"Serap Melek Kılıç" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Serap Melek Kılıç" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Serap Melek Kılıç

Serap Melek Kılıç

Eğitime koronavirüs engeli

13 Mart 2020

Koronavirüs hepimizi psikolojik olarak derinden etkiledi. Her yerde panik havası ve büyük bir telaş var. Evde, sokakta, okulda her yerde risk gittikçe büyüyor. Tabii kararlar koruyucu olmak adına alınsa da bu süreçte ne yaptığımız da çok önemli.

Örneğin, okulların bir hafta tatil, bir hafta uzaktan dijital eğitim ile devam edeceğini duyduğumuzda bu süreci nasıl geçireceğimizin de telaşı sardı hepimizi. Çalışan anneler çocuklarını nereye bırakacaklarını düşünüyor kara kara, çalışmayan anneler evde iki hafta boyunca nasıl oyalayacağının derdine düşmüş durumda. Yani yeniden bir panik havası sardı herkesi.

Bu süreçte dikkat edilmesi gerekenlere özen gösterdiğimiz sürece gerilmeye ve telaş yapmaya hiç gerek yok. Genellikle anne babalar çocukları evde nasıl oyalayacaklarını düşünüyorlar bu süreçte. Bazıları tatil planı yaptı, bazıları memlekete gidiyor, bazıları için büyükanneler devreye girdi. Aslına bakarsanız süreç normal bir yarıyıl tatili veya yaz tatili gibi değerlendirilip kaos yaşamamak mümkün. Özellikle çocukları bu süreçte virüsün daha da kolay bulaşabileceği kapalı oyun parkları, alışveriş merkezleri veya kapalı spor tesislerinden uzak tutmak çok önemli. Genellikle zamanımızın çoğunluğunu evde dinlenerek ve mümkün olduğunca az kişi ile temas kurarak geçirmek en güzeli. Fırsat buldukça ve hava güzelse açık piknik alanlarına çıkıp çocukların hem eğlenmesini hem de güneşlenmesini sağlamak faydalı olacaktır. Parklar ve bahçeler de elbette önerilerimiz arasında fakat gittiğimiz parkın niteliği ve kalabalık olma durumu çok önemli. İmkanlar dahilinde evimizin bahçesinde zaman geçirebiliriz. Bu süreçte çocukların memlekete götürülmesi, köyde, yaylada, bağ evlerinde zaman geçirmesi hem virüsten korunaklı bir alan oluşturmanız açısından hem de çocukların güzel zaman geçirmesi açısından çok önemli.

Bunların hiç biri imkanlarınız arasında yoksa da bu tatil sürecini evde çocuğunuzla vakit geçirmek için bir fırsata dönüştürebilirsiniz. Örneğin uzun zamandır okumadığınız kitapları gözden geçirebilirsiniz. Bir süredir yapmayı planladığınız ve ertelediğiniz işlerinizi birlikte yapmayı teklif edebilirsiniz. Kutu oyunları, aktivite kitapları, evde etkinlik ve aktivite önerilerine göz atarak eğlenceli zamanlar geçirmeniz mümkün. Sinema saatleri veya birlikte kek-pasta-yemek yapma aktiviteleri her güne koyulabilir. Bunun yanı sıra, telafisi gereken derslerde, eksiği olan konularda ek çalışma yapması için de bir fırsat bu tatil.

Fakat hepsinden önemlisi şu ki çocuğunuza panik yapmadan bu tatilin neden gerekli olduğunu açıklamak. Bu süreçte iş birliği yaparak kriz durumunu birlikte atlatmanızı sağlamak konusunda desteğini beklediğinizi ona hissettirmeniz önemli.

Herkese sağlıklı, risklerden uzak ve kolay geçen bir süreç diliyorum. 

Yazının devamı...

Emine Bulut'un kızına yaşadıklarını unutturabilir miyiz?

27 Ağustos 2019

Emine Bulut tüm Türkiye’nin gündeminde.. Cinayet zanlısı kocası da. Emine için üzgün, Fedai için öfkeliyiz. Peki ya kızları? O ne durumda? Ona karşı hislerimiz ne? Ya da ne olmalı? Ne yapılabilir onun için? Yaşadığı bu korkunç travmayı ona unutturabilir miyiz? Yeniden gülebilir mi? Peki sağlıklı ilişkiler kurup gelecekte kendi yuvasını kurabilir mi? Hepsi muamma...

