GeriMete Tamer OMUR Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler

Bisiklet üretimi için ilk adım doksanların başında Ataman Bükey’den gelir. Daha sonra devreye Ovadya Sarda girer. Üretim lisansıyla başlayan sürecin sonunda Bianchi Bisiklet, yüzde 100 Türk sermayeli bir şirkete dönüşür. Süreç içinde Bianchi Bisiklet, dünyanın en eski bisiklet markalarından İtalyan Atala’ya ortak olur. 2011’de ise sektörün önemli oyuncularından Hollandalı Accell Group, Manisalı Bianchi Bisiklet’i satın alarak yeni bir dönemi başlatır. Bianchi Bisiklet’ten aldığı bayrakla Accell Bisiklet, Türkiye’den ihraç edilen bisikletlerin yüzde 60’ını gerçekleştirerek yoluna devam ediyor.

 

ACCELL Bisiklet... Türkiye’de bisiklet denince akla gelen ilk şirketlerden birini satın alarak gücüne güç katan bir kurum. Accell Bisiklet Genel Müdürü Anıl Şakrak ile hem satın alma sonrası yaşanan dönüşümü hem de sektörün son durumunu konuştuk. Bianchi Bisiklet’in hikayesinin merhum Ataman Bükey ile başladığını ifade eden Şakrak, Ataman Bükey’in Türkiye’de bisikleti sıçratan isim olarak bilindiğini belirterek, şöyle devam etti:

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler

2011’DE TABELA DEĞİŞTİ
“Türkiye’de İtalyan Bianchi ile bir ortaklık yapılır. Zaman içinde yeni ortaklıklar da sürece katılır. Jawa’yı Türkiye’ye getiren ve motosiklet sektörünün duayenlerinden Ovadya Sarda, yapıya ortak olur. 1997’de ise Bianchi Bisiklet, yüzde 100 Türk sermayeli bir şirkete dönüşür. Bianchi’nin Türkiye’deki üretim lisansı alınır. Zamanla da şirket çok büyür. Bu büyüme öyle bir noktaya gelir ki, İtalyan Atala’yı satın alır. Bu büyüme devam ederken devreye Avrupa’nın en büyük bisiklet üreticilerinden Accell Group girer. Borsaya açık bir şirket olan Hollandalı Accell, 2011’de Bianchi Bisikleti satın alır.”

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler

SATIŞ KANALI ZENGİNLEŞTİ
Satın alma süreci sonrasında 2014 Accell Bisiklet’in genel müdürlüğü görevine uzun yıllar otomotiv sektöründe çalışan Anıl Şakrak gelir. Anıl Şakrak, aile şirketi havasından grup şirketine bir dönüşüm başlattıklarını söyleyerek, “Bianchi Bisiklet’in geçmişten gelen iş gücü tecrübesine yeni arkadaşlar da ekleyerek yolumuza devam ettik. Bisiklet sektörü eleman konusunda zorlanan bir sektör. Çünkü, Manisa’da beyaz eşya ve otomotiv yan sanayi odağında bir sanayinin içinde yer alıyor. Rekabetçi olmak için başka cazibe alanları yaratmak gerekiyor. Türkiye’de ağırlıklı aile şirketlerinin olduğu bisiklet sektörüne giren ilk profesyonel olarak, ‘ürünü daha nasıl geliştiririz’ buna kafa yorduk. Burada da hem ihracat hem de iç piyasayı düşünerek hareket ettik. İç piyasada yıllarca karne hediyesi, ki doğru olan bir ürünün satış kanalının zenginleşmesini sağladık” diyerek dönüşüm sürecini aktardı.

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler

ELEKTRİKLİNİN AĞIRLIĞI ARTIYOR
Accell Group’un Türkiye dışında Avrupa’da Hollanda, Macaristan, Almanya ve Fransa’da üretim tesisleri bulunduğunu aktaran Anıl Şakrak, Türkiye’nin konumunu şöyle paylaştı:
“Onaylı tasarım ile AR-GE merkezlerimizle önemli bir üretim üssüyüz. Manisa’da 450 kişilik bir kadroyla çalışıyoruz. 2019’da 250 bin adet bisiklet ürettik. Bunun da 3 bini elektrikliydi. Geçtiğimiz yıl ise pandemi nedeniyle üretimimiz 160 bin bandında kaldı ve bunun da 10 bini elektrikliydi. Bu yıl ise beklentimiz 230 bin. Elektrikli bisiklette de 18 binlere ulaşmak. Bugün Türkiye ürettiği bisikletin yaklaşık 400 bini ihraç ediyor. Bu ihracatın yüzde 60’ını biz yapıyoruz. Ürettiğimiz 3 bisikletin 2’si ihraç oluyor. Bu da Accell Group’un gücünü gösteriyor. Bünyemizde Bianchi’nin yanı sıra Carraro, Ghost ve Lapierre yer alıyor.”

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler


PAZARI KADINLAR
BÜYÜTÜYOR

BİSİKLET hareketlerine İzmir’in öncülük ettiğinin altını çizen Anıl Şakrak, ‘Süslü Kadınlar Bisiklet Turu’na ayrı bir önem verdiklerini belirterek, nedenini şöyle aktardı:
“Birçok alanda olduğu gibi bisiklet sektörüne de kadınlar yön veriyor. Eğer bir kadın bisiklete binerse; eşini, çocuğunu, sevgilisini ve arkadaşını da buna çekecektir. Onun için kadınlar önemli. Türkiye’de bisiklet kullanımı bu şekilde artar. Tabii, bir diğer konu da ‘bisiklet yolu yok ki, bisiklete binelim’ diyenler var. Bunu beklemeye gerek yok. Sen bisikletine bin, yasal hakların var. Tamam trafikte zorluklar yaşayacaksın. Ama böyle böyle bu yapının kabuğu kırılacak. Aslında araç trafiği yerine bisiklet trafiğinin olduğu yerlerde esnaf da kazançlı çıkıyor. Bunun Avrupa’da çok da örneği var. Türkiye’de bazı yollar araç trafiğine kapatıldığında esnaf kızıyor. Oraları bisikletle buluşturduğunda daha kazançlı çıkacaklarını bilmeli gerekir.”

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler


OTOMOTİVDEN BİSİKLETE

KUŞADASI doğumlu olan Anıl Şakrak, ODTÜ Makine Mühendisliği’nden mezun olduktan sonra otomotiv sektöründe kariyerine yön verir. 1999’da Tofaş’ta tasarım mühendisi olarak işe başladığını aktaran Şakrak, kariyer yolculuğunu şöyle aktardı:
“Gururla söylerim Doblo’yu yapan Türk mühendislerinden biriyim. 2004’te ise Manisa’da Tirsan Kardan’da dönemi başladı. Burada 7 yılın ardından yine otomotiv sektöründe kariyerime devam ettim. 2011’de ise Alman Mubea’nın Türkiye’de kurucu genel müdürü oldum. 35 yaşında genç bir mühendis olarak bana görev verdiler. O saate kadar da açıkçası Manisa’da bir bisiklet fabrikasın olduğunu, hatta bunun da yabancı olduğun bilmiyordum. Ve, 2014’te de Accell macerası başlamış oldu.”

