Göbeklitepe biranın tarihini değiştiriyor

Her yıl ağustosun ilk cuma günü, “Uluslararası Bira Günü” olarak kutlanıyor.

Bu bira geleneği 2007 yılında Amerika’nın Santa Cruz kentinde başlatıldı ve bugün 6 kıtada, 50 ülkede, 207 şehirde uygulanıyor.

Bir grup gazeteci, cuma akşamı Bodrum’da bir arkadaşımızın evinde, Efes Pilsen yöneticileriyle çok güzel bir bira tarihi sohbeti yaptık.

*

İlk öğrendiğim şu oldu:

Türkiye bira tarihini değiştiriyor.

Göbeklitepe biranın tarihini değiştiriyor

Şunlar kesin:

- Bira dünyanın ilk alkollü içeceği...

- Biranın doğum yeri Ortadoğu...

- Tesadüfen bulunmuş bir içki.

- Bira ile ekmeğin tarihi aynı...

Çünkü amaçları aynıydı...     

*

Biranın resmi tarihi şöyle...

Arpayı ekmek yapmak üzere toprak altında depolayan insanoğlu, bir süre sonra toprak altında filizlenen arpanın maltlaşmasına tanık oluyor.

İşte bu malt önceleri ekmek yerine çorba yapmak için kullanılıyor...

Sonra yavaş yavaş bugün bildiğimiz biraya dönüşüyor.

Ancak asırlar boyunca bira bir tür ekmek muamelesi görüyor.

O nedenle 19’uncu yüzyıla kadar birayı düzenleyen kanunlarla ekmeği düzenleyen kanunlar aynı.

*

Yakın zamana kadar biranın anavatanının Mısır olduğu düşünülüyordu...

Yani günümüzden 4-5 bin yıl öncesine giden bir tarihi vardı.

Ancak sonradan gelen müthiş bir arkeolojik buluş, dinlerin tarihi gibi biranın tarihini de değiştirdi...

Orası Göbeklitepe’ydi...

Artık, insanoğlunun ilk alkollü içeceğinin bundan 10-11 bin yıl öncesine gittiğini biliyoruz.

Ve bilinen ilk ortaya çıkış yeri de Göbeklitepe...

Anlayacağınız bira tam anlamıyla bir Anadolu içkisi...     

*

Nitekim Türkiye’nin iki büyük bira üreticisi Efes ve Tuborg uluslararası çapta başarılara imza atıyorlar.

70’e yakın ülkeye ihracatları var.

Her iki şirket de son yıllarda bira çeşitlemesinde çok güzel işlere imza attılar. Ayrıca yüzlerce küçük bira üreticimiz oluştu.

İzmir’de yapılan “Ev birası festivali”ne 1200 amatör üretici katılıyor.

Yani Anadolu’da doğan bir içki Anadolu’da devrim yapıyor.

BİRA ERKEK İÇKİSİ Mİ YOKSA KADIN İÇKİSİ Mİ

BİRA
sohbetinin bir başka ilginç konusu ise biranın erkek mi kadın içkisi mi olduğuydu...

Benim için bira tam anlamıyla bir maço erkek içkisi...

Ben bunu söylerken Efes Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş, “Ama unutmayın ki Sümerlerin bir bira tanrısı değil, bira tanrıçası vardı ve adı Ninkasi’ydi” dedi. Dahası var...

Göbeklitepe biranın tarihini değiştiriyor

Biraya bugünkü tadını veren ve ömrünü uzatan “şerbetçiotu”nu katmayı ilk bir kadın akıl etmiş.

Sümerlerde bütün bira üreticileri kadınmış.

Ve bugün Efes biralarının üretimindeki 29 bira ustasının 6’sı kadınmış.

Ayrıca bu kadınlardan biri bira gelişimini destekleyen uluslararası bir topluluk olan Pink Boots Society üyesiymiş.

Ayrıca 3 kadın şerbetçiotu üreticisi ile çalışıyorlarmış...

