GeriNilgün Tekfidan GÜMÜŞ Ankara'ya sıradışı bir büyükelçi profili - Trump karşıtı, Mormon, 5 çocuklu
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Ankara'ya sıradışı bir büyükelçi profili - Trump karşıtı, Mormon, 5 çocuklu

ABD Başkanı Joe Biden’ın Ankara Büyükelçisi adayı gösterdiği Jeff Flake (58), sıradışı bir elçi profili çiziyor. Siyasetin içinden gelen Flake, Mormon tarikatı mensubu, Afrika’da misyonerlik yapmış, üniversite aşkıyla evlenmiş, 5 çocuk babası. Son dönemde de eski Başkan Trump’a karşı tutumuyla dikkat çeken bir isim.

SIĞIR ÇİFTLİĞİNDE BÜYÜMÜŞ

Jeffrey Lane Flake, 31 Aralık 1962 yılında Arizona eyaletinin Snowflake kasabasında dünyaya gelmiş. ‘Kar tanesi’ anlamına gelen bu yerleşime de adını Mormon tarikatı öncüleri olan ataları vermiş.

Ankaraya sıradışı bir büyükelçi profili - Trump karşıtı, Mormon, 5 çocuklu

1820’lerden sonra ortaya çıkan bu tarikat adını, kurucusu Joseph Smith’in ‘Mormon’ kitabından alır. ‘İsa Mesih’in Son Günü Azizler Kilisesi’ altında faaliyet gösteren kilise, bozulmuş Hıristiyanlığı İsa inancına uygun hale getirmeyi hedeflediğini savunur. Mesih’in ikinci gelişinin Amerikan topraklarına olacağına inanan tarikatın bazı kolları çokeşliliğe de izin verir.

Flake’in çocukluğu 10 kardeşiyle bir sığır çiftliğinde geçmiş. Hatta 5 yaşındayken sağ işaret parmağının ucunu biçerdövere kaptırmış. 

Ankaraya sıradışı bir büyükelçi profili - Trump karşıtı, Mormon, 5 çocuklu

AFRİKA’DA MİSYONERLİK YAPMIŞ

Liseden sonra Afrika’da bir süre Mormon misyonerliği yapmış. Bu dönemde Afrikanca öğrenen Flake, Brigham Young Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler okumuş, siyaset bilimi üzerine de master yapmış.

Bu dönemde yolu, müstakbel eşi Cheryl ile kesişmiş. Çiftin beş çocuğu bulunuyor. Flake, Namibya’nın Güney Afrika’dan bağımsızlığı döneminde Namibya için Demokrasi Vakfı’nda yöneticilik yapmış. ABD’ye dönüşünde ise Cumhuriyetçilerin popülist kanadında yer alan Çay Partisi hareketine yakın bir lobi şirketinde çalışmaya başlamış.

Ankaraya sıradışı bir büyükelçi profili - Trump karşıtı, Mormon, 5 çocuklu

SENATÖRLÜKTEN EMEKLİ OLDU

Jeff Flake, ilk olarak 2000 yılında Cumhuriyetçi Parti’den Temsilciler Meclisi üyeliğine seçildi. Özellikle göç meselelerinde aktif olan Flake, eşcinsel evlilik ve kürtaja karşı çıkan bir tutum izledi. 10 yıl Temsilciler Meclisi’nde, 6 yıl ise Senato’da görev yaptı.

Flake’in siyasi kariyerinin sonunu getiren ise Donald Trump karşıtlığı oldu. 2016 yılında Trump’ın Cumhuriyetçi Parti’den başkan adayı olmasına destek vermediği gibi, Başkan Trump döneminde de onu parti içinde en çok eleştiren isimlerin başında yer aldı. Trump’ın yönetim tarzını ABD demokrasisi için bir tehdit olarak gördüğünü gizlemedi.

Trump ile ayrı düşen, halk desteği de azalan Flake, 2017’de yeniden aday olmayacağını açıklayarak çokça konuşulan bir konuşma yaptı.

‘MÜSLÜMAN YASAĞI’NA KARŞI

Siyaset biçimi Mormon inancıyla da harmanlanan Flake, Trump’ın ‘Müslüman yasağı’ diye anılan bazı Müslüman ülkelere getirdiği seyahat yasağına en çok tepki gösteren isimlerden biri oldu.

Ankaraya sıradışı bir büyükelçi profili - Trump karşıtı, Mormon, 5 çocuklu

Phoenix dergisine göre 2015 yılında California’nın San Bernardino kentinde terör örgütü DEAŞ’tan esinlenerek düzenlenen 14 kişinin öldüğü saldırıdan yaklaşık bir hafta sonra bir İslam merkezinde konuşma yaptı. Kendisini ‘Camideki Mormon’ diye niteleyen Flake, ‘Trump’ın söyleminin bu ülkenin değer ve idealleriyle uyuşmadığını’ belirtti.

Trump, Twitter’dan medyayı ‘halkın düşmanı’ diye bombardımana tuttuğunda ise Flake, Başkan’ı eski Sovyet diktatörü Josef Stalin gibi davranmakla suçladı.

ERMENİ DİYASPORASI ADAYLIĞA TEPKİLİ

Jeff Flake, hayat öyküsü, hedefleri ve idealleriyle ABD’nin standart Ankara Büyükelçisi profilinden farklı bir portre çiziyor. Trump karşıtlığı nedeniyle siyasi hayatını yarıda bırakmak zorunda kalan Flake, şimdi rakip Demokrat Parti’den bir başkan tarafından kritik bir başkent olan Ankara’ya ilk kez büyükelçi adayı gösteriliyor.

Flake, açıklamalarına göre ABD’nin dış politikasında ‘partizanlığa’ yer olmadığına inanan bir isim. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ABD’ye kendisine yakın bir isim olan Murat Mercan’ı ABD Büyükelçisi olarak atamasının ardından Biden yönetimi de Jeff Flake ile yanıt veriyor.

