Hayat suyunun azizliği 

Aslında buna, “Su gibi aziz olmak” veya “ab-ı hayatı aramak” da diyebilirdik. Önemli değil. Su, hayat verdiği gibi, aslında “güzel hayatın” en güzel temsilidir de.

Haberin Devamı

Hayat suyunun azizliği

En başta söyleyeyim, bu bir kişisel gelişim yazısı değildir. Ama öyle bir etki yaratması beklenebilir zira ne zaman neyin bizi geliştireceği belli olmaz, nitekim aslında her şeyin bizi geliştirmesine izin verirsek gelişiriz tabii. Kişisel dönüşüm yazısı dersek belki daha doğru olur ama ben size yine bu sayfanın alışılmış unsurlarını arz edeceğim elbette. Tarih de olacak, mitoloji de. Fakat bu arada “Haaa, sahi yaaa…” deyip dönüşen olursa, kendimi mutlu sayarım. Hay Allah, lafı uzattım gene. Başlayalım. 

ÂB-I HAYAT

Hayat suyunun azizliğiSu… Hayatın kaynağı olduğunu en baştan beri bildiğimiz en önemli unsur. Onsuz hayat yok. Onsuz biz de yokuz. Hayatın kaynağı olduğu için, farklı metaforik, yani mecazî anlamlar da yüklenmiş. Hayat veriyorsa, sonsuz hayat da veriyor olabilir denmiş mesela.

Haberin Devamı

Sonsuz yaşam kaynağı olarak da görülmüş su ama böyle özel bir suyun, alelade akan pınarlarda olamayacağı, zor ulaşılan özel bir yerde, çok iyi korunan bir kaynak, bir çeşme, bir pınar olması gerektiği kurgulanmış. Bizim kültürümüzde Ab-ı Hayat denen bu su üzerine elimizde çok fazla yazılı malzeme var. (Âb-ı Hayât, diğer isimleriyle Âb-ı Beka, Âb-ı Câvîd, Âb-ı Câvidân, Âb-ı Hayvân, Âb-ı Hızır, Âb-ı Zindegâni, Âb-ı Zindegî, Âb-ı Hurşîd, Âb-ı İskender, Mâ’ü’l-Hayat, Yaşam Suyu.)  

Kısmen bu sayfada da örneklerine değinmişliğimiz vardır. Mesela Sümer’in, kültürlere kaynaklık etmiş ünlü Gılgamış Destanı’nın kahramanı… Sonsuz yaşam veren bitkiyi arar, bir bilgeden yerini öğrenir ve gider bulur. Bu bir ottur ama denizin dibindedir.

Yani suyun. Gılgamış otu dalıp çıkartır, hemen yemez, yorulmuştur, suyun kenarında uyuyakalır. O sırada otun kokusunu alan bir yılan gelir ve onu yer! Yılan ölümsüz olur (her yıl iki kez deri değiştiren yılanın ölümsüz sanılması üzerine kurgulanmıştır bu öykü tabii) Gılgamış avucunu yalar!

Haberin Devamı

İSKENDER VE HIZIR

Hayat suyunun azizliği

Makedonya’dan yola çıkıp Hindistan’a kadar olan tüm toprakları egemenliği altına alan, yani Ortadoğu’nun antik halkları için Batı’dan Doğu’ya kadar her yere egemen olan İskender, Doğu kültüründe İskender veya Zülkarneyn veya İskender-i Zülkarneyn olarak anılır. Ve tarihsel bir kişiliğe masalsı nitelikler yüklenince olan, ona da olur ve İskender, yaşam pınarını arar. Bulur da. Doğu’nun ünlü “İskendernâme”lerinde anlatılır bu öykü. Farklı versiyonları vardır. Kiminde İskender’e Hızır ve İlyas eşlik eder, kiminde sadece Hızır, kiminde başka biri. Başka bazı eserlerde ise İskender’in yerini Hz. Musa alır ve Hızır’la birlikte yaşam pınarını o arar. (Söylencelerde her şey birbirine girer. Ama çok keyiflidirler, bağımlılık da yaratırlar. Baksanıza, Hızır ismi Kuran’da geçmez mesela ama İslâm kültürünün en iyi bildiği isimlerden biridir.)İşte bu İskendernâmelerde İskender, Hızır’la birlikte yaşam pınarını aramaya gider, bulur ama suyu yanlışlıkla Hızır içer ölümsüz olur, İskender de, Gılgamış gibi avucunu yalar! O yüzden Hızır’ın halen yaşadığına, zor durumda kalanların yardımına yüzlerce yıldır koşup durduğuna inanılır. Tabii rivayet çok. Mesela İskender’in yerini bazen Musa Peygamber alır. Sadece Hızır’la ilgili bile birkaç cilt çıkabilir konudan, uzatmayalım. 

