Geriİsmet BERKAN Panama sızıntısı da laf mı, bir milletin bilgileri sızdı
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Panama sızıntısı da laf mı, bir milletin bilgileri sızdı

YANLIŞ hatırlamıyorsam Amerika’daki meşhur Watergate skandalı ile ilgili bir filmdi, birisi bilgilerin gazetecilere sızmakta olduğunu söyleyince toplantıyı yöneten yetkili, “Tarihte en son böyle bir sızıntı olduğunda Nuh Peygamber gemisini inşa etmişti” cevabını veriyordu.

Bugünlerde Panama’daki bir hukuk bürosundan sızan inanılmaz büyüklükteki dosyalar ve onların açıklanmasının yarattığı bir skandalı konuşuyor bütün dünya.

Dünya onu konuşuyor olsun, biz de burada belki etkileri itibarıyla Panama sızıntısını hiç aratmayacak büyüklükte bir skandalın içinde yaşıyoruz zaten.

Hem de yıllardır.

Bizim, 49 milyondan fazla vatandaşımızın her türlü kimlik bilgisi çalındı. Bu yetmezmiş gibi şimdi çalınan bilgiler bir de internete yüklendi.

Ben konuyu en son 20 Şubat’ta bu köşede, “En büyük ulusal güvenlik sorunumuzu konuşmuyoruz bile” başlığıyla yazmıştım. O günden bugüne de konuyu konuşmamaya devam ettik.

O yazımda kendilerine ‘bilgisayar korsanı’ adı veren birtakım kişilerin ellerindeki bu bilgileri web’e koymaya hazırlandıklarını duyurmuştum. Bugün o da oldu; iki gün önce hepimize ait temel kimlik bilgilerini içeren 7 GB büyüklüğünde bir veri tabanı Romanya kökenli bir siteye yüklendi.

Burası Türkiye, biz böyle durumlarda ilk tepki olarak kafamızı kuma gömeriz. Bu sefer de öyle oldu; ilgili site jet hızıyla erişime kapatıldı. Ama bu satırların yazarı basit bir VPN uygulamasıyla siteye de erişti, ilgili veri tabanını da sırf indirilebilir olduğunu kanıtlamak için bilgisayarına indirdi.

Neler mi var bu veri tabanında? 2011 seçimi öncesinde seçmen sıfatı kazanmış 46 milyon 611 bin 709 vatandaşın TC kimlik numaraları, anne-baba isimleri, nüfusa kayıtlı oldukları yer, doğum tarihleri ve bugünkü MERNİS’e kayıtlı adresleri var.



ERDOĞAN’IN EV ADRESİ
Mesela o zamanlar Başbakan olan bugünkü Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan hâlâ Ankara Subayevleri’nde kayıtlıymış, bugünkü Başbakan Ahmet Davutoğlu ise İstanbul Bahçelievler’de oturuyormuş.

Dosyayı bilgisayarınıza indirmenizi hiç tavsiye etmem, ben de zaten bu yazı tamamlanır tamamlanmaz dosyaları sileceğim ama veri tabanında kimi ararsanız ev adresiyle birlikte var.

Sakın küçümsemeyin, sadece nüfus kaydı ve kimlik numarası bilgilerinizle bile ciddi kimlik hırsızlığı suçları işlenebilir. Ama bildiğimiz kadarıyla bu karanlık insanların elinde olan bizlerle ilgili bilgi bu kimlik bilgilerimizden ibaret değil.



AVUKATLARA SATARKEN YAKALANDILAR
Taa 2010 yılında İstanbul polisi, kişilerin tapu ve üzerlerine kayıtlı araç bilgilerini içeren bir veri tabanını avukatlara satan bir şebekeyi yakalamıştı.

Avukatlar bu bilgilere o zaman 2.500-3 bin lira arası bir para ödüyordu; çünkü bu bilgiler sayesinde icra takibi işlerini daha kolay yapıyor, rakiplerine fark atabiliyorlardı. 

O zaman bilgi veren polise göre bu şebekenin kazancı 3 milyon lira civarındaydı; yani binin üzerinde avukata veri tabanını satmışlardı.

