"Mehmet Y. Yılmaz" hakkında bilgiler ve tüm köşe yazıları Hürriyet Yazarlar sayfasında. "Mehmet Y. Yılmaz" yazısı yayınlandığında hemen haberiniz olması için Hürriyet'i takip edin.
Mehmet Y. Yılmaz

Erdoğan AB’yi yormuş!

SOĞUK Savaş döneminde anlatılan bir siyasi fıkra vardı.

FKÖ Başkanı Yaser Arafat, Çin Komünist Partisi Merkez Komitesi Başkanı Mao Zedong’a İsrail ile ilgili sorunlarından söz ediyormuş.

Mao, “Kaç kişi bunlar” diye sormuş, Arafat, “2 milyondan biraz fazlalar” diye yanıtlayınca Mao merak etmiş: “Hangi otelde kalıyorlar?”
Bu eski fıkrayı hatırlamama neden olan haber geçen gün Financial Times gazetesinde yayınlandı.
Gazetenin haberine göre Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Avrupa Komisyonu Başkanı ve eski Lüksemburg Başbakanı Jean–Claude Juncker’in de katıldığı toplantıda Lüksemburg’dan “Bir Türk şehri büyüklüğünde bir ülke” diye söz etmiş.
Juncker’in toplantıdan sonra “Sportif ve yorucu bir görüşme oldu” dediği de belirtiliyor.
Yani bir tür boks maçı gibi!
Anlayamadığım şey, yandaş medyanın bunu nasıl olup da atladığı.
Çünkü bu sözler, İsrail’den sonra AB’ye çekilmiş bir “One minute” resti gibi.
Zaten yine Financial Times’ın haberine göre AB’nin eski Türkiye Büyükelçisi Marc Pierini Türkiye-AB Zirvesi sırasında imzalanması beklenen anlaşma ile ilgili olarak şu yorumu yapmış:
“Anlaşma siyasi bir paniğin eseri. Erdoğan’a diz çökerek gittik. O da şimdi bizimle oyun oynuyor.”
Bakalım bu maçtan kim galip çıkacak?

 


Diyanet İşleri ile BDDK birleştirilmeli mi?

 

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK) Başkanı Mehmet Ali Akben, G-20 nedeniyle düzenlenen toplantılardan birinde konuştu ve şöyle dedi:
“Kaç kişi oruç tutuyor, kaç kişi cuma namazına gider, kaç kişi helale dikkat eder dediğimizde bu oranları çok yüksek görürüz ama en büyük zafiyetimiz faiz konusunda.”
BDDK Başkanı, bu amaçla ayrı bir daire de kurdurmuş, İslam finansı Türkiye’de nasıl gerçekleştirilir üzerine çalışıyorlarmış.
Ama çözemediği bir konu var: Fetva kurulları, BDDK bünyesinde mi olmalı? Yoksa Katılım Bankaları Birliği bünyesinde mi?
Başkan’ın bu derdine bakınca “yanlış yerde” diye düşündüm. Bence BDDK’dan vazgeçip doğrudan Diyanet İşleri Başkanlığı’na atanmalı. Mercedes makam aracıysa, orada da var, güzel makam odaları desen o da mümkün!
Tabii BDDK, Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı bir daire haline de getirilebilir, böylece “fetva” gerektiğinde uzun yazışmalara da gerek kalmaz.
Bu arada merak ettiğim bir konu da var, sırası gelmişken sorayım:
Acaba Diyanet İşleri Başkanlığı ve Diyanet Vakfı, personel maaşlarını hangi bankalardan ödüyor? Katılım bankaları aracılığıyla mı, yoksa normal “faizci” bankalar aracılığıyla mı?
Vakıfta biriken paralar nerede değerlendiriliyor, bu da merakımı çekiyor.

 


Dink cinayetinde devlet parmağı

 


HRANT Dink cinayetinde, devlet görevlilerinin oynadıkları rol giderek aydınlanıyor.
En son olarak, tetikçi katil Ogün Samast’ın Trabzon’dan İstanbul’a gelmek için gittiği otobüs garında emniyet istihbarat görevlileri tarafından “uğurlandığı” da ortaya çıktı.
Söz konusu saatlerde, otogar çevresindeki cep telefonlarının HTS kayıtları, çok sayıda emniyet görevlisinin bölgede bulunduğunu gösteriyor.
Milliyet’ten Tolga Şardan’ın haberine göre savcılık, söz konusu saatlerde bölgede bir takip ya da operasyon olmadığını tespit etmiş.
Hrant Dink’in öldürülmesinden hemen önce cinayetin işlendiği çevrede, 6 kamu görevlisinin bulunduğu tespit edilmiş bulunuyor, İstanbul’da görevli bir jandarma astsubayın da kimliği tespit edilmiş durumda.
Ayrıca Dink’in öldürüldüğü gün polis istihbarat elemanı Erhan Tuncel ile Trabzon polisi arasında 34 telefon konuşması yapıldığı da tespit edildi.
Trabzon Emniyeti’ne ait bir bilgisayarın da yok edildiği, kayıtlarının silindiği bir başka bilgi.
Bu bilgilerle eldeki eski bilgiler birleştiğinde ortaya çıkıyor ki Hrant Dink cinayetinde jandarmadan emniyete kadar birçok devlet görevlisinin bilgisi vardı.
Savcılık iddianamesini açıkladığında daha ayrıntılı bilgilere ulaşacağımız da şimdiden anlaşılıyor.
Cinayetin işlendiği günün ertesinden beri bu cinayetin bazı devlet görevlilerinin bilgisi dahilinde yapıldığı, bazılarının belki de bizzat bu işi planladığı, bazılarının da nefret suçu işleyerek bu plana göz yumduğu açıktı.
O günlerde hükümet, bu işin soruşturulmasını engellememiş olsaydı, büyük olasılıkla bazı deliller de karartılmadan ele geçirilebilecekti.
Ama o zaman “paralelciler” ile hükümet el ele iş çeviriyorlardı ve bu soruşturmanın eksiksiz yürütülmesi bizzat hükümet tarafından da engellenmişti. O tarihte hükümette görev yapanlar arasında bu cinayetin işleneceğine ilişkin bilgiye sahip olanlar var mıydı, bunu elbette bilemiyoruz ama en azından soruşturmanın engellenmiş olması bile başlı başına bir sorumluluk gerektiriyor.
Türkiye’yi bilenler soruşturmanın oralara kadar uzanmayacağını kolayca tahmin edebilirler tabii.
Ama artık şurası çok açık ki Hrant Dink, Türkiye’yi karıştırmak isteyen ve devlet içinde kendini devlet zanneden bir çetenin kurbanı olmuş!
“Derin devleti temizliyoruz” diye yola çıkanlar, kendileri derin devlete dönüşmüş, cinayetler işlenmiş.

X