Nedim Şener

FETÖ’cü 445 polis yanında kamuda 600 ‘mahrem imam’ tespit edildi

5 Ocak 2024
İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya, 28 Aralık günü sosyal medya hesabından Fetulahçı Terör Örgütü ile mücadele kapsamında çok önemli bir paylaşımda bulunarak, “Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Başkanlığı’nın dijital materyaller üzerinde yaptığı geriye dönük çalışmalar kapsamında FETÖ ile irtibat ve iltisaklı olduğu tespit edilen 445 aktif emniyet mensubunun açığa alındığını” açıkladı.

Milli İstihbarat Teşkilatı’nın da dahil olduğu soruşturma, 18 Nisan 2017 tarihinde, “Garson” kod adlı gizli tanığın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na “Fetullahçı Terör Örgütü’nün Emniyet Mahrem Yapılanması” ile ilgili bilgileri içeren 32 ve 64 GB’lık iki adet Micro SD kartı teslim etmesiyle başlamıştı.

38 BİN KİŞİ İHRAÇ EDİLMİŞTİ

Ele geçirilen dijital materyallerin katmanlı bir kriptolama tekniğiyle; yani iç içe şifreleme, üst üste çalışan farklı işletim sistemleri ile çalıştırma yöntemiyle şifrelendiği tespit edildi.

İki ayrı SD kartan 32 GB’lık olanı çözümlemezken, 64 GB’lık olanın ise bir bölümü çözülmüş, şifresi çözülen kartta 22 bin 885 adet dosyanın bulunduğu tespit edilmişti. Bu dosyalar içinde FETÖ’nün işleyişine ve örgütsel yapısına dair çeşitli dokümanlar, örgütün mali bilgilerini ve kaynaklarını içeren metin ve tablolar, FETÖ’nün örgüt üyelerine yönelik talimatlarını içeren belgeler, kayıt altına alınan ‘Emniyet Mahrem Sorumluları’nın bilgilerini, görevlerini ve görev yerlerini içeren excel tablolar bulunmuştu.

ŞİFREYİ 6 YILDA MİT KIRDI

Bu yolla 8 bin 723 kişinin kimlik tespiti yapıldı. SD kart içinde Türkiye genelinde 276 bin 787 emniyet mensubunun detaylı bilgilerini içeren excel formatında fişleme tabloları ortaya çıktı.Tüm bilgiler Ankara Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla 81 il adli makamlarına gönderilirken, örgüt üyesi olarak tespit edilen 38 bin 318 şahıs Kanun Hükmünde Kararnameler ile ihraç edildi. FETÖ Emniyet Mahrem Yapılanması içinde yer alan ‘Garson’ kod adlı şahsın verdiği ve şifresi çözülemeyen 32 GB’lik SD kart ile ilgili olarak Milli İstihbarat Teşkilatı devreye girdi. Tam 6 yıllık çalışma sonucunda MİT, 16 Aralık 2022 günü, bu SD kartın şifresini çözmeyi başardı. Şifresi çözülen SD kart içindeki veriler üzerinde yapılan değerlendirmede  toplam 57 bin 324 dosyanın yer aldığı görüldü. Çok sayıda tabloda yer aldığı görülen ve sadece emniyet personeli kodlama ve fişleme bilgilerinin yaklaşık 6.5 milyon satırın üzerinde veriden oluştuğu tespit edildi.

2017 yılında çözümlemesi yapılan kartta 2015-2017 yıllarında örgüt üyelerine ait “kodlama” ve örgüt üyesi olmayanlara ait “fişleme” bilgileri yer alırken, yeni çözülen kartta 2007 yılından 2016 yılına kadar kodlama ve fişleme verilerinin yer aldığı belirlendi. Bu kart içinde emniyet amir sınıfı personel alımı için gerçekleştirilen 2014 yılındaki sınavlar için başvuru yapan öğrencilere ait örgütsel kodlamaların bulunduğu veriler ele geçirildi.

