GeriSavaş ÖZBEY Aferin Işın, bir sen eksiktin!
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Aferin Işın, bir sen eksiktin!

Dünyanın medeni bir ülkesinde oryantal yapan sunucunun başına bu gelmez, işinden olmazdı. Herkes gülüp geçerdi. Hande Sarıoğlu kendi deyişinle biz erkeklerinin yarattığı “siyah”a hoş geldin. Merak etme; sana dünyayı dar eden o siyahlığın içinde kendimiz de varız. Bu arada Işın Karaca... Cuk oturdun, istersen baş köşeye geç.

Bayılırım dansöze, hele güzel dans edene.

Allah biliyor da vermiyor: İmkânım olsa salonun bir köşesini pist yaparım, uyuyayım, uyanayım, 7x24 oynasınlar orada. 

8+8+8 vardiyalı. Hepsi sigortalı...

Oryantal yaparken videosunu paylaşıp işinden olan spor spikeri Hande Sarıoğlu için çok üzüldüm bu yüzden. Sanatına saygımdan değil.

Videosunu izlediniz mi? Bence kötü dans ediyor. Tam yapacakken işi hafife alır bir havası var, Ahmet Hakan’ın dediği gibi, danstan ziyade “şebermeye” giriyor.

Üzüntüm hayat tarzına saygımdan.

Ne olacak yani: Kimi Gangnam dansı yapar, kimi oryantal, kimi rap...

İsteyen de koyar paylaşır, oyuncu Fırat Çelik’in yeğeniyle yaptığı disko şovlar karantinanın en karanlık günlerinde hepimizi mest etmedi mi?

Ama kadına gelince iş değişiyor işte...

Orada lüzumlu/lüzumsuz başka mekanizmalar giriyor devreye.

Kendinizi kanal yöneticisinin yerine koyun: Türkiye... Spor... Futbol...

Dünyanın en maço ortamı.

Kadın “Fener şampiyon” dese karşı taraf şöyle diyecek, “Cimbom” dese öbür taraf böyle çıkacak...

Tahmin edersiniz yapılabilecek çirkinlikleri.

Uyarmışlar, “Sosyal medyaya koyma” demişler, dinlememiş:

“6 yaşından beri sunucu olmak hayali olan biri olarak, oryantal oynamaktan kırar geçirirdim ortalığı. Çatır çatır okulumu da okudum, çatır çatır sunucu da oldum spiker de. Oryantal da yaparım kariyer de. Hiçbir zaman, hiçbir yerde, değerlerimden ve doğrularımdan vazgeçmedim. Renkli kişiliğimden sizin siyahınız için vazgeçmeyeceğim, size fazla gelen neşemden de, deli dolu yanımdan da ödün vermeyeceğim” diyor.

Ne diyeceksiniz?

Benim tek bir cevabım var: “Dünyanın medeni bir ülkesinde başına bu gelmezdi Hande. Türk erkeklerinin yarattığı siyaha hoş geldin. Teselli olur mu bilmem ama merak etme, sana işini, gücünü, hayallerini, dünyayı dar eden o siyahlığın içinde kendimiz de varız.”

Linç başlatmak için yeterli beş harf

Sunucu Hande Sarıoğlu’nun dans gösterisinden sonra, bir başka sunucu Nursel Ergin bu kez mayoyla karlara atladığı fotoğrafını paylaştı.

İlk tepki gösteren kimdi dersiniz?

İnanılır gibi değil, yine bir kadın, müzisyen Işın Karaca.

“Neden?” diye sordu sosyal medyadan sunucuya.

Sorunun toplam beş harf olduğuna bakmayın.

Linç başlatmak için, işinden gücünden ettirmek için yeterli uzunlukta aslında.

Nursel Ergin bunun Rusya’da bir ritüel olduğunu, sağlık için önce terlenip sonra soğuğa atlandığını açıklamak zorunda kaldı.

Aferin Işın... Merve Boluğur müziğe başlayacağını açıkladığında “Bir sen eksiktin” demiştin ya...

Bir sen eksiktin erkek-erkeğe siyahlığımızda/karanlığımızda. 

Gel ağam, gel, baş köşeye geç.

Tanker geldi mi?

Birçok kişi ciddiye almadı ama aşırı kurak geçen sonbahardan sonra İstanbul yazın susuz kalma riskiyle karşı karşıyaydı.

