Perakendenin sendika ile imtihanı

Alışveriş merkezlerinin yoğunlaşması ile güçlü bir şekilde ortaya çıkan perakende sektörünün tarihi çok eski sayılmaz. Bu nedenle çalışma koşulları, kuralları tam oturmamış bir sektör. Sektörün yasal alt yapısını oluşturması gereken Perakende Yasası bile hala bugünlerde taraflarla yapılan görüşmelerle yazılmaya çalışılıyor.

Sektörün en önemli sorunlarından birini işçi istihdamında yaşananlar oluşturuyor. Organize perakendede bu kurallar markalar tarafından çalışma yasalarına paralel uygulansa da çalışma saatleri, hafta sonu tatili, AVM’lerin açık kalma süreleri konusuna karar şirketlerin inisiyatifinde. Bu sorunlar da işçi ve işveren arasında sürekli sıkıntılar ve krizlere yol açıyor. Sendikalar işte bu sıkıntılar ve çalışanlar arasında artan huzursuzluk nedeniyle perakende sektörünü örgütlenme çabalarının arttıracakları sektör olarak belirlemiş durumda. Bu krizlerden biri bir süre önce Fransız Yves Rocher’in satın aldığı Flormar grubunda yaşandı. Sendikalı oldukları için işten atılan işçilerin eylemi işverenle yapılan anlaşma ile bitti.

SENDİKAYA KARŞI DEĞİLİZ

H&M ise bu yılın başında perakendede aktif olmayı hedefleyen Türk İş’e bağlı Koop İş sendikası ile başladığı görüşmeleri eylül ayında imzaladı. Böylece sendika AVM mağazalarına girmiş oldu. Bu alanda yeni kriz ise birkaç gündür Türkiye’nin en önemli hazır giyim markalarından Koton’da yaşanıyor. Yaklaşık 11 bin çalışanı ile Türkiye ve yurtdışında markalaşan Koton’da geçen günlerde 25 çalışanın işine son verildi. Bunun üzerine sosyal medyada büyük bir kampanya başlatıldı. İddialara göre Koop İş Koton çalışanlarından gelen örgütlenme talepleri üzerine harekete geçti. Sendikalaşma çalışmalarına destek veren 25 işçi ise işveren tarafından işten çıkarıldı. Koton 1980’lerde iki girişimci Gülden ve Yılmaz Yılmaz’ın sıfırdan kurduğu ve bugünlere getirdiği önemli bir marka. Biraz araştırdım. Duyumlarıma göre Koton işverenleri, çalışanları sendikalaşma nedeniyle değil markalarına ve kendilerine karşı çok ciddi hakaretler ettikleri için işten çıkardıklarını söylüyorlar.

DERDİMİZ ÜCRET DEĞİL

Yakın çevrelerine sendikalaşmaya karşı olmadıklarını ve bunun anayasal bir hak olduğunu, markaya hakaret eden insanlarla ise çalışmalarının mümkün olmadığını da belirtmişler. Çalışanlar ise sosyal medyada paylaştıkları mesajlarda sorunun sendikalaşma nedeniyle ortaya çıktığı iddiasında. Perakendedeki ve Koton’daki gelişmeleri ve H&M anlaşmasını da konuşmak için Koop İş Başkanı Eyüp Alemdar’ı aradım. Alemdar, perakende sektörünün çalışma koşullarının genel olarak çok geri olduğunu söylüyor. Bir süredir perakende çalışanlarından gelen taleplerle örgütlenme çalışmalarına başladıklarını anlatan Alemdar, Koton’da da bir süre önce örgütlenmeye başladıklarını anlatıyor. Sorunun da bundan kaynaklandığı iddiasında. Ancak tüm perakende sektörü patronlarına dünya devi H&M’de yaptıkları anlaşmayı örnek gösteren Alemdar, “Patronlar korkmasın” diyor ve şöyle devam ediyor: “Sektörde çalışma koşulları çok zor. Biz patronları batırmak için gelmiyoruz. Derdimiz ücret de değil. H&M’de 45 saat çalışma ve haftada iki gün izin hakkı çalışanları mutlu etti. Şimdiden verim artıyor. Buralarda çalışanların gelecek güvencesi olsun, buradan emekli olabilecekleri güvenine sahip olsunlar. Huzurlu çalışan markanın değerini arttırır. Markaların sıkıntısını biliyoruz. Büyük bir rekabet ortamındalar. Biz sendika olarak H&M’de çalışanları verimliliği, karlılığı arttırma yolunda eğitmeyi de görev edindik.”

Alemdar sendikalar güçlenmeden Türkiye’de demokrasinin de güçlenmeyeceğini ekliyor ve “Örgütlenme çalışmalarımız sürecek” diyor.

Görünen şu: Koton son değil, perakende sektöründe örgütlenme çabaları artarak sürecek. 

Perakendenin sendika ile imtihanı

THY SEYAHAT SETİNE MODERN SANAT DOKUNUŞU

TÜRK Hava Yolları ve İstanbul Modern’in Türkiye modern sanatını dünyaya tanıtmak üzere başlattığı işbirliği devam ediyor. İstanbul Modern Koleksiyonu’ndan bir seçkinin İstanbul Havalimanı Türk Hava Yolları Özel Yolcu Salonu’nda sergilenmesinin ardından seyahat setleri de modern sanattan ilham aldı. Kısa mesafeli ekonomi sınıfı seyahat çantaları, Türkiye’de modern resmin en önemli kadın sanatçılarından Fahrelnissa Zeid’in yapıtlarından hareketle tasarlandı. Fahrelnissa Zeid’in (1901-1991) soyut geometrik yapıtlarından hareketle tasarlanan seyahat çantaları, İstanbul’a gelen kısa mesafeli ekonomi yolcularına Türkiye’nin modern sanatından bir hatıra olarak sunuluyor. Türkiye’nin sanatıyla tanınması için önemli bir adım.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

'Evde bulamadık'a çare aranıyor

E-ticaret artık hayatın bir gerçeği. Akıllı telefonlarımız bizim için birer mağaza ya da restoran. Bir telefonla dünyanın herhangi bir yerinden alışveriş yapabiliyorsunuz. Bu ticaretin değiştirdiği bir sektör daha var lojistik, kargo taşımacılığı. Türkiye’de son günlerde şikâyetin en fazla arttığı şirketler kargo taşımacıları. Adrese teslimde iş yükü yüzde 8’den 80’e çıkan dağıtımcılar çareyi ‘Geldik bulamadık’ bahanesinde buluyor. Kargo şirketleri çözüm için yeni iş modelleri peşinde. PTT 400 kilitli kutu alarak, MNG benzin istasyonları ile anlaşarak denemeler yapıyor.

AKILLI telefonlarımız artık oturduğumuz yerden birer mağaza. Giyimden kitaba, mobilyadan kozmetiğe dünyanın istediğimiz yerinden ürün alabiliyoruz. Beğenmezsek de geri gönderebiliyoruz. Tek bir ekmeği bile evden çıkmadan getiren uygulamalar var. Bakkala, alışveriş merkezine gitmemiz gerekmiyor artık.

Alışveriş merkezleri birer eğlence ve yeme içme alanları artık müşteri için. E-ticaret bugün dünyada toplam alışverişin yüzde 40’ına ulaşmış. Türkiye’de ise henüz yüzde 4. Perakendenin önemli isimlerinden Birleşmiş Markalar Derneği Başkanı Sinan Öncel, “Perakende ciroları enflasyon kadar artarken e-ticaret ciroları yüzde 30-40 artıyor” diyor. Hopi ile grup olarak e-ticarette yüzde 20’yi bulan Boyner’in Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner’e göre ise bu değişimin yüzde 50-50’de oturacağı düşüncesinde.

MERKEZDE BİREYSEL MÜŞTERİ

E-ticaretin artması ile sadece perakende mi değişiyor? Hayır. E-ticaretin hızla değiştirdiği başka bir sektör daha var. Kargo taşımacılığı yani lojistik. Yeni kurye şirketleri kuruluyor. Migros, CarrefourSa gibi büyük mağaza zincirleri e-ticaret alt yapısını bu şirketlerle işbirliği yaparak güçlendiriyor. İşte bu hızlı değişimin olumsuz yansımaları da var. Son dönemlerde şikayet sitelerinde en fazla şikayet alan şirketler Aras, Yurtiçi Kargo, MNG gibi sektörün en önemli şirketleri. “15 siparişten sadece biri geldi. Neymiş evde yokmuşuz. Gelmiyorlar bile artık. Not bile bırakmak yok.“ Bugünlerde çok sık duyuyoruz ya da başımıza geliyor bu durum. MNG sektörün büyüklerinden. Mehmet Nazif Güral’ın kurduğu, 2017’de ise Turkven-Sancak ortaklığına satıldı. MNG İcra Kurulu Başkanı ve CEO’su Salim Güneş ile bu sektördeki gelişmeleri konuştum. Güneş, Aras Kargo’nun da uzun yıllar yöneticiliğini yapmış bir isim.

Son 2 yılda e-ticaret iş hacminin yüzde 80 arttığını söylüyor Güneş. Önceki yıllarda ana iş alanları ticaret ağırlıklı iken bugün merkezinde bireysel müşteri olan adrese teslim bir yapıya dönüştüklerini ekliyor.

SANCI YAŞIYORUZ

Kargo taşımacılığı sektöründe DHL gibi dünya markalarının olmadığını ekliyor ve şunları anlatıyor:“Eskiden mesela sadece Arçelik taşırdık. E-ticaretin gelişmesi dinamikleri değiştirdi. Artık kargoculuk sektörünün de buna evrilmesi gerekiyor. Şubeli yapıdan adrese teslim var. Katlara, evlere teslim ediyoruz. Dönüşüm gerekiyor. Sektör sancı yaşıyor. Şikayetler de bundan kaynaklanıyor. Ve bu şikayetlerin yüzde 50’si doğru. Dağıtıcı arkadaş eskiden 5-6 adres dolaşırken şimdi 15-20 adrese gitmek zorunda.”Güneş bu sıkıntıların e-ticaret firmaları ile kargo şirketlerinin ortak kararları ile yeni bir yapı kurarak atlatılabileceği görüşünde.

