GeriNecati Yalçın Macar Usta, Tunalı Hilmi ve Cin Ali’siyle Kavaklıdere
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Macar Usta, Tunalı Hilmi ve Cin Ali’siyle Kavaklıdere

Evvel zaman içinde (Masalcı Baba Eflatun Cem Güney’e rahmetle), bir zamanlar, suları bol mu bol bir yer varmış. Sularının isimlerinin Seyrantepe veya Beytepe gibi bazısı tepeli; Bademlik, İğdeli, Söğütözü, Kirazlıdere, Cevizlidere veya Kavaklıdere gibi bazısı meyveli veya ağaçlıymış.

Masal bu ya, suları bir bir kaybolmaya başlamış. Sanki yer yarılıyor, hepsi içine giriyormuş. Yerlerine de kıvrımlı yollar, irili ufaklı evlerle, sonraları başka isim verilecek çarşılar bile gelmeye başlamış. Gömülmeye götüren, ayıplı bir süreçmiş yaşanan. Masalımızın kahramanları önce eldeki veya evdeki atıkları bir şekilde suya ulaştırıyorlarmış. Atık konusunda hiç ayrım yapmıyorlarmış. Her çeşit plastik ile dereye kadar nasıl veya neden taşındığı bilinmeyecek, eski çek-yatlarını bile derelere atıyorlarmış. E, sular da küsmüş tabi! Tamamı, kente girdiğinden bambaşka, insanlık ayıbı bir formda ve kokudaymış artık. Masaldakiler de attıklarını sorgulamak yerine, suların üzerini nasıl kapatırız diye düşünmeye başlamışlar...

* * *

Masal bir yana, hakikaten üzerleri kapatılmış, su da küsmüş. Küsmüş ama elbet akmaya devam ediyor. İçteen, içe. Güzel memleketimin köy, kasaba ve şehirlerini kat ederek, Karadeniz’e ulaşana dek... Bu arada Venedik’le yarışan ve kendisini seven bir Eskişehir’e rastlarsa, onu ihya etmek için elinden geleni de yapıyor. Hatta tur otobüsleriyle gelen Ankaralılarla buluşuyor. Küslüğü, yapılanları unutup, onları gondolla bile gezdiriyor. Ankara’da gömülü olsalar da isimleri belli eder yerlerini. Tepeli veya ağaçlılar vardı ya hani, “ince”, “ak”, “hoş” gibi sıfatlara “dere” eklenmiş veya başka bir akarsu olan “çay”a “yol” eklenmişleri de var. Nadir açıktakilerden Çubuk Çayı’nın Kalaba’daki bölümünde bir süredir Keçiören Belediyesi ile DSİ ortaklığıyla ıslah çalışması yapılıyor. En kısa sürede bitmesi dileklerimizle darısı, üzeri kapatılmış, kapatılmamış tüm sularımızın başına diyor, konumuz olan Kavaklıdere’ye geliyoruz.

* * *

Kavaklıdere’nin deresi için Tunus Caddesi’ne çıkın. Asfalta bakın. Dere altında. Korna yiyene kadar zamanınız var! Buranın en ünlüsüyse, Tunalı Hilmi Caddesi. Caddeye adını veren Tunalı Hilmi; okuyanın-okutanın Şanlı Yuva dediği Kuleli’de okudu. Burada dergi çıkardı, tutuklandı. Tıbba girdi. Gizli bir örgüt kurunca, yine tutuklandı. Cenevre’ye kaçtı. Orada okulunu tamamladı, doktor oldu ve evlendi. Çiftin bir kızı (az sonra döneceğiz!), bir oğlu oldu. Memlekete döndü. Osmanlı’nın son Bolu milletvekiliyken Meclis basıldı. Ankara’ya geçti. İlk Meclis’in ilk Bolu milletvekili oldu. Zonguldak Ereğli’de halkı Fransızlara karşı örgütledi. 2. ve 3. Meclis’te Zonguldak milletvekili oldu. Meclis’in en iyi hatiplerindendi. Meclis’te vekillere, kapısında halka konuşmalar yaptı. Kızı Sevda Hanım, babası gibi İsviçre’de evlendi. Tunalı Hilmi’yi 1928’de kaybettik.

* * *

Ankara o sıralarda şantiye halindeydi. Ünlü mimarlar, anıtsal yapılarla Ankara’yı süslüyorlardı. Örneğin Mimar Kemalettin, dev Gazi Eğitim’i yaparken, Giulio Mongeri 500 metrede 5 yapıyla Ankara rekoru kırıyordu. Dünyayı şaşırtan işler çıkan Başkent şantiyesinde iş bilen sıkıntısı vardı. Macaristan’dan Balaj Usta gelmişti örneğin, Ziraat’in inşaatındaydı. İthal Usta’nın bir sıkıntısı vardı; şarap bulamıyordu. Hemen yakınındaki, Ulus halinde satılan güzelim Ankara üzümlerini yerken, ‘neden olmasın?’ dedi; inşaatın bodrumunda, şarap yapmaya başladı. Balaj Usta yaptıklarını Çankaya-Ulus hattında bir araçta karşılaştığı kişiye anlattı. Müslüman işçilerin fıçılarını delmelerinden dert yandı. Anlattığı kişi Tunalı Hilmi’nin kızı Sevda Hanım’ın eşi Cenap Bey’di. Kavaklıdere’deki bağ ve bahçelerin sahibiydi.

* * *

‘Benimle şarap yap’ dedi. Usta, inşaatı bıraktı. İnşaatların ustası şarapçılıkta usta, buradaki bağlardan yapılan şarap da ünlü bir marka oldu. Gel zaman git zaman, bağlar ve o döneme ait pek çok yapı, burada akan dere gibi kayboldu. Bir, Kuğulu Park’ın hemen yanı başındaki And Evi kaldı. Önemini anlatabilmek için suyu yıllardır yılmadan yazan, anlatan Sevgili Hasan Akyar’a Kavaklıdere’yle ilgili “ilk aklına geleni” sordum! Kırmadı, 1927 yılında yapılan su deposu yerinde bugün Çağdaş Sanatlar Merkezi’nin bulunduğunu söyledi.
Dışardan gelenlerin cazibesinin sırrını çözemediği, yaya bölgesi olsa tadından yenmez Tunalı Hilmi Caddesi ve sonundaki küçük ama Ankara’nın gözdesi Kuğulu Parkı, Kavaklıdere’nin meşhurlarıdır. Tunalı; yiyecek-içecek mekânları, kitapçıları, galerileri, içinde Esengül Boyacıoğlu İnalpulat Hoca’nın harika ebru örneklerini sergilediği işliği, Deniz Seyran Hoca’nın Ankara’nın kelebekleri ve kuşlarının eşsiz fotoğraflarını bulacağınız atölyesi gibi sanatsal etkinliklere de ev sahipliği yapan pasajları var.

* * *

Tunalı’ya çıkan sokaklardan Güniz Sokak’ta, Türkiye’nin en eski semt derneklerinden Kavaklıderem veya Bülten Sokak’ta Köy Enstitülü ve Mimar Kemalettin’in yaptığı Gazi mezunu Rahmetli Rasim Kaygusuz’un yarattığı Cin Ali var. Müze hazırlıklarının sürdüğü mekânda, bir şeyler atıştırabilir, eğitim malzemeleri ve hediyelik eşyalar satın alabilirsiniz.
Sanırım yazmakla bitmeyecek. İyisi mi, siz, atlayın gidin Kavaklıdere’ye. Yazdıklarımı, yazamadıklarımı keşfedin. Bakmışsınız “Kavaklıdere’nin üstü açılıyor… Tunalı, yaya bölgesine dönüşüyor…” gibi bir yazı görür, bana da haber verirsiniz!