Flake’in atanması için Senato’dan onay alması gerekiyor. Hem Cumhuriyetçi Parti, hem de Demokrat Parti’den destek alacağına kesin gözüyle bakılıyor. Ancak bu atama Ermeni diasporasını pek memnun etmemişe benziyor. Her ne kadar Biden yönetimi, 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanımış olsa da Flake, Kongre’deki Ermeni tasarılarına destek vermemiş bir siyasetçi. Bu nedenle Ermeni diasporasının kara listesinde.

ANKARA’DA ZOR DOSYALAR BEKLİYOR

Temsilciler Meclisi ve Senato’nun Dışişleri Komitesi’nde görev alan Flake, belli ki eski ABD elçilerinden James Jeffrey ya da şimdiki elçi David Satterfield gibi bir Ortadoğu gurusu değil.

Türkiye ile ABD arasında, Washington’ın Suriye’de terör örgütü YPG/PKK’ya destek vermesinden Ankara’nın Rusya’dan S-400 alması nedeniyle yaptırımlara muhatap olmasına kadar birçok krizli mesele söz konusu. Şimdi iki ülke arasında ABD’nin Afganistan’dan çekilmesi sonrasında Kabil havalimanının Türkiye tarafından işletilmesi müzakereleri söz konusu.

“Büyükelçiliğin her iki ülke için de önemli bir zamanda, çok önemli bir görevlendirme olduğunu” belirten Flake, “eşi ile Türkiye’nin sıradışı insanlarını tanımayı dört gözle beklediklerini” söylüyor.

Diplomaside deneyimsiz olmasına rağmen Flake, ABD Kongresi’ni yakından tanıyor. Bu da Kongre’de Türkiye’yi ilgilendiren konularda daha rahat müdahil olabileceği anlamına gelebilir.

Flake de yaptığı açıklamada “ABD Temsilciler ve Senato’da hizmet verdikten sonra, Kongre’nin dış polikitadaki rolünü anlıyor ve takdir ediyorum, ortaklığı sabırsızlıkla bekliyorum” ifadesini kullandı.

X

Merkel sonrası iktidar değişir mi

Almanya hararetli bir şekilde 26 Eylül seçimlerine geri sayıyor. Çünkü 16 yıldır ülkenin başında olan ve aday olmayan Şansölye Angela Merkel vedaya hazırlanıyor.

Almanya, Avrupa ve transatlantik ilişkilerde istikrar ve dengenin sembolü olarak kabul gören Merkel’den sonra Almanya kiminle yola devam edecek? Dünya merak ediyor. Başbakan adaylarından üçü öne çıkıyor.

‘TÜRK ARMİN’ Mİ

Armin Laschet: Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birlik partilerinin (CDU/CSU) adayı. Madenci bir babanın oğlu, hukuk eğitimi almış. Türklerin yoğun olduğu Kuzey Ren Vestfalya eyaletinin başbakanı. 60 yaşında. Göç ve İslam konusunda nisbeten ılımlı yaklaşıma sahip, Türklerle yakınlığından ötürü ‘Türk Armin’ olarak da anılıyor. Ancak aşırı sağcı ve milliyetçi kanat bu lakabı onu kötülemek için de kullanıyor.

‘SCHOLZ-OMAT’ MI

Olaf Scholz: Sosyal Demokrat Parti’nin (SPD) başbakan adayı. Anne ve babası tekstil sektöründe çalışmış. Hukuk eğitimi almış. 63 yaşında. Şu anda Almanya Başbakan Yardımcısı ve Maliye Bakanı. Brandenburg eyaleti eğitim, gençlik ve spor bakanı Britta Ernst ile evli. ‘Karizmatik değil’ dense de tutuk konuşmasından ötürü robota benzetilip ‘Şolzomat’ yakıştırması yapılsa da son dönemde yıldızı giderek parlıyor. 

‘YEŞİL’ ANNALENA MI

Annalena Baerbock: Yeşillerin ilk başbakan adayı. 40 yaşında. Pedagoji uzmanı bir anne ile mühendis bir babanın kızı. Küçük yaşlardan itibaren anne ve babasıyla NATO ve nükleer karşıtı gösterilere katılmış. Almanya’da siyaset okumuş, London School of Economics’te uluslararası kamu hukuku üzerine master yapmış. İklim değişikliğinin Almanya’yı da vurduğu bir dönemde daha çevreci politikaların zamanının geldiği görüşünde. İki küçük çocuğun annesi.

ANKETLER NE DİYOR

Yazının Devamını Oku

Ilımlı Taliban imajı üzerine

Taliban kontrolünde Afganistan’da iki hafta geride kaldı. Pençşir Vadisi’ndeki direniş dışında ülke tamamen bazı ülkelerin ‘terör grubu’ saydıkları Taliban’ın denetiminde.

1996-2001 yılları arasında Afganistan’ı yöneten ve katı bir şeriat uygulayan Taliban, belli ki bu kez ılımlı bir imajla uluslararası kabul gören bir aktör olmayı hedefliyor. Afganistan’da planları tutmayan Batı da belli ki bu kez Taliban gerçekliğini kabul etmeye daha hazır bir konumda.

YÖNETİM AÇIKLANACAK

ULUSLARARASI ajanslardan gelen haberlere göre bugün cuma namazı sonrası ya da birkaç gün içinde Afganistan’ın yeni yönetiminin açıklanması bekleniyor.

Yönetimin bir numarasının, örgütün de başında olduğu söylenen ancak şu ana kadar henüz ortaya çıkmamış olan Hibetullah Akhunzade olması bekleniyor. 2016’dan beri örgüt lideri olan Akhunzade ultra muhafazakâr din adamı olarak tarif ediliyor. 60’lı yaşlarında olduğu söylenen Akhunzade, Sovyet işgalinden bu yana mücahit direnişlerinde daha çok dini bir figür olarak yer almış. Akhunzade’nin oğlu Abdurrahman’ın 2017 yılında Helmand’da henüz 23 yaşındayken bir askeri üsse intihar saldırısı düzenlediği açıklanmıştı.

