GeriMehmet SOYSAL Yeni dünya sessizliği
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Yeni dünya sessizliği

Dünya kendi sessizliğine çekilmiş... Ve herkes kendi dünyasına...

Tarih ilminin ne kadar önemli olduğunu birileri yeni hatırlıyor olabilir...

Ve “Dün geçip gitti, yeni şeyler söylemek lazım” diyerek tarihe sırtını çevirenler ya da alay edenler, “İki günü aynı olan ziyandadır” sözünü unutarak yaşamayı tercih etti...

Oysa tarihin sayfalarına baktığımızda her ülke büyük salgınlar yaşamış...

Özellikle de savaş yıllarında...

Yaşanmışlıklara rağmen “Dün olmuş” diyerek yan gelip yatan ülkelerin hepsi gerçeklerin duvarlarına çarparak öğreniyor...

*

Cumartesi günkü ‘Eşitsizliğin bedeli’ başlıklı yazımızda Doç. Dr. Ramazan Çalık ve Doç. Dr. Muzaffer Tepekaya’nın araştırmalarına göre Birinci Dünya Savaşı yıllarında Osmanlı ordusundaki salgın hastalıkların seyrini yazmıştık...

Ve Balkanlardaki savaşlar, göçler yüzünden yaşanan salgınları...

Okudukça anlıyoruz ki hiçbir ülke yaşananlardan ders almamış...

Almadığı için her salgına yenik düşülmüş ve sonra çaresi aranmış...

       

Bulaşıcı hastalıklar halkın yanı sıra cephedeki askerler arasında da yaygın imiş...

Birinci Dünya Savaşı yıllarında bit ve pire salgını yüzünden Kafkas cephesinde binlerce asker tifüs, lekeli humma ve humma-i raciden; yaklaşık 6 bin kişi dizanteriden; tüm cephelerde ise 20 binden fazla asker sıtmadan hayatını kaybetmiş...

Ve bugün için Milli Savunma Bakanlığı olası bu salgınlara, krizlere, savaşlara ne kadar hazırlıklı bilmiyoruz...

*

Bugüne kadar kötü bir şeyin yaşanmamasına seviniyoruz...

 “Hicaz, Irak gibi sıcak bölgeden dönen askerler de malarya tipi sıtmayı ülke geneline yaymışlardı” diyen Çalık ve Tepekaya o yılları şöyle özetliyorlar:

 Salgın hastalıklar cephelerde sadece Türk askerlerini değil, müttefik devletlerin askerlerini de etkilemiştir.

 Çanakkale cephesinde, Haziran 1915’te sıcaklıklarla birlikte sineklerin çoğalmasıyla dizanteri baş göstermiştir. Her hafta 100 kadar müttefik askeri dizanteriye yakalanarak cepheden tahliye edilmiştir.

 Türk tarafında da dizanteri yaygındı. Savaştan sonra yapılan istatistiklere göre 85 bin Türk askeri hasta olarak cepheden çekilmiş, bunlardan 21 bini hastalıktan ölmüştür.

 Sadece Çanakkale’de günde 800 civarında asker hastalık nedeniyle cepheden alınmıştır. İkinci Anafartalar Savaşı’nda da dizanterinin yaygınlaşması askerleri yıldırmış ve askerler tedavi için adalara gönderilmiştir.

*

Mehmetçiklerimiz sadece düşmanla değil, salgınlar ve hastalıklarla da mücadele günleri geçirmiş...

Bakteriler ve mikroplar açısından bir dünya tarihi niteliğindeki ‘Mahşerin Dördüncü Atlısı’nda Andrew Nikiforuk, toplumsal hayatın hastalıklarla yakın ilişkisini çevreci bir bakışla inceliyor, dünyamızın en eski sakinleri olan mikro organizmalarla barış yapmamızı öneriyor.

Kısacası, yeni bir dünya kuruluyor ve yeni bir dünya düzeni geliyor gibi...

Çarşamba günkü yazımızda kitlesel ölümlere yol açan bu tarz salgınların derinlikleriyle ilgili notlarımıza devam edeceğiz...