Satın almayla pedala bastılar 10 bisikletin 6’sını ürettiler


ÖNEMLİ BİR ÜS
OLABİLİRİZ

AYNI zamanda Bisiklet Endüstrisi Derneği Yönetim Kurulu Üyesi de olan Anıl Şakrak, bugün bisiklet yan sanayinin Çin’in yanı sıra Vietnam ve Bangladeş’te kümelendiğine dikkat çekti. “Virüsle birlikte buradaki tedarik zinciri koptu” diyen Şakrak, “İşte, tam da bu noktada Türkiye için büyük bir fırsat var. Türkiye bisiklet üretim üssü olabilir. Bunun için mücadele ediyorum. Şu anda terminler 600 güne çıktığı bir noktada Türkiye’nin gücüyle fabrika yapabiliriz. Bu fırsatı iyi değerlendirmek lazım. Üretim gücümüzü yan sanayiyle de geliştirip bir kümelenme oluşturmalıyız. 2030’da Avrupa bisiklet pazarının 20 milyon olması bekleniyordu, ama bu güncellendi ve 30 milyona çıktı. Avrupa’nın 9 milyona yakın ithalatı var” diyerek, bunu iyi değerlendirmek gerektiğini paylaştı.

KISA KISA

* Pandemiyle birlikte bisiklet sektörünün enteresan bir döneme girdiğine dikkat çeken Anıl Şakrak, “Önce bir duraklama, ardından da ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlayınca bisiklet satışları patladı. Düne kadar 80-90 gün olan termin süreleri, 200-300 hatta 600 güne ulaştı. 2021 ve 2022 siparişleri bitti. Şu anda 2023’un ilk 6 ayına çalışıyoruz” diyor.

* Sektöre adım attığı günden bu yana 8 bisiklet değiştirdiğini dile getiren Anıl Şakrak, “İmkanlar dahilinde birçok yere bisikletle gitmeye çalışıyorum. Bisikleti kabul etmeyen restoranı tercih etmiyorum. Sektör adına bir özeleştiri de yapmak gerekirse ağabey ve duayenlerimiz ürettiler, ama maalesef bisiklete binmediler” diyor.

X

Üretmeye adanmış bir hayat hikayesi

Babasının ‘ayağı bağlansın’ sözüyle, 13’ünde bisiklet parçaları üreten bir firmada işe başlar. Bu çalışma maratonu, makine mühendisliğini bitirene kadar sürer.

 

Oğuz Diken, yüksek lisansın ardından da öğretim görevlisi olur. Diken, 90’ların başında ise akademisyenliği bırakıp pazarın ihtiyaçlarına cevap vermek için arkadaşıyla birlikte OM Mühendislik’i kurar. Süreç içinde yoluna tek başına devam eden Oğuz Diken, dünyanın önemli beton pompacılarından biri için çeşitli ürünler üretir. Ama firmanın Türkiye’de tesis kurmasıyla Oğuz Diken, bu alanda kendi hikayesini yazmak adına ortaklı bir yapıyla BETONSTAR’ı kurar. İstanbul’da başlayan üretim serüvenini süreç içinde İzmir’e taşıyan Diken, birçok ilke imza atar. Oğuz Diken, bugün ürettiği kamyon üzeri ve sabit beton pompalarını 50’yi aşan ülkeye ihraç ediyor. Hedefi ise sektörün lideri olmak.

 

OĞUZ Diken... Küçük yaşta iş hayatına atılmayla, mühendislik bilgisini harmanlayan bir sanayici. Bu harmanla da ilkelere ve farkındalıklara imza atan bir girişimci. BETONSTAR A.Ş. Kurucu Ortağı ve Yönetim Kurulu Başkanı Oğuz Diken ile girişimcilik serüveninden geleceğe dair planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Öğretmen bir babanın çocuğu olarak 1961’de Aydın’da dünyaya ‘merhaba’ diyen Oğuz Diken, babasının öğretmen olması nedeniyle 5 yaşında okula başladığını söyleyerek, hikayesinin devamını şöyle sürdürdü:

İLK ADIMI 13’ÜNDE ATTI
“Köy Enstitüsü mezunu babam, benim de erken yaşta çalışma hayatına atılmamı istedi. Ve ‘ayağı bağlansın’ mantığıyla da Aydın’da bisiklet yedek parçası üreten bir tanıdığının yanına beni çırak olarak verdi. İlk başta imalat kısmında çalıştım. Preslerin kestiği saçları topluyordum. Ama bir haftanın sonunda patronum, ‘sen buranın adamı değilsin’ diyerek beni ofis işlerinde çalıştırmaya başladı. 13 yaşında fatura keserek işe koyuldum. Bu çalışma süreci Yıldız Teknik Üniversitesi Makine Mühendisliği Bölümü’nü kazandığım dönemde de her yaz devam etti. Yüksek lisansla birlikte asistan olduğumda ise bu çalışma süreci son buldu. Tabii, yıllar sonra o patronum bana ‘gel Aydın’da birlikte fabrika kuralım’ diye ortaklık teklif etse de ben kendi yolumu çizmiştim.”

Yazının Devamını Oku

Hobisi bilişimle eğitim aldığı kimyayı birleştirdi

Aileden aktarılan bir ticari birikim olmayınca Yılmaz Seçkiner de kendi keşif yolculuğuna çıkar.

Kimya bölümünün ardından bir yandan kariyerine profesyonel olarak devam eder, diğer tarafta ise kendi işini kurar. Web tasarım, kozmetik ticareti girişimlerine Yılmaz Seçkiner, süreç içinde ilaçlamayı da ekler. İlaçlamanın e-ticaretini oluşturan Seçkiner, süreç içinde tüm ağırlığını bu alana kaydırır. Dijitalleşme hedefiyle de ‘haşere kontrol sistemi’ni kurar. Yılmaz Seçkiner’in hedefinde ise Endüstri 4.0 uygulamalarıyla geliştirdiği sistemi hem franhchise modeliyle büyütmek hem de global bir oyuncu olmak var.

YILMAZ Seçkiner... Hem hobisi olan bilişimi hem de eğitim aldığı kimyayı aynı potada buluşturarak iş modeli geliştiren genç bir girişimci. Geleceğin biyogüvenlik sistemlerinde olduğuna inanan bir iş insanı... Seçkiner Teknoloji ve Kimya A.Ş.’nin kurucusu olan Yılmaz Seçkiner ile hem girişimcilik yolculuğunu hem de gelecek planlarını konuştuk. 1987 İzmir Bergama doğumlu olan Yılmaz Seçkiner, çiftçi bir dede ve işçi emeklisi bir babanın olduğu bir ailede büyüdüğünü söyleyerek, şöyle devam etti:

İLK ADIM SEMT PAZARINDA
“İş konusunda da ilk deneyimim küçük yaşlarda babaannemin ürünlerini pazarda satma şeklinde oldu. Liseye kadar Bergama’da geçti hayatım. Üniversite için ise Elazığ’a gittim. Fırat Üniversitesi Fen Fakültesi Kimya Bölümü’nde okudum. Bu süreçte de birçok staj deneyimim oldu. 2009’da mezun olduktan sonra kariyerime profesyonel olarak devam ettim. Ama benim liseden beri en büyük hobim diyebileceğim bilişim vardı. Kimya okusam da web tasarımı ve yazılıma karşı özel bir ilgim duyuyordum.”

KEŞİF YOLCLUĞUNA ÇIKTI

Yazının Devamını Oku

Zeytinin büyüsüne kapılıp yeni keşiflere yelken açtılar

Yaşanan sağlık sorunuyla yollar zeytinle kesişir. Ve 2015’te Sebahattin Karameşe’nin girişimiyle ‘Tlos Olive’ Fethiye’de doğar. Kariyerlerine yurtdışında devam etme kararı alan Tolga-Tuba Özen de çocuk sahibi olacaklarını öğrenince rotayı Ege’ye çevirir.

