayranlarıyla sürekli artan genç hayranlarını buluşturmak oldu. Kitleleri bu şekilde büyüdü. Bugün hiç kimsenin grubun haklı şöhretini solistlerden Bartu Küçükçağlayan’ın televizyon ya da internet şöhretine bağlama cüreti gösterebileceğini sanmıyorum.
Büyük Ev Ablukada adından da anlaşıldığı gibi albümde kendi kurguladıkları efsaneye; ‘Hoşçakal Kadar’, ‘Ne Var Ne Yok’, ‘Boşluk’, ‘Bi Hıçkırık Gibi’ adlı şarkıları üzerinden bir boyut daha katmak üzere yola çıkmış ve bunu başarmış. En önemli nokta şu: Bu şarkıların ilk halleri samimiydi, bu halleri de öyle olmuş. İddiasız ve evde takılırmışçasına daha elektronik ve naif üslupla oluşturdukları bu ‘yeniden yapım’lara önyargısız yaklaşırsanız ilgili şarkılarla aşk tazelemeniz mümkün.

Yazının Devamını Oku

40 yıllık yeni şarkılar

Rolling Stones, 1973 tarihli albümü ‘Goats Head Soup’u genişleterek yeniden yayımlayacak. Albümde, tekli olarak beğenimize sunulan ‘Criss Cross’ gibi 40 yıl önce kaydedilip hiç yayımlanmayan iki şarkı daha var.

Rolling Stones’un birkaç yıl önce üzerinde çalışmaya başlayıp COVID-19 döneminde yayımladığı yeni şarkısı ‘Living In A Ghost Town’; Mick Jagger’ın sözlere yaptığı küçük bir müdahaleyle zamanın ruhunu yakalamıştı. İyi bir şarkının görmesi gereken ilgiyi gördü.

Grubun uzun süredir yepyeni bir albüm için çalıştığını biliyorduk ve bu şarkı umutları arttırmıştı. Ancak grup ters köşe yaptı ve genişletilmiş bir yeniden basım albüm projesini öne aldı.

1973 tarihli ‘Goats Head Soup’, diğer Stones albümleri arasında hak ettiği ilgiyi görememişti. Grup bu albümün yeniden basımını koleksiyonleri mutlu edecek şekilde genişletmeye karar verdi. 4 Eylül’de kavuşacağımız çalışmada üç ‘yenimsi’ şarkı da var. Yeni demiyorum çünkü ilgili şarkılar 40 yıl önce kaydedilmiş ancak hiç yayımlanmamış...

‘Criss Cross’ bunlardan ilki, diğer ikisi ‘All The Rage’ ve ‘Scarlett’ adlarını taşıyor. ‘Scarlett’te gitarları Led Zeppelin’in efsanevi kurucusu Jimmy Page’in çaldığını özellikle belirteyim.

Bunlarla da bitmiyor... Dört CD ve plaklardan oluşan pakette yine 1973 tarihli ‘The Brussels Affair’  adlı az bulunur konser albümü 15 parçasıyla yer alacak. Yeni üç şarkı dışında ‘Goats Head Soup’taki 7 şarkının alternatif miks ve enstrümantal versiyonlarına da kavuşacağız. 100 sayfalık kitapçık ve üç turne posteri de cabası...

‘Goats Head Soup’un yeniden basımından yayımlanan yenimsi ilk tekli ‘Criss Cross’, Stones’un 1970’lerdeki funky ve rock’n roll hallerine güzel bir örnek. Parçanın James Blake ve Madonna videolarından tanıdığımız Diana Kunst tarafından yönetilen videosunu da gözden kaçırmayın.

Alicia Keys’in duygularını dizginleyemediği, büyük bir hüzünle piyanosunun başına oturup içimize dokunan sesiyle bir anda güçlü bir balad yarattığını hayal ettim ‘Perfect Way To Die’ı dinlediğimde. Bunda şarkı sözlerinin; oğlunu polis şiddeti sonucu kaybetmiş bir annenin gözüyle yazılmış oluşu ve siyah hayatları değersiz gören ırkçı sistemi açıkyüreklilikle eleştirmesinin de etkisi büyük.

Keys, parçayla ilgili olarak şöyle diyor: “… Daha önce müziğin, bu denli güçlü bir çağrısına tanık olmamıştım.

