GeriNuray Babacan Sorunun yeni adı... Hiçbir şey yapmayan 3 milyon genç
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Sorunun yeni adı... Hiçbir şey yapmayan 3 milyon genç

Yeni nesil kavramlar, yeni nesil araştırmalar, “Z kuşağı ne istiyor?” başlıklı söyleşiler yapıladursun, bir rakam yüzümüze buz gibi çarptı.

Hiçbir şey yapmayan gençler” kavramı artık dünya çapında sorun. Bu, ne eğitimde ne de istihdamda olan gençler anlamına geliyor. İşte bu gençlerin sayısı 3 milyonu geçti.

Hacer Boyacıoğlu’nun aktardığına göre, TOBB Üniversitesi, “işgücü piyasalarında genç nüfusun görünümü” başlıklı bir rapor hazırladı. Araştırmayla, yüksek teknoloji kullanan, her şeyi sorgulayan kentli gençler kadar, taşraya ve varoşlara sıkışmış gençlerin fotoğrafı da çekildi. İşte ne eğitimde ne istihdamda olan bu 3 milyon gencin, 124 bini okuma yazma bile bilmiyor.

Araştırmaya göre, hiçbir şey yapmayan gençlerin 1 milyon 378 bini “lise altı eğitime” sahip. 522 bini lise mezunu, 575 bini ise yüksek öğretim eğitimi almış durumdalar. Yani üniversite mezunu yarım milyon genç, hareketsiz bir blok gibi duruyor.

Dünya rakamlarına gelince, 2016 yılında dünya genelinde ne eğitimde, ne istihdamda, ne de yetiştirmede olan gençlerin sayısı 259 milyonken, 2019 yılında 267 milyona yükseldi. 2021 yılında ise 273 milyonu aşacağı tahmin ediliyor.

Bu rakamlar gençlere ve gençlere yönelik çözümlere, artık farklı bir açıdan bakmak gerektiğini gösterdi. Burada, eğitime bile ulaşamayan, umutsuz gençlerden söz ediyoruz.

SONRAKİ OMBUDSMAN KADIN OLSUN

TBMM
’DE farklı partilerden de olsa kadın vekillerin ortak hareket ettiği başlıca konu kadın haklarıdır. Bu ortak hareket, Kamu Denetçiliği Kurumu’nun (Ombudsman) raporlarının görüşülmesinde de görüldü. Kurumda gittikçe artan kadın çalışan sayısı heyecan yarattı ve bir sonraki ombudsmanın kadın olması istendi. Ombudsman Şeref Malkoç’a da buna destek vermek düştü.

Turan Yılmaz’ın bilgisine göre, TBMM Dilekçe ve İnsan Hakları Alt Komisyonu’nunda yapılan toplantıda, Ombudsman Şeref Malkoç, “Kurumumuzda çalışanlar dikkate alındığında yüzde 50’si bayan, yüzde 50’si erkek. Denetçilerde de bu oran yüzde 40 oldu efendim” dedi.

Dilekçe Komisyonu Başkanı Belma Satır ise “Yüzde 100’e doğru gidelim inşallah” diye karşılık verdi. Satır’a destek diğer partilerin kadın milletvekillerinden geldi. HDP Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan, Malkoç’un bilgilendirmeye kadın oranından başlamasını sevindirici bulduğunu belirterek, “Sizi kutluyorum. Tüm kurumlarda yüzde 50 kadın çalışan hedefinin tutturulması lazım. Ama bir daha kadın başdenetçi orada oturur diye umut ediyorum. Niye olmasın?” dedi. Komisyonun kadın üyeleri bu konuda güç birliği yapınca, erkek vekiller dayanışma içine girdi.

AK Parti Kayseri Milletvekili İsmail Tamer “Bence anlamayın Başkan, anlamayın” diye araya girerken, CHP İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal da “Tansu Çiller Hanım da Başbakandı, insan hakları ihlali en fazla onun zamanında oldu. Mesele insanın özü” dedi.

Toplantı karşılıklı espriler ve tatlı çekişmelerle noktalandı.

BEYİN YAKAN SORULAR

MİLLETVEKİLLERİ,
bir türlü hızlanmayan, üstelik en pahalı hizmetlerden biri olan internetle ilgili öyle dertli çıktı ki, komisyon toplantısının nerediyse tamamı buna ayrıldı.

Umut Erdem’in araştırmasına göre, TBMM Dijital Mecralar Komisyonu, görüşülecek konuları belirlemek için beyin fırtınası yaptı. İşte vekillerin çözüm bekleyen dijital talepleri:

Abdullah Koç (HDP): Ağrı’da çocuklarımız ellerinde bilgisayarlarıyla tepelere çıkarak, internete erişip derslerine ulaşabiliyorlardı. Şimdi eksi 48 dereceye kadar varan soğukta, o imkanları da yok artık. Bunları gündeme getirmemiz gerekir. Çocuklarımızın çoğu bilgisayara ulaşamıyor, ulaşanlar da internete ulaşamıyor.

Deniz Yavuzyılmaz (CHP): Mecliste internet hızı çok düşük. İbretlik bir durum olduğu için söylüyorum. Daha biz bu sorunu Mecliste çözemezken, vatandaşa ne diyeceğiz? İnternet hızında 100’üncüyüz. Bizim e-spordaki profesyonel oyuncularımızdan olan Özgür Eker, interneti yavaş olduğu için e-spor takımından çıkarıldı, dolayısıyla Türkiye’nin temsili yapılmamış oldu. İnternet Türkiye’de çok pahalı ve yavaş. Buna çözüm üretmemiz gerekiyor.

İbrahim Ethem Sedef (MHP): ‘Çocuklarımızın en korunaklı alanı ev’ diyoruz ama evde de önüne interneti veriyoruz, her türlü şeyle karşı karşıya kalabiliyorlar. İnternetin doğru kullanımı, etkili kullanımı ve zararları konusunu eğitim müfredatına koyamaz mıyız?

