“Tarsus Yeryüzü Pazarı” kutlu olsun

Bu hafta Slow Food’un uluslararası basın temsilcisi Paola Nano’dan bir e-posta geldi ve beni 40 sene öncesine götürdü. Tarsus’la ilgili harika bir haberi duyuran bu postayı okurken kendimi Adana’da geçen yaz tatilimde buldum.

Station arabaların vagonuna çocukların bindirilmesinde sakınca görülmeyen yıllardı.
Fazlaca meşgul olan dayım tüm kuzenleri arabanın bagajına doldururdu ve yola düşerdik.
Benim en sevdiğim rotalardan biri Yılan Kalesi’ydi.
Kilikya Ermeni Krallığı’ndan kalma tepede esrarengiz bir kale...
Pamuk tarlalarının içinden geçilerek varılırdı ama kalenin etrafında ot bile yoktu.
O beyaz tarlalar ve kalenin etrafının çoraklığının oluşturduğu tezat hâlâ aklımda.
Western filmi meraklısı küçük bir kız çocuğu olarak bu kalede bir aşağı bir yukarı dolaşmayı, koşturmayı çok severdim.
İçimdeki kovboy mutlu olurdu.
Kale yakınlarında bir de ‘sıkmacı’ vardı.
Sıkma, Adana’ya özgü saç ekmeği. İçine soğan, peynir koyularak yapılan harika bir hamur işidir.
Bulgur çuvalının dibinde biriken bulgur tozuyla yapıldığında adı setikli olur.
Kalede koşturduktan sonra sıkma yemek zevklerin en büyüğüydü.
Sıkmacıda ayran ya da çilek suyu içilirdi.
Ayranı da yoğunluğuyla, tadıyla bambaşkaydı.
Ben ayran ve çilek suyu arasında seçim yapamadığımdan ikisini birden isterdim.
O çileğin nazenin kokusunu hatırlayabiliyorum.
Tarsus’un köyleri, Erdek, Silifke sahilleri... Çukurovalı çocukluğum film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden.
Hafıza, tat duygusuna o kadar bağlı ki, neredeyse teker teker yediğim her bici, her karsanbaç, kebap, tantuni gözlerimin önünde geçit yaptı.
Son 20 yıldır Adana-Silifke arasını sadece bir iki kez arşınladım ama sahille ilişkisi koca apartmanlarla kesilmiş, yerinden sökülmüş sahil şeridini tekrar görmek istiyor muyum emin değilim. Yine de Tarsus’a mutlaka zaman ayırılacak diye bir çentik attım defterime.
Neden mi?
Tarsus’un Kubat Paşa Medresesi önünde 18 Ekim’den başlayarak ayda iki kez Yeryüzü Pazarı kurulacak.
Her ayın ikinci ve dördüncü pazarı.
Mersin Slow Food’un başkanı Yasmina Şelfun Lokmanoğlu ile pandemi günlerinde Zoom üzerinden konuşmuştuk.
Pazarın müjdesini vermişti ve katılacak zeytinyağı üreticileriyle ilgili aradıkları kriterlerden bahsetmişti.
Yerel üreticilerin Slow Food ağı aracılığıyla tüm dünyaya ulaşmaları azımsanacak bir şey değil.
Benimle birlikte Slow Food’un uluslararası medya ağı içindeki basın ve sektör uzmanlarına, ‘Lezzet Gemisi’ seçkisindeki tüm ürünler hakkında detaylı bilgiler, koruma altındaki yerel ürün ve lezzetlere dair değerli bir arşiv ulaştı.
Gerçekten kıymetli bir iletişim başarısı.
Küçücük üreticileri Slow Food ve benzeri ağlarla dünyayla buluşturan herkesin, Yasmin hanım ve ekibinin emeğine sağlık.
Tarsus Yeryüzü Pazarı’nda şimdilik 60 üretici olacak.
Pazardaki ürünler arasında Tort peynirini görmek heyecan verici.
Sıkma yapımında da kullanılan bu peynirin artık yapılmadığını düşünüyordum, yapılıyormuş.
Türkiye peynirciliğinin en ilkel, en sofistike hallerinden biri olan bu peyniri tatmak için bile gidilir o pazara.
Doğal turunç ekşisi, yörük tatlısı Bozyazı Kavut’u, Patkara üzümleri, bölgenin mis gibi narenciyesi ve narenciye ürünleri, atalık buğdaydan unlar, bal, nar, turşu, tarhana... Yok yok pazarda.
Pazarın baş kahramanlarından biri de elbette bölgeye özgü Sarı Ulak zeytini.
1000 yaşındaki tescilli Sarı Ulak zeytin ağacı bölgede bu zeytinin binyıldan fazladır var olduğunun ayakta duran kanıtı.
Arkeolojik kazılar bölgede 1300 yıldır zeytinyağı üretildiğine işaret ediyor.
Daha eskisi bulunana kadar elimizdeki tarih bu ama öncesi de mutlaka var.
Toros’un eteklerine dizilmiş bu ağaçların çoğu yüzyıllık.
Bölgede geleceğine sahip çıkan az sayıda üretici tarafından korunuyorlar.
Tarsus ve civarı da daha kolay ürün veren Gemlik zeytinlerine rağbet etse de tren kaçırılmamış.
Sarı Ulak, iki sene önce coğrafi tescil işareti aldı.
Sahip çıkılan, zeytinyağı severin desteğiyle dallanacak budaklanacak.
Pazarda gördüğüm kadarıyla Zeynep Deniz Boltaç “Boltaç Zeytinyağı”, Orhan Dalaman, Meri Fırsatbul, Gözde Bucak, Duygu Özkan “Ümitler Zeytincilik”, Ümmü Gümüş Sarı Ulak zeytinlerini hem sofralık hem de zeytinyağı olarak satışa sunuyor.
Herkes için zor, maliyetlerin her zamankinden daha yüksek olduğu bir yıldı.
Bir yandan hasada devam edip bir yandan pazarda yerini alan zeytinyağı üreticisi ekstra alkışı hak ediyor.
Tarsus Yeryüzü Pazarı’nın yolu açık olsun.
Topraklarına, tohumlarına, lezzetlerine sahip çıkan Tarsuslulara teşekkürler.
İlk fırsatta, gelip her şeyi tatmayı hayal ediyorum.