Yazının Devamını Oku

Urfa’ya Göbeklitepe dopingi

İnsanlık tarihini değiştiren Göbeklitepe, Şanlıurfa’nın turizm tarihini de değiştiriyor. Göbeklitepe yılı ilan edilen 2019’da 1 milyon 250 bin ziyaretçi ile rekor kırılmış durumda. Otelleri yüzde 90 dolu olan kentte yatak kapasiteleri yetmiyor. Accor, Ramada gibi otel zincirleri arayışta. 300 odalı Millet Han gibi tarihi binalar da butik otel için yatırımcı bekliyor.

TURİZMDE hem geliri hem turist sayısını arttırmak isteyen Türkiye’nin son yıllarda elinde bir pırlanta var. Şanlıurfa’da 30 yıldır yapılan kazılarla ortaya çıkan Göbeklitepe... Yerleşik insanlık tarihini Mısır Piramitlerinden, Sümerlerden yani milattan önce 7 binlerden 12 bin yıl önceye götüren Göbeklitepe, 2018’den beri Unesco Dünya Mirası daimi listesinde. Dünyanın büyük ilgisini çeken Göbeklitepe, ABD’de yapılan bir listede dünyada ölmeden görülmesi gereken 2’nci mekan olmuş. Türkiye de bu önemli bölgenin farkında. Türkiye’nin tanıtımında artık başrole yerleşen Göbeklitepe için Kültür ve Turizm Bakanlığı 2019’u “Göbeklitepe Yılı” ilan etmişti.

İstanbul Sanayi Odası’nın (İSO) geleneksel Anadolu ziyaretlerinin rotası bu kez Şanlıurfa oldu. Başkan Erdal Bahçıvan ve sanayicilerle Şanlıurfa’daydık. İlk durağımız da Göbeklitepe... Doğuş Grubu’nun sponsorluğunda müthiş bir düzenleme yapılan alana otobüsler dolusu ziyaretçi gelmişti. Aldığımız bilgilere göre bu yıl Türkiye’nin her yöresinden 1 milyon 250 bin ile ziyaretçi rekoru kırılmış. Oteller yüzde 90 doluluğa ulaşmış. Ne yazık ki bu ziyaretçilerin ancak yüzde 1’i yurtdışından. Çünkü bölge ABD ve batılı ülkelerin kırmızı çizgisinde yer alıyor. Ancak Urfalılar bölgedeki müthiş zenginliğin dünyaya duyurulmasında, turizmin hakettiği yere gelmesinde adımlar atmaya kararlı.

ZİNCİR MARKA YOK

Bunun için kentin kamu ve özel sektör temsilcileri, Avrupa Birliği fonlarından da yararlanarak Şanlıurfa Turizm Geliştirme AŞ’yi kurmuşlar. Hatta iddialarına göre Türkiye Turizmi Geliştirme Ajansı’na da model olmuşlar. Ajansın başkanı Mehmet Uncu bölgede yapılabilecek yatırımlara ilişkin detaylı bir yatırım ortamı sunumu hazırlamış. 2023 için Turizm Master Planı çıkarılmış. Sadece Şanlıurfa değil Unesco listesinde yer alan Gaziantep, Adıyaman, Mardin ve Diyarbakır’ı da kapsayan Mezopotamya başlığı altında projeler hazırlanıyor. Müzikten mutfağa uluslararası festivallerin de olduğu planın en önemli handikabı yeterli otel olmaması. Mehmet Uncu nüfusu 2 milyon civarında olan Urfa’nın yaş ortalamasının 19 ile en genç il olduğunu söylüyor. 2390 tescilli taşınmaz kültür varlığı bulunduğunu ekliyor. Yatak kapasitesi 6380 olan kentte turizm belgeli yatak kapasitesi ise sadece 2326. 2007’de 200 bini bile bulmayan ziyaretçi sayısı bugün 1 milyon 250 bin olmuş ama Hilton Garden İnn dışında zincir marka yok kentte. Aldığım bilgilere göre bugünlerde Accor, Ramada gibi zincirler bölgeye gelmek istiyor ancak hem bölgenin siyasi sorunları hem otel yatırımı yapacak yatırımcı bulamamaları büyük engel. Uncu yatırımcıları davet ederken bölgedeki yatırım imkanlarını da şöyle sıralıyor: “Urfa cazip yatırım imkanlarına sahip 6’ıncı bölgede yer alıyor. KDV, Gümrük Vergisi istisnaları var. Kurumlar Vergisi indirimi, SGK istihdam destekleri, faiz destekleri var. 5 ve 4 yıldızlı oteller için yatırım alanları belirlenmiş durumda. Butik otel yapmak için tarihi binalar ve hanlar var. Mesela 300 odalı Millet Han yatırımcı bekliyor.”

İSO: GAZİANTEP’TEN BİR ŞEYLER ÖĞRENMEYE GELDİK

İSO Başkanı Erdal Bahçıvan, İstanbul sanayisi olarak öğretmeye değil, Gaziantep’ten bir şeyler öğrenmeye geldiklerinin altını çizerek “İSO Türkiye’nin 500 Büyük Sanayi Kuruluşu araştırmasında giderek payını artıran Gaziantep ili, sanayideki aile işletmeciliğini nesiller arasındaki aktarımını çok iyi başardı. Aile işletmelerinin devamı çok önemli. Buraya, sizden bir şey öğrenmeye geldik” dedi.

Yazının Devamını Oku

‘Sanayici mutlu olursa yatırım artar’

Barış Pınarı Harekâtı’nın etkilediği kentlerden biri olan Şanlıurfa’dayız.

Ziyaret amacımız İstanbul Sanayi Odası’nın (İTO) geleneksel Anadolu illeri ziyaretleri kapsamında iki ay önce gündeme aldığı toplantı. Ziyaret tam da harekâtın sona erdiği güne denk geliyor. Süreçte en çok turizm etkilenmiş ama iş dünyası genel olarak çok etkilenmediklerini söylüyor. Harekâtın sona ermesi ise umutların yeniden canlanmasına neden oluyor. Göbeklitepe ziyaretinden sonra Urfalı sanayicilerle bir araya geliyoruz. Şanlıurfa Sanayi ve Ticaret Odası’nda düzenlenen toplantıda kentin yatırımda geldiği nokta ve fırsatları anlatılıyor. İstanbul Sanayi Odası (İSO) Başkanı Erdal Bahçıvan konuşmasına, “Söz konusu vatan ve ülke güvenliği olduğu zaman, ekonomi de dahil her şey ikinci planda kalır. Şu an oluşan moral sürecinin önümüzdeki süreçte, ekonomimize olumlu işaretlerini mutlaka göreceğiz” diye başlıyor ve şöyle devam ediyor; “Özellikle bölge ekonomisinin alacağı olumlu katkıların sadece bölge için değil, Türkiye için de umut ışığı olacağını düşünüyorum. İş seyahatimizi 3 ay önce planlamıştık, tesadüfen bu tarihe denk geldi. Asıl amacımız, mümkün olduğu kadar İstanbul sanayisinin, İstanbul sanayicisinin bütün birikimlerini ve fırsatlarını bölgenin kaynakları ile buluşturabilmek.”

Şanlıurfa bölgesinin kaynaklar yönünden çok güçlü olduğuna işaret eden Bahçıvan kaynakların doğru değerlendirilmesi gerektiğini söyleyerek şöyle devam ediyor: ”Türkiye’nin kaynak problemi yok, Türkiye’nin sorunu kaynakları doğru kullanabilme noktasındaki eksikliğimiz. Bu bölge, insanlığın tarihini değiştiren bir bölge. Buranın farklı kaynakları ülke için, sanayi, turizm, üretim, tarım anlamında çok ciddi değerler oluşturacak. Buradaki refahı, buradaki ekonomik değerleri yükselttikçe Türkiye’nin de İstanbul’un da yükünü hafifleteceğiz. Özellikle Şanlıurfa’ya yapılan yatırımlarda ivmelenmeyi hissediyoruz. İstanbul yatırımcısının, İstanbul sanayicisinin Şanlıurfa’ya karşı bir daha pozitif bir yaklaşımı var, bunu gözlemliyoruz ve bunun daha da artacağını düşünüyoruz.”

EMİN GRUP’TAN BDDK AÇIKLAMASI

EMİN Grup Yönetim Kurulu Başkanı Emin Üstün’ün basında yer alan görüşlerine düzeltme geldi. Firma tarafından yapılan açıklamada “Emin Üstün, basınla yaptığı röportajda sehven “BDDK’nın sektörü denetlediği” şeklinde ifade kullanmış ve bu ifade 18.10.2019 tarihli gazetede yer almıştır. BDDK’nın firmamız ve benzeri kuruluşlar nezdinde bugüne kadar herhangi bir şekilde denetim veya değerlendirmesi söz konusu olmamıştır” denildi.

Yazının Devamını Oku

Tiflis Belediyesi’ne Türkiye’den midibüs

Türkiye’nin kapı komşusu Gürcistan’ın başkenti Tiflis’teyiz. Kentin en önemli meydanında onlarca belediye midibüsü sıralanmış.