Yani kısacası aslında bu karanlık insanların elinde temel kimlik bilgilerinin ötesinde bilgiler de var ve büyük ihtimalle bunlar da ticari değerleri sona erince web’e yüklenecek; bundan kaçış yok.



YSK’DAN MI ÇALINDI?
Bu bilgilerin ne zaman ve nereden çalındığına dair iki teori var: Birincisi ve daha gerçek gibi duranı, 2010 yılında bu verilerin Yüksek Seçim Kurulu’ndan çalındığı. İkinci teori ise merkezi MERNİS sistemine girildiğine ve bilgilerin oradan alındığına dair. Bu mesele özenle soruşturulmadığı ve eğer kurumların içinde bir iç soruşturma yapılmışsa bile sonuçları kamuoyundan gizlendiği için hâlâ spekülasyonların konusu.

Ama öyle de böyle de sonuç değişmiyor: Bir bu çeşit hassas kişisel verilerin çalınabilmiş olması gerçeği var; bir koca millete ait bütün kişisel veriler bunlar.

İkincisi de, bu hırsızlık yıllardır bilindiği halde hiçbir önlemin hâlâ alınmamış olması, hırsızların elindeki verinin hâlâ kullanılabilir kalması gerçeği var.



TC KİMLİK NUMARALARI DEĞİŞMELİ
Devletimizin siber suçlarla ilgilenen pek çok birimi var, eminim onlar da bir sürü şey düşünüyordur ama benim aklıma gelen maalesef tek bir çare var:

Bütün TC kimlik numaralarını sil baştan yeniden belirlemek. Ve bunu da bir algoritmayla otomatik olarak değil, sahiden sil baştan yapmak. Yani söylemek istediğim, eski TC kimlik numarasıyla yenisi arasında hiçbir bağ bulunmamalı, birinden diğerine ulaşılamamalı.

Bu yapılırsa kötü niyetli kişilerin elindeki veri tabanının hiçbir anlamı kalmaz.

Ama sadece bunu yapmak yetmez; bir de aynı verilerin yeniden çalınamayacağının garantisini almak gerekir.

Dediğim gibi bu veriye, yani TC kimlik numaralarıyla ilişkili veriye bugün ülkede yüz binlerce kişi ulaşıyor zaten. Bazıları hırsızlıkla elde edilmiş veriyi kullanıyor, bazıları ise yasal yetkilerini. Bu veriye erişim de mutlaka sınırlanmalı.


KİMLİK HIRSIZLIĞI SUÇLARI PATLAMASININ NEDENİ
BÜTÜN Türk vatandaşlarına ait bütün bilgiler tek bir yerde durursa bunların çalınması da kolay olur.

MERNİS yani Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ni bildiğim kadarıyla İçişleri Bakanlığı’na bağlı Nüfus İşleri Genel Müdürlüğü yönetiyor. Bu, bizim bütün kişisel veriler sistemimizin kalbi aslında.

Çünkü diyelim Gelirler Genel Müdürlüğü de, polis de, mahkemeler de, Sağlık Bakanlığı da bir bireyle ilgili işlem yapacağında bu kalpteki veriyi alıyor, onu işliyor. Evet sistemin kalbindeki bu emel nüfus kayıt ve adres bilgilerine pek çok kamu kurumu muhtaç. Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü de tapu kayıtlarını bu veri tabanını merkez alarak güncelliyor, Bankacılık Denetleme Kurulu da bu veri tabanından karapara takibi yapıyor, belediyeler de bu veri tabanına bakıp emlak vergisi tahakkuklarını gerçekleştiriyor. Trafik cezanız da burada, adli siciliniz de, SGK bilgileriniz de, hastane ve doktor ziyaretleriniz de...

İşte çalınan şey bu sistemin kalbi. Ve anlaşılan bazı iç organlar da (tapu kayıtları vs) çalınmış.

Gazete haberlerini dikkatli okuyorsanız fark etmişsinizdir, telefonla insanları savcıyım polisim diye kandıranlar aradıkları kişinin hangi bankada kaç parası olduğunu da biliyorlar, telefon numarasını da, ev adresini de, başka şeylerini de... Peki bu bilgilere nasıl sahip oluyorlar sizce?