Koca İstanbul bu, taşıma suyla değirmeni dönmez ki.

Düşünsenize 20 milyon insanın su peşine düştüğünü, çıkabilecek kaosu...

Tuzlu suyu arıtmak, yağmur bombası gibi çözümler konuşuluyor ama bunların daha önceki denemelerinin çok da başarılı olmadığını hatırlıyoruz.

Çevrecilerin küresel ısınma konusunda yaptıkları uyarılar kulaklarımda çınlıyor.

Haksız da sayılmazlar, normal mi kış ortasında yaşadığımız bahar günleri?

Meteoroloji, “Akşam son yılların en kuvvetli karı gelecek” diyor, dışarı bakıyorsunuz, mayıs havası.

İnsanın siniri bozuluyor; kendiniz için, sevdikleriniz için, kentiniz için endişeleniyorsunuz.

O yüzden kar yağdıkça İSKİ’nin sitesine girip barajların durumuna bakıyorum.

Mükemmel bir sitesi var İSKİ’nin, yağış miktarını, doluluk oranını, şehre verilen suyu yıl yıl kıyaslayabiliyorsunuz.

Bu satırlar itibariyle yüzde 48’e dayanmış doluluk oranı.

İyi mi? Değil.

Geçen sene aynı dönemde yüzde 61’miş. Önceki sene yüzde 91.

Bu sene neredeyse yarı yarıya.

Bir tek altı yıl önce, 2014’te şimdikinden az, yüzde 30’muş.

Doluluk oranları bu son karla biraz daha artacak belli.

Mart-nisan yağmurları eklenince bu yılı da kıvırabileceğiz umarım.

Ama çekirge bir sıçrar, iki sıçrar... Gezegenimiz, ülkemiz, şehrimiz için önlem almazsak sonunda varacağımız nokta belli: “Aa biz ısmarlamıştık, su tankeri yine zenginlerin sitesine gitmiş...”

Ya n’olacak sanıyorsunuz?

 

X

Maldivler’e bir-iki...

Öykü Karayel’in “Bir Başkadır”daki meşhur 24 numaralı otobüsü Maldiv’den geçer mi bilmiyoruz ama böyle bir hat olsa akbil basacaklara gelin: Serenay Sarıkaya, Aleyna Tilki, Ceren Hindistan ve şimdi de Kerem Bürsin ile Hande Erçel...

Hindistan’ı bildiniz. Hemen altında Sri Lanka var, hani gözyaşı şeklinde olan. Oradan da 750 kilometre güneybatıya uçarsanız, alın size Maldivler.

1200 adadan oluşuyor.

Öyle bakir ki 100 tanesinde hiç insan yaşamıyor.

Cennet parçası...

Tek mesele... Küresel ısınmadan buzullar erimeye devam ederse, 100 sene içinde hepsinin sular altında kalacak olması...

Hiç gitmedim.

Bir gün imkân olursa çok merak ediyorum.

Ama sağ olsun ünlülerimizin paylaşımları sayesinde gidip görmüş, o bembeyaz kumlarda yürümüş, masmavi plajlarda yüzmüş kadar oluyoruz.

Yazının Devamını Oku

6-7 sene önceki halime bir bardak su veresim gelmiyor

Bayılıyorum İrem Derici gibi ünlülere. Menajerinin sözünden çıkmayan, etliye sütlüye karışmayanlardan değil. Kendisiyle ve hayatla derdi var. Bu dertleri de, onları izah etme biçimleri de onu komik, zeki, farklı ve aslında “hepimiz” yapıyor. Keşke herkesin kafasını böyle dağıtabileceği bir tanıdığı olsa telefon rehberinde. Ara bak, neler diyor...

Reklamcı babanız Hulusi Derici’ye en benzettiğiniz yönünüz: Argo mu, PR vizyonu mu?

- Ben minyatür bir Hulusi Derici’yim. PR vizyonu da, argo da, hazır cevap olmam da onun DNA’sından. Ama bunların hiçbiri umurumda değil.

Ben Hulusi’nin asıl merhametini almışım, o yeter.

Bir sürü dizi ve filmde rol aldınız ama hep kendinizi canlandırdınız: İrem Derici’yi oynamak kolay mı, zor mu?

- İrem Derici 34 senedir gerçek hayatında da inanılmaz gerçek olduğu için zor olmuyor. Hatta şu an kendimden 3. tekil şahıs olarak bahsettiğim için kendime sinir oldum (Gülüyor). Senaristler de benim jargonumu çok iyi bildikleri için her şey çok yerinde ve tadında geçti bugüne kadar.