Yaşlanmasını önlemek için bakım nasıl yapılmalı?

Ellerde önce yağ azalıyor. Genetik olarak bazı kişilerin damarları belirgin olsa da zamanla el sırtındaki damarlar belirginleşir. El cildindeki yağların azalması ile el kurur, cilt kırışır ve yaşlanma başlar. Dışarıdan nemlendirmek, sağlıklı gıdalarla beslenmek önemli olsa da belli bir süre sonra yetmediği görülür. O yüzden de eldeki boşlukların ele özel dolgu maddesi ile geçici olarak doldurulması gerekir. Bazen de dolgu maddesi yerine daha kalıcı sonuçlar elde etmek için ele yağ enjeksiyonu hatta el cildinin kalitesini arttırmak için kök hücre uygulamaları da yapılabilir. El cildinin sıkılığını sağlamak için radyofrekans uygulamaları çok etkilidir. Radyofrekans uygulamalarını zaman zaman tekrarlamakla birlikte mutlaka yılda bir kür yapmak gereklidir. Mezoterapi hem cilt kırışıklıklarını açmak hem de el cildini besler.
Ayrıca elde oluşan güneş lekelerini silmek için lazer tedavisi çok önemli bir uygulamadır. Pigmentlerin açılmasını ve vücuttan atılmasını sağlayan bu işlem ortalama ayda bir 2-3 kez yapılır ve sonrasındaki devam tedavileri q switch lazerle devam eder. Günümüzde el vitaminleri, el dolguları, ele yapılan yağ enjeksiyonları, radyofrekans ve lazer tedavileri belirli aralıklarla tekrarlanmalı ve bu tedavilerden sonra mutlaka daha dikkatli olunmalıdır.

 

 

 

Haber Yorumlarını Göster
Haber Yorumlarını Gizle
X

Boğaziçi Üniversitesi’ndeki 4 saatlik kimya dersi

Geçtiğimiz yılın son haftası Sabancı ve Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyelerinden Zeynep Delen Nircan’ın Boğaziçi Üniversitesi’nde kimyayı öğrencilerine zeytin üzerinden anlattığı harika bir derse konuk oldum.

Birkaç gün sonra da Boğaziçi Üniversitesi Gastronomi Kulübü öğrencilerinin düzenlediği zeytinyağı panelinde Zeynep Hoca ve Aylin Yazıcıoğlu’yla birlikte zeytinyağını tartıştık, soruları cevapladık.