Yazının Devamını Oku

Esinlenme ‘bela’sı

Hande Yener ‘Carpe Diem’ albümü için gün sayıyor. ‘Pencere’den sonra ‘Bela’ da tekli olarak dinleyiciye sunuldu. Ancak bu şarkıyla Maitre Sims’in ‘Bella’sı arasında bir benzerlik olduğu açık.

Hande Yener, Türk pop tarihine damga vurduğunu düşündüğüm 20 yıllık kariyeri onuruna yayımlayacağı ‘Carpe Diem’ albümünün heyecanını yaşıyor. Öncü kuvvetlerden ‘Bela’nın en önemli özelliği, temposu daha yüksek olmakla birlikte bir önceki tekli ‘Pencere’deki gibi sade ve şarkı bütünlüğüne odaklı oluşu. Sevdiceği için ‘bela’ benzetmesi yapmasına karşın sözlerinde Yener standardı diyebileceğimiz atar ve gider dozu da düşük üstelik.
Konuya ilişkin en can sıkıcı noktaysa, Berksan ve Misha (Yener’in sevgilisi) eseri olan Bela’ ile Maitre Sims’in ‘Bella’sı arasında görmezden gelinemeyecek bir benzerlik var. Teknik anlamda ölçü ölçü incelendiğinde ‘çalıntı’ kararına sebep olmayacaktır ancak akorların gidiş yolu ve genel melodik his kuvvetli bir esinlenmenin ürünü gibi görünüyor. Şarkı adları da bu denli benzediğine göre bu durum Hande Yener dahil şarkının sahiplerini çok rahatsız etmemiş gibi.

YENİDEN DOĞUŞ!

Black Eyed Peas’in altın dönemi vokale Fergie’yi aldıkları 2002’yle şarkıcının solo kariyeri için gruptan ayrıldığı 2016 arası. ‘Translation’ öncesi grubun yaptığı son hitin 2011’deki ‘Just Can’t Get Enough’ olduğunu kabul edecek olursak Fergie’den sonrası için hayal kırıklığı demek abartı olmaz. İki yıl önce yayımladıkları ‘Masters of the Sun Vol. 1’i dinlediğimde ‘Bu iş artık bitmiş’ diye düşündüğümü net hatırlıyorum. Ancak şu anda ‘Translation’ı dinlerken yanıldığıma seviniyorum.
2018’de Fergie yerine vokal olarak seçilen J. Rey Soul ve 15 şarkıdan 10’una eşlik eden dev isimlerle, efsanevi şarkılardan sample’lar kullanarak kariyerlerinin ikinci dönüm noktasını ya da yeniden doğuşu simgeleyecek bir işe imza atmışlar. 

J Balvin eşliği ve 1990’ların ‘Rhythm of the Night’ sample’ıyla 2019’da yayımladıkları ‘Ritmo (Bad Boys For Life)’ bu başarının ilk habercisiydi. Ardından Ozuna eşlikli ‘Mamacita’, Madonna’nın ‘La Isla Bonita’ sample’ını yanına alarak geldi. Tablo ortadaydı, güçlü bir albüm geliyordu. Albümü dinledikten sonra favorilerim arasına ‘I Woke Up’, ‘Celebrate’ ve News Today’ de katıldı.

Yazının Devamını Oku

Beyoncé’nin isyanı

Dört yıldır beklediğimiz yeni stüdyo albümünün habercisi mi yoksa bağımsız bir misyon şarkısı mı bilmiyoruz ancak ‘Black Parade’, dinleyeni çabuk yakalayan güçlü bir protest şarkı.


Her şey Beyoncé’nin bir Instagram paylaşımıyla başladı. Şöyle diyordu: “Herkese mutlu bir ‘Juneteenth (19 Haziran- Amerika Kölelikten Kurtuluş Günü)’ dilerim. Bugün Amerika’da, kargaşanın tam ortasında da olsak neşemizi paylaşmaktan ve birbirimizi kutlamaktan geri durmayalım lütfen! Çünkü siyah olmak aktivizmin ta kendisidir. Siyahi mükemmellik, bizim için bir direniş ve protesto biçimidir. Siyah neşemizse en doğal hakkımızdır.”
‘Black Parade’, Beyoncé için bir manifestonun olduğu kadar sivil bir inisiyatifin de adı. Kendisi hazırladığı yönerge üzerinden; sanat, dizayn, yeme/içme, güzellik ürünleri, yaşam biçimi, well-ness, kitabevi gibi alanlarda sahipliğini siyah Amerikalıların üstlendiği küçük işletmelerin listesini yayımladı. Daha sonra da şarkının tüm gelirlerini bu işletmeleri destekleyen bir fona bağışladı.