BİRADER 2 NUMARA

AKHUNZADE’nin İran’ın dini lideri Ali Hamaney gibi ülkenin en yüksek siyasi ve dini lideri konumunda yer alıp günlük işlerin kontrolünün ise Abdülgani Birader’de olacağı konuşuluyor. Taliban’ı kuran dört kişiden biri olan Birader, ABD’nin Afganistan müdahalesi sonrasında 2010’da Pakistan’da yakalandı, 2018 yılında da yine ABD’nin talebi üzerine serbest kaldıktan sonra Amerika ile müzakere heyetinin başı oldu.

Birader’in yanı sıra Taliban’ın kurucusu Molla Ömer’in oğlu Mevlevi Yakup ile Hakkani yapılanmasının lideri Sirajuddin Hakkani’nin de Akhunzade’nin yardımcıları olabileceği söyleniyor.

Müstakbel Taliban hükümetiyle ilgili bir diğer not da bakan seviyesinde kadınlara görev verilmeyeceği.

Yazının Devamını Oku

Taliban dönemi nasıl olacak

11 EYLÜL 2001’de New York’taki Dünya Ticaret Merkezi terör örgütü El Kaide tarafından hedef alındığında naklen yayında insanların kendilerini kulelerden attığı dehşet görüntülerine tanık olmuştuk.

Geçen hafta ise bu kez Kabil’de can havliyle ABD uçaklarına tutunmaya çalışırken gökten düşen insanların çaresizliğini izledik. 20 yıl arayla yaşanan bu görüntüler aslında birbirleriyle de çok ilintiliydi.

NEYDİ NE OLDU

11 EYLÜL saldırıları üzerine, El Kaide’nin kökünü kazıma gerekçesiyle Afganistan’a giren ABD, söz konusu örgüte yataklık yapmakla suçladığı Kabil’deki Taliban yönetimine son vermişti.

Kız çocuklarına okumayı, kadınlara çalışmayı, kadın ayakkabısı sesini, müziği, uçurtmayı, tıraşı yasaklayan Taliban, kırsala çekilirken, birçok üst düzey yöneticisi ise yakalanıp hapse atıldı.

Afganistan’da nisbi özgürlükler dönemi başladı. Kadınlar, kızlar günlük hayata katıldı. Gençler müzik yapmaya alıştı. Kız öğrenciler robot takımları kurup uluslararası yarışmalarda ödül peşinde koştu.

Aradan yıllar geçti, ABD’de başkanlar değişti. Irak savaşı, Suriye savaşı, terör örgütü DEAŞ tehdidi derken geri planda yeniden toplanmaya başlayan Taliban, arada düzenlediği terör eylemleriyle gündeme geldi. Eski ABD Başkanı Donald Trump’a göre Afganistan, kaynakları tüketen gereksiz bir savaştı.

ANLAŞMA YAPILMADI

PAKİSTAN’

Yazının Devamını Oku

2’nci Taliban dönemi mi geliyor

ABD ve NATO ülkelerinin Afganistan’dan çekilmesi sonrasında dengeler hızla aşırıcı Taliban lehine değişmeye başladı.

Taliban dün bu yazıyı yazarken cumadan bu yana 12 vilayetin merkezini ele geçirmiş, Kabil-Kandahar yolunu kontrol altına alarak 150 kilometre ötedeki başkenti de baskı altına almıştı.

Dünya Afganistan’da bu hızlı gelişmeleri izlerken, ABD basını Washington yönetiminin Kabil’in 90 gün içinde Taliban’a geçebileceği hesabı yaptığını yazdı. Oysa daha önce ABD, Afgan hükümeti kendini toparlayamazsa 6 ile 12 ay içinde Taliban kontrolü öngörüyordu.

KUZEYDEN BAŞLADI

YILLARDIR ABD’den eğitim ve askeri destek alan Afgan ordusunun bu kadar çabuk çözülmesi muhtemelen öngörülmüyordu. Nitekim ABD Başkanı Joe Biden da “20 yılda bir trilyon dolar harcadık. Eğittik, modern ekipmanlarla 300 bin Afgan gücünü donattık. Afgan liderlerinin bir araya gelmesi lazım. Kendileri için, ulusları için mücadele etmeleri gerekiyor” diyor. ABD, şu an sınırlı hava desteğinin dışında askeri bir müdahaleden yana değil.

Taliban bu kez, Türkmenistan, Özbekistan ve Tacikistan ile sınır olan kuzeyde kontrolü sağlamaya yönelik taarruzda bulunuyor. Bölgenin en büyük kenti Mezar-ı Şerif’in de düşmesi halinde Taliban kuzeyde tamamen denetimi sağlamış olacak. Farklı etnik gruplarının yaşadığı bu bölge Taliban iktidarının söz konusu olduğu 1996-2001 yılları arasında Kuzey İttifakı yapılanmasıyla Taliban’a en fazla karşı koyan bölgeydi.

KABİL’E BASKI ARTTI

ŞERİATIN katı bir şekilde uygulanmasından yana olan Taliban’ın denetimi sağladığı bölgelerde günlük hayat devam etse de kadınlara burka telkini, radyoda müziğe kısıtlama gibi müdahalelerin başladığı aktarılıyor. Taliban’dan en çok da kadınlar çekiniyor.

İngiliz The Guardian gazetesinde çıkan bir haberde Gazneli

Yazının Devamını Oku

Afganlar kaçarken

Dünya bir yanda koronavirüs salgını ve neden olduğu ekonomik kriz, öte yanda sel, kuraklık ve orman yangınları gibi devasa afetlerle olağanüstü bir dönemden geçiyor.

NİYE KAÇIYORLAR

KÜRESEL sorunlar, dünyayı küresel de sınamalarla karşı karşıya bırakıyor. Şu günlerde en çok öne çıkan başlıklardan biri de ABD’nin Afganistan’dan çekilmesiyle aşırıcı Taliban’ın ülkede kontrolü genişletmesi ve söz konusu ülkeden düzensiz göçmen çıkışının hızla artması.

Aslında Afganlar yeni değil, bir süredir kaçmaya çalışıyor. Çünkü koronavirüs salgını, ülkenin pek çok vilayetinde süren kuraklık ve işsizliğin neden olduğu gıdaya ulaşım belirsizliği insanları göçe itiyor. 1996-2001 yılında Taliban yönetiminin uyguladığı aşırıcı politikalar da hafızalarda yeniden canlandığında insanlar kaçmak istiyor. Hedef de komşu ülkeler değil, hayalleri süsleyen Avrupa’ya, özellikle de Almanya’ya ulaşmak.