TÜRKİYE’NİN İLK BİRA HAKEMİ KİM OLDU

ULUSLARARASI
bira günü sohbetinde öğrendiğim bir başka şey de şu oldu.

Dünyada “bira hakemliği” diye bir şey varmış...

Göbeklitepe biranın tarihini değiştiriyor

Bunların görevi turnuvalarda biraları tatmak, değerlendirmek ve geri bildirim vererek biranın kalitesini düzeltmekmiş...

Çok sıkı bir eğitimden geçiyorlarmış.

Sonunda 90 dakika içinde 6 farklı birayı en ince ayrıntısına kadar tarif etmek, hammaddelerini bilmek ve bununla ilgili en az 2 geri bildirim yapmak zorundalarmış.

Avrupa’da 350 bira hakemi varmış.

Şimdi Türkiye’nin de iki bira hakemi yetişmiş. Cuma akşamı onlardan biri ile tanıştım. Koray Anar, aynı zamanda Anadolu Efes’in üretim direktörü...

Öteki ise şirketin İzmir’deki Ar-Ge merkezinde yeni ürün geliştirme bölümü yöneticisi Cem Sürer...

TÜRKİYE YENİ BİR TEKNİK GELİŞTİRDİ

ANADOLU
Efes’in 29 bira ustası var...

Ar-Ge Merkezi geçen yıl büyük bir başarıya imza attı ve dünyada yeni bir bira üretim tekniği geliştirdi.

Adı da “Artı 1 Dinlendirme Tekniği”...

Berlin’deki Bira Standartları Enstitüsü VLB bunu onaylamış.

Şimdi patent sürecini başlatmışlar.

KİM BU LUCCA'DAKİ SİYAH CİPLİ 'FARMVILLE'CİLER

CEM Mumcu
ilginç bir kişilik...

Tıp fakültesi mezunu... Daha çok edebiyat ve psikiyatri ile ilgili...

Onun “Kendine Bakma Kitabı”nı yeni okudum.

Orada ilginç bir İstanbullu profilini anlatıyor.

*

Bunlar Facebook’ta oynanan “Farmville”, yani çiftçilik oyununa saran tiplermiş.

Aralarında sabah saat 03.00 için saatini kurup ekin toplayanlar varmış.

En ilgimi çeken tipi de kitaptan aktarıyorum:

“Siyah cipiyle Lucca’dan çıkıp eve koşan ve kırmızı biberlerini eken koca koca herifler var etrafımızda. Üstelik evi de bir rezidansın 13’üncü katında...”

Sekiz kişi bir evde toplanıp ekin topluyorlarmış. Ve bunun adı da “Evde Farmville partisiymiş...”

*

Ekşi Sözlük’de biri, bu oyunu oynadığı bir kişinin kendine hediye olarak balkabağı gönderdiğini yazmış.

Ramazanda da birbirlerine hurma ağacı hediye ediyorlarmış.

*

Bunca yıldır Lucca’ya giderim...

Bir daha etrafa daha dikkatle bakacağım. Merak ettim kimmiş bunlar...

.......................

(*) Cem Mumcu: “Kendine Bakma Kitabı”, Okuyan Us, 11’nci Baskı, 2019

BİR TÜRK KLİŞESİ: NİŞANTAŞI MONŞERİ VE CİHANGİR AYDINI

CEM Mumcu
kitabında şöyle bir “Türk aydını” profili çiziyor:

- En bilindik halleri, elde pipo, kitap ve gözlükle tanımlandı. Devir değiştikçe biçimlerinde de değişimler oldu.

- Okudukları kitaplar benzer kitaplardı, aslında onları da okumadılar. Şimdilerde Baudrillard, Zizek, Irigaray gibi isimlere takılırlar...

- Eskiden kullandıkları “Ingmar Bergman, Truffaut isimlerini bileceksin” cümlesinin yerini şimdi “Old Boy’u seyrettin mi” cümlesi aldı.