Beyoncé; Jay Z ile birlikte şarkı yazarlarından olduğu  ‘Black Parade’de Güneyli mirasından ve kadın olmaktan söz ediyor bolca: ‘Güneye geri döneceğim; köklerimi ters çevirmeyen o topraklarda ağaca yeniden su vereceğim, büyüteceğim... Hikâyemi unutmayacağım... Biz siyahız ve bu bile onları deli etmeye yetiyor!” diyor örneğin. ‘Black Parade’in çıkışından altı gün sonra şarkının ‘A capella’ versiyonunu da yayımlayıp ışıl ışıl vokalini öne çıkardı sanatçı. Bu, ‘Lemonade’den beri yani dört yıldır beklediğimiz yeni stüdyo albümünün habercisi midir yoksa bağımsız bir misyon şarkısı mıdır bilmiyoruz ancak  ‘Black Parade’ dinleyeni çabuk yakalayan güçlü bir isyan şarkısı kesinlikle.

İÇİNDEN NEY GEÇİYORHayko Cepkin uzunca bir süredir Kuşadası’ndaki çiftliğinde hayvanlarıyla ve doğayla iç içe yaşıyor. Salgın döneminde ‘Karantina Günlüğü’ başlığı altında bir YouTube projesine başlamıştı. Sanatçı, öncelikle 2005’ten beri yayımladığı ve kült mertebesine ulaşmış 22 parçasını seçti. Ardından ney üfleyen dostu Burak Malkoç’la bu şarkıları canlı icra ettiler. 11 Mart-1 Haziran arasında gerçekleşen bu projenin sonucu enfes oldu. Hayko’nun sert ve yerine göre brütal vokaline, sahne makyajına, saçına, kostümüne alışığız ve bir şeyi çok iyi biliyoruz: Hayko iyi bir şarkı yazarı olduğu gibi; makamların, türkülerin, kilise korolarının, Beşiktaş tribünlerinin tedrisatından geçmiş ve bir enstrüman gibi kullandığı sesiyle önemli bir erkek vokal. Bu anlamda değerlendirdiğimizde artık dijital platformlarda dinlenebilen ‘Karantina Günlüğü’nü Hayko şarkılarının özüne doğru bir yolculuk olarak tanımlayabiliriz.

80 YAŞINDA EN İYİ ALBÜMÜNÜ YAPTIBob Dylan’ı sağlıklı şekilde sevmek yani 1980’li yıllarda patinaj yapan halini, dindar kafalarını, folk’unu, rock’ını, şiirini, 1990’ların ikinci yarısından sonra küllerinden doğuşunu, ABD’yi eleştirirken Amerikan müziğinin köklerine inişini ve bugün 80 yaşını idrak etmek üzereyken ürettiği 39’uncu stüdyo albümü ‘Rough And Rowdy Ways’de başyapıt bir işe imza atışını anlamak istiyorsanız bütüne bakmalısınız. Hayatı boyunca birçok farklı ‘persona’yı itinayla taşıdı. Dylan, ozan duruşunu bozmadan kendiyle ve sonlarına yaklaştığını düşündüğü ömrüyle yüzleşiyor bir süredir. Herkes de kendininkiyle yüzleşsin istiyor. Buna yaşanmışlığın getirdiği bilgelik deyip geçemeyiz çünkü bence olağanüstü bir müzikal çıktı var bu albümde. Albümün yayınlandıktan dokuz gün sonra 1 numara olup; Paul Simon’ın ‘Stranger To Stranger’la elinde tuttuğu ‘Yeni bir albümle İngiltere’de liste başı olan en yaşlı müzisyen’ unvanını ele geçiren Dylan’da, daha çok iş var.

BABALARLA TANIŞMA KAPISIKurt Adam, geçen günlerde kısa aralıklarla iki rework (yeniden düzenleme) yayımladı dijital platformlarda. Bunlardan ilki Ferdi Tayfur’un 1972 tarihli ‘Dur Dinle Sevgilim’ adlı 45’liğindeki ‘Kır Çiçekleri’. İkincisiyse Müslüm Gürses’in 1971’de yayımladığı ‘Eştiğin Kuyuya Düştün’den ‘Kurban Olduğum’. Kurt Adam, şarkıları ruhuna zarar vermeyen hassas bir çalışmayla dans/elektronik dünyasına kazandırmış. Müslüm ve Ferdi Babaların fanatik hayranlarını da mutlu ettiğini görüyorum. Öte yandan yeni kuşaklar için de ustalarla tanışma kapısı.