AVRUPA TAKİPTE

İŞTE ABD ile Afganistan’dan askerini çeken Avrupa da bir süredir bu Afgan çıkışını yakından takip ediyor. Aslında Avusturya Başbakanı Sebastian Kurz, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamayla Avrupa’nın Afgan göçüyle ilgili hislerine tercüman oldu.

Kurz, “İnsanlar (Afganlar) kaçmak zorunda kalırsa, bence komşu ülkeler, Türkiye veya Afganistan’ın güvenli bölgeleri, insanların Almanya, Avusturya veya İsveç’e gelmesinden kesinlikle daha doğru yer” ifadesini kullanmıştı. 2015 yılında Suriyeli mültecilere kapıları açan Almanya Başbakanı Angela Merkel de geçtiğimiz günlerde her defasında mülteci kabul edemeyeceklerini dile getirdi.

Avrupa Birliği de şu günlerde göçe karşı Afganistan’ın komşu ülkeleriyle temasta. Hedef Afgan göçmenlerin komşu ülkelerde tutulabilmesi. Brüksel, Türkiye ile de Suriyeliler için yapılan mutabakatın dışında, Afgan göçüne karşı nasıl bir destek çıkılabilir onu gözden geçiriyor. Türkiye’in doğu sınırının güçlendirilmesine yönelik teknik destek de bu yaklaşımın bir parçası olarak gündeme geliyor.

YENİ BİR DALGA

Yazının Devamını Oku

ABD çekilirken Taliban ilerlerken

ABD büyük ölçüde Afganistan’dan asker çekmeyi tamamladı. Geriye kalan askerlerin de 11 Eylül saldırılarının 20’nci yılında tamamen çekilmesi bekleniyor.Ancak ABD ve NATO ülkeleri Afganistan macerasının sonuna yaklaşırken ülke toz duman.

20 YIL GERİYE Mİ

AŞIRICI Taliban, iki ayda ülkenin dörtte birini ele geçirdi. Afgan güçleri savaşmadan geri çekilirken kırsalda birçok ilçe Taliban’ın kontrolüne geçti. Hatta ABD’de başkent Kabil’in de altı ay ile iki yıl içinde İslam emirliği kurmak isteyen Taliban’ın eline geçebileceği yorumları yapılmaya başlandı. Sanki Afganistan’da bir anda saatler 20 yıl geriye alınmış gibi oldu.

İKİ HEDEF VARDI

11 EYLÜL saldırıları sonrasında ABD, Afganistan’a müdahale kararı aldığında iki hedef söylenmişti. Biri Taliban’ı iktidardan uzaklaştırmak, diğeri ise saldırıların faili olan terör örgütü El Kaide’yi küresel bir tehdit olmaktan çıkarmaktı.

ABD bu hedef uğruna 2019 rakamlarına göre 776 milyar dolar harcadı. 3500 can verdi. 33 bin sivil de hayatını kaybetti. Şimdi ABD çekiliyor, Taliban gücüne güç katıyor. Terör örgütlerinin palazlanmasının da an meselesi olduğu yorumları yapılıyor.

MOZAİKLER ÜLKESİ

MALUM, Afganistan ‘imparatorluklar mezarlığı’ diye bilinir. 1989 yılında 10 yıl süren kanlı bir müdahalenin ardından Rusları ülkelerine geri yollayan Afganistan, bu kez ABD’yi pes ettirdi.

Afganistan farklı etnik grupların güç odakları tarafından kontrol edildiği, tarım ile geçinmeye çalışan yoksul bir ülke. Haşhaş ekimiyle de uyuşturucu kaçakçılığının çıkış ülkelerinden biri. Aynı zamanda Asya’daki merkezi konumuyla jeostratejik açıdan dikkat çekiyor.

Yazının Devamını Oku

Türkiye’nin Kabil önerisi

Dünya geçen cumadan bu yana sıkı bir zirve maratonuna sahne oldu. Önce G-7, sonra NATO ve AB, Türkiye-ABD ve ABD-Rusya zirveleri...

G-7’de ABD, Joe Biden ile dünya liderliğine geri döndüğü mesajı verdi. NATO zirvesinde transatlantik işbirliğinin önemi vurgulanırken, Çin tehdidi ilk kez ittifakın karşı karşıya kaldığı riskler arasında sayıldı. ABD Başkanı Biden ile Rusya lideri Vladimir Putin zirvesinde ise iki ülke heyetleri pozisyonlarını ortaya koyup olası işbirliği alanlarını tespit etmeye çalıştılar.

ERDOĞAN-BIDEN GÖRÜŞMESİ

TÜM bu zirve koşuşturmaları sonrasında dünya siyasetine yön verecek bir haftayı geride bıraktığımızı söyleyebiliriz.

Ve tüm görüşme trafiği için en dikkat çeken toplantılardan biri, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı ikili görüşme oldu.

Yapılan açıklamalara göre S-400 ve F-35’ler konusunda iki taraf da pozisyonunu korudu, ancak görüşmelerin sürme iradesi çıktı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir kez daha ABD’nin terör örgütü PKK/YPG’ye desteğinden ötürü duyduğu rahatsızlığı gündeme getirme fırsatı bulurken, anlaşılan toplantının en rahat başlıklarından birini Türkiye’nin ABD, Afganistan’dan çekildikten sonra Kabil havalimanını kontrol etme önerisi oldu.

BIDEN ÖNERİDEN MEMNUN

ABD’nin eski Ankara büyükelçilerinden ve halihazırda Wilson Center’ın Ortadoğu Programı Başkanı olan James Jeffrey, Amerika’nın Sesi haber sitesine yaptığı açıklamada “Başkan Biden Türkiye’nin Kabil’de kalma konusundaki duruşundan çok memnun” yorumunda bulundu. Cumhurbaşkanı Erdoğan da Türkiye’nin Kabil’de kalabileceğini, Pakistan ve Macaristan’ın destek verebileceğini söyledi.