Saatlerce, yavaş internet, pahalı hizmet konuşuldu.

Bakalım bu beyin fırtınası interneti hızlandıracak mı?

X

Devletin zirvesinden olta uyarısı

Herkesin, ciddi ve ağır tonda açıklamalarına alıştığı Cumhurbaşkanlığı, bu kez “aman oltalanmayın” uyarısında bulundu.

Sanal âlemde yapılan dolandırıcılıkların giderek artması üzerine Cumhurbaşkanlığı Dijital Dönüşüm Ofisi bunu iş edindi ve yapılmaması gerekenleri anlattı.

Erdinç Çelikkan’ın aktardığına göre, e-posta aracılığıyla yapılan dolandırıcılık girişimlerinde, tüm oltalama senaryolarının “kurbanın” şüphelenmemesi üzerine kurulduğu uyarısı yapıldı. İşin psikolojik boyutu da atlanmadı. Bu tür dolandırıcılık mesajlarının, “panik, merak, heyecan ve korku” uyandırmaya yönelik olduğunun altı çizildi. Sahtekârların, “hediye, ödül, indirim” vaat eden mesajlarla kişisel bilgileri ele geçirdiği aktarıldı. Siber korsanların bu şekilde maddi ve manevi zararlar vermeyi, kritik sistemlere sızmayı amaçladığı anımsatılırken, e-posta aracılığıyla gelen oltalama saldırılarının nasıl anlaşılacağını da hap şeklinde şöyle anlatıldı:

- Bir e-posta ‘güvenilir bir kaynaktan’ geliyor görünümüyle verilir.

- Ailenizin tehlikede olduğunu belirterek, acil olarak bir işlem yapmanızı istiyorsa oltalamadır.

- Resmi makamlardan gönderilmiş izlenimiyle para iadesi, sosyal yardım, aşı sırası gibi gerekçelerle kredi kartı, şifre, kimlik numarası gibi kişisel bilgileri talep ediyorsa, saldırı olma ihtimali vardır.

- Gerçek olmayacak kadar iyi bir teklif sunuyor ya da katılmadığınız bir çekilişten ödül kazandığınızı belirtiyorsa dikkat edin.

- Tüm oltalama senaryoları kurbanın şüphelenmemesi üzerine kuruludur. Öncelikle sorgulayıcı olunmalıdır.

- Güvenilmeyen linkler için doğrulama siteleri kullanılmalıdır. Teyit edilmeden hiçbir hesaba para gönderilmemelidir.

Yazının Devamını Oku

Komşum Akbulut

Genç bir gazeteciyken, takip etmekle görevli olduğunuz başbakanın, günün birinde üst komşunuz olması ilginç bir durumdur.

Önceki gün kaybettiğimiz, 1989-1991 yılları arasında başbakanlık yapan Yıldırım Akbulut’la böyle çakıştı hayatlarımız.

Siyasi muhabir olarak ilk görevim, Yıldırım Akbulut’un, ANAP Genel Başkanı ve Başbakanlığı devraldığı kongreyi izlemekti. O günden sonra kendisini yurtiçi geziler dahil, birçok yerde takip ettim.

Unutmadığım en önemli kare, Erzincan gezisi sırasında aynı masada kahvaltı ettiği başbakanlık muhabirlerine, “Bizim buraların balı tereyağı meşhurdur” diye ekmeklere sürerek, elleriyle ikram etmesiydi. O zamanlar siyasiler ile izleyen muhabirler arasında büyük-derin mesafeler yoktu.



Yıllar sonra aynı sitede komşu olarak, mütevazı hali ve saygın tavrıyla her karşılaşmamızda, güncel siyasi gelişmeleri sorar, yapılan yanlışlarla ilgili değerlendirmelerde bulunurdu.

Yazının Devamını Oku

60 bine dayanan vakalara ramazanda kapanma freni

Korona vakalarının 60 bine dayanmasının ardından yeni önlemlerin gelip gelmeyeceği gündemin bir numaralı konusu oldu. Kulislerde ramazan ayı boyunca kapanma seçeneği tartışılıyor. Hükümetin de bu seçeneğe sıcak baktığı söyleniyor...

Bu hafta netleştirilmesi beklenen ramazan önlemlerinin çerçevesi, başkent Ankara’da en çok konuşulan konuların başında geliyor. İşin içinde olan bilim insanları ve siyasiler, ikiye bölünmüş durumda. Hızla artan koronavirüs vakaları nedeniyle ramazanda “kapanma” yapılmasını savunanlarla, hafta sonu ve akşam sokağa çıkma yasaklarını yeterli bulanlar var.

Hükümette kapalı kapılar ardında yapılan değerlendirmelerde, turizm sezonu açılmadan önce vakaların kontrol altına alınması gerektiği belirtiliyor. Bunun için, ramazanda ‘kapatma’ yapılarak, mayıs ayının ikinci yarısına daha “az vaka ve kontrollü pandemiyle” girmenin doğru olacağını, böylece turizm tanıtım kampanyalarının daha iyi yönetileceğini söyleyenler olduğunu biliyoruz. “Mart başında erken açıldık. Kademeli normalleşmeye nisan ayında başlamalıydık” diyen hocaların sözlerinin dinlenmemesinin faturasının ödendiğini ifade edenler de var.

TAM KAPANMA MI, KAPATMA MI?

Bu arada, “tam kapanma” ile “kapatma” arasında ciddi fark olduğu anlatılıyor. Uzmanlar, Türkiye’nin pandemi sürecinde tam kapanma uygulamadığını, bunun üretim ve dağıtım zincirinin de durması anlamına geldiğini belirtiyorlar. Türkiye’nin en riskli dönemlerde uyguladığı kararlara sadece “kapatma” deniliyor. Bu da, bundan altı ay önce yayınlanan genelgelere yeniden dönülmesi anlamına geliyor.