Yazının Devamını Oku

Gerektiğinde ‘ses’ini yükselten biri

Birol Giray, ‘melodik tekno’ olarak niteleyebileceğimiz ‘Flu’da, Ankaralı genç rap’çi Efeyz (Efe Uçkan) eşliğine yer vermiş.

Birol Giray -âlemlerdeki adıyla BeeGee- 2012’den beri DJ/prodüktör kimliğiyle ve dünyada da örnekleri olduğu üzere eşlikli çalışmalara imza atıyor. Zaman akışında, Ayşe Hatun Önal ve Hale Yıldırım’la gerçekleştirdiği, ana akım pop tüketicisini hedefleyen işler olduğu gibi, maNga’nın Ferman Akgül’ü ve rap dünyasından Sagopa Kajmer ve Yener Çevik’i dahil ettiği işleri de var. Geçen yıl yeni kuşağın popüler gruplarından Yüzyüzeyken Konuşuruz’un ‘Dinle Beni Bi’ adlı şarkısına yaptığı ‘rework’ü ilgi gören BeeGee’nin rap camiasında da takipçileri çok. Diğer bir deyişle tür ayrımı gözetmeden, BeeGee stilini yansıtabileceğine inandığı projeleri üstlenip kişilerle bir araya geliyor Birol Giray.

Bu sıralar İsviçre’de olan Giray’ı arayıp yeni projelerini sordum. Pazartesi Spotify’da yayımlanacak olan yeni şarkısını dinledim. ‘Melodik tekno’ olarak niteleyebileceğimiz ‘Flu’da, Ankaralı genç rap’çi Efeyz (Efe Uçkan) eşliğine yer veren BeeGee, Koza adında bir yapım şirketi kurmuş ve yurtdışında iki şarkı yayımlamış bile.

“Amacım herkesin gönlünü hoş tutmak değil. Her zaman yeninin peşinde koşan ve gerektiğinde ‘ses’ini yükselten biri olmaya devam!” diyor. “Bir yandan da dans ve elektronikseverlerin vazgeçilmezi FG ve Lounge FM macerasını 24 saat sürdürüyoruz” diye ekliyor. Peki organizasyonunu yaptığı Chill-Out ve Electronica festivallerinin akıbeti nedir? Onlar pandemi nedeniyle bir süreliğine rafta ama her şeyin pek yakında düzeleceğine dair inancını koruyor Giray.

Olgunluk döneminde meyve toplamalı

90’lı yıllara damga vuran baladların kadını Aşkın Nur Yengi’nin bugünlere gelirken yaşadığı birkaç talihsizlik oldu. Özellikle 1990’ların ilk yarısındakiler kadar güçlü şarkılar yakalayamadığı (‘Yalancı Bahar’ gibi istisnaları saymazsak) döneme küskünlüğü, konser sanatçısı olarak bir strateji geliştiremeyişi, albüm sanatçısı duruşunu korurken güçlü dijital teklilere odaklanamayışı kariyeri açısından belirleyici oldu. Ancak geçen yıl Mehmet Erdem’le yaptıkları ‘Allah’tan Kork’ teklisinin estirdiği rüzgârdan sonra şu sıralar Sezen Aksu’yla birlikte yeni albümünü hazırlayan Yengi’den son derece umutluyum.
Doğal olarak Aksu’dan çokça etkilenmiş bir sanatçı da olsa onun şarkılarına kendi üslubuyla yanıt verebilen çok iyi bir yorumcu ve olgunluk döneminde meyve toplaması gerekiyor artık. Yeni albümün ilk teklisi ‘Baba’, Babalar Günü’ne denk getirerek yayımlanmış bir proje gibi görünse de öyle değil. Öncelikle Sezen Aksu’nun kaybettiği babasına yazdığı çok derin ve güçlü, eşzamanlı olarak da Aşkın Nur Yengi’nin kendi babasına yazılmışçasına sahip çıkarak okumayı başardığı bir şarkı.