Not: Denizle iç içe ama derelerinin üstü kapatılmış İstanbul’da yaşanan sel felaketi üzerine Peyzaj Mimarları Odası 7 maddelik bir açıklama yayınladı. Nerdeyse tüm maddelerde bizim masal var!

X

Dil Bayramı

1277: Bir devlet adamı, Karamanoğlu Mehmet Bey, fermanla kıvılcım çakmış. “Her yerde Türkçe kullanılsın!” Kıvılcım ateşe dönüşememiş. 700 yıl önce Yunus Emre, 500 yıl önce Karacaoğlan veya 400 yıl önce Dadaloğlu gibi ozanlarla bu güzel dil ışıldamaya devam etmiş elbet.


1932: Derken, yine bir devlet adamı çıkmış. Gazi Mustafa Kemal. Dolmabahçe’de Dil Kurultayı’nı toplamış. Bir süre tabelalar eski ve yeni harflerle yazılmış. Dr. Koray Özalp’ın koleksiyonundan alınan fotoğraf, o günlere ait. Dili bayram yapmış...



Türk Dil Kurumu (TDK): Başkanı Prof. Dr. Mustafa Sinan Kaçalin ile TDK binasında görüştük. TDK, bu yılı “Türk Dili yılı” ilan etmiş. Çok duyulmadığını düşündük. Kendisine sorduk. Çok yere yazmışlar, sadece yüksek yargı organlarından çağrılarına yanıt bulmuşlar. Türk Dilini önemsiyor. Dile ilgisizlikten şikâyetçi. Dilimizi yazılı kullananların bir dilci barındırmalarını istiyor.
Dil Derneği: Başkanı Sevgi Özel ile Konur Sokak’taki derneğin merkezinde görüştük.
“Derneğimiz, Atatürk’ün kurduğu TDK’nın süreği bir dernek. 1983’de, 12 Eylül’den sonra yapısı bozuldu, 51.yaşında kaldı... Devrimde 85. yıla eriştik. İstanbul, Bursa ve Ankara’da çeşitli etkinliklerle kutlayacağız.” Dile sahip çıkanlara, bugün, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde ödül veriyorlar…

Yazının Devamını Oku

Sonbaharda Ankara’da yapılacak 10 etkinlik

Gittiyseniz de döndünüz. Ankara’dasınız. İşte! İçinde heyecan, doğa, sanat, tarih, kitaplı öneriler. Uçun, yürüyün, okuyun, seyredin. Sonbahara özel veya 4 mevsimlik. Eş-dost gitmek veya fotoğraf-film çekmek isteyeceksiniz. 

“Sen ne zenginsin!” diyecek, Ankara’yı daha çok seveceksiniz!



Uçuş! Ayaş’ta. Kumludoruk Tepesi’nde. Bu mevsimde rüzgâr, dağa çarpıp kaldırıcı bant oluşturur. Bu bantla yapılan uçuşa yelken uçuşu deniyor. Bilgiler Yamaç Paraşütçü Gökçe Arslan’dan… Dönüşte, Güllüdere Mutfağı’ndan halis tereyağı veya lezzetli ve yerel ürünler ile tarladan domates. Üstelik konserve zamanı!
Yürüyüş! Kıbrıs Vadisi’nde. Kızılay’a 20 km. 1 km en, 4 km uzunlukta. 1. derecede doğal sit. İçinde Frig Tümülüsü ve Kadının Kayası. Çevresinde taş ocakları. Bilgiler Kırsal Çevre Derneği’nden Ahmet Demirtaş’tan. Biyolog Serdar Aslan tespit etmiş; 624 bitki türü var, 67’si endemik. Deresi 4 mevsim akıyor. Şelaleler, küçük gölcükler oluşuyor. Bugünlerde kara, ak ve servi kavakların yaprakları altın sarısı renkte. Yerlerde. Üzerinde çıtırtılı yürüyüş garantisiyle.



Yazının Devamını Oku

“Bu memleket kolay kazanılmadı” Turu

Alagöz ve Malıköy. Ankara-Polatlı yolunun ortasında sayılırlar. Alagöz, ovaya kuzeyden bakar. Alagöz Karargâh Müzesi burada. Polatlı’ya giderken yolun sağında. Yolun solunda başka önemli müze var: Malıköy Tren İstasyon Müzesi. Bu yazının konusu...

Alagöz ve Malıköy:

Alagöz, savaşın yönetildiği yer. Karargâh. Savaşın kaderinin çizildiği yer. Malıköy biraz farklı. Bir tren istasyonu. Aslında istasyondan çok öte. O da savaşın kaderine dokunmuş. Anadolu’dan cephane ve yiyecek hatta tüm ihtiyaçlar taşınmış. Vagon, vagon yaralılar Ankara’ya gönderilmiş. Kimi gönderilememiş, burada şehit olmuş. Bugünlerde unutuyor gibiyiz ama savaşı Başkomutan dahil herkes “Melhâme-i Kübrâ” yani “Büyük Kan Seli” diye tanımlamış… Demiryolları denilince ilk gelen isim Behiç Bey, diğer bölgelerdeki traversleri sökmüş, tahrip edilmiş rayları kesmiş, 6 ayda yapılamaz köprüleri tamir edip kullanışlı hale getirilmiş. Bütün erkekler silâh altında, kadınlarla çalışmış. Mustafa Kemal Paşa, 10. yıl marşındaki
“Yurdun her bir tepesinde dumanlar tütüyor” mısraını onun için değiştirmiş;
“Demir ağlarla ördük ana yurdu dört baştan”… O günlerde kullanılan bir avuç lokomotiften ikisi burada. Müze’de gezinti “Bu memleket kolay kazanılmadı turu” gibi...



İkinci Tayyare Bölüğü burada. Bölük ama varlığı 1 uçak! İlerleyen günlerde 1 Yunan uçağı ele geçirilmiş. Bölüğün uçak sayısı ikiye katlanmış! Tüm hava gücümüzün inip kalktığı pist burada. Karşı cephenin uçak sayısı 20. Fark, Sakarya’nın karada verilen destansı mücadelesinin, havada da gerçekleştiğini anlatıyor... Bu iki uçak, cephe uzunluğu 120 kilometreye ulaşan, böylece dünyanın en uzun cephesi rekoru kırılan bu savaşta, 40 sorti yapar. Düşmanın tüm hareketini tespit eder... O iki uçak, aslına uygun yapılmış. Burada. “Bu memleket kolay kazanılmadı turu” devam ediyor…

Yazının Devamını Oku

Anılar ve gezi notlarıyla Polatlı

Başkentler özeldir. Bizimki ayrıca!

Ankara gururlandır, göğsünüz kabarır. Heyecanlandırır, kalbiniz küt küt atar. Bazen coşturur, gözleriniz ışıldar veya dolar. Etkiler, tüyleriniz diken diken olur... 10 Kasım, 23 Nisan, 29 Ekim veya 30 Ağustoslarda... Anıtkabir’de mozolenin karşısında, Müze Köşk’te Zübeyde Ana’nın odasında... Direksiyon Binası’nda Fikriye Hanım’ın lambası veya 1.Meclis’in ahşap okul sıraları arasındaki odun sobasıyla...