Türkiye’de son yıllarda ciddi bir kimlik hırsızlığına dayalı suç patlaması yaşanıyor. Mesela PTT, yurtdışından Türkiye’ye dikkat çekmeyecek küçük miktarlarda (1000 Euro ile 3 bin Euro arası genellikle) para gönderiyor, ya PTT aracılığıyla ya da Western Union benzeri para transfer yollarıyla. Bu paraları da birileri geliyor çekiyor. Çeken kişiler hep sahte kimlik kullanıyor, yani sizin veya benim kimlik bilgimle parayı çekiyorlar, çünkü para o kimliğe gönderiliyor. Peki PTT bu bilgilere nereden sahip sizce?

 

 

X

Kürt sorunu diye bir sorunumuz yok mu?

SİZİ bilmem, benim etrafım ümidini kaybetmiş, kötümserliğin dibine vurmakta olan insanlarla dolu.

Şöyle bir adım geriye çekilip baktığımızda, gelecekten endişe duymak için pek çok sebebimiz var.

Birincisi, PKK terörü yeniden hortlamış durumda; üstelik ne hortlama.

İkincisi, güneydeki komşumuz iki ülkede birden savaş var ve biz bu iki savaşın ikisine birden bir biçimde müdahiliz.

Üçüncüsü, ülkemizin ihracatı ve turizm gelirlerinde ciddi miktarda gerileme var; bu gerileme ve diğer pek çok faktör yüzünden döviz kurları büyük bir hızla yükseliyor, bizler de döviz cinsinden hesapladığımızda ciddi biçimde fakirleşiyoruz.

Yazının Devamını Oku

Genetiği değiştirilmiş insan kanseri yenecek mi?

ÖNCE haberi aktarayım: Ünlü Nature dergisinin 15 Kasım’da yayınladığı bir habere göre, CRISPR gen düzeltme tekniği ilk kez bir insan üzerinde denendi.


Bu denemenin ilk Amerika’da yapılmasını bekleniyordu ama Amerikalı araştırmacılar gecikti, bu arada Çin’in Çengdu şehrindeki Sişuan Üniversitesi’nden onkolog Lu You, akciğer kanserli bir hasta üzerinde ilk denemesini gerçekleştirmeye başladı.

 

Lu’nun denemesi kendi hastanesinin Etik Kurulu’ndan haziran ayında onay aldı ve aslında ağustosta başlayacaktı ama türlü çeşitli sebeplerle gecikmeler yaşandı, deneme bugünlere kaldı.

 

Lu’nun denemesi şu: Akciğer kanserli hastadan kan alınıyor, bu kanın içindeki vücudun savunma sistemine ait hücreler ayırılıyor. Bu hücreler üzerinde CRISPR-Cas yöntemiyle bir gen düzeltmesi yapılıp hücrelerin PD-1 adı verilen proteini işlevsiz hale getiriliyor. Sonra genetiği değiştirilmiş/düzeltilmiş hücreler çoğaltılıp hastaya geri veriliyor.

 

Umulan, genetiği değiştirilmiş/düzeltilmiş savunma hücrelerinin kanserli hücreleri yok etmesi. Sonucu hep birlikte göreceğiz.

Yazının Devamını Oku

Mafyaların hortlaması riski...

HAFTALARDIR avukat tanıdıklarımdan ve iş dünyasından bildiğim insanlardan benzer hikâyeler dinliyorum.

Türkiye’de yargı mekanizması durma noktasında. Bir arkadaşım, “Apartmanımızdaki bir sorun için savcılığa gidecek olduk, ‘Çok işimiz var sizin şikâyetinizle ilgilenemeyiz, haberiniz olsun’ cevabı aldık” dedi. Bir başka tanıdığım, 1985 doğumluların hâkim kürsüsüne oturduğunu anlattı; 30’lu yaşlarında insanların koca şehirlere başsavcı olarak atandığı biliniyor.