ABD, Taliban ile yapılan anlaşma uyarınca 11 Eylül’de Afganistan’dan asker çekmeyi tamamlamayı planlıyor. Türkiye siyasi, mali ve lojistik destek talep ederken anlaşılan Kabil önerisi NATO’dan da destek buluyor.

Yazının Devamını Oku

Dört gözle beklenen zirve

Dünya yoğun bir diplomasi trafiğine kilitlenmiş durumda. İngiltere’de bugün başlayacak G-7 zirvesini Brüksel’de NATO, AB-ABD ve Cenevre’de ise ABD-Rusya zirveleri izleyecek.

ERDOĞAN-BIDEN GÖRÜŞMESİ

ZİRVE maratonunun en önemli başlıklarından birini de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Joe Biden’ın 14 Haziran’da Brüksel’de NATO toplantıları çerçevesinde yapacağı ikili görüşme oluşturacak. Bu, ABD’de Joe Biden’ın ocak ayında iktidara gelmesi sonrasında ilk yüz yüze görüşme olması açısından önemli.

Görüşme, Biden’ın Ankara’ya mesafeli tutumu ve 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanıma kararı sonrasına denk gelmesi sebebiyle uluslararası basının da ilgi gösterdiği bir başlık olarak öne çıkıyor.

ABD DE ZİRVEYİ ÖNEMSİYOR

ABD’den görüşmeyle ilgili gelen açıklamalar Washington’ın da bu toplantıyı bir hayli önemsediğini gösteriyor. ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan, geçtiğimiz günlerde “Başkan Biden, Erdoğan’ı çok iyi tanıyor ve bence ikisi de ilişkilerini tam kapsamlı şekilde değerlendirebilecekleri bu fırsatı dört gözle bekliyor” demişti.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken ise Senato’da soruları yanıtlarken daha eleştirel bir tonla, bazen Türkiye’nin NATO müttefiki gibi davranmadığı iddiasında bulundu. Ancak Türkiye ile Suriye ve Afganistan’da ‘terörle mücadele’, Rusya ve İran’ın olumsuz etki alanı ile başa çıkmak gibi konularda önemli ve örtüşen çıkarları olduğunu da kaydetti. Blinken aynı zamanda Türkiye’nin ‘Batı’ya çıpalanmış kalmasının’ da önemli olduğunu ifade etti.

FARKLILIKLAR MASADA

MASADA

Yazının Devamını Oku

Dünya Ömer’e Suzi’ye borçlu

ŞEYH CERRAH... Doğu Kudüs’te Filistinlilerin çoğunlukta olduğu tarihi bir mahalle. Adını Kudüs Fatihi Selahaddin Eyyübi’nin cerrahından alıyor. İsrail’in bağımsızlık ilan ettiği 1948 yılında göç etmek zorunda kalan Filistinlilerin bir kısmı bu mahalleye yerleştirilmiş.

Şimdi bir grup İsrailli, “Osmanlı döneminde orası bizimdi” diye mahkemeye başvurup Filistinlileri evlerinden çıkarmaya kalkınca Şeyh Cerrah, son krizin ana unsurlarından biri haline geldi.

*

‘BİBİ’ (Binyamin Netanyahu.)...

Şeyh Cerrah krizi tam da İsrail’de hükümet kurmada zorluk yaşandığı bir döneme geldi. Şeyh Cerrah gerilimi ramazan ayında İsrail’in Mescid-i Aksa’ya yönelik de kısıtlamalarıyla birlikte Filistin toplumunda tansiyonu yükseltti.

İsrail’de mart ayında iki yıl içindeki dördüncü seçim yapılmış, hükümet kurma görevi yine Başbakan Netanyahu’ya verilmiş ama çoğunluğu sağlayamayınca görevi iade etmişti. Sonrasında da Kudüs’te Filistinlilere yönelik şiddet giderek tırmandı.

*

MAHMUD Abbas... Filistin çoktandır ikiye bölünmüştü. Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, Batı Şeria’yı kontrol ediyor. Gazze’de ise kontrol 2006’dan bu yana Hamas’ta. 15 yıl sonra 22 Mayıs’ta seçimler yapılsın diye uzlaşmaya varmışlardı ki mayıs başında Abbas, İsrail’in Doğu Kudüs’te seçim yapmasına izin vermediği bahanesiyle seçimleri erteledi.

 85 yaşındaki

Yazının Devamını Oku

Salgında sihirli formül bulundu mu

ABD Başkanı Joe Biden’ın, koronavirüs aşılarının formüllerinin açıklanıp patent haklarının askıya alınması önerilerine destek vermesi tüm dünyada ‘salgına karşı sihirli formül’ bulunmuş gibi bir heyecan yarattı.

İşte sorularla o büyük tartışma:

ABD’nin hamlesi ne anlama geliyor?

ABD Ticaret Temsilcisi Katherine Tai, salgını sona erdirmek adına üretim kapasitesini artırmak için fikri mülkiyet haklarının askıya alınmasını desteklediklerini açıkladı. Bu ABD açısından bir politika değişikliği anlamına gelirken Dünya Ticaret Örgütü bünyesindeki müzakerelerin seyrini de değiştirebilir. Olumlu bir yönde karar çıkarsa formüller paylaşılarak birçok ülkede aşı üretiminin önü açılabilir.

ABD’nin adımı nasıl yankılandı?

Biden yönetiminin ‘cesur’ diye anılan bu adımı dünyayı böldü. AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, öncelikle aşı ihracatı önündeki engellerin aşılmasını gündeme getirse de patent muafiyetini görüşmeye hazır oldukları sinyalini verdi. Fransa ve Almanya’dan da ılımlı açıklamaların gelmesi umutları arttırdı. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) Genel Direktörü Tedros Adhanom Ghebreyesus, “Zor bir zamanda tüm insanların esenliğini önceleyen tarihi bir karar” yorumunda bulundu.

ilaç şirketleri tepkili

Karara kimler karşı çıktı?