Okuduğunuz okullardan Mimar Sinan Piyano mu daha şamatalıydı, Bilgi Sosyoloji mi?

- Bilgi Sosyoloji daha şamataydı çünkü ayıla bayıla girdiğim bir bölüm olmadı. Babamın yönlendirmesiyle ite kaka bitirdim. Ama MSÜ Devlet Konservatuvarı’nı aşkla bitirdim. O sene yüzlerce kişi arasından sadece beş kişi mezun olduk ve aralarında en yüksek puanı ben aldım. Bana Durkheim’le değil, Mozart’la gelin kardeşim.

Yazının Devamını Oku

Erkek milleti evde çok kalmamalı

Ünlü model Ebru Şancı futbolcu eşi Alpaslan Öztürk için “Benim eserim” dedi. Ofsayt kuralını bir türlü anlamadığını söylüyor ya... İşte tam da bu Ebru.

Ebru Şancı, özel hayatıyla ilgili dobra dobra konuştuğu çok ilginç bir röportaj verdi Behlül Aydın’a.
Her satırından mutlu bir birlikteliğin ayrıntıları ve samimiyet akıyor.
Futbolcu eşi Alpaslan Öztürk’ün milli takıma seçilince yaptığı zıplamalı sevinç gösterisinin videosunu anlatıyor mesela:
“Kızdığı zaman çok kızar. Sevindiğinde de çocuk gibidir. Çok duygusal bir insan. Yengeç burcu. Her şeyi en uçta yaşıyor. İzleyince gözlerim doldu. O kadar iyi biliyorum ki nasıl emek verdiğini... Hiçbir zaman ‘Onu aldılar, beni almadılar’ demedi. Hep ‘Allah bana ne zaman nasip ederse o zaman olacak’ dedi. Nasip bugüneymiş...”
İnsan onlarla birlikte seviniyor.
Karı-koca birlikte atlattıkları zor günlerden bahsediyor Şancı:
“Alpaslan, 6 ay top oynayamadı. Televizyondan arkadaşlarının maçını izleyip çocuklarının gazını çıkarıyordu. 1 sene boyunca 1 lira bile kazanmadı. Arkasında durmam gerekiyordu. En ümidi kestiği zaman bile ‘Sen yaparsın, sende yetenek var’ dedim...”

Yazının Devamını Oku

Bu kaçıncı salgın?

Yeryüzündeki en kadim meydanlardan biri... 35 yüzyıl önceden kalma Dikilitaş’tan Halide Edip’e kadar koca bir geçmiş... İster kısıtlamalarda vakit geçirmeye gidin, ister pandemi sonrası için şimdiden nokta atışı adreslerinizi belirleyin... Şu sıra biraz buruk tabii. Ama duymaya hevesli kulaklara her adımda başka bir şey fısıldıyor.

Sultanahmet’in en şenlikli sokağı İncili Çavuş. Atmeydanı’nda Ayasofya’ya sırtınızı verin, sağ çaprazınızda Yerebatan Sarnıcı kalıyor. Sarnıcın hemen yanından girilen sokak. Yol boyunca tepenizden rengârenk avizeler sarkıyor; sağlı sollu kafeler, barlar... Normalde bu mevsimde gürültücü İspanyol gençleri çoktan doldurmuş olurdu buraları. Şimdi şamatacı İspanyollar yerine korona kol geziyor sokaklarda. Üstelik ramazanın birinci günü.

Garsonlar, şefler, müdürler, ellerinde telefon, Cumhurbaşkanı’nın açıkladığı ramazan tedbirlerini takip ediyor. Ohh... Neyse ki şimdilik tam kapanma yok. En azından paket servise devam edebilecekler.

Ne salgınlar, ne vebalar, ne koleralar gördü bu meydan. Bunu da atlatır elbette.

Kendi bölümündeki avizeleri limon kasalarını boyayarak yapan Fuego Kafe’de soluklanmaya karar veriyoruz.

“Americano biraz uzun sürer. Kahve makinesinin ısınması lazım. Malum, müşteri az, bu makine de çok elektrik yakıyor. Kapatıp tasarruf yapıyorum” diyor işletmeci Heybet Bey. 10 senedir bu sokakta. Şimdiye kadar hiç böyle bir dönem yaşamadığını anlatıyor: “Kısıtlamalar gelir, sonra gevşer. Bizim asıl korkumuz uçuşların iptali. Rus turist çekilirse asıl o zaman biteriz” diyor.