Yazının Devamını Oku

Sihirli Aleyna gezegeni

Aleyna Tilki’nin yeni teklisi ‘Bu Benim Masalım’ genç müzisyenin ‘sihirli gezegeni’yle örtüşen güçlü bir şarkı. Ozan Çolakoğlu’nun ‘Sen Olsan Bari’de belirlediği ‘teen pop’ çizgisinden ilerliyor. Başarısının sırrı da bu!


Aleyna Tilki’nin bir dondurma markasının yüzü olarak, ‘Nasılsın Aşkta’ ile başladığı macerası ‘Bu Benim Masalım’ adlı tekliyle bu yaz da sürüyor. Bu tür çalışmaların marka ve sanatçıya büyük fayda sağladığı apaçık. Örneğin ‘Nasılsın Aşkta’nın YouTube’da 111 milyonu aşkın izlenmesi var. Marka için Aleyna vesilesiyle paha biçilmez bir ulaşım ve etkileşim. Aleyna’nın marka desteği olmadan da benzer izlenme rakamlarına ulaşacağını varsayarsak aldığı finansal destek onun ve yapımcısının artı hanesine direkt yazılıyor diyebiliriz. YouTube’dan gelen para da cabası... Bilmeyenler için ekleyeyim, kendi video izlenmelerinizden yola çıkıp kazanılan parayı hesaplamaya kalkmayın.

Kısa sürede trend videolar listesine girdi

Milyonlu sayılardan sonra söz konusu para katlanarak çoğalıyor. Diğer bir deyişle 100 milyon izlenmede reklam görüntülenmelerinden kazandığınız para
1 milyonda kazandığınızın 100 katından çok daha fazla. ‘Bu Benim Masalım’ genç müzisyenin çok iyi yönettiği markası için doğru bir hamle, sihirli Aleyna gezegeniyle örtüşen güçlü bir şarkı. Uzun süredir usanmadan tekrar ettiğim bir konu var: Aleyna Tilki’nin benim A takımı olarak gördüğüm Ersay Üner-Ozan Çolakoğlu ikilisine sıkı sıkı sarılma gerekliliği.

Şayet kendi ya da başkalarının yazdığı şarkıları söyleyecekse dahi Ozan Çolakoğlu’nun ‘Sen Olsan Bari’de belirlediği ‘teen pop’ çizgisinden sapmamalı. ‘Bu Benim Masalım’ da bu formül üzerinden ilerlediğinden iki gün gibi kısa bir sürede trend videolar listesinde hızla yükseldi ve 10 milyon izlenme eşiğini geçmesine ramak kaldı. Başka bir analize gerek yok.

BİLDİĞİ GİBİ DEVAM EDİYORGeçen yazı ‘Deva Bize Sevişler’in remiksi ve ‘Deme Bana Yokum’un başarısıyla geçiren Yalın’ın en ayrıştırıcı özelliği, hiçbir koşulda kendi çizgisinden ödün vermemesi ve şarkı yazma becerisi...

Karantina döneminde yayımladığı ‘Ya Sabır’dan sonra haziranın ilk yarısında gelen teklisi ‘Halbuki’ sanatçının bildiği gibi devam ettiğinin kanıtı. Karantina dönemindeki çevrimiçi performanslarıyla da dikkat çeken Yalın’ın ‘Halbuki’si, külliyatındaki balad’ları arasında öne çıkabilecek güçte bir şarkı.

Yazının Devamını Oku

Sosyal mesafeli beach’lerde ‘olduğun yerde dans’ şarkısı

‘Kalben’ isimli teklisi için ‘yeni normal’e geçişi bekleyen Murat Boz, bir beach’te, tüm gün harcanan paranın bile unutulduğu saatlerde yüksek not alabilir. Ancak Boz, kendi normalinin üzerine bir yenilik koymuyor.


Pandemi öncesi ve 14 Şubat’a denk getirerek bu yılki ilk teklisi ‘Can Kenarım’ı yayınlayan Murat Boz, ikinci tekli için kontrollü sosyallik dönemine geçişi bekledi. Geçen çarşamba yayımlanan ve ‘Kalben’ adını taşıyan şarkı, ‘Can Kenarım’daki gibi ‘damar’a oynamayıp yaz ortamlarına hazırlık yapıyor. Bir cümleyle tanımla deseniz, ‘eski normal koşullarındaki beach’lerin akşamüzeri partilerinde, olduğun yerde kaynaşma ve dans etme şarkısı’ derdim. Yeni normal müsaade ederse bir beach’te, tüm gün harcanan paranın bile unutulduğu saatlerde bir şarkıya yüksek not vermek kolay olur. Ancak benim baktığım yerden işlevini yerine getirmekle birlikte ‘Murat Boz normali’nin üzerine yenilik koymuyor.