TARİHTE EYLÜL

Gurur, heyecan, coşku... Pek çok duygu birbirine karışır. Nasıl karışmasın? Sakarya Meydan Muharebesi tüm şiddetiyle sürüyor. Ulus’taki Meclis’te top atışları duyuluyor. Meclis taşınsın! Taşınmasın! Gürültü. Aksakallı Diyap Ağa kürsüye çıkar. Yumruğunu vurur. Sessizlik! Gerekirse burada öleceklerini haykırır. Alkış tufanı. Bu mekân, 1. Meclis. Bugün müze. Diyap Ağa’nın bir canlandırması olsun isterdim. Sakarya Meydan Muharebesi’nde bir tepe alınır. Sonra tüm tepeler. Biz makûs talihimize hamle, onlar, U dönüşü yapıyor. O tepe, Duatepe. Bugün Heykeltıraş Metin Yurdanur’un yaptığı anıtlarla süslü. Bir de tribünler eklendi. Tepenin heykeltıraşına bir fikir sorulsun isterdim.

Halide Edip cepheye gelmek ister. Telgraf çeker. Güçlü bir kalemle, bir dâhi. Ateşin ortasında buluşurlar. Yazarların harp günlükleri önemli. 100 yıl kadar öncesinde Anadolu’ya, kendi memleketinin ordusuyla gelen ve gördüklerini yazan Puşkin gibi. 40 yıl sonra yazdıklarından etkilenen Tolstoy, Savaş ve Barış’ı yazar. Koca imparatorluktan kalan, dört yanı işgal altındaki küçücük bir toprak parçasına sıkışmıştır Koca Türk. Önceki başkentleri elinde değildir. Şimdilik merkez, iki yıla kalmaz da başkent yapılacak, en güvenli yerin, tam da yanı başındadır savaş. Yunanlı bir esir “Önümüzdeki her tepe için, Ankara arkasında deniliyordu” demiş. Anlaşılıyor ki bu yakınlık ciddi bir propaganda ve motivasyon aracı olarak kullanılmış. Halide Edip, Kalaba’daki karargâh binasından İstasyon’a, oradan Mallı İstasyonu’na gelir. Ardından Alagöz ve cephe… Dâhi ile cephede karşılaşma da farklı. Mustafa Kemal Paşa, savaş ortamında inanılmazı başarır, yazarın ata düzgün binmediğini fark eder! Üzengileri ayağına düzgün geçirmesi için Ali Çavuş’u gönderir. Burada savaşırken müze kurma hazırlıklarını başlatıyor, Çalıkuşu okuyor. Şaşırmamak gerek… Tozun, dumanın içinde değil de baloda Halide Edip’i dansa davet edercesine; “Geliniz Hanımefendi, harp ediyoruz” der. Halide Edip de kalemini konuşturur elbet. Başının üzerinde uçan Yunan savaş uçaklarını dev arılara, ordularını kara dev canavara benzetecektir.

GEZİ NOTLARI

Karargâh: Ankara’daki ilk karargâh ve ev. Halide Edip’in Anadolu Ajansı’nın da çalıştığı. Keçiören’de. Bugün Meteoroloji Genel Müdürlüğü. İkinci katta bir oda, o günlerin anısına Atatürk’ün odası olarak korunur.

Yazının Devamını Oku

Koca Sinan’dan ilk ve tek namlı hatıralar

Dev bir mimarın izine, dev bir ozanın dizeleriyle düşelim:

“Ten fanidir can ölmez
Dün gitti geri gelmez
Ölürse tenler ölür
Canlar ölesi değil”... Yunus Emre’nin bu 4 mısralık şiirine uygun olsun, Gogol’un 2 ciltlik ‘Ölü’ canlar romanındaki gibi olmasın, ‘Ulu’ olsun denilerek isimlendirilen Ulucanlar Caddesi… Mimar Sinan’ın Ankara’daki tek eseri bu caddede, Koca Sinan’ın Türkiye’deki ilk anıtı Ankara’dadır.

Cenabi Ahmet Paşa ve Camisi (Yeni Cami)

Gürcü’dür. Devşirilir. Adı Ahmet olur. (Bir kaynakta Boşnak da olabileceği yazıyordu.) Kariyeri sarayın mutfağında başlar. Önce alınanların kontrolü, bütçesi gibi konulardan sorumlu Kilercibaşı, sonra mutfakta yemeklerin kontrolünü yapan Çeşnicibaşı olur. Sonra sarayın ahırlarına geçer. Hasahırbaşı yani ahırların amiri olur. Hep başarılı olmak onu beylerbeyliğine taşıyacaktır. Beylerbeyi olarak yolu Ankara’ya düşer. Burada 20 yıl kalır. Ankara’nın imarına önem verirken gazeller de yazmaktadır. Şiirlerinde takma isim olarak ‘Cenabi’ ismini kullanır ve adı bugün kullanıldığı gibi anılmaya başlar.

Yazının Devamını Oku

Sanatçılarıyla Pilavlıoğlu Hanı

At, un, koyun, kağnı ve saman! Hepsinin sonuna “pazarı” ekleyin! Bazısı bugün de kullanılan isimler çıktı mı?

Her biri zamanında Ankara meydanlarının isimleriymiş. Atpazarı “Bayramlık Ankara” turlarımızın son gün mekânı. Eşimle gittik. Arabamızı Aslanhane Camisi önüne park ettik. Park ettiğimiz yere saydığım tüm meydanların olduğu zamanlarda gelenler atlarıyla gelir, atlarını hanlara bırakırlarmış. Atlarını “park” ettikleri yerdeki görevlilerinin elinde “değnek” olurmuş. Otoparklardaki görevlilere bugün ne deniyordu sahi?

* * *

İlk durağımız önce alaylı, sonra Ege Heykelli Şerif Akşit’in çalıştırdığı Akşit Sanat. Akşit, müzelerdeki tüm eserlerin bire bir kopyasını yapabiliyor. Korunmaya alınan ancak görülmesi istenen eserlerde sıkça uygulanan yöntemin sanatçısı yani. Bir süre öncesine kadar tüm müzelere, içinde bulunan eserlerin küçük kopyalarını yapıyormuş. Önceleri müzelerin hediyelik eşya bölümünde satılıyorlardı. Akşit, müzelerdeki hediyelik eşya satış işini önceden müzeyi koruma ve yaşatma dernekleriyle doğrudan yaptıklarını anlattı. Sonra bu işin farklı işletmelere devredildiğini anlattı. Aracı firmalardan sonra ürünlerinin fiyatlarının yükseldiğini, kendilerinin de ürün vermeyi durduğunu belirtiyor.

Müzelerde gördüğünüz eserleri, burada bulabilirsiniz. Hemen yakındaki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’ndeki Bereket Tanrıçası burada satışta örneğin. Akşit, Müze içinde ve dışında kullanılan ve sergilenen malzemelere imza atmış. Orta salondaki sfenksli kaidede bir baş, çivi yazısı tabletlerle dolu küp, buhurdanlığın eksik Urartu aslanı müzede sergilenen eserleri. Dükkanının biraz ilerisinde, Pilavlıoğlu Hanı’nın yan duvarlarında bitişik düzen dükkanlar devam ediyor.

* * *

Yazının Devamını Oku

Başkent’in sincaplarla sınavı: Saraçoğlu Mahallesi

Bayram! Güvenpark’taki Güven Anıtı’nda güvercinler. Çocuklar yem verdikçe bayram ediyorlar. Biraz ilerde sincaplar da var.