ÖNERECEĞİM AMA UTANIYORUM...

Hakikaten de yürüdükçe fark ediyorsunuz: Eğer koca sokakta 10 masa doluysa bunun 8’i Rus. Yalnız fiyatlar uçmuş, her şey çok pahalı. Pizzalar 46-54, iskender 65 lira. Sadece Fuego’da değil, bütün Sultanahmet’te durum böyle. Herhalde dövizin delirmesiyle ilgili.

Yazının Devamını Oku

Hiç acımadı ki

Medya çalışanı olduğum için aşı hakkı çıktı. İlk dozumu yaptırdım. Aşı hakkınız gelince neler yaşandığını 14 adımda özetledim.

PANDEMİ GÜNLÜĞÜ

◊ Önce e-devlet’te kendinize bir e-nabız hesabı oluşturuyorsunuz. Uygulamayı telefonunuza da indiriyorsunuz.

◊ Uygulama size evde aşı olma hakkınızın olup olmadığını, aşıyı hastanede mi aile hekiminde mi tercih edeceğinizi soruyor.

◊ Bunları ve randevu tarihini/saatini ayarlıyorsunuz ve BioNTech mi Sinovac mı, hangi aşıyı tercih ettiğinizi belirtiyorsunuz.

◊ Ben BioNTech seçtim ama nedenini sormayın. Hiçbir tıbbi gerekçem yok. Çok yoruldum anlamadığım bu konuda izahat vermekten.

◊ Benim hastanem Taksim Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ydi.

Geç kalmıştım ama sorun çıkarmadan yardımcı oldular.

◊ Bir form doldurup imzalıyorsunuz.

Yazının Devamını Oku

Bütün beyaz yakalılar blogger mı olacak?

Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, beyaz yakalıların çok tartıştığı “uzaktan çalışma” meselesine tıbbi açıdan girdi. Eğer insanların işyerine gitmesi elzem değilse uzaktan çalışmanın özendirilmesi, zorlanması gerektiğini söylüyor. Bakalım Ceyhan yine, daha doğrusu ne zaman haklı çıkacak?

PANDEMİ GÜNLÜĞÜ

Bundan sonra işe gider miyiz, gitmez miyiz?
Hiç mi gitmesek yoksa haftada iki gün gitsek mi daha iyi?
Peki normal ofis mi, yoksa günlük kiralanabilen ofisler mi?
İşletmenin ofis masrafları azalıyor... Evden çalışınca artan masraflar için personele ayrıca destek verilmeli mi?
İşe gidiş yok, dönüş yok, akşam trafiği, öğle tabldotu yok...
Bilgisayarın yanında olduğu sürece ister evden eşofman altıyla, ister tatil köyünden mayoyla katıl toplantıya...

Yazının Devamını Oku

Turizmde geri sayım

Günlük vaka sayısını 1-2 ayda 1000’ler düzeyinden 50’ye katladık. Kültürel kodlarımız da çok müsait. Pandemi olmasa da zaten birçok mekân Ramazan tatiline/tadilatına girişecekti. Şurada yapmamız gereken, 1 ay daha dişimizi sıkıp vaka sayılarını düşürmek, o sırada aşılayabildiğimiz kadar insanı aşılayabilmek. Yoksa bu yıl ülkemizi turistik açıdan pazarlamamız çok zorlaşacak.

Pandemiye muhteşem başlamıştık. Virüs bize geç gelmişti.

Önümüzde İtalya, İspanya gibi ülkelerin deneyimleri vardı, onlardan ders alıp 2 hafta önceden önlemler alabiliyorduk.

Yabancı haber kanalları Türkiye’ye gelip başarı sırrımızı araştırıyordu.

İnsanlarımız da daha ciddi, bu kadar bıkkın değildi. Evine aldığı suyun damacanasını bile dezenfekte ediyordu.

Sonra bütün tedbirlerimizi birer birer saldık.

Pandemiyi hayatın olağan bir parçası, açıklanan ölüm sayılarını akşam haberleri olarak algılamaya başladık.

Taziye benim, doğum günü senin, düğün benim, dernek senin gezdik dolaştık. 