Restoran işletmeye başlayan Özen çifti, Karameşe ile tanışınca yeni bir girişime adım atar. Tlos Olive çatısı altında el ele veren üç isim, ortaya çıkan güçbirliğiyle hem ulusal, hem de uluslararası platformlarda zeytinyağında önemli ödüller alır. Bugün hem iç piyasaya, hem de yurtdışına zeytinyağı veren butik bir marka olarak yoluna devam eden üç ortağın gündeminde ise gurme mutfak ve zincir restoran oluşturmak var.




TLOS Olive... Gücünü hem ölmez ağaç zeytinden, hem de farklı alanlarda bilgi birikimi olan ortaklarından alan bir marka. Zeytinin büyüsüne kapılmış ve araştırdıkça daha da büyülü faydalarını keşfetmiş ve keşfetmeye de devam eden bir grubun eseri. Tlos Olive’in ortakları ile şirketin kuruluş serüvenini ve gelecekle ilgili planlarını konuştuk. Tolga Özen, Bilkent Bilgisayar Mühendisliği’ni bitirdiğini, bunun üzerine İngiltere’de MBA yaptığını, eşi Tuba Özen’in Ege Üniversitesi İşletme’yi bitirdiğini, Sebahattin Karameşe’nin ise küçük yaşta inşaat işlerinde çalışarak bu alanda kariyerine devam ettiğini paylaştı. Tolga Özen, hikayenin devamını şöyle aktardı:

BUNU BİZ NEDEN YAPMAYALIM

Yazının Devamını Oku

Tek başına çıktığı yolda bugün dünyayı giydiriyor

Tekstil mühendisliğinden mezun olduktan sonra kariyerine profesyonel olarak devam eder.

Ama bir süre sonra yapmak istediklerini profesyonel hayatın kısıtladığını fark eder. Sijan Şeyma Şengil, Denizli’de kendi şirketini kurma kararı alır. 27’sinde maddi birikimi olmadan yola çıkması çevresindekileri korkutsa da Şijan Şeyma Şengil, tutkularının peşinden gider. Barine’nin ilk dönemlerinde tek başına çalışan Sijan Şeyma Şengil, bugün ev dekorasyonu, plaj ve çocuk giyiminde dünyanın birçok ülkesine kendi markasıyla ürün gönderiyor. Tek başına başlayan serüveni 100 kişilik bir aileye dönüştürmeyi başaran Sijan Şeyma Şengil’in gündeminde ise daha çok hayata dokunmak var.

SİJAN Şeyma Şengil... Girişimciliği kendine uzak bir kavram olarak görse de hayalindeki mesleği yapmak için genç yaşında büyük sorumluluk üstlenen bir iş insanı. Bu serüvende de zorluklardan korkmayan ve onların üstüne giderek üretmeyi seçen bir girişimci. Barine markasının kurucusu Sijan Şeyma Şengil ile hem kariyer yolculuğunu hem de gelecekle ilgili hedeflerini konuştuk. 1980 Ankara doğumlu, memur baba ile ev kadını annenin üç çocuğundan biri olan Sijan Şeyma Şengil, ilk, orta ve lise eğitimini bu kentte tamamlar. Sijan Şeyma Şengil, hikayesinin devamını şöyle aktardı:

MADDİ BİRİKİMİ OLMADAN BAŞLADI
“Ankara’dan sonra üniversite için İzmir’e geldim. Ege Üniversitesi Tekstil Mühendisliği Bölümü’nde okudum. Çocukluğumdan beri tekstil ve üretim, hayatımda çok önemli bir yere sahipti. Tekstil mühendisliği bu anlamda benim için doğru bir seçim oldu. Çocukluk hayalim; istediğim ve seveceğim bir meslek için eğitim almak, çok çalışmak ve o meslekle hayatımı sürdürmekti. Çalışma hayatıma da bu şekilde başladım. 2002’de üniversiteden mezun olduktan sonra Denizli’de ilk adımı attım. 5 yıl profesyonel olarak çalıştım. Ancak içimde yapmak istediklerimin birikmesi, profesyonel çalışma hayatında bu isteklerin kısıtlı yerine getirilebilmesi beni 27 yaşımda kendi markamı ve şirketimi kurmaya itti. Genç ve maddi birikimim olmadan girişimciliğe soyunmam, çevremdekileri özellikle ailemi çok korkuttu. Ancak beni engellemeye çalışmadılar ve ellerinden gelen desteği her zaman gösterdiler.”

MARKANIN ADI ANNEANNEDEN

Yazının Devamını Oku

Hayalleri de ortak

KARİYERLERİNE İngilizce öğretmeni olarak devam etseler de farklı hayaller kurarlar. Ayşen Doğan ve Tuğçe Andıç, doğal gıdanın her eve girmesini ister.

Ayşen Doğan’ın babası Hasan Doğan’ın yıllar önce oluşturduğu zeytinlik de bu planları için önemli bir durak olur. Tuğçe Andıç ve Ayşen Doğan, bugüne kadar yurtdışına giden zeytin ve zeytinyağlarını iç piyasaya da sunma hedefiyle güçbirliğine gider. Ve ‘Doğan Çiftlik Ürünleri’ ismiyle markalaşırlar. Bugün organik zeytin ve zeytinyağının yanı sıra çiftlikte yetişen ürünlerden yapılan reçelden cevize kadar çeşitli ürünleri tüketicinin beğenisine sunan ikilinin gündeminde ise hem hayallerine başka kadınları katmak hem de ihracat yapmak var.

TUĞÇE Andıç ve Ayşen Doğan... Miras aldıkları atalarının işlediği toprağa, yeşerttiği tohuma ve geleneğe katma değer ekleyen iki girişimci. Hayallerine başka kadınları da ortak ederek ‘organik gıdaya herkesin ulaşabilmesi’ için mücadele veren iki iş insanı. ‘Doğan Çiftlik Ürünleri’ markasının kurucuları Ayşen Doğan ile Tuğçe Andıç ile hem kariyer yolculuklarını hem de markanın doğuş öyküsü ve yarınlara dair hedeflerini konuştuk. Tuğçe Andıç ile çocukluk arkadaşı olduklarını, üniversite sürecinde yollarının ayrıldığını dile getiren Ayşen Doğan, o süreci şöyle aktardı:

HER ŞEY ÇİFTLİKTEN GELİYOR

“Ben Bilkent Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nın bitirip üzerinde Hacettepe’de formasyon alarak İngilizce öğretmenliği yapmaya başladım. Tuğçe ise Dokuz Eylül Üniversitesi mezunu ve o da İngilizce öğretmenliği alanında kariyerine yön verdi. Bir süre sonra öğretmenlikten zevk almadığımız fark ettik. Hayatım babam Hasan Doğan’ın işi nedeniyle çiftlikte ve işletmelerde geçti. Onun oturmuş bir işi vardı. Ve yurtdışıyla çalışıyordu. Ödemiş’te bulunan zeytinliklerin yanında çeşitli meyve ağaçlarının da olduğu çiftlikten sürekli eve bir şeyler geliyordu. Bunları çevremize hediye ediyorduk. Babam 10 litrelik zeytinyağları hediye ediyordu. Babamın hediye oranı çok yüksekti.”