KIRMIZI KATEGORİDEKİ

Yazının Devamını Oku

MİT’ten Mossad’a mesaj: ‘Ölüler Şehri Operasyonu’

3 Ocak 2024
Milli İstihbarat Teşkilatı, 2021 yılından beri İsrail İstihbarat Teşkilatı Mossad’a yönelik dördüncü büyük operasyonunu gerçekleştirdi.

2021 yılı ekim ayında 29 kişiyi kapsayan “Muteni Operasyonu”,  2022 yılı Aralık ayında 68 ajanın gözaltına alındığı “Neoplaz Operasyonu”,  2023 yılı Nisan ayında 17 ajana yönelik “Nekpet Operasyonu” sonrasında, dün de 46 kişiye hedef alan  “Köstebek/Nekropol Operasyonu” başlatıldı.

Dün başlatılan operasyon, Türkiye’yi tehdit eden soykırımcı İsrail Başbakanı Netanyahu ve Türkiye’de suikastlar işleneceği tehdidinde bulunan Mossad’a anlamlı bir cevap özelliği taşıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü işbirliği ile 46 isme yönelik çalışmayı yürüten MİT, operasyona antik çağda mezarlıklar için kullanılan “ölüler şehri” anlamına gelen “Nekropol” adını verdi. Emniyet’in verdiği isim ise, ajanları tarif etmekte kullanılan “Köstebek” oldu. Böylece 46 Mossad ajanına yönelik “Köstebek/Nekropol Operasyonu” başladı.

İKİ YILDA 51 KİŞİ TUTUKLANDI

MİT, Mossad’ın “ajan” olarak devşirdiği yabancı şahıslara yönelik 2021’deki operasyon ile özel dedektifler ve taktik elemanlara yönelik 2022’deki operasyon sonrasında 58’i yabancı, 39’u T.C. vatandaşı toplam 97 kişiye uygulama yaptı. İlk aşamada bunlardan 51’i tutuklandı.

Bunun haricinde İsrailli ajanlar ile yurtdışında düzenli şekilde buluşan ve İsrail istihbaratının verdiği görevleri yerine getiren Selçuk Küçükkaya ve 16 kişiden oluşan şebekesi Nisan 2023’te çökertildi. Son olarak İsrail İstihbarat Servisi’nin Malezya’da kaçırmaya çalıştığı Filistinli mühendis Omer Al Belbaisy’e yönelik girişimi engelledi.

34 GÖZALTI 12 FİRARİ

MİT ve Emniyet İstihbarat Başkanlığı koordinesinde İsrail İstihbarat Servisi ile bağlantılı şahıslara yönelik Ocak 2024’te yeni bir operasyon başlatıldı.

Yazının Devamını Oku

Bu talepler ‘bölücülük’ değil mi Zekeriya Bey...

29 Aralık 2023
TBMM’de CHP’lilerle HÜDA PAR arasında tuhaf bir tartışma yaşandı.

TBMM’de her türlü bölücü faaliyette bulunan terör örgütü PKK’nın propagandasını yapan DEM ile işbirliği yapan CHP’liler, HÜDA PAR’ın parti programında yer alan, “Mevcut merkezi ve yerel devlet organizasyon yapısının ıslahı ile beraber, mevcut yapının tabu olarak kabulünden vazgeçilerek olumlu ve olumsuz tüm yönleri ile eyalet sistemi, özerklik, federasyon gibi yönetim modelleri üzerinde serbestçe tartışılabilmelidir” ifadesi üzerinden eleştiri yaptı.

Devletin ve milletin bölünmez bütünlüğü, demokratik ve laik Cumhuriyet’e ve Atatürk ilke ve inkılaplarına ve Anayasa’ya sadık kalacağına namus ve şerefi üzerine yemin ederek TBMM’de milletvekilliği yapan, Hizbullah’a ve PKK’ya terör örgütü diyemeyen HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu ise bunun talep değil “tartışma” olduğunu söyleyip bölücü olmadığını anlatmaya çalıştı.