- Tiyatro severler, tatsız tuzsuz binlerce örneğini uyuklayarak seyredip sonra hakkında konuşurlar.

- Batı’dan gelen her şey karşısında kendilerini eşit, Doğu’dan gelen her şey karşısında ise üst görürler.

- Halk onlar için zaman zaman ‘Yurdun insanı’ diye aşağıladığı utanç, zaman zaman ‘otantik’ bulduğu bir turistik eşyadır.

GÖZÜMÜN ÖNÜNE YEŞİLÇAM VE KAYHAN YILDIZOĞLU GELDİ

BENCE
haddinden fazla genelleştirilmiş, çok demode, çok haksız bir klişe bu...

Eski Yeşilçam filmlerindeki monokl takmış “monşer” tipli Kayhan Yıldızoğlu geldi gözümün önüne... Ama daha önemli bir şey var...

Bu tür klişeleştirmeleri hep çok tehlikeli buldum.

Çünkü dünyanın başına dert olmuş 20’nci ve 21’inci yüzyıl popülist diktatörleri işte böyle klişeleri düşmanlaştırarak, ötekileştirerek iktidar yollarını açtılar.

Bence bir psikiyatr, Türk aydınının klişesine değil, derinine bakmalı...

Çünkü orada daha sahici bir portre, vatanseverlik, hüzün ve acı var.

Ayrıca çoğu çok da bedel ödedi.

BU ŞARKIYI BİR KENARA YAZIN ANADOLU HİP HOP’IN DOĞUŞU

GEÇEN
cuma günü streaming platformlarına yeni ve çok ilginç bir şarkı kondu.

Türkiye’de yaşayan herkesin çok iyi bildiği bir şarkı bu...

Âşık Veysel’in “Kara Toprak”ı...

Tarkan’ın da söylediği, Fazıl Say’ın da çaldığı bir Anadolu klasiği...

Ama bu defa öyle üç kişi bir araya gelip söyledi ki...

Göbeklitepe biranın tarihini değiştiriyor

Deeperise, Cem Adrian, Şanışer...

*

Deeperise öyle harika düzenlemiş, öyle bir ritim vermiş ki...

İki sanatçı kendilerine ait tarzda öyle güzel yorumluyor ki...

Bana göre bu şarkı Türk pop müzik tarihinde yeni bir dönemi açıyor.

*

1970’lerde Anadolu Rock’ı tanıdık.

Cem Karaca, Moğollar, Barış Manço, Erkin Koray, Fikret Kızılok...

Daha sonra onun devamı olarak Duman...

Ve bugün Gaye Su Akyol...

Çok kuvvetli bir müzik damarıydı...

Bugün Gaye Su Akyol’u New York Times’ın ilgisini çekecek hale getiren sağlam bir damardı.

*

Benim iddiam şu.

“Kara Toprak” da Anadolu hip hop tarzının doğuşudur.

Böylece İstanbul ve Ankara’nın kenar mahallelerinden, varoşlarından doğan bu müzik türü Anadolu damarına da geçti.

Dinleyin...

Mümkünse kulaklıkla veya yüksel volümlü dinleyin...

Ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız.

KİMDİR BU ÇOCUKLAR NEREDEN GELDİLER

- Deeperise: Asıl adı Kerim Can Ertuğ... 1990 doğumlu. Türkiye’nin en iyi müzik yapımcılarından biri... Harika remiksleri var. Çok iyi bir DJ.

Cem Adrian: Eski Yugoslavya kökenli Türk müzisyen. Gerçek adı Cem Filiz... 1980 doğumlu...

Şanışer: Sarp Palaur... 1987 İstanbul doğumlu... Türkiye’nin yeni nesil hip hop ve rap sanatçısı.

Türkiye onu geçen yıl başka sanatçılarla birlikte yaptığı “Susamam” adlı şarkıyla tanıdı.

Sezen Aksu’yla “Kara Geceler”i söyledi.