“Hadi canım! Bir türlü açılmayan Hayvanat Bahçesi burada mı açıldı?” diye sormayın! Sincaplar az sonra... Anıtı, Holzmeister tasarlamış. Hanak başlamış, ömrü vefa etmemiş. Thorak tamamlamış. Sadece isimler kente verilen özeni özetliyor sanki. Eh, kentlere de özen göstermek gerek... Anıt bugün Ankara’nın göbeğinde. Minibüslere teslim parkta. Son cümle de başka bir özet! Mamak taşı ve bronzdan yapılmış Anıt’ı ve Park’tan günümüze dek gelebilen kısmı arkanıza alın. Bulvar değil, sokak tarafına yürüyün. İki-üç dakika. Solunuzda bir farklılık hissedeceksiniz. Hava güneşli ve sıcak mı? Sihir gibi ama burada gölge ve serinlik var! Yukarı bakın. Vay canına! Sokakları karşılıklı tutan ağaçlar üstte buluşuyor. Doğal bir gölgelik. Burası Saraçoğlu Mahallesi. Ben yazayım, siz rastlarsanız şaşırmayın. Ağaçkakanlar yaşar bu mahallede. Onların açtıkları oyuklarda da sincaplar... Solunuzdaki sokaklardan birine girin. Bulvarın, geçen yıllar içinde günümüzdeki çok katlı haline gelmesine direnmiş 2-3 katlı evler sarar dört yanınızı. Sihir değil. Belki, rüya! 70 yıl kadar önce yapılmışlar. 70’li yaşlarına gelen ünlü bir mimar tasarlamış. 70’li yıllarda ilk kez korunmasına karar verilmiş. Bir ara “riskli alan” denilmiş. Satışı gündeme gelmiş. Protestolar falan derken dönemin Cumhurbaşkanı Demirel noktayı koymuş. “Riskli alan” sözü iptal olmuş.

75 BİNA 434 KONUT

Duvarda asılı, korunma kararını gösteren pirinç levhadaki yazı, içinizi ısıtıp, rahatlatıyor. Mimarın ismi de yazıyor; Paul Bonatz. 75 bina 434 konutluk mahalleyi tasarlamış. Almanya’da en ünlü eseri olan Stuttgart Tren Garı’nı yapmış. 2. Dünya Savaşı bitmeden Türkiye’ye gelmiş. On yıldan fazla kalmış. İstanbul’da hocalık, Ankara’da çeşitli üniversite yapıları, Şeker Fabrikaları Genel Müdürlüğü binasını yapmış. Sergi Evi’ni Opera Binası’na dönüştürmüş. Anıtkabir yapımında jüri üyesi olmuş. Bir bu mahalleyi tasarlamış. Mimar, devletin ilk toplu lojmanlarını yapınca mahallenin adı dönemin başbakanının Şükrü Saraçoğlu’nun soyadıyla veya Devlet ile anılmaya başlamış. Günümüzde Namık Kemal Mahallesi. Derken 2010’lu yıllar... Yine “risk” tespit edilmiş. “Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun” çıkmış. Atatürk Kültür Merkezi alanları, Ulus ve burası riskli alan ilan edilmiş. Lojmanlara tahsisler durmuş. Oturanlardan evlerinden çıkmaları istenmiş.
İlgili Bakanlık’tan “Yıkılmayacak, AVM yapılmayacak, restore edilecek!” açıklaması gelmiş.

SAKLI BİR CENNET

Mahalle’yi Mimar Bonatz planlamış. Bir başka Mimar, Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, korunmasını planlamaya çalışıyor. Başkan ve üyeleriyle görüştüğüm mahallenin derneğiyle etkinlikler düzenliyor. Son çaya sivil toplum örgütleri temsilcileri, milletvekilleri ve gazeteciler katıldı. “Kentin Ortasında Saklı Bir Cennet” olarak tanımlıyor. “Bu evlere kıymak vicdansızlıktır” diyerek vicdanlara sesleniyor. “Mahalle tescilli kültür varlığımızdır. Baltalarla kapıları kırılamaz, zorla tahliye işlemleri gerçekleştirilemez” diyerek, yetkililer hakkında suç duyurusunda bulunuyor. Mimar’a ve aynı odanın Kent İzleme Merkezi Üyesi Redife Kolçak’a suç duyurusunda bulununmuş... Başkent Dayanışması ile evlere ve ağaçlara kırmızı kurdele bağlamış, Kaymakamlığa siyah çelenk koymuş. Son, mahallede 5 çayı dağıttı. Tango günleri gibi öneriler geldi...

Yazının Devamını Oku

Domates ve yamaç paraşütüyle Ayaş

Ayaş. Ankara’ya yarım saat uzaklıkta. Bir Türkmen oymağı. Sizin yazıyı okuduğunuz zaman da olmayı planladığımız Ayaş’a, bayram öncesi gittik.

Ayaş. Ankara’ya yarım saat uzaklıkta. Bir Türkmen oymağı. Sizin yazıyı okuduğunuz zaman da olmayı planladığımız Ayaş’a, bayram öncesi gittik. Ayaş’ın hakimleri Hititlerden başlamış Romalılara dek gelmiş. Malazgirt’le Oğuz Türklerinin Bozok Kolu, Günhan Oğulları, Bayat Boyu, Barak Obası, Ayaş oymağı yerleşmiş buraya. O günden sonra istila görmemiş. Cumhuriyetin ilk ilçelerinden... Tarihi cami ve evleri, yeşillikleri, bağları veya kaplıcaları… İnanç, doğa ve sağlık turizmi. Ayrıca yazacağım.
Ayaş’a girdiniz. Solda bir cep var. Yöresel ürünler yan yana dizili. Dönüşte uğramayı unutmayın. Az daha ilerlediniz. Sağa çıkan yol sizi Kumludoruk Tepesi’ne götürür. Tam karşısında uygun fiyatlarla yöresel yemekler tadabileceğiniz Güllüdere Mutfağı var. Ayaş Belediyesi Basın Yayın Müdiresi Demet Şen, Türk Hava Kurumu Ankara Sportif Havacılık Kulübü Derneği (ANKA) Başkanı (Mustafa Çelik) ve Hocası (Ertan Balkiraz) ile tepeye çıkmadan önce burada buluştuk. Uçuş sonrası da yorgunluk giderdik. Öğrencisi olan müşterilerin saygıyla elini öpüp, girip çıktığı 70’li yaşlarındaki Mütmine Şen öğretmen kasadaydı. Harika bir sohbet yaptık. Kendisi gibi öğretmen eşi yanında, kızıyla lokantada, oğluyla tarlada. Nefis ve doğal tereyağı, turşu, reçel, tarhana, bazlama, burma... 7/24 üretime devam ediyor.

ANKA, Spor Bakanlığı’ndan kulüplük tescili yapılan ilk yamaç paraşütü derneği. Özay Görgülü, tepeden ilk uçan kişi. Uçma aşkıyla çarpan kalbi ve kanadının, Kumludoruk ile taçlandığını belirtti. Tepeye birlikte çıktığı Balkiraz Hoca, bizi, tandemle uçurdu. Tandem, önde acemi (örneğin ben), arkada hocayla uçma şekli. Güvenli, keyifli ve heyecanlı. Uçuşu kaydedebiliyorsunuz. Rüzgârın yüzünüze değdiğindeki özgürlük duygusunu anlatamayacağım... Uçuyorduk. Hoca gösterdi. Döndüm. Beyaz bir kartal bize eşlik ediyordu. Harikaydı! Güzel Ankara, kim bilir sende daha neler saklı? Adını bilmeden internette aramaya başladım. Bayramın 1.günü yayınladığımız “Kuşlar” yazısında fotoğraflarını kullandığım Adnan Ataç Hoca’nın takvimi geldi aklıma. Bilin bakalım ne oldu? Masamın üzerindeki takvimde, ağustos ayının kuşu, bizim kartaldı! İnternette ararken, masamda buldum! Adı küçük kartalmış.