Aslına bir tanesinin cevabını biliyorum ben; “Yaşadıklarını Unutturabilir miyiz? Unutulur mu?” Cevap: “Hayır” yaşadıklarını unutabilmesi ve hayatına kısa zamanda geri dönebilmesi çok çok zor. Unutmasını beklemek ise ona haksızlık, çünkü yaşadıklarının hiç bir anını kendi isteğiyle yaşamayan bir insana sonra da yaşadıklarını unutturmak için yaklaşmamız ne kadar da acımasızca olurdu değil mi?

Peki ne olacak ona? Toplum olarak, yetkililer olarak sahip çıkılması ve öncelikle ruh sağlığının “olabildiğince normalleşebilmesi” için destek alması gerekiyor. Yaşadığı travmaya ek olarak şu anda annesinin yas sürecini ve ölümünü de anlamaya ve kaldırmaya çalıştığı için ayrıca yas süreci için de destek alması gerekiyor elbette.

Psikolojik desteği kısa süreli değil uzun soluklu bir terapötik sağaltım biçiminde sunmamız ve yavaş yavaş iyileşmesine müsade etmemiz gerekiyor aceleci davranmadan.

Yeniden güvenebilmeyi öğretmemiz gerekiyor, yeniden gülebilmeyi, yeniden sarılabilmeyi.

Ama önce kesilmiş nefesini açıp soluk aldırmamız gerekiyor, zira şu an nefes bile alamadığı kanısındayım.

Dünyanın o kadar da korkunç bir yer olmadığını gösterebilelim isterdim ama inanacağını sanmıyorum.

Bir çocuğun tanık olabileceği en büyük vahşetlerden birini yaşadıktan sonra, soluk almasını sağlamak ve kalbinin yeniden çarpmasına yardımcı olmak ilk adımda en büyük zaferimiz olur sanırım.

Yazının devamı...

Mucize diş kaşıyıcı

22 Mayıs 2019

Harika bir anne tavsiyesiyle karşınızdayım

Yaz sıcaklarında diş çıkaran minikler için hem boğaza kaçma riski açısından daha güvenli (yumuşak meyvelere oranla) hem de tahmin edemeyeceğiniz kadar sağlıklı ve lezzetli bir diş kaşıyıcıyla geldim. 8. aydan itibaren verebileceğiniz bu tarifte tek malzeme karpuz kabuğu. 

Yapacaklarınız çok basit: Reçel yapar gibi karpuzun dış yeşil zarını ince bir şekilde elma soyar gibi soyup, iç kısmında da üzerinde hafif kırmızı kısmı bırakarak dilimliyoruz ve buzdolabında soğutuyoruz. 

Soğuk kabukları yenileyerek bebeğimize veriyoruz. Fakat dilimleri büyük ve kalın yapıyoruz ki dişleri çıkan bebekler ısırıp koparamasın!

Tabii ki elma, salatalık veya yeşil soğan gibi kolay kopup boğaza kaçmadığı için güvenli ama yine de mutlaka her anında yanından ayrılmıyoruz bebeğimizin!

Her zaman söylediğim gibi “Safety First” 

Dilerseniz yaz sonunda bu dilimleri buzluğa atarak kışın da çıkarıp verebilirsiniz. Biz bilge ile tüm diş sürecinde bu yolla sağlıklı ve kolay bir diş çıkarma yaşadık ve önerdiğim herkesten harika dönüşler aldım.

Yazının devamı...

#KadınOlmasa koşulsuz sevgiyle büyümüş çocuklar olmazdı

7 Mart 2019

#KadınOlmasa, sevgi dolu bir yuva, koşulsuz sevgiyle büyümüş çocuklar olmaz dolayısıyla Toplumsal vicdan, hoşgörü ve barış olamaz. Kadın olmasa eğer, gökyüzündeki güneş yerini soğuk ve gri puslu bir karanlığa bırakır. Ve o karanlık bir süre sonra sistemin tamamını karartmaya ve köreltmeye başlar. Bunun olmaması için, kadının toplumda varlığını sağlıklı bir şekilde devam ettirebilmesi gerekli. Peki ama nasıl?

Üretken ve hayatın içinde var olmayı, aktif olmayı seven kadın olmak kolay değil. Malum hem toplumsal cinsiyet rollerimizin bize dayattığı görev ve yükler hem de toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı baskı ile başa çıkmak oldukça zor.