 

İcra-iflas mahkemelerinin, daha doğrusu heyetle karar veren mahkemelerin hepsinde heyetlerin eksik olduğu, idari yargıda ciddi duraklama yaşandığı, Yargıtay’da ise tetkik hâkimi bile bulunmadığı avukatların gündelik sohbet konuları.

 

YARGININ YARISI GİTTİ

 

15 Temmuz darbe girişimi sonrası Türkiye doğal olarak ciddi bir FETÖ’cü temizliği yapıyor. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, kendi üyelerinden birkaç tanesi de dahil olmak üzere, ülkedeki hâkim ve savcıların yarıdan biraz fazlasını ya meslekten çıkardı ya açığa aldı. Operasyonların devam edeceği, hâkim ve savcı sayısının daha da azalacağı biliniyor.

 

Yazının Devamını Oku

Küreselleşmenin intikamını sol değil sağ mı alacak?

İLK olarak 1999 yılında Amerika’nın Seattle şehrinde yapılan Dünya Ticaret Örgütü zirvesi sırasındaki protestolarıyla gördük küreselleşme karşıtı hareketi.


Sonra Çek Cumhuriyeti’ndeki bir başka toplantıda yeniden ortaya çıktıklarında çok daha iyi örgütlenmişlerdi.

 

Derken Brezilya’nın Porto Allegre kentinde, bu kentin adıyla anılan bir forumla neredeyse kurumsallaştılar.

 

Artık ne zaman ve nerede DTÖ veya G-7/G-20 zirvesi yapılsa, IMF-Dünya Bankası yıllık toplantısı yapılsa küreselleşme karşıtlarını da eylemde, sokakta görüyoruz.

 

Ben sosyoekonomik olayları ve siyaseti sağ-sol terimleri üzerinden analiz etmeyi pek seven biri değilim ama yine de sormalıyım: Peki küreselleşme karşıtı hareket sol bir hareket miydi, sağ bir hareket mi?

Yazının Devamını Oku

Çatlaktan içeri sızan ışık...

TAM da en sevdiğim şarkısında söylediği gibi, sabahın dördüydü ama aralığın sonu değil kasımın 11’iydi, şans eseri ölüm haberini aldım.


Kolayca tahmin edilebileceği gibi sosyal medya dün Leonard Cohen’in sözleri, şarkıları, görüntüleri ile doldu taştı.

 

Şaşılacak bir şey yok, kim bilir kaç kuşağa dokundu onun şarkıları.

 

Taa benim doğduğum yıl Yunanistan’ın Hdyra Adası’nda serserilik yaparken tanıştığı ve yıllarca sevgili olduğu Marrianne’a veda için yazdığı şarkıyı veya ‘Aşkın sonuna kadar dans et benimle’ dediği şarkıyı bilmeyen var mı?

 

‘Böyle doğmuşum, başka seçeneğim yok’ sözlerinden güzel mazeret üretebilenimiz var mı?

Yazının Devamını Oku

Elitizmin ve yerleşik düzenciliğin sonu...

TÜRKİYE’de neden Adalet ve Kalkınma Partisi ile Recep Tayyip Erdoğan iktidar?

Rusya’da neden Putin iktidarda? Slovakya, Macaristan ve Polonya’da neredeyse ırkçılığa varan söylemleri olan, açıkça izolasyonist ve milliyetçi politikalar uygulayan partiler nasıl iktidar oldu? Birleşik Krallık’tan neden Brexit’e evet oyu çıktı? Avusturya, Hollanda, Almanya ve Fransa’da aşırı sağ neden yükseliyor? Amerika’da Trump neden seçildi?

 

Yukarıda saydığım lider ve siyasi partilerin fikir, politika ve uygulamaları arasında benzerlikler olduğu kadar benzemezlikler de var. Sonuçta her biri kendi yerel şartlarının sonucu olarak ve o yerel şartların gerektirdiği politikaları savunarak iktidara gelmiş veya iktidar adayı olmuş durumda; birbirlerine benzememeleri doğal ve normal.

 

Ama yine de, bütün bu isimleri iktidara taşıyan temel dinamik (yerel şartlar ve farklılıklar ne olursa olsun) aynı.