ANKA’nın ve Ankara’daki üniversite havacılık kulüpleri eğitim ve uçuşları Kumludoruk Tepesi’nde yapılıyor. Mesafe uçuşunda 200–250 km’lik rekor uçuşları, Türkiye’de paramotorla 100 km üzeri ilk uçuş burada yapılmış. Türkiye’de uçuş için çok yer var. Merkeze yakınlık konusunda burasının üstüne yer yok. Kalkış noktasına kadar araçla gidilebilmek diğer bir ulaşım artısı. Tepe, bulvar gibi geniş ve uzun. Aynı anda 5 paraşüt uçabilir. 300 metre kadar yüksekliği var. Bunun 3’te birini koşup durabiliyorsunuz. İnanılmaz… Kulübün yıllık aidatı 150 TL. Üyelere, yol ve uçuş için gerekli malzemeler dahil 30 TL. Üye olmadan da uçabilirsiniz. Bu rakamlar bir başka Ayaş nimeti!

Yazının Devamını Oku

Kent içinde doğa belgeseli

Bayram geldi! Başkent, çiçek ve kelebekte ünlü demiştik. Peki kuşları?



Bayram geldi! Başkent, çiçek ve kelebekte ünlü demiştik. Peki kuşları?
Yazmak bayrama denk geldi. Kuşların mekânları da bayramlık mekânlar zaten Kuşu en bol ve rahat bulabileceğimiz mekânlardan en yakın ikisine, Mogan ve Eymir göllerine sevgili hocalarım Mutlu Kader ve Deniz Seyran’la gittik. Yazıdaki güzel fotoğraflar onlardan ve Ankara’nın kuşlarından 7 yıldır takvim hazırlayan Prof. Dr. Adnan Ataç’tan. 
Ankara’da kuş denildiğinde Nallıhan, barajlar, Elmadağ ve Yenikent-Beypazarı yolu diğer akla gelen yerler.

İLK DURAK MOGAN

Yazının Devamını Oku

Büyük zaferin izinde Müze Köşk ve Anıtkabir

'Mekânlar da insanlar gibidir. Yaşadıkları şekillendirir’ demiş yazar Louis Bromfield. Ankara’da 30 Ağustos’u anmak... Zafere 250 kilometre mesafedeymiş, ne gam! İşte, roman gibi yaşananlarıyla iki mekân, Müze Köşk ve Anıtkabir’de zafer.

30 Ağustos öncesi-Ankara:
Başkomutan, Çankaya’nın tepesindeki bağ evinde, meşhur sofrasındadır. Sofra gelenekselleşecek, evlere bile şekil verecektir... Başkomutan konuklarına, Afyon’dan başlayacak ölüm-kalım savaşının İzmir’e kaç günde biteceğini söyler. Durumu kavrayamayanlar, Atatürk’ün sofrasında verdiği rakamların içkinin tesiriyle sağlıklı olmadığını söyleyip duracaklardır...
Başkomutan, taarruz için hazır olunmadığını cihana anlatabilmek için bir çay partisi vermek istediğini de söyler. Ertesi günkü Hakimiyeti Milliye Gazetesi Ankara’daki çay partisini duyurur.
Karşı Cephe-Afyon:
Yunan Ordusu Afyon’da sıkı bir tahkimat yapmıştır. İngilizler, işi sıkıya alır; kamyon, uçak, otomobil ve asker takviyesi de yapar. Yok! İngilizler rahat etmez. Heyet gönderirler. Yerinde görürler. Bizim Başkomutan gibi onlar da bir tahminde bulunurlar; ‘Türkler bu mevzileri 6 ayda aşamazlar!’

Yazının Devamını Oku

500 metrede 5 eser

"Taşa, gönülden bir şey koymazsan, heykel olmaz, yapıya tarihin içinden bakmazsan, eser olmaz” demiş mimar Kemalettin. Vedat Bey'le birlikte 1. Ulusal Mimarlık Akımı’nın öncüsü olmuş. 

Köşemizin konuğu Mimar Giulio Mongeri, bu akımın en güzel örneklerini verenlerden. Hani, “ulusal ekonomiyi taşla örneklemiş” dense yanlış olmayacak mimar, Başkent’in inşasında önemli simalardan.



Bir tur yapmış, “Al gözüm seyreyle” demiştik. Turun son noktası, İller Bankası artık yok. Bir gece yıkıldı... Hepsi ayrı değer olan bu turdaki yapıları, Allah millete bağışlasın. Mongeri’nin izindeki turumuz İş Bankası’ndan başlayıp, Garanti Bankası ve arkasındaki SALT Ulus’ta bitiyor.

Mongeri bu güzergahtaki 4 anıt yapısını 3 yılda yaparak bir Ankara rekoru kırmış. 5. ve küçük yapının yapım tarihini bulamadım. Yapıların bugünkü isimlerini, öncekilerini parantez içinde yazarak verelim; İş, Ziraat ve Garanti (Osmanlı) Bankaları, Yunus Emre Enstitüsü (Tekel) ve SALT Ulus (Osmanlı Bankası konut) yapıları.

“Bugün sefil ve fakir görünen Angora kentinin tarihte şanlı bir geçmişi vardı.” Mongeri, 20’li yaşlarında, ilk kez geldiği Ankara’yı bu sözlerle anlatmış. Yeni mezun bir mimarmış. Günlerce gezmiş, yazmış, fotoğraflar çekmiş. Bilinen ilk fotoğrafı bu geziden olmuş. Fotoğraf 1898 tarihli Illustrazione Italiana dergisinde basılmış.

Yazının Devamını Oku

590 yıllık hoşgörü

‘Dinler aynı noktaya farklı yollardan odaklanırlar. Aynı hedefe ulaştıktan sonra farklı yollar izlesek ne fark eder’ diyen Mahatma Gandi hoşgörünün kitabını hayatıyla yazmıştır.

Gordios’tan Hacı Bayram’a uzanan Kutsal Tepe’de, bir hoşgörü anıtı var. Son zamanlarda yenilenen/yeniden yapılanlarla, yanışına şahit olduğumuz tarihi yapılarıyla, park eden arabaların üzerine taş düşüyor diye surları yıkılan, tarihin ortasına katlı otopark inşa edilen, ayakta kalan surlara yürüyen merdiven yapılan mahallede... Helen-Roma mabedine bitişik... Hoşgörü anıtı, Hacıbayram Camisi. Bitişiğindeki mabet, Ankara Anıtı.
* * *
İlk koruma planına imza atan ve bu uğurda daha çok imzalar atacağına emin olduğum Prof. Dr. Mehmet Tunçer’in rehberliğinde bölgeye, dostlarla gezi yaptık. Koruma çalışmalarında diğer bir imza sahibi uzman Esengül İnalpulat ve mahallenin muhtar vekili Mehmet Arabacı da değerli bilgiler verdi. Yazıya bu bilgilerin katkısı çok büyük. Minnettarım.

Frigler dönemi. Bizim Midas’ın babası Gordios, Bereket Tanrıçası Kibele ile Men Tanrısı Men için bir tapınak yapmaya karar verir. Ulus’u seçer. Bilinen ilk mabedi yapar. Tepe kutsanır. Galatlar gelir. Romalılara bağlıdırlar, İmparator Augustus’a bir tapınak yaparlar. Frig tapınağının tam üzerine. Bu, tepenin ikinci Pagan tapınağı olur. İlkinin ismi unutulur. Roma İmparatorluğu Hristiyanlığı kabul eder. Tapınağa pencereler açılır ve kilise yapılır... Ord. Prof. Ekrem Akurgal, cephe ve giriş yerinin Hellen kutsal yapılarından farklı olarak batıya dönük oluşunu, eski Anadolu geleneğine ait bir tapınma yeri olmasından kaynaklandığını belirtmiş...

