Bir restoranın mutfağında servis başlamadan çok önce gün başlar. Tezgahlar hazırlanıp ürünler ayıklanır, bıçaklar bilenip soslar kontrol edilir ve fırınlar ısıtılır. Dışarıdan bakıldığında bütün bunlar sıradan bir hazırlık gibi görünebilir.
Oysa profesyonel mutfağın gerçek ritmi tam da burada oluşur. Masaya gelen tek bir tabak, çoğu zaman uzun bir hazırlığın sonucudur. Ürünün seçilmesinden pişirme tekniğine, zamanlamadan sunuma kadar birçok ayrıntı aynı noktada buluşur. Gastronomiyi değerli kılan da yalnızca ortaya çıkan lezzet değildir. O lezzetin arkasındaki bilgi, kültür ve yaklaşım da tabağın bir parçasıdır.
BİR TABAĞIN HİKAYESİ
Yemek, hiçbir zaman yalnızca yemekten ibaret değildir. Anadolu mutfağının zenginliği bunun en güzel örneklerinden biridir. Bir yemeğin içinde yaşadığı coğrafyanın iklimini, kullanılan ürünlerin özelliklerini ve geçmişten bugüne taşınan alışkanlıkları görmek mümkündür. Mantı, kebap, zeytinyağlılar, pilavlar, hamur işleri ya da yöresel tatlılar...
Her biri kendi hikayesini taşır. Bugünün şefi için asıl mesele, bu hikayeyi olduğu gibi tekrar etmek ya da tamamen değiştirmek arasında seçim yapmak değildir. Önemli olan, özünü koruyarak yeni bir yorum geliştirebilmektir. Gelenek ile yenilik arasındaki bu denge, çağdaş gastronominin en heyecan verici alanlarından biridir.
PROFESYONEL MUTFAĞIN TEMELİ
Yaratıcılığın görünür olduğu yer tabak olabilir, ancak onu mümkün kılan şey çoğu zaman görünmeyen hazırlıktır. Profesyonel mutfakta düzen bu nedenle büyük önem taşır. Mise en place anlayışı, yani servisten önce gerekli bütün hazırlıkların tamamlanması, mutfağın çalışma düzenini belirler.
Ürünlerin doğru hazırlanması, ekipmanların yerli yerinde olması ve iş akışının önceden planlanması, servis sırasında ortaya çıkabilecek sorunları azaltır. Bu sistem yalnızca zaman kazandırmaz. Aynı zamanda aşçıya düşünmek için alan bırakır. Çünkü yoğun bir serviste iyi sonuç almak, yalnızca hızlı olmaya değil, neyi ne zaman yapacağını bilmeye bağlıdır.
Baklava yalnızca bir tatlı değil aynı zamanda Türk mutfağının önemli bir kültürel mirası ve sabır isteyen bir ustalık işidir. İncecik açılan hamuru, kaliteli tereyağı ve iyi seçilmiş Antep fıstığıyla hazırlanan baklava, bayram sofralarının en değerli lezzetlerinden biridir. Bu geleneği yaşatmak ve yeni nesillere aktarmak bizim için çok kıymetlidir.
Fıstıklı baklavanın kökenleri, Osmanlı İmparatorluğu'nun zengin ve çeşitli mutfak kültürüne dayanmaktadır. Nesiller boyu aktarılan tarifler, her bölgenin özgün yorumlarıyla zenginleşmiş, baklavanın eşsiz bir çeşitlilik kazanmasını sağlamıştır. Doğduğu yer ve tarih kesin olarak bilinmese de bazı kaynaklar Selçuklu dönemine kadar uzandığını, Osmanlı mutfağında ise bugünkü formuna kavuştuğunu ileri sürer. Farklı bölgelerin malzeme ve pişirme teknikleri, bu tatlıyı benzersiz kılan zenginliği kavuşturmuştur. Bayram sofralarının simgesi haline gelen baklava, yüzyıllardır Türk mutfağının en değerli tatlılarından biri olarak kabul edilir.
BAKLAVA NASIL YAPILIR?