Yani lokantaların, kafelerin kapatılması, belki kuaför ve spor salonlarına yasak gelmesi, 65 yaş ve 20 yaş için yeni kurallar ve saat uygulamasının yapılması, düğün, taziye, asker uğurlama gibi konularda sınırlama getirilmesi. Bunun biraz gevşetilmiş halini marttan önce yaşıyorduk zaten.

Şimdi kulislerde hükümetin, ramazan boyunca “kapatmaya” daha yakın olduğu söyleniyor.

Diğer tarafta farklı görüşler de var. Lokanta ve kafe işletmecileri. Onlar ise tam kapatma şöyle dursun, lokanta ve kafelerin gündüzleri açık kalması ve bugünkü sistemin devam etmesini istiyor. Bir ay önce, ekip kurup, masraf yapıp işletmelerini yeniden açan esnaf, ramazan boyunca gündüzleri lokantaların açık kalmasını istiyor. Üstelik sadece oruç tutmayanlar gideceği için “mesafe” sorunu da aşılacak.

Şimdi gözler, açıklanacak yeni kararlarda.

Yazının Devamını Oku

Hangisi daha önemli? Gençler ormanlar gelecek

Siyasetin toz duman gündemi arasında, aslında uzun uzun konuşulması gereken iki yasa, TBMM’de pek de dikkat çekmeden ele alındı: Güvenlik soruşturması ve turizm teşvik düzenlemeleri. İki yasada da tartışmalı bazı bölümler rötuşlandı. Ancak, Turizm Teşvik Teklifi, hâlâ ciddi sıkıntılar içeriyor.

AK Parti, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden sonra bakanlıklardan gelen taslakların, parti grubundaki komisyonlar tarafından ele alınmasına ilişkin bir uygulama başlattı. Yasa önerileri önce siyasetin süzgecinden geçiriliyordu ki; Turizm Teşvik Teklifi’nde bu yapılmadı. Bu nedenle de yasadaki birçok madde, komisyonda ciddi sıkıntı yarattı.

Örneğin, turizm sektöründe yabancı çalıştırmaya getirilen sınırın kaldırılmak istenmesi, AK Partililer dahil kimsenin içine sinmedi. İşsizliğin bu kadar arttığı bir dönemde, bu düzenlemeye itirazlar yükseldi ve metinden çıkarıldı. Ayrıca belediyelerin turizm bölgelerindeki yetkilerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na devredilmesi, muhalefet belediyelerinin cezalandırılması olarak değerlendirildi. Mera, yaylak ve kışlakların, bakanlığa tahsis edilmesine olanak sağlayan düzenleme de en az diğerleri kadar eleştirildi. Bu alanların yatırımcılara tahsis edilerek, hayvancılığa darbe vurulacağı ve doğanın yok edileceği eleştirileri yapıldı.

Öğrendiğimize göre, sadece muhalefet değil, turizm sektöründe faaliyet gösteren birçok birlik ve dernek de düzenleme hazırlanırken kendilerinin görüşlerinin alınmadığı için şikayetçi oldu. Şimdi Turizm Teşvik Teklifi, komisyon aşamasından geçerek Genel Kurul’da görüşülecek noktaya geldi.

Ancak tekliflerin, bürokrasiden geldiği gibi komisyonlara gönderilmesinin yarattığı sıkıntılar da görüldü. AK Parti’nin kendi süzgecinden bile geçmeyen, yerelde yaratacağı sonuçlar tartışılmadan hazırlanan teklifler, her zaman sorun yarattı. Bunun örneklerini parti grup yöneticileri bizden daha iyi biliyor.

Siyasetteki tartışmaların gölgesinde kalan bu düzenlemeler, çiftçinin merası, pansiyon işletmecinin plajı, kamuda işe girecek gencin geleceği, orman köylüsünün geçim kaynağı, turizm sektöründe iş arayanların hayalini içeriyor.

Diğer her şeyden daha çok dikkati ve ilgiyi hak etmiyor mu?

SUYUN VE TOPRAĞIN ZEHRİ CIVA VETOKamuoyunun

Yazının Devamını Oku

İki kadın vekil, aynı yasa... 9 yıllık serüven

Yıl 2012, AK Parti Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı aralarında sanatçı Yonca Evcimik’in de bulunduğu hayvan haklarıyla ilgili STK’larla bir toplantı yaparak, yasal düzenlemenin startını verdi.

Yıl 2021, bu kez Grup Başkanvekili Özlem Zengin, aynı STK’ları aynı gerekçeyle bir kez daha topladı. Şimdi, iki grup başkanvekili de görevde değil, yasa da ortada yok.

İki kadın başkanvekilinin çalışmasına tanıklık eden bir gazeteci olarak, hepsi film şeridi gibi geçti gözümün önünden. Şunu belirtelim, Zengin’in görev değişikliği bu konuyla olan ilgisini ortadan kaldırmayacak. Genel başkan yardımcısı olarak bu konuda çalışmaya devam edecek.

Kısa bir süre önce Özlem Zengin, TBMM Tarım Komisyonu Başkanı Yunus Kılıç’la birlikte, STK’larla bir toplantı yaptı. Hayvan hakları konusunda faaliyet gösteren STK’lardan 60’a yakın temsilci çağrıldı. 9 yıl önceki toplantıda yaşananlar, bir kez daha yaşandı. Her STK’dan farklı bir ses çıktı, kafa karışıklığı yaşandı. Bu gecikme, hayvan hakları konusunda adım atılmasını istemeyenlerin işine yarıyor gibi.

Gayet net bir gerçek var. Daha önce çıkartılan yasanın eksiklikleri belli. “Mükemmel bir düzenleme yapacağız” diye beklemek hiçbir şey yapmamak anlamına geliyor ki; mükemmel diye de bir şey yok. Tartışmalı başlıklara gelince:

- Hayvanların sokaklardan toplanması ve barınaklara alınması tartışmalı.