Bir yandan yuvayı kuran dişi kuş olma rolümüzün gereği evi çekip çevirme, çocukların dünyaya gelmesi sürecinde hem gebelik hem sonrasında bebek bakımı konularında büyük bir özveri gösteriyoruz. “Bugün ne pişirsem” sorusu da bizden cevap bekliyor, “anne çoraplarımı bulamıyorum” da. Günlük tatlı telaşlar mı bunlar yoksa ömrümüzden ömür götüren ağır yüklerimiz mi? Bu ikisi arasındaki uçurumu sanırım yaşadığımız toplum ve içersinde bulunduğumuz sosyal çevre belirliyor.

İlk belirleyiciler ise her daim öz saygımız ve ikinci sırada da eşlerimiz. Günlük yaşamda özel alanlarımıza saygı duyulması, kendimiz olabilmek, kendimize zaman ayırabilmek çok önemli. Yanlız kalmayı başarabilmek, çalışma hayatından kopmamak ve kendi ayakları üzerinde durmanın karşı konulmaz cazibesini yitirmemek. Bir koltukta 3,4,5 hatta çok daha fazla karpuz taşımak bu olsa gerek. Ama hiç birini de kırıp dökme şansını kendimize tanımadan. Sanırım kent kadınına yaşamının kısa bir özetini yaptırsaydık içerik bunlardan ibaret olurdu.

Peki kadın mutlu muydu? Hayatından memnun muydu? İşte bu soruların yanıtını sormak ve yanıtını almak pek mümkün değil, çünkü sorun zaten kadına ne istediğini sormuyor oluşumuz. Toplumsal olarak kadına hakettiği değerin verilmesinden yana değilim, kadının zaten hakkı olan ve malesef yavaş yavaş farkettirilmeden elinden alınan hak ve özgürlüklerinin iade edilmesi dileğindeyim. 

Gelecek neslin belirleyicisi kadınlarımızın bir güne sığamayacak kadar önemli olan varlıkları kutlu olsun.. Çünkü kadın olmazsa olmaz!

Yazının devamı...

İkinci dönem başlarken dikkat edilecekler

5 Şubat 2019

Eveeeettt, göz açıp kapayıncaya kadar bitti değil mi? Sömestr tatili gelecek derken geldi de geçti bile. Bazı çocuklar için sömestrin beklenen bir hayal kahramanı olduğunu zannettiğini biliyorum. Tatlı çocuklar işte… Bilmediklerini de kendilerince, hayal güçlerini katarak yorumluyorlar. Okullar arasında farklı zamanlarda sömestr- yarıyıl tatili olsa da ortalama eğitim- öğretim yılını yarılayan bir tatil bu… Ebeveynler, çocuklarının yorulduğunu ve dinlenmeye ihtiyaçları olduğunu düşünerek belki çocuklarından daha çok tatil özlemi içindeydiler. Kendileri içinde hem çalışma hayatı hem de çocukların okulu, ders başarıları, okulda yaşanabilen bazı sorunların çözümü ile birinci dönem çok kolay yaşanmadı.

Tatil başladı ve bitti. Şimdi sıra tekrar tempolu şekilde başarıyı sürdürmek ya da yeni başarı sistematiği oluşturarak ikinci döneme başlamak. Tatilde karne sonuçlarına göre birinci dönemin değerlendirilmesi yapılmış olmalı. Belki tatilde eksik kalan yönler başarı yönünden ve psikolojik olarak tamamlandı. Taze bir başlangıç psikolojisi ile yine, yeniden başlama zamanı.

Tatil herkes için aynı olmasa da biraz okul ve derslerden uzak kalma zamanı ve dinlenme zamanı. Dinlenme, değişik etkinliklerle ilgilenme, deneme, müzik, el sanatları, tiyatro, sinema, kültürel geziler, müze gezileri, akraba ziyaretleri, oyunlar, hayvanat bahçeleri gezileri, alışveriş merkezlerinde değişik atölyelere katılma, yurt içi ve yurt dışı geziler, kayak tatilleri vb. demek. Bazı çocuklar içinse bunların çok azının yapılabiliyor olması ve belki çalışmak ve aile bütçesine katkıda bulunmak demek. Ancak bir şeylerle meşgul olmak ve üretimde bulunmak herkes için çok değerli ve önemli. İnsanın kendisine katkıda bulunması ve daima iyiliğe, güzelliğe ve insanlığa yönelik fayda üretmek her zaman için önemli olmuştur.