Toprakların hâkimi bizimkilerdir artık. Osmanlı tahtında, başkent Edirne’de Sultan Murat Han oturmaktadır. Ankara’daki Hacı Bayram Veli’nin bilgeliğini duymakta, kendisine danışmak istemektedir. Başkente davet eder. Veli gider. Murat Han, Veli’nin nasihatlerini dinler ve İstanbul’un fethini sorar:

Yazının Devamını Oku

ODTÜ Ormanı ve kelebekleri

Doğa eşsiz bir müzik sunar, dinleyene. Rahatlatan, huzur veren. Kent içinde bulması zordur ama dinlemek için parklara gidilir. Tadını bilene yetmez! Kent dışındaki yeşilliklere, su kenarlarına gidilir.

Dünyanın gözde kentlerinde Hyde Park veya Central Park gibi dev parklar ilk akla gelen kent içi huzur noktaları. İnternet yalancısıyım; bu parkların biri 1.42, diğeri 3.41 km2. Ölçüler dursun, kentimize dönelim. Ankara haritasına bakın. Kenti saran çevre yolu içindeki en büyük yeşillik ve mavilik ODTÜ Ormanı ve içindeki Eymir Gölü’dür. Orman, bir bulvardan diğerine uzanır. ODTÜ ormanı, bozkır ortasında göz alabildiğine bir yeşillik, kent içi huzur noktası ve bir vahadır.

Vahanın oluşması bir destandır. Tanıyanların “keşke böyle insanlar ölümsüz olsa” dedikleri efsane Rektör Kemal Kurdaş, arazide tek bir alıç ağacı görmüş ve ona söz vermiş. 30 binden fazla ağaç dikmiş. Zar zor bulduğu 500 çınar fidanı bugün 15-20 metre olmuş. Farklı türlerde ağaç, ağaççık ve çalı türlerinin de dikilmesiyle ortaya en sağlıklı ağaçlandırma biçimi çıkmış. Kalıntı ormanın ağaçları çoğalmış. Tarlaya veya otlamaya açılmayan arazide bozkır da korunmuş. Türkiye’de ilk olmuş. Hal böyle olunca doğa başlamış müziğini çalmaya! Açıkhava doğal müzik konser alanının adı bugün ODTÜ Ormanı. 1995 yılında Ağa Han Mimarlık ödülü gelmiş. Bence her yıl ödül verilse az! Buradaki adaçayı Dr. Zeynep Atalay’ın çalışmasında yeni bir tozlaşma sendromu ilk kez ortaya konulmuş, American Journal of Botany dergisindeki ülkemizden ilk makale olmuş. Hatta vallahi tilki, porsuk, sansar, kokarca veya gelincik gibi yırtıcıları bile var! Konumuz kelebek.

ODTÜ ile Butterfly International 6 yıl süren bir araştırma yapmış. Sonuçlar çarpıcı. İçlerinde soyu tükenmekte olanlarla, 100’ü aşkın tür tespit edilmiş. Güzel nazuğumların (Euphydryas orientalis) dünyada bilinen en önemli popülasyonu buradaymış. Orman, Türkiye’nin 65 kelebek alanından biri. Fotoğraf sevdalısı Sevgili Mutlu Kader’in rehberliğinde gittik. Önceki yazılardaki bazı fotoğraflar gibi bugünkü yazıdakiler onun. Patikasında, göl kenarında yürüdük, tepelerine tırmandık. Kelebekler hep bizimleydi. Fotoğraf makinamıza bile kondular! Önümüzde arkamızda uçuşan kelebekler yaşamlarının son evresindekiler. İlki dişi kelebeğin yumurtalarını bırakmak için uygun bitki aradığı yumurta evresi. Bulunca başlar ve 6-14 gün sürer. Larva evresinde, 3-6 hafta tırtıl. Pupa evresi 10-15 gündür ve gözlerden ırak yerlerde güzelleşme hazırlığı. Son evre, gönülleri fetheden renklerle, kıpır kıpır uçtukları kelebek evresi. 7-10 gün sürer. Bozkır Ankara’nın en geniş kent ormanına sahip üniversitesinde tüm bu evreler yaşanır. Burası, kelebeğin tüm yaşam evrelerinin kent içinde izlenebileceği nadir bir yer.

İşte bugünlerde bizim gördüğümüz birkaç kelebek: Anadolu melikesi (Melikelere selamla!); mayıs sonu ağustos sonu uçuş zamanı. Adından da anlaşılacağı gibi Anadolu’da sıkça, ayrıca Balkanlar ve İran’da görülen endemik ve pek güzel bir kelebek. Nazuğum; temmuz da dahil uçuyor. Akdeniz’den İskandinavya’ya dek görülebilir. Renkli ve pek güzel bir kelebek. Kaplan kırlangıç kuyruk; mayıstan temmuza dek uçar. Dünyada Güney Avrupa’dan Orta Asya’ya, Türkiye’de seyrek ama geniş alanda görülüyor. Beni kelebek fotoğrafçısı yapan(!) büyük ve gösterişli bir kelebek. Sadece bir-iki gezide bizim gördüğümüz diğer kelebekler; kara gözlü mavi, orman melikesi, çift noktalı brentis ve çok gözlü güzel mavi sizi bekliyor!

Yazının Devamını Oku

Savaşın hava parkurunda gezinti: Hava Müzesi

Bu müze, Türk’ün canı pahasına mücadelesinin hava parkurudur. Gerçek veya benzeri araçlara, açık veya kapalı mekanlarda, görüp dokunabilir, hatta içine girebilirsiniz.

Müzeye fotoğraf üstadı Mutlu Kader hocamla gittik. Girişte, Atatürk ve Kıbrıs’taki ilk hava şehidimiz Cengiz Topel’in canlandırıldığı bir heykel var. En verimli çağında, 10 yıl önce trafik kazası sonucu kaybettiğimiz Tankut Öktem’in eseri... Müzenin açılışını yapan dünyanın ilk kadın savaş pilotu namlı Sabiha Gökçen’in de aralarında bulunduğu havacılık tarihimize damga vurmuş kişileri ve olayları bulabileceğiniz köşeler var. Örneğin, ilk pilotumuz, 1 numaralı brövenin sahibi, Mehmet Fesa Evrensev. Türkiye’de uçtuğu ilk gün 26 Nisan. O gün, Dünya Pilotlar Günü. Brövesi müzede.
* * *
Müzenin giriş kapısından birkaç adım sonra arka bahçesine geçmeniz olası. Önünüzde, anahtarlıktan monta, hediyelik eşyalar var. Sağ ve solunuzdaki koridorlarda ve üst katta müzenin kapalı bölümleri var. Bahçede, yandaki üssün pistiyle paralel uzanan yürüyüş yolu boyunca dizili, hava araçlarını göreceksiniz. Yolun sonunda tüm görkemiyle tırmanışa geçmiş bir F-104G Starfighter önemli bir fotoğraf çekim noktası. Boş ağırlığı 6 tonu, boyu 17 metreyi geçiyor. 10 yıldır burada, müze anıtı adeta.
Okuyanlar bilir, bazen hızlı tarih turları yapmak köşemizin adetlerindendir! Birini yapalım: 1914... Osmanlı’da önlenemez toprak kayıpları başlamıştır. Enver Paşa, dosta düşmana Türk gücünü göstermek ister. İstanbul’dan Mısır’a kadar uçulmasını ister. Ortadoğu için ilk posta seferi de olacak, 2 bin 500 kilometrelik “Kahire seferleri” için, 4 uçak uçacaktır...

