Bunun adı erkek futbolu mu?

Televizyon sayesinde yakından tanıma fırsatını bulduğumuz futbol âlemleri var ki bunların en başında geleni ‘Premier Lig’ diye dillendirdiğimiz İngilizlerinkidir. En sevdiğim lig de budur. Bizim ligi seyrettiğimde ise aklıma başlıktaki soru gelir.

Haberin Devamı

BANA göre ‘erkek oyunu’ diye tarif edilen ve topla oynanan sporların en maçosu olarak bilinen futbolun hakkını İngiliz Ligi verir.

Serttir, çabuktur, kıran kıranadır.

Özellikle Ada kökenli futbolcular, bir şövalye gururu ile mücadele eder. En ağır sakatlık hallerinde bile yerde kıvranmayıp, en kısa zamanda ayağa dikilmeyi isterler.

Eğer bir İngiliz, İrlandalı, Galli veya İskoç asıllı futbolcu yerden kalkamadıysa, orada mutlaka ‘ağır bir sakatlık’ durumu vardır.

Bizim liglerle karşılaştırıldığında; İngilizlerinkine ‘erkeklerin ligi’ demek yanlış olmaz.

Bizim liglerimiz ise, mavi kafa kâğıtlı yiğitlerin er meydanıdır.

Lakin belki de Avrupa’nın ‘en feminen ligi’ bizimkidir.

İkili mücadelede, rakibe karşı inanılmaz derecede gaddar olan çocuklar, kendi vücutları söz konusu olduklarında birden çok kırılganlaşır.

Haberin Devamı

Kadınlara özgü tepkiler verirler.

Hatta kimi hallerde yerde ‘doğum yaparmış gibi’ kıvranmaları hem takım arkadaşlarını hem de ekran başındaki ‘erkekçe değerlere sahip olanları’ ağır şekilde utandırır.

KAMERA YAKALAR

Bereket versin, maçları 16 kamera ile izleyip, sahadaki futbolculara kolonoskopi yapar gibi objektifle dalan bir düzeneğimiz var.

Futbolcuların en münasebetsiz yerlerindeki kıl dönse, haberimiz oluyor.

Bu kameraların en sevdiği şey de ufak tefek darbelerde kendini yerden yere çalan futbolcuların halleri oluyor.

Futbolcunun darbeyi(!) aldığı yer ile canının yandığı yerin birbirini tutmaması ayrı bir mesele.

Rakibin eli boynuna değmiş, bizimki gözü çıkarılmış gibi kıvranıyor.

Darbe baldırına gelmiş, dizi dağılmış gibi zemini eşeliyor.

Her seyrettiğimde midem kalkıyor.

Hem maçoluğu kimseye bırakmayacaksın, hem ‘delikanlılık’ denen güzellikler âleminin İnce Cumalisi gibi kendini kasacaksın ve hem de minnacık bir darbede ‘avanda serbest atış’ kazanmak için sarhoş kocadan dayak yiyen Bohçaçı Hatçe gibi yerlerde kıvranacaksın.

İnsanın kendi gururunu yere atıp üzerinde debelenmesinin mazereti yok.

Haberin Devamı

Üstelik bu ‘çakma sakatlanma’ sahnelerinin ekranda mutlaka yakalanacağını biliyorsun.

Eşin seyrediyor, kardeşin seyrediyor, baban seyrediyor.

Seyredene utanç veren ‘yerde kıvranma hallerini’ acaba onlara nasıl açıklıyorlar.

BİZ PUSUCUYUZ!

İngiliz futbolu, kendi kültürünü şövalye değerleri üzerine geliştirmiş.

İkili mücadeleden anladıkları da ‘erkekçe’ vuruşmaktır.

Tıpkı düello daveti yapan ile alan iki erkeğin, eşit silahlarla, eşit şartlarda birbirleriyle hesaplaştıkları gibi.

Hele o düello kılıçla değil, tabanca ile yapılıyorsa...

İlk ateş etme hakkı, düelloyu teklif eden, yani kendini mağdur sayanındır.

15-20 metre mesafeden önce biri, sonra diğeri ateş eder.

Gözlerini bile kırpmazlar.

Haberin Devamı

‘Şark kültüründe’ düello yoktur, pusu vardır.

Onlar düello yapar, hesaplaşırlar. Biz pusu kurarız, hasmımızın hesabını öyle görürüz.

İş konuşmaya geldi mi de ‘yiğitliği, erkekliği’ kimselere bırakmayız.

Halimiz böyle olunca heves ettiğimiz ‘davranış kültürü’ de İngilizlerinki değil, her türlü kaypaklığa, dalavereye müsait olan İtalyanlarınki oluyor.

Kaldıki İtalyanlar, yan yollara sapmayı sevseler bile sertlikle gladyatör kıvamındadır.

Can Bartu ağabeyimiz yedi yıl oynadığı İtalya liglerini anlatırken “İlk zamanlarda biriyle çarpıştığımda akciğerlerimin sallandığını hissederdim. İdmanlarına alışmam bile üç ayımı aldı” diye hikâye ederdi.

İSMAİL TARTAN

Haksızlık etmeyelim.

Haberin Devamı

Bizim liglerin de yiğit isimleri vardı.

Eskilerde daha çok, şimdilerde ise parmak hesabı.

Bursa’nın efsane kaptanı Sarı İsmail geliyor aklıma.

Galatasaray Lisesi, eski futbolcuları seyrettirmek için bir futbol şenliği düzenlemişti.

Maçlar da lisenin içinde kalan sahada oynanıyordu.

Bizim takım bir kişi eksik gelmişti.

Çok ağır bir ameliyattan kalkan, daha birkaç gündür yürüyebilen İsmail Tartan da oradaydı. Futbolu G.Saray’da bırakan İsmail Tartan yıllarca Bursa’nın kaptanlığını yapmıştı.

Milli formayı Bursa’dayken giymişti.

Maçtan önce yanıma geldi. “Ben de soyunayım, sizin takımla birlikte sahaya çıkayım. Maça eksik çıkmak ayıp olur” dedi ve ekledi:

Haberin Devamı

“Ameliyatlıyım, topu dürtemem dahi. Bana top atmayın. Ben sahanın bir yerinde maç bitene kadar ayakta dururum.”

Dediğini de yaptı.

Yerde yalandan kıvrananlara ‘delikanlı’ muamelesi yapan kültürümüz, merhum Sarı İsmail gibilerini geçmişte bıraktı.

Girin Google’a. ‘Bursa’nın efsane kaptanı İsmail’ yazın.

Karşınıza ‘Yerde kıvranan İsmail’lerden’ birini çıkarıyor.

Vel hâsıl-ı kelam, futbol ortamı da “O güzel insanlar, o güzel atlara binip gittiler” diyen Yaşar Kemal’in destansı tarifine uydu.

O güzel adamlar, son düdükle birlikte gittiler...

Yazarın Tüm Yazıları