Tören 400 milyon dolar yatırımla ülkenin en büyük yabancı yatırımcısı olan Anadolu Grubu için son derece önemli. Çünkü Tiflis Belediyesi’ne satılan 220 midibüsün teslimatı var. Anadolu Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan, Anadolu Grubu İcra Başkanı Hurşit Zorlu, Anadolu Grubu Otomotiv Grup Başkanı Bora Koçak, Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan’ın katıldığı törende 16.9 milyon dolar tutarındaki midibüslerin teslimi bir zamanlar Milan’da oynamış milli futbolcu şimdiki belediye başkanı Kakha Kaladze’ye yapılıyor.

Anadolu Isuzu Genel Müdürü Tuğrul Arıkan, Türk mühendisleri tarafından geliştirilen dünyaca ünlü modelleri Novociti Life’ın Tiflis dışında Polonya, İtalya, Yunanistan ve Fransa’da da yollarda olduğunu söylüyor. Arıkan şunları bilgileri veriyor: “Novocity Life’ın elektriklisini de önümüzdeki sene 2020’nin sonunda piyasaya süreceğiz. İhracatta 33 distribütör ile 42 ülkeye geldik. 42 ülke nerdeyse 42 farklı talep, regülasyon. Onun için de güçlü Ar-Ge merkezi kurduk. 130’u aşkın mühendis arkadaşımız çalışıyor. Otobüsleri tamamen kendi merkezimizde geliştiriyoruz. Yerlilik oranı bazılarında yüzde 70’e kadar çıkıyor. Satışlarımızın yüzde 75’i Avrupa’ya. Ancak Avrupa’da cd sıkıntılar nedeniyle hedefimiz Ortadoğu, Orta Asya’nın geri kalanı ve Güney Amerika. İç piyasada yüzde 79’luk kayıp var. Biz de ağırlığı ihracata verdik.”

Gürcistan’da sadece otobüs değil enerji ve bira üretimi ile de bulunduklarını söyleyen Yönetim Kurulu Başkanı Tuncay Özilhan ise yaklaşık 400 milyon dolarlık bir yatırım miktarına ulaşarak en büyük yabancı yatırımcı olduklarını söylüyor. Özilhan şunları anlatıyor: “Japonların otobüs konusunda hiçbir tecrübesi yok. Tamamen Anadolu Isuzu’nun kendi geliştirdiği bir teknoloji ve tecrübe bu üretim. Dolayısıyla hakikaten bu çok önemli. Japonlar da bunu gayet iyi destekliyor. Ayrıca biz İngiltere’ye kendi markamızla üretim yapıyoruz. Ticari vasıtanın önümüzdeki dönemde açılması konusu tamamen ekonomi ile bağlantılı. Önümüzdeki dönemde Türkiye büyümeye girerse istikrarlı bir şekilde talep artacaktır. Ama ben Türkiye’de çok fazla kamyon olduğu inancındayım.”

KOBİ’LER İÇİN FIRSAT VAR

GÜRCİSTAN Büyükelçisi Fatma Ceren Yazgan ise kapı komşusu olan bu ülkenin Türk yatırımcıları için son derece önemli bir potansiyel ifade ettiğini söylüyor. Özellikle KOBİ’ler açısından yatırım imkanlarının fazla olduğunu dile getiren Yazgan, yatırım yapmak isteyenlere şu önerilerde bulunuyor: “Yatırımı uzun vadeli düşünüyorsanız gelin. Ne iş yaparım diye değil iyi yaptığım bir işi buraya nasıl taşıyabilirim diye bakılmalı. Tekstil, turizm önemli yatırım alanları. Yatırımlarda ciddi kolaylıklar var. Biz büyükelçilik olarak her türlü imkanı vermeye hazırız.”

Yazının Devamını Oku

Market markalarına kısıtlama geliyor

Ticaret Bakanlığı’nın uzun süredir gündeminde olan Perakende Yasası’nda sona yaklaşıldı. Yeni düzenleme ile zincir ve indirim marketlerine yönelik önemli adımlar atılacak. Özellikle market markalı ürünlere kısıtlama geliyor. Bu ürünlerin üreticileri ise bu kararın sektörü ve tüketiciyi olumsuz etkileyeceğini, enflasyona da olumsuz katkı yapacağını savunuyor.

Türkiye'de yılan hikayesine dönen ve bir türlü tarafları memnun etmeyen iki yasa var. Hal ve Perakende Yasası... Bu iki yasada da Ticaret Bakanlığı uzun bir süredir çalışma halinde. Çalışmalar sona gelmiş durumda. Düzenlemelerin yıl sonuna kadar Meclis’e gelmesi hedefleniyor.

Geçen hafta Ticaret Bakan Yardımcısı Sezai Uçarmak ile İstanbul’da Avrupa Birliği ile ortak düzenlenen Ürün Güvenliği haftası toplantısında karşılaştık. Özellikle perakende sektörünün merakla beklediği yeni düzenlemeler hakkında bazı bilgiler aldım.

Yasalarda yapılacak düzenlemeler önemli. Çünkü sektörde rekabet koşulları değişecek, yeniden düzenlenecek. Bunlardan en önemlisi ise son yıllarda Türkiye’de enflasyonla mücadelede önemli bir işlev gören indirim ve zincir marketlerle ilgili.

Yeni düzenleme ile zincir marketlerin kendi markalarıyla sattıkları ürün oranı kısıtlanacak. Marketlere yöresel ürün satma zorunluluğu gelecek. İndirim marketlerinin açılması ise semtin nüfusu, gelir durumu, market sayısı gibi kriterlere göre belirlenecek. Böylece esnafın rekabete karşı korunması sağlanacak.

Market markalı ürün bir perakende zincirinin yalnızca kendi mağazasında satılmak üzere kendi belirlediği marka ile üretim yaptırması demek. Private Label olarak bilinen bu ürünler Türkiye’de son yıllarda hızla büyüyen bir sektör yaratmış durumda. 2018 yılında önceki yıla kıyasla market markalı ürünlerin cirosu yüzde 70 artışla yaklaşık 50 milyar liraya yükselmiş durumda.

Uçarmak, özel markalı ürünlerin bazı marketlerde yüzde 80’leri bulduğunu söylüyor. Bunun da rekabeti bozduğu, üreticinin kendi ürünlerini kendi markasıyla satma imkanını kısıtladığını anlatıyor.

Peki bu konunun doğrudan muhatabı olan özel markalı ürün üreticileri ne diyor? Private Label Derneği Yönetim Kurulu Başkanı İmer Özer’e göre bu düzenlemenin sonuçları kendileri için hiç de olumlu değil.

Yazının Devamını Oku

Sermayemiz artık sadece para değil

Beymen ve Network’ü Katarlı ortağı Mayhoola’ya satan Boyner, yeni yatırımlara hazırlanıyor. Yönetim kurulu başkanı Cem Boyner, “Tırnaklarımızla oluşturduğumuz markaları sattığımız için tabii ki üzgünüz ama 5 yılda çıkacağım diyen ortağımıza ahde vefa borcumuz vardı. Şu andan itibaren çok yatırımımız olacak ama bu yatırımlarımızda artık sermayemiz sadece para değil becerilerimiz olacak” diyor.

Boyner Grubu bu yılın başında önemli bir karar alarak bünyesindeki Beymen Mağazacılık ve AY Marka Mağazacılığı 2015’ten beri ortağı olan Katarlı Mayhoola’ya sattı. Beymen ve Network Mayhoola’ya geçerken, Boyner Mağazacılık ve Altınyıldız Tekstil Boyner Holding’de kaldı. Yönetim Kurulu Başkanı Cem Boyner ile biraraya geldik. Türkiye’nin bu önemli üretici ve perakende grubunda bundan sonra neler olacak konusunu konuştuk. Boyner, “Ortağımız geldiğinde 5 yıl sonra giderim dedi. Ahde vefa paradan daha önemli” diyor. Boyner, yeni dönemi şöyle anlatıyor:

Boyner Grubu olarak önemli bir yeniden yapılanma dönemindesiniz. Bu süreci anlatır mısınız?

- Boyner Grubu olarak ilk ortağımız CVCI’dı (Citibank), 2007’de ‘beş sene için yatırım yapacağım burada’ diyerek geldi beş sene sonunda çıkarken imkanımız vardı, sattığımız hisseyi iki katına geri aldık. Sonra 2015’te Mayhoola geldi, o da “5 senelik yatırım yapacağım” dedi. Onun için geçen seneden itibaren çıkış yolları aradık. Beymen’i halka açmak istedik fakat o sırada sermaye piyasalarının önü kapandı. 2019’da da yabancı sermaye yatırım için pek hevesli olmadı. Umutla davet ettiğin bir yatırımcıyı evinden memnuniyetle uğurlaman lazım. Mutlu yatırımcı bir sonraki yatırım için kartvizitin oluyor. Planladığımız çıkış yolları kapanınca şirket portföyünü paylaşarak herkesin mutlu olduğu sonuca geldik. Onlar kendi bildikleri alan olan lüks segmentte Beymen ve Ay Marka’yı portföylerine eklediler. Biz de çok uzun zamandır grubu yönlendirdiğimiz milyonlarca tek müşteri kainatını, Boyner, Morhipo, Hopi, Altınyıldız tarafını tercih ettik.

Beymen ve Network sizinle özdeşleşmiş markalardı. Üzüldünüz mü?

- Evet bir satış konuşuyoruz. Mutlaka para var işin içinde kabul. Ama onun kadar önemli başka bir şey daha var. O da “ahde vefa.” Tabii ki üzüldük. O markalar tırnaklarımızla yarattığımız markalardı. Beymen ve Ay Marka’da üç nesil çalışan insanlarla, markalarla çok yakın bir bağımız var. Ama bir taraftan da ortağına bir ahde vefan var. Bunların hepsinin doğru dengelendiği, kazanan ve kazandıran yolu herkes için bulduk diye düşünüyorum. Şu anda geldiğimiz noktadan herkes memnun. Anlattığım bu his sadece bana ait hisler değil, tüm ailenin, ortaklarımızın hisleri.