İlk iki Bleriot ve Deperdussin uçakları, aynı gün İstanbul’dan havalanır. Koşullar uzun yolculuklar için çok zorludur. Biri hemen zorunlu olarak geri döner. Diğeri arızalanmış, zorunlu iniş yapmış ama Şam’a varmıştır. Kalkar ama Taberiye Gölü yakınında düşer. İki yüzbaşı, Fethi ve Sadık Beyler ilk havacı şehitlerimiz olurlar. Tayyareci Nuri ve İsmail Hakkı beyler de ikinci uçakla, her şeye rağmen aynı gün Şam’a ulaşırlar. Burada ilk hava şehitlerimizi görürler. Çok üzgün ama çok daha kararlı devam ederler. Onların uçağı da Yafa’da düşer. İsmail Hakkı bey kurtulur, Nuri Bey şehit olur. Üç havacı şehidimiz, Selahattin Eyyubi Türbesi’nde yan yana yatıyorlar. 3’üncü uçak yola çıkar. Zorunlu iniş falan derken, o da Edremit’te düşer. En büyük teselli Tayyareci Salim ve Kemal Beyler’in sağ kurtulmalarıdır. Dosta, düşmana gövde gösterisi derken, gelinen durum artık çok üzücü ve çok can sıkıcıdır. Son Bleriot uçağın düştüğü yer olan Edremit’in Belediye Başkanı Yazıcızade İsmail Hakkı bey’in katkılarıyla, bir Bleriot uçak daha alınır. 3’üncü turda düşen uçaktan sağ kurtulan ayyareciler, 4’üncü tura baştan başlarlar. Zorluklar vardır elbet ama tur 1,5 ayda tamamlanır...

Yazının Devamını Oku

Yazın Ankara’da yapılacak 10 şey

Sıcak! Ankara’dasınız. İşte; içinde heyecan, doğa, tarih, sanat, spor veya kitapla bazı öneriler.

Her birinde, en az biri veya fazlası. Uçun, atlayın, binin, gidin, görün... Yaza özel veya bazısı 4 mevsimlik. Eşi-dostu da götürmek, fotoğraf-film çekip tarihe kayıt düşmek isteyecek veya kısaca “Vay canına!” diyeceksiniz! Vee Ankara’yı daha çok seveceksiniz!

Balonla Uçun Polatlı Belediyesi düzenliyor. Türkiye’de, bir de Kapadokya’da uçabilirsiniz. Kral Midas’ın Tümülüsü’nün arkasından havalanıyor. İlk 300 metrede, Tümülüsle Midas’ın başkenti Gordion görüş alanınızda. Sakarya Meydan Muharebesi’nin destan yazılan alanları ve tepeleri de 1000 metreye ulaşamadan altınızda, sağınızda, solunuzda.

Paraşütle Atlayın Türkiye’de İzmir’de, bir de burada kuleden paraşütle atlayabilirsiniz. 40 metre. 85 kilodan fazla değilseniz, giyin spor ayakkabılarınızı gidin atlayın. Kule’den atlanmasını sağlayan Türk Hava Kurumu’nun müzesi de burada.

Bisiklete Binin Ama göl kenarında. Ormanla iç, içe. “Bisikletim yok”; diyebilirsiniz. Eymir Gölü’ne gidin. Girişindeki kiralık bisikletleri gördüğünüzde sorun olmadığını anlayacaksınız; Türkiye’nin tüm bisikletleri burada toplanmış! “Bisiklete binmeyi bilmiyorum” Olsun. 3 tekerlekli veya 2 kişilikleri var. (Bisikletiniz yoksa, listemizdeki tek ücretli etkinlik bu olacak.) Kıyısında bisiklete binmek için diğer göl Mogan.

Atatürk’e Gidin Bir tane Atatürk’ümüz, bir Anıtkabir’imiz var. Her gün açık. Her mevsim favorim!

Hoşgörü Görün Var ama benzeri çok değil. Önce, en az 2000 yıllık Pagan tapınağı. En son kilise. Şimdi yıkık ama ayakta. Duvarına bitişik yaklaşık 500 yıllık Hacı Bayram Camisi tam bir hoşgörü anıtı. Yıkık tapınağın dünyadaki adı Ankara Anıtı. Uzakta değil. Ulus’ta.

Mimar/Heykeltıraş İzleyin Holzmeister, Egli, Mongeri, Mimar Kemalettin, Tek ve Koyunoğlu mimarlar; Krippel, Canonica, Özkan, Yurdanur, Alkan ve Rüstem heykeltıraşlar. Sayamadıklarım için beni affedin. Arkan’ı yazamadım, İller Bankası’nı henüz yıktık... Dar alanlarda, şaşırtıcı zenginlikler. Türkiye’nin en büyük anıtı dahil. Peşine düşmek için seçin!

Ankara’yı Okuyun Yakup Kadri veya Refik Halid’den “Ankara”. Falih Rıfkı’dan “Çankaya”. Memduh Şevket’in “Ayaşlı ile Kiracıları”. Tombuş’tan “Ankara Cinayeti”. Şimşir’den “Ankara... Ankara...”, Tunçer’in “Çevresini Arayan Ankara”... Kısa isterseniz; Ahmet Hamdi’nin “5 Şehir”indeki Ankara, 13 sayfa! Roman, öykü, adım adım turlu gezi rehberi veya hatta gerilim çeşitlerimiz var. Haydi, her mevsim, bir Ankara kitabı okumaya...

Yazının Devamını Oku

En büyük anıtın sanatçısı

Türkiye’nin en büyük anıtı bildiğiniz gibi ‘Dur Yolcu Mehmetçik Anıtı.’

Dev anıtı yapan heykeltıraş Sait Rüstem ile Gölbaşı’ndaki atölyesinde sohbet ettik. Burası en kısa sürede bir sanat merkezi olarak hizmete başlayacak. Girişi kafeterya, altı atölye ama her yeri sanatla dolu bir mekân olarak.
Öyle ki, kafeteryasında bir şeyler içerken çevrenizde bir örneğini daha göremeyeceğiniz eserler var. Resim heykel müzesindeymişsiniz hissine kapılabilir, atölyesinde yaptığı heykellerin boy boy kopyalarını görüp, sanat fabrikasında tur atıyormuşsunuz gibi düşünebilirsiniz.

* * *

Abidin Daver Sokak’ta Şefik Bursalı Evi Müzesi var. Kapısında ressamın elinde palet ve fırçasıyla bir heykeli bulunur. Altındağ’daki İbni Sina Hastanesi’nin önünde İbni Sina, Jandarma Genel Komutanlığı önünde bir jandarma, Ahmet Taner Kışlalı’nın evinin yanındaki parkta rahmetli Kışlalı, Genelkurmay’da bir komando, Güzel Sanatlar’ın önünde Nazım Hikmet, Opera binasının önünde Leyla Gencer ve Cüneyt Gökçer, Kartaltepe’nin tepesinde en büyük anıtta “Dur yolcu!” diyen en büyük Mehmetçik. Bir çırpıda aklıma gelen eserleri. Yurt içi ve dışı kentlere kazandırdıklarına girmiyoruz, Ankara’ya kazandırdıkları Rüstem’i, kentin önde gelen heykeltıraşları arasına sokuyor.