Bütün uyarılara rağmen sokaklara çıktık, alışverişe, tatile gittik, kalabalık ortamlara girdik.

Yazının Devamını Oku

Horlayan misafiri bir daha eve sokmam

Seda Sayan’ı yıllardır “sabahtan akşama” kadar seyrediyoruz. Kavgasını da neşesini de, şarkılarını da danslarını da, estetiğini de nişanını da ekrandan canlı canlı izledik. O yüzden ikilemli sorularda onun biraz özel dünyasını eşelemeye, beyaz camın öbür tarafındaki gündelik halini anlamaya çalıştım. O taraf da “şenlik” çıktı. Bir kere ilişkilerde tam bir Oğlak. “Biriktiririm biriktiririm, bir anda o aşkı tanınmayacak hale getirebilirim” diyor; “Affetmem, bitti’ dediğimde artık unutmayı seçerim!” Biz diğer Oğlaklara da “Yürrü be abla, arkandayız” diye alkışlamak düşüyor.

◊ Hangisi daha gurur verici: Bir siyasi liderin “Bu halkın Seda Sayan’ı neden sevdiğini anladığımız gün, seçimi kazanacağız” demesi mi, üst üste en güvenilen yüz seçilmeniz mi?
- Üst üste en güvenilir isim seçilmem. Ağır bir yük aslında. Güvenilir erkek değil, güvenilir kadın değil, sanatçı değil, siyasetçi değil... En güvenilir yüz. Hem gurur verici hem iyi bir ego yani...
◊ Hayatınız film olsa nerede başlardı: Kadırga’da mı, assolist olarak ilk sahneye çıktığınız Stardust Kulübü’nde mi?
- Kesinlikle Kadırga’da. Çünkü ben Eyüpsultan’da doğdum ama çocukluğumun ve genç kızlığımın büyük bölümü Kadırga’da geçti.
◊ Altı kaynana sahibi oldunuz, gelin-kaynanaların yarıştığı bir programı sunuyorsunuz, şimdi oğlunuz Oğulcan’ın da bir ilişkisi var. Kaynana olmak mı, gelin olmak mı?
- Artık kaynana olmak. Ama benden çok iyi bir kaynana olur, ona inanıyorum.

Yazının Devamını Oku

Kavgasız gürültüsüz ayrılmanın formülü

Oyuncu Esra Dermancıoğlu, Armağan Çağlayan’ın YouTube kanalı “Gör Beni”ye katıldı. Ayrılmayı beceremeyen bir toplumda kendi yaşadıkları üzerinden patırtısız kütürtüsüz şekilde yolları ayırabilmenin formülünü verdi...

“Bir kadın ve bir adam sonsuza kadar beraber kalmak istemeyebilir. Aldatma konusunun Türkiye’de bu kadar büyütülüp drama haline getirilmesi çok sinirimi bozuyor.
Bir erkek bir kadına gidip ‘Benim canım başka kadınları çekiyor, biz bunu nasıl hallederiz’ dese Türkiye’de kaç kadın ‘Gerçekten mi, ne bileyim ben şimdi’ şeklinde konuşabilir?
Konuşamadığı zaman işte aldatma, arkadan iş çevirme oluyor. (Kızımın babasıyla) berjerde oturuyoruz. Birden ‘Bir şey mi oldu, sen beni
aldatıyor musun?’ diye
sordum, ‘Evet’ dedi.
Oturup konuştuk ve boşandık. Şimdi çok tatlıyız. Dürüstçe davrandı. Konuşmak tatlı bir şey, iletişim çok önemli” diye anlatıyor Esra Dermancıoğlu.

Yazının Devamını Oku

Sosyal mesafeli sosyal yaşam

Önün insan, sağın solun insan... İnceden bir müzik de geliyor, afallıyoruz. Epeydir böyle bir şey yaşamamışız: Açık havada müzik eşliğinde keyif yapabilmek... Yine de hüzünlü manzaralar da var tabii.

Semt turuna Bahariye’nin bitip artık Moda’nın sınırlarına girdiğiniz eski McDonald’s havuzundan başlıyoruz. Havuz artık yok. Civardaki okullardan arkadaşlarını karga tulumba havuza atan liseliler de... 1980-81’de semtin ilk patates-sosis tavacısı bugün Beylerbeyi Profiterol. O zamanlar çok havalı bir şeydi. Daha McDonald’s’ın gelmesine beş sene vardı...