Haberin Devamı

HER ŞEKİLDE HAYAT VEREN

Hayat suyunun azizliği

Su, bütün kültürlerde çok özel bir yere sahip. Çerçeveyi daha da daraltıp söylersek, “kutsal”dır su. Doğrusu, insanın daha aklı her şeye ermiyorken “kutsal” kavramını yakıştırdığı ilk şeylerden biridir denebilir su için. Arındırır, ferahlatır, rahatlatır… Kimi suların içinde de hayat vardır zaten. Balık verir insana. Doyurur. Su, birdir. Dünyanın bütün suları birdir. Göl olur, dere olur, deniz olur, yağmur, kar, dolu olur dünyaya hayat vermeye devam eder. Yeryüzünde hayatın denizlerden karaya doğru hareket ettiğini de unutmayalım bu arada. Yani hayat, suda başlamıştır.Bu kutsiyet, örneğin dîvan edebiyatında, Gönül Alpay Tekin hocamızın detaylarıyla gösterdiği gibi “su-servi-bahçe” örgüsüyle sürekli karşımıza çıkar. Çünkü aslında su, ağaç ve yeşil mekân, insanın en eski cennetidir. Perslerin “paradis”leri, su ve yeşil bahçeden ibaretti. (Bunu “Üç Harfliler” başlıklı, 4 Nisan 2020 tarihli yazıda konuşmuştuk: https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/tayfun-timocin/uc-harfli-ler-41485055) Mezopotamya’da yeşeren uygarlık, adı üstünde “Sular arasındaki toprak”ta ortaya çıkmıştı ve su olmasaydı, hiçbir şey olmazdı. Kadim Mısır uygarlığı, Nil sayesinde vardı, Nil olmasaydı olmazdı. Anadolu’daki sayısız uygarlık, Fırat, Dicle, Seyhan, Ceyhan, Menderes, Sakarya ve diğer nehirlerin kenarlarında boy göstermişlerdi. Hele bir de nehirlerin denize dökülen kısımlarında olanlar, iyiden iyiye coşmuş, uzak diyarlarla ticaret ve kültürel alışveriş yapma olanağına kavuşmuştu. Hep su sayesinde… Dünyayı, insan için yaşanabilir kılan tek şeydi su. Hâlâ öyle. Geleceğimizi ki çok uzak görünmüyor- şekillendirecek şeydir su ve ona bağlı iktidar mücadeleleri. Ne petrolün önemi kalacak, ne başka şeyin, içecek su kalmadığında!

Haberin Devamı

YER VE SU BİRLİKTEDİR TÜRKLERDE

Ortaasya Türklerinde (bizim atalarda) suyun kutsiyetini anlatmakla bitiremeyiz. Yer-su diye geçen kutsal varlıklar, ruhlar veya tanrılar, insanı korur Türklerde. Göktürkler’de de böyledir, Yakutlarda da. Yer-su sözcüğü, tek başına, toprağın ve suyun birlikte anıldığını, birlikte insana can verdiğini kanıtlar. Türklerde Gök Tengri ve Yer-su inancı, hayatı büyük oranda şekillendirmiştir. Suyu kirletmek yasaktır mesela. Elini sokamazsın suya. Elini yıkamak için suyu dökersin ancak. Dökülen su da toprağa verilir, can katar. İslâm’ın kabulünden sonra da devam etmiştir bu su saygısı. Suyu içip “çok şükür” deme alışkanlığı boşuna değildir. Nitekim sadece İslâm’da değil, bütün dinlerde su hep böyle özel ve kutsaldır. 

Haberin Devamı

AYAZMA DEDİĞİN NEDİR Kİ?