Öncelikle, çocuklarımızın uykularında okul yaşamı düzenlemesi başlamış olmalı. Son güne kadar tatil yapıp geç saatlerde uykuya geçiş olmamalı. Çanta hazırlıkları, arada tatil olduğu için biraz daha uzun sürebilir, dikkate alınmalı. Eksik kalem, defter, kitap olmaması için gereken önlemler alınmalı. Beslenme ile ilgili hazırlıklarımız oluyorsa biz de tatil rehavetinden dolayı biraz daha süre ihtiyacı içinde olabiliriz. Harçlıklar gözden geçirilmiş olmalı, yetersiz ya da fazla olmamalı, yaşına ve okulda ihtiyaçlarını karşılama durumuna göre dengede olmalı. Temizlik ile ilgili olan her şey tamamlanmış olmalı; kişisel bakım, tırnak, kulak, vücut temizlikleri, okul giysisi temiz ve ütülü olarak hazırlanmış olmalı. Hava durumu dikkate alınarak dış giysilere karar verilmiş olmalı. Bilgisayar oyunlarına verilen süre okulun başlaması ile net şekilde yeni düzene uygun şekilde düzenlenmeli ve ilk günden uygulamaya konulmalı. Çocuk odası, çekmeceleri, dolapları herhangi bir giysi veya eşyayı aramaya meydan vermeyecek şekilde düzenlenmiş olmalı.

Çocuk, ilk günlerde okuldan yorgun gelebilir, dinlenmesine dikkat edilmeli. İsteksizlik duyabilir, sabırlı olunmalı ve motive edici kısa ve net konuşmalar yapılmalı, sohbet ortamı yaratılmalı ve çocuğun kendisini anlatması ve gününü nasıl geçirdiği konusunda dinlemeye açık olunmalı. Onu dinlerken, göz temasına önem vermeli. Ebeveyn olarak, gözümüz telefonda, ilgimiz başka yerde olmadan, etkin dinleme yapmalıyız. Zaman zaman çocuğumuzun anlattıkları ile ilgili sorular sorup iletişimimizi kuvvetlendirmeliyiz. Örnek vermesini isteyebiliriz ya da biz anlatılan duruma uygun örnek geliştirebilir ve bunu tartışabiliriz. İşimizin arasında dinleyici olsak da onu etkin bir şekilde dinleyebileceğimiz özel bir zaman ayırmalıyız.

İletişiminizin hep güzelliklerle dolu olduğu, başarılı ve sevgiyle geçen bir ikinci dönem olmasını diliyorum.

Yazının devamı...

Kapsül deterjan yeme trendi ölüme götürüyor

18 Ocak 2018

Nedir bu Challenge? Sosyal medyada kişilerin herhangi bir iddiayı gerçekleştirmek konusunda birbirlerine meydan okuyarak “kimin daha cesur olabildiğini” kanıtlama çabasına girmesine ve garip, riskli ve dikkat çekici olayların içerisine sürüklenmesine sebep olan bir akım..

Sosyal medyada bu aralar hızla yayılan; bulaşık makinesi kapsül deterjanlarını yiyerek gençlerin birbirine meydan okudukları “Tide Pod Challenge” adlı yeni furya ise; ABD'de şimdiye kadar 10 kişinin hayatını kaybetmesine neden oldu.

Evet yanlış duymadınız bildiğimiz bulaşık makinası kapsülü.. Çiğ tavuk, Wasabi, Böcek derken şimdi de garip olmakla kalmayıp “ölümcül” olabilecek konularda cesaret yarışına ve kabul arayışına giren gençler “deterjan kapsülü” yemek konusunda birbirlerine meydan okuyorlar.

Peki ama neden? Kendilerini ifade edebilmenin ve dikkat çekebilmenin yolu neden bu denli garipliklerde aranıyor? Şaşırtıcı olmasa gerek; evde de sağlıklı yollarla kendisini ifade edemeyen ve söz hakkı bulamayan çocuğumuz ajite davranışlar sergileyerek ve dikkat çekme çabası ile garip tavırlara bürünmüyor mu?