PKK VE HİZBULLAH

İnternet sitesinde halen yer alan parti programı, Zekeriya Yapıcıoğlu’nun TBMM kürsüsündeki sözlerinin tersine; bağlı kalacağına namus ve şeref sözü verdiği Anayasa’ya açık bir şekilde aykırı olan taleplerle dolu. HÜDA PAR’ın programı açıkça Anayasa’ya aykırılık taşıyor.

Şimdi HÜDA PAR’ın parti programında yer alan “Kürt Sorunu” bölümüne göz atalım: “Türkiye Cumhuriyeti devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin Türk olduğu nitelemesinden vazgeçilerek Kürtlerin varlığı anayasal olarak tanınmalı, Türkler ve Kürtler, ülkenin asli kurucu halkları olarak kabul edilmelidir. Kürtçe, Türkçe ile ikinci resmi dil olarak kabul edilmeli, Kürtçe aynı zamanda eğitim dili olmalıdır. Yeterli talep olması halinde anadili farklı olan diğer vatandaşların da kendi dillerinde eğitim alabilmelerinin önü açılmalıdır.”

Anayasa’daki Türk vatandaşlığı tanımına açıkça karşı olan ve bunun kaldırılmasını isteyen HÜDA PAR, “Türklük” kavramına karşı olduğunu şöyle ifade ediyor: “Başta vatandaşlık tanımı olmak üzere, anayasa ve sistemin bütün resmi literatürüne hâkim olan Türklük esaslı dışlayıcı ve ayrımcı söylem terk edilmelidir.”

HÜDA PAR programında, Mustafa Kemal Atatürk’ün, ırk ya da etnik kökene bağlı bir tanım yerine çok daha kapsayıcı olan “Ne Mutlu Türküm Diyene” sözünün de silinmesini talep ediyor.

Yazının Devamını Oku

‘2002’de PKK terörü bitmişti’ palavrasını kullanan siyasetçi ve gazeteciler

27 Aralık 2023
1984 yılından beri 15 bine yakın sivil ve resmi şehidimizin canına mal olan, doğrudan ve dolaylı maliyeti 1.8 trilyon doları bulan, arkasında ABD başta olmak üzere Türkiye’nin sözde müttefiki NATO ülkelerinin bulunduğu PKK terör örgütü ile ilgili tartışmalarda çok sık başvurulan bir ezber vardır.

Özellikle bazı siyasetçiler ve gazeteciler peşine taktıkları bilgisiz kitleleri uyutmak için “2002’de terör sıfırlanmıştı, PKK terörü bitmişti” cümlelerini kullanırlar.

Bugün, “2002’de terör olayları ve PKK terör örgütü gerçekten bitmiş miydi?” ona açıklık getirelim.

15 Ağustos 1984 tarihinde Şemdinli ve Eruh baskını ile devlete karşı ilk kurşunu sıkan PKK terör örgütünün saldırıları tam 40 yıldır hiç aralık vermeden devam etti. Saldırılarına ara verdiği iki dönem oldu. Birincisi elebaşı Öcalan’ın 1999’da Kenya’ya yakalanıp Türkiye’ye getirilmesi, diğeri ise 2013-2015 arasındaki “Açılım” süreciydi.

1999’DA PKK ELEBAŞININ YAKALANMASI

2000’li yılların başında PKK terör örgütünün saldırılarını azaltmasının ana sebebi elebaşı Öcalan’ın 15 Şubat 1999’da Kenya’da yakalanarak Türkiye’ye getirilmesiydi. Örgütün çaresizliği ve paniği; Öcalan yakalandığında ağzından dökülen “Annem de Türk’tür, bir görev verilirse yardıma hazırım” sözlerinde gizliydi. 31 Mayıs 1999’da yargılaması başlanan Öcalan’ın davası 29 Haziran 1999’da tamamlandı. PKK terör örgütü elebaşı, bölücülük ve vatana ihanet suçlarından oybirliği ile idama mahkûm edildi.  PKK terör örgütü tam bu arada 1999 yılı Eylül ayında tek taraflı sözde ateşkes ilan etti. Öcalan hakkındaki karar, 25 Kasım 1999’da Yargıtay 9. Ceza Dairesi tarafından onandı. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreci devam ederken cezası infaz edilmedi. Öcalan’ın yakalanıp yargılanması ve idama mahkûm edilmesi PKK içinde karışıklığa sebep olurken, elebaşını ölüm korkusu sarmıştı.