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

'Ruh hastası' denince aklıma gelen ilk isim

Var mı böyle bir isim?

Tabii ki var...

Ama yazmam...

Sadece benim mi, herkesin var.

Bir insan için kolayca “Ha o mu? Ruh hastasıdır” dediğimiz kaç kişi var...

Peki biz Türkler, Kürtler, Araplar, Lazlar, bu ülkede yaşayanlar...

“Ruh hastalıkları”

Yazının Devamını Oku

Spotify değil, Sakaryalı bu kızın geleceği de kurtulur

Dün sabah itibarıyla RTÜK dünyanın en büyük streaming müzik platformuna 72 saat süre verdi.

Bu süre içinde RTÜK’e başvuru yapmazsa Türkiye’de Spotify’a ulaşım engellenecekti.

*

Bu yazıyı okuduğunuz sırada bunun 24 saati geçmiş olacaktı...

Bir gelişme olmasaydı Türkiye, dünyada Spotify’ı engelleyen ilk ülke olacaktı...

Tabii Kuzey Kore gibi ülkeleri saymıyorum.

Neyse ki 72 saat dolmadan bir gelişme oldu. Hükümete yakın kaynaklarda Spotify’ın başvuracağı iddia edildi.

Şu yazıyı yazdığım saatte anlaşma oldu mu olmadı mı kesin bilmiyorum.

Yazının Devamını Oku

Hocam çaresi kolay ikna odaları kurdur

Çok beğenerek dinlediğim bir kadın caz piyanisti Büşra Kayıkçı...

Türk cazının ilk başörtülü piyanisti...

Ama bakın geçen hafta, İstanbul Caz Festivali genç caz kategorisinde finalist seçilince başına neler geldi.

Kendine tarih profesörü diyen biri çıktı....

Adı da Ebubekir Sofuoğlu...

Sakarya Üniversitesi’nde hocaymış...

Arkadaş muhafazakâr ya...

Başörtülü kız caz mı çalar...

Yazının Devamını Oku

Ayasofya açılışından sonra tespit edilen vaka var mı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile uçak sohbetine gitmeden önce bazı insanlarla konuşup merak ettikleri soruları aldım.

Hemen belirteyim, konuştuğum insanlar olaya ideolojik gözle bakan kimseler değildi.

Bunu bakana söylediğimde şu cevabı aldım:

“Keşke ideolojik bakanlara da sorsaydın...”

*

Bu sözlerine şaşırmadım.  Çünkü Hürriyet’in Ankara’daki sağlık muhabiri Meltem Özgenç’ten şunu öğrendim.

Sağlık Bakanı, basın toplantılarında akreditasyon uygulamıyormuş.

Yani iktidar yanlısı veya muhalif bir yayın kuruluşu olsun, isteyen her gazeteci katılıp üstelik soru da sorabiliyormuş.

Ben de gitmeden önce konuştuğum insanların en merak ettikleri sorulardan biriyle başladım.

Yazının Devamını Oku

En şapşal hırsızın aklıma soktuğu en hınzır sorular

Bu haftanın en komik haberini geçen gün Hürriyet’te Fatih Çekirge’nin köşesinde okudum.


Ankara Tuzluçayır’da hırsızın biri güvenlik kamerasını çalmış.

*

En komiği haberin fotoğrafıydı.

Hırsız, güvenlik kamerasını çalarken yüzünde en küçük bir endişe yoktu.

Üstelik ağzına bir de COVID maskesi takmıştı.

Kurallara uyan bir arkadaş yani...

Herhalde kamerayı çalınca, kendisiyle ilgili görüntüleri de alıp götürdüğünü sanıyordu.

Yazının Devamını Oku

Sünger Bob'un en iyi arkadaşı çoban sülü

Dün sabah evimin mutfağındaki masaya oturduğumda karşımdaki televizyon ekranında işte bu görüntü vardı...


Şapka aynı şapka, yanak ve dudaklar aynı yanak ve dudak...

