GeriErtuğrul ÖZKÖK Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki
MENÜ
  • Yazdır
  • A
    Yazı Tipi
    • Yazdır
    • A
      Yazı Tipi

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

30 Ağustos 2012 Mekke...

1. Ağustos ayının en sıcak günlerinden biri...

İslam ülkeleri başkanları Müslüman aleminin en kutsal mekânına bakan bir otelin geniş salonunda bir araya gelmişler.

*

Ramazan ayı olduğu için toplantı iftardan sonra başlıyor. Açılış oturumunda çok ilginç bir manzara var.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Suudi Arabistan Kralı Abdullah sağına İran Cumhurbaşkanı Ahmedinejad’ı oturtmuş.

Bölgenin kanlı bıçaklı iki ülkesinin lideri yan yana ve Kral bir jest yapmış....

Çünkü ramazan ayındaki bu acil toplantının çok önemli bir konusu var.

İçsavaşın başladığı Suriye’yi ve Beşşar Esad’ın durumunu konuşmak.

Bazı ülkeler İslam ülkelerinin oluşturacağı askeri güçle müdahale ederek Esad’ı düşürmekten yana.

*

Ancak o toplantıdan müdahale kararı çıkmıyor.

Çıkan tek karar Suriye’nin üyeliğini dondurmak.

Ama bugün bizim yazımızın konusu o toplantı değil...

O akşam o salonda oturan bir adama fokus olacağız.

O adamın cebinde Amerika Birleşik Devletleri pasaportu var, bu da insanın aklına şu soruyu getiriyor:

Bir ABD vatandaşının İslam İşbirliği Konferansı’nda ne işi var... Daha önemlisi de Müslümanlar tarafından “Harem” olarak bilinen ve gayrimüslimlerin giremediği bu bölgeye nasıl girmiş...

*

İşte bu adamın adını geçtiğimiz 2 Ağustos günü çok ilginç bir yerde duyduk...

Hem de ABD’nin yeni Dışişleri Bakanı Blinken’in ağzından.

Mekke’nin Harem bölgesinde ve Türkiye Cumhurbaşkanı’nın masasından tanıdığımız bu adam öyle bir yere getirildi ki hepimizi yakından ilgilendiriyor.

Bu esrarengiz insanı 2 Ağustos günü Başkan Biden tarafından “inanç hürriyetleri” konusunda “Ambassador-at-Large” görevine getirildi.

Yani bundan böyle dünyanın her yerinde inanç hürriyetleri ile ilgili bir konu varsa ABD adına o izleyecek...

Şimdi gelin bu insanı tanıyalım.

2. ‘PHI BETA KAPPA’ BİRADERİ BİR HAFIZ

- ADI Rashad Hussein...

1979 yılında ABD’nin Texas eyaletinde doğmuş, Hint asıllı Amerikalı Müslüman bir ailenin çocuğu...

Annesi, kız kardeşi ve erkek kardeşi tıp doktoru.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Felsefe ve siyaset bilimi dalında okumuş.

Çok başarılı... North Üniversitesi’nde “Phi Beta Kappa” unvanı almış.

Yani Amerikan üniversite çevrelerinde bir tür “Biraderlik” locası olarak bilinen, çok prestijli bir akademik çevrenin üyesi.

Felsefe tezi ilginç:

“Big Bang Kozmolojisinin Teistik Etkileri.”

CV’sine yazılacak bilgiler burada bitmiyor.

İslam Araştırmaları Enstitüsü’nden Arapça dalında master’ı var.

Yale Hukuku dergisinin editörü.

ABD Parlamentosu’nun Adalet Komisyonu’nda görev yapmış.

3. OBAMA’NIN ATATÜRK’LE İLGİLİ MEŞHUR SÖZÜNÜ O YAZMIŞTI

CV’sindeki bir başka ilginç detay da şu: 2003 yılında Soros Fellowship çevresine girip yeni Amerikalılar için ayrılan fonlardan yararlanmış.

2009’da Başkan Obama’nın Kahire Üniversitesi’ndeki meşhur konuşmasını hazırlayan ekibin üyesi.