HEDİYELERİ DÖNÜŞTÜRDÜLER

Yazının Devamını Oku

İşi ne eve ne de internete sığdı

İşsiz kaldığı dönemde kadın giyim ve aksesuarlarının satışı için sosyal medyada hesap açar. Bu, e-ticaret sitesiyle devam eder. Gözde Destek, yurtdışında ürettirdiği vücut şekillendirici korselerini Yamuna markasıyla satışını yapar. Gözde Destek, 2019’da ise korsenin üretimini İzmir’de yapmaya başlar. Aynı yıl akıllı tekstil alanında atılım yapmak için İzmir Bilimpark’ta şube açar. Bugün korsenin yanı sıra hamile giyim ile termal ürünleri de portföyüne ekleyen Gözde Destek’in gözü şimdi yurtdışında...

 

GÖZDE Destek... Evinin bir odasında başlayan hikayeyi, üretim tesisine çevirmeyi başaran bir iş insanı. Türkiye’de satışı olmayan bir ürünle girdiği sektörde de fırsatı girişime çeviren Mela Group’un kurucularından Gözde Destek ile hem girişimcilik hikayesini hem de Yamuna Korse’nin gelecekle ilgili planlarını konuştuk. 1984 İzmir doğumlu Gözde Destek, çalışma hayatına ilk adımı ortaokul yıllarında attığını belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

YAZ TATİLLERİNDE ÇALIŞTI
“Annem ev kadını, babamın ise hem taksisi hem de kuaförü vardı. İhtiyacımız olmamasına rağmen ben de küçük yaşta çalışmak istiyordum. Bu galiba sahip olduğum girişimci ruhla alakalı. Avukatlık mesleğine olan merakımla da bir tanıdığımızın yanında yaz döneminde çalışmaya başladım. Ama avukatlığın çok da bana uygun olmadığını keşfettim. O dönem yurtdışı hayalleri de kuruyordum. Sonra her yaz tatilimi çalışarak değerlendirdim. Garsonluktan satış temsilciliğine kadar birçok işte çalıştım.”

BU KEZ ZORUNLULUKTAN

Yazının Devamını Oku

Keçe sanatıyla yeni bir yolculuğa çıktı

Tempolu iş hayatına anne olunca ara verir. Bir yandan oğlunu büyütür, diğer tarafta da boş zamanlarını değerlendirmenin yolunu arar. Ve, sosyal medya platformunda gezerken, karşısına keçe sanatı çıkar. Özlem Akman, el yeteneğini de kullanarak keçeden bebekler yapmaya başlar. Akman’ın hobisi, hayvan büstlerinden heykellere kadar çeşitli ürünlerle devam eder. Özlem Akman, aile işinin yanında kendi hikayesini de yazma kararı alır. Ve, BorArt.Co by Özlem Akman ismiyle markalaşır. Akman’ın gündeminde ise e-ticaret sitesiyle aile bütçesine katkı sağlamak isteyen kadınlara kapılarını açmak var.

 

ÖZLEM Akman... El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünlere ilgisini önce hobi haline getiren ardından da bunu girişime dönüştüren genç bir girişimci. ‘Kadın isterse her şeyi yapar’ söylemini gerçekleştirenlerden biri olan BorArt.Co’nun yaratıcısı Özlem Akman ile keçe sanatıyla olan yolculuğunu konuştuk. 1989 İzmir doğumlu olan Özlem Akman, elişine karşı her zaman ilgisinin olduğunu belirterek, o dönemi şöyle anlattı:

EL İŞİ AİLE GELENEĞİ
“Burada hem annem, hem babaannem hem de anneannemin yönlendirmelerinin etkisi büyük. Bir şeyleri güzelleştirmek, farklı yapmak, değişim-dönüşüm gerçekleştirmek hep hoşuma gitmiştir. Resim, örgü, kanaviçe gibi çalışmalarım oldu. Bu el işine yatkınlık hep devam etti. Sanatla ilgili her çalışmaya ayrı bir sempatim oldu. El emeğinin ön planda olduğu sanatsal ürünler ilgimi çekmekle birlikte, nasıl yapıldığı konusunda da kafa yoruyordum. Bu ilgi devam ederken de Anadolu Üniversitesi İktisat’tan mezun oldum ve kariyer yolculuğuma İZMO Bilişim’in finans bölümünde çalışarak başladım.”

BOŞ ZAMANINI DEĞERLENDİRDİ

Yazının Devamını Oku

Asi girişimciden sıra dışı marka

Dede amcasının yönlendirmesiyle önce limonata, ardından da taşların üzerine ülke bayraklarını çizerek turistlere satar.

Mertcan Karaağaç, okul sonrası her yaz dönemini de bir işletmede çırak olarak geçirir. İTÜ Metalurji ve Malzeme Mühendisliği sonrası Amerika’da eğitim hayatına devam eder. Mertcan Karağaç, memleketi Denizli’ye dönüp aile şirketinde kariyerini sürdürür. Ama kuşaklar arası uyum nedeniyle kendi hikayesini yazmaya karar verir. Ve Tuck markasıyla İzmir’de 3’üncü nesil kahve sektörüne adım atar. Pandemi döneminde Cold Brew’i çıkaran Mertcan Karağaç, bugün üç kentte 10 şubeyle yoluna devam ediyor. Bir yandan yeni şubelerle büyümeyi planlayan Mertcan Karaağaç’ın gündeminde ayrıca, Cold Brew ile hem market rafı hem de ihracat var.

MERTCAN Karaağaç... Ticareti küçük yaşta öğrenmenin avantajıyla karşısına çıkan fırsatları ve kırılmaları girişime çevirmeyi başaran genç bir iş insanı. Sıradan olanı reddeden ve hayattaki her detayda farklılığı arama tutkusuyla hareket eden bir girişimci. Tuck’ın kurucusu Mertcan Karaağaç ile girişimcilik serüveninden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Denizlili doktor bir baba ile zaman zaman aile şirketinde görev alan bir annenin 1990 doğumlu çocuğu olan Mertcan Karağaç, girişimcilikte ilk adımını 9 yaşında attığını belirterek, o dönemi şöyle aktardı:

HAYAT DERSİ AŞEVİNDE
“Annemin amcası, bizim amca dedemiz, aile şirketinde önce kararlarda izi olan bir isimdi. Hayatı boyunca da hiç durmadığı için bizleri de küçük yaşta teşvik ediyordu, ticarete atılmamızı söylerdi. ‘Limonata satabilirsiniz’ önerisinde bulundu ve ilk sermayemizi de o verdi. Aldığımız 20 kilo limondan, anneme limonata yaptırdık. Ve arkadaşım Ragıp Can ile birlikte yazlığımızın olduğu Kuşadası’nda limonata satmaya başladık. Sonra denizlerde sektirdiğimiz düz taşlardan yola çıkarak, bunların üzerine ülke bayraklarını çizip, turistlere sattık. Kilden bir takım şeyler yaptık. Yine kolye yapıp sattık. Her yaz bir macerayla geçti. Annem ve babam, hayatı erken yaşta öğrenmemizi istiyordu. Okul bittikten sonra, yazları mutlaka bir yerde çalıştım. Bu kaportacı da oldu, elektrikçi de. Hatta tabağımda bıraktığım pilavın dersini çıkarmak adına aşevi de...”