- Her yerleşim yerine barınak yapmanın maliyeti büyük sorun.

- Barınakların sağlıklı ve sürdürülebilir şekilde işletilmesi yüksek maliyet.

- Hayvanlara tecavüz suçuna verilecek ceza ayrı bir tartışma konusu.

Yazının Devamını Oku

Eşitlik ve özgürlük cepkeni

Herkes, mor rengin kadın haklarında niye ön plana çıktığını, kadınları şiddetten korumak için oluşturulan yapılara niye “Mor Çatı” dendiğini bilmez.

Dünyada mitolojiler ve renklerin psikolojisiyle anlatılan bu kullanımın Türkiye’de benimsenmesi Toroslar’da Yörük kadınlarının “mor cepken” giyme geleneğine dayandırılıyor.

Herkesin unuttuğu bu hikâye, İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesi sürecinde, TBMM’de bir kez daha anlatıldı. Mor cepkenin hikâyesi, Genel Kurul’da tartışmaların arasına sıkışıp kaldı. Bu geleneği anlatan CHP Milletvekili Gülizar Biçer Karaca’ya, AK Parti’li kadın milletvekilleri de teşekkür etti. İşte özgürlük ve eşitliğin sembolü mor cepkenin hikâyesi...



YÖRÜKLERİN ÜNLÜ BİR GELENEĞİ

Mor cepken, günümüzde Ege, Muğla, Antalya ve Toroslar’da yaşayan Yörüklerin yüzlerce yıl öncesine dayanan bir geleneği. Obası için çok değerli olan Yörük kadının önemli bir aksesuvarı. Yörük kızlarının çeyiz bohçasına önce mor cepken konuluyor. Kenarları sarı simgelerle işlenmiş, yelek biçiminde, mor renkli bir giysi. Ezelden beri Yörük kızları, sevdikleriyle evlenir, başlık parası ve zorlama yoktur. Mor cepken, evlenen Yörük kızının zor durum kurtarıcısıdır.

Yazının Devamını Oku

Arkadaşlardan açık mektup

Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Türk Grubu, çoğunluğu iktidar partisi vekilleri olmak üzere TBMM’de temsil edilen partilerden oluşur.

İçerideki görüş farklılıklarına bakmayın, iktidar-muhalefet demeden tüm milletvekilleri, yurtdışında Türkiye’nin yararına olan konuyu tek ses olarak savunurlar. Hatta en iyi dostluklar da bu seyahatlerde kurulur.

İşte Türkiye’nin AB üyeliği konusunda kader birliği yapmış bu grubun CHP ve İYİ Partili üyelerinden, AK Partili yol arkadaşlarına açık mektup gibi bir açıklama geldi. Milletvekilleri, grubun AK Partili Başkanı Ahmet Yıldız’a seslenerek, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı üzerine, şunları dile getirdi:

“Avrupa Konseyi kapsamında katıldığınız toplantılarda Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ayrılmasının yanlış olacağını ve Türkiye’nin sözleşmede kalacağını birçok defa belirttiniz. Bizler de sizi bu görüşleriniz nedeniyle takdir ettik. Kadına karşı şiddetin önlenmesinde çok önemli bir adım olan bu sözleşmenin bir gece yarısı, Anayasa’ya ve yerleşik uygulamalara aykırı şekilde yürürlükten kaldırılması kabul edilemez. Ama hepsinin ötesinde sözleşmenin öngördüğü hakları ve tedbirleri, yurttaşlarımız, Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin vatandaşlarından daha az hak etmiyorlar. İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı bu demokratik gerilemeden bağımsız değildir. Türkiye’yi evrensel değerlerden koparma girişiminin bir ileri adımıdır.”

Çalışma arkadaşları, Ahmet Yıldız’ın hem delegasyon üyeleri hem de yabancı muhatapları yanıltan bir politikacı konuma düştüğünü iddia ederek, inandırıcılık sorunu nedeniyle görevi bırakmasını istediler.

AKPM’nin ilk toplantısında, şimdiye kadar söylenenler nasıl geri alınacak? Merak konusu.

BİNALARA NÜFUS CÜZDANIBaşta deprem olmak üzere doğal afetlerin, insanların yaşam alanlarına yaptığı tahribat, illerin isimleriyle kafamıza yazılan felaketler olarak yaşıyor. Marmara depremi, Elazığ depremi, İzmir depremi, Rize sel felaketi gibi.

Aysel Alp

Yazının Devamını Oku

Bu da kadın haritası

Kırmızı, turuncu, sarı ve mavi renkli Türkiye haritalarına baktığımızda pandeminin seyrini ürkerek izliyoruz.

Türkiye’nin bir de kadına şiddet haritası var. Eğer bu konuda da renkli bir tablo yapmaya kalksaydık, kırmızı tek renk olurdu sanırım.

Bunu, 2020’de yapılan araştırmalar söylüyor. Siyasilerin zaman zaman TBMM gündemine de getirdiği bu haritada, kadına şiddette liste başında geçen haftalarda pandemide de bir numaraya yükselen Karadeniz Bölgesi çıkıyor. Şiddetin yoğun göründüğü ikinci bölge ise Güneydoğu Anadolu. Orta Anadolu Bölgesi üçüncü sırada görünüyor. Bunları, Ege Bölgesi, Marmara Bölgesi, Akdeniz ve Doğu Anadolu bölgesi izliyor. Bu sıralamanın polise ulaşan şiddet vakalarının analiziyle oluşturulduğunu belirtelim.