Uluslararası Farmakoloji Üreticileri ve Dernekleri,

Yazının Devamını Oku

ABD ile ilişkiler büyük darbe alır

ABD yönetimlerinde âdettendir. 24 Nisan tarihi gelince, 1915 olaylarını anma günü çerçevesinde Ermeni halkına yönelik mesaj yayınlarlar.

Şimdiye kadar Ronald Reagan dışında ABD başkanları yaptıkları açıklamalarda Ermeni lobisi ve Erivan’ın baskılarına rağmen ‘soykırım’ yerine Ermenistan’ın kullandığı ‘Meds Yeghern’ yani ‘Büyük Felaket’ ifadesini kullanmayı tercih ettiler.

BIDEN’IN SEÇİM VAADİ

2019 yılında ise ABD Kongresi’nin her iki kanadı da 1915 olaylarını ‘Ermeni soykırımı’ olarak tanıyan bağlayıcı olmayan kararlar aldılar. O dönemde senatör olan şimdiki Başkan Yardımcısı Kamala Harris, bizzat o tasarıya destek olan siyasetçiler arasında yer aldı.

Biden ise geçen yıl 24 Nisan’da Twitter’dan yaptığı paylaşımda “Seçilirsem, Ermeni soykırımını tanıyan bir kararı desteklemeyi taahhüt ediyorum, insan haklarını başlıca evrensel önceliğim yapacağım” dedi.

Biden-Harris ikilisinin iktidara gelmesiyle Ermeni lobisinin beklentisi yükseldi. Son birkaç aydır söylentiler kuvvetlenirken, son olarak da önceki gün Amerikan New York Times ve Wall Street Journal gazetesine konuşan ABD’li yetkililer, Biden’ın bu kez ‘Ermeni soykırımı’ diyebileceğini sızdırdılar.

İYİ DE NİYE ŞİMDİ

ABD-Türkiye ilişkilerinin son birkaç yıldır çok güllük gülistanlık olduğunu söylemek mümkün değil.

Her ne kadar

Yazının Devamını Oku

ABD’den Rusya’ya ekonomik savaş

Ukrayna ile Rusya’nın savaşın eşiğine geldiği bir dönemde ABD yönetimi, Rusya yönetimine karşı çok sert yaptırımlar açıkladı. ABD, savaş gemilerini Karadeniz’e geçirmedi ama açıkladığı yaptırım kararlarıyla Moskova’ya bir nevi ekonomik savaş ilan etti.

KARADENİZ’DE RESTLEŞME

SON haftalarda Rusya’nın Ukrayna’nın Moskova yanlısı ayrılıkçıların kontrolündeki sınırına ve 2014’te ilhak ettiği Kırım’a asker yığdığı haberleri tansiyonu yükseltmişti.

ABD ve NATO, Ukrayna’ya tam destek açıklamalarında bulunmuştu. Kiev ve Batı, Kırım’ın aksine bu kez ‘Hazırlıklıyız’ mesajı vermeye başlamıştı.

Yine bu dönemde ABD’nin iki savaş gemisini 14-15 Nisan’da Türkiye Boğazları’ndan Karadeniz’e geçireceği haberleri geldi. Buna göre ABD, Montrö Anlaşması uyarınca 15 gün önceden Türkiye’ye bildirim yapmıştı.

Rusya da aynı günlerde Hazar Filosu’ndan irili ufaklı 15 savaş gemisini Volga ve Don Nehri’ni bağlayan kanal üzerinden Karadeniz’e indirmeye başladı.

GEMİ YOLLAMAMA KARARI

GERİLİM üst perdeden devam ederken ABD Başkanı Joe Biden, verdiği bir röportajda ‘katil’ diye tanımladığı Rus mevkidaşı Vladimir Putin’i aradı.

Biden

Yazının Devamını Oku

Türkiye bu dengenin neresinde?

Dünya halkı koronavirüs salgını ve yarattığı ekonomik zorluklara odaklanmışken arka planda uluslararası dengeler yeniden şekilleniyor.

ABD’de Joe Biden yönetiminin iktidara gelmesi, Çin ve Rusya’ya sert çıkması, Çin’in İran ile 400 milyar dolarlık devasa bir anlaşma yapması, Çin-Rusya flörtü, geçtiğimiz günlerde havada Rusya ile NATO arasında yaşanan en büyük it dalaşı hep bu nüfuz kavgasının iz düşümleri.

Biden, Rusya’yı en büyük tehdit, Çin’i ise en büyük rakip olarak değerlendiriyor. Biden yönetimi aynı zamanda kendini otokratik yönetimlere karşı demokrasinin savunucusu olarak konumlandırıyor. Ve dünyanın önümüzdeki yıllarda bu eksenler üzerinden bir çekişmeye sahne olacağına dair işaretler artıyor.

ÇİN’İN DEV ADIMI

Türkiye ziyareti sonrasında İran’a geçen Çin Dışişleri Bakanı Wang Yi, cumartesi günü İranlı mevkidaşı Cevad Zarif ile 25 yıl süreli 400 milyar dolar anlaşma imzaladı. İki ülke dünyaya ‘stratejik ortak’ olduklarını ilan etti. İran’ın petrol satışına karşılık Çin, bu ülkeye yatırım yapacak. Malûm, Çin yürüttüğü ‘Kuşak ve Yol’ isimli altyapı projesiyle ülkeyi bir süredir dünyaya entegre edip etki alanını arttırmaya çalışıyor.

Yaptırımlar nedeniyle köşeye sıkışan İran ise Çin ile yaptığı bu anlaşmayla nefes alma fırsatı buluyor. Eski ABD Başkanı Donald Trump döneminde İran’a yönelik yaptırımlar geri gelmiş, Biden döneminde de nükleer anlaşmaya geri dönülmesi konusunda somut bir adım atılmamıştı.

Anlaşma, bölgedeki varlığını terör örgütü PKK/YPG ile işbirliğine indirgeyen ABD için önemli bir uyarı aslında. Batı’nın çözüm üretememesi, tıpkı Suriye’de Rusya’ya yer açması gibi bu defa İran üzerinden Çin’e Ortadoğu’da güçlenme fırsatı aralanmış oluyor.