Önce bu görüntünün nereden geldiğini anlatayım...

Torunum Sinan Ali, doğduğundan beri birçok çocuğun geçtiği evrelerden geçti.

Önce sempatik dinozor Barney... Sonra köpekbalıkları... Sonra Batman... Sonra Sünger Bob... Sonra bir ara Bruce Lee ve tabii ki bugün Marvel ve DC Comics süper kahramanları...

*

İşte bu aile geleneğinin başladığı günden beri nedense sabahları

Yazının Devamını Oku

Eminim MİT şu iki olayı ve bu fotoğrafları görmüştür

Şimdi yazacağım “perde arkası” bilgiler 24 saat arayla bana ulaştı.

Biri Kudüs’ten...

Öteki Riyad’dan...

Eminim bana ulaşan bu bilgiler ve bu fotoğraf şu an MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın önünde de bulunuyordur.

KUDÜS’TEN GELEN İSTİHBARAT: Önce Kudüs’ten gelen çok önemli bilgiyle başlayayım...

Konuşan kişi Majdi Khaldi...

Kudüs’ün tanınmış ailelerinden birinin mensubu...

Ancak 2006 yılından bu yana Filistin Devlet Başkanı

Yazının Devamını Oku

En tartışılan o kulede en tartışılmayacak kat

Restore edilen Galata Kulesi dün açıldı...

Ondan bir akşam önce, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy bir grup medya yöneticisi ve yazarı kulenin en üst katında bir yemeğe davet etti...

Davetli listesine baktım.

İktidar-muhalefet ayrımı yapılmamıştı.

Kimler vardı: Mesela davetliler arasında Sözcü gazetesinin genel yayın yönetmeni Metin Yılmaz, yazarı Deniz Zeyrek, gazetenin ve sahibi Burak Akbay’ın avukatı İsmail Yılmaz...

Fox TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk, sabah haberleri sunucusu İsmail Küçükkaya da vardı.

*

Kimler yoktu: Buna karşılık Karar, Aydınlık, Birgün gibi gazetelerden, Halk TV ve Tele 1 gibi kanallardan kimse göremedim.

*

Yazının Devamını Oku

Cumhuriyet Gazetesinde gizli edebiyat savaşını kim kazandı

Cumhuriyet gazetesinde 18 Eylül gününden beri gizli bir edebiyat savaşı yaşanıyor.

Aslında savaş gazetenin açık sayfaları üzerinde...

Ama sayfalara yansımayan bir bölümü var ki onu da ben anlatayım.

*

Savaş 18 Eylül günü eski bir büyükelçi ve çok beğendiğim bir edebiyat denemecisi olan Oğuz Demiralp’in Cumhuriyet Kitap Eki’nde yayınlanan bir yazısıyla başladı.

Yazısı, kendi payıma resim sanatı konusunda Türkiye’nin en iyi denemecisi olarak gördüğüm Mehmet Ergüven’in kitapları üzerineydi. Ancak savaş Mehmet Ergüven yüzünden değil, yazının girişinde ve ileride bir yerde kullanılan kavram yüzünden patladı.


Yazının Devamını Oku

Muhafazakâr Cihangir'in kızı ve erkeği nerede tanışır

Bundan 6-7 yıl önce muhafazakâr bir gazetenin kadın muhabiri benimle röportaj yapmak istedi.

Fotoğraf çekmek ve konuşmayı yapmak için de beni İstanbul’un At Pazarı semtine götürdü.

At Pazarı Fatih’te bir yer...

Osmanlı döneminde at satılan yermiş. Bugün “Muhafazakârların Cihangir’i” olarak tanınıyor.



*

Yazının Devamını Oku

Arap âlemi ortasında çırılçıplak bir erkek

1) AH benim karışık başım...

Memleketin bunca sorunu varken bakın nelerle uğraşıyor.

Neyse ki şu fani dünyada yalnız değilmişim.