MALZEMELER:
Hamuru için:
Arası için:
Açmak için:
Üzeri için:
TERBİYELİ ŞEHRİYE ÇORBASI
MALZEMELER
1 çay bardağı tel şehriye
1 tatlı kaşığı tereyağı
4 yemek kaşığı zeytinyağ
1 yemek kaşığı domates salçası
2 diş sarımsak
CENNET ÇORBASI
MALZEMELER
2 yemek kaşığı tereyağı
3 yemek kaşığı mısır unu
1 adet soğan
1 adet patates
1 tatlı kaşığı tuz
Sofraların Bereketi
Ramazan’ın en canlı sahnesi iftar sofralarıdır. Çorbanın buğusu, hurmanın tatlılığı, pide kokusunun sokaklara yayılışı… Bunlar sadece yemek değil, bir kültürün hafızasıdır. Sofralar, zengin-fakir ayrımı gözetmeden herkesi aynı bereketin etrafında toplar. İftar davetleri, komşuluk ilişkilerini güçlendirir; yardımlaşma ve paylaşma, sofranın görünmeyen ama en değerli lezzetidir.
Manevi Yolculuk
Oruç, insanın bedenini ve ruhunu aynı anda eğiten bir ibadettir. Açlık, sabrı öğretir; susuzluk, şükrü hatırlatır. Gün boyunca beklenen bir yudum su, insanın hayatın en basit nimetlerine bile nasıl muhtaç olduğunu gösterir. Ramazan, bu yönüyle modern dünyanın hızına karşı bir yavaşlama, bir içe dönüş çağrısıdır.
Ramazan Geceleri
Teravih namazlarıyla dolup taşan camiler, mahyaların ışıklarıyla süslenen şehir siluetleri, Ramazan gecelerinin ruhunu oluşturur. Çocuklar sahurda uykulu gözlerle sofraya oturur, davul sesi sokaklarda yankılanır. Kadir Gecesi ise bu ayın zirvesi, duaların göğe yükseldiği, kalplerin huzurla dolduğu bir gecedir.
Orta Avrupa ve Slav ülkelerinde, Balkan mutfağının bu tarifine kendi dokunuşlarıyla rastlanması kültürlerin birbirini etkilemesiyledir. Bazı konsept mutfaklarda “Rus krebi” olarak sunulmaktadır. Almanya’da ufak sunum detaylarıyla “Alman krebi” olarak isimlendirilmiştir. Rumeli göçleriyle özellikle de Boşnak ve Arnavut göçmenlerce Trakya mutfağına da taşınmıştır. Klasik akıtma tarifi uygulanır. Bir farkla; akıtmada yaş maya kullanırken bu tarifte kabartma tozu ile hamurumuzu hazırlıyoruz. İçerisine bal, reçel, marmelat, orman yemişleri kullanılırken; yine meyve, çikolata ve karamel soslarla süslenip pudra şekeriyle son dokunuşlar verilir.
MALZEMELER :
HAMURU İÇİN
2 Su bardağı süt
1 Su bardağı su
2 yumurtanın sarısı
1 Tatlı kaşığı tuz
1 Kabartma tozu
1. KAVUNLU SORBE
MALZEMELER
80 gr. toz şeker
200 gr. soğuk su
450 gr. küp küp doğranmış kavun
50 gram limon
YAPILIŞI
Toz şeker ve suyu ocakta bir taşım kaynatıp eritin, soğutun. Su bardağı toz şeker su bardağı soğuk su Yarım limonun suyu ile kavunları ilave edin ve blendırda püre haline getirin.450 gr. küp küp doğranmış kavun 1/2 (Yarım) adet limon Varsa dondurma makinanızı talimatlarına göre hazırlayın. Buzlukta en az bir saat dinlendirin. Eğer dondurma makinanız yoksa bir gece buzlukta dinlendirdikten sonra servis edin.
MALZEMELER
300 Gr Kuzu But
2 Gr Tane Kişniş
1 Gr Karabiber Tohumu
6 Gr Kakule
4 Gr Kök Zerdeçal
0,5 Gr Rendelenmiş Muskat
3 Gr Sarımsak