AMERİKA’DA DA BOŞ DURMADI

Yazının Devamını Oku

Battaniyeleri bebekleri geliri de kızları ısıtıyor

Kariyerine yön vermek için iş görüşmeleri yapar. Ama istediği gibi bir iş bulamayınca da kendi şirketini kurma kararı alır. Gülten Taner, pazarlamadan firmaların imaj yenilemesine kadar çeşitli konularda danışmanlık yapar. Türkiye’ye getirdiği ev tipi ekmek makinesinin tanıtım ve pazarlamasını yapar. Glutensiz ekmek tarifleri kitapçığı hazırlar. Gülten Taner, 2018’de ise organik bebek battaniyeleri üretmek için Guppies and You markasını hayata geçirir. Gelirinin bir kısmını da kız çocuklarının eğitimine ayırır. Gülten Taner, Guppies and You’u dünyada bilinen bir marka yaparak daha çok kız çocuğunun okuması için burs sağlamayı hedefliyor.


 

GÜLTEN Taner... Kız çocuklarının toplumdaki ilerlemenin mihenk taşı olduğuna ve bunun da ancak eğitimle mümkün olduğuna inanan bir iş insanı. Öyle ki, hayata geçirdiği girişimin gelirinin bir bölümünü kız çocuklarının eğitimine ayıran sosyal bir girişimci. Guppies and You markasının kurucusu Gülten Taner ile hem girişimcilik serüvenini hem de geleceğe dair planlarını konuştuk. 1968 İzmir Urla doğumlu Gülten Taner, göçmen bir ailede, renkli bir kültür mozaiği içerisinde, gelenek ve göreneklerle harmanlanan bir ortamda büyür. Babasının esnaf olması nedeniyle de küçük yaşlardan itibaren onunla dükkanda uzun vakitler geçirdiğini söyleyen Gülten Taner, şöyle devam etti:

BİR ALTIN BİLEZİK OLSUN
“Bizler okuyup birer meslek sahibi olmak, kendi ayaklarımızın üzerinde durmak hedefiyle yetiştirildik. Büyüklerimizin deyimiyle ‘bileğimizde bir altın bilezik olsun’ telkiniyle büyüdük. Çevremdeki bu kültür çeşitliliği içinde sosyal bilimlere ilgi duydum ve Ege Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nde okumaya karar verdim. Üniversitede okurken üçüncü yıldan itibaren önce part-time olarak Bornova Pamukbank’ta, sonra da tam zamanlı ITT International’de çalışmaya başladım. Burada satış-pazarlama, büyük müşteri portföyü yönetme gibi sonradan hayatıma yön verecek pek çok şeyi öğrenme fırsatı buldum. Öğrendiklerimin ışığında tezim, ‘işletmelerde prodüktivitenin ve verimliliğinin artırılması’ oldu. Mezun olduktan 2 yıl sonra İngiltere’ye Kent Üniversitesi’ne gittim. İşletme ve Yöneticilik yüksek lisansı yaptım. Daha sonra da yemeğe olan merakımdan dolayı Cordon Bleu Yemek Okulu’na gittim. Bir süre İngiltere’de Canterbury Catering hizmetlerinde asistanlık yaptım.”

CESUR BİR GİRİŞİMCİLİK

Yazının Devamını Oku

Adını ilk 3’e yazdırdı

Almanya’da tank fabrikasında 8 yıl çalıştıktan sonra, doğduğu topraklara döner ve kendi hikayesini yazmak için hareket geçer. İlk başta otomotiv, toprak ve deri sektörlerine yönelik yedek parça üretir. Temuçin Arbak, 80’li yılların başında ise ‘yapılmayanı yapma’ misyonuyla kule dönüş dişlilerinin imalatına başlar. Daha sonra ikinci kuşaktan Tibet Arbak sürece dahil olur ve AR-GE çalışmalarıyla Tibet Makina’yı büyütmek için mesai harcar. Önce rüzgar türbinlerine ardından da savunma sanayi için ürettiği ürünlerle şirketin adını, dünyada ilk üçe yazdırır. Bugün çeşitli sektörlere kule dönüş dişlisi, rulman yatakları ve alüminyum tel yataklı dişlileri üreten Tibet Makina’da ikinci kuşağın hedefi, ‘Türkiye’de üretilmeyeni ürütme’ misyonuyla sistemsel çözümler geliştirmek.

TİBET Arbak... Babasının başlattığı serüvene, katma değeri yüksek ürünler ekleyerek üretim bayrağını yarınlara taşımak için mücadele veren bir iş insanı. Bu süreçte de karşısına çıkan onca zorluk ve engele rağmen ülke ekonomisine katkı sağlayan bir sanayici. Tibet Makina’nın ikinci kuşak temsilcilerinden Tibet Arbak ile hem markanın doğuş öyküsünü hem kendisinin sürece katılma serüvenini hem de gelecekle ilgili planlarını konuştuk. İlk adımı atan baba Temuçin Arbak’ın Mithatpaşa Endüstri Meslek Lisesi Torna Tesviye Bölümü’nden mezun olduğunu paylaştı. Arbak, şöyle devam etti:

ALMANYA’YA İLK GİDENLERDEN
“Merhum dedem gümrük memurluğundan emekli olduktan sonra gümrük müşavirliği yapar. Babam da kariyer yolculuğuna burada başlar. Ama bir süre sonra bu işin çok da kendine uygun olmadığını düşünür. Çünkü yaratıcılığı, üretmeyi seven bir yapısı vardır. O dönemde ise Almanya’nın Türkiye’den iş gücü almaya başladığı yıllardır. Babamın bir arkadaşı da bu listede yer alır, ama gitmekten vazgeçer. Onun yerine babam gitmeye karar verir. Yani babam da Almanya’ya ilk giden kafilenin içinde yer alır. Orada tank fabrikasında çalışır. Kısa sürede de bölüm şefliğine kadar yükselir. 1969’da ise ben dünyaya gelince, ‘ben çocuğumu memleketimde büyütmek istiyorum’ diyerek dönüş kararı alır.”

 

‘YAPILMAYANI YAPALIM’ DEDİ

Yazının Devamını Oku

Bireysel ihtiyaçtan global marka yarattı

Yoğun iş stresini hafifletmek için golf oynamaya başlar. Ama karşısına 3 boyutlu görme engeli çıkar. Görme konusunda yaşadığı sorun, Batuhan Okur’a önemli bir girişimcilik fırsatı sunar. Okur, atılan topun gittiği yeri görmek için bir atış monitörü geliştirir ve 2010’da Singapur’da Rapsodo doğar. Okur, süreç içerisinde golfün yanına beyzbolu ekleyerek yazılım ve donanım üretir. Batuhan Okur, 2018’de de İzmir AR-GE ofisini kurarak Amerika’ya ihracata başlar. “Bugün 4 ayrı kıtada 4 farklı ülkede faaliyet gösteren spor teknolojisi firmasıyız” diyen Batuhan Okur’un gündeminde ise hem istihdam artışı hem de Türkiye’deki cirosunu iki yılda 50 milyon dolara çıkarmak var.