*

Obama’nın Ankara’da TBMM’de yaptığı o tarihi konuşmayı yazan ekibin tek Müslüman üyesi oydu.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Hatırlayın o konuşmayı: “Bugün Atatürk’ün anıtını ziyaret ettim. Atatürk’ün en büyük mirası Türkiye Cumhuriyeti’dir. Onu kurdu ve dünyanın saygınlığını kazandı” demişti.

Bir de şunu:

“Bizim de kurucu babamız Washington’dur. Biz de ona bir anıt yaptırdık ve Beyaz Saray’ın penceresinden her gün gördüğüm bir anıt...”

*

Beyaz Saray’da Müslümanlara verilen ramazan iftarını hazırlayan ekipteydi. Felsefe, hukuk, siyaset bilimi okumuş.

Ama aynı zamanda hafızlık kursları da almış ve bir hafız...

Hani yazının başlığında “Cebinde ABD pasaportu olan bir insan Harem bölgesine nasıl girebildi?” diye sormuştum ya...

İşte bu özellikleri ve Müslüman kimliği ile girebilmişti.

4. İMAMLARI AUSCHWİTZ’E GÖTÜRÜP HOLOKOSTU ANLATAN HAFIZ

NE
yapacak bu “İnanç Hürriyeti Büyükelçisi”?

Dünyanın neresinde olursa olsun, insanların inançları üzerine baskı yapılmasını, azınlıkların inanç haklarının ihlal edilmesini o izleyecek.

Yani, dünyanın bir yerinde Müslümanlara, Müslüman azınlıklara, inanç konusunda baskı mı yapıldı?
O rapor edecek.

Ama durun...

Müslümanlar da kendi ülkelerinde Hıristiyanlara, Yahudilere veya kendi içindeki mezheplere ya da ateistlere veya deistlere baskı yaparsa...

Onu da önlemeye çalışacak.

*

Bunu yapabilir mi bilmem...

Geçmişteki tutumu ve tavrı umut verici...

Mesela Çin’de Uygur Türklerine ve Müslümanlara yapılan baskılara karşı mücadele etmiş.

Keza Myanmar’da...

Ama Müslüman ülkelerde Hıristiyanlara ve Yahudilere yapılan baskıları da gidip yerinde incelemiş.

Mesela 2013 yılı mayıs ayında dünyanın çeşitli ülkelerinden gelen imamlardan oluşan büyük bir imam grubunu Auschwitz’deki “Holokost Merkezi”ne götürüp o vahşeti anlatmış...

Aynı şekilde ABD’deki imamları alıp soykırım merkezlerine götürüp antisemitik mücadeleye katkıda bulunmuş.

BİR ROBOT PORTRE: TÜRKİYE’NİN MANEVİYAT SEFİRİ KİM OLABİLİR

ONUN
çok önemli bir özelliği daha var. Kendisi aynı zamanda bir “terörle mücadele” uzmanı...

Özellikle IŞİD terörü gibi inancı sömüren terör örgütlerine karşı mücadelede bir Müslüman olarak yürekli bir şekilde sesini yükseltmiş.

Çünkü bugün inanç hürriyetlerini en çok tehdit eden güçlerin başında IŞİD, El Kaide, Taliban gibi örgütler geliyor.

*

Bu atamayı neden bu kadar önemsediğime ve böyle uzun bir yazı yazdığıma gelince... Bugün dünyanın çok önemli üç sorunu var.

Siyasette inançların istismar edilmesi, bazı ülkelerde azınlıkta kalan inançların baskı altında olması... Ve arkasını güya bir inanca dayayan terör...

Hangi inançtan olursa olsun inanç hürriyetlerini ortadan kaldırmaya yönelik hareketler demokrasilerin ve huzurun en önemli sorunu haline geldi.

Her ülkede, böyle sağlam donanımlı ve vicdanlı, tarafsız bakışı olan insanlara bu tür önemli görevler verilmesi, demokrasiler açısından da çok önemli...

*

2 Ağustos günü atanan Rashad Hussein, dünyanın en etkili 500 Müslümanından biri olarak biliniyor. Türkiye’nin de inançlar arasında sağlıklı bir diyaloğun gelişmesine, inançlar üzerindeki baskılara karşı mücadeleye katkıda bulunacak böyle donanımlı “maneviyat özgürlüğü büyükelçileri”ni devreye sokması iyi olacaktır.

