"Sedat Ergin" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Sedat Ergin" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Sedat Ergin

10 yıl sonra Ali Tatar’ın intiharını hatırlamak

Merkez Komutanlığı’na doğru yola çıkma zamanı gelmişti. Beylerbeyi’nde Deniz Eğitim Komutanlığı’ndaki lojmana üzüntülü bir hava hâkimdi. Komutanlıkta görevli Planlama Şube Müdürü Deniz Öğretmen Yarbay Ali Tatar’a yeniden cezaevi yolu görünmüştü.

Ali Tatar, terör örgütü üyeliği suçlamasıyla 5 Aralık 2009 günü akşamı Beşiktaş’taki Özel Yetkili Mahkeme tarafından tutuklanmış ve Hasdal Cezaevi’ne gönderilmişti. Avukatının yaptığı itiraz kabul edilince 11 gün sonra 16 Aralık tarihinde serbest bırakılmıştı.

Özel Yetkili Savcı Süleyman Pehlivan pes etmedi. İki gün sonra (18 Aralık) Tatar’ın yeniden tutuklanması talebiyle 11. Ağır Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulundu. Aynı gün üç kişilik heyetten 2’ye 1 oyla tutuklama kararı çıktı. Karar akşam saatlerinde Ali Tatar’a görev yaptığı komutanlık aracılığıyla tebliğ edildi. Ertesi günü teslim olması isteniyordu.

*

19 Aralık 2009 günü sabahı... Tatar, komutanlığın tahsis ettiği bir araçla Yıldız’daki İstanbul Merkez Komutanlığı’na gidip teslim olacaktı. Buradan yeniden Hasdal Cezaevi’ne götürülecekti. Eşi, yakınları lojmanın salonunda toplanmışlardı. Ali Tatar salonda değildi.

Avukatı İhsan Nuri Tezel ikinci kattaki lojmandan içeri girdiğinde, Ali Tatar salondan geçilen yandaki odada tek başına sandalyede oturuyordu. Yeniden hapse girecek olmayı bir türlü kabullenemiyordu.

10 yıl sonra Ali Tatar’ın intiharını hatırlamak

Tezel, o anı şöyle anlatıyor:

Omuzları çökmüştü. Gözleri yarı açık yarı kapalı gibiydi. Gece uyumadığı belliydi. ‘Ben bir şey yapmadım. Beni oraya koymayın’ dedi. ‘Merak etme bir şey olmayacak, itiraz edip tahliye olmanı sağlarız’ dedim. Kendisini sakinleştirmeye çalıştım. Biraz sonra yine ‘Ben bir şey yapmadım, beni oraya koymayın’ dedi. Başka hiçbir şey söylemiyordu. Hep bu ifadeyi tekrarladı, beş-on kez tekrarladı. Başka bir ifadesi olmadı...”

Tezel’in dikkatini çeken, Ali Tatar’ın bu ifadeyi tekrarlarken sürekli yere bakıyor olması, kendisiyle göz temasından kaçınmasıydı.

Avukatı o anları şöyle anlatıyor: “Normal bir ruh hali içinde olmadığını anlayabilmek için doktor olmaya gerek yoktu. Kendisini hemen cezaevine götürmenin doğru olmayacağını düşündüm. Teskin edici bir şey yapılması gerekiyordu.

Tezel, aileyle de konuştu ve GATA’ya götürülmesinin daha isabetli olacağı görüşü ön plana çıktı. Ancak ailenin istediği gibi gitmedi işler. Durum eve gelen Tatar’ın karargâhtaki komutanlarına aktarıldı. Ardından Merkez Komutanlığı ile temas edildi, uzun müzakereler yapıldı ve aktarıldığına göre Komutanlık’tan “Bize getirin, GATA’ya biz götürürüz” yanıtı geldi. Ali Tatar’a GATA’ya gidemeyeceği bildirildi.

Biraz sonra ayağa kalkıp yavaş hareketlerle salona geçti Ali Tatar. Salon kalabalıktı. Buradan geçip yatak odasına doğru yöneldi. Hiç konuşmadı.

*

Ankara’dan gelmiş olan ağabeyi Ahmet Tatar, kardeşini lojman binasının alt kattaki girişinde bekliyordu. Kardeşi Merkez Komutanlığı’na götürülürken, arabalarıyla kortej halinde kendisine eşlik edeceklerdi. Gelgelelim Ali Tatar bir türlü aşağıya inmiyordu. İçine kurt düştü ağabeyinin. İçeri girip merdivenlerden yukarı doğru çıkmaya başladı. Kapıya yaklaşıyordu ki, içeriden tek bir el silah sesi patladı.

Banyodan içeri girdiğinde kanlar içindeki kardeşini karşısında buldu. Ali Tatar, sırtını duvara dayamıştı ve ağır bir hareketle yere çökmekteydi.

Sonrasını şöyle aktarıyor Ahmet Tatar: Önümde yere yığıldı. Yakasını açtım, elimi kalbine götürdüm. Kalbi atıyordu. Her taraf kan içindeydi. Tam bir hengâme oldu o sırada. Bağırtılar çağırtılar...