BATUHAN Okur... Türkiye için bir beyin göçü olsa da İzmir Urla’da kurduğu AR-GE merkeziyle ülkesine olan borcunu yatırımla ödeyen bir girişimci. Türk yazılımcıların dünyaya İzmir’den açılmasını kendine misyon edinen bir iş insanı. Rapsodo’nun kurucusu Batuhan Okur ile girişimcilik serüveninden İzmir yatırımına, gelecek planlarından spor teknolojisine kadar birçok konuyu konuştuk. Eskişehir doğumlu Okur, Eskişehir Fen Lisesi’nin ardından 1997’de ODTÜ Elektronik Mühendisliği Bölümü’nden mezun olur. 1998’de Amerika’ya giden Okur, hikayenin devamını şöyle anlattı:

İŞ STRESİNDE KAÇIŞ
“2004’e kadar Amerika’da kaldım. Ardından önce Singapur, sonra Tayvan’da ikişer yıl çalıştım. İkinci çocuk olunca seyahatleri azaltmak amacıyla Singapur’a gerdi döndüm. 150 milyon dolarlık bir işi yönetmeye başladım. Bu işin stresi nedeniyle olsa gerek, daha sık golf oynamaya başladım. Benim 3 boyutlu görmeme engel olan bir göz problemim var. O güne kadar bana sıkıntı yaşatmayan bu sorun, golf performansımı geliştirmeme engel olmaya başladı. Attığım topun gittiği yeri görmek için atış monitörü araştırırken, pazardaki yüksek fiyatlı ürünleri gördüm ve inceledim. Ve daha yüksek teknolojiye sahip, taşınması kolay, daha erişilebilir bir fiyat politikası olan ürün geliştirmeye karar verdim.”

BEYZBOL TOPU BİLE YOKTU

Yazının Devamını Oku

Anne ve babası kurdu o dünya markası yaptı

Yıl 1979... Ümit ve Bahar Yorgancıoğlu, ‘iç mekan kontrat’ işleri yapmak için ilk adımı atar. Daha sonra ise ‘özgün mobilya perakendesi’ olma hedefiyle 1989’da İzmir’de ilk mağaza açılır. Çocukluğundan beri işin içerisinde olan ikinci kuşaktan Doruk Yorgancıoğlu da Amerika’da eğitim aldığı dönem pazardaki fırsatları fark eder. Ve 2008’de ailesini ikna ederek Amerika’da mağaza açar. Yönünü doğudan batıya çeviren Doruk Yorgancıoğlu, Dorya’yı devlet adamlarından ünlü simalara kadar birçok ismin evini, ofisini donatan bir marka haline getirir. Bugün hem Dorya Home markasıyla birçok ülkeye ihracat yapan, hem de 2’si Türkiye’de 3’ü Amerika’da toplam 5 mağazayla yola devam eden Doruk Yorgancıoğlu’nun gündeminde sanal mağazalar ile tekne üretimi var.

 

DORUK Yorgancıoğlu... Kaliteye tasarımı ekleyerek aile şirketinin dünyada sayılı markalarından biri olması için mücadele vermiş iş insanı. Kuşaklar arası uyumunun da etkisiyle mobilya ihracatının ortalama kilogram değerini 40 dolarlara çıkarmayı başaran Dorya A.Ş.’nin ikinci kuşak temsilcisi Doruk Yorgancıoğlu ile hem markanın hikayesini, hem sürece katılma serüvenini hem de gelecek planlarını konuştuk... 1981 İzmir doğumlu Doruk Yorgancıoğlu, babasının işletme, annesinin ise mimarlık mezunu olduğunu paylaşarak, Dorya’nın doğuş öyküsünü şöyle aktardı:

HER ŞEY KONTRAT İŞİYLE BAŞLADI
“Babam Ümit Yorgancıoğlu ile annem Bahar Yorgancıoğlu, 1979’da bir boşluğu görerek mobilya sektörüne giriş yapıyor. O dönem ana faaliyet konuları kontrat. Devlet, banka ya da şirketlerin ofis mobilyaları ve giydirmelerini yaparak çalışıyorlar. Bir süre sonra faaliyetlerine ev mobilyasını da eklemeye karar veriyorlar. Bununla birlikte 1989’da İzmir’de ilk mağazamızı açıyorlar. Tabii, kontrat işi de komutanlıklar, valilikler, büyükelçiler şekilde devam ediyor. 1996’da ise ihracat serüveni başlıyor. Dubai’de katıldıkları bir fuarın ardından Orta Doğu’ya ihracat gerçekleşiyor.”

Yazının Devamını Oku

Ağır sözleşme şartları markasına hayat verdi

Almanya’dan Türkiye’ye geldiğinde, aklında anaokulu açma fikri vardır. Ama kardeşinin Almanya’da diş beyazlatma merkezi açmasıyla işin seyri değişir. Beyhan Nalbantoğlu da bu merkezi İzmir’e taşımak ister. Diş beyazlatma üzerine eğitimler alan Beyhan Nalbantoğlu, Alman firmanın bayiliğini alır. Ancak ağır sözleşme şartları nedeniyle girişimden vazgeçen Beyhan Nalbantoğlu, bir süre sonra bunu kendi markasıyla hayata geçirir. Ofisini tutar, ama pandemiye takılır. Beyhan Nalbantoğlu da bu kez diş beyazlatmayı eve taşır. Yurtdışında ürettirdiği diş beyazlatma kitiyle girişimini hayata geçiren Beyhan Nalbantoğlu’nun gündeminde White Art markasıyla merkezler açmak var.

 

BEYHAN Nalbantoğlu... Farklı bir alanda eğitim alsa da karşısına çıkan fırsatı girişime çevirmeyi başaran iş insanı. Bu süreçte yaşadığı tüm olumsuzluklara rağmen hedeflerinden vazgeçmeyen genç bir girişimci... White Art’ın kurucusu Beyhan Nalbantoğlu ile hem girişimcilik serüvenini hem de gelecek ile ilgili planlarını konuştuk. 1990 Hatay doğumlu olan Beyhan Nalbantoğlu, hikayenin devamını şöyle aktardı:

ALMAN DİSİPLİNİYLE BÜYÜDÜ
“Hatay, doğumlu olsam da aslen Mardinliyiz. Babam makine mühendisi. Ve iş için Almanya’ya çalışmaya gitti. Önce o, ardından da biz gurbetçi olduk. 4 yaşımdan sonra benim için Almanya macerası başladı. Eğitim hayatıma orada devam ettim. Önce anaokulu üzerine eğitim aldım. Ardından da pedagog oldum. Aslında aldığım eğitimin Türkiye’de tam karşılığı yok. Ama anaokulu ve çocuk gelişimi üzerine bir eğitim diyebiliriz. Beş yıllık eğitim sürecinde de her yıl zorunlu stajlarım oldu. 2018’de ise evlendim. Evlilikle birlikte de Türkiye’ye döndüm.”

NEDEN TÜRKİYE’DE DE OLMASIN

Yazının Devamını Oku

Üç kuşaktır hatır için üretiyorlar

İlk adımı dede Şeref Ünel, 1951’de atar. 1987’de işi tamamen baba Emin Ünel ve anne Sema Ünel, devralır. Daha sonra ise kahve çuvalları, kahve çekirdekleri ve kavurma makineleriyle iç içe bir çocukluk geçiren üçüncü kuşaktan Şive Ünel, sahneye çıkar. Süt ve ürünleri teknolojisi bölümünden mezun olsa da Şive Ünel, dede mesleğinde kariyerine devam etme kararı alır. “Bizim kahvemizin hatırı ömürlük” diyen Şive Ünel, bugün Manisa Turgutlu’da bulunan Kurukahveci Şeref Ünel’in adını 100 yıllık şirketler listesine yazdırma hedefiyle çalışıyor.