Yeter ki atanacak insanlar, IŞİD’e DAEŞ deyince mesele halledilecek zanneden bir zihniyete sahip olmasın.

BU FOTOĞRAFI BÜYÜTÜP YAKINDAN BAKTINIZ MI

BU
fotoğraf iki gün önce yayınlandı.

Van’ın Çaldıran ilçesinde çekilmiş.

Bir TIR içinde yakalanan 300 göçmen...

*

Şimdi bu yazıyı dijital ortamda okuyanlardan ricam... Bu fotoğrafı büyütüp bakın.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Sonra şu soruların cevabını birlikte konuşalım.

*

- Bu karede kaç kadın, kaç çocuk, kaç yaşlı insan görüyorsunuz?

- Bu karedeki 300 insanın yaş ortalaması sizce kaçtır?

*

Büyütüp baktınız mı?

Öyleyse şimdi gelin şu soruyu cevaplayalım:

“Afganistan’dan gelenlerin hepsi gerçekten genç ve çalışacak yaşta erkekler mi?”

BİR ‘HA’ AZ, BEŞ ‘HA’ ÇOK, ÜÇ ‘HA’ KARAR MI

HER gün çok sayıda arkadaşımdan fıkra, karikatür; siyasetçileri, erkekleri, kadınları tiye alan çizimler geliyor.

Bazıları çok sevdiğim ve üzmek istemediğim arkadaşlar. Mutlaka cevap vermem gerektiği duygusuna kapılıyorum.

Ama bir sorunum var...

Gülen bir emoji göndersem, sanki herkese yaptığımı yapıp, baştan savmışım gibi bir duygu geliyor. O nedenle özel bir şey olsun diye gülme sesi olan “haha” yazıyorum.

Masanın sağına oturan bu hafız öyle bir göreve geldi ki

Orada da şu sorun var.

Kaç “ha” yazarsam onu da sevindiririm?

- Bir “ha” yazsam, sanki çok ciddiye almamışım gibi geliyor.

- “Haha” yazsam, okuduğum zaman sesli olarak tam anlamını vermiyor...

CEVAP
OPTİMAL ‘HA’ SAYISI ÜÇLÜ ‘HAHAHA’YMIŞ

NEW York Times’ta yazar bir arkadaş formülü bulmuş:

- Bir “ha” yetmez...

- İki “ha” yani “haha” eksik kalır...

- Beş tane yan yana koysan, inandırıcılığı kalmaz...

- Psikolojik olarak optimal “ha” üçlü olanıymış...

Yani “Hahaha...”

X

Özdemir Bey geç de olsa sizi tanımak bir şerefti

Türk Savunma Sanayii’nin son 15 yıldaki parlayan yıldızı, Bayraktar ailesinin kurucu babası Özdemir Bayraktar aramızdan ayrıldı.

Muhafazakâr bir ailenin üyesiydi...

Dün bizim mahallede onun hakkında yazılanlara baktım...

Üzülerek gördüm ki bu insanı hiç tanımıyormuşum...

Meğer tam da Türkiye’nin bugünlerde aradığı insanmış...

Hürriyet’te Yalçın Bayer’in yazısını okudum.

Onun daha ilk ve orta eğitimden başlayan bilim tutkusunu...

Üniversite yıllarını, sonrasını, Türk sanayisinin gelişmesi için verdiği mücadeleyi...

Yazının Devamını Oku

Yer Diyarbakır, kuyruk Picasso kuyruğu gibi

Bu fotoğrafta, sırada bekleyen insanların ancak bir bölümünü görüyorsunuz. Çekilen videoları seyrederseniz, kamera sıranın sonuna kadar gidip köşeyi döndüğünde, bu kuyruğun devam ettiğini göreceksiniz...

Bu bir maç kuyruğu değil...

Bir pop müzik konseri kuyruğu değil...

Ahmet Güneştekin’in geçen cumartesi Diyarbakır’da açılan “Hafıza Odası” sergisine girmek için bekleyen insanlar bunlar...

Sanat alanında böyle bir kuyruğu geçtiğimiz 10 yıl içinde iki defa gördüm...