Maalesef araştırmalar, hem kadına yönelik şiddet hem kadının toplumdaki yeri konusunda iç açıcı sonuçlar vermiyor. Araştırmaya katılanların yüzde 42’si kendisinin ve çevrelerinden birinin şiddete maruz kaldığını söylüyor. Kadınların yüzde 60’ı, erkeklerin ise sadece yüzde 27’si bu sorunun ciddiyetinin farkında. Şiddet, en sıklıkla eşlerden geliyor. Ekonomik nedenler, şiddete başvurma gerekçeleri arasında azımsanmayacak bir orana sahip: Yüzde 30!

Yine araştırmalar, erkeklerin sadece yüzde 43’ünün kadınların kendileriyle eşit haklara sahip olması gerektiğini düşündüğünü gösteriyor. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2020 Cinsiyet Eşitliği Raporu’nda Türkiye 153 ülkeden 130’uncu sırada bulunuyor.

Araştırmalar, “kavramlar ve tanımlar” konusunda toplumun kafasının karışık ya da karıştırılmış olduğunu gösteriyor. BM’nin İstanbul Sözleşmesi üzerindeki tartışmalar da bu kafa karışıklığı üzerine kuruldu. Sözleşme, dört ilkeye dayanıyor. Kadına şiddetin önlenmesi, şiddet mağdurlarının korunması, suçluların cezalandırılması ve şiddet ile mücadelenin bütüncül politikalarla desteklenmesi.

Bunun dışında iddia edilen hiçbir sonucu doğurmuyor, hiçbir düzenlemeyi dayatmıyor. Sorunun kadının özgürleşmesinden duyulan rahatsızlık olduğu anlaşılıyor.

Benzer araştırmalar, TBMM Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu’nun da (KEFEK) önünde.

Yazının Devamını Oku

Korona geçse bile mentorsuz olmaz...

Dünya’da biyolojik ve ekolojik tahribatın önü alınmadığı sürece salgınların devam edeceği iddiası bilim insanlarına ait.

COVID-19 ile vedalaşılsa bile, aşı ve koruyucu sağlık hizmetleri konusunda etkin olan bir kurumun varlığı, bundan sonra çok önemli olacak. İşte bu nedenle Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü, eski gücüne ve yapısına kavuşturulmalı.

Bu konu, önce TTB’nin raporu, ardından CHP’nin yasa teklifi ile siyasetin önüne geldi. Meclis’te pandemi ile ilgili yapılan her konuşmada, kurumun eski üretken yapısına kavuşmasından bahsedilmediği gün yok.

27 Mayıs 1928 tarihinde, savaştan yeni çıkan ülkede, halk sağlığının korunması amacıyla kurulan Hıfzıssıhha, tarih yazdı. BCG, kuduz, çiçek, Tifüs, Boğmaca, influenza virüsü, Newcastle virüsü aşıları, serum, akrep, yılan sokmalarına ve gazlı kangren anti serumları üretildi. Enstitüde en son 1987 yılında AIDS Araştırma Merkezi kuruldu. Ancak, 2002 yılından itibaren uygulanan “Sağlıkta Dönüşüm Projesi” kapsamında önce Sağlık Bakanlığı’na bağlandı. 2011’den itibaren de tümüyle aşı ve laboratuvar çalışmalarına kapatıldı.

Şimdi, Türkiye koronavirüs ile mücadele kapsamında üniversitelerdeki aşı çalışmalarının sonucunu bekliyor. Bunlardan bazıları Faz 1 deneme aşamasına geldi. Ancak, hocaların koordinatör bir kurumun başkanlığında, bir arada yapabileceği çalışmadan daha erken sonuç alınabileceği konuşuluyor. CHP’nin teklifinde, “aşı, serum, ilaç ve test materyali geliştirmek ve üretmek üzere araştırmalar yapmak ve halk sağlığının korunması ve temel laboratuvar hizmetlerini yürütmek amacıyla Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanlığı’nın yeniden açılması gerekmektedir” deniliyor.

Ancak geç değil, kapımızı her an başka bir salgın çalabilir.

Mentorluk yapacak, çalışmaları yönetecek, uzman bir kuruma ihtiyaç olduğu kesin.

BEZELYE HÂLÂ EN İYİ EĞİTİM ARACIHERKES,

Yazının Devamını Oku

Vekiller tur bindirdi... İkinci posta virüs kaptılar

Koronavirüs, milletvekillerinin yakasından düşmüyor.

TBMM’yi bir ilçe gibi kabul ederseniz, virüse yakalanma oranının en yüksek olduğu yerleşim yeri çıkar. Zaten haritalarda, Ankara’nın en kırmızı bölgesi Meclis yerleşkesi.

Koronavirüse yakalanan milletvekillerinin sayısının 150’yi geçtiği, oransal olarak yüzde 30’u aştığı daha önce açıklandı. Şimdi kulislerde başka bir sonuç konuşuluyor: İkinci kez COVID-19’a yakalananlar. Kulislere göre milletvekillerinin bazıları hastalığı geçirdikleri, üstüne bir de aşı oldukları halde yeniden hastalandılar. Şimdilik bu sayı fazla değil, ama öğrendik ki neredeyse her partiden bir milletvekili ikinci tura dönmüş.



Bunlardan biri, AK Parti Giresun Milletvekili Kadir Aydın. Aşı yaptırmasına rağmen ikinci kez koronavirüse yakalandı. Aydın’ın geçmiş olsun diye arayan arkadaşlarına, “Kasımda hasta olmuştum ama hafif geçirdim. Geçen hafta aşı olmama rağmen kırgınlık hissi geçmeyince test yaptırdım. Sonuç pozitif çıktı. Çok da dikkat ederim, nasıl yakalandım anlamadım. Ama bu kez çok ağrılı geçiriyorum” dediği öğrenildi.

Ocak ayında doktor olarak koronavirüs aşısı olduğunu açıklayan MHP Gaziantep Milletvekili

Yazının Devamını Oku

600 bin liralık pul parası

TBMM Başkanlığı, milletvekillerinin iletişim giderlerini karşılama kararı aldığında, olay sabit telefonlarla ve seçmene gönderilen tebrik kartlarıyla sınırlıydı.