PKK OLDU KADEK

AİHM sürecinin başlamasıyla birlikte PKK, 2002 yılı nisan ayında yeniden yapılanmaya giderek Öcalan’ın idamını önlemek amacıyla sözde kendisini feshederek KADEK yani “Kürdistan Özgürlük ve Demokrasi Kongresi” adını aldı. Sözde ateşkes yanında imaj değişikliğine giden örgütün adında artık “demokrasi” ve “özgürlük” kelimeleri vardı. Bu tutumları rakamlara yansıdı; 1999 yılında olay sayısı 2 bin 253 iken, 2000’de 1.031’e, 2001’de 565’e, 2002’de ise 164’e kadar düştü. 3 Ağustos 2002’de idam cezasının TBMM’de kaldırılmasıyla hem Öcalan hem de terör örgütü yönetimi rahatladı. Bu durum olay sayısı gibi şehit sayılarına da yansıdı. 1999’de 236 olan asker, polis ve korucu şehit sayısı 236 iken, 2000’de 29’a, 2001’de 20’ye, 2002’de 7’ye kadar indi.

Yazının Devamını Oku

CHP’nin PKK/HEDEP-DEM’e teslimiyeti... Kılıçdaroğlu “tehlikeliydi”, Özgür Özel “daha tehlikeli”, İmamoğlu ise “en tehlikeli”

25 Aralık 2023
CHP’nin bugün içine düştüğü durumun miladını, iki ay önce yine bir CHP’li olan Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan açıkladı.

2011 seçimlerinde CHP milletvekili olarak TBMM’ye giren Tanju Özcan, 2012’de kendisinin de katıldığı bir yemekte genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu amacını; “CHP’yi PKK/BDP çizgisine oturtmak” olarak açıklamış.

Kılıçdaroğlu, “CHP’yi, PKK/HDP çizgisine oturtacağını” söylediği o yemekte birçok milletvekili varmış. CHP tarihi yazacakların ibretle yer vermeleri gereken o konuşmanın detayını CHP’li Tanju Özcan’dan aktarayım:

“24’üncü Yasama dönemiydi, ‘Yeni CHP’ diye bir tanım vardı. Sayın Kılıçdaroğlu geldiğinde bunu kullanıyordu. Genç milletvekilleri olarak da 15 günde bir yemek düzenliyorduk. Yemekte Aykut Bey vardı, Tokat Milletvekili Orhan Bey vardı, Hüseyin Aygün vardı, değişik değişik görüşler insanlar vardı.

Sayın Kılıçdaroğlu da bizim yemeklerimize ara sıra katılıyordu. Bir gün geldiğinde Tokat milletvekilimiz Orhan Düzgün ‘Efendim şu yeni CHP’den ne anlamalıyız?’ diye sordu. Kılıçdaroğlu uzun uzun anlatmaya başladı.

Orhan Bey dedi ki; ‘Efendim ortaokul çocuğuna anlatır gibi anlatın iki cümleyle biz halka anlatalım’. Kılıçdaroğlu da dedi ki; ‘Sayın Baykal partiyi MHP’ye yakın bir çizgiye oturtmuş, ben de BDP’ye yakın bir çizgiye oturtmaya çalışıyorum’. O zaman HDP değil BDP vardı.”