Biri İstanbul’da Sakıp Sabancı Kültür Merkezi’ndeki Picasso sergisiydi.

Öteki de İzmir’de Arkas Sanat Merkezi’nde açılan Picasso sergisiydi.

Bugüne kadar

Yazının Devamını Oku

Sonradan görme bir züğürdün o sorusu

Dün size 85 metrelik bir megayatı bütün iştahımla anlattım.

Ne yalan söyleyeyim, güzel yaşamak hayalleri olan bir insandım, hâlâ da öyleyim.

O nedenle memleketin bunca meselesi varken aklım yine de böyle şeylere takılıp gidiyor...

Yani benim de böyle sevdalı bir başım var.

İyi yaşamak bugün kurduğum bir hayal değil...

Mavi yolculuklar, yat sefaları ile ilgili hayallerim çok eskilere gidiyor...

Mesela şu fotoğraf.

1971 yılında Gökova’da bir yerde çekildi.

Yazının Devamını Oku

Sizce bu 85 metrelik megayatı satın alabilecek kaç kişi vardır?

Türkiye’de değil, dünyada kaç kişi vardır diye soruyorum.

Yat 85 metre...

Türkiye’de yapıldı.

Bir Türk şirketi tarafından yapıldı.

Yapımı 4 yıla yakın sürdü.

Ve geçen ay Cannes’daki dünyanın en önemli yatçılık fuarında ilk defa dünyanın dikkatine sunuldu.

Aldığım bilgiye göre, fuarın en ilgi çeken teknelerinden biri oldu.

4 gün boyunca 1.000 kişiye yakın insan tekneyi gezdi...

Yazının Devamını Oku

Öyleyse... Bir gün ben de Kırmızı Kraliçe'ye giderim

İlk haber 12 Ekim günü, ABD’nin Teksas eyaletinin Van Horn adlı bölgesinden havalanan bir uzay aracından geldi. Amazon’un sahibi Jeff Bezos’un Blue Origin adlı şirketinin uzaya ikinci uçuşunu yapan roketinin içinde tanıdık bir isim varmış.

William Shatner...

*

Biz onu daha çok “Captain James T. Kirk” olarak tanıyoruz...

Yani bizim bildiğimiz, 1970’lerin efsane uzay dizisi Star Trek’in ünlü kaptanı Kirk...

İşte onu oynayan aktör William Shatner, bu defa gerçekten uzaya gitmiş ve dönmüş.

‘Uzay Yolu’ (Star Trek) dizisi ilk kez 8 Eylül 1966 günü yayınlandı.

Dünya

Yazının Devamını Oku

Banyan ağacına asılı 10 esrarengiz ceset

Her şey bir yaz sabahı, sokağın orta yerindeki bakkal dükkânının zamanında açılmaması ile başladı.

Sütçünün getirdiği süt kasaları hâlâ dükkânın önünde duruyordu.

Durumdan şüphelenen komşular eve girince dehşetten donup kaldılar...

Yıl 2018’di...

Olay yeri Hindistan’ın Delhi şehrinin kuzeyindeki popüler bir mahalleydi...

O sabah dükkân sahibinin üst kattaki evine giren komşular, evin tavanındaki mazgal şeklindeki demirlere asılı 10 cesetle karşılaştılar.

Bir ceset de içeride bir odada yatağın üzerinde yatık vaziyetteydi.

*

Yazının Devamını Oku

Bu kadın 'Yetmez ama evetçi'leri fabrika ayarlarına döndürür mü

Bu yıl ekonomi dalında Nobel alan üç ekonomisti tanımıyorum.

Ama bir ekonomist var ki, nereye baksam onu görüyorum şu son zamanlarda.

Mariana Mazzucato...

*

Dünyayı sarsan 68 Mayıs olaylarından bir ay sonra, 16 Haziran 1968’de doğmuş.

İtalyan asıllı ama çifte vatandaşlığı var.

Aynı zamanda Amerikalı...

Londra Kolej Üniversitesi’nde ekonomi bölümü öğretim üyesi.

Aynı zamanda Dünya Sağlık Örgütü Ekonomi Konseyi üyesi.

Yazının Devamını Oku

‘Final Töreni’ndeki bu şampanya nasıl patladı?

Önce, bir yıl önceye döneyim.