 

ŞİVE Ünel... Her ne kadar var olan aile işinde kariyer yolculuğuna başlasa da orayı çağın gereklerine göre güncelleyerek sürece katkı koyan bir isim. Baba ve annesinin tecrübesine atikliğini ekleyerek farkındalık yaratan Kurukahveci Şeref Ünel’in üçüncü kuşak temsilcilerinden Şive Ünel ile hem markanın hikayesini hem de kendisinin katılma sürecini konuştuk. 1981 Manisa Turgutlu doğumlu Şive Ünel, her şeyi başlatan ismin dede Şeref Ünel olduğunu belirterek, o dönemi şöyle aktardı:


MARKALAŞMA İKİNCİ KUŞAKTAN
“Dedem Şeref Ünel, 1951 yılında Turgutlu’da ‘Şeref Ünel Kurukahve Tahmis’i kurar. Ve Turgutlu’nun ilk kurukahvecisi unvanını alır. Kahve sektöründe dedem, özenle seçilmiş kahve çekirdeklerini bakır kazanda kavurup, taş değirmende öğüterek yer edinir. İlerleyen zamanlarda da dedem Şeref Ünel ve babam Emin Ünel’in ortaklığıyla kahvenin yolculuğu devam eder. 1987 yılında da işi tamamen babam Emin Ünel ve annem Sema Ünel devralarak markalaşma süreci başlamış olur.”


Yazının Devamını Oku

O dinozor evin mutfağına sığmadı

İşin fitilini, Rüzgar’ın dinozorlu pasta istemesi ateşler.

 

Anne Didem Özer de bu isteği hayata geçirmek için kapısını çaldığı büyük bir markadan hatırı sayılır fiyat duyunca, oğlu için hiçbir deneyimi olmamasına rağmen mutfağa girer. Ve yaptığı dinozorlu pasta çok beğenilince de ‘bize de yapar mısın’ talepleriyle karşılaşır. Uzunca süre bu taleplere cevap veren Didem Özer, bir yandan da kurumsaldaki kariyerine devam eder. Ama yıllar içinde ürettiği pastalar evin mutfağına sığamaz hale gelir. Didem Özer, eşi Volkan Özer’le birlikte NO Yirmi Dokuz’u kurarak işi resmiyete döker. Ve 12 metrekarelik bir alanda Pasta Kodu markasıyla tüketiciyle buluşurlar. Her şey yolunda giderken, son İzmir depremi mutfağın bulunduğu binayı da etkiler. Bina mühürlenince Özer çifti de iki saat içinde üretimi başka bir noktaya taşıyarak kaldıkları yerden devam eder. Bugün toptanın yanı sıra iki şubeyle yoluna devam eden Özer çiftinin hedefleri arasında, yeni şubeler var.

PASTA Kodu... Özer çiftinin özgür olmayı bekleyen hevesinin ortaya çıkmış hali. Dinozorların nesli tükense de yaratıcılığın tükenmediğini göstermek adına tatlılar üreten bir marka... NO Yirmi Dokuz’un kurucuları Didem ve Volkan Özer çiftiyle hem Pasta Kodu’nun hikayesini hem de gelecek planlarını konuştuk. İzmir 1978 doğumlu olan Didem Özer, insan kaynakları uzmanı olarak uzun süre kurumsal bir firmada çalışır. Hayallerinde ise hep üretmek olan Didem Özer, bunu resim ya da el işleri yaparak hayata geçirir. 1976 İzmir doğumlu olan Volkan Özer de muhasebe eğitiminin ardından elektronik alanında faaliyet gösteren aile şirketini büyütmek için çalışır. Mutfağa olan merakı nedeniyle de Volkan Özer’in hayali ise hep bir restoran açmak üzerinedir. Ama sürecin onları bambaşka bir yere götürdüğünü söyleyen Didem Özer, o kırılmayı şöyle anlattı:



O PARAYI VEREMEM

Yazının Devamını Oku

İşin sırrı kadın dayanışmasında

Yaklaşık 9 yıllık bankacılık macerasının ardından yeni ufuklara yelken açmak için istifa eder. Ve, birçok konuda eğitim alır.

Bu sırada kızına ikiz kardeşlerin gelmesiyle de Selma Yağcıköse, tüm odağını bu alana yöneltir. Selma Yağcıköse, hem ikizlerinin hem de başka bebeklerin organik ipliklerle hazırlanan el yapımı ürünlerle büyümesi için harekete geçer. Selma Yağcıköse, Türkiye’nin kaliteli ipliklerini Anadolu kadınının hünerli elleriyle birleştirme hedefiyle Manisa Salihli’de Mandalina Bebek Butik’i kurar. “Aile bütçesine katkı sağlamak isteyen onlarca kadın sanatçı, gecelerini gündüzlerine katarak hem kendi zamanlarını nitelikli hale getiriyor hem de çok değerli bir katma değer yaratıyor” diyen Yağcıköse, Türk kadının el becerisini dünyaya tanıtmayı hedefliyor.


 

SELMA Yağcıköse... Kırklı yaşlara gelirken hayallerinin peşinden giden ve buna başka kadınları da ortak eden bir iş insanı. Markalaşma yolunda ilerlemeye çalışan, yoktan var eden girişimci ruhlara ilham kaynağı olmayı kendine misyon edinen Mandalina Bebek Butik’in kurucusu Selma Yağcıköse ile girişimcilik sürecinden gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. Manisa Salihli’de 1981 yılında dünyaya gelen Selma Yağcıköse, üniversiteyi bitirene kadar babasının görevi nedeniyle yurdun dört bir yanında farklı kültürleri yaşayarak büyür. Hayatındaki ilk dönüm noktasını ailesini lisede yatılı okumaya ikna ederek yaşadığını söyleyen Selma Yağcıköse, şöyle devam etti:

GELECEK İÇİN İSTİFA ETTİ
“İzmir Kız Lisesi’nde 3 yıl sürecek muhteşem yaşam serüvenim böylece başlamış oldu. Üst nesillerimden bu yana girişimciliğin denenmediği bir ailede büyüdüğüm için olsa gerek, nerede çalışabileceğime odaklanarak eğitim hayatımı sürdürdüm. Kendi işimi kurmanın hayalleri ise hep aklımın bir köşesindeydi ve en iyi zaman için hazır olduğumdan emin olana dek bekledim. Aslında buna beklemek denemez de finale ulaşmak için gerekli tüm evreleri tüm hakkaniyetiyle tamamlamak denebilir. Hayatımın hiç bir döneminde asla boş durmadım, katıldığım bir eğitim bir sertifika programı bir etkinlik mutlaka oldu. Lisans eğitimimi Ankara’da Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nde tamamlayıp, özel bir bankada çalışmaya başladım. 9 yıl çalıştıktan sonra, hayatımın sonuna kadar emek harcamak istediğim işin başka bir alanda beni beklediğinden emin olarak istifa ettim.”

Yazının Devamını Oku

El emeğini dijitale taşıdı kadınlara ek gelir sağladı

Her şey yeni bir iş için aile içinde yapılan beyin fırtınasında ortaya çıkar.

Anneannesinin el işi yaparak çocuklarını okutması ve evin geçimini bu yolla sağlaması işin fitilini ateşler. Zeynep Osmanlı da binlerce ev kadının ihtiyacı olan ek geliri, el emeğindeki yetenekleriyle sağlayabileceğini düşünür. El emeği, göz nuru ürünleri tüketiciyle buluşturma hedefiyle Zeynep Osmanlı, sanal marketlerin yer aldığı e-ticaret platformu Zeos Store’u kurar. Bir yıl gibi kısa sürede e-ticaret platformunda 567 adet sanal mağaza açmış üreticiye ulaşan Zeynep Osmanlı, yurtdışı için de ayrı bir internet sitesi kurar. Birçok ülkede satış gerçekleştirmeyi hedefleyen Zeynep Osmanlı’nın gündeminde daha çok kadına ulaşmak var.