COVID-19 belasıyla mücadele eden İtalyan hükümeti de böyle bir günde bakın neyle uğraşmaya karar vermiş.

Michelangelo’nun ünlü Davut heykelinin bire bir ölçüde 3D replikası yapılacakmış.

Bence buraya kadar pek ilginç hiçbir bir şey yok.

Davut heykelinin bugüne kadar yüzlerce replikası yapıldı.

Las Vegas’ta Caesars Palace Oteli’nde bile bire bir replikası var.

Yazının Devamını Oku

Bu masadaki tabaklarda sarma ve sigara böreği var ama iki meyve eksik

Son zamanların en renkli ve ilginç dış politika yazısını dün Hürriyet’te Sedat Ergin’in köşesinde okudum.


Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Pompeo’nun Yunanistan’a yaptığı resmi ziyaretin perde arkasını çok güzel anlattı.

Böyle bir yazının çalıştığım Hürriyet gazetesinde çıkmasından dolayı da gurur duydum.

*

Yazı büyük ölçüde bu fotoğrafta gördüğünüz Girit’in Hanya bölgesinde çekilmiş fotoğraf üzerine kurulu.

Yer Yunanistan Başbakanı Miçotakis’in baba evi.

Sedat mönüde neler var onu bile yazmış.

Çok tanıdık bir mönü.

Yazının Devamını Oku

Fenerbahçe'nin takipçisi neden 3.4 milyon daha az

Kulüplerin sosyal medya hesaplarının rakamlarına girdim. Girdim ve bir Fenerbahçeli olarak beni çok şaşırtan bir durumla karşılaştım.

Instagram’da Fenerbahçe’nin, Galatasaray’dan 3.4 milyon daha az takipçisi var.

Eğer “takipçi” sayısı “taraftar” sayısını yansıtıyorsa yıllardır “Türkiye’de en çok taraftarı olan kulüp Fenerbahçe’dir” inancım yerle bir olacak demektir.

Ancak iki kulübün takipçi profillerini ve davranışlarını çok dikkatle izlediğimde tuhaf bir durumla karşılaştım.

Sekiz yaşımdan beri iyi bir Fenerbahçeliyim ama önyargılı bir Fenerbahçeli olmamaya çalıştım.

O nedenle kulüplerin takipçi profillerini ve davranış biçimlerini vereceğim, yorumu sosyal medya analizcilerine bırakacağım.

GALATASARAY

Yazının Devamını Oku

O kadın sadece bu karede gördüğümüz kadın değil

Show TV Ana Haber sunucusu Ece Üner, Azeri-Ermeni savaşında Türkiye’yi suçlayan bir demeç veren Kim Kardashian için şöyle bir cümle kullandı:

“Kim Kardashian’ın kameralara göstermeye alışık olduğu büyük bir kaynağı var, yine aynı kaynağı mı referans aldı acaba...”

Deniz Çakır da ana haber bülteni sunan bir insan için bu ifadenin güzel olmadığını söyleyip üslubunu eleştirdi.

*

Aslında iki kadın tartışıyor ve konu “cinsiyetçilik”.

Pek araya girmem böyle konularda ama burada ince bir nokta var.

Onu Ece Üner’le paylaşmak isterim.

Evet

Yazının Devamını Oku

Bugün savaş olan o bölgede 3 yılda 4 büyük olay gördüm

Komünizm duvarlarının yıkılmasından bir yıl öncesi ile 3 yıl sonrası arasında, yani 1988 ile 92 arasında Kafkasya’da 4 olayın tanığı oldum.

Hürriyet’in hem Ankara hem de Moskova temsilcisiydim.

*

Birinci olay: Sovyetler Birliği döneminde 26 Ermeni’nin öldürülmesinden sonra bütün dünyaya kapatılan Sumgait şehrine girmesine izin verilen ilk iki gazeteci rahmetli Mehmet Ali Birand ve bendim...

Sumgait olayları hâlâ karanlıktır.