Yıl 2020...

Uzun yıllar yapılamayan Formula 1 yarışları yine Türkiye’ye dönmüş ama pandemi nedeniyle seyircisiz yapılıyor.

O gün F1 tarihinde bir rekor kırılıyor.

Lewis Hamilton bu yarışın İstanbul ayağını da kazanmış ve yarışma tarihine yeni bir rekor yazmış.

Bu yarışı, 7’nci defa kazanıp Ferrari efsanesi Michael Schumacher’in rekorunu egale etmiş.

Yani Formula 1 tarihinde çok özel bir gün...

Bütün dünyanın gözü Türkiye’deki pistte yapılacak ödül töreninde...

Yazının Devamını Oku

İşte medyanın yeni testosteron kralı

Biliyorum bu pazar günü, “memleketin bunca sorunu varken” lobisinden yine epey dayak yiyeceğim...

Ne yapayım, dayanamıyorum... Bir de böyle dayaklara şerbetliyim.

Bugün pazar, kasveti atıp eğlenceli bir konuya gireceğim.

*

Geçen hafta itibarıyla “Türkiye’nin testosteronu en yüksek medya mensubu” tahtı beden değiştirdi. Geçen haftaya kadar en yüksek testosteronlu erkek medya mensubu bendim. Dr. Osman Müftüoğlu nezaretinde ölçülmüş testosteronum 623’tü...

Hatta Fenerbahçe benim için 623 numaralı bir de forma yaptırmıştı.

*

Sahip olduğum “E.T.” unvanım, yani “En yüksek Testosteron” tacım, geçen hafta itibarıyla elimden alındı.

Üstelik de bir magazinci tarafından alındı.

Yazının Devamını Oku

‘Happy Birthday’ telefonları: Putin’i hangi başkanlar aradı

Dün sabah küçük bir haber dikkatimi çekti.

Cumhurbaşkanı Erdoğan önceki gün Rusya Devlet Başkanı Putin’le bir telefon konuşması yapmış.

Nedense bu haber bir gün önce pek dikkat çekmedi.

*

Acaba doğru mu diye Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı’nın sitesine girip baktım.

Gerçekten bir gün önce açıklama yapılmış...

Açıklamada küçük bir cümle dikkatimi çekti:

“Cumhurbaşkanı Erdoğan görüşmede, Rusya Devlet Başkanı Putin’in doğum gününü de kutladı.”

İfadede

Yazının Devamını Oku

Çok teşekkürler İsmail Bey, sayende ilk 4 madde yazıldı

Bu hafta başına kadar tablo aynen şöyleydi.

Cumhur İttifakı yeni bir anayasa için düşünce egzersizine başlamıştı.

Millet İttifakı ise resmen veya gayriresmi olarak dahil 6 partinin temsilcileri iee yeni bir anayasa için masaya oturmuştu.

*

İki kanat, iki ayrı sistem üzerine anayasayı konuşuyordu.

Cumhur İttifakı “Güçlendirilmiş Başkanlık Sistemi” üzerine...

Millet İttifakı ise “Güçlendirilmiş Parlamento” sistemine dönüşü savunuyordu...

İkisi çok ayrı yerlerdeydi...

*

Yazının Devamını Oku

Yarasalar ve fareler sarayı basınca ne oldu

Cumartesi sabahı bizden önce yabancı bir gazeteci grubu Arslantepe’deymiş.

Orada bir gazeteci sormuş: “Siz burada neyin peşindesiniz?”

Yabancı gazeteci bu soruyu sorunca Francesca da ona bir başka soruyla cevap vermiş:

“Benim için burada bulduğumuz en önemli şey ne biliyor musunuz?”

Gazeteci merakla bakınca devam etmiş:

“Tohum. Evet kazı sırasında bulduğumuz en önemli şey tohumdu. Bir oda dolusu tohum bulduk. Çünkü en geç tabakalarda çalışıyoruz. O dönemde insanlar ne yiyor biliyoruz ama emin değildik. Çoğu buğday ama başka çok ince tohumlar da var. Seneye botanik antropologları bakacak ve ne yediklerine karar vereceğiz.”

‘Aslan’ın altındaki dünyaya yolculuğumuzun ikinci günü bu tohumların sırrıyla başlıyor.