Kulüp olarak aslında sadece eğitimi devam eden Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerini etkinliklerine dahil olabiliyor. Mezunlar bile katılamıyor.

Ancak konu zeytinyağı olunca, herkese açık yapmaya karar verdiler, harika bir katılımla neredeyse üç saat zeytinyağı konuştuk.

Zeynep Delen Nircan’ın “Zeytinlikten Sofraya”, iki değerli akademisyen Richard Blatchly ve Patricia O’Hara ile kaleme aldığı çok değerli bir kitap.

Nircan, Boğaziçi’ndeki Zeytinin Kimyası dersine konuk olarak davet ettiğinde, üstelik de dersin dört saat olduğunu söylediğinde şaşırdığımı itiraf etmeliyim.

Bir tarafta konunun en kıymetli akademisyenlerinden biri, diğer tarafta ışıl ışıl, gencecik zihinler...

Neyse ki ders kimya olsa da benim kimya anlatmam gerekmiyordu.

Zeynep Hoca “Çocuklara ilham vermek yeterli” dediğinde rahat nefes aldım.

Yazının Devamını Oku

Bir zeytin bir insan

Bazen bir kişi yetebiliyor. Biri çıkıyor, bir bölgenin, bir toplumun, dünyanın gidişatı değişiyor. Tarih örnekleriyle dolu.

Noel öncesi AB’nin, Malatya’nın kayısısını, Antep’in fıstığını, Aydın’ın kestanesini ve Aydın’ın incirinden sonra Milas’ın zeytinyağını da coğrafi işaret olarak AB nezdinde tescillediği haberini aldığımda aklıma ilk gelen Ali Osman Menteşe oldu.
Ali Osman Menteşe, Türkiye’nin ilk butik zeytinyağlarından diyebileceğimiz Milaslı Menteşe Som’un üreticisi.
Damadı Altuğ Kozikoğlu ile normal bir mutfak büyüklüğünde, mini tesiste, mis gibi zeytinyağları üretiyorlar.
Milas’ta tarihi koruma altında, temelleri Murad Dede ile Parisli Suzan Nine’nin büyük aşkı üzerine atılmış taş ev, Menteşe Som’un ruhu.
Paris’te bir dans sırasında tanışıp aşık olduğu, peşinden Milas’a kadar gittiği Murad Bey, Suzan Hanım için, Avrupa mimarisini hatırlatacak bir ev yaptırır topraklarında.
Dede ve nineden güzel bir aşk ve tutku, toprağına bağlılık hikayesi alan Osman Menteşe, bölgeye özgü Memecik cinsi zeytine ilk inanan kişilerden...
Ucundaki çıkıntısıyla memeye benzediğinden bu ismi alan, neşeli yeşili, çilleriyle cıvıl cıvıl bir zeytin Memecik.

Yazının Devamını Oku

Ardıç Kuşu ve giden bir yıl

Yılın son yazısı bu.

Sabah oldu ama gökyüzü hâlâ karanlık. Bahçede birkaç kuş sohbet ediyor.

Çok hararetli bir tartışma var aralarında. Kuşların şakımaları hep aşkla, şiirle, tutkuyla özdeşleştirilir.

Muhtemelen gel bak burada tombul solucanlar var diyorlar birbirlerine.

Arada sırada susuyorlar, sustuklarında öyle bir sessizlik oluyor ki asıl bu sessizlik şarkılarını güzel kılan.

Yılın son günleri, kuşların şarkıları İngiliz ozan Thomas Hardy’nin “The Darkling Thrush” (Karanlıktaki Ardıç Kuşu) şiirini getirdi aklıma.

Karanlığı kadar güzel bir şiir.

Şair, karanlık içindeki ardıç kuşunun neden bu kadar neşeli şakıdığına anlam veremez.

Hardy “Onun farkında olup, benim bilmediğim bir ümit var” diyerek bitirir şiirini.

Yazının Devamını Oku

Pandemide tadım

Gambero Rosso yayın grubu, İtalya’nın Zeytinyağları Rehberi’nin bu sene de yapılmasına karar verdi ve geçtiğimiz pazartesi tadımlara başladık.