İletişim o kadar hızlı gelişti ki, buna akıllı telefonlar, internet eklendi. Böyle olunca bu giderler onlarca milyona ulaştı. Sadece pul parası 3 milyonu geçti.

İşte Meclis Başkanlığı, hızla artan bu giderlerde tasarruf kararı aldı. Kararın ilginç de bir hikâyesi var. Bildiğiniz gibi, PTT 2007 yılından itibaren kişiye özel pul çıkarmaya başladı. Yani isteyen parasını ödeyip, üzerinde kendi fotoğrafı olan pullarla mektup, kart gönderebiliyor. Doğal olarak bu milletvekilleri tarafından bir “kampanya” aracına dönüştürüldü. Tamamı olmasa da çok sayıda milletvekilinin özel pulları tercih ettikleri ortaya çıktı.

Tabii pul paraları TBMM’nin önüne iletişim masrafı olarak geldi. Öyle pul parası diye geçmeyin. İki eski HDP milletvekilinden birinin 600 bin, diğerinin 54 bin liralık özel pul bastırdığı ortaya çıktı. Bu yüksek faturalar üzerine Başkanlık harekete geçti. Bu kararda, pulların cezaevlerindeki mahkûmlara toplu olarak gönderildiği iddiası da etkili oldu. Meclis yönetimi, milletvekillerinin özel pullarının basım masrafını karşılamama karar verdi. Sadece normal posta giderleri karşılanmaya devam edilecek.

Yani, pul üzerinde görünmek isteyen vekil, parasını kendi ödeyecek.

DÜLÜKBABA AÇILDI MI?Türkiye kademeli normalleşmeye geçmeye karar verip, iller renklere bölündüğünde, doğal olarak kafa karışıklığı yaşandı. Bu nedenle seçmenler neyi yapıp-neyi yapamayacaklarını bile vekillerine sormaya başladılar. Onlarca soru arasında en ilginci Gazianteplilerden geldi: “Dülükbaba mesire yeri açıldı mı? Piknik yapabilecek miyiz?”


Yazının Devamını Oku

Füreya Koral desenleri fular oldu... Artık kadın vekilleri süsleyecek

Kadınlar Günü nedeniyle, elinde karanfil demetiyle basın koridoruna gelen milletvekillerinin kadın gazetecileri kutlaması, TBMM başkanlarının kadın vekillere ve Meclis’in kadın çalışanlarına karanfil vermesi Meclis geleneğidir.

Bu yıl bilinen klasik programa farklı bir dokunuş yapıldı. Geçtiğimiz günlerde, Meclis şeref salonunda açılan sergide seramik sehpaları tozlu depolardan çıkartılarak sergilenen seramik sanatçısı Füreya Koral’a ait desenler, Kadınlar Günü’ne renk kattı.



TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Füreya Koral desenlerinden yaptırdığı fular, şal ve eşarpları Kadınlar Günü nedeniyle kadın milletvekillerine hediye etti. Türkiye’nin en önemli seramik sanatçısının yaratıcılığında 56 yıl önce ortaya çıkan desenler, artık kadın milletvekillerini süsleyecek. Yani, kadından kadına hediye oldu anlayacağınız. Meclis Başkanı da aracılık etmiş oldu.

ŞİDDETİ BAŞLATAN NOKTA STALKING-ISRARLI TAKİPYİNE Kadınlar Günü, yine klasik mesajlar, yine kadın cinayetleri, yine koca bir karadelik. Sorunu herkesin bildiğini, çözülmesi için samimi olduğunu varsaysak bile, bakış açısını değiştirmenin zamanı geldi. Mesela buradan başlanabilir: Stalking yani, “ısrarlı takibi” kastediyoruz.

Demek istediğimiz, özel hayatın gizliliği, tehdit, kişiyi hürriyetinden yoksun kılma, şantaj gibi suçları içinde barındıran, başta AB olmak üzere birçok ülkede ayrı bir suç olarak düzenlenen

Yazının Devamını Oku

Shakira eşliğinde bin adım

Siyasilerin pandemi günlükleri kitap olacak kıvama geldi.

Yasaklı günlerde edinilen yeni hobilerden okunan kitaplara kadar birçok yönü aktardık size. Bir de pandemi günlerinde alınan kilolardan kurtulmak için sürdürülen çabalar var. Örneğin “günde 10 bin atma hedefi” koyan milletvekillerini, TBMM’nin bahçesini veya uzun koridorları arşınlarken görebilirsiniz.

Bununla yetinmeyip, evlerinin koridorlarında kendilerine yürüyüş parkuru yapanlar olduğunu da öğrendik. Bir milletvekili, evde olduğu günlerde, 10 bin adım hedefini tutturmak için spor ayakkabılarını giyip, koridorlar ve odalar arasında yürüyüş yaptığını aktardı. Bu yürüyüşü cazip kulmak için de müzik eşliğinde bir tempo yakalamak gerektiğini tüm ciddiyetiyle anlatan vekil, en iyi yürüyüşün ünlü Latin şarkıcı Shakira’nın eşliğinde yapıldığını söylüyor. Milletvekili, Latin temposunun yürüyüşe çok iyi uyduğunu, bir şarkıda bin adım atabildiğini dile getirince, arkadaşları internetten Shakira’yı aramaya koyuldu.



Hareketsizlik böylesine sorun haline gelince, bazı milletvekillerinin genel kurul görüşmelerinin ortasında, “Eksik adımım kaldı, ben bir tur atıp geleceğim” diyerek salondan çıktığını biliyoruz. Bu yarış, telefonların adım ölçerlerinden takip edilip birbirlerine gönderilerek motivasyon aracı olarak kullanılıyor. Hatta, aynı anda yürüyüşe çıkan küçük gruplar oluşmuş.