Daha seçici olmalı

Bu noktadan hareketle Murat Boz gibi eğitimli bir müzisyenin, popüler bir TV yıldızının, iyi para kazanan birinin yeni normali nasıl olmalı, onu açalım biraz... Kendisinden deneysel işler yapmasını ya da aniden caz söylemeye başlamasını talep etmiyoruz. Ama ‘müzik adam’lığına inandığım biri ve kulvarından çok sapmadan dünya standartlarında dans pop şarkıları üretebilir kurulu düzeni benzer şarkılarla sürdürmek yerine. Bunu da yapmayacaksa standardını daha yüksek tutabilir. Örneğin ‘Kalben’i; ‘Adını Bilen Yazsın’la kıyaslamam bile... Ya da yeni nesil şarkı yazarlarından Fikri Karayel’den aldığı ‘Aşk Bu’daki çabasını daha çok takdir ederim.

Benzer bir eleştiriyi videoları için de yapmak mümkün. Artık yakışıklı, seksi, kaslı, dövmeli çocuk, yabancı mankenli, ‘artiz’ bakışlı video hallerinden çıkıp dijital çağın gerektirdiği gibi samimi ve sanatsal tarafı da güçlü video fikirlerinin zamanı gelmedi mi? O Ses’teki samimiyeti, eğlenceli ve gerçek hali popülaritesine yeterince şey katmadı mı?

Murat Boz’a; gelmeyi başardığı noktada şarkı açısından daha seçici olmasını, belirli bir düzeyin üzerindeki şarkılarla ve gerekirse daha uzun aralıklarla yeni tekliler yayımlamasını öneririm. Düet yapacaksa ‘İltimas’ kadar güçlü şarkılar aramasını dilerim. Onun gibi bir müzisyene yakışan bence budur.

HAMİLELİK ONA YARADIBu yıl martta ilk teklisi ‘Never Worn White’ta; ‘Hiç beyaz giymedim / Ama şimdi istiyorum / Evet bunu seninle birlikte denemek istiyorum’ diyerek Orlando Bloom’dan bir çocuğu olacağını da müjdeleyen Katy Perry’nin karnı epeyce büyüdü. Üç yıl önceki ‘Witness’tan beri yeni albümünü beklediğimiz Perry, bir süredir teklilerle çıkıyordu karşımıza.

Beşinci stüdyo albümü geliyor

Yazının Devamını Oku

Hayat karanlıktan doğar

Özel hayatında çok zorlayıcı dönemlerden geçen Lady Gaga, görüyoruz ki içinde bulunduğu durumdan yine müzik ve dansla çıkıyor. ‘Chromatica’, Lady Gaga’nın ilk dönemindeki ezber bozan sound’unun olgunlaşmış hali. Katıksız ve kaliteli pop...


Son 10 yıldır kendini sürekli yeniden üreten bir müzisyen Lady Gaga. Altı yıl önce Tony Bennett’le kaydettikleri ‘Cheek To Cheek’te caz standartlarının hakkını veren, o albümden iki yıl sonraysa ‘Joanne’le country’de kendini gösteren Gaga, bir süre önce itiraf ettiği üzere özel hayatında çok zorlayıcı dönemlerden geçti. Bunun ruhsal ve fiziksel problemler doğuran sonuçları da oldu. 19 yaşında tecavüze uğrayıp travma sonrası stres bozukluğu ve tahammül edilmez ağrılarla kendini gösteren fibromiyalji gibi sıkıntılarla baş eden Gaga, görüyoruz ki içinde bulunduğu durumdan yine müzik ve dansla çıkıyor.

‘Chromatica’, Lady Gaga’nın ilk dönemindeki ezber bozan dans sound’unun gerek özündeki müzikal fikir gerekse sözler itibariyle olgunlaşmış hali diyebiliriz. Bu minvalde güçlü bir köklere dönüş albümü. Bir yandan Dua Lipa’nın şıkır şıkır yazlık hit’leriyle rekabet ederken diğer yandan karşı konulmaz şekilde dansa çağıran bir sound’a sahip. Katıksız ve kaliteli pop.