 

Bu lider ve partilerin tamamı, ülkelerindeki yerleşik düzene öfke duyan, o düzenin değişmesini isteyenleri temsil ederek, yerleşik siyasi anlayışları reddederek bugün bulundukları noktaya eriştiler. Yani memnuniyetsizlerin oyuyla.

 

Yazının Devamını Oku

Devlette FETÖ karadeliğini açan sınav, 2010 KPSS

HİÇ kuşkusuz FETÖ devlete ve orduya çok daha önceden sızmaya başlamış, hatta sızan kişiler etkili ve yetkili konumlara çok daha önceden gelmeye başlamıştı.

Ama yine de, örgütün 2010 ve onu izleyen birkaç yıl boyunca devlete ve askeri okullara eleman sokma konusunda çok fütursuzlaştığı ve bunun sonucunda da bugün yürütülen darbe soruşturmalarında karşımıza çıkan ‘kritik kütle’ye ulaştığı anlaşılıyor.

 

O yüzden, hileli olduğu ve sorularının çalındığı konusunda artık kimsenin kuşkusu kalmayan, binlere varan şüphelinin soruşturulduğu veya kovuşturulmaya başlandığı KPSS davaları son derece önemli ve yol gösterici.

 

ÖNCE ÖSYM ELE GEÇTİ

 

Türkiye, 90’lı yılların sonlarında devlete eleman alımlarını bir merkezi sınavla yapmaya başladı. Bu sınavın adı KPSS. Ve sınavı da merkezi sınav yapma konusunda Türkiye’nin uzman kurumu olan ÖSYM düzenledi. Bu sınav devlette kadrolaşmanın anahtarı haline gelince FETÖ’nün sınavı düzenleyen ÖSYM’de kadrolaşmaya, buraya daha fazla yerleşmeye daha çok önem verdiği anlaşılıyor.

 

Yazının Devamını Oku

Mona Lisa yüzündeki gölgenin sırrını fizikçiler çözdü

AMERİKA’nın Chicago şehrindeki meşhur Argonne Ulusal Laboratuvarı’nın önemli isimlerinden olan fizikçi Prof. Dr. Ercan Alp’le sohbete doyamazsınız.

 


O kadar isteklidir ki anlatmaya, parçacık fiziğinde son gelişmeleri sizin ona sormanıza fırsat bile vermeden anlatmaya başlar. Derdi hep Türkiye’dir aslında, yılmadan yorulmadan Türkiye’de bir hızlandırıcı kurulması için uğraşır.

 

İşte o Ercan Alp ile birkaç yıl önce sohbet ederken ondan öğrenmiştim, Paris’teki ünlü Louvre Müzesi’nde yaşanmakta olanları.

 

Müze, biliyorsunuz 9.5 milyona varan ziyaretçi sayısıyla dünyanın en çok ziyaret edilen ikinci müzesi. (Birinci sırada Çin’deki İmparatorluk Sarayı var.)

Yazının Devamını Oku

Kurallara uymazsan FETÖ olur

BİR İngiliz siyaset bilimcinin şaka yollu söylediği bir şey var:

“İki çeşit yönetim biçimi var; biri hukuk yoluyla yönetim (rule by law), diğeri suç yoluyla yönetim (rule by guilt).”

Benim kötü çevirime takılmayın; İngilizcede ‘rule by law’ denen şeyi biz ‘Hukukun üstünlüğü’ olarak kavramsallaştırıyoruz.

Şaka falan ama aslında gerçeğe de büyük ölçüde oturuyor İngiliz siyaset bilimcinin söylediği.

Örneğin Türkiye’de biz suç yoluyla yönetiliyoruz, yani İngilizcesiyle ‘rule by guilt’ ile.

Yazının Devamını Oku

Türkiye kendi başına bir gezegen değildir

NE saçma değil mi yazının başlığı; “Bunu söylemeye gerek mi var” diyebilirsiniz, normal şartlarda haklısınız.

Ama bu hatırlatmaya, yani kendimizden başka kimsenin yaşamadığı bir ‘Türkiye gezegeni’nde değil, başka milletlerle paylaştığımız bir gezegende yaşadığımız gerçeğini hatırlamaya ihtiyaç duyduğumuz bir dönemden geçiyoruz.