*

İkinci olayı 1989’da yaşadım. Yanımda Sovyet Dışişleri Bakanlığı’ndan bir yetkili ile birlikte Bakü’deydim.

Orada Azeri Yazarlar Birliği’nin düzenlediği bir basın toplantısındaydım.

Bir ara gözüm yan tarafta sessizce izleyen zayıf sakallı bir adama takıldı.

Yazının Devamını Oku

Müzikte müzayede tarihinin rekoru işte burada kırıldı

Baştan uyarayım.

Siz de “Memleketin bunca meselesi varken sen nelerle uğraşıyorsun lobisi”ndenseniz bu yazıyı atlayın.

Çünkü bugünkü konum, 1970’ler ve sonrasının en efsane rock gruplarından birinin gitarları olacak.



*

İlgilenenler okumuştur. Geçen yıl yine bir pazar günü Pink Floyd grubunun gitaristi

Yazının Devamını Oku

Türkiye'nin en gizli kapaklı ve en açık magazincileri kimlerdir

Pandemi sırasında magazinin önemini bir kere daha anladım. Setler, sahneler, kulüpler kapanınca magazin de en büyük kaynağını yitirdi. Zaten grileşmiş hayatımızın rengi iyice kaçtı. Eve kapandığım günlerde magazinin önemini daha da iyi anladım. Oturup küçük ve şahsi bir “Magazin ansiklopedisi” yaptım. İşte magazinde Türkiye’nin enleri...

MAGAZİN ÂLEMİNİN KURUCU BABALARI

En renkli ve en eski siyasi magazinci: Müşerref Hekimoğlu... 1970’lerde Ankara yıllarımın en renkli ve güzel gazetecisiydi. Cumhuriyet gazetesinde ve ANKA Ajansı’ndaki yazılarının hastasıydım.

En korkulan magazinci: Hiç kuşkusuz rahmetli Çetin Emeç ve başında olduğu Hafta Sonu gazetesi... Magazin haberi ile bakan deviren gazeteci olarak tarihe geçti.

Magazine en sınıf atlattıran fahri magazinci: Banko Hıncal Uluç. Sanat, edebiyat, kültür ve daha birçok alanı magazin coğrafyasına o soktu.

En edebi magazinci: Selim İleri. 70’li ve 80’li yıllarda hazırladığı kültür sanat sayfalarında edebiyat, sinema ve sanat dünyasının ünlü simalarının evlerini ve dedikodularını öyle harika bir tarzla anlatırdı ki, benim magazinci olmamda çok etkisi oldu.

Cihangir fısıltı magazininin en derin babası: Sabiha Deren ve Yeni Sabah gazetesindeki köşesi “Fısıltı”... Hiç şüphesiz bugün “Düzeyli magazin” denilen Cihangir magazinciliğinin kurucu babası o. Gerçek adı da Hakkı Devrim.

Babıâli’nin en yazmayan magazincisi: Ergil Tezerdi.

Yazının Devamını Oku

Bana ve Beatles'a siyah dik yaka kazak giydiren kadın

İzmirli bir delikanlı olarak bana “varoluşçuluğun siyah dik yaka kazağını” giydiren kadındı o...

Sadece bana değil, 1963 yılında Beatles’a da siyah dik yaka kazağı giydirip “With The Beatles” kapağına bu kazaklarla poz verdiren kadın yine oydu...

Adı Juliette Greco’ydu...

Fransa’da Saint Germain semtinin egzistansiyalizmin başkenti olduğu yıllarda, o sol entelektüel mahallenin kraliçesiydi...

Onun ilk fotoğraflarını, İzmir Namık Kemal Lisesi bahçesinde, Varlık Yayınları’ndan Sartre, Camus ve Gide’i okurken görmüştüm.

Ben, egzistansiyalizmin ne olduğunu öğrenmeden önce egzistansiyalist olan bir neslin çocuğuyum...

*

Beatles

Yazının Devamını Oku