Satıştan sonra çalışan sayısı ne oldu?

- Şu anda 300’ün üzerinde mağazamız ve merkezlerde toplam 7 bin 500 çalışanımız var. Daha önce 10 bindi.

Yazının Devamını Oku

Veziroğlu’nun ‘Amerikan rüyası’

ABD’nin New York kentinde yılbaşında 6 milyar dolar yatırımla dev bir alışveriş merkezi açılıyor. American Dream isimli AVM’nin beklenen yıllık ziyaretçi sayısı 46 milyon. AVM’nin 400 milyon doları bulan yeme-içme ve eğlence operasyonlarını üstlenen Grisini, Doğuş Grubu’nun D.ream şirketinin kurucusu ve eski CEO’su Levent Veziroğlu’nu transfer etti.

YILBAŞINDA Amerika’nın New York kentinde dev bir alışveriş merkezi açılıyor. 6 milyar dolar yatırımla gerçekleşen alışveriş merkezinin yılda beklediği ziyaretçi sayısı 46 milyon kişi. Manhattan’ın tam karşısındaki New Jersey’de inşaatı hızla süren bu AVM’nin şu anda ABD’de inşa edilen dünyanın en büyük tek bir alandaki eğlence ve alışveriş merkezi projelerinden biri olacağı söyleniyor. Projenin içinde üç tema park bulunuyor. Projenin adı ise American Dream (Amerikan Rüyası)... Ortakları arasında ABD’li sermayedarlar ve fonlar yer alıyor. Öğrendiğime göre ABD’de uzun yıllardır yaşayan bir Türk iş insanı da ortaklar arasında... Şimdi bu AVM bizi neden ilgilendiriyor diye soruyorsunuzdur eminim. Tüm bu projelerin içinde yeme-içme eğlence alanlarını Grisini Grubu üstlenmiş. Aldığım bilgilere göre Grisini de bu işe 400 milyon dolar yatırım yapmış. Grisini bu büyük yatırıma girerken Türkiye’den çok önemli bir ismi transfer etti. Bu isim Doğuş Grubu’nun yeme içme markası D.ream’in kurucusu ve markanın yaratılmasında büyük emeği geçen Levent Veziroğlu. Öğrendiğime göre Levent Veziroğlu, bir ay önce İcradan Sorumlu Yönetim Kurulu Başkanı olarak imzayı attı.

FİNANS SEKTÖRÜNDEN GELİYOR

Veziroğlu, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi ve The American University lisans bölümü mezunu. Kariyeri Sayıştay denetçiliği ile başlıyor. Hazine Müsteşarlığı’nda IMF ile İlişkiler ve Ödemeler Dengesi Daire Başkanlığı, IMF İcra Direktörleri Kurulu Kıdemli Danışmanlığı gibi önemli görevlerle ilerliyor. 2008’de ise bürokrasiyi geride bırakarak Doğuş Holding’e geçiyor. 2012’de eğlence sektöründe faaliyet gösterecek D.ream’in kurucu ve CEO’su oluyor. Türkiye’de yeme içme alanında kurumsal bir yapı yaratmak isteyen Doğuş Grubu’nun Nusret, Kitchenette, Zuma, Gina, Kiva, Mezzaluna gibi restoranların alımında fizibilitesini yaparak imza atan Veziroğlu, bu işe bakışını “Biz bu sektörde bütünsel bir anlayış içinde, üretimden servise kadar uzanan zincirin bütün halkalarını planlamaya çalışıyoruz” diye açıklamıştı.

Veziroğlu’nun Doğuş’la ilişkisi ise geçen yıl bankalarla yeniden yapılandırma çalışmalarının ardından bitti. Grupta Aclan Acar gibi bazı isimlerin ayrılmasıyla başlayan yönetimsel değişiklikte turizm ve yeme-içme işleri şirketleri Doğuş Turizm Grubu ve D.ream birlikte yönetilmeye karar verilerek başına Eryiğit Umur CEO olarak getirilmişti. O günlerde Şahenk’in, Veziroğlu’ndan icrada değil yönetim kurulunda yer almasını istediğini yazmıştım. Ancak Veziroğlu daha sonra Doğuş’tan ayrılmıştı. Ferit Şahenk şimdi grubun bizzat başında. Veziroğlu’nun transferinden ise haberi var mı bilmiyorum. Çünkü aldığım duyumlara göre Galataport’un başına Veziroğlu’nun gelmesini istiyormuş. Ayıca Veziroğlu ile ilgili son dönemde yurtdışında ve içinde otel yatırımlarıyla dikkat çeken Galataport’un da ortağı olan Serdar Bilgili ile yeme-içmede yeni markalar yaratan Cihan Kamer’in de planları olduğu söyleniyordu. Ferit Şahenk’le bir uçak yolculuğunda planlayıp kurduğu D.ream’i 7 yılda dünya çapında bir marka haline getiren Veziroğlu’nun yönetim başarısı demek ki dünyada da gözden kaçmamış. Veziroğlu şimdi bu deneyim ve bilgi birikimini ABD’de gösterecek. Veziroğlu Türkiye’deki “hayallerini” büyük bir tesadüfle artık ABD’de gerçekleştirecek. Yani Veziroğlu için Türk D.ream’in açtığı yol American Dream’e çıkıyor!

ÖTV İNDİRİMİ BEKLEYİŞİ YENİDEN BAŞLADI

BHS

Yazının Devamını Oku

‘Çaylar şirketten’ dönemi bitiyor

Türkiye’nin şehirlerarası yolcu taşımacılığı sektöründe Kamil Koç’un Alman Flixmobility’ye satılmasıyla yeni bir dönem kapıda. Bir teknoloji girişimi olan Flixmobility’nin Kamil Koç’tan sonra başka markalarla da işbirliği yapabileceği, acenteli, ikramlı, servisli geleneksel yapının da değişeceği belirtiliyor.

 

YIL 1923... Cumhuriyet yeni kurulmuş. Bursa’nın Pazarcık ilçesinde yaşayan genç Kamil Koç, askerden döndükten sonra yapacak başka iş bulamayınca, bir mandanın çektiği arabasıyla yük taşımaya başlar.

1926’da bu işin araçsız başarılı olamayacağını gören Kamil Koç, önce ehliyet, ardından da bir Fiat şase alır. Bu şasenin üzerini ahşap ve tente ile kaplatarak, yolcu taşımacılığına başlar... Yıllar içinde filosunu genişleten Koç, Marshall Planı ile genişleyen karayollarında yolcu taşımacılığını geliştirme kararı alır ve 1949’da Bursa ile İstanbul arasında yolcu taşımaya başlar.

Adıyla markalaştırdığı otobüs yolcu taşımacılığında ikram, otobüste host-hostes uygulaması, biletlere yolcu ismi yazdırılması, sigara yasağı gibi ilkleri başlatan bir öncü olur. Yıllar içinde Türkiye’nin en büyük 500 şirketi arasına girer Kamil Koç. Markanın kurucusu Kamil Bey 1975’te hayatını kaybettiğinde, yönetim, okutmak için büyük çaba harcadığı üç kızı ve üçüncü kuşak tarafından devralınır. Ancak hem sektörün son yıllarda girdiği kriz, hem de aile içinde çıkan sorunlar nedeniyle, şirket 2013’te Actera Group’a satılır.

18 MİLYON YOLCU

Kâmil Koç bugün iş ortakları ile birlikte yaklaşık 8 bin kişilik büyük bir grup. Toplam 67 il ve 271 ilçede, 861 bilet satış noktasına sahip. Yaklaşık üçte biri kendine ait olan bin 100 araçlık bir otobüs filosu var. Taşıdığı yolcu sayısı ise yılda yaklaşık 18 milyon. Rekabet Kurulu’ndan da çıkan onayla, bu önemli şirket geçen günlerde tekrar el değiştirdi. Actera fonu, şirketi Almanya’da üç genç tarafından kurulan Flixmobility GmBH’ye devretti. Bu el değiştirme ne anlama geliyor? Uçak ücretlerinin yükselmesi ile yeniden alternatif hale gelmeye başlayan yolcu taşımacılığı, Türkiye’de nereye gidiyor? Bu soruların yanıtını sektörün uzmanlarına sorarak bulmaya çalıştım.

Türkiye’de yolcu taşımacılığı pazarında yılda 185 milyon kişi bir yerden bir yere taşınıyor. Bugün yaklaşık 340 firma Türkiye’nin tüm kentlerine yolcu taşımacılığı yapıyor. Sektör, havayolu taşımacılığının ulaşılabilir hale geldiği 2000’li yıllar sonrası çok ciddi bir türbülans yaşadı. Birçok değerli markalar sektörü terk etmek zorunda kaldı. Sektör bugünlerde kalite, güvenlik gibi konularda büyük imaj kaybı yaşıyor. Araçların eskimesi, sık sık yanan otobüsler, kalitesi bozulmuş servis anlayışı, rötarlar, çalışan kalitesi gibi büyük sorunlar var. Böyle bir ortamda Alman grup Türkiye’de ne yapacak? FlixMobility, “Herkesin dünyayı keşfedebilmesi için çevreci ve akıllı seyahat” sloganı ile üç Alman gencin girişimiyle 2013 yılında yola çıkmış bir grup. Almanya’da otobüs piyasasının serbestleştirilmesi ile hızlı bir büyüme gerçekleştirmiş. Aslında bir teknoloji girişimi, e-ticaret platformu.