Binaya her girdiğimizde Covid-19 negatif olduğumuza dair bir belge imzalamamız gerekiyor.
Her gün tekrarlanan bir işlem.
Ateşimiz ölçülüyor. Kendi maskemizi attırıp yeni maske veriyorlar.
Ellerimizi de dezenfekte ediyoruz. Tabii ki eski tadım sisteminden çok farklı bir şekilde.
Yıllardır kocaman bir masanın etrafına dizilir birlikte tadardık.
Çok yorularak ama hep güle oynaya yapardık tadımlarımızı.
Bu sene herkes ayrı masalarda.

Yazının Devamını Oku

Suzan Hanım’a cevaplar

23-27 Kasım tarihleri arasında Dünya İtalyan Mutfağı Haftası kutlandı.

İtalyan Konsolosluğu’nun ev sahipliği yaptığı etkinlik, bu yıl online gerçekleştirildi.

Cludio Chinali’den Igles Corelli’ye pek çok ünlü İtalyan şef, online seminerle İtalyan mutfağını anlattı.

Etkinlik çerçevesinde, İtalyan zeytinyağları ve yemek zeytinyağı eşleşmesini anlattım.

Çok soru az zaman vardı.

Katılımcılara, Instagram ve mail aracılığıyla sorularını cevaplayacağımı söylemiştim.

Kendini “Mutfağa meraklı bir ev hanımıyım. Sağlıklı beslenmek bu zamanda çok önemli. Ancak zeytinyağı hakkında basitçe ne ürün seçmem gerektiğini bilmiyorum” diye tanımlayan Suzan Selya Ciprut’un e-mail’ini ve yanıtlarımı buraya taşımak istedim.

◊ Markette tüm markalardan genelde iki tip zeytinyağı satılıyor, biri sızma diğeri rafine. Ben sızma alıyorum. Bu doğru mu, rafine zeytinyağı nedir?

Tarih boyunca zeytinyağları kalitelerine göre farklı şekilde sınıflandırıldı. Bugünkü kullandığımız şekliyle sızma zeytinyağı ilk kez bundan 60 yıl önce İtalya’da bir pazarlama kategorisi olarak yasal düzenlemeye tabi tutuldu ve bu şekilde tanımlandı. AB 80’li yıllarda sızma zeytinyağını bir standarda oturttu. Hâlâ geçerli olan AB tanımına göre zeytinden mekanik işlemlerle, yani kimyasal işlemlere tabi tutulmadan sadece sıkım yoluyla elde edilmiş, bu işlem sırasında ortalama ısısı 27 dereceyi geçmemiş, serbest asit düzeyi 0,8’i geçmeyen yağlar, sızma zeytinyağı olarak pazarlanabilir.

Yazının Devamını Oku

Pastırma molası

Türkiye’den getirdiğim zeytinyağlarını tatmaya, notlar almaya devam ediyorum.

Bu hafta Düet, Gıda Ormanı ve Gargarus’u tattım.
Hepsi de hikayeleri anlatılmaya değer, leziz zeytinyağları.
Düet’in Memecik’i bu senenin en başarılılarından.
Bu hafta bunları anlatacaktım ama bir pastırma molası alıyorum.
Beni azıcık tanıyan herkes kasabım Roberto Liberati’yi bilir. Roberto bir mimar. Kasaplık baba mesleği. Büyük baş hayvancılık da dede mesleği.
Önce babasının Cinecitta yakınlarındaki kasabının bir köşesinde kendi seçtiği ürünleri satarak başlıyor.
Roberto Liberati, sadece Roma gastronomi sahnesinin değil tüm İtalyan gastronomisinin önde gelen isimlerinden.

Yazının Devamını Oku

Galen’in diyarı Bergama

Romalı filozof imparator Marcus Aurelius “Dalına müteşekkir bir zeytin gibi düş” der.

Hayatın ne olduğuna dair kurulmuş en şatafatsız ve direkt cümlelerden birinin bir imparator ağzından çıkması hep şaşırtmıştır beni.

Öyle bir imparator ki doktoru Bergamalı Galenos.

Sadece bedeni değil, ruhunu da tıbbın parçası yapmış filozof, modern tıbbın kurucularından.

Dönemin en önemli sağlık merkezi Bergama’nın Asklepion sağlık merkezinde tıp eğitimi alıyor.