Dolaşmaya barlar sokağından başlamak iyi fikir değilmiş: Kadife Sokak’ın başında Rexx Sineması’nın etrafı inşaat panelleriyle çevrili hali karşılıyor sizi. Sokağın içinde de hasar büyük. Solda Teachers Pub kapalı. Sağda Kadife Bar kapalı. Smokes Cafe ve Hera açık ama Buddha Sahne ile Barmy gitmiş. Hakeza Agapia Meyhanesi ve Bahane Kültür de kapalı.

Açık kalanlar sokağın sonuna doğru sağlı sollu devam ediyor: İncir Pub, Lâl, Aksi, Brox Burger, Punch, Virane Bahçe... Ama her birinde bir masa, bir ya da iki kişi.. Nerede sokağın pandemi öncesi canlı hali... Birinden çıkıp diğerine geçen insanlar, müzik sesleri...

Karşı sokak sol, sağ da benzer halde. Yavaş pişim lokantalar Suvi ile Go Slow, En Moda ve yılların Hard Rock Cafe’si açık. Ama yan komşusu Belfast Irish Pub gitmiş. Belfast’ınki duyduğum en ilginç hikâyelerden. Ruhsatı gece mekânı göründüğü için pandemide kapanmış. Gidip Moda Burnu’nda Belfast diye yeni bir yer açmışlar. Fakat ikinci dalga önlemlere o da dayanamamış. Yani bir pandemide iki kere batmış.

Fakat aşağı doğru inip Moda Caddesi’ne kavuşunca işin rengi birden değişiyor. Semtin bir ucu Moda Burnu’ysa, diğer ucu burası. Çarşı tarafından, Bahariye’den ve Caferağa’dan gelenler burada kavuşuyor.

Yan yana Fil, Ayı, Bob, Who gibi mekânlar, bir çaprazda Kropka kahve-kafe, diğer çaprazda Selfish balıkçısı.

Yazının Devamını Oku

Ben de “sorry” Kerem

Kerem Bürsin bir laf etti, ortalık birbirine girdi: “O kafelere gidip maskelerinizi çıkarıyorsunuz ya... I’m sorry (Üzgünüm)!” Öyle tepki geldi ki, ünlü oyuncu özür dilemek zorunda kaldı. Bravo bize. Hemen toplaştık, Kerem’e tükürdüğünü yalattık, mesele kapandı. Ben de “sorry” ama 55 bin vakayı n’apacağız?

◊ KEREM HAKLI ÇÜNKÜ: Dünyanın en kalabalık ülkelerinden olmadığımız halde, vaka sayısında üçüncü sıradayız, Hindistan’la falan yarışıyoruz.

◊ KEREM HAKSIZ ÇÜNKÜ: Ne kadar haklı bir gerekçeyle olursa olsun, bir sanatçının çıkıp kendisini sevenlere böyle demesi kabul edilemez.

◊ KEREM HAKLI ÇÜNKÜ: ABD’de yetişmiş. İnsanların kelimelere, tümevarımlara, egoya daha az takıldığı, niyete ve işe bakılan bir ortamda büyümüş.

◊ KEREM HAKSIZ ÇÜNKÜ: Amerika onun “ortamı” da Türkiye değil mi? Bizim de hassasiyetlerimiz var. Burada olduğu sürece buranın kurallarıyla “oynayacak”.

Yazının Devamını Oku

Ülkenin en çok takip edilen figürleri

Ünlülerin takipçi verilerine yan yana bakıp kıyaslayınca şaşırtıcı bazı durumlarla karşılaşıyorsunuz. Verilerin gerçek ve organik olduğunu varsayıyoruz tabii...

Elif Ünal’ın hazırladığı hangi ünlünün Instagram’da ne kadar takipçisi var haberi iki açıdan ilginçti.

Birincisi, Hande Erçel’in artık açık ara ülkenin en çok takip edilen figürü olduğunu göstermesi bakımından. 21 milyon kişi takip ediyormuş.

Hadise ile Demet Akalın arasındaki takipçi polemiğini hatırlarsınız. Onları falan artık ikiye katlamış durumda.

İkincisi de hepsini yan yana görmenin kıyaslama imkânı vermesi. 

Verilerin gerçek ve organik olduğunu varsayıyoruz tabii.

Öyle bakınca şaşırtıcı olanlar var.