Biz kıyameti o an bu dünyada yaşadık...” diye anlatıyor Ahmet Tatar.

*

Bir battaniyeye koydular hareketsiz bedenini. Yüzü şişmiş ve morarmıştı. Ancak kalbi atıyordu...

Eğitim Komutanlığı’nın derme çatma bir ambulansı vardı. Hemen çağrıldı. Ve intihar etmeseydi onu Boğaz Köprüsü’nden geçip Yıldız’daki Merkez Komutanlığı’na kadar izleyecek olan kortej, bu kez bir ambulansın peşine takılarak siren seslerinin eşliğinde farklı bir güzergâha, GATA Hastanesi’nin bulunduğu Haydarpaşa’ya doğru hareket etti.

Kortej GATA’ya vardığında Ali Tatar çoktan son nefesini vermişti.

*

Şimdi bu hadiseden iki hafta öncesine, Ali Tatar’ın tutuklandığı 5 Aralık 2009 tarihinde Beşiktaş Adliyesi’ndeki sorgusuna dönüyoruz. Tatar’ın tutuklanmasına yol açan, savcıya göre ‘kuvvetli şüphe’ oluşturan delilleri kısaca hatırlayalım:

1998 yılında bir internet sitesinde yayımlanan imzasız bir nota göre, “Alevi olduğu”, memleketi Sivas’ın Yuva köyünün PKK’lı yuvası olduğu, amcası Hüseyin Tatar’ın PKK’dan sabıkası bulunduğu...

Karamürsel’de baskın yapılan teğmenlerin evinde çıktığı öne sürülen bir belgede yer alan Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’ndaki iki oramirale düzenlenecek suikast planları...

Bir başka deniz teğmeninin evine yapılan baskında bulunan bir flaş bellekten çıkan ‘karargâh evleri yapılanması’ organizasyonuna ilişkin planlarda adının geçmesi...

Aynı flaş bellekteki belgelere göre Orgeneral Şener Eruygur ile Doğu Perinçek arasında ‘köprü görevi’ gördüğü...

Bu bellekteki bir başka belgede genç teğmenleri organize ettiği yolundaki iddialar...

Aynı bellekten 2007 mezunu teğmenlerle ilgili bir belgenin çıkması ve burada karşısına “Kadınlara düşkündür”, “Keş” gibi notların düşüldüğü teğmenlerin adlarının yanında “Referansı Ali Tatar’dır” yazılması...

Bir ihbar mektubunda uyuşturucu kullanan teğmenlere göz yumduğu, onları himaye ettiği yolundaki suçlamalar...

Polise gelen imzasız bir ihbar notunda ulusalcı çizgideki ‘Türk Solu’ dergisiyle ilişkili olduğunun öne sürülmesi...

Polise gelen bir başka ihbar notunda DHKP-C örgütüyle irtibatlı olduğu ve Alevi örgütlenmeleri içinde yer aldığının iddia edilmesi...

Gömülü bulunan silahlara ilişkin Poyrazköy soruşturması çerçevesinde tutuklanan emekli Binbaşı Levent Bektaş’ın evindeki bir bilgisayar çıktısında adının geçmesi...

Bu delillerin yanı sıra kritik bir soru daha yöneltildi Ali Tatar’a Savcı Süleyman Pehlivan tarafından: Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ile bir ilişkiniz var mı?”

*

Özetle hepsinin sahteliği artık gün ışığına çıkmış olan kumpas belgeler ve polise gelen asılsız ihbar mektupları üzerinden hem DHKP-C, hem PKK, hem Ergenekon ile ilişkili olmakla suçlanıyor, Poyrazköy’de bulunan silahlar ve amirallere suikast soruşturmalarıyla ilişkilendiriliyor, ayrıca genç teğmenleri örgütleyip onların uyuşturucu kullanmalarına ve kadınlara zaaflarına göz yumduğu da iddia ediliyordu.

Sonradan Taraf gazetesine bırakılan bavuldan çıkan sahte görevlendirme belgelerinde de adı çıktı Ali Tatar’ın. Fetullahçı kriminal örgüt, çok önceden yaptığı kurguda onu Balyoz darbe planlarına da dahil etmişti. Ancak ölümünden sonra ortaya çıktığı için bu suçlamadan haberi olmadı.

*

Ali Tatar, 19 Aralık 2009 sabahı İstanbul Beylerbeyi’ndeki askeri lojmanda hayatına son verdi. Geçen perşembe günü ölümünün 10’uncu yıldönümüydü.

Onun intiharı Gülen cemaatinin dalga dalga Türkiye’nin üzerine örtmekte olduğu karanlığa karşı bir çığlıktı.

Bu çığlığı ne yazık ki çok az insan duydu o zaman. Duyması gerekenler zaten kulaklarını kapatmışlardı.

Ali Tatar’ın değerli hatırası bugün yaydığı ışıkla hepimizi aydınlatıyor. Işığının hiç sönmeyeceğini biliyoruz.   

 

X