Yazının Devamını Oku

İş dünyası 100 milyar doların peşinde

Türkiye ile ABD arasında siyaset kadar ticaret de masada. Çin’e gümrük vergilerini arttırmak isteyen Başkan Donald Trump’ın ortaya attığı 100 milyar dolarlık ticaret hedefinin gerçekleşmesi için iki ülke işinsanları yol haritasını çıkardı. Önceki gün Türkiye’ye gelen ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross yapacağı görüşmelerde bu yol haritasını konuşacak. Ortaya çıkan sonuçlar ortak bir projeye dönüştürülecek. Bu projenin lansmanı ise 25 Eylül’de New York’da yapılacak.

TÜRKİYE ile Amerika Birleşik Devletleri arasında görüşmeler son dönemlerde hayli yoğun. Bu görüşmelerin temelinde tabii ki Suriye konusunda yaşanan siyasi pazarlıklar ön planda. Ancak iki ülke arasında buna paralel ilerleyen önemli bir konu da ekonomik. Türkiye ile ABD arasında uzun stratejik ortaklık yıllarına rağmen ticaret hacmi 2018 rakamlarına göre sadece 20 milyar dolar. Bunun 12.4 milyar doları ABD tarafına ait. Bu rakamın arttırılması son günlerin en önemli konusu. ABD Başkanı Donald Trump ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından geçen yıl dillendirilen 100 milyar dolar hedefiyle iş dünyası için büyük bir fırsat gündemde.

Bu hedefe ulaşmak için iki ülke iş dünyası raporlar, yol haritaları hazırlıyor. Türk tarafında geçen aralık ayında Türkiye Amerikan İş Konseyi (TAİK) yol haritasını belirlemek üzere çalışma başlatmış ve daha sonra Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, Türk İş İnsanları Derneği (TÜSİAD), Türkiye İhracatçılar Meclisi, Uluslararası Yatırımcılar Derneği, ABFT gibi iş dünyasının temsilcileri bir araya gelerek herkesin yaptığı çalışmaları tek bir çatıda birleştirmiş ve nihayetinde Boston Consulting Group’tan bu süreci yönetmesini istemişti.

Bu arada yoğun görüşmeler başladı. Geçen yıl Washington’da TAİK Başkanı Mehmet Ali Yalçındağ ve ATC başkanı General James Jones’un katıldığı toplantılar yapıldı. Geçen ayki G20 zirvesinden sonra Yalçındağ, Trump’a mektup göndererek, iki ülke arasındaki ticaret hacminin 100 milyar dolara çıkartılması için Trump’ın desteğinden iki ülke iş dünyasının memnuniyetini dile getirdi. Bu mektupta hedefe nasıl ulaşılacağına ilişkin rapor hazırlandığını da söyledi.

Mektuptan sonra 5 Ağustos’ta ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross, Yalçındağ’ı arayarak rapor hakkında bilgi istedi ve ABD tarafının hazırladığı raporla karşılaştırmak üzere Yalçındağ’ı 29 Ağustos’ta Washington’a davet etti.

İşte bu yoğun temasların ardından ABD Ticaret Bakanı Wilbur Ross önceki gün Türkiye’ye geldi. Elinde dosyalarla gelen Ross’un hem iş dünyası hem de Ankara’da Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşmeleri var.Ross, Türkiye’de ilk 3 gününü İstanbul’da başta TAİK olmak üzere TÜSİAD, TOBB, TİM, YASED ve ABFT gibi iş dünyasının temsilcileri ile geçirecek. Pazar günü de tarihi yerleri ziyaret edecek. Haftasonu Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ile görüşen Ross, 9 Eylül’de ise Ankara temaslarına başlayacak.

NEW YORK’TA LANSMAN

İki tarafın hazırladığı raporlarda yatırım ortamının iyileştirilmesi, iki ülke arasındaki algının güçlendirilmesi gibi ana konular var. ABD tarafının dikkat çektiği konular arasında devlet görevlilerinin hızla aksiyon alması, lojistik maliyetlerinin düşürülmesi, gümrük prosedürlerinin kolaylaştırılması isteniyor. ABD Türkiye’ye sıvılaştırılmış petrol gazı (LNG) ihracatını arttırmak istiyor. Öne çıkan sektörler havacılık, enerji, sağlık ve tıbbi cihazlar, kimya ve finans. ABD tarafının diğer beklentileri arasında tarımsal ürünlerin ithalatı, farmakoloji alanındaki uygulamalar, veri korumaya ilişkin düzenlemeler ve 5G için atılması gereken adımlar nedeniyle Amerikan şirketlerinin yaşadıkları zorlukların aşılması da yer alıyor.

Yazının Devamını Oku

‘Müşterilerimi çaldın’ kavgası

Organik ürün trendi gıda ve tekstilden sonra temizlik sektörünü de etkisine aldı. Organik temizlik pazarında 50’den fazla marka var. Sektörde yaşanan rekabet ve anlaşmazlıklar mahkemeye dahi taşındı. Piyasanın bilinen markalarından Glint, müşteri portföyüne el koyduğu suçlamasıyla MFC Global markasıyla davalık oldu.

Organik gıdadan sonra tüketiciler şimdi de organik temizlik ürünlerinin peşinde. 60 milyar dolarlık bir sektör olan temizlik sektöründe Unilever, Procter and Gamble gibi büyük devler var. 100 yıllık geçmişe sahip bu sektöre yönelik son yıllarda ise büyük tartışmalar yaşanıyor. Sağlıkta ve ekolojik dengede büyük tahribat yarattığı iddia edilen temizlik maddelerine karşı dünyada da ciddi bir sorgulama var. Bu endişeler gıda ve tekstilde olduğu gibi temizlik konusunda da organik arayışları arttırıyor. Özellikle ev temizliğinde bu arayışları hızlandırıyor. İnternetin de yaygınlaşması ile son yıllarda kendi iş modeliyle gelen yeni bir sektör olarak karşımıza çıkıyor.

50 FARKLI MARKA VAR

Daha çok internetten ulaşılabilen bitkisel kaynaklı temizlik malzemelerinde marka sayısı 50’yi geçmiş durumda. Dünyada yaygın olan Amway, Farmasi gibi doğrudan pazarla firmalarını örnek alarak online siparişle çalışan yüzlerce firma var. Ancak büyük bir hızla büyüyen ve büyümekte olan sektörde bu endişelerden faydalanmaya çalışan firma sayısı da çok fazla. Merdiven altı üretim yaygın. Kendisine göre bir formül yaratan bu firmalar istedikleri gibi pazarlama yapabiliyor. Deterjan ve temizlik maddelerinin yarattığı korkular nedeniyle çamaşır, bulaşık ve ev temizliğinde ben de organik ürünler kullanmaya çalışıyorum. Ancak bugüne kadar sadece tüketici olarak baktığım bu alanda yaşanan bir ticari anlaşmazlığı anlamaya çalışırken bu korkularımızın nasıl kullanıldığını da görmüş oldum. Sektörde çok çeşitli belgeler var. Bir formül yaratırsanız bu belgelere ulaşmanız kolay. Bir marka bir şişe bir de bunları bir araya getirecek depo buldunuz mu siz de organik temizlik maddesi üreticisi olabiliyorsunuz. Üretici firmaların üzerinde herhangi bir denetim veya yaptırım yok.

REKABET BÜYÜYOR

Anlaşmazlık konusuna gelince. Bu sektörün en tanınmış markalarından biri 6 yıldır piyasada bulunan Glint’le bir yıldır dağıtımcısı olarak çalışan MFC Global firması arasında markaya zarar verme, müşteri portföyünü boşaltma, tehdit, şantaj gibi iddialarla mahkemeye yansıyan bir sorun var. Glint’in üreticisi bir kadın girişimci Pınar Vardar. Daha önce dershane sahibi olan Vardar, dershaneler kapanınca bu sektöre giriyor. Bitkisel temizlik sektöründe sadece yurtiçi değil 27 ülkeye de ihracat yapıyor. Vardar’ın iddiası şu: “MFC Global’le bir yıl önce satış ve dağıtımı konusunda bir sözleşme yaptık. Ancak bir yıl sonra bir gün internet sitemiz bize kapandı. Sitede Glint yerine Eya Clean adında bir marka pazarlanmaya başlandı. Instagram sayfamız ve müşteri portföyümüz kopyalandı. İtirazlar sonucu siteyi tekrar açarak sıfırdan başladık.”

DOĞRU PAZARLAMA

Şirketi 1.5 yıl önce kuran şimdi ise 6 ay önce üretime başlayan Eya Clean’in dağıtımını üstlenen MFC Global’ın sahibi Mesut Ceyhan ise Glint’in müşteri portföyünü zaten kendilerinin oluşturduğunu söylüyor. Ürünü beğenmedikleri için başka marka ile çalışmaya başladıklarını anlatan Ceyhan, kendilerinin de o şirkete ilişkin davaları olduğunu belirtiyor ve şunları söylüyor: “Ürünlerimiz bitkisel ve konsantre. Temizlik sektörü hızla bu yöne kayıyor. Bu sektör çok hızlı büyüyor, büyüyecek. Biz de sektörün önemli bir aktörüyüz. TÜBİTAK’la çalışıyoruz, Ar-Ge yapıyoruz. Formülü olan herkes üretim yapabilir. Bizim bugün 170 bin üyemiz, 1 milyona yakın takipçimiz var. Başarım sosyal medyadan geliyor. Doğru bir pazarlama ile isterseniz sizde marka olabilirsiniz. Üretmek önemli değil. Kimyacı olmaya da gerek yok” diyor.

Yazının Devamını Oku

TEMA kavgası

‘Toprak dede’ Hayrettin Karaca, ‘yaprak dede’ Nihat Gökyiğit tarafından 1992’de kurulan TEMA Vakfı, ismini korumak için TEMA Okulları’na dava açtı. Bilirkişi raporu Tema’dan yana çıkarsa iki girişimcinin kurduğu okul adını değiştirmek zorunda kalacak.