X

Sefersiz saldırılar

ABD Başkanı Biden’ın sözde soykırım açıklamasına tepki açıklamalarından başka bilimsel olarak verilmiş bir ciddi karşılık yok...

Örneğin yüz tarihçi bir araya gelip bir mektup yazmadı...

Ve 250 üniversite rektörü ve yönetimi de bir araya gelip bildiri yayınlamadı...

Emekli büyükelçiler ve emekli general ya da amiraller de...

Avrasya İncelemeleri Merkezi Başkanı emekli büyükelçi Ömer Engin Lütem Ermeni sorunu ile ilgili kapsamlı bir çalışma yapmış...

*

Soykırım yaptığı iddia edilen Osmanlı Devleti’nde 29 paşa, 22 bakan, 33 milletvekili, 7 büyükelçi ve 11 başkonsolosun çalıştığını vurgulayan emekli büyükelçi Ömer Engin Lütem 1912 ve 1913 yıllarında yani Balkan Savaşları sırasında dışişleri bakanının Gabriel Naroduncıyan adlı bir Ermeni vatandaşının olduğuna dikkat çekiyor...

Agop Kazakyan’ın maliye bakanı, Ohannes Sakız Paşa’nın ise hazine-i hassa bakanı olduğuna da...

Kim biliyor bu gerçekleri?

Yazının Devamını Oku

İfadenin ikiyüzlü hürriyeti

2. Dünya Savaşı’nda Yahudilere yapılan soykırımı reddettiğini açıkladığında bir kaşık suda boğulmaya çalışılan Fransız düşünür Roger Garaudy, 14 yaşında Protestan, sonra Katolik ve 69 yaşında ise Müslüman olduğunu söylemişti.

Fransız direniş hareketine katılınca Cezayir’deki kamplara sürülen Garaudy savaş sonrasında Fransız Komünist Partisi’ne girmiş ve senatör seçilmişti...

Aykırı çıkışlarıyla dünyanın dikkatini çekmeyi başaran Garaudy, 1970 yılında SSCB’nin Çekoslovakya’yı işgalini eleştirdiğinden dolayı Komünist Parti’den uzaklaştırılmıştı.

1982 yılında ise Müslüman olduğunu açıklayan Garaudy, 1996 yılında soykırımı reddettiğine dair yazdığı ‘İsrail: Terör ve Mitler’ kitabıyla kendisine bağlanmış olan bir fitili de ateşlemişti... 

*

İfade hürriyetinin öncülüğünü yapan Fransız mahkemeleri Garaudy’i cezalandırmış ve kitabın basımını yasaklamıştı.

Soykırım diyenleri dünyanın her yerinde el üstünde tutan anlayış reddedenleri ise taşa tutuyor...

İfadesine bile tahammül yok.

Nasıl bir ifade hürriyeti ise...

Yazının Devamını Oku

Karşılıklı çatışmalar

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, Biden’ın ‘Ermeni soykırımı’ açıklamasının sürpriz olmaması gerektiğini belirtiyor ve diyor ki:

Kendisi uzun zamandır 1915 olaylarını soykırım olarak tanımlıyor ve bu açıklaması da bekleniyordu...

Yani özür dilenmediği gibi normal bir şeymiş gibi karşılamamızı bekliyor...

Diplomasiyi de komediye çevirdiler...

*

Aykırı çıkışlarıyla gündeme gelen içimizdeki tuhaf koro hâlâ ABD’ye bir şey diyemiyor.

Daha doğrusu demek istemiyorlar...

İnsan haklarından dem vuranlar söz konusu Türkiye olunca meydanlara, sokaklara çıkıyorlar ama ABD olduğunda evlerinde oturmayı tercih ediyorlar...

Prof.

Yazının Devamını Oku

İçimizdeki tuhaflıklar

ABD Başkanı Biden’ın sözde ‘soykırım’ sözlerine karşılık yüzlerce tepki açıklaması yapıldı...

Sonuçta bir şey değişmedi...

71 yıl önce Kore’de uğruna savaştığımız müttefik ABD dostluğunun gerçek yüzü bu işte...