 

Türkiye, beğenelim beğenmeyelim, Avrupa Birliği isimli siyasi/ekonomik birlikle tam üyelik müzakeresi yürüten ve aynı zamanda kendine ‘demokrasi’ diyen ülkelerin hukuk sistemlerini birbirine benzetmeyi amaçlayan Avrupa Konseyi sistemi içinde bir ülke.Eğer Avrupa Konseyi’nin kural ve standartlarının dışına çıkışımızı kalıcılaştıracak olursak, sadece AK’den değil Avrupa Birliği’nden de dışlanacağımız kesin. Hoş AB bizi zaten içine almıyor ama yine de, onun çevresinde olmak, o örgütle gümrük birliği ilişkisinde olmak bile ülke refahına inanılmaz katkıda bulunuyor. Sistemin dışına çıktığımızda uğrayacağımız kayıp hayal edilemez boyutta.

 

İ KALEMDE 40 MİLYAR DOLAR EKSİK GELİR

 

Bir basit örnek: Etrafımızda savaş var, Türkiye’de terör arttı, Rusya ile siyasi sorunlar yaşadık, imajımız bozuldu ve turizm sektöründe ciddi kayba uğradık. Türkiye 2014’te 34 milyar dolar, 2015’te ise 31.5 milyar dolar turizm geliri elde etmişti; 2016 beklentimiz 20 milyar doların altında bir miktar olacak. Tek bir sektörün kaybı 15 milyar dolara yakın anlayacağınız.

 

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet ve terör: Güldürmeyin insanı

SABAH güne sevgili arkadaşım Murat Sabuncu’nun gözaltına alındığını öğrenerek başlamak insana hiç iyi gelen bir şey değil.


Kısa zamanda aslında hedefin Cumhuriyet gazetesinin yönetim kurulu, editoryal yönetimi ve neredeyse bütün köşe yazarları olduğu ortaya çıkıp, buna bir de suçlamanın aynı anda hem FETÖ’ye hem de PKK’ya destek iddiası olduğu belli olunca, durumun vahameti iyice ortaya çıktı.

 

Cumhuriyet gazetesi benim yetiştiğim, gazeteci olduğum yer. 12 Eylül’ün karanlığını orada yaşadım, gazetenin kapatıldığını, yazarlarının gözaltına alındığını, başyazarının yargılandığını gördüm. O zamanlar, gazetenin neredeyse tümüyle yargılandığı 12 Mart dönemi hatırlatılırdı içeride.

 

Kimse adını bilmezken Fetullah Gülen tehlikesine dikkat çeken gazetenin adıdır Cumhuriyet; o araştırmaları yapan Hikmet Çetinkaya da şu an FETÖ’ye yardım iddiasıyla gözaltında.

 

Gazete yönetiminin PKK’lı olması, FETÖ’cü olması... Bunlar akla ziyan suçlamalar.

Yazının Devamını Oku

Evrenin çözülmeyi bekleyen en büyük bilmecesi

ESKİDEN, koca evreni, yıldızların ve galaksilerin hareketlerini incelemekle ilgilenen astronomi ile bir atomun içinde olup bitenleri incelemekle ilgilenen parçacık fiziği tamamen ayrı iki dal sayılıyordu.

 

Albert Einstein’ın özel ve genel görelilik teorileri evreni anlamamıza yardımcı oluyordu; kuantum teorisi ise atomun içinde olup bitenleri tahmin etmemize.

 

Ama çok kısa zamanda bu ikisinin aslında aynı şey olduğunu gördük; o günden beri de, aynı anda hem atomu hem de evreni açıklayacak bir ‘büyük birleşik teori’ peşindeyiz.

 

Böyle teoriler yok değil. Örneğin sicim teorisi. Veya süpersimetri dediğimiz teori. Sonra bir de, yetersiz olduğu bilinse de, ‘Standart Model’ adı verilen modelimiz var.

 

EVRENİN

Yazının Devamını Oku

FETÖ ile mücadele komutanımız kim?