RUSYA İLE DALAŞ

ABD Başkanı

Yazının Devamını Oku

10 maddede Libya’da neler oluyor?

1) Birleşmiş Milletler’in öncülüğünde yürütülen arabuluculuk sonrasında Libya’da yeni bir sayfa açılıyor. Libya lideri Muammer Kaddafi’nin 2011’de devrilmesi ve 2014’te ülkenin siyaseten ikiye bölünmesi sonrasında ilk kez uzlaşmaya yönelik somut bir adım atıldı.

2) BM’nin girişimiyle oluşturulan Libya Siyasi Diyalog Forumu, şubat ayında Cenevre’de yaptığı toplantıda milyarder iş adamı Abdulhamid Dibeybe’yi başbakan, eski Büyükelçi Muhammed Menfi’yi ise Başkanlık Konseyi Başkanlığı’na seçmişti.

3) İşte Trablus ve Tomruk diye iki kanada bölünmüş Temsilciler Meclisi yıllar sonra ilk kez hafta başı Sirte’de toplanarak önceki günkü oturumda Dibeybe’nin 26 bakandan oluşan kabinesini onayladı. Geçiş hükümetinin en önemli görevi ülkeyi 24 Aralık’ta yapılması öngörülen seçimlere hazırlamak.

4) Şubat ayındaki seçimlerde Dibeybe’nin favori adayları geçip seçilmesi sürpriz olmuştu. Misratalı bir aileden olan Dibeybe, Kanada’da mühendislik eğitimi almış, Muammer Kaddafi döneminde toplu konut projeleri de geliştiren devlete ait Libya Yatırım ve Kalkınma Şirketi’nin başındaydı.

BİRLİK SAĞLANABİLECEK Mİ?

5) Güçlü isimleri bertaraf ederek zorlu bir göreve soyunan Abdulhamid Dibeybe ve Menfi’nin ülkeyi düzlüğe çıkarabilecek sağlam bir siyasi desteği olmadığı eleştirilerin başında geliyor. Ayrıca, şubat ayında Diyalog Forumu’nda birkaç oy fazlayla seçilen Dibeybe’nin yakınlarının oy satın aldığı iddiaları da söz konusu. 

6) Petrol zengini Libya hali hazırda ordusundan, coğrafi yapısına, hükümet kurumlarından kaynaklarına kadar bölünmüş bir ülke. Bu nedenle Başbakan Dibeybe’nin devlet kurumlarını birleştirme, toplumsal barışı sağlamada ne kadar etkili olacağı, terör tehdidiyle, muhalifleriyle nasıl baş edebileceği merak ediliyor. 

7) BM’nin meşru saydığı, Türkiye’nin destek verdiği Ulusal Mutabakat Hükümeti Başbakanı Fayiz es Serrac yetkiyi Dibeybe’nin Ulusal Birlik Hükümeti’ne devredecek. Keza gayri meşru silahlı güçlerin destekçisi Halife Hafter ve destek verdiği Tobruk’ta konuşlu Temsilciler Meclisi de hükümetin kontrolü altına girecek. Ülkedeki yeni meşru siyasi yapı bir aksilik olmazsa Dibeybe hükümeti olacak.

PARALI ASKERLER NE OLACAK?

Yazının Devamını Oku

Gözler Türkiye’de

Türkiye, eskiden beri uluslararası siyasette konumuyla, nüfusuyla, politikalarıyla dikkat çeken bir ülke.

Son aylarda Doğu Akdeniz gerilimi, Libya krizi ve Azerbaycan’ın Karabağ’da aldığı zaferle sık sık dış gündemde öne çıktı. Şimdi ise Türkiye’nin tansiyonu düşürme ve insan haklarını genişletmeye yönelik adımları ilgi çekiyor.

Bu girişimler nispeten olumlu karşılık bulsa da yorumlardan bu adımların temkinli bir mesafeden izlendiği de anlaşılıyor.

AB İZLEMEDE

MALÛM, Türkiye’nin Oruç Reis sismik araştırma gemisini Doğu Akdeniz’de araştırma yapmaya yollaması nedeniyle Kardak krizinden (1996) bu yana Yunanistan ile tansiyon en yüksek seviyeye yükselmişti.

Hatta Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi’nin ısrarıyla AB, Türkiye’ye karşı yaptırım kartını bile masaya getirmişti.

Ege ve Akdeniz’de kıta sahanlığının belirlenmesi konusunda haklı talepleri bulunan Türkiye, araştırma gemilerini çekerken bu gerilim Yunanistan ile istikşafi görüşmelerin beş yıl sonra yeniden başlamasının yolunu da açmıştı.

Akdeniz’de gerilimin azalması, 25-26 Mart tarihinde yapılacak AB zirvesine olumlu yansıyabilir. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in zirve için bir Türkiye raporu sunarak gelinen son noktayla ilgili liderleri bilgilendirmesi bekleniyor.

ALMANYA’NIN MESAJI

Yazının Devamını Oku

Kıbrıs’ta bir çözüm var mı

DOĞU Akdeniz’de yaşanan enerji krizinin en önemli ayaklarından biri olan Kıbrıs meselesi önümüzdeki günlerde gündemde üst sıralara çıkmaya hazırlanıyor.

ZEMİN YOKLAMASI İÇİN

BİRLEŞMİŞ Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres’in sözcüsü, 27-29 Nisan 2021 tarihleri arasında İsviçre’nin Cenevre kentinde Kıbrıs konusuyla ilgili 5+1 formatında gayri resmi bir toplantı düzenleneceğini açıkladı. Toplantı, Kıbrıs’ın iki tarafı ve garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’yi kapsayacak.

BM Sözcüsü’ne göre öngörülebilir bir gelecek için çözüm zemini olup olmadığı istişare edilecek.

NEREDE KALMIŞTIK

İKİ toplumlu, iki kesimli, iki kurucu devleti olan federal bir çözüme ulaşmayı hedefleyen görüşmeler en son 2017 yılında yine İsviçre’nin Crans Montana kentinde yine garantör ülkelerin katılımıyla yapılmıştı.

Ancak Rumların, adada Türk askeri ve garantörlük karşıtı tutumu görüşmeleri tıkayan unsurlardan olmuştu.