Her geçen gün ABD’nin kaybettiğimiz sevimli yüzünü ararken, beklerken onlar daha da çirkinleştirdikleri yüzünü bize göstermeye devam ediyor...

*

Kızılderilileri ve ülkesindeki siyahi vatandaşları yıllarca katleden ABD’nin katliam geçmişi ise şöyle:

Vietnam 4 milyon.

Kore 3 milyon.

Kamboçya ve Laos’da 1 milyon.

Yazının Devamını Oku

Bir fitili ateşlemek

Yüzyıl önce yaşananları yeniden Ermeni lobisinin ısrarıyla Türkiye’ye karşı olan kinlerini gündeme taşıyan ABD Başkanı Biden ve kurmayları bir fitili daha ateşliyor...

Ve Türkiye’yi 1915 olaylarından sorumlu tutuyor, sözde ‘soykırım’ yapmakla suçluyor...

Neden bugün?

Çünkü Türkiye kendi çıkarlarına aykırı davranınca ve katliamlarına ortak olmayınca eski bir alışkanlığını hatırlayan ABD, yüzyıldan beri başımızda boza pişirir gibi sürekli Ermeni olaylarını sopa gibi gösterip tehdit etmeyi sürdürüyor...

Güya 1.5 milyon Ermeni’yi tehcir etmişiz!

Katletmişiz...

İmha kampanyasıyla ölüme göndermişiz!

*

Düne kadar

Yazının Devamını Oku

Düşünmeye başlamak

Akdeniz’de yine facia...

Libya açıklarında lastik botun batmasıyla 100 kişi sularda öldü...

Uluslararası Göç Örgütü haberi verirken bunlardan düzensiz göçmen diye söz ediyor...

Kendi kurdukları sömürge düzeninin sonuçlarına böyle diyorlar...

Hesabını da yerlerinden ettikleri insanlara çıkarıyorlar...

Yaşadığı coğrafyadaki işsizlik, yoksulluk ve huzursuzluk yüzünden ülkesini, toprağını terk edip ekmeğin yolculuğuna çıkanların bu dramı hiç bitmiyor...

Ekmeklerine sularda kan tükürüyorlar...

*

Doğdukları yerde büyüyemeyen ve ölemeyen insanların dramını anlayan yok...

Yazının Devamını Oku

Bir arada yaşayabilmek

Osmanlı’yı geri getirmenin hayal olduğunu, geleceğine dair kâbus yaşayanların da büyük bir yanlışın içerisinde olduğunu yazmıştık...

Yeni dünya düzeninde Y, Z ve Alfa kuşaklarının demokrasiyle bile yetinmeyen bir durumda olduğunu görmüyoruz galiba...

Teknolojinin imkânlarıyla dünyayı her an izleyen ve gören bu kuşakların hukuksuz sosyal medya adreslerinde nasıl davrandıklarını, düşündüklerini görüyor ve şahit oluyoruz...

Arap ülkelerinde dahi durum böyle iken hangi Osmanlı geri geliyor sorusuna da kimse bir cevap bulamıyor...

Bulamayacak da...

*

Ortadoğu araştırmalarıyla bilinen Prof. Bernard LewisHata Neredeydi?” kitabıyla putları kırıyor...

Sadece Osmanlı’nın değil tüm İslam dünyasının neden ve nerede hata yaptığını yazan Lewis, neden kaybettiğini bilmeyenlerin nerede hata yaptıklarını da bulamayacaklarını ve yeniden geri dönüşlerinin de haliyle imkânsız olacağını belirtiyor...

Harvard Üniversitesi’nde tarih ve iktisat dersleri veren Prof.

Yazının Devamını Oku

Büyük beklentiler

Osmanlı’nın geri geleceğine dair bazıları kâbus yaşıyor...

Birileri de hayal kuruyor...

Hayalci ve kâbuslarıyla yaşayanlara açıklıkla diyebiliriz ki, o dönem bitti ve asla geri gelmeyecek...

Ve gelmeyecek şeyin de hayalini kurmaya da kâbusunu yaşamaya da gerek yok.

Hayalini kuranlara aldırış etmeye de...

*

Niye gelmeyecek?