EVET, Milli İstihbarat Teşkilatı var, şu an FETÖ ile mücadelenin hemen hemen tamamına hâkim durumda.

 

Ama MİT adli bir kurum değil; adı üstünde, işi istihbarat üretmek.

 

Bir konuda istihbarata sahip olmakla mahkemede kullanılabilir nitelikte ‘delil’e sahip olmak aynı şey değil; MİT’in işi o delilleri üretmek hiç değil.

 

FETÖ ile mücadele savcılıklar ve onun emrindeki adli kolluk, yani polis tarafından yürütülmek zorunda.

 

Bizim adli düzenimiz ve ceza usul hukukumuz, Türkiye çapında bir savcının görev yapmasına engel. Yani FETÖ soruşturmaları tek tek illerde, ilçelerde yapılacak, yapılıyor.

Yazının Devamını Oku

Esas ihtiyacımız kuvvetler ayrılığı

TARTIŞMA sırasında kullandığımız kavramlar ve kelimeler bile tartışmamızın özü hakkında fikir veriyor aslında.

“Başkanlık sistemi” diye tartışıyoruz ama bu sistemi neden istediğimizi bir türlü söyleyemiyoruz.

Veya “Biz parlamenter sistemden yanayız” diyoruz ama ‘parlamento hükümeti’ni neden diğer hükümete tercih ettiğimizi bir türlü söyleyemiyoruz.

Hükümet biçimini konuşuyoruz ama sanki ülkemizde kuvvetler ayrılığı zaten mükemmelen varmış da, tek eksiğimiz yürütmenin göreve gelme biçimiymiş gibi davranıyoruz.


Yazının Devamını Oku

İnsanın geleceği için hayaller: Terminatör mü kazanacak Borg mu?

BİZ Türkiye’de kendimizi dünü konuşmaya adadığımız için çok farkında değiliz belki ama dünyanın başka yerlerinde insanlar türlü çeşitli gelecek hayalleri kurmaya devam ediyorlar.

 

Bu gelecek hayallerinden biri de, yapay zekâyla ilgili.

 

İnsanoğlu, belki bilgisayarların icadından beri insan gibi düşünen makineler yapma hayali kuruyor.

 

Bugün Türkiye’de bile ‘robot’ diye bir kelimeyi kullanıyoruz ama pek azımız bu kelimenin neredeyse 100 yıl önce Çek bir bilimkurgu yazarı tarafından uydurulduğunun (ve Çek dilinden geldiğinin) farkındayız.

 

Bugün hayatımızda, mutfağımızdan işyerimize kadar pek çok yerde robotlarımız var ve bunların hepsinin önceden hayal edilmiş şeyler olduğunu, önce birilerinin bunların hayalini kurduğunu düşünmüyoruz bile.

Yazının Devamını Oku

Madem olacak, bari düzgün işleyen demokratik bir başkanlık sistemi olsun

MİLLİYETÇİ Hareket Partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli bu hafta, bir önceki hafta yaptığı başkanlık sistemi çıkışına açıklık getirdi.

Benim anladığım, Devlet Bahçeli MHP’nin kabul edebileceği türden bir değişiklik önerisi gelirse, bu önerinin referanduma sunulması için gereken desteği vereceklerini beyan etti.

 

Yani Meclis önümüzdeki günlerde ciddi bir Anayasa değişikliği paketi için çalışacak.

 

An itibarıyla soru şu: Adalet ve Kalkınma Partisi nasıl bir başkanlık sistemi önerisi getirecek? AK Parti, başkanlık sistemi mi önerecek, partili cumhurbaşkanlığı mı?

 

Başkanlık sistemi dediğimiz şey için, Anayasamızın gövdesini oluşturan ‘Cumhuriyet’in Temel Organları’nı belirleyen üçüncü kısmının neredeyse tamamıyla oynamak gerekiyor. Bu kısım, yasama, yürütme ve yargı organlarının işleyişini belirleyen en önemli kısımlardan biri. Yani kuvvetler ayrılığı rejimi ve her erkin gücünün sınırları bu kısımda belirleniyor.