KILIÇDAROĞLU’NUN AMAÇ BİRLİĞİ

Kılıçdaroğlu dediğini yaptı, sadece partiyi değil seçmen kitlesini de adım adım PKK/BDP-HDP çizgisine yakınlaştırdı. Siyasi iktidara karşı ürettiği nefret, PKK terör örgütü ve onun siyasi ayağı HDP’ye duyulanın çok üzerine çıktı. Hatta, PKK’nın sözcüsü olduğunu bildikleri ve bir zamanlar karşı oldukları Selahattin Demirtaş’ı savunacak hale düştüler.

Bu, sadece seçimlerde işbirliğine yönelik taktik bir adım değil, stratejik hatta politik amaç birliğinin yansımasıydı. Kılıçdaroğlu’nun PKK/HDP ile amaç birliği seçim ittifaklarını zorunlu kılan “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” hayata geçmeden yıllar öncesine dayanıyor. Genel başkan olduktan hemen sonra 23 Mayıs 2011’de Hakkari’de “Yerel yönetimler özerklik şartını tanıyacağız” diyerek bunu gösterdi. Aynı konuşmasında PKK/KCK’ye yönelik operasyonları da eleştirmişti.

Yazının Devamını Oku

Soykırım suç ortağı ABD Başkanı BIden UCM’de yargılanmalı

22 Aralık 2023
İSRAİL’in 7 Ekim’de Gazze’de başladığı soykırım ara vermeden devam ediyor. Hayatını kaybedenlerin sayısı 20 bini geçti, bunların 14 bini kadın ve çocuklardan oluşuyor.

Evler yanında hastaneler, camiiler, kiliseler vuruluyor. Dünya kamuoyu ayağa kalkmış; ABD, Almanya, İngiltere, Fransa dahil Avrupa ülkelerinin yardım ve desteği ile gerçekleşen soykırıma sessiz kalan Papa Francis ise ancak iki buçuk ay sonra “Bu bir terördür” diyebildi.

Arap ülkelerinin tepkisizliğine karşı Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin çabaları İslam dünyasındaki derin sessizliği yırtarak bir çığlık haline dönüşüyor. “Türkiye” adnı kullananlar dahil bir çok meslek örgütü olan bitene sesini çıkarmazken İstanbul 2 Nolu Barosu sadece Türkiye’nin değil insanlığın yüzünü ağartan bir girişimle, Gazze’de soykırım suçu işleyen İsrail yöneticileri hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (UCM) suç duyurusunda bulundu. Sadece bu değil Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’ne de dilekçe vererek soykırımcı İsrail yöneticilerinin yargılanması için uluslararası girişimlerin zeminini oluşturdu.

Bugüne kadar UCM’ye beş ülke İsrail aleyhinde suç duyurusunda bulundu, bunların arasında en detaylı, delilleri sağlam ve etkili başvuruyu İstanbul 2 Nolu Barosu yaptı.

İstanbul 2 Nolu Barosu Başkanı avukat Yasin Şamlı ve Baro yöneticileri, UCM’ye verdikleri dilekçenin kapsamı ile ilgili dün bir basın toplantısı düzenledi.

DELİLLER 5 GRUPTA

Dilekçe, “Maddi olayın izahı”, “Teorik değerlendirme” ve “Deliller” kısmından oluşyor. Elbette en ilgilendiğim bölüm “Deliller” kısmıydı. Deliller beş gruptan oluşuyor;

- Birinci grup deliller, Gazze’de yaşanan soykırımı görüntüleyen gazeteci ve televizyoncuların çektiği fotoğraf ve video görüntülerinden oluşuyor. Bu konuda Anadolu Ajansı’nın Gazze’de İsrail’in işlediği savaş suçlarını ve soykırımı tarihe mal ettiği fotoğraflarına vurgu yapmak gerekiyor. AA bu fotoğrafları “Kanıt” adı altında da basılı yayın haline getirildi.

- İkinci grup deliller, Gazze’den Türkiye’ye getirilen yaralıların noter huzurunda ve görüntülü olarak alınan ifadeleri.

Yazının Devamını Oku

Ne çektin be Mekap!