Reçetelerinin çoğunda, “büyülü” olarak nitelendirdiği zeytinyağını kullanıyor.

Galen’e göre zeytinyağı kendi başına bir şifa kaynağı olmakla kalmıyor aynı zamanda inanılmaz bir birleştirici, taşıyıcı.

İçine katılan tüm malzemelerin şifalı etkilerini ortaya çıkarmakta zeytinyağı gibisi yok.

Araştırmalar Galen’in haklılığını kanıtlıyor. Tam da bu nedenle yemeklerimizi zeytinyağıyla pişirelim.

Yazının Devamını Oku

Hakiki gıda hakkımız

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nden Doç. Dr Mücahit Taha Özkaya’yı Türkiye’de zeytinle ilgilenip de tanımayan yoktur. Tanımayanlar için özetlemek gerekirse Mücahit Hoca, yerel zeytinlerin korunup tescillenmesi, zeytinyağı üretim şartlarının iyileştirilmesi için mücadele veren bir isim.

Mücahit Hoca’yla e-mail aracılığıyla “sohbet” etme imkanımız oldu.
Dünya zeytin ve zeytinyağı tüketim alışkanlıklarıyla ilgili çok değerli bilgilerin olduğu belgeler paylaştı, yavaş yavaş tüm bu bilgileri zevkle aktaracağım. Bu değerli paylaşım için teşekkürler.
Hocanın paylaştığı belgelerden biri Türkiye zeytinciliği için bir yol haritası niteliği de taşıyor.
Bakanlıkları, farklı kurumları, üreticiyi buluşturup “Sağlık için Türk Zeytinyağı” sloganıyla yerli üreticiye yeni bir pazar oluşturmayı hedefliyor.
Hedef kitle, “ülkesinde zeytin yetişmeyen yüksek gelirliler, Kültüründe zeytinyağı olmayan ancak sağlık için 1 kaşık/gün zeytinyağı tüketecek olanlar, sağlıklı yaşam beklentisi ön planda olanlar”, hedef ülkeler ise Çin, Japonya, Kanada.
Mücahit Hoca bu hedefe “kusursuz, yüksek polifenollü, yarışmalarda ödül almış, küçük cam şişelerde zeytinyağlarıyla” ulaşabileceğinin, fiyat olarak da “en az 100 euro”nun hedeflenebileceğini belirtiyor.
Türkiye zeytinyağcılığı için uzun mesafeyi gören stratejiler geliştirilmesi çok değerli.

Yazının Devamını Oku

Kilis’ten harika haberler

Geçen sene Kilis, Adıyaman, Gaziantep illerinden sorumlu İpekyolu Kalkınma Ajansı bölge gastronomisini geliştirecek stratejiler konusunda bir çalışma yaptı.

Projenin amacı Kalkınma Ajansı’na doğru girişimlere destek vermelerini sağlayacak stratejiler için veri oluşturmaktı.
Kentsel strateji geliştirme uzmanı Faruk Göksu’nun bu projeye ön hazırlık için oluşturduğu yuvarlak masanın parçası olmak beni çok mutlu etti.
Bölge gastronomisinin zeytinyağını, iyi tarımı merkeze alması zarureti ve sokak satıcısından ev kadınına geleneksel bilgiyi akademik gastronomi eğitimiyle harmanlamak gerekliliği tartıştığımız başlıklardan birkaçıydı.
İki hafta önce Roma’dan İstanbul’a gelmeden önce, İpek Yolu Kalkınma Ajansı’ndan Burhan Akyılmaz’ı aradım.
“Bölgenizin zeytinyağlarını çok merak ediyorum. Bölgede erken hasat ürünlerden örnek gönderebilir misiniz” dedim.
Hızlıca organize oldular ve İstanbul’a gittiğimde Kilis’ten 6 farklı üreticinin yağı beni bekliyordu.
Floransa’da ticaret odasının düzenlediği resmi bir panelin parçası olduğumdan bahsetmiştim.

Yazının Devamını Oku

Tadım günü

Geçen hafta İstanbul’daydım.