Yazının Devamını Oku

Ankara'nın Harlem'iydi... Çinçin Bağları’nda suç oranı nasıl düştü?

Ankara’nın ünlü Çinçin Mahallesi’ni bu şehirde biraz yaşayan herkes bilir.

Suç oranlarının tavan yaptığı, hırsızlığın bir ‘aile mesleği’ olduğu bu semt, son yıllarda epey değişti. İlginç kentsel dönüşüm hikayesi TBMM’de konu oldu.

TOKİ Ankara Büyükşehir Belediyesi Proje AŞ (TOBAŞ) Genel Müdürü Ferhat Ertürk’ün, Deprem Araştırma Komisyonu’nda anlattıkları, “Ankara’nın Harlemi” olarak bilinen Çinçin Mahallesi’nde suç oranının yarıya indiğini gösterdi.

Bülent Sarıoğlu’nun aktardığına göre, bu sonuç emniyet kayıtlarıyla da ispatlanmış. Ertürk’ün anlattıklarının sosyolojik açıdan da karşılığı var;

“Yani bu bataklığı kurutmak gibi bir şey. Meşhur Çinçin suç örgütlerinin, hırsızlık şebekelerinin olduğu bir yerdi. Çinçin Projesi’nde niye suç oranları düştü? Onu da analiz ettik. Kat mülkiyetine geçtiğinde hani ‘Allah’tan korkmaz, kuldan utanır’ şeyi devreye giriyor, rehabilite oluyor efendim.

Önceden adam ayakkabısını kapının önünde çıkarıyor, hesap vereceği kimse yok. Çöpünü istediği saatte çıkarıyor, istediği yere atıyor hesap vereceği, bunu kınayacak kimse yok. Ama bir toplum içerisinde yaşamanın getirdiği kuralları orada öğreniyor. Belki suça meyilli bir yapı olmadığı için artık o eski alışkanlıklarından vazgeçiyor.”

Şimdi Çinçin’de gecekondular yerine bloklar yükseliyor. Oturulan evler değişince, alışkanlıklar da değişiyor. Ancak ev kadar önemli olan alt yapı. Kültür merkezleri, parklar ve spor alanları.

Gençleri suç çetelerinin eline düşmesini önlemek için spor ve hobi merkezlerine yöneltmek gerekiyor.

Yazının Devamını Oku

Astronotlara demli çay

Türkiye günlerce, Ay’a iniş yapacak astronotlarla yatıp kalktı.

Halkımız, ayda mangal yapıp rakı içme hayali kurarak, bu heyecana kendince katkı sağladı ama işin aslı pek öyle değil. En az 10 yıllık bir çalışmanın gerektiği açıklandığında, herkesin ayakları yere bastı.

Ancak 10 yıl dediğiniz çabuk geçer. Türkiye Uzay Ajansı’nın da doğal olarak bu sürece hazırlanması gerekecek. Bu nedenle, kurumun Resmi Gazete’deki eleman alım ilanı herkesi heyecanlandırdı. Ancak bunun, uzay çalışmalarında yer alacaklarla ilgili olmadığı kısa sürede görüldü. Her sabah Resmi Gazete’ye mutlaka göz atan gazetecilerin “astronot adayı ilanı” görme hayali suya düştü.

Anlaşılan kurum, üzerinde biriken yılların tozunu atma ihtiyacı hissetmiş ki, en az lise mezunu ve vardiyalı çalışmaya uygun 4 temizlikçi almaya karar vermiş! İlanda 4 temizlik işçisinin kura ve mülakat yöntemiyle alınacağı duyuruldu. En az lise ve dengi okul mezunu, vardiyalı çalışmaya uygun, erkek adaylar için askerliğini yapmış, muaf veya tecilli olması gerekiyor. Uzay Ajansı, yine kura ve mülakat yöntemiyle 2 tane de kadrolu garson alacak. Adayların, otelcilik ve turizm meslek liseleri ile mesleki ve teknik liselerin yiyecek ve içecek bölümlerinin servis dalından mezun olmaları şartı bulunuyor.

Türkiye, 10 maddelik Milli Uzay Programı’nı ilan ederken, bilimsel çalışmalar yapmak üzere uzaya gidebilecek yetkinlik ve becerilere sahip 3 aday belirleyip, eğitimin ardından Ay’a gönderecek. Türkiye Uzay Ajansı belli ki, astronot aday seçiminden önce kendi bahçesini süpürüyor.

Şöyle güzel demli çay yapıp servis edecek elemanlara ihtiyaç var!

Önce altyapı sonra uzay.

VATANDAŞI İDAREYE KARŞI KORUMAKYargı

Yazının Devamını Oku

Karadeniz’e dair vaka analizi... Futbol, inat, güneşli hava

Sağlık Bakanlığı, Türkiye genelinde uygulayacağı kademeli geçişle uğraşırken, diğer yandan Karadeniz bölgesi için ayrıca mesai sarf ediyor.

Karadeniz illerinin vaka artışında liste başı olmaları, bu da yetmiyormuş gibi, mutasyonlu virüs açısından Samsun’un başı çekmesi, tez konusu olacak hale geldi.

Öğrendik ki Karadeniz bölgesinin durumu, bilim insanlarının kendi aralarında yaptıkları sohbetlerin de temel konusu olmuş. Karadeniz’de bir türlü gerilemeyen vakaları “Laz inadına” bağlayanlar olduğu gibi, durumu kışın çok bunalan, kanı delişmen Karadenizlerin başkaldırısına bağlayanlar bile var.



Bu sohbetlerde, tam bilimsel olmasa bile bize ilginç gelen değerlendirmeleri size aktarmak istiyoruz. Son birkaç hafta içerisinde Karadeniz’de hava sıcaklığının 20 derecelerin üstüne çıkması, baş sorumlu ilan edilmiş. Hatta aynı dönemde, bölgedeki hareketlilik telefon sinyallerinden izleniyor ve Karadeniz kıpır kıpır, kimse yerinde durmuyor. Aynı dönemde, Kars ve Erzurum izleniyor, eksi 20 derece soğuklarda hareket neredeyse sıfır.