 

Yazının Devamını Oku

Ya 1957'de Suriye'ye, 58'de Musul'a girmiş olsaydık?

BAŞBAKAN Adnan Menderes ve bakanları, Bakanlar Kurulu toplantısına devam ediyordu ki salonun kapısı açıldı.

İçeri Amerikan Büyükelçisi Fletcher Warren girdi.

Beklenmedik, hatta şok yaratan bir şeydi. Başbakan Menderes ayağa kalktı, büyükelçiyi yandaki odaya aldı ve görüşmeye başladılar.

Büyükelçi, Başbakan Menderes’e, “Askerlerinizi sınırın ötesinde görmek istemiyoruz, bu bir rica değil” dedi. Büyükelçiyi dinleyen Menderes, “Amerikan hükümetine bölgemizde barışı koruma konusunda gösterdiği çabalardan minnettarız ve teşekkür ediyoruz” cevabını verdi. “Bu konuyu yarım saat içinde Cumhurbaşkanımızla konuşacağım ve Amerikan hükümetinin tavsiyelerini adım adım takip edeceğiz, konuyu kamuoyumuza nasıl aktaracağımızı da size bildireceğim.”

Tarih 27 Nisan 1957’ydi. Konu, Türkiye’nin Suriye’ye askeri müdahale hazırlıklarıydı ve Amerika, Türk ordusunun Suriye’ye girmesini istemiyordu.

Yazının Devamını Oku

İslamcı aydınların üniversite için söyleyeceği hiçbir şey yok mu?

GEÇEN hafta bu köşede, eski YÖK Başkanı Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün yeni çıkan ‘Medrese v. Üniversite’ kitabı vesilesiyle sordum: “Bizim medresemiz neden üniversite olamadı?”

Yazıda bir de hata yaptım, İmam Gazali ile Harun Reşid’i aynı zamanda yaşattım. Hata tamamen benim dikkatsizliğim ve aceleciliğim yüzündendi.

Özellikle İslamcı aydın çevrelerden bazıları yazıdaki bu hata yüzünden haklı olarak beni eleştirdi ama yazının ana konusuna nedense ilgi gösteren olmadı aynı çevrede.


NEDEN GERİDE KALDIK?
Oysa soru belli: Medrese de üniversite de dini eğitim kurumları; ama medrese neredeyse sadece üretilmiş bilgiyi nakille yetinip yeni bilgi üretmezken, hele hele matematik ve felsefe dahil doğa bilimleriyle hemen hemen hiç ilgilenmezken üniversite bugünkü üniversiteye doğru yüzyıllar süren evrimine başlayabildi.

Yazının Devamını Oku

Darbeyi polisle mi önlersiniz, demokrasiyle mi?

TÜRKİYE 15 Temmuz gecesi bir büyük felaketin eşiğinden döndü. Bunu da, sokağa çıkan ve ülkesiyle demokratik rejimini savunan sıradan vatandaşları sayesinde başardık.

 

Sokağa çıkıp yolları, devlet kurumlarını ve havaalanlarını darbecilerin işgalinden kurtaran halkın birleştiği belki pek çok ortak nokta vardı ama bunlardan bir tanesi bence en önemlisiydi: İnsanlar, kendilerini yönetecek kişileri serbest seçimlerle belirleme hakkına sahip çıktı en önce.

 

Serbest seçim, demokrasilerin ayırt edici özelliğidir, hatta en temel özelliğidir ama yegâne özelliği değildir.

 

ÜÇ TEMEL İLKE

 

Bir kere adı üzerinde o seçimin

Yazının Devamını Oku

Eğitimde eşitsizliğin resmi

EĞİTİM eşitlikçi mi olsun, elitist mi?

Az sayıda da olsa iyi eğitimli insanlar yetiştirmeye mi öncelik verelim, geniş kitlelerin olabilecek en iyi eğitimi görmesi için mi uğraşalım?

Bu sorular gayet meşru sorular ve tartışması da sonsuza kadar sürebilir.

Ben, en azından lise bitene, yani zorunlu eğitim sona erene kadar eşitlikçi eğitimden yanayım.

Sebebini kısaca yazayım:

Yazının Devamını Oku