Çünkü bu tohumlar daha şimdiden bize çok çarpıcı bir tarihi gerçeği anlatıyor.

Yazının Devamını Oku

Dünyanın ilk laik devleti işte tam da burada doğru

VIA Lancellotti, Roma’nın merkezinde Lancellotti meydanına açılan bir sokak.

Bu sokağın 18 numaralı binasının kapısında Türk ve İtalyan bayrakları asılı.

Çünkü burası Türkiye’nin Roma’daki Yunus Emre Kültür Merkezi...

İşte bu binada 28 Şubat 2021 günü çok ilginç bir söyleşi yapıldı. Söyleşiyi yapan kişi Marcella Frangipane isimli bir profesördü.

Roma’nın prestijli La Sapienza Üniversitesi’nin öğretim üyesi. Ama onun bizi çok yakından ilgilendiren bir başka unvanı daha var.

Malatya’daki Arslantepe Höyüğü’nün eski Kazı Heyeti Başkanı.

*

Frangipane, Arslantepe’nin artık hepimizin bildiği önemini anlattı.

Burası MÖ 6 binden başlayıp, MS 1’inci yıla kadar uzanan bir dönemde bilinen en önemli yerleşim alanıydı.

Yazının Devamını Oku

Liderin önündeki ışık ve arkasındaki gölge

Bir gazeteci olarak beni en çok etkileyen siyasi fotoğraflardan biri budur.

Çünkü bana Avrupa ve insanlık tarihindeki çok önemli anlardan birini anlatır.

Fotoğrafta gördüğünüz kişi, Almanya’nın en önemli şansölyelerinden biri olan Helmut Kohl...

Fotoğraf 2014 yılında Bild gazetesi için ünlü fotoğrafçı Andreas Mühe tarafından çekildi.

*

Fikir, Bild’in eski Genel Yayın Yönetmeni, dostum Kai Diekmann’a ait...

Kohl, o sırada hastaydı ve çekime ancak tekerlekli sandalye ile gelebilmişti...

Kai, onu Ludwigshafen’den helikopterle alıp Berlin’e getirmişti.

Bu fotoğraf, Berlin Duvarı’nın yıkılışının 25’inci yılı için, sabaha karşı 05.00’te, Berlin’in Brandenburger Kapısı’nda çekildi...

Yazının Devamını Oku

Bu köprü küresel bir eserse eğer, adı ‘Troya’ olmalıydı

Dünyanın önemli mühendislik haber sitelerinden biri olan “ENR” (Engineering News-Record) geçen çarşamba günü Çanakkale Boğazı üzerinde yapımı süren “1915 Çanakkale Köprüsü” ile ilgili ayrıntılı ve övücü bir yazı yayınladı.

Haberin başlığı şöyleydi:

“Dünyanın en uzun asma köprüsü Türkiye’de yapılıyor.”

*

Yazıdan öğrendiğime göre bugüne kadar dünyanın en uzun köprüsü Japonya’daki “Akashi Kaikyo” köprüsüymüş ve uzunluğu 1.992 metreymiş.

Çanakkale Köprüsü’nün uzunluğu ise 2.023 metre olacak.

ENR’daki İngilizce haberi iki defa dikkatle okudum.

Köprünün adı

Yazının Devamını Oku

Bu hödüğün hakkından vallahi Recep İvedik gelir

Fenerbahçe'nin yenilgisine üzüldüm...

Önceki akşam, Eintracht Frankfurt karşısındaki takım çıksaydı rahat 3 çekerdi bu Pire takımına...

Ama beni daha çok üzen Olympiakos’un hödük başkanının lafları oldu...

Hele hele bir de bazı Galatasaraylı dostların “Bizi bu hödüğün laflarına muhatap ettin ya Fener, helal olsun sana” yollu şakaları yok mu...

İşte o kahretti beni...

Delirdim...

*

Ama sonra herifin bu fotoğrafını gördüm...

Yazının Devamını Oku

Bir günde dokuz kadın hikayesi

Bu gördüğünüz fotoğraf önceki gün Kuzey Irak’ta, Erbil’de çekildi. Fotoğrafta gördüğünüz 5 kadından üçü Türk, ikisi Fransız vatandaşı.