O büyük kalabalıklar yeryüzünde yok...

Yani diyorum ki...

Yazının Devamını Oku

Körkuyularda

S. Ahmet Arvasi diyordu ki:

- İslamiyet’i kurtarmayı bırakalım, İslamiyet’le kurtulmaya bakalım...

*

Kendini kurtaramayanlar sürekli İslamiyet’i kurtarmaya çalışıyor...

Din bezirgânları ise tarih boyunca ‘gerçekleri’ saklayıp körkuyularda sakladıklarını din diye insanlara anlatıp yalan pazarlamış...

Diğer hak dinleri de böyle bozmuşlardı...

Hak kitapları böyle değiştirmişlerdi...

Dinler ve kitaplar bozuldukça Allah yeni bir din, yeni bir kitap ve peygamber göndermiştir...

Son din İslam ve son peygamber ise

Yazının Devamını Oku

Saklı şeyler

Ramazan ayı başladı...

Herkesin kendisiyle muhasebeleşmesi, hesaplaşmasıdır yani...

Ve suskunluğudur...

Günahlardan uzaklaşmasıdır...

Tövbe vakitleridir.

Pide ve hurma ayı hiç değildir...

Bayramının adı da şeker değildir!

Tabii ki iman edenler ve inananlar içindir oruç...

İnanmamaya kimsenin bir şey demeye hakkı da yoktur...

Yazının Devamını Oku

Sular ısınıyor gibi

ABD Karadeniz’e iki savaş gemisini gönderiyor...

Tatile çıkmadığına göre, niçin geldiği de biliniyor...

Rusya, Afganistan’da kaybettiği savaştaki unvanını geri alacağı bir yer arıyor...

Ukrayna işin hikâyesi...

*

ABD; Bulgaristan, Romanya, Ukrayna, Yunanistan, Girit ve Malta adalarına yeni askeri üsler kuruyor...

AB ülkeleri de güvenliğini gerekçe gösterip destek oluyor...

İsrail, İngiltere ve Arap ülkeleri de ABD’nin yanında yer alıyor...

Tek amaç Rusya ve Çin’i durdurmak...

Yazının Devamını Oku

Arıtılmış gerçekler

Rusya’nın Ukrayna derdi bitmiyor...

Bitmeyecek de...

Ve tabii ki ABD ve AB ülkelerinin de...

Yaralar kaşınıyor sürekli...

*

Pandemi günlerinin başlamasından beri evlerindeki kargaşayı, huzursuzluğu, işsizliği ve isyanı bitirmek isteyenlerin bin yıldan beri uyguladığı klasik bir metot sefere çıkmak...

Yani savaşmak...

Arıtılmış gerçekler piyasaya sunuluyor...

Ve herkesin sanal gerçeklerden oluşan bir gündemi var...

Yazının Devamını Oku

Bozucu etkiler

ABD, Rusya’dan aldığımız S-400 sistemleri gerekçesiyle Türkiye’ye CAATSA yasası kapsamında yaptırımlarını bugün devreye sokuyor...

Yeni dünya düzeni ve dostluk anlayışı da böyle bir şey...

ABD, NATO ve AB dahil çifte standart uyguluyor...

Yunanistan, Rusya’dan alınca hiç kimse bir şey demiyor...

Türkiye aldığında ise yaptırımlarla tehdit ediliyor...

Neden?

*

Eski başkan Trump dahi ABD’nin uyguladığı çifte standardı G-20 Zirvesi’nde gündeme getirmiş ve Obama dönemini suçlamıştı...

ABD’den yıllarca hava savunma sistemlerini istedik vermedi...

Yazının Devamını Oku

Tehlikeli çember

ABD, Avrupa’ya yerleşiyor...

Kavala, Selanik, Volos ve Girit’e üs kuruyor... Yunanistan Biden ile anlaştıklarını açıklıyor...

Bir yandan askeri ortak tatbikatlar, diğer yandan yeni üsler kurulmasının altında yatan amaç belli...

Rusya tehlikesine karşı korumak bahanesiyle Avrupa’ya yerleşmek isteyen ABD, diğer yandan Türkiye’ye karşı da Yunanistan’ı kışkırtmaya devam ediyor.