Uçaklar yeniden iptal olabilir korkusuyla Roma’dan koşa koşa gelip gittiğime değdi.
Öncelikle herkese teşekkür etmek istiyorum.
Ulaşan zeytinyağlarının hepsini tattım.
Çok merak ettiğim Tarsus’un Sarı Ulak zeytinlerinin yağları benim Roma’ya döndüğüm gün ulaşmış.
Yağların Roma’ya gelmesi için farklı kollardan çalışıyoruz.
Çukurova’nın bu sene neler verdiğini tatmak için sabırsızlanıyorum.
Gelen zeytinyağların bir kısmını geçen çarşamba gazeteci ve yazar arkadaşlarım Ebru Erke, Aylin Öney Tan, Türkiye’nin sayılı duyusal analiz uzmanlarından Ayça Budak, iki muhteşem şef Aylin Yazıcıoğlu ve Maksut Aşkar’la tattık.

Yazının Devamını Oku

Gemiş olsun İzmir

Görüp de gözlerimize inanamadığımız film tekrarlanıyor.

Huzur içinde geçen bir yazdan sonra sonbahar iyi gelmedi. Ağustosun ikinci yarısından itibaren yükselmeye başlayan Covid-19 tablosu son birkaç haftada iyice ivme kazandı.
İtalya sokakta da maske takma zorunluluğu getirdi.
Sonra “Gece 12 ile sabah 5 arası sokağa çıkmak yok” dediler.
Sanki ülkece sabahlara kadar dışardaymışız, bir şey değişebilecekmiş gibi.
Sonunda akşam 6’dan sonra her yer kapalı kararına gelindi.
Geçen pazartesi oğlumu sabah okula bıraktıktan sonra kahve içmeye gittiğim kafe ıssızdı. Önce herhalde bugün biraz daha erken geldim dedim ama ilerleyen günlerde de öyle olunca insanların korkusu anladım...
İnsanlar, İtalya’nın vazgeçilmez ritüeli sabah espresso’sundan vazgeçmişti işte.

Yazının Devamını Oku

Pazar hesabı

Tüm Akdeniz hasat heyecanı içinde. Erken hasat zeytinler, zümrüt gibi zeytinyağına dönüşüyor.

Egeli üreticiler konuştuğum kadarıyla zor bir yıl geçiriyor.
Mayıs ayındaki sıcaklar zeytinin çiçeklerine zarar verdiği gibi bir de yoğun bir dolu yaşadılar.
Pandemi şartlarında da maliyetler yükseldi.
İşinin inceliklerini bilen üretici zor iklim şartlarında da iyi bir ürün çıkarmayı başaracaktır. Ancak rekoltede yaşadıkları düşüklük ve pandemi maliyetlerini şişelerine yansıtmamaları zor görünüyor.
Bu sene zeytinyağımız daha da pahalı olabilir.
Ama zeytinyağını soframızdan eksik edecek halimiz yok.
Bir şekilde pazar hesabını denkleştireceğiz.

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağı rehberlerine bakış

Zeytinyağı üreticilerini hasat ve Flos Olei heyecanı aynı günlerde yakaladı bu sene. Bu hafta İtalya’da hazırlanan ve Japonya’dan Avustralya’ya dünyada zeytinyağı üreten tüm ülkelerinin değerlendirildiği ‘Flos Olei Zeytinyağı Rehberi’, online olarak değerlendirmelerini açıkladı.

Flos Olei, İtalyan ziraat mühendisi, duyu analisti Marco Oreggia’nın 2009 yılından bu yana geliştirerek yayınlamaya devam ettiği, çok güvenilir bir rehber.
Güvenilir olduğunu rahatlıkla söylüyorum, çünkü Marco’yu tanıyorum ve bundan 5 yıl önce İspanya, İtalya, Slovenya zeytinyağlarının tadıldığı birkaç seansa konuk tadımcı olarak katıldım.
‘Konuk’ olmamın sebebi şu: Marco o kadar ilkelerine bağlı bir editör ki, Gambero Rosso ile tadım yaptığımdan, ikinci bir rehberde akredite jüri olmamın etik olmayacağını düşündü.
O sene sadece konuk olarak nasıl çalıştıklarını görmemi istedi.
Gambero Rosso ile Flos Olei’in çalışma tarzları farklı. Marco çok sayıda tadımcıyla çalışıyor. Sürekli devir daim halinde.
Tüm gün yapılan tadımlarda jüri başkanı olarak bulunuyor.
Gambero Rosso’nun final jürisi olarak biz sabit, daha küçük bir ekibiz.