Ergenlik döneminde sıkça kavga etmeler, sigara ve alkole merak sarma, kendine zarar verme, hatta uyuşturucu deneme, örgüt üyelikleri, çeteleşmeler... Daha birçok riskli ve dikkat çekme eğilimiyle yapılmış problem davranış sayabiliriz. Ama bu saydıklarımızın sosyal medyadakilerden en büyük farkı “alkış ve beğeni almıyor olması”.

Garip ve normal dışı karşılanan tutum ve davranışlar toplumdan topluma zaman zaman değişse de genel geçer olmayan bazı kavramlar her toplumda aynı oranda “normal dışı” karşılanır. Bunların en başında da “kendisine veya çevresine hayati risk oluşturacak düzeyde zarar verme davranışı”. İşte bu denli önemli ve riskli girişimlerde bulunan gençlerin kontrol altına alınıp psikolojik desteğe tabi tutulması ve uç davranışlara eğilmesinin altında yatan “dikkat çekme arzusu ve onaylanma ihtiyacını” sağlıklı şekilde elde etmesi konusunda destek vermeliyiz. Fakat toplum olarak biz onları izlemeyi, beğenmeyi, alkışlamayı ve teşvik etmeyi sürdürüyoruz ve bu marjinal davranışlar hayati tehlike oluşturacak düzeyde ilerliyor.

Gençlerin sahip oldukları olumlu yönleri daha fazla öne çıkarmasını sağlayarak, başarılı oldukları alanlarda teşvik edilerek, spor ve sanat alanında faaliyetlere yöneltilip “gerçek sosyal yaşamın” içine adapte olması ve sağlıklı akran ilişkileri kurmasını desteklemek, “sosyal medya tuzağı”na düşmelerini engellemenin en güzel yolu.. Tabi ki hepsinden önemlisi gözlerinin içine bakarak değerli olduklarını ve onları koşulsuz sevdiğimizi söylemek ve söz hakkı vererek varolduğu ortamda yetkin hissettirmek birincil düzeyde iyileştiricibir detay.

Yazının devamı...

Stresi tanıma ve onunla başa çıkabilme

17 Eylül 2017

Günlük yaşamımızda ağzımızdan düşmeyen kavramlar arasında ilk sırayı “stres” alıyor. Peki nedir bu stres, nasıl oluşur, belirtileri nelerdir? Stresi önlemenin yolları neler?

Heyecan ve gerilim hayatımızın kaçınılmaz bir parçasıdır. Hayatımızı daha kaliteli, anlamlı, yaşanılır bir hale getirebilmek için stres kaynaklarının farkına varıp etkili bir biçimde baş edebilmeyi öğrenerek yolumuza daha sağlıklı devam edebilmek mümkün. Peki, ama nasıl? Önecikle stres altına gimemize sebep olan olumsuz yaşantıları mümkün olduğu kadar kaynağında çözümleyerek hayatımızın diğer alanlarına temas etmesini engelleyerek işe koyulabiliriz. Bir başka deyişle, stressiz bir hayat beklentisi yerine stresle başa çıkabilme becerisini amaçlamalıyız.

Stres kişinin karşılaştığı yeni bir durum karşısında psikolojik ve fizyolojik sınırlarının zorlanması anlamına gelebilir. Bu yeni duruma uyum sağlayabilmek için metabolizma belirli tepkiler gösterir. Buna tıp literatüründe stres tepkisi denir. Dışsal ve içsel uyaranlar olarak strese kaynak oluşturabilecek yeni veya travmatik durumlara aşağıdaki durumlar örnek verilebilir;

Dışsal uyaranlar için iş, ev, okul değişikliği, boşanma, evlilik, çocuk sahibi olma, yeni bir şehre taşınmak, maddi kayıp, sevilen birinin kaybı gibi durumlar...

İçsel uyaranlar için fiziksel ve ruhsal hastalıklar, buhran, depresyon, duygusal travmalar...

Bu uyaranların dozu tehdit edici bir hal almaya başladığında ise beden kendini koruma refleksi ile savunmaya geçer ve beyin kimyasındaki stres hormonlarının meydana getirdiği değişimler sayesinde kaçınma davranışı veya savaşma davranışı sergiler. Bu süreçte vücudumuz 3 farklı stres reaksiyonunda bulunur.

Yazının devamı...