20 Aralık 2023
Hakkâri İl Jandarma Komutanlığı, PKK’ya yönelik 13 Kasım 2023 tarihinde gerçekleştirdiği operasyonda ele geçirdiği malzemeleri şöyle sıraladı:

(1) adet Doçka uçaksavar, (550) adet Doçka uçaksavar mühimmatı, (1) adet savunma tipi el bombası, (112) adet battaniye, (5) adet akü, (50) çift Mekap ayakkabı, (7) jelikan mazot, (8) adet hilti ucu, (1) adet fırın, (1) adet mutfak ocağı, (6) adet güç kaynağı, (2) adet Tol EYP anahtar sistemi, çok sayıda mutfak malzemesi, örgütsel doküman, elektrik malzemesi ve kadın hijyen malzemesi ele geçirilmiştir.”

Sadece Hakkâri değil Siirt, Mardin, Bitlis, Muş, Tunceli gibi illerde terör örgütüne yapılan operasyonlarda ele geçen malzemeler arasında silah ve mühimmat yanında hep bir markaya yer verildiğini görebilirsiniz; o marka Mekap ayakkabı.

ARAÇLARI TAŞLANDI

Çocukluğumuzdan beri sağlam spor ayakkabı markası olan Mekap, 40 yıllık PKK ile mücadele tarihinde hep karşımıza çıktı. PKK’lı teröristlerin sağlamlığı nedeniyle giydiği ayakkabı açılım sürecinde de dillerden düşmedi.
O süreçte PKK’lı teröristlerin Türkiye’yi terk etmesi için örgütün sözcüsü Selahatttin Demirtaş, “Sınır dışına çıkışın yöntemi konusunda ise şu an için bildiğimiz tek yöntem ‘Mekap’ yöntemi, yürüyerek çıkarlar sanırım” demişti.

Mekap’la PKK’lı teröristler öylesine özdeşleşti ki; özellikle Batı’daki illerde üzerinde Mekap yazan şirketin dağıtım araçları vatandaşların tepkisine neden oldu. Mekap yazan araçların taşlandığı bile oldu.

Ben de geçen hafta, vatan haini Şeyh Sait ile ilgili bir yazımda Mekap adını kullandım. Şeyh Sait ile PKK elebaşı Öcalan’ı karşılaştırdığım yazıya “

Yazının Devamını Oku

Ekrem İmamoğlu kimi nasıl satın alacağını biliyor

18 Aralık 2023
‘Satın alma gücü’ en yüksek siyasetçi

Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde Kemal Kılıçdaroğlu için FETÖ ilgili politika ve PKK/HDP ile ilişkisi için “tehlikeli” ama Ekrem İmamoğlu için “daha tehlikeli” diyordum. Araya CHP Kurultayı ve Özgür Özel girdi. Bundan sonra sıralamayı şöyle yaptım: Kılıçdaroğlu izlediği siyasetle “tehlikeli”,  Özgür Özel aynı siyaseti ilkesizce yaptığı için “daha tehlikeli” ama “en tehlikelisi” Ekrem İmamoğlu”...

Çünkü Ekrem İmamoğlu tehlikeli ve ilkesiz siyaset yanında paranın gücünü bilen bir siyasetçi. İlkesiz ve paranın gücünü bilen tehlikeli siyasetiyle ne zaman patlayacağı belli olmayan bomba gibi, sadece kendisine değil etrafına da büyük zarar veriyor.

CHP’DE KILIÇDAROĞLU’NUN ALTINI BOŞALTTI

 Paranın gücünü iyi bilen, ekonomi diliyle söylemek gerekirse ‘satın alma gücü en yüksek siyasetçi’ İmamoğlu’nun, Kılıçdaroğlu ve Özgür Özel’den farkını şöyle anlatayım:

-Kimi satın alabileceğini

-Nasıl satın alabileceğini

-Kaça satın alabileceğini biliyor.

Ekrem İmamoğlu

Yazının Devamını Oku