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağı ve çikolata

Geçen sene Sapienza Üniversitesi’inde yapılan bir çalışma çikolata ve zeytinyağı tutkunu olarak yüreğime su serpti.

Profesör Francesco Violi’nin başkanlığında yürütülen araştırmanın esas konusu zeytinyağında bulunan dört polifenol ailesinden biri olan oleuropein üzerineydi.
Violi ve ekibi zeytinyağından alınan oleuropein katkısı ve zeytinyağı ile bir çikolata yapıyorlar.
Bir grup 2. tip diyabet hastasına bu özel çikolatadan yedirdiklerinde, kan şekeri değerleri normal kalıyor.
Violi ve ekibinin bu şekilde hazırladığı çikolatalar, diyabet hastalarına şeker duygusu verdiği için önemli bir çalışma olarak görülüyor.
Zeytinyağındaki polifenollerin glisemi dengesi konusunda vücuda yardımcı olduğunun da göstergesi.
En son İstanbul’a geldiğimde Podisi Çikolata’nın yaratıcısı, üreticisi Belgin Durusoy’la konuşurken bu araştırma geçti aklımdan.
Durusoy İzmir’de “bean to bar” denilen, tüm dünyada yükselişte olan doğal çikolata üretimi yapıyor.

Yazının Devamını Oku

Zeytinyağı hırsızları

Vittorio De Sica’nın yönettiği “Bisiklet Hırsızları”, İtalyan sinemasının en önemli, en güzel filmlerinden biri.

Yeni gerçekçilik akımın başyapıtlarından.
Roma’da geçen hikayede tek çocuklu aile babası Antonio, belediyede reklam afişi yapıştırıcısı olarak iş bulur ancak işi alabilmesi için mutlaka bisikleti olması gerekir.
Açlığın sınırında yaşayan Antonio’nun bisikleti rehindedir. Karısının çeyizi olan çarşafları rehine bırakarak bisikletini kurtarır işe başlar ama bisikleti çalınır.
Bisikletin ölüm kalım meselesi olduğu bu dünyada Antonio ve oğlu Bruno bütün şehri didik didik ararlar.
Filmin sonu olmayan bir yerlerde hırsızı bulup kendilerinden de kötü durumda olduğunu görmeleri, her saniyesi ayrı duygu yüklü filmin en yüksek anlarından biri.
Çok sevdiğim bir filmdir, birkaç yılda bir izlemeye çalışırım.
Oğlum Lorenzo Deniz’e ileride birlikte izleyeceğimiz filmlerin hikayelerini anlatma alışkanlığım var.

Yazının Devamını Oku

Bugün okullu olduk

İstanbul’dan İtalya’ya döndükten sonra zorunlu ev izolasyonunda, yani karantinadayım.

Bugün sağlık ekipleri eve gelip covid testi yapacak.
Sonuç 48 saat içinde bildirilecek.
Negatifse serbest bir insanım.
Dışarı gidip gelebilen insanlarla bir evi paylaşarak karantinada olmak çok mantıklı gelmedi ilk başta.
Sonra amacın virüsü durdurmak değil yavaşlatıp kontrol altında tutmak olduğunu hatırlayarak sabırla kabullendim durumu.
Yaz boyunca İtalya iyi durumdaydı.
Bu tuhaf hal içinde olabildiğince normal bir yaz geçirdik.

Yazının Devamını Oku

İstanbul İstanbul

Geçen hafta birkaç günlüğüne İstanbul’daydım. Annemin Roma’ya gelmesinden cesaret alarak, oğlum Lorenzo Deniz’in anneanne elinden güzel şeyler yiyeceğinin iç rahatlığıyla bir günde karar verdim. Hem yıllık sağlık kontrollerimi yaptırdım hem de hasret giderdim. Roma dönüşü iki hafta karantinadayım, olsun...

Endokrinolojinin istediği testler insülin direncine işaret edince, kendimi diyetisyen doktora teslim ettim.
Bağırsak florası ve beyin ilişkisi üzerine uzmanlaşmış olması tercih nedenimdi.
Bakteri ve nöronların dansı benim de ilgilendiğim, çok etkileyici bir konu.
Bakalım neler öğreneceğim.
Kurtulmam gereken nur topu gibi 10 kilom var.
Kaslarım doktorun deyimiyle zeki ama çalışmayan çocuklar gibiler.
İyi haber metabolizmamın detoks düzeneği iyi durumda.