İKİ toprak sevdalısı, Toprak Dede Hayrettin Karaca ve Yaprak Dede A. Nihat Gökyiğit tarafından 1992 yılında kuruldu TEMA Vakfı. Amaçları Anadolu’da yaşanmakta olan erozyon ve çölleşme tehlikesine karşı kamuoyunun dikkatini çekmek, bu mücadelenin devlet politikası olmasını sağlamaktı. Vakıf yıllardır “Türkiye Çöl Olmasın” sloganıyla çok önemli adımlar atarken Karaca ve Gökyiğit de hala bugün ilerlemiş yaşlarına rağmen bu amaç doğrultusunda yaşıyorlar.

İş dünyasının da çok önemli isimleri olan bu iki değerli ismin kurduğu Tema’nun bugünlerde en önemli işi yanan ormanlar için başlattığı kampanya. Ancak bir de isim hakkına ilişkin verdiği bir mücadele var.

Sorun büyük İstanbul depremi sırasında tanışan iki arkadaş Murat Polat ve Ercüment Amasyalı tarafından kurulan Tema Okulları’ndan kaynaklanıyor. Tema markasını kullanan girişimcilerin haksız kazanç sağladığını düşünen Tema Vakfı, markanın kullanılmaması için bu gruba dava açmış.

Tema Okulları’nın internet sitesinde yer alan tanıtıcı bilgilerde yeşil ve doğa konusuna özel önem verilmesinin algı karmaşası yarattığı belirtiliyor. Okulun tanıtım yazılarında yer alan o bilgiler şöyle:

“Yeşili seviyoruz, yeşil içinde öğrenmeye inanıyoruz. O nedenle Tema Okulu’nun yeşil bir kampüs içinde olmasını tercih ettik. Bizi özel kılan diğer etmenler olarak sıralanabilir. Atölye destekli programlarımız ( sanat, fen-doğa, yapı inşa, evcilik ve müzik atölyeleri), yaz-kış kullandığımız bahçemiz, okul içinde beslediğimiz kuşlarımız, balıklarımız ve biz, bir bütünüz.”

Tema Vakfı’ndan aldığım bilgilere göre davada bilirkişi raporu aşamasına gelinmiş. Tema’nın hukukçularından Ömer Aykul “Markanın ticari bir olay olduğunu kamuoyunda önemli kuruluşların marka ve logalarının, tanıtıcı işaretlerinin önemli oranda sert koruma altına alındığı” belirtiyor. Davayı açma nedenlerini ise “Tema’nın okul açtığı” algısı olduğunu söyleyen Aykul, önce ihtar çekerek durumun düzeltilmesini istediklerini olmayınca da dava açtıklarını söylüyor. Mahkemeye ulaşan bilirkişi raporunda “haksız çıkar elde ediliyor” kararı çıkarsa okulun adının değişmesi gerektiğini belirterek şunları söylüyor:

“Tema markası zaman zaman girişimciler tarafından kullanılıyor. Bizden önce kullanılmışsa itiraz hakkımız yok. Ama bizden sonra ise hemen ihtar çekiyoruz. İtiraz edilmezse ürünler toplanıp imha ediliyor ve dava sürecine ihtiyaç kalmıyor. Tema ticari olmaktan çok özel bir amacı olan bir vakıf. O nedenle markamız konusunda titiz davranıyoruz” diyor.

FİDAN BAĞIŞINA YOĞUN İLGİ

Yazının Devamını Oku

İTO’da denetim

İstanbul Ticaret Odası (İTO) bir süredir hareketli günler yaşıyor. Son dönemde parti kuracağını açıklayan Ahmet Davutoğlu’nun dünürü İTO Başkan Yardımcısı Dursun Topçu’nun istifasıyla su yüzüne çıkan bu hareketlilik Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu’nun denetimiyle farklı bir boyutta sürüyor. İTO’da kimine göre 2016-2018 dönemi, kimine göre bu dönem inceleniyor. Bu dönemin incelenmesi halinde ise sonu seçime kadar gidecek yeni bir süreç gündemde.

İSTANBUL Ticaret Odası (İTO) 137 yıllık geçmişi, 400 bine yakın üyesiyle Türkiye’nin en köklü iş örgütlerinden biri. İstanbul’un esnaf ve tüccarlarını bir araya getiren odada yönetim kurulu seçimleri her zaman heyecanlı olmuştur.

Geçen yıl nisan ayında yapılan son seçimlerde de yönetimi oluşturacak adaylar yine yoğun kulisler sonucunda şekillenmişti. İki aday adayı Şekip Avdagiç ile Murat Kalsın için İTO’daki ağırlığı nedeniyle Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) temayül oylaması yapmış, oylamada Şekip Avdagiç öne çıkmıştı.

Avdagiç’in başkan seçilmesinde en büyük destekçisi ise eski Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun dünürü Dursun Topçu olmuştu.

Seçimlerin üzerinden daha bir yıl yeni geçmişken İTO’da bir süredir yeni bir hareketlilik başladı. Çünkü bilindiği gibi bir süredir Ahmet Davutoğlu’nun parti kurma hazırlıkları var.

Yönetime muhalif olanlar Topçu-Davutoğlu ilişkisini gündeme getirdi ve Dursun Topçu’nun İTO Başkan Yardımcılığı tartışılmaya başlandı. Topçu’nun istifası geçen günlerde Avdagiç tarafından açıklandı. Ancak Topçu’nun istifası İTO kulislerini sakinleştirmiş görünmüyor.

Çünkü İTO’da bir süredir Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurumu’nun denetimi var. Denetimin nedeni açıklanmıyor ama kimine göre 2016-2018 dönemi mercek altında, kimine göre ise Avdagiç dönemi soruşturuluyor. Avdagiç karşıtlarının iddiasına göre Topçu’nun istifası Davutoğlu’nun parti kurması ile ilgili değil, denetime karşı bir stratejinin parçası. Yine iddialara göre denetim uzun sürecek.

İddiaları muhatapları Avdagiç ve Topçu’ya ayrı ayrı sordum. Şimdilik konuşmak istemediklerini söylediler.

Yazının Devamını Oku

2018'deki boks maçı yatırıma öncü oldu

2016’da Türkiye ve Almanya arasındaki ilişkilerin gergin olduğu dönemde ‘Sadece ringde dövüşebilirsiniz’ sloganı ile Almanya’da bir boks maçı yapılıyor. Davetliler arasında dönemin Porche-Volkswagen Yönetim Kurulu üyesi Uwe Hück de yer alıyor. Organizasyonun sahibi Orka Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu da bugünlerde Türkiye’de yatırım yapacağı konuşulan Volkswagen’in gündemine Türkiye’nin o zamanlarda girdiğini söylüyor.

TÜRKİYE’nin gündeminde bugünlerde önemli bir yatırım var. Volkswagen yeni fabrikasını Bulgaristan’a mı Türkiye’ye mi kuracak heyecanla bekleniyor. Damat markasının sahibi Orka Yönetim Kurulu Başkanı Süleyman Orakçıoğlu ile sohbet ederken bu yatırıma geldi konu. Orakçıoğlu bir anısını anlattı. 2017’de Stuttgart’ta bir mağaza açıyor Damat. Davetliler arasında ise Porche-Volkswagen Yönetim Kurulu üyesi Uwe Hück ve Türk asıllı boksör Fırat Aslan var. Porsche’de çalışan üst düzey Türklerle geliyor davete Hück. Almanya ile ilişkilerin en gergin olduğu dönemlerden biri. İlişkilerin normalleştirilmesi için dostluk zinciri kuruluyor. Geçen yıl ise Türk Alman dostluğu için Türkiye’de bir dostluk maçı yapılıyor. Ringe çıkan boksörlerden biri ise Uwe Hück. ‘Sadece ringde dövüşebilirsiniz’ sloganı ile iki maç yapılıyor. Maçın gelirleri ise Darrüşafaka’ya bağışlanıyor. Darrüşafakalı öksüz ve yetim çocuklara giden para kendisi de yetim olan Hück’ü çok duygulandırıyor. Volkswagen yatırımı için Türkiye’nin gündeme geldiği günlerin işte o günler olduğunu söylüyor Orakçıoğlu. “Çorbada bizim de bir tuzumuz oldu. Hück bugün yönetimde değil ama onun çabalarını unutmak mümkün değil” diyor. Türkiye otomobil üretiminde Avrupa’nın üssü. Yeni bir markanın burada olması hem Türkiye ekonomisi, istihdamı için önemli, hem de dünyaya Türkiye’nin yatırım için ideal bir ülke olduğunu göstermesi açısından önemli. AB açılımı için bundan daha iyi bir adım da olmaz herhalde!

MİKRO KREDİYLE KURULAN HAYATLAR BELGESEL OLUYOR

Dünyada mikro kredi denilince ilk akla gelen Muhammed Yunus’tur. Türkiye’de ise Aziz Akgül. Yıllar önce Türkiye İsrafı Önleme Vakfı’nı (TİSVA) kuran Türkiye Gramen Fonu ile bugüne kadar 180.000’den fazla dar gelirli kadına 870 milyon Türk Lirası değerinde mikrokredi dağıtarak hayatlarını değiştirdi. Şimdi o kadınlardan seçilmiş 7 rol model kadının hayatı belgesel oluyor. Mikro kredi alan ve kendi girişimlerini başlatan, Türkiye’nin 7 farklı bölgesinden 7 farklı kadının hikayesini konu alacak olan belgeseli eski gazeteci yeni yönetmen arkadaşım Orhan Tekeoğlu çekiyor. Batman’dan Dilber Sevim, Eskişehir’den Sadet Songül, Aydın’dan Sevilay Köseoğlu, İstanbul’dan Melek Yılmaz, Artvin’den Meryem Alpaslan, Mersin’den Fatma Kalkan ve Diyarbakır’dan Güler Bal. Tekeoğlu, belgeseli uluslararası festivallerde yayınlamayı planlıyor.