Beşi de aynı şirkette çalışıyor.

Dünyanın iki numaralı alkollü içki şirketi Pernod Ricard’ın üst düzey çalışanı bu kadınlar.

 

Biri hariç hepsi Müslüman. 

Yani alkollü içki sektöründe çalışıyorlar ve Erbil’de “Saha ziyareti” yapıyorlar. Yani, viski ve başka içkilerin pazar durumunu görmek için oradalar.

Ekipte görevli erkek eleman yok.

Fotoğraf, Pernod Ricard Irak distribütörü Swayish şirketinde çekildi.

Yazının Devamını Oku

O ihaleyi alan inşaatçının iktidara tahsis ettiği süper yat kaç metreydi

Dokuz gün boyunca Kalkan, Kaş, Kaleköy ve Kekova’da dolaştıktan sonra dün Göcek Limanı’na geldik ve karaya çıktık.

Göcek Limanı bana hep Amerika’nın Florida bölgesindeki veya Long Island’daki sahil kasabalarını hatırlatır.

Marinaları, kafeleri, caddeleri, Türkiye’nin başka bölgelerindeki çirkin yapılaşmadan biraz olsun kendini koruyabilmiş mimarisiyle bana iyi gelen bir belde Göcek...

Göcek Türkiye’nin gündemine 1980’li yıllarda yerleşti. Yerleştiren de rahmetli Turgut Özal ve danışmanı Can Pulak oldu...

Özal yaz aylarında hafta sonlarını Göcek’te geçirirdi. Bir yandan turizm yatırımlarını yerinde görür, kararlar alır, bir yandan da ünlü bir patronun teknesinde gezerdi.

Türkiye’nin 24 Ocak kararları ve özellikle de Özal’ın iktidara gelişi ile başlayan liberal ekonomi dönemi yeni patronlar yaratıyordu. Özellikle inşaat şirketleri hızla büyüyordu.

Yeni patronlar da Türkiye’de “yat modası”nı yaratıyordu.

*

Yazının Devamını Oku

Hazreti İsa'nın sol kolunu yontarken fark edilen arıza

Dünya sanat tarihinde hiçbir heykel sanatçısı Michelangelo’nun ulaştığı şöhrete ulaşamamıştır.

Onun “Davut” heykeli, sanatta ulaşılmazlığın sembolü olarak asırlardır yerini koruyor...

Peki bu heykeli yapan Michelangelo nasıl bir insandı...

*

Aslında hakkında epey şey biliyoruz.

Çünkü yanında hayatını yazacak Vasari adlı bir biyografi yazarı vardı.

Yani kendi hikâyesi ve efsanesini kendi yazdıran insandı.

Ama kendisi hakkında asıl somut bilgiyi meğer kendi bırakmış.

Üç boyutlu mermer bir heykel...

Yazının Devamını Oku

Fas'ın Ankara, İstanbul ve İzmir'ini, 3 kadın nasıl kazandı?

Dünyanın bir ucunda, Taliban denilen eli silahlı İslamcı hareketin, Müslüman kadınına dünyayı dar ettiği günlerde dünyanın bir başka ucunda, eli silahsız başka Müslümanlar, üç kadını başkanlık koltuğuna oturttu...

8 Eylül gününden beri dünya o üç kadını konuşuyor... Burası Fas ve ülkenin üç büyük şehrinin belediye başkanlığı koltuğuna üç kadın oturdu...

Gelin şimdi Müslüman dünyasının en karamsar günlerinde en iyimser rüzgârları estiren bu üç kadını tanıyalım.

Birincisi, Esma Ralalu...

Ekonomist ve gazeteci...

Başkent Rabat’ın, yani bir anlamda Fas’ın Ankara’sının, seçilmiş ilk kadın Belediye Başkanı...

Milli Bağımsız Birlik Hareketi’nin adayı...

Belediye Meclisi’ne seçilen 79 üyenin 58’inin oyunu alarak başkan seçildi.

Öteki iki rakibinden Sosyalist Halk Güçleri Birliği’nin adayı 7, İslamcı Adalet ve Kalkınma Partisi’nin adayı da 8 oy alabildi.

Yazının Devamını Oku