Erkeklerde 17 milyonla Burak Özçivit önde.

Ama Kıvanç Tatlıtuğ ile aralarında bu kadar fark olduğunu görmek ilginç mesela: 3.4 milyon.

Yazının Devamını Oku

Yeşilçam’ın Hollywood’a ihtiyacı var mı?

Box Office’te tarıyorum, Türkiye’de 1989’dan beri en çok izlenen 100 filmin ilk 30’u Yeşilçam yapımı. Fakat bu bir avantaj mıdır, yoksa konfor ve tembellik alanı mıdır, onu gerçekten bilmiyorum.

Miss World 2000 Dünya Güzeli: Priyanka Chopra. Kariyerine Hint film endüstrisi Bollywood’dan sonra, şimdi Hollywood’da devam ediyor. Hayatını anlattığı “Unfinished” (Bitmemiş) kitabı için Kelebek’ten Barbaros Tapan’a röportaj verdi.
Bence bizi ve bizim ünlülerimizi de ilgilendiren çok ilginç bir şey söylemiş: “Hollywood’a geçen çok fazla Bollywood yıldızı yok, çünkü buna ihtiyaçları yok. Hint film endüstrisi dünyanın en büyüklerinden biri. Hint oyuncu, başka bir şey yapma ihtiyacı hissetmiyor.”
Neden?
Hindistan’ın nüfusu zaten dünyanın beşte biri diye mi?
Yani “Bize yeter de artar” mı diyorlar? Hiç de değil.
***
Gezegen üzerinde kendi içinde kendi dünyası, kendi değerleri, kendi temaları, müzikleri, dansları, mimikleri olan toplumlar var.

Yazının Devamını Oku

Hatır için çiğ tavuk... Sadece suşiyse yenir

Kuruçeşme’de Sortie, Nişantaşı’nda Salomanje; Barcode, Kalamata, Limoncello... Bugüne kadar gittiğiniz, sosyalleştiğiniz, eğlendiğiniz birçok yerde Erol Kaynar’ın imzası var. Alanım gereği ben onu işletmeci yüzüyle tanıdım ama şapkası çok: Futbol insanı, aşçı, gezgin, dalgıç, belgeselci... Ama ne önemlisi muhabbet adamı ve müşfik bir abi: “Sakın unutma” diyor, “Hayat, umudun olmadığı yerde biter. Ve affetmek ruha iyi gelir.”

İşletmeciliğe Galata Kulesi ile başlıyorsunuz... Avantajlı bir başlangıç mı dezavantajlı bir başlangıç mı?

- Avantajlı bir başlangıç tabii, tam bir hayat okuluydu.

Ticari hayatta: Mantık mı içgüdü mü?

- Mantıklıyımdır aslında. Ama içgüdülerime çok güvenirim. Şimdiye kadar da beni çok çok az yanılttılar. O yüzden içgüdü.

Bir şeyi gece planlamak mı sabah planlamak mı?

- Güne iyi başlayabilmek için geceden planlamak.

Yazının Devamını Oku

İtalyan intikamı: Michele Morrone

İtalya, Can Yaman’ın bu ülkenin kadınları ve genç kızları arasında yakaladığı popülerliğe Michele Morrone ile cevap verdi. İrem Derici’den Seda Sayan’a, modacılardan şarkıcılara herkes hayranı. Yoksa siz hâlâ radarınıza almadınız mı?

Can Yaman’ın İtalyancasının da etkisiyle İtalya’da estirdiği rüzgâr malum. Havaalanlarında kalabalık hayran karşılamaları, otelinin önünde izdihamlar, ülkenin en popüler sunucularından Diletta Leotta ile aşk, katıldığı televizyon programlarında yüzde 24’lere varan izlenme rekorları...
Fakat “çizme”nin çiftesi pek oldu.



İtalyanlar, Can’ın intikamını yine bir dizi oyuncusu olan Michele Morrone ile alıyor.
Bu kez de Türk kadınları ardı ardına bu İtalyan oyuncuya olan hayranlıklarını açıklamaya başladı.
İlk sürpriz, şarkıcı İrem Derici’den gelmişti birkaç ay önce. “Aşkım maske tak, daha boy boy çocuklarımız olacak” diye yorum yazmıştı Morrone’nin paylaşımına.