Yazının Devamını Oku

Sızma zeytinyağı tansiyona iyi geliyor

Sızma zeytinyağının mucizevi bir besin olduğunun son kanıtı Avusturalya’dan.

Zeytinin anavatanı Akdeniz’den çok uzaklarda, “zeytinyağında ben de varım” demeye başlayan Avusturalya’da La Trobe Üniversitesi tarafından yürütülen bir araştırma, sızma zeytinyağının sistolik tansiyon değerlerinin aşağı çekilmesine yardımcı olduğunu gösteriyor.
Avusturalya zeytin ve zeytinyağına büyük ilgi gösteren bir ülke.
İklimi de müsait olduğundan gelişen bir zeytinciliğe sahip.
Yıllık 21 bin ton zeytinyağı üretiyor.
Bu rakam iç tüketimin ancak yarısını karşılıyor.
Başta İtalya ve İspanya olmak üzere Yunanistan, Tunus ve Türkiye’den yıllık 37 bin ton zeytinyağı alıyor Avusturalya. Harika bir pazar.
Son 15 yılda zeytinyağı tüketim ivmesi sürekli yükseliş halinde.

Yazının Devamını Oku

Taklitlerinden sakınınız

Su uyur düşman uyumaz derler ya, bu hafta gazetede okuduğum bir haber bu sözü hatırlattı. Son altı aydır pandemi nedeniyle dünya çapında bir uyku halindeyiz. Kötü bir rüyadan uyanmayı bekliyoruz. Her şey biraz askıda. Tüm kararları son ana bırakmak zorunda kalıyoruz.

Toprakla uğraşan insanlar için durum biraz daha farklı. Doğa, virüs için karantina kararı almadı. Ağaçların, bitkilerin çiçek açmasında, koyunların ineklerin süt vermesinde yaş ya da saat sınırı yok. Doğal yaşam, hayatına olduğu gibi devam ediyor. Üretim de öyle.
Burada uyumayan düşman ise gıda dolandırıcılığıyla mücadele eden polis birimi. Elbette düşman değil hem doğru üreticinin, tüketicinin, aynı zamanda bir anlamda geleneğin koruyucusu.
İtalya şubat ayından itibaren çok zor bir dönem geçirdi. Özellikle de Kuzey İtalya. Büyük kayıplar verildi, hayat durdu. Okuduğum haberde gıda dolandırıcılığıyla mücadele eden polis biriminin 6 ayda 40 bin 795 kimyasal analiz ve duyusal tadım da içeren teftiş yaptığı yazıyordu. Bu teftiş; zeytinyağından şaraba, peynirden konserve gıdaya kadar tüm ürünleri kapsıyor.
Tarım Bakanlığı müsteşarlarından Giuseppe L’Abbate bu konuyla ilgili yaptığı açıklamada teftişlerin üçte birinin Kuzey İtalya’da gerçekleştiğinin tam olarak yüzde 17’sinin Lombardiya ve Veneto bölgelerinde yapıldığının altını çiziyor.
İtalyan tarım ürününü kalitesini korumak, kriz anında doğabilecek yolsuzlukları mahal vermemek için gerçek bir felaket ortamında ip elden bırakılmamış. Bu iki bölgede en çok kontrolü yapılan ürünler ise yılda 5 milyon kalıptan fazla üretilen, coğrafi işaretli Grana Padana peyniri ve İtalya’nın dışarı en çok sattığı, uygun fiyatıyla cazip, yine coğrafi işaretli Prosecco şarapları.
Bu haber beni çok düşündürdü, duygulandırdı da açıkçası. İtalyanların savaş ortamı gibi bir durumda dahi ürünlerine olan bağlılıkları, saygıları takdiri hak ediyor. Haberin devamı ise “rahat nefes aldık” şeklinde. Görünen o ki İtalyan üreticiler pandemi döneminde en azından 2019’da yaptıklarından daha fazla yolsuzluk yapmamışlar. Yolsuz, yine yolsuz ama kriz anı kimseyi yoldan çıkarmamış.
İtalya’nın gıda polisleri çok donanımlı, sıkı çalışan bir ekip. Yıllar önce Floransa’da zeytinyağı tadımı eğitimi alırken sınıfa tabancayla gelen iki kişiyi çok yadırgamıştım.

Yazının Devamını Oku