Yazının Devamını Oku

Emaar’dan transfer atağı

Dubaili Emaar, 2017’de açtığı ama bir türlü istediği performansı yakalayamayan Çamlıca’daki alışveriş merkezi için atağa geçti. AVM’nin yönetimini Dubai’den gelen yöneticilerine bırakan Emaar, lüks katına yeni markalar transfer ediyor. Louis Vuitton ve Gizia bu markalar arasında. Yeni kiracılarına büyük destekler veren Emaar’ın bu katında Hermes, Gucci, Zegna, Burberry yer alıyor.

DUABİ merkezli Emaar Properties dünyanın büyük gayrimenkul geliştirme şirketlerinden biri. Dubai Şeyhi El Maktum’un ortağı olduğu Emaar’ın Türkiye’de ilk projesi 2006 yılında gerçekleşti.

Dubaili grubun üçüncü projesi ise Çamlıca’da rahmetli işadamı Halis Toprak’a ait arsayı satın alarak gerçekleştirdiği Emaar Square projesi olmuştu. Anadolu yakasındaki bu proje otel, ofis, konut ve alışveriş merkezinden oluşuyordu. 2010 yılında ilk adımları atılan projede yatırım Dubai’nin bir dönem yaşadığı ekonomik krizlere de takıldı. Sonunda inşaat tamamlandı ve 2017’de alışveriş merkezi açıldı.

KİRA DESTEĞİ

AVM’nin kimliği lüks tüketim üzerine oluşturuldu. Cheesecake Factory’den, Uniqlo’ya Türkiye’ye ilk kez gelecek markalarla açılacağı açıklanan AVM’ye sadece Galeri La Fayatte gelmiş oldu. AVM bir türlü beklenen performansı gösteremedi. Bu süreçte birkaç kez AVM yöneticileri değişti. Son günlerde aldığım bilgilere göre ise duruma Dubai merkezi el atmış ve yönetim yine değişmiş. AVM’nin işletmesini Dubai’den gelen yöneticilerine bırakan AVM’nin stratejisi de yeniden belirlenmiş. Stratejinin temelinde son dönemde perakendecilerle ve AVM yatırımcıları arasında yaşanan kira ve yönetim sorunlarına çözüm bulmak var. Emaar Square yöneticileri yeni avantajlarla transfer atağına karar vermiş. Bu markalardan biri Bağdat Caddesi’nin en önemli mağazalarından Louise Vuitton olacak. Geçen hafta Para Dergisi’nde de yazılan kulis bilgisinde yer aldığı gibi marka aralık ayında caddedeki yerini boşaltarak Emaar’a geçiyor. Gelen duyumlara göre Louise Vuitton’a kira ve dekorasyon gibi birçok destek sunulmuş.

KAZAN KAZAN TAKTİĞİ

Türkiye’nin dünyaya açılan markalarından Gizia ise Emaar da 3 bin metrekare gibi büyük bir mağaza açıyor. Bugüne kadar AVM’ye davet edildiği halde marka seçimi ve yönetim sorunları olduğu için gitmeyen Gizia, atakla gelen cazip teklife hayır diyememiş. Gizia’nın kurucusu İsmail Kutlu’yu aradım. Kutlu, perakendecinin uzun süredir alışveriş merkezlerinin “ben kiralarım gerisine karışmam” bakışı nedeniyle sıkıntılı dönemler yaşadığını hatırlatıyor. Dövizle kiralamanın bir süre için yasaklanması ile sektörün biraz nefes aldığını ama bunun kalıcı bir çözüm getirmediğini söyleyen Kutlu, “Dekordan, ciroya çok farklı destekleri var. Kazan kazan taktiği uyguluyor. Biz 2019’da hiç mağaza açmayı düşünmüyorduk. Bu sayede mağaza açtık” diyor.

Emaar, bu atağıyla İstinye Park, Zorlu Center gibi lüks ağırlıklı AVM’lere Anadolu yakasından rakip olmak hedefini yeniden canlandırıyor. Lüks katında yer alan Hermes, Gucci, Burberry gibi sadece Nişantaşı, İstinye Park ve Zorlu’yu tercih eden markaları çekmiş olması yeni stratejisinin doğru olduğu sinyalini veriyor.

Yazının Devamını Oku

Hilton gitti sıra yeni markada

Yaklaşık 6 yıl önce Malatya Girişim Grubu tarafından Malatya’da 240 milyon TL’ye inşa edilen ve işletmesi için Hilton Grubu ile anlaşılan otelde, Hilton ile yollar ayrıldı. Malatya Girişim Grubu Başkanı Adnan Başdemir, “Diğer oteller 100 dolara oda satarken bizim fiyatımız 30 dolara düştü. İstediğimiz düzenlemeler yapılmadı. Hilton’un ardından Radisson Blu, Wyndham ve Marriot ile görüşmelerimiz devam ediyor” dedi.

MALATYA Girişim Grubu, Malatya’da yatırımlar yaparak kentin kalkınmasına katkı sağlamak, istihdam yaratmak için 33 iş insanı tarafından kurulan bir grup.

Kısa süre öncesine kadar başkanlığını Rönesans Grubun kurucusu Erman Ilıcak’ın yaptığı grubun bir araya geldiği tarih 2004.

Grup önce Malatya Park Alışveriş Merkezi’ni inşa ediyor. Ardından da acil bir ihtiyaç olarak görünen kongre merkezi ve global ölçekte tanınan marka bir otel yatırımı geliyor.

240 milyon TL yatırımla inşa edilen otelin işletmesi için 2013 yılında Hilton Grubu ile anlaşılıyor. Double Tree markası Malatya’da faaliyete geçiyor.

Geçen hafta uzun yıllar sonra tekrar başlayan Malatya Kayısı Festivali için Büyükşehir Belediye Başkanı Selahattin Gürkan’ın davetiyle bu kentteydim. İş dünyasında sohbetlerin ana konularından biri Malatya Girişim Grubu ile Hilton’un yollarını ayırmasıydı. Ben Malatya’da iken Hilton’un tabelası inip yerine Malatya Park tabelası asılıyordu. Malatya’da turizm belgeli Anemon, Ramada ve Hilton olmak üzere üç önemli otel var. Anlatılanlara göre Türkiye ekonomisinde yaşanan sıkıntılardan Malatya da payını almış. Otel fiyatları gerilemiş. Girişim Grubu otelin doğru işletilmediğini düşünüyor, Hilton ise sorunu ekonomik sıkıntılara bağlıyormuş.

30 DOLARA DÜŞÜRÜLDÜ

Otel zincirlerinin Anadolu’ya ilgisi artarken Hilton’un ayrılması ilginç geldi ben de Malatya Girişim Grubu’nun yeni başkanı Adnan Başdemir’e sordum. Başdemir şunları anlatıyor: “Otelimiz sadece Malatya’nın değil Doğu’nun en şık oteli. Hilton’la 6 yıl önce el sıkışmıştık. Ancak işletme aradan geçen yıllara karşı bekleneni veremedi. Yaptığımız fizibiliteler darmadağın oldu. Yıllardır önemli kayıplarımız var ama ses çıkarmadık. Bugün diğer oteller 100 dolara oda satarken bizim otel fiyatımız 30 dolara kadar düşürüldü. Sözleşme gereği ekspere gidilmesi talebimiz karşılıksız kaldı. Düzeltilmesi gereken uygulamalar düzeltilmedi, uyarılarımız da maalesef farklı algılandı. Franchise olsun dedik, o da kabul görmedi.”

Yazının Devamını Oku

Eski sanayici yeni zeytinyağcı

Türkiye’nin en önemli boya üreticilerinden biriydi ÇBS. İstanbul Sanayi Odası’ndan birçok iş örgütüne başkanlık, yöneticilik yapan Şaban Çavuşoğlu tarafından kurulmuştu. Nazif Çavuşoğlu ise Türkiye’nin ilk sanayicilerinden Şaban beyin oğullarından biri. Gençlik yıllarında baba şirketinden ayrılıp kendi fabrikasını kuran Çavuşoğlu, uzun yıllardır sanayicilik yapan bir iş insanı. Şirketlerinden Kemiropa’yı Belçikalı Ramago’ya üç yıl önce satan Çavuşoğlu, hala sanayicilik yapıyor ama asıl işi son yıllarda iş dünyasında moda olan yeme içme sektörü.

İstanbul’da Maslak 42 isimli alışveriş merkezinin Türkiye’nin çeşitli bölgelerine ait lezzetleri bir araya getiren Lezzet Müzesi’nde açtığı mağaza ve restoranda konuştuk Çavuşoğlu ile.

“Yeme içmeye çok meraklıydım. Şarap ve zeytinyağ çok ilgimi çekiyordu. Urla’da bağım ve zeytinliğim vardı. Araştırma yaptım, bağcılık mı zeytinyağ mı diye. Zeytinyağının geleceğini hem Türkiye hem global ölçekte iyi olduğunu gördüm. ABD, Uzakdoğu zeytinyağını yeni keşfediyor. Ve girdim. İçine girdikçe de heyecanım arttı” diyor.

KUSURSUZ VE NİTELİKLİ

Zeytinyağının geniş bir kavram olduğunu kendisinin ise son yıllarda butik üretimlerle ortaya çıkan “kusursuz ve nitelikli” zeytinyağ kavramına ilgi duyduğunu anlatan Çavuşoğlu, şunları söylüyor:

“Bu kavramın en önemli argümanı sağlık. Bu tür zeytinyağ üreten üretici sayısı çok az. Küçük çaplı üreticiler. İş başında iş sahibinin olduğu, emeğinin, bilgisinin olduğu çağdaş yöntemleri kullanarak üretim yapan 8-10 firma var. Bunların diğer genelden ayrıştırmak için çok önemli çabalar göstermeleri gerekiyor. Bu bir yağ değil bir iksir.”