Hayat suyunun azizliği
İstanbulluların çok iyi bildikleri “ayazma” sözcüğü, bu kutsal suyu vurgulamaktan başka bir şey değildir. İstanbul’da 150’yi aşkın ayazma vardır. Halen ayakta duranı kaç tane, bilmiyorum. Gidip baksan, çeşme görürsün en fazla. Bildiğin çeşme. Tesisatçı lazım çalışması için, tabii bir de su. Ayazma sözcüğü Yunanca “hagiasma”dan başka bir şey değildir, anlamı “kutsama”dır. Kutsamanın gerçekleştiği yer! Yani su! Peki “su gibi aziz ol!” lafının ardında ne var, ona bakalım biraz. İlk bakışta azizlik kavramı zaten çok açık; “aziz” kutsal, değerli demek. Eh, suyun kutsal olduğunu da gördük zaten, araştıracak ne kaldı? İşte işin kişisel dönüşüme götürecek aşaması da bu. Aziz sözcüğünün bir anlamı da “ermiş kişi”dir, biliriz. İslâm’ın ermişleri, Hıristiyanlığın azizleri ve bu tek tanrılı dinlerin öncesinde aziz bilinen kişiler örnektir buna. Azizliği Hıristiyanlığa yakıştırsak da su gibi kutsal ol veya su gibi mübarek ol demeyiz, su gibi aziz ol, deriz. Yakışanı bu ve aziz Türkçe bir sözcük! 

ALDIRMA, AKMANA BAK SEN!

Gözümüzde canlandıralım lütfen. Bir aziz kişi, bir sorunla karşılaştığında ne yapar? Kötü bir insanla karşılaştığında mesela, onunla dövüşür mü, yoksa her ne yapıyorsa onu yapmaya devam mı eder? Su gibidir aziz. Çünkü su, bir kez akmaya başladı mı hiç durmaz. Engel tanımaz. Yıkar geçer demiyorum, yoluna devam eder. Umursamaz. Şurası engel mi oluyor, başka taraftan akar. Set mi çekmişler, birikir birikir taşıp yine akar. Suyun akışı durmaz. Hiçbir şey suyu yolundan edemez. Bu yüzden azizdir su. Aziz bu yüzden suya benzer. Canını mı sıkıyorlar? Boş ver kardeşim, sen akmana bak. Yolunu mu kesiyorlar? Kesemezler ki, dolar taşarsın sonunda, akarsın yine, sabret! Yatağını mı değiştiriyorlar? Önünde sonunda hedefine varacaksın nasılsa, ama o yataktan, ama bu yataktan, ak sen. Akmana bak, hedefine var. Güzel hayat bu değil mi? Hem zaten, hedeflerin hiçbiri nihai değil ki. Buhar olup yeniden düşeceksin toprağa ya da başka bir suya. Döngün hiç bitmeyecek. Yine akacak, yine dönüşeceksin. Yine hayat vereceksin. 

SU GİBİ GİT, SU GİBİ…

Kuru yaprakla yeşil yaprak arasındaki fark, sudur. Ölen canlıların cildi kupkuru kalır, hayatla ölüm arasındaki fark, sudur. Bu yüzden su, ab-ı hayattır. Belki sonsuz hayat vermez ama hayat verir su. Yaşamak, sonsuzca yaşamaktan bin kere yeğdir çünkü. Ve yolundan hiç vazgeçmediği, mutlaka hedefine vardığı için gidenin ardından su dökülür; kimse gideni yolundan edemesin, dönüp yine gelsin, döngüsünü tamamlasın diye. “Su gibi git, su gibi dön” budur. Çünkü hayat, sudur. Su gibi aziz olun. 

BU HAFTA SONU HAVA VE DENİZ

KAPALI, ESİNTİLİ, SERİN

Bugün epey kuvvetli poyraz var, Marmara içinde ve Gökçeada-Bozcaada deniz ulaşımı dünden etkilenmeye başladı bile. Bütün hafta sonu böyle kalmayacak elbette ama poyraz bu, bazen önceden haber vermeden de coşabiliyor. Yağmur bulutları Marmara genelinde etkin, bu nedenle yağmasa bile kapalı bir hava var. Bence bol bol yağsın ki sokaklar gereksiz kalabalığa boğulmasın, biz de şu salgın illetinden tez kurtulalım. Kalın sağlıcakla.

Yazarın Tüm Yazıları