Başka bir değerlendirme başta

Yazının Devamını Oku

Tozlu depolardan çıktılar

TBMM’nin şimdiki binası 1961 yılında açıldığında, kulislerdeki oturma gruplarının ortasına konulan birbirinden iç açıcı renklerdeki seramik sehpalar herkesin ilgisini çekti.

Türkiye’nin sayılı seramik sanatçılarının başında gelen Füreya Koral’a özel olarak yaptırılan sehpalar, yıllarca Türkiye siyasetine yön veren sohbetlere şahitlik etti.



Özel koleksiyon değeri olan sehpalar kulis salonunun dışında, komisyon toplantı salonlarını, makam odalarını da süsledi yıllarca. TBMM’nin en az tablo koleksiyonu kadar değerli olan sehpaları, 2010’ların başında yenileme adına aşama aşama tozlu depolara kaldırıldı. Hatta o dönem sehpaların akıbetinin peşine düşen muhalefet milletvekilleri oldu. Bu değerli sehpalar yerine seri üretim mobilya parçalarının konulması eleştirildi.

Yazının Devamını Oku

Anayasa Atar’a emanet

Hükümetin başlattığı yeni anayasa tartışmasında, herkesin merak ettiği tek konu içerik. İşte bu sorunun yanıtını vermek için rota çizildi. Ve anayasa çalışması Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Prof. Yavuz Atar’a emanet edildi.

Anayasa konusunda günlerdir konuşulan başlıklar arasında tek netleşen bu. Cumhurbaşkanlığı’nda yapılan değerlendirmelerden sonra, yeni anayasayı ete-kemiğe büründürecek ekibin başına Atar getirildi. Şimdi Atar, bu konunun uzmanı olan tüm kesimlerin temsilcilerinden oluşan bir komisyon kuracak. İşte o komisyonda kimlerin olacağı ve ortaya çıkacak taslak, çok şey anlatacak.

Bu yol haritasına göre, oluşturulacak anayasa ekibinin ortaya bir metin çıkarması konusunda öyle çok acele edilmeyecek. Bu taslak, ikinci aşamada, partinin genel merkez ve grup yönetiminin katıldığı daha geniş bir ekiple tartışmaya açılacak. Bu, anayasa metnine siyasi dokunuşların yapıldığı, sadece uzman ve teknokratların bakışından çıkarıldığı aşama olacak. Bu aşamalarda Cumhurbaşkanı sık sık ortaya çıkan metin hakkında brife edilecek.

Sonra üçüncü aşamaya geçilecek ve taslak metin, önce Cumhur İttifakı’nın ortağı MHP’ye götürülecek. Tabii, bu noktaya gelene kadar MHP’nin çalışmanın içeriğinden hiç haberdar olmayacağını düşünmek yanlış olur. Bir dizi toplantılardan sonra taslak metin, kamuoyunda tartışmaya açılacak.

Bundan sonraki aşama daha önemli. Çünkü Meclis’te uzlaşma aranma noktasına gelinecek. Taslak metin, muhalefet partilerine götürülecek. Bu partilerde, şimdikinden farklı bir tavır görülürse, Meclis Başkanlığı’nın organizasyonunda bir uzlaşma komisyonu kurulması söz konusu olacak.

Zaten, yeni anayasanın Meclis’ten onay alması için muhalefetin desteği gerekiyor. Bırakın uzlaşma ile TBMM’den geçmesini, referanduma götürülebilmesi için bile muhalefete ihtiyaç var.

Plan böyle. Aşama aşama izleyeceğiz. Bu çalışmanın zor ve uzun bir yolu olduğu kesin.

PANDEMİ KİTAP KULÜBÜ

Pandemi

Yazının Devamını Oku

Erdoğan’dan talimat: ‘Lütfi, bunlar Çiftlik Bank işine dönmesin’

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, iki hafta önce grup toplantısından çıktı. Şeref Salonu boyunca kendisini bekleyenleri selamladı. TBMM’den ayrılmadan önce idare amirinin odasında kısa bir mola verdi.

Odaya çaylar söylendi. Kendisini uğurlayacak parti yönetimiyle sohbete koyuldu. Erdoğan, tam o sırada karşısındaki televizyonda reklamı fark etti. Yanında duran Hazine ve Maliye Bakanı Lütfi Elvan’a yönelerek, “Lütfi, şu işe bir çekidüzen verin. Bunlarla ilgili şikâyetler artıyor, yakında Kombassan, Çiftlik Bank işine dönecek. Batarlarsa devlete yük olacak hepsi” dedi.

Odada bulunanlar, Erdoğan’ın dikkatini çeken reklama odaklandı. Faizsiz peşinatsız ev-araba-eşya satışına ilişkin reklam olduğu fark edildi. Bakan Elvan, bu konuda yapılan çalışmaların sonuna gelindiğini, yakında Meclis’e gönderileceğini söyledi.

Hürriyet’in geçen hafta duyurduğu bu çalışmaya ilişkin hazırlıkların perde arkası böyle. Erdoğan’ın daha önce yaptığı uyarının çalışmayı başlattığı öğrenildi. Sektörde çalışan köklü firmaların büyük bölümü, bu çekidüzen yasasına destek veriyor.

Çünkü son günlerde sayıları hızla atan bu tür firmaların, toplanan paraları amaç dışında kullandığı, bankada faizde değerlendirildiği, sistemden çıkmak isteyenlere zorluk çıkarıldığına ilişkin şikâyetler Erdoğan’a kadar ulaştı.

Ve önceki gün, yasa teklifi TBMM’ye verildi.

KAPADOKYA’NIN ÜSTÜ ALTINDAN DEĞERLİDİR

Yazının Devamını Oku