* * *

Atölyesinde bir köşede kendi yaptığı bir çerçeve var; diğer tarafta da ressam arkadaşı Teymur Ağalıoğlu’nun 45 dakikada yaptığını söylediği bir pastel çalışma olan portresi duruyordu. Portrenin çerçevede güzel durabileceğini söyledim. Üstat hemen denedi. Portre ve tablo birbiri içindi sanki. Günün anısı oldu! Bir heykeltıraş çerçeve yaparsa elbet farklı olur. Çerçevede yukarıda koşan, altta yere çakılan at figürleri var. Biri insan gençliğini, diğeri hayatın bir dönemindeki düşüşü ifade ediyor. Rüstem bu düşüşün hayal kırıklığı yaratmamasını, duruma çaresizlik olarak bakılmaması gerektiğini belirtiyor ve hayat dersi veriyor:

Yazının Devamını Oku

Yer silen Kibele

Gazi Üniversitesi Resim Heykel Müzesi...



Ankara’nın, az bilinen ama ilk sanat müzesi. Müzede bir büstü bulunan -aslında heykeli dikilse yakışır- Köy Enstitüleri’nin mimarı Hakkı Tonguç’un adıyla açılmış. Yıllar önce tekti, şimdilerdi iki müze olmuş! Üniversitenin kütüphane binasının en üst katında bıraktığım Somut Olmayan Kültürel Miras Müzesi de buraya alınmış. Gezenler ‘bir kerede iki kuş vurmak’ gibi düşünebilir ama bu durum bazı eserlerin depolara kaldırılmasına neden olmuş.
Tarihte bu ay yitirdiğimiz anıtsal yapının mimarına ait Mimar Kemalettin bölümü küçülmeden nasibini almış. Yıllar önce kızım ve arkadaşlarını götürmüştüm; yerlerde minderleri veya sunum perdesiyle müzenin en geniş ve hareketli bölümüydü. Koca salonu çocuklar keyifle gezmiş, sunum izlemişlerdi. Yeri daralmış, sergilenenler eksilmiş. Özel eşyaları da ailesi tarafından alınmış, Mimarlar ve Mühendisler Odası’na verilmiş.
Müze, önceki yıllar önce gazetede çıkan “Müzeye mi alındı, depoya mı kaldırıldı” başlıklı bir haberle gündeme gelmişti. Ankara’nın simgelerinden sayılan Zafer Anıtı’nı yapan Heinrich Krippel’e ait kocaman iki nü heykel geçtiğimiz yıllarda sergilendikleri yerden kaldırılmıştı. Tahmini 90 yıllık olduğu düşünülen heykellerin yeni bir “Az çekmedi bu periler!” öyküsü olup olmadığına, ben yazayım, siz karar verin:
* İlk bilinen yerleri Gazi Üniversitesi Beden Eğitimi Bölümü önü. Okul, Görme Engelliler Okulu’na dönüştürülünce heykeller için “Burada olmaz” kararı verilmiş.
* Resim İş Bölümü’nün dışına taşınmışlar. Ankara’nın her zaman değişebilen hava koşulları değil ama değişen başka koşullardan olsa gerek yine yerleri beğenilmemiş.

Yazının Devamını Oku

Ankara’nın Mor Menekşesi Hacettepe Mahallesi

“Hacet yok hatırlatmasına seni hatıraların/Sen bana kalbim kadar, elim kadar yakınsın” demiş Attila İlhan. 

Bizim gazetede U-19 takımları Türkiye Şampiyonası’nda “Hacettepe şampiyon” başlıklı haberi görünce, şehrin kalbindeki Hacettepe Mahallesi’ni, Üstat İlhan’ın dizelerine rağmen hatırlatmak istedim.

* * * 

Anıttepe, Beytepe, Çiğiltepe, Demirtepe, Gültepe, Hıdırlıktepe, Kocatepe, Maltepe, Piyangotepe, Şentepe, Yücetepe, Zerdalitepe... Dahası da var ama konumuz Hacettepe! 

Cumhuriyet öncesi var olan, bir avluya dört evin açılabildiği, daralan veya çıkmaz sokaklı, bir evin bahçesinden diğer sokağa çıkıldığını yabancısının bilmediği, duvarına milli şair’in İstiklal Marşı dizelerini yazdığı evin olduğu, Cumhuriyet’i kuranların oturduğu bir mahalle burası. Zamanında yemyeşil ve havuzlarla süslü ortamında pikniklerin yapıldığı mahallenin belleği olarak adlandırdığım ve bu yazının hazırlanmasında katkıları büyük olan sevgili Haluk Balaban ve Lütfü Yanar ağabeyler, mahalleyi ve yaşadıklarını televizyon, radyo veya gazetede anlatıyorlar. Balaban, geleneklerimizi veya mahallenin kilitlenmeyen kapılarındaki unutulmaz komşuluk ilişkilerini özlemle anıyor. Yanar, meşhur kabadayılarını veya futbol takımının defalarca Ankara şampiyonluğu kazanıp Milli Lig’e yükseldiğini gururla anlatıyor. 

Her mahallenin böyle ağabeyleri olmalı.

* * * 

Yazının Devamını Oku

Havacılık ve adrenalin dolu bir gezi

“Akıl, paraşüt gibidir. İkisi de açılırsa çalışırlar. Tutukluk yaparlarsa bittiğinin resmidir!” demiş Thomas Dewar. İkisinin de tutukluğunu hiç yaşamamanızı diliyorum. Açık atlandığı için tutukluk şansı olmayan bir paraşüt deneyimini, yanında havacılık tarihiyle paylaşmak istiyorum. Rota, o güzelim tarihi Ankara Garı karşısındaki Türk Hava Kurumu Müzesi (THK) ve Paraşüt Kulesi.



Havacılık tarihi; müzenin yerde, duvarda ve tavanda sergilenen eserlerinde. Galata Kulesi’nden atlayan ve kendi yaptığı kanatlarla uçarak karşı kıyıdaki Doğancılar Parkı’na inen ilk uçan Türk Hazerfen Ahmet Çelebi’yi Tarih Salonu’nun tavanında görüp, gururla gülümseyeceksiniz. Müze’deki tüm isimler gibi gururla anacağımız diğer kişi, tavanın diğer köşesindeki Lagarî Hasan Çelebi. Füzenin babası. 50 okka barutlu, 7 fişekli roketle havalanmış, sonra paraşütle denize inmiş. İki havacı önce ileri görüşlü Sultan 4. Murat tarafından altınla ödüllendirilmiş, sonra geri görüşlülerin etkisiyle sürgünle cezalandırılmışlar.


İlk kadın paraşütçü Yıldız Eruçman; ilk kadın akrobasi pilotu Edibe Sayın; “Gök Okulu”nu ve uçak fabrikasını kuran, ürettiği iki uçağın birini Hollanda diğeri İspanya’ya satan Nuri Demirağ; ilk Türk planör pilotu ve 14 saat 20 dakikayla iki kişilik planörde dünya rekoru kıran Emrullah Ali Yıldız. Vecihi Hürkuş’un yeğeni, ilk Türk kadın paraşüt şehidi Eribe Hürkuş; ilk defa bir düşman uçağını düşüren Yüzbaşı Ali Rıza Bey; ilk hava şehidimiz Fethi Bey ve ilk uçuş yaptığı gün olan 26 Nisan tarihinin Türkiye Pilotlar Günü olarak kutlanan ilk pilotumuz Mehmet Fesa Evrensev; hepsi Tarih Salonu’nundalar.


Kendine ayrılan köşesinde, dünyanın ilk kadın savaş pilotu Sabiha Gökçen’i göreceksiniz. Dünya havacılık tarihine adını yazdıran 20 havacıdan biri. Havacılığa katkısı olan herkese selamla ilk Türk tipi uçağı tasarlayan, yapan ve uçuran, tarihte bu ay kaybettiğimiz Vecihi Hürkuş’u analım.

Yazının Devamını Oku