Doğu Akdeniz, Suriye ve Libya’daki Rusya varlığına karşı da kendi varlığını sürdüreceğinin mesajını veriyor.

Ve ayrıca Ege Denizi, Karadeniz ve Balkanlar’ı da kontrol edeceğini söylüyor.

*

Yunan medyasındaki haberlere göre ABD’nin 50 yerde askeri üs kuracağını ve bunun karşılığında ise büyük çapta hibe silahların verileceğini açıklıyor.

Hibe silahların listesini ise Washington’da bulunan Yunanistan Başbakanı

Yazının Devamını Oku

Kripto günler

Kripto örgütler derken geldik kripto paralara...

Bitcoin, Ethereum, Ripple, Monero, Zcash, Dash ve diğerleri...

Sahipleri kim?

Richard Branson, Elon Musk ve Bill Gates olduğu söyleniyor...

Kripto paranın karşılığı nedir?

Belli değil.

Sabah kalkan alıyor akşam kime bozduracağını bilmiyor.

Muhatap belli değil.

Kanunlar yetersiz...

Yazının Devamını Oku

Korkuya doğru

Yunanistan üzerinden Türkiye’ye karşı yeni oyunlar hazırlanıyor.   

Bir yandan ortak askeri tatbikatlar, diğer yandan Doğu Akdeniz’deki birliktelikler ve en son 25 Mart günü Osmanlı’dan ayrılışının 200. yıldönümü töreninde yaşananlar...

Ve ABD F-16’larının törendeki gösterileri...

Yunanistan ve Arap dünyasının Türkiye aleyhine birleşmesi de oldukça garip...

Güney Kıbrıs Rum kesimi, Yunanistan ve Suriye’deki PKK uzantıları olan YPG ve PYD ile olan gelişmeler daha da dikkat çekici...

*

Etrafımızda bir şeyler dönüyor, döndürülüyor...

ABD ve AB içerdeki ekonomik sıkışıklık ve karışıklık senaryolarını dışarıda çıkaracağı büyük krizlerle filme çekmeye hazırlanıyor...

Türkiye üzerinden Çin ve Rusya’yı da köşeye sıkıştırmak isteyen güçler kendi halklarını yeniden güvenlik sendromuna sokmayı düşünüyor...

Yazının Devamını Oku

Kaygıların arkası

AB Zirvesi sonrası liderlerin Türkiye’ye yönelik açıklamaları dikkat çekici...

Merkel, Macron ve diğerleri Türkiye’yi hukuk ve insan hakları konusunda uyarıyor...

Ne diyorlar?

- HDP.

- APO.

- PKK.

- Selahattin Demirtaş.

- FETÖ.

- Ve kendilerince önemli gördükleri kişiler...

Yazının Devamını Oku

Yaşamanın derinliği

Her şeyin derinlere kazıldığı günlerden geçiyoruz. Ne silahlara veda ediliyor ne de savaşlara.

Doç. Dr. Hasan Basri Yalçın ‘Asimetrik Savaş ve Teknoloji Dağılımı’ kitabında son yıllarda sınır boylarımızda yaşanan Fırat Kalkanı, Zeytin Dalı ve Barış Pınarı adlı askeri operasyonlardaki bilinmeyenleri ve başkalarının savaşlarındaki amaç ve araçlarını özetliyor...

Gücün tek boyutlu olmadığını, bazı taktikleri avantajlı hale getirebileceğini belirterek diyor ki:

Operasyonel sanat ve stratejik beceriyle birleştirebilenler zafere daha yakın hale gelir...

*

Amaçların sonsuz olabileceğini ama araçların hiçbir zaman sonsuz olamayacağını, silah teknolojisinde yaşanan değişimlerin asimetrik savaşları tarihsel olarak nasıl etkilediğini kitabında anlatan Doç. Dr. Yalçın gelinen durumu şöyle özetliyor:

Silah sistemi, başarıyı mümkün kılabilir ama mecburi bir sonuç haline getirmez.

*

Etrafımız kuşatılıyor sanki...

Yazının Devamını Oku