Küçük çocukları kurban kesimi sürecine dahil etmeyin!

1 Eylül 2017

Kurban Bayramı hem dini vecibelerin yerine getirilmesi hem de geleneklerin sürdürülmesi açısından toplumumuzda büyük bir öneme sahip. Her anne baba gibi biz de çocuklarımızı geleneklerine uygun ve dinini yaşayarak öğrenen şekilde yetiştirme çabasındayız ama bunu yaparken de çocuklarımıza zarar vermekten kaçınmalıyız.

Kurban kesimine şahit olan, anlına kurban kanı sürülen, zorla kurban eti yedirilen çocuklarda "Ölüm" kavramı ile erken yaşta ve uygunsuz bir biçimde tanışmalarından ötürü çeşitli travmalar veya travma sonrası davranış farklılıkları oluşabilmektedir.

Hemofobi (Kan görünce korkma, bayılma), anksiyete (Kaygı ve stres) bozukluğu, panik atak, et yemeyi reddetme ve vejeteryan beslenme eğilimi, ölüm korkusu gibi bir çok travma sonrası stres bozukluğuna işaret eden duygu durumları ortaya çıkmaktadır.

Bu durumun önüne geçebilmenin en doğru yolu, henüz ergenlik dönemine girmemiş (10-12 yaş civarına ulaşmamış) ve soyut işlem becerisi (ölüm, yaşam, ibadet) gibi soyut kavramları kavrama becerisi gelişmemiş çocukların kurban kesilmesi sürecine dahil edilmemesi ve yanlarında bu konu hakkında detaylı konuşmalara girilmemesidir.

Ölüm kavramını ibadet ile eşleştirmek konusunda bir beceri kazanmış olmasını dilediğimiz çocuğumuzun bu beceriyi ergenlik öncesi kazanmasını beklemek ve gereğinden fazla zorlanılıyor bir sürece sokmak ileride telafisi zor sonuçlar doğurabilir.

Herkese hayırlı geçen ve sevdikleriyle kutlayabileceği güzel bir bayram diliyorum.

Yazının devamı...
Serap Melek Kılıç Kimdir?
2007’de Çukurova Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik alanından mezun olmuştur ve psikolojik danışmanlık alanında yüksek lisansına devam etmektedir.2008-2012 yılları arasında Almanya’nın Weinheim Institut Für Systemische Ausbildung & Endwicklung'nden aldığı 4 yıla yayılmış, 1040 saat süreli Amerika ve Avrupa’nın tüm ülkelerinde geçerliliği olan, EFTA ve IFTA otoritelerince tanınan aile, çift ve evlilik terapisi ve bireysel terapi eğitimini almış, süpervizörlerin önünde canlı psikoterapiler yaparak uygulamaları derinlemesine içselleştirmiş, bitirme tezini de başarıyla sunmuş ve ‘sistemik psikoterapist’ unvanını almaya hak kazanmıştır.Hemen sonrasında yine Weinheim Institut Für Systemische Ausbildung & Endwicklung'nden 1 yıllık başarılı bir eğitim ve süpervizyon süreci sonrası ‘Sistemik Cinsel Terapist’ unvanını da uzmanlığına eklemiştir.Türkiye ve dünya çapında hizmet ve ürün sunan birçok kurumsal şirketin özellikle bebek, çocuk, ebeveyn konseptli markalarının ürün geliştirme, tanıtım, reklam ve pedagojik danışmanlık konularında çözüm ortağı olmaya devam etmektedir.Instagram’da ‘Pedagoganne’ adıyla binlerce anneye ulaşarak; çocuk psikolojisi, aile ve evlilik psikolojisi, annelerin çocukları için kolaylıkla evde uygulayabilecekleri ‘Montessori’ temelli yüzlerce oyun ve aktivite önerisini paylaştığı bir hesabi yönetmektedir. 2009 yılından bu yana Adalet Bakanlığı’nda pedagog olarak bilirkişilik yapmakta, çok sayıda boşanma, velayet, evlat edinme, taciz ve istismar davalarında uzman görüşü sunmakta ve bilirkişi raporu düzenlemektedir.Katıldığı çok çeşitli eğitim, workshop, kongre ve seminer bulunmaktadır. Çok sayıda ulusal dergi ve gazetede röportajları, makale ve tavsiyelerinden oluşan uzman yazıları yayınlanmaktadır.