Yazının Devamını Oku

İçimde bir sevinç, kapanan mekân az

Boğaz hattı diğer semtlerden biraz daha ‘gevşek’ olur mu diye düşünürken önlemlerin daha titiz uygulandığını görmek şaşırtıcı. Yeni açılan Eski Yer’den başlıyoruz. Sağımız Tarabya, solumuz İstinye... İşin güzel yanı pandemide kapanan mekân neredeyse hiç yok.

Semtin adı Yeniköy. Ama en taze mekânlarından biri Eski Yer. Bu tatlı karşıtlığın hikâyesiyse ta Bodrum’a kadar uzanıyor.

Yalıkavak’taki Balıkçı Sait ününe ün katıp artık Yalıkavak Marina’ya taşınmaya karar verince çalışanlardan bazıları yeni yere gitmek istemiyor.

Beş ortak “Biz burada kalalım” diyerek emektar restoranı devralıyor ve kendileri işletmeye başlıyorlar. Adını da ‘Eski Yer’ koyuyorlar.

Demek dükkân uğurlu ki onların da işleri iyi gidiyor; gel zaman git zaman İstanbul’a şube açmaya karar veriyorlar.

Yeniköy’deki Yelken Balıkçısı’nı devralıyorlar. Bodrum’da tanındıkları için müşteri çok, işler gayet iyi ama pandemi patlıyor. 

Artık yüzde 50 kapasiteyle çalışabildikleri için restoran üç katlı olmasına rağmen yer bulmak daha zor.

“Herkes aynı anda oturup birkaç saat sonra aynı anda kalktığı için çok zorlanıyoruz” diyor serviste çalışanlar.

Yazının Devamını Oku

Hülya neden böyle Hülya derdini söyle

“Masumiyet” dizisinde Hülya Avşar’a öyle bir filtre yapılmış ki kadının burnu bile yok. Herkesin dikkatini çekmiş, TT oldu. Eğer bu istek ekipten gelmişse o kolay: Bir dahaki bölüm kaldırırsın filtreyi, olur biter. Ama bu talep Hülya Avşar’dan geliyorsa o fena işte. Zamansız bir kadının zamanla kavgası gibi.

Ekranın insanı olduğundan uzun, normaldeki halinden daha güzel ya da yakışıklı yansıtabildiği malum.
Nice yerli yabancı artisti gerçek hayatta görüp de “Bu muymuş?” diye şaşırmışlığım var.
Ama bunun tam tersi de geçerli.
Bazı insanlar var ki, onların yaydığı ışığı ne kamera tam kaydedebiliyor ne de ekran tam yansıtabiliyor. Örnek mi?
Türkan Şoray.
Yakından sadece tek bir kere, bir röportaj için gördüm. Öyle bakmışım ki kadına, gazete o fotoğrafı kullanıp “Yazarımız hayranlığını gizleyemedi” diye yazmıştı altına.
Bambaşka bir şey.

Yazının Devamını Oku

Bir açıklama yapılsa

Ne var yani: Bir maske takmak, insanlarla bir-iki metre mesafe bırakmak bu kadar mı zor?

Vaka sayısı 30 bin.
Benzer nüfusta olduğumuz Almanya’nın iki katı.
Demek ki normalleşmeyi becerememişiz.
Hiç kimse ağlayıp sızlanmasın.
Kendimiz ettik, kendimiz bulduk: “Ramazanda kapalıyız.”
Kurallar çok net: Bunu beceren toplumlara özgürlük, bizim gibi başaramayan toplumlara karantina...
Akıllanana, aklımızı başımıza devşirene kadar da böyle devam edecek.

Yazının Devamını Oku

Sezen, Sezen’in şarkısındaki gibi: İnsan dölü

Kimimiz işteydi, kimimiz uykuda, kimimiz yolda. Hiçbirimiz duymadık, görmedik. Belki “görsek” atılacak, engelleyecektik. Bıçak 16 seferinde de keskindi ve o yapayalnızdı.

Bir organınızı bağışlasaydınız, hangisi olurdu?

Kalbimi vermezdim.

Alana yazık, hep bu sızılarla yaşamak.

Beynimi de vermezdim.

Alana yazık; hep bu kafa karışıklığıyla yaşamak.

Ama göz bambaşka bir şey.

Düşünsenize, sizi ışık geçirmeyen o karanlığa koyduklarında bile gözleriniz bir başkasının bedeninde görmeye devam edecek.

Sanki birine kamera takmışsınız da...

Yazının Devamını Oku