ZEYNEP Osmanlı... Hemcinslerinin bağımsız bir şekilde ürünlerini pazarlama ve kazancını değerlendirme fırsatı için harekete geçen bir girişimci. Evlerde üretilen ürünleri e-ticaret platformu aracılığıyla ülkenin dört bir yanına göndererek kadınlara ek gelir sağlayan Zeos Store’un kurucusu Zeynep Osmanlı ile girişimcilik serüvenini konuştuk. 1986 İzmir’de dünyaya gelen Zeynep Osmanlı, annesinin subay olması nedeniyle ilk ve ortaokul hayatının İstanbul Levent’de geçtiğini, daha sonra ise İzmir’e taşındıklarını söyledi. İzmir Kız Lisesi’nden mezun olduktan sonra da İzmir Ekonomi Üniversitesi Moda Tasarım Bölümü’nde yüksek öğrenim serüveninin başladığını aktararak, şöyle devam etti:

ANNEANNESİ İLHAM OLDU
“Daha sonra evlilikle birlikte de kariyer yolculuğum başladı. Eşimle fatura ödeme merkezi açtık. İki yıl gibi zaman içerisinde fatura ödeme merkezimizi 410 bayilik bir genel müdürlük olan Taft A.Ş.’ye çevirdik. Eşimle birlikte şirket ortağı olarak yöneticiliğini üstlendiğim şirketimizde 10 yıl süresince farklı pozisyonlarda görev aldım. Daha sonra ise yeni arayışlara girdim. Ailemle iş konusunda beyin fırtınası yaparken annem, anneannemin evde el işi yaparak kendisini, kardeşlerini nasıl okuttuğunu ve evin geçimini bu yolla sağladığını anlattı. Bunu duyduğumda binlerce ev kadının ihtiyacı olan ek geliri, el emeğindeki yetenekleriyle aile ekonomisine destek olabileceklerini düşündüm. Bunu gerçekleştirebilecek sanal bir marketin ülkemizin her köşesindeki el emekçisine ulaşabileceğini varsayarak domain adresimi o gece satın aldım ve çok severek yaptığım işimin temellerini atmış oldum.”

ŞİMDİLİK 567 SANAL MAĞAZA

Yazının Devamını Oku

Aramızda kalsın

 Çocukluğundan itibaren ‘bir karavan alıp, kahve ya da ekmeğin üzerine şunu koyup satabiliriz’ diyerek, fikirler üretir.

Üniversite eğitiminin ardından da kariyerine çeşitli şirketlerin pazar araştırma ve pazarlama bölümlerinde devam eder. İrem Terci, bir yandan da ideal kilosuna kavuşabilmek için denemediği diyet ve yöntem kalmaz. ‘Zayıf olmayı istemenin’, ‘sağlıklı olmayı istemekle’ yer değiştirdiği gün İrem Terci’nin de hayatı değişir. Terci, gerekli eğitimleri aldıktan sonra kariyerine bütünsel beslenme uzmanı olarak devam eder ve 2017’de kendi şirketini kurar. İrem Terci, bir yıl sonra da ‘Aramızda Kalsın’ markasıyla yeni bir girişime imza atar. “Hem diyet yapıyoruz, hem de lezzetli, sağlıklı, tatlı ürünler yiyoruz, olayımız marka adının çıkış noktası oldu” diyen Terci’nin gündeminde ise ihracat var.


 

İREM Terci... Kariyeri kurumsalda başlasa da en büyük tutkusu beslenmenin peşinden giden genç bir iş insanı. Kendini mutlu eden şeyi keşfederek başarıyı yakalayan bir girişimci. ‘Aramızda Kalsın’ın kurucusu İrem Terci ile girişimcilik serüvenini konuştuk. 1984 İzmir doğumlu olan İrem Terci, “Beslenmeyle ilgili her şey, yemek yapmak, başkalarına yedirmek, zaten beni en mutlu eden şeylerdi. Bunun dışında çocukluğumdan beri hep yeni iş fikirleri üretirdim. Ekmeğin üzerine şunu koyup satabiliriz, bir karavan alıp, kahve satabiliriz gibi” diyerek, girişimcilik serüveninin küçük yaşlarda başladığını aktardı.

TUTKUSUNUN PEŞİNDEN GİTTİ
Lisans eğitimini İzmir Ekonomi Üniversitesi İşletme Bölümü’nde, yüksek lisans eğitimini ise İngiltere’de London South Bank Üniversitesi Uluslararası İşletme ve Pazarlama Bölümü’nde tamamlayan İrem Terci, 2010’da ülkeye döner ve çeşitli şirketlerin pazar araştırma ve pazarlama bölümlerinde görev yapar. “Kariyerime her ne kadar kurumsal hayatta başlasam da beslenme konusu benim için her zaman bir tutkuydu. Açıkçası, bunun benim kişisel hikayemle büyük ölçüde ilgisi var” diyen İrem Terci, şöyle devam etti:
“Uzun yıllar kilo sorunlarıyla mücadele etmiş, ideal kilosuna kavuşabilmek için denemediği diyet ve yöntem kalmamış, her pazartesi diyete başlayıp, her çarşamba bozarak yıllarını geçirmiş biriydim. ‘Diyet’ yani ‘bedel ödemek’ kelimesinin ‘denge’ kelimesiyle, ‘zayıf olmayı istemenin’ de ‘sağlıklı olmayı istemekle’ yer değiştirdiği gün benim hayatım da değişti. Bunu da yıllar önce birlikte çalıştığım bütünsel beslenme koçuyla gerçekleştirdim. Sonrasında bu konu benim tutkum haline geldi ve eğitim almaya karar verdim.”

Yazının Devamını Oku

Acısıyla tatlısıyla bir girişimci hikayesi

Yolları 2010’da Bodrum’da kesişir.

 

Önce hayatlarını, ardında da işlerini birleştirirler. Belgüzar Akşit ile Suat Aydar çifti, organizasyon ve catering hizmetinin yanında meyveleri çikolatayla buluştururlar. Gelen taleple de dökme çikolatayı ürün portföylerine katarlar. Zamanla ‘Bodrum için ne yapabiliriz’ diye kafa yoran Aydar çifti, bölgenin coğrafi işaretli mandalinasıyla çikolata üreterek bir ilke imza atar. Patent sevincini basınla paylaştıktan bir gün sonra Suat Aydar, kalbine yenik düşer. Eşinin vefatıyla sarsılan Belgüzar Akşit Aydar, işin mutfağına geçer. Bugün 150 çeşit çikolata üreten Belgüzar Akşit Aydar’ın gündeminde patentli ürünleri Bodrum Mandalinası Çikolatası’nı tablet olarak çeşitli noktalarda satışa sunmak var.

 

BELGÜZAR Akşit Aydar... Muhasebecilikle başlayıp, butik çikolata üretimiyle devam eden kariyer yolculuğunda büyük sorumluluklar yüklenen bir iş insanı. Eşinin acısını kalbine gömerek birlikte başlattıkları hikayeyi daha da iyi noktalara taşımak için mücadele veren bir girişimci. Bodrum Çikolata’nın kurucularından Belgüzar Akşit Aydar ile girişimcilik hikayesinden, markanın kuruluş serüvenine ve gelecek planlarına kadar birçok konuyu konuştuk. 1971 Ankara doğumlu Belgüzar Akşit Aydar, iktisat üzerine eğitim aldıktan sonra kariyerine muhasebeci olarak devam ettiğini dile getirerek, şunları anlattı:

YOLLARI BODRUM’DA KESİŞTİ

Yazının Devamını Oku