Görüşmelerde yer alan Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu, daha sonra Kıbrıs Rum Lideri Nikos Anastasiadis’in “Türklerle herhangi bir yönetim dahil bir şey paylaşmak istemiyoruz, halkımız hastanelerini bile paylaşmak istemiyor” dediğini açıklamıştı.

İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM

Yazının Devamını Oku

S-400 için çıkış var mı

ABD’de Joe Biden yönetimi iktidara geleli yaklaşık bir ay oluyor. Başkan Biden, selefi Donald Trump döneminde terk edilen uluslararası kurumlara, anlaşmalara geri dönerken dış politikayı da gözden geçiriyor.

TEMASLAR BAŞLADI

BIDEN yönetimi ile Türkiye arasında da ilk temaslar gerçekleşmeye başladı. İlk görüşme ay başında Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın ve ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan arasında yapıldı. İkinci görüşme ise Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve ABD’li mevkidaşı Antony Blinken arasında gerçekleşti.

Blinken görüşmesi tam da ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price’ın Gara saldırısında 13 Türk vatandaşının öldürülmesiyle ilgili yaptığı tuhaf açıklama sonrasında geldi.

Price, bu açıklamada ‘Türk sivillerin terör örgütü olarak tanınan PKK tarafından öldürüldüğüne dair haberler doğruysa, bu eylemi mümkün olan en güçlü şekilde kınıyoruz’ demişti.

Blinken’ın Çavuşoğlu ile yaptığı görüşme sonrasında ise ABD Dışişleri, net ifadelerle Türk vatandaşlarının öldürüldüğü Gara saldırısından terör örgütü PKK’yı sorumlu tuttu.

SAVUNMA SİSTEMİ VURGUSU

BIDEN yönetimi ile yapılan iki temas sonrası ABD’den gelen açıklamalarda vurgu yapılan başlıca konular arasında Türkiye’nin Rusya’dan satın aldığı S-400 füze savunma sistemi konusu da vardı.

Malûm eski ABD Başkanı

Yazının Devamını Oku

Aşı bencilliği ters tepebilir

Koronavirüse karşı aşı temini, kitlesel aşılama dünyayı ciddi bir sınavla daha karşı karşıya bırakıyor.

Aşı şirketleri siparişleri karşılamada geç kalırken zengin ve yoksul ülkeler arasındaki aşı adaletsizliği de giderek su yüzüne çıkıyor.

ALMANYA’NIN SINAVI

ŞU günlerde dünya gündeminin arka planında aşı temini konusunda öyle çok tartışma var ki. Avrupa mesela. Avrupa Birliği Komisyonu ve Almanya ile İngiliz-İsveç şirketi AstraZeneca arasında müthiş bir gerilim yaşanıyor.

Amerikan Pfizer ve Alman BioNTech şirketinin yeni tesisler kurması, aşı üretiminde sıkıntılar yaşanmasına ve bu yüzden Almanya’da aşılamanın yavaşlamasına yol açtı. Yine Almanya’da AstraZeneca’nın aşılarda İngiltere ve ABD’ye öncelik vereceği kuşkusu büyük tartışma konusu oluyor.

Alman Bild gazetesi dün emeklilerin Sağlık Bakanı’na yönelik ‘Yalvarıyoruz aşılarımızı yapın’ çağrısını birinci sayfaya taşımıştı. Almanya’da eylül ayında genel seçimler var ve bu durum Başbakan Angela Merkel’in Hıristiyan Demokrat Partisi’ni de büyük bir sınamayla yüz yüze bırakıyor.

zengine var, yoksul beklesin

AŞI konusunda dikkat çeken diğer bir bölge Ortadoğu. İsrail, aşılamada en başarılı giden ülkeler arasında yer alıyor. Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Katar gibi Körfez’in zengin ülkeleri de aşılamada öne geçerken Yemen, Suriye, Lübnan gibi savaş ve krizlerin vurduğu ülkeler bir de aşı konusunda darbe yiyor.

Koronovirüsün tıbbi imkansızlıklar nedeniyle daha ölümcül olduğu yoksul Afrika da aşı ihtiyacını karşılamak için mücadele veriyor. En yoksul ülkeler için kurulan aşıya erişim fonu COVAX üzerinden 600 milyon doz aşı temin edilmesi bekleniyor.

Yazının Devamını Oku

ABD’nin imaj sorunu var

ABD son yılların belki de en kritik günlerini yaşıyor.

Bir yanda 3 Kasım seçim sonuçlarını kabul etmeyen bir ABD Başkanı ve onu ateşli bir şekilde desteklemeye hazır taraftarları. Öte yanda asker koruması altında görev süresi sona ermek üzere olan başkan hakkında azil süreci başlatan Kongre ve yine asker koruması altında yemin etmeye hazırlanan yeni ABD başkanı.

Doğrusu ABD’nin imajı yakın tarihte hiç bu kadar zedelenmemişti.

İyi de süpergüç nasıl oldu da bu noktaya geldi? Bunu elbette bir köşeyazısıyla analiz etmek mümkün değil ama, bazı unsurlara dikkat çekmek isterim.

TRUMP FAKTÖRÜ

MALUM Donald Trump seçim yarışına ilk girdiğinde kimse pek şans vermemişti. Başkan olduğunda bile ‘outsider’, yani bu makama uygun olmayan dışarıdan gelmiş biri gibi görüldü. Bir de Rusya’nın Trump lehine seçimlere müdahale ettiği iddiaları vardı ki, epey tartışma götürdü.

Trump’ın yönetim biçimine ise iki unsur damgasını vurdu. Öngörülemez olması ve devletin kurumlarının sözcülerini bir yana bırakıp Twitter’ı kamuyla doğrudan iletişim aracı haline getirmesi. ABD’de sabah olduğunda Trump’ın yaptığı ilk iş Twitter’dan hasımlara gözdağı veren, yandaşları ateşleyici tweet’ler atmak oluyordu.

KOMPLO TEORİLERİ

BAŞKAN Trump’ın ‘Amerika’yı yeniden harika yap’

Yazının Devamını Oku