Sanatçının birkaç kez farklı şekillerde ifade ettiği üzere bu sound’un kendisini iyileştirdiğini de söyleyebiliriz. Bir anlamda cesaretin, düştüğün yerden kalkmanın ve kendine iyi bakmanın albümü ‘Chromatica’. Albümün ilk teklisi ‘Stupid Love’ın videosundan da anlayacağınız üzere Lady Gaga’nın bütünü temsilen yarattığı ütopik bir gezegen söz konusu. Lady Gaga liderliğindeki simgesel bir ordu Mad Max kostümlerini kuşanıp, bir yandan dans edip diğer yandan bozuk düzenle mücadele veriyorlar. Gaga’nın bütün sesler ve renkleri buluşturduğu, her şeyi mümkün kılan bu zihinsel gezegenindeki mücadele, gerçek dünyada nezaketin galip gelmesi için verilecek barışçıl bir çabayı simgeliyor.

ELTON JOHN VE BLACKPINK DE VAR

Albümün ikinci teklisi ‘Rain On Me’nin çıtayı daha da yukarı çektiğini ekleyeyim. Tabii, eşlik eden Ariana Grande faktörünü göz ardı edemeyiz. Videosunda sağanak yağmurlar olsa da yaza damga vuracak; sözleri çok bulutlu görünse de eğlencelere eşlik edecek çok güçlü bir dans şarkısı. Çok sıkıntı çekmiş iki marka müzisyenin, ‘hayat karanlıktan doğar’ diyecek kadar umut doldukları enerjik bir şarkı üstelik. Öyle ya, ünlü ve zengin insanların hayatı kolay olurmuş gibi geliyor. Ancak travmatik olaylarla dolu geçmişleri itibariyle Lady Gaga ve Ariana Grande’nin duygusal bir ortak paydası var. Üç yıl önce Manchester konserindeki bombalı saldırıda 22 kişinin ölümüne tanık olmuş; bir yıl sonrasında eski eşi ve ortağını kaybetmiş Ariana ile Lady Gaga’nın duygusal bağı olumlu sonuç vermiş.

Chromatica’daki diğer eşlikleri de Elton John ve BLACKPINK’le gerçekleştiriyor Lady Gaga. Elton John’lu ‘Sine From Above’da sound’uyla eskileri özleyenleri selamlamayı ihmal etmezken, BLACKPINK’le ‘Sour Candy’de Kore popu sevenlere göz kırpıyor. Ayrıca ‘Enigma’, ‘1000 Doves’, ‘Free Woman’, ‘911’, ‘Replay’ ve ‘Fun Tonight’ gibi başka iddialı şarkılar da var. Ancak Chromatica’yı değerlendirirken lütfen bütününe bakın.

Yazının Devamını Oku

Geleceğin pop yıldızı: Sia

Ürettikleriyle kendine haslığını ve kalitesini koruyor, pop bağlamından uzaklaşmıyor ve birden fazla duyu organına sanatsal bütünlük içinde hizmet veriyor. ‘Together’ adlı son şarkısı sıradan bir tekli değil, başka bir hikâyenin habercisi.


Gelecekte müzisyenlerin sanatın birden fazla alanında etkili şekilde varlık göstermek zorunda kalacaklarına inanıyorum. Popüler dediğimiz sanat ürününün kalite çıtasının yükseleceğini de düşünürsek buna bugünden hazırlıklı olmak önemli.

Sia, ilerleyen yaşına rağmen birçok açıdan benim geleceğin pop yıldızı tanımıma uyan biri. Ürettikleriyle kendine has oluşunu ve kalitesini korurken bir yandan pop bağlamından uzaklaşmayıp diğer yandan birden fazla duyu organına sanatsal bütünlük içinde hizmet veriyor. Bunda yaşam deneyiminin, geçmişte Beyoncé, Rihanna, Kylie Minogue, Celine Dion, Britney Spears, Flo Rida, David Guetta gibi önemli isimler için hit’ler üreten bir şarkı yazarı olmasının da etkisi var elbet.

Bir diğer önemli özelliğiyse kendini bile göstermezken videolarında meşhur ettiği Maddie Ziegler’ı keşfetmiş olması. Ziegler’in yaşının küçüklüğü nedeniyle eleştirilere maruz kalsa da müthiş bir yeteneği sadece sanatsal sebeplerle öne çıkardığını düşünenlerdenim.

BAŞKA BİR HİKÂYENİN HABERCİSİ

Ocakta

Yazının Devamını Oku