Ürettiği zeytinyağına Deli Dane adını veren ve markalaştıran Çavuşoğlu, “Bu tür zeytinyağında antioksidan ve polifenol oranları önemli. Milas Memecik zeytinlerini de bu oranlar yüksek olduğu için seçtim” diyor.

Çavuşoğlu zeytinyağı için dünyada çalışmalar yapıldığını ve yakın zamanda eczanelerde özel zeytinyağlar satılacağını söylüyor. Bu değerli özelliklerini kaybetmemesi için de nasıl saklanacağını şöyle açıklıyor:

Yazının Devamını Oku

Balonlar tamam sıra Tayyare Evleri’nde

Türk Hava Kurumu (THK) son yıllarda adeta yağmalanan mallarının peşine düştü. Kapadokya’da yasal olmayan yollarla el konulan balonlarını geri alan THK şimdi de İstanbul Laleli’deki otel olarak kullanılan Tayyare Evleri’nin peşinde. Gayrimenkulün değerine kavuşması için Odeabank ve işletmeci Keskin Holding’le görüşmelere başlandı.

TÜRK Hava Kurumu (THK), Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetin ilk yıllarında uçak sanayiinin gelişmesini sağlamak amacıyla kurduğu bir kurum. Sonraki yıllarda bu görevini yerine getirecek ilgi ve desteği göremeyen kurum bağışlarla ve mülklerinden elde ettiği gelirle yaşayan bir kurum oluyor.

Kurumda uzun bir süredir karmaşık olaylar yaşanıyor. Yönetim kavgaları, hatalı uygulamalar mahkemeye düşen bir çok kararın nedeni. Geçen haftalarda bu uygulamalardan birini bu köşede yazmıştık. THK, Kapadokya’da yasal olmayan yollarla balonlarına el koyan Şeref Tur’a karşı mahkemede mücadele veriyordu. THK yetkilileri aradı ve bu mücadeleyi kazandıklarını ve balonları geri aldıklarını söyledi. Değerlerinin peşine düşen THK yetkilileri şimdi ise Laleli’deki Tayyare Apartmanları ile ilgili bir sorun yaşıyor. Laleli’ye yolu düşenler bilir. Aksaray’a inerken müthiş mimariye sahip bir binadır Tayyare Apartmanları. İstanbul’un ilk betonarme yapılarından biri olan binalar, uzun yıllardır otel olarak işletilir. Evlerin hikayesi son derece ilginç:

“1918 yılında Cibali’den Fatih’e kadar büyük bir yangın çıkar. 7 bin 500 ev yanar. Yangında evlerini, işyerlerini kaybeden kişilerin barınma ihtiyacını karşılamak için hem apartman hem de toplu konut niteliğindeki Tayyare Apartmanları’nın yapılmasına karar verilir. Mimar Kemaleddin Bey tarafından inşaa edilen evler o yıllarda yangından zarar görenler için söylenen ‘Harikzedegan Apartmanları’ olarak adlandırılmışlardır.”

1922’DE TAMAMLANDI

25 dükkân, 124 daire bulunan dört bloktan oluşur. Binaların yapımı 1919’da başlar, 1922’de tamamlanır. Harikzedegan Apartmanları Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra ise gelir sağlamak amacı ile Atatürk’ün isteği ile yeni kurulan Türk Tayyare Cemiyeti’ne (THK) devredilir ve Tayyare Evleri olarak anılır. Alt kattaki dükkânlarda İstanbul’un ünlü baklavacıları ve kebapçıları da kiracı olarak yer alırlar. 1980’li yıllarda ise bina otele dönüştürülür.

THK yönetiminin yeni mücadelesi şimdi bu gayrimenkulunun değerine kavuşması ve sorunların çözülerek yeniden İstanbul’un en güzel otellerinden biri olması. Davaları süren, karmaşık ilişkilerin ve olayların öznesi olan otelde neler yaşanıyor derseniz? Yetkililer şunları anlatıyor:

Otel önceki yönetim tarafından 01.07.2005 tarihli kira sözleşmesi ile kiraya verildi. Şu an Keskin Holding AŞ‘nin kiracı vasfı olduğu taşınmazla ilgili mahkeme devam ediyor.

Yazının Devamını Oku

AVM'ler fonksiyon değiştirecek

Alışveriş Merkezi Yatırımcıları Derneği 6 yıl sonra başkan değiştirdi. Yeni başkan hukukçu bir akademisyen. Aynı zamanda AVM yatırımcısı olan Prof. Dr. Hüseyin Altaş, “AVM’ler artık sadece alışveriş yapılan yerler değil” vurgusu yapıyor. Altaş, “Alışveriş merkezlerinde yeme-içme, spor alanları, turizm ve ihracat merkezleri gibi yeni fonksiyonlar yüklenerek yeniden yapılandırma şart. Aksi takdirde ABD’de olduğu gibi bu binalar hayalet binalar haline gelir” diyor.

 

TÜRKİYE’de 1995’te toplam alışveriş merkezi (AVM) sayısı 12 iken bugün sayı 430. Süren yatırımlarla 470’e ulaşması bekleniyor. Yaklaşık 300 bin kişinin çalıştığı bu AVM’lere yerli ve yabancı sermaye tarafından yapılan yatırım ise 50 milyar dolar civarında.

Yıllardır tartışılsa da toplumsal hayatın bir gerçeği haline gelen alışveriş merkezleri perakende sektörünün de gelişmesine katkı sağladı. Ancak ekonomik sıkıntıların yaşandığı son yıllarda özellikle dövizli kiralar nedeniyle yatırımcılarla marka sahibi perakendeciler arasında anlaşmazlıklar yaşanıyordu. Bu köşede de sık sık sorunlara değinildi.

YAPISAL SORUNLAR

Bu AVM’lerin yüzde 70’ini temsil eden bir dernek var; Alışveriş Yatırımcıları Derneği (AYD). Üye sayısı 70. Bu derneğin başkanı 6 yıl sonra geçen mayıs ayında değişti. Ve göreve AVM yatırımcısı ama aynı zamanda bir hukuk profesörü olan Prof. Dr. Hüseyin Altaş seçildi. Altaş, borçlar ve gayrimenkul hukuku konusunda uzman. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde İşletme Mühendisliği Bölümü’nde göreve devam ediyor. Ankara’da Arcadium AVM’nin yatırımcısı olan Altaş’la sektördeki sorunları ve çözüm önerilerini konuştuk. AVM’lerin yapısal sorunları olduğunu düşünen Altaş, göreve gelme nedeninin bu sorunlara çözümler önermek olduğunu belirtiyor. Tüm AVM’lerde fonksiyon değişikliğine ihtiyaç olduğunu belirten Altaş, bu değişikliği ise şöyle tarif ediyor:

SADECE ALIŞVERİŞ DEĞİL

“Bir cadde kültürümüz vardı, trafikle, batan çıkan yollarla bunu yok ettik. Artık AVM gerçeği var. Ankara’da bugün AVM olmasa gidecek yer bulamazsınız. Bunun için AVM’ler artık sadece alışveriş yapılan yerler değil. Bir yaşam merkezi. Yeme içme, spor alanları, turizm ve ihracat merkezleri gibi yeni fonksiyonlar yüklenerek yeniden yapılandırma şart. Biz de dahil birçok AVM’de başladı bu değişim ama hepsi için gerekli. Aksi takdirde ABD’de olduğu gibi bu binalar hayalet binalar haline gelir.”

Yazının Devamını Oku

THK balonları istiyor

Atatürk’ün havacılığın gelişmesi için kurduğu Türk Hava Kurumu (THK), bugünlerde ilginç bir davanın tarafı. THK, sıcak balon işletmeciliği yapan bağlı kuruluşu Gökçen Havacılık’a ait balonların, kira akdi feshedilen Şeref Tur tarafından yasadışı yollarla gasp edildiği iddiasıyla suç duyurusunda bulunmaya hazırlanıyor.

TÜRK Hava Kuru-mu (THK), Cumhuriyet’in ilanından tam 16 ay sonra, 1925’te Türkiye’de havacılık sanayiini geliştirme amacıyla Mustafa Kemal Atatürk tarafından kurulmuş önemli bir kurum.

Yıllar içinde bu görevini yerine getiremese de havacılık alanında epey uzmanlaştı. Bugün hava taksi işletmeciliği, pilot yetiştirme gibi havacılık faaliyetleri yürütüyor. Kamu yararına çalışan bir dernek statüsünde ve doğal üyeleri arasında Cumhurbaşkanı, kuvvet komutanları ve valiler bulunuyor.

Gelirlerini bağışlar ve yaptığı ticari faaliyetlerden sağlayan THK, 1986’da bir hava taksi işletmesi kuruyor. Adını Türkiye’nin ilk savaş pilotu Sabiha Gökçen’den alan Gökçen Havacılık, Pamukkale ve Kapadokya’da balon işletmeciliği de yapıyor. 2018’de balonlarını müşteri temin etmesi için Şeref Tur Limited Şirketi’ne kiralayan THK’nın sorunları da işte böylece başlıyor. Dava ilginç...

2021’E KADAR UZATTI

THK yöneticilerinin anlattığına göre özetle şöyle:

- 2018 yılında Şeref Tur Organizasyon İnşaat Petrol Sağlık Film İç ve Dış Ticaret Limited Şirketi arasında bir yıl süreli sözleşme imzalanmış.

-THK’nın verdiği bilgiye göre bu sürede şirket konkordato ilan ediyor. THK da bir yıl sonra şirketin ödemeleri aksattığı ve mali durumunun yeterli olmadığı gerekçesiyle sözleşmenin uzatılmaması kararını